|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
MURAT POLAT BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/44845)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 17/2/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Hüseyin ERAL
|
|
Başvurucu
|
:
|
Murat POLAT
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Hamdi MERSİN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde başvurucunun karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucunun soruşturma ve kovuşturma evrelerinde gerçekleştirilen işlemler nedeniyle başka temel haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri de bulunmaktadır.
2. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) il örgütlenmesine dâhil oldukları belirlenen 83 şüpheli hakkında silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, kişisel verilerin kaydedilmesi ve resmî belgede sahtecilik suçlarını işledikleri şüphesiyle 10/5/2015 tarihinde soruşturma başlatılmıştır.
3. Başvurucu, soruşturmanın başlatıldığı tarihte Kayseri İl Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktadır.
4. Etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüphelinin ifadeleri doğrultusunda başvurucu söz konusu soruşturmaya dâhil edilmiş ve 14/7/2017 tarihli ve 692 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (692 sayılı KHK) uyarınca kamu görevinden çıkarılmıştır.
5. Soruşturma kapsamında başvurucuyla ilgili yapılan araştırmalar neticesinde;
i. 5/9/2017 tarihli sorgu raporunda başvurucuya ait ByLock kullanıcı kaydının bulunmadığına,
ii. 6/9/2017 tarihli yazı cevabına göre başvurucu adına örgüte müzahir dernek ve sendika üyeliğinin bulunmadığına,
iii. Asya Katılım Bankası A.Ş.de (Bank Asya) 2008 yılında açılan başvurucuya ait bir hesabın olduğu ancak hesap hareketinin ise bulunmadığına,
iv. Başvurucunun ikametgâhında yapılan aramada bulunan cüzdanda C serisi 1 Amerikan doları ele geçirildiğine,
v. El konulan cep telefonuyla ilgili düzenlenen veri inceleme raporunda örgütsel haberleşmede kullanılan program ya da örgütsel bir veri belirlenmediğine,
vi. Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) kayıtlarına göre 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK) ile kapatılan Obruk Öğrenci Yurtları Eğitim Ltd. Şti. ünvanlı kurumda başvurucunun 5/10/2011 ile 30/9/2013 tarihleri arasında çalışma kaydının olduğuna,
vii. Başvurucunun kullanımında olan cep telefonuna ait 15/4/2009 ile 1/12/2014 tarihlerine ilişkin HTS kayıtları çerçevesinde düzenlenen analiz raporunda, başvurucunun haklarında benzer suçtan işlem yapılan ve örgüt içinde imam, eyalet imamı gibi farklı konumlarda bulundukları tespit edilen 35 şüpheliyle çok sayıda irtibatının ve görüştüğü şüphelilerin de ByLock kullanıcı kayıtlarının belirlendiğine,
viii. 1/11/2011 ve 10/12/2011 tarihlerinde haklarında örgüt üyeliği suçundan işlem yapılan çok sayıda şüpheliyle birlikte iki farklı otelde konaklama kaydının bulunduğuna dair bilgi ve belgeler tespit edilmiştir.
6. Başvurucu, terör örgütüne üye olma şüphesiyle 31/8/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Soruşturma aşamasında müdafi huzurunda ifadesi alınan başvurucu; 2011 yılında örgüte ait yurtta idareci olarak çalışmaya başladığını, 2013 yılı Mayıs ayında işi bırakarak Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (KPSS) çalışmaya başladığını, 2013 yılı sonunda polis meslek eğitim merkezine girdiğini ve 2014 yılında Kayseri Emniyet Müdürlüğüne atandığını beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca örgütle hiçbir bağlantısının olmadığını, yurtta çalıştığı dönemde diğer yurtların müdürleriyle tatil amacıyla aynı otelde konakladıklarını ve otelde konaklayan diğer kişileri ise tanımadığını, otelde sohbet yapılmadığını, HTS irtibatı bulunan kişilerle yurtla ilgili işler nedeniyle görüştüğünü belirtmiştir. Son olarak ikametgâhında ele geçirilen C serisi 1 Amerikan dolarını düğününde dedesinin taktığını beyan eden başvurucu, yurttan ayrıldıktan sonra örgütle irtibatını koparabilmek için telefon numarasını değiştirdiğini de ifade etmiştir. Başvurucu anılan suçtan 9/9/2016 tarihinde tutuklanmıştır.
