TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BETÜL ÇETİN VE DÖNDÜ KURŞUNOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2021/43163)
Karar Tarihi: 9/2/2023
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
Engin YILDIRIM
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Kenan YAŞAR
Raportör
Hasan HÜZMELİ
Başvurucular
1. Betül ÇETİN
2. Döndü KURŞUNOĞLU
Başvurucular Vekili
Av. Neslihan VAROL
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; düzenlenmek istenen bir etkinliğin kolluk görevlilerince engellenmesi ve başvurucular hakkında yakalama işlemi uygulanması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Olay tarihinde avukat ve avukat stajyeri olan başvurucular, toplantı yapan müvekkillerine hukuki yardım sağlama amacıyla toplanma alanı yakınlarında bulunduklarını, polisin katılımcılara yönelik haksız müdahalesini bertaraf etmek istemeleri üzerine haklarında hukuka aykırı olarak yakalama işlemi gerçekleştirildiğini ifade etmiştir. Ayrıca başvurucular, toplantıya katıldıklarının kabul edilmesi hâlinde dahi barışçıl nitelikteki toplantıya müdahalenin toplantı ve gösteri düzenleme hakkı ile ifade hürriyetini ihlal ettiğini belirtmiştir.
3. Ankara Valiliği (Valilik) 21/1/2018 tarihinde olağanüstü hâl döneminde kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla Zeytin Dalı Operasyonu süresince geçerli olacak şekilde, il genelinde tüm eylem ve etkinlikleri izne bağlamıştır.
4. Kolluk görevlilerince düzenlenen Olay ve Yakalama Tutanağına (Tutanak) göre; bir sosyal medya platformundan Ankara'nın 15 Temmuz Kızılay Millî İrade Meydanı'nda bulunan Güvenpark'ta "Şili'de yaşamları için mücadele eden kadınları selamlarken onların dansını Ankara'da yapıyoruz" ifadesiyle etkinliğin 12/12/2019 tarihinde yapılacağı duyurulmuştur. Valiliğin 21/1/2018 tarihli kararına aykırı olarak yapılması planlanan toplantıyı engellemek amacıyla kolluk güçleri toplanma alanında önceden tedbirler almıştır. Tamamı kadınlardan oluşan on beş kişilik grubun toplanma alanına gelmesi üzerine polis, grup içesinde bulunan iki kişiyle müzakere yapmıştır. Polis, idari makamdan gerekli izinler alınmadan etkinlik yapılmasına izin vermeyeceğini belirterek dağılmalarını aksi hâlde zor kullanacağını ihtar etmiştir. Anılan ihtara uyulmaması üzerine çevik kuvvet görevlileri fiziki güç kullanarak grubu dağıtmaya çalışmıştır. Kızılay'da bir alışveriş merkezi önünde tekrar toplanarak sayıları yaklaşık altmış kişiye ulaşan grup, "Polis, yargı, devlet, tek adam katil erkektir. İnadına isyan gelsin jop." sözlerini ritimli şekilde söyleyerek dans etmiştir. Kolluk görevlileri, aynı gerekçeyle toplantının kanuna aykırı olduğunu bu nedenle son verilmesi gerektiğini aksi hâlde müdahale edeceğini müteaddit şekilde ihtar etmiş ve bir süre beklemiştir. Grubun ihtara uymaması üzerine polis, fiziki kuvvet kullanarak grubu dağıtmaya çalışmıştır. Bir grup katılımcının dağılmamakta ısrar etmesi üzerine aralarında başvurucuların da bulunduğu on kişi hakkında yakalama işlemi gerçekleştirilmiştir. Yakalama işlemi akabinde sağlık raporu alınan şahıslar hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca idari para cezası verilmiş akabinde bu kişiler serbest bırakılmıştır. Başvurucular hakkında ceza soruşturmasına esas işlem yapılıp yapılmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılamamıştır. Bununla birlikte bu etkinliğe katılan yirmi altı kişi hakkında, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılarak ihtara rağmen dağılmama suçundan, suçun kanuni unsurlarının oluşmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
5. Başvurucuların toplantıya katılımı nedeniyle haklarında düzenlenen idari para cezaları, itiraz üzerine sulh ceza hakimliklerince iptal edilmiştir. Hukuki yardım için toplanma alanında bulunduklarını belirten başvurucular; eyleme katıldıkları kabul edilse dahi bu durum polisin müdahalesini hukuka uygun hâle getirmeyeceğini, ifade hürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular, kadına karşı şiddeti protesto etmek için bir araya gelen kadınlara ve hukuki destek için ilgili yerde bulundukları için kendilerine yönelik müdahale ve yakalama işlemi nedeniyle kolluk görevlileri ve amirleri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur
6. Cumhuriyet savcılığı, olayla ilgili Ankara İl Emniyet Müdürlüğünden gelen yazıyı esas alarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararda, kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisini aşmadıkları ve isnat edilen suçu işlediklerine dair yeterli delil bulunmadığı değerlendirilmiştir. Başvurucuların anılan karara yaptığı itirazı Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği 27/5/2021 tarihinde kesin olarak reddetmiştir.
