logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Anıl Koç [2. B.], B. No: 2021/45387, 25/6/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ANIL KOÇ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/45387)

 

Karar Tarihi: 25/6/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Ömer ÇINAR

Raportör

:

Merve ARSLANTÜRK

Başvurucu

:

Anıl KOÇ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalınması ve olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde astsubay rütbesiyle görev yapmaktayken 15 Temmuz darbe girişimine (darbe girişimine ilişkin arka plan bilgisi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017) katıldığı gerekçesiyle 16/7/2016 günü saat 13.36'da Genelkurmay Karargâhında yakalanarak gözaltına alınmış; 19/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu; Anayasa'yı ihlal, nitelikli kasten öldürme, nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile birden fazla süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olup hükümler temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucu, müdafiinin de hazır bulunduğu, kollukta alınan 18/7/2016 tarihli ifadesinde ve 19/7/2016 tarihli sulh ceza hâkimliğindeki sorgusunda kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir iddiada bulunmadığı gibi gözaltı sürecinde düzenlenen adli muayene raporlarının gerçeği yansıtmadığını da ileri sürmemiştir.

3. Başvurucu 22/5/2018 tarihinde gözaltında kötü muamele gördüğü iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) şikâyette bulunmuştur. Başvurucu, piyade astsubay kıdemli çavuş rütbesiyle Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığında tim personeli olarak görev yapmaktayken üsteğmeninin emri üzerine 15 Temmuz 2016 günü, saat 21.30'da Genelkurmay Karargâhına gittiğini, ertesi gün teslim olması üzerine gözaltına alındığını ifade etmiştir. Başvurucu; gözaltına alma işlemi sırasında ellerinin arkadan kelepçelendiğini, kolluk görevlilerince darbedildiğini, hakarette bulunulduğunu ve küfredildiğini ileri sürmüştür. Bu esnada sıcak asfaltta diz üstü uzun süre bekletildiğini, bu nedenle dizlerinde yanık oluştuğunu beyan etmiştir. Elleri arkasından kelepçeli, üst kısmı çıplak ve sadece altında askerî üniforması olacak şekilde bindirildiği otobüsün kasıtlı olarak yavaş şekilde vatandaşların yoğun olarak bulunduğu cadde ve sokaklardan geçirildiğini, bu şekilde öfkeli kalabalık tarafından linç edildiğini iddia etmiştir. Otobüsün durduğu yer ile Ankara Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü nezareti arasında oluşturulan linç koridoruna sokulduğunu, burada tekme, yumruk ve sopalarla darbedildiğini, nezarethaneye götürüldüğünde üzerinde sadece iç çamaşırı olacak şekilde bırakıldığını, nezarethanede kaldığı dört gün boyunca yeterli yiyecek verilmediğini, her gün sözlü/psikolojik hakaret ve tacizlere maruz kaldığını, avukat huzurunda alınan ifadesinin üzerinde sadece iç çamaşırı varken gerçekleştiğini, gözaltı sürecinde alınan doktor raporlarının da gerçeği yansıtmadığını ifade etmiştir.

4. Ankara Ulus Devlet Hastanesince 16/7/2016 tarihinde başvurucu hakkında düzenlenen raporda başvurucunun sağ omzunda abrazyon olduğu, 17/7/2016 tarihli raporda ek darp ve cebir bulgusuna rastlanmadığı, 18/7/2016 tarihli raporda sağ omzunda (skapuler bölgede) ağrı şikâyeti olduğu, ek bulguya rastlanmadığı, Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesince düzenlenen 19/7/2016 tarihli raporda darp ve cebir izi bulunmadığı belirtilmiştir.

5. Başsavcılık tarafından başvurucunun şikâyeti üzerine başlatılan soruşturmada Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan kati raporda başvurucunun Ankara Ulus Devlet Hastanesinin 16/7/2016, 17/7/2016, 18/7/2016 tarihli ve Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesinin 19/7/2016 tarihli adli muayene raporlarında tespit edilen yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu açıklanmıştır.