7. Aynı soruşturma kapsamında;
i. Şüpheliler Y.U., A.Ç. ve F.D. başvurucunun örgüte ait Cihan isimli yurdun müdürü olduğunu,
ii. Şüpheli A.S. örgüt üyelerinin bağlılığının arttırılması amacıyla düzenlenen otel toplantısına başvurucunun da katıldığını, bu kampta eyalet imamlarının, büyük bölge imamının ve bölge muhasebecilerinin bulunduğunu,
iii. Şüpheli A.K., örgüt tarafından organize edilen ve otelde gerçekleşen seminerde başvurucuyu da gördüğünü,
iv. Şüpheli G.B., başvurucuyu örgüt içinde örgütün muhasebecisi olarak bildiğini ve örgütün düzenlediği toplantı için başvurucuyla aynı otelde konakladıklarını,
v. Şüpheli Y.Y., polislik mesleğine giriş sorularını sınavdan önce kendisine veren Selim kod isimli kişinin sınavı kazandıktan sonra kendilerini götürdüğü yurdun müdürünün başvurucu olduğunu alınan ifadelerinde beyan etmişlerdir.
8. Başsavcılık, başvurucunun -diğer 527 şüpheliyle birlikte- silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 16/6/2017 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede özetle başvurucunun ikametgâhında mahkeme kararına istinaden yapılan aramada C 07044331F seri numaralı 1 Amerikan doları ele geçirildiği, Y.U., A.Ç., F.D., A.S., A.K. ve G.B.nin başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakının bulunduğuna ilişkin beyanda bulundukları, SGK kayıtlarına göre başvurucunun örgütle irtibatının tespit edildiği, haklarında benzer suçtan işlem yapılan şüphelilerle birlikte otel konaklama kaydının olduğu, başvurucunun örgüt üyesi oldukları değerlendirilen ve ByLock kullanıcısı olan kişilerle HTS irtibatının bulunduğu belirtilerek atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.
9. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Konya 9. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkemece 21/6/2017 tarihinde duruşma hazırlığı işlemleri yapılmıştır.T ensip Tutanağı'nda -diğerlerinin yanı sıra- dosyada yargılanan sanıkların sayısının fazla olması nedeniyle sanıkların belli sayıdan oluşan gruplar hâlinde hazır edilerek savunmalarının alınmasına yönelik işlem yapılmasına, başvurucuya ait ByLock kullanıcı kayıtları ile Bank Asya hesap hareketlerinin araştırılmasına karar verilmiştir.
10. Yargılama elli altı celsede tamamlanmıştır. Otuzuncu celseye kadar devam eden duruşmada başvurucuyla birlikte yargılanan diğer sanıkların savunmaları alınmıştır. Diğer taraftan Bank Asya hesap hareketleri ve ByLock kayıtlarının araştırılmasına ve tanıkların dinlenmesine yönelik işlem yapılmıştır. Anılan celselerde başvurucuya ait ByLock kullanıcı kaydının bulunmadığı tespit edilmiş ve başvurucuya ait Bank Asya hesabıyla ilgili düzenlenen bilirkişi raporunda ise 2008 tarihinde açılan hesaba ait para hareketinin bulunmadığı bildirilmiştir.
11. Gerçekleştirilen celselerde başvurucunun birlikte yargılandığı sanıklardan Y.U., başvurucuyu örgüte ait yurdun sorumlu müdürü olarak tanıdığını, F.D. ise otel toplantısına küçük ve büyük bölge imamlarının katıldığını ve başvurucunun örgüt içinde yurt müdürü olarak görev yaptığını beyan etmiştir. Örgütün muhasebe işlerini yaptığını ifade eden A.Ç., başvurucunun FETÖ/PDY'ye ait yurdun müdürü olduğunu belirtmiştir. G.B., örgüte ait yurtlarda müdürlük yaptığını, Zaman gazetesi temsilciliği görevini yürüttüğünü, başvurucuyu örgütün muhasebecisi olarak bildiğini ve otelde birlikte konakladıklarını ifade etmiştir. Küçük bölge imamı olduğunu beyan eden A.K. ise 2012 yılında yapılan otel toplantısına Konya il yapılanmasının katıldığını ve bu toplantının örgütün ideolojisinin anlatılması amacıyla yapıldığını belirtmiştir.