7. Başvurucular nihai kararı 8/6/2021 tarihinde öğrenmiş, 7/7/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
1. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
9. Başvurucular, kolluk görevlilerince hukuka aykırı şekilde yakalama işlemi yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; başvurucuların idari işlem sonrasında Anayasa Mahkemesine başvurmadığını ayrıca 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesine göre tazminat talebinde bulunabilme imkânı olmasına karşın bu yolu tüketmeden bireysel başvuruda bulunulduğu belirtilerek başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşıp bağdaşmayacağının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanında tazminat davasının tüketilmesi gereken bir yol olmadığını ileri sürmüştür.
10. Başvuru, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmiştir.
11. Anayasa Mahkemesi Ahmet Kürşad Özsoy ve diğerleri (B. No: 2013/5387, 15/6/2016) kararında; müvekkillerinin gerçekleştirdiği toplantıya hukuka aykırı müdahale edildiği iddiasıyla adliye önünde bekleyen avukatlara yapılan müdahaleyi incelemiştir. Anılan olayda başvurucular, Cumhuriyet savcısının kendileriyle görüşmemesine tepki olarak ve bu görüşmeyi gerçekleştirme için adliye önünde beklerken, kolluk güçlerince hukuka aykırı olarak yakalandıklarını ve dolayısıyla özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını ileri sürmüştür. Kanunda belirtilen koşullar dışında yakalanan kişilerin 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine göre tazminat talebinde bulunabilme imkânı olduğunu ve söz konusu yolun başvurucuların maruz kaldığı hukuka aykırılıkların tespitini de sağladığını vurgulayan Anayasa Mahkemesi, başvurucuların bu hukuki yolu tüketmeden bireysel başvuruda bulundukları için kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğunu değerlendirmiştir (Ahmet Kürşad Özsoy ve diğerleri, §§ 32-40; başvuru yolunun ikincilliği için bkz. Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17)
12. Somut olayda da kanunda belirtilen koşullar dışında yakalandıklarına ilişkin iddiada bulunan başvurucuların hukuka aykırılıkların tespiti ve uğradıkları zararların tazmini için öngörülen hukuki yolu tüketmeden bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmış olup, yukarıda açıklanan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
13. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
14. Başvurucular, kadına karşı şiddeti protesto etmek için bir araya gelen müvekkillerine hukuki destek sağlamak için toplanma alanında bulunduklarını ve kolluk güçlerinin müvekkillerine yönelen hukuka aykırı müdahalelerini engellemeleri esnasında hukuka aykırı şekilde yakalanarak gözaltı aracına bindirildiklerini belirtmiştir. Mesleki faaliyetlerinin engellendiğini kaydeden başvurucular, toplantıya katıldıklarının kabul edilmesi hâlinde dahi etkinliğin barışçıl niteliğine vurgu yaparak somut müdahale nedeniyle ifade hürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; başvurucuların da içinde bulunduğu grubun kanuna aykırı gösteri yaptıkları ve dağılmaları yönünde çok defa yapılan ihtara rağmen gösteriye devam etmeleri nedeniyle müdahalede bulunulduğu gözetilerek müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formundaki hususları yinelemiştir.
15. Toplantıya katılmadıklarını belirten başvurucuların toplantıya katılıp katılmadıkları hususunda bir tereddüt bulunmakta ise de kamu görevlilerince düzenlenen Tutanak’ da, başvurucuların anılan etkinliğe katıldıkları ve ihtara rağmen dağılmamakta ısrar etmeleri nedeniyle müdahale edildiğinin belirtilmesi karşısında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden müdahalenin varlığı kabul edilmelidir. Bununla birlikte kanuna aykırı olduğu kabul edilen anılan toplantıda, bazı kişiler hakkında ihtara rağmen kendiliğinden dağılmamaları nedeniyle ceza soruşturması yapıldığı ve başvurucuların kendileri aleyhine beyanda bulunmama hakları bulunduğu da gözetilmelidir. Dolayısıyla bir toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik müdahalenin varlığının kabulü için başvurucuların kanuna aykırı kabul edilen toplantıya katıldıklarını kabul etmelerinin gerektiği beklenemez. Zira bu düşüncenin aksine suçlanabileceği eylemleri kabul etmemesi hâlinde toplantı hakkından da faydalanamayacağının kabul edilmesi, başvurucuları Anayasa'nın 34. maddesinin sağladığı güvenceden yoksun bırakacaktır.