6. Yürütülen soruşturma neticesinde Başsavcılık, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri hakkında işkence yapma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararda, yaşanan darbeye teşebbüs olayında birçok kamu kurumunun bombalanıp, sivil insanların ölümüne sebebiyet verilip bazı kamu kurumlarının da işgale çalışılması nedeniyle gerek sivil halk tarafından gerekse polis ve askerî kuvvetlerce darbenin bastırılması amacıyla darbeye katılan şahısların yakalandığı sırada etkisiz hâle getirilmeleri ve gözaltına alınmaları için güç kullanıldığının anlaşıldığı, yaşanan kargaşa ortamında ilgili kolluk tarafından yapılan bu eylemin gereklilik arz ettiği, 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesi nazara alındığında polisin zor kullanma yetkisi olduğu, müştekideki yaralanmanın niteliği de gözetilerek şüphelilerin üzerlerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gibi ilgili kolluk görevlileri hakkında müştekiye yönelik sistematik ve belli bir süreç içinde işlenmiş işkence ve kötü muamele niteliğinde sayılabilecek eylemlerinin olduğuna dair delil elde edilemediği belirtilmiştir.

7. Başvurucunun karara itirazı Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 1/3/2021 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

8. Başvurucu, nihai hükmü 15/4/2021 tarihinde öğrendikten sonra 3/5/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

11. Başvurucu; gözaltında elleri arkasından kelepçelenmiş hâlde uzun süre tutulduğunu, çıplak aramaya maruz kaldığını, tekme, tokat ve yumrukla dövüldüğünü, sürekli hakaret ve tehdit edildiğini, doktor muayenesinin usulüne uygun yapılmadığını, tutulduğu nezarethanedeki kamera kayıtlarının incelenmediğini, ailesine haber verilmediğini, tüm bu iddialarla ilgili şikâyetleri üzerine etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun dikkat ve özen yükümlülüğü ile bağdaşmayacak şekilde, olayların üzerinden yaklaşık iki yıl geçtikten sonra şikâyette bulunduğu, Başsavcılıkça derhâl soruşturma başlatıldığı belirtilerek iddiaların incelenmesi sırasında Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

12. Başvurucunun iddiaları kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.

13. İspat külfetinin devlete geçtiği durumların söz konusu olmadığı hâllerde kötü muameleye uğramaları nedeniyle mağdur olduklarını ileri süren kişiler, kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş olabileceklerini gösteren emare ve delilleri -haklı bir gerekçeleri olmadığı sürece- zamanında yetkili makamlara sunma konusunda özenli davranmakla yükümlüdür. Olgulara dayanmayan yetersiz açıklamalar, iddiaların deliller ile desteklenmemesi hatta kimi zaman delillerin uyumsuzluğu veya kötü muamelenin yapıldığı yer, zaman ve diğer konulardaki çelişkili ifadeler gibi hususlar kötü muamelenin gerçekliğini şüpheye düşürür. Bu durumda iddianın savunabilir olduğundan, dolayısıyla bu iddialara ilişkin derhâl resmî bir soruşturma başlatılması gerekliliğinden söz edilemez. Kaldı ki iddialarını güçlü bir dayanakla birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirmemeleri hâlinde mağdur olduğunu ileri süren kişilerin etkili bir soruşturma yürütülmesine ilişkin meşru (haklı) bir beklentiye girebileceklerinin söylenebilmesi mümkün değildir (Beyza Metin [1. B.], B. No: 2014/19426, 12/12/2018, §§ 45-47).

14. Somut olayda başvurucu 16/7/2016 günü saat 13.36'da Genelkurmay Karargâhında yakalanarak gözaltına alınmış, 19/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu, müdafiinin de hazır bulunduğu, kollukta alınan 18/7/2016 tarihli ifadesinde ve 19/7/2016 tarihli sulh ceza hâkimliğindeki sorgusunda kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir iddiada bulunmamış; tutuklanmasının ardından gönderildiği ceza infaz kurumunda muayene edilmesi yönünde talepte bulunmasına rağmen talebinin yerine getirilmediğini ve bu nedenle maruz kaldığı muameleler nedeniyle vücudunda oluşan yara izlerini tespit ettiremediğini de öne sürmemiştir. Ayrıca başvurucu, Başsavcılığa yaptığı suç duyurusunda maruz kaldığını iddia ettiği muamelelerin vücudunda oluşturduğu etkiden