12. Başvurucu savunmasını 12/12/2017 tarihli otuz birinci celsede yapmıştır. Başvurucu savunmasında özet olarak o dönem iş bulamadığı için örgüte ait yurtta çalıştığını, HTS irtibatının bulunduğu kişilerle iletişiminin de yurttaki müdürlük göreviyle ilgili olduğunu, konakladığı otele yurt müdürleriyle ilgili toplantı yapılacağı için gittiğini ancak daha sonra toplantının yurt müdürleri için yapılmadığını anladığını, evinde bulunan 1 Amerikan dolarını dedesinden kalan armağan olarak sakladığını ve yine aleyhinde beyanda bulunan G.B.yi yurt müdürü olarak tanıdığını ileri sürmüştür.
13. Kırk beşinci celsede sunulan esas hakkında mütalaada, Konya il yapılanmasında yer alan başvurucunun örgüte ait yurtta çalıştığı, otelde gerçekleştirilen örgütsel toplantıya katıldığı, ikamet aramasında örgütte simgesel değeri olan 1 Amerikan doları ele geçirildiği ve adına kayıtlı cep telefonu numarasının internette bulunan rehber uygulamasında sorgulandığında "Abi Murat" olarak kayıtlı olduğu belirtilerek üzerine atılı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Mahkeme celseyi mütalaaya karşı savunma hazırlanması amacıyla başvurucuya süre verdikten sonra ertelemiştir. Kırk altıncı celseden itibaren diğer sanıkların savunmaları alınmaya başlanmıştır. Başvurucu hazır bulunduğu 19/3/2018 tarihli kırk dokuzuncu celsede yazılı savunmasını sunmuş olup anılan celsede ayrıca 17/25 Aralık döneminden sonra örgütle irtibatının bulunmadığını belirterek önceki beyanlarıyla aynı doğrultuda savunmasını yapmıştır.
14. Elli beşinci celse öncesinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Garson kod isimli gizli tanıktan ele geçirilen mikro SD kart doğrultusunda başvurucuyla ilgili hazırlanan 22/3/2018 tarihli "Veri İnceleme Raporu" dosyaya gönderilmiştir. Raporun "Güncel Liste" kısmında başvurucuyla ilgili yer alan bilgiler şu şekildedir: "2015 Mart Alan: SC (17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılmasıyla ilgili bir kodlama olarak değerlendirilmiştir.), Alan: EA (FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan kişileri ifade ettiği), 2015 Mart Alan Dışı: SCC (17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmaya üçüncü derece yakın kişi), Zümre Başkanı: Bayram, Öğretmeni: Yunus Vekil adı: Oğuz"
15. 28/3/2018 tarihinde gerçekleştirilen elli beşinci celseye başvurucu ve müdafii katılmamıştır. Mahkeme duruşmada hazır bulunan diğer sanıkların kimlik tespitini yaptıktan sonra hazır bulunan sanıkların savunmalarının alınmasına geçmiştir. Duruşma Tutanağı'nda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dosyaya gönderilen Veri İnceleme Raporu'nun okunduğuna dair bilgiye yer verilmemiştir. Celse sonunda tüm sanıkların savunmaları tamamlanmış ve celse karar verilmesi amacıyla ertelenmiştir.