16. Somut olayda müdahaleye dayanak olan Valiliğin toplantıları izne bağlama kararını; 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 11. maddesinin (m) bendi ve 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin (C) bendi ile 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca vermiştir. Ayrıca anılan izne bağlama kararının, "Zeytin Dalı operasyonu devam ettiği sürece" geçerli olacağının öngörüldüğü anlaşılmıştır.
17. Anayasa Mahkemesi yakın tarihte verdiği Eser Budak (B. No: 2019/5403, 31/3/2022) ile Onur Erden (B. No: 2019/5403, 31/3/2022) kararlarında; dayanak kanun maddelerine göre "Zeytin Dalı operasyonu devam ettiği sürece" geçerli olacağı öngörülen yasaklama kararı şeklindeki müdahalenin kanunilik şartını karşılayıp karşılamadığını değerlendirmiştir. Zikredilen kararlarda, 2935 sayılı Kanun ve burada öngörülen tedbirlerin yalnızca olağanüstü halin (OHAL) devam ettiği sürece devam edeceğini belirten Anayasa Mahkemesi, OHAL'in19/7/2018 tarihinde sona erdiğini vurgulayarak bu tarihten sonraki müdahaleler için 2935 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (m) bendinin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna varmıştır (Eser Budak, § 35; Onur Erden, § 38).
18. Öte yandan müdahaleye dayanak diğer yasal düzenlemeleri de inceleyen Anayasa Mahkemesi, etkinlikleri izne bağlamaya yönelik ilgili kararına dayanak olan 2911 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) bendinin de müdahalenin kanunilik şartlarını karşılamadığını kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında aşağıdaki gerekçeye dayanmıştır:
"38. Görüldüğü üzere kanun koyucu her iki Kanun yönünden de bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale edilebilmesi için belirli şartların sağlanmasını ve belirli sürelerle müdahale edilebileceğini düzenlemektedir. Söz konusu düzenlemelerle bir toplantı ve gösteri yürüyüşü ancak belirli sürelerle ertelenebilir yahut yasaklanabilir. Bu kapsamda Valiliğin söz konusu izne bağlama kararının kısıtlama süresinin on beş günle sınırlandığı 5442 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (C) bendi veya toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin ertelenebileceği sürenin bir ayla sınırlandırıldığı 2911 sayılı Kanun'un 17. maddesi uyarınca verildiğinin kabulü de mümkün görünmemektedir. Nitekim söz konusu iki Kanun hükmü uyarınca da 'Zeytin Dalı operasyonu devam ettiği sürece' şeklinde bir yasak süresi belirlenemeyeceği açıktır. Öte yandan 2911 sayılı Kanun müdahalenin belirli bir toplantıya yönelik olarak yapılabileceği düzenlemesini içermesine karşın Valiliğin ilgili kararında her türlü toplantının yasaklandığı görülmektedir. Böyle bir düzenlemenin de ilgili Kanun gereğince yapılamayacağı açıktır.
39. Şu hâlde Valiliğin 21/1/2018 tarihli kararında belirlenen 'Zeytin Dalı operasyonu devam ettiği sürece' şeklinde bir yasak süresinin kanuni olarak öngörülüp öngörülemeyeceğinden bağımsız olarak hâlihazırda anılan karara dayanak olabilecek başka bir kanun hükmünün de bulunmadığı anlaşılmıştır." (Eser Budak, §§ 38, 39 ; aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Onur Erden, §§ 41, 42)
19. Somut olayda da müdahale, OHAL süreci sona erdikten sonra 12/12/2019 tarihinde gerçekleştirilmiş olup bahsedilen kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvuruya konu toplantıya, Valiliğin 21/1/2018 tarihli kararına dayanılarak yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde açıkça emredilen kanunilik ölçütünü karşılamadığı değerlendirilmiştir.
20. Başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
22. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama ve ayrı ayrı 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
23. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin mahiyeti gereği ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte kararın bir örneğinin yeni ihlallerin önlenmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
24. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvuruculara manevi zararları karşılığında net 18.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin yeni ihlallerin önlenmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (S.2020/155173, K.2021/16931) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculara net 18.000 TL manevi tazminatın AYRI AYRI ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 487,60 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.387,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/2/2023tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.