16. Başvurucu müdafiinin hazır bulunduğu 25/4/2018 tarihinde gerçekleşen elli altıncı celsede de 22/3/2018 tarihli raporun okunduğuna dair bilgiye yer verilmemiştir. Mahkemece anılan celsede başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sabit kabul edilerek örgüt üyeliği suçundan alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme alt sınırdan uzaklaşma gerekçesini başvurucunun örgüt içindeki konumu ve etkinliği olarak açıklamıştır. Kararda, dosya kapsamında mevcut deliller nedeniyle başvurucunun suçu inkâra yönelik savunmasına itibar edilmediğini de açıklamıştır. Gerekçeli kararın diğer kısmı şu şekildedir:
"...Sanık Murat Polat [başvurucu] ile ilgili olarak, sanık [Y.U.nun] 'Murat POLAT Fetullah GÜLEN cemaatine ait Cihan isimli yurdun müdürüdür', sanık[F.D.nin] 'FETÖ yapılanması içerisinde himmet, burs, kurban vb isimler altında para toplayan Muhasebeci olarak bildiğim fakat hangi bölgede görevli olduğunu bilmediğim şahıslar; [K.İ.], [Y.S.] ve [A.Ç.] isimli şahıslardır. Bunların haricinde FETÖ yapılanmasına bağlı Cihan yurdunda belletmen olarak çalışan[E.Ö.] yine aynı yurtta yönetim memuru olarak çalışan[S.E.], aynı yurdun yurt müdürü olan Murat POLAT…', sanık[A.Ç.nin] 'Murat POLAT isimli şahıs; FETÖ/PDY yapılanmasına bağlı Cihan öğrenci yurdunun müdürüydü', sanık [G.B.nin] 'MURAT POLAT isimli şahsı cemaatin muhasebeci olarak bilirim, …, Murat POLAT,[M.E.K.],[İ.B.], [D.S.], ve [R.K.] isimli şahıslar ile konaklama yaptığımız doğrudur, ismi geçen şahısların tamamın cemaat içinde çeşitli görevleri olan şahıslardır, bu şahısların görevlere hakkında yukarıda izahta bulunmuştum' şeklinde anlatımda bulundukları,
SGK kayıtlarından da sabit olduğu üzere sanığın Fetullahçı silahlı terör örgütü güdümündeki Obruk Öğrenci Yurtları A.Ş. ünvanlı kurumca SGK kaydının yapıldığı, bu şekilde örgüte müzahir kurumda çalıştığı,
Sanığın aynı suçtan hakkında işlem yapılan kişilerle yoğun telefon görüşmelerinin mevcut olduğu, örneğin küçük bölge imamı[Y.A.] ile 462, örgüte ait bir yurtta müdürlük yapan[Ü.K.] ile 368, büyük bölge imamı [H.A.] ile 304, küçük bölge ve taşra ilçe imamı[A.D.] ile 291, küçük bölge ve emniyet mahrem imamı[A.G.] ile 231, örgüte ait bir yurtta müdürlük yapan[R.K.] ile 187, küçük bölge imamı[M.T.] ile 150, eyalet imamı[S.G.] ile 148, büyük bölge ve emniyet mahrem imamı[D.E.] ile 116, küçük bölge imamı[M.D.] ile 107 kez vb. şekilde yoğun telefon görüşme trafiğinin olduğu, sanığın yoğun olarak görüştüğü bu kişilerin tamamının örgüt hiyerarşisi içinde eyalet ve bölge imamı ile yurt müdürlerinden oluştuğu,
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından üyelerinin motivasyonlarını artırmak amacıyla organize edilen otel toplantılarına iştirak ettiği, bu bağlamda dosyamız sanıkları [A.K.],[A.S.],[F.D.],[F.G.nin] sadece örgüt üyelerinin katıldığını ifade ettikleri 10/12/2011 tarihinde örgütün Konya yapılanmasında yer alan 120 örgüt üyesiyle [D.] Otel’de gerçekleştirilen organizasyona sanık Murat Polat’ın da dahil olduğu, ayrıca 01/11/2011 tarihinde örgütün Konya yapılanmasında yer alan 6 üyesiyle [Ö.], Termal’de gerçekleştirilen organizasyonda da yer aldığı,
Sanığın evinde yapılan aramada örgüt liderinin hediyesi olarak özel manaya sahip 1 adet C 07044331F seri numaralı ADB Dolarının ele geçirildiği,
Emniyet mahrem yapılanmasıyla ilgili sürdürülen soruşturmalarda ele geçirilen örgüt tarafından emniyet personeline yönelik hazırlanan fişleme bilgilerinde sanığın alanın 'EA', yani FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan kişi olarak fişlendiği, ayrıca derecesinin 'SC' ve 'SCC', yani 17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişi olarak tariflendiği, sanığın mahrem yapı içinde Zümre başkanının 'Bayram' kod isimli kişi olduğu, mahrem abisinin ise 'Yunus' kod isimli kişi olduğunun yine listede yazılı olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda ayrıntılarıyla izah edilen mevcut deliller ışığında, en son Kayseri il emniyet müdürlüğü kadrosunda polis memuru iken FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi sonrasında FETÖ/PDY üyeliği, mensubiyeti veya iltisaklı yahut irtibatlı olduğu gerekçesiyle 14.07.2017 tarih ve 30124 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 692 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan sanığın 2011 Ekim ayrından 2013 yılın Eylül ayına kadar örgüte müzahir Cihan Erkek Öğrenci Yurdunda müdür olarak görev aldığı, bu bağlamda sorumlu olduğu yurtta kalan öğrenciler arasından zeki, çalışkan, dürüst, dini bilgisi olan ve yapılanmaya itaat edebilecek olan öğrencileri belletmenler vasıtasıyla belirleyerek bu öğrencileri örgüte ait öğrenci (ışık) evlerine yönlendirdiği, yine yurttaki öğrencilere belirli günlerde sohbet toplantıları düzenlediği, bu sohbetlerde Said Nursi’ye ait Risale-i Nur, Kuranı Kerim ve Fethullah GÜLEN’ait kitapların okuyup Fethullah GÜLEN’e ait sohbet ve vaaz videolarını izlettiği, ayrıca dini sohbet kisvesi altında örgütün ve örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in propagandasının yapılması suretiyle himmet adı altında gelir temin edilen toplantılarına iştirak ettiği, bu tür örgütsel toplantıların yurtta yapılması için yer ve imkan sağladığı, örgütün otel organizasyonlarında yer aldığı, diğer örgüt üyeleriyle sıkı iletişim kurduğu, evinde anlamı olan 1 ABD Dolarının ele geçirildiği anlaşılmakla, sanığın aksi yöndeki savunmasına Mahkememizce itibar edilmeyerek FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olup bu örgüte üye olduğu, örgüt üyeleri ile organik bağ içerisinde bulunduğu, sanığın eylemlerinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimsediğini gösterir şekilde yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik arz ettiği, bu haliyle sanığın silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmiş[tir]."
17. Başvurucu; mahkûmiyet kararına karşı sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- fişleme niteliğindeki veri inceleme raporunun mahkeme huzurunda tartışılmadığını, HTS kayıtları ile SGK ve konaklama belgelerinin örgüt üyeliği suçunun işlendiğini ortaya koymada yetersiz olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun istinaf talebi Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesince (İstinaf Dairesi) 22/11/2019 tarihinde esastan reddedilmiştir.
18. Başvurucu; temyiz dilekçesinde -diğerlerinin yanı sıra- G.B.nin beyanlarının sorgulanmadığını, karar duruşmasından sonraki aşamada dosyaya gönderilen fişleme niteliğindeki veri inceleme raporunun mahkeme huzurunda tartışılmadığını ve hangi eylemlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirildiğinin kararda ortaya konulmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay 16. Ceza Dairesi istinaf talebinin esastan reddine ilişkin İstinaf Dairesi kararını ceza miktarında yapılan hesap hatasını düzeltmek suretiyle 30/6/2021 tarihinde onamıştır.
19. Başvurucu, nihai hükmü 16/9/2021 tarihinde öğrendikten sonra 11/10/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Komisyon tarafından başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
21. Başvurucu; aleyhine sunulan beyanların, ikamet aramasında ele geçirilen 1 Amerikan dolarının, otel konaklama ve HTS kayıtları ile huzurda tartışılmayan fişleme niteliğindeki bilgi ve belgelerin hangi gerekçelerle mahkûmiyet kararında aleyhe değerlendirildiğinin ve yine örgütsel talimata göre hareket ettiğine ilişkin kabulün hangi delillere dayandırıldığının gerekçeli kararda açıklanmadığını belirtmiştir.
22. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
23. Başvurucunun şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı bağlamında incelenmiştir.
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
25. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
26. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
27. Mahkemece başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararında; başvurucunun 2011-2013 yıllarında örgüte ait yurdun sorumlu müdürü ve örgütün muhasebecisi olarak görev yaptığına dair aynı dosyada yargılanan sanıkların beyanlarına, aynı döneme ait başvurucunun örgüte müzahir kurumda çalıştığına ilişkin SGK kayıtlarına, hakkında benzer suçtan işlem yapılan kişilerle yoğun şekilde görüşme yaptığını gösteren HTS kayıtlarına, örgüt mensuplarıyla birlikte 2011 yılında gerçekleştirdiği konaklamanın kayıtlarına, ikamet aramasında 1 Amerikan doları bulunmasına ve yine mahrem yapılanmayla ilgili düzenlenen veri inceleme raporuna dayanılmıştır (bkz. § 16).
28. Başvurucu, yargılamanın tüm aşamalarında sunmuş olduğu savunmasında; iş bulamadığı için örgüte müzahir öğrenci yurdunda çalışmak zorunda kaldığını, örgüt üyesi oldukları şüphesiyle yargılanan kişilerle tespit edilen HTS irtibatının yurtta çalışmasıyla ilgili olduğunu, ikamet aramasında ele geçirilen 1 Amerikan dolarının düğününde dedesi tarafından takıldığını ve yine yurt müdürleriyle ilgili toplantı olduğu için otelde konakladığını ileri sürmüştür (bkz. §§ 6, 12). Diğer taraftan Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen fişleme niteliğindeki belgenin Mahkeme huzurunda tartışılmadığını istinaf ve temyiz kanun yoluna başvuru dilekçelerinde belirtmiştir (bkz. §§ 17, 18).
29. Çeşitli telefon görüşmelerinin örgütsel bir niteliği olduğuna ve açılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olduğuna yönelik bir delil tespit edilemediği, iletişim içeriklerinin bulunmadığı ve iletişimin mahiyetinin de bilinmediği durumlarda, başvurucunun diğer birtakım sanıklarla sadece iletişim hâlinde olmasının başvurucunun örgütün nihai amacını bildiğini ve terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirilmiş örgütsel faaliyetlerinin varlığını ortaya koyduğu söylenemez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mustafa Özterzi ([GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019) kararında örgütsel amaçlarla yapıldığını gösteren somut olgular ortaya konulmadığı sürece -somut olayın koşulları itibarıyla- içeriği belli olmayan telefon görüşme kayıtlarının örgütsel bir ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir (Mustafa Özterzi §§ 105, 106; aynı yöndeki değerlendirmeler için ayrıca bkz. Mustafa Açay [1. B.], B. No: 2016/66638, 3/7/2019, § 61; İlker Deniz Yücel [2. B.], B. No: 2017/16589, 28/5/2019, § 86; Murat Aksoy [GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019, § 79; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018 § 146; mahkûmiyet kararı yönünden benzer değerlendirmeler için ayrıca bkz. Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 17, 18, 57).
30. Yargıtay uygulamasında kişilerin örgütle irtibatlı kurumlarda çalışmalarının terör örgütü üyeliği suçu açısından tek başına yeterli delil olarak kabul edilmediği görülmektedir [(kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı].
31. Yargıtay, FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan işlem yapılan kişilerle konaklama kaydının bulunmasını -diğer delilleri de gözeterek- sanığın eylemlerinin hiyerarşik yapıya dâhil olup örgütle organik ilişki içinde olduğunu belirtir çeşitlilik, yoğunluk ve süreklilik göstermediğine karar vermiştir [Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/3/2025 tarihli ve E.2022/2475, K.2025/8472 sayılı kararı].
32. Diğer taraftan ise Yargıtay, Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen SD kartın incelenmesi sonucunda düzenlenen veri inceleme raporunun "Güncel Liste" başlığı kısmında 17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarından tekrar kazanılmaya yakın kişileri ifade eden “SC” ve “SCC” kodları ile kodlandığı anlaşılan sanığın, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY’nin kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonra örgütsel faaliyetlerine devam edip etmediğinin ortaya konulması şartını aramaktadır [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/5/2025 tarihli ve E.2023/13201, K.2025/14945; 12/5/2025 tarihli ve E.2024/18442, K.2025/14203 ve 24/4/2025 tarihli ve E.2022/17574, K.2025/12341 sayılı kararları].
33. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçerek delil değerlendirmesi yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir (Cemil Danışman [1. B.], B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 58).Ancak başvurucunun savunmaya ilişkin olarak ileri sürdüğü sübuta, ceza hukukunun temel prensiplerine ve Yargıtay uygulamasına temas eden, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki savunma ve itirazları hakkında gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak somut değerlendirmede bulunulmadığı anlaşılmaktadır (bkz. § 16).
34. Somut olayda gerekçeli karara bakıldığında başvurucuyla birlikte yargılanan sanıkların başvurucunun 2011-2013 yıllarında örgüte müzahir yurdun müdürü ve örgütün muhasebecisi olarak görev yaptığına ilişkin -başvurucunun örgütle güncel irtibatını ortaya koymayan- beyanlarına, örgüt üyesi oldukları şüphesiyle işlem yapılan kişilerle olan HTS irtibatına, ikamet aramasında 1 Amerikan dolarının ele geçirilmesine, başvurucuya ayrı ve açık itiraz hakkı tanınmadığı anlaşılan Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen belgeye ve örgütle irtibatlı olduğu belirtilen kişilerle aynı otelde konakladığına dair kayıtlarına dayanılarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarında ve Yargıtay içtihadında yer verilen (bkz. §§ 28-31) ilkelerin herhangi bir şekilde kararda tartışılmadığı anlaşılmıştır.
35. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi kararlarında ve Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen, başvurucunun diğer birtakım kişilerle aynı otelde sadece birlikte konaklamış olmasının, örgüte müzahir kurumda çalıştığını gösteren SGK kaydının bulunmasının ve HTS irtibat bilgisinin tespit edilmesinin başvurucunun örgütün nihai amacını bildiğini ve terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirilmiş örgütsel faaliyetlerinin varlığını yeterli gerekçelerle ortaya koymadığı görülmektedir. Ayrıca başvurucudan ele geçen C serisi 1 Amerikan dolarının örgütsel niteliği ile başvurucu ve örgüt arasındaki irtibatı ne şekilde ortaya koyduğunun gerekçeleri de kararda açıklanmamıştır. Diğer taraftan karar celsesinden önce dosyaya gönderildiği tespit edilen ve başvurucuya ayrı ve açık itiraz hakkı tanınmayan veri inceleme raporunun -ilkesel olarak aranan araştırmaların yapılmadığı gözetilerek- başvurucunun örgütsel kastını ortaya koyup koymadığı noktasında kararda yeterince değerlendirme bulunmadığı, istinaf ve temyiz incelemesi sırasında da bu eksikliğin telafi edilmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
36. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Muhterem İNCE bu görüşe katılmamıştır.
37. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
B. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, hukuka aykırı deliller esas alınarak mahkûmiyet kararı verildiğini ve bu karar nedeniyle ceza infaz kurumuna girmek zorunda bırakıldığını belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde, başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
39. Anayasa Mahkemesi Ç.Ö. ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018) kararında mahkûmiyete bağlı tutmanın hukuka aykırı olduğu, kanun yolu aşamasında tahliye taleplerinin veya resen tutukluluk incelemelerinin yapılmaması gibi bir mahkûmiyete bağlı olarak tutuklulukla ilgili şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Ç.Ö., §§ 27-53). Benzer şikâyetler içeren somut başvuruda anılan kararda açıklanan ilkelere göre kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmiştir.
III. GİDERİM
40. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması, miktar belirtmeksizin maddi tazminat ve 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
41. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
42. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
43. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE'nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Konya 9. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/1, K.2018/8) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/2/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Aşağıda açıklanan nedenlerle, Mahkeme kararının yeterli gerekçeyi ihtiva ettiği düşüncesiyle çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.
2. Mahkûmiyet gerekçesi incelendiğinde İlk Derece Mahkemesi; başvurucunun sadece örgüte müzahir bir kurumda çalıştığına değil, aynı zamanda örgüt hiyerarşisi içerisinde "yurt müdürü" ve "muhasebeci" sıfatıyla görev aldığına dair birbirini teyit eden çok sayıda tanık beyanına, örgütün üst düzey yöneticileri (bölge ve eyalet imamları) ile tespit edilen yoğun HTS irtibatlarına ve ikametinde ele geçirilen "C serisi" 1 Amerikan dolarına dayanmıştır.
3. Çoğunluk görüşünde, başvurucunun diğer şahıslarla sadece iletişim halinde olmasının veya aynı otelde konaklamasının örgütsel faaliyet olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmişse de somut olayda Mahkeme, bu verileri tek başına değil, bir bütünün parçası olarak değerlendirmiştir. Başvurucunun "İmam", "Eyalet İmamı" ve "Bölge İmamı" sıfatını haiz 35 farklı şüpheliyle, hayatın olağan akışını aşacak yoğunlukta (örneğin bir küçük bölge imamı ile 462 kez) irtibat kurması ve 120 örgüt mensubuyla eş zamanlı olarak "toplantı" kapsamında aynı otelde bulunması, basit bir iş arkadaşlığı veya tesadüfi konaklama savunmasıyla izah edilemez. Mahkemenin, bu yoğunluğu ve "muhasebeci" gibi spesifik bir görevi esas alarak, başvurucunun örgütün nihai amacını bildiği ve hiyerarşiye dahil olduğu yönündeki kabulü temelsiz değildir.
4. Yine çoğunluk kararında, ikamet aramasında ele geçirilen 1 Amerikan dolarının örgütsel niteliğinin kararda açıklanmadığı ifade edilmiştir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında ve soruşturma pratiklerinde, örgüt elebaşı tarafından "bereket" veya "kimlik" amacıyla dağıtılan "C serisi" 1 dolarların, örgüt mensubiyetini gösteren önemli bir sembol olduğu kabul edilmektedir. Başvurucunun örgüt yöneticileriyle olan yoğun irtibatı ve tanıkların "yurt müdürü" şeklindeki teşhisleri gözetildiğinde, Mahkemenin bu delili örgütsel bağın bir göstergesi, parçası olarak yorumlamasında keyfilik bulunmamaktadır.
5. İhlal kararının temel dayanaklarından biri olan, "Garson" kod adlı gizli tanıktan elde edilen veri inceleme raporunun (SD Kart) duruşmada tartışılmadığı hususuna gelince; söz konusu rapor, mahkûmiyetin tek veya belirleyici delili değildir. Mahkeme, hükmünü esasen tanık beyanları, HTS analizleri ve otel kayıtları üzerine bina etmiştir. Rapordaki "SC" ve "SCC" (17-25 Aralık sürecinden etkilenip tekrar kazanılmaya çalışılan) kodlamaları, başvurucunun örgütle irtibatının devam ettiğine dair diğer delillerle (2014 sonrası HTS kayıtları ve tanık beyanları) uyumludur. Bu belgenin son aşamada dosyaya girmesi, başvurucunun örgüt üyeliği suçlamasına karşı savunma yapma imkanını ortadan kaldırmadığı gibi, dosyadaki diğer kuvvetli deliller karşısında sonuca etkili bir eksiklik olarak da değerlendirilemez.
6. Sonuç olarak, İlk Derece Mahkemesi; tanık anlatımları, HTS kayıtlarındaki hiyerarşik irtibatlar ve ele geçirilen örgütsel materyalleri bir bütün halinde değerlendirerek, başvurucunun "iş ilişkisi" savunmasına neden itibar etmediğini denetime elverişli şekilde gerekçelendirmiştir. Başvurucunun eylemlerinin çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk arz ettiği tespiti, dosya kapsamındaki delillerle örtüşmektedir. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen her türlü iddianın veya savunmanın tek tek yanıtlanmasını zorunlu kılmaz. Esas olan, mahkemenin ulaştığı sonucun mantıksal tutarlılığını ve dayandığı hukuki/fiili temelleri tarafların anlayabileceği açıklıkta ortaya koymasıdır.
7. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun örgütle organik bağını ortaya koyan delilleri tartışmış ve ulaştığı vicdani kanaati denetime elverişli şekilde açıklamıştır. Bu durumda, başvurucunun esasa etkili itirazlarının karşılandığı ve yargılamanın bir bütün olarak adil olduğu anlaşılmaktadır.
8. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde korunan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği kanaatini taşıdığımdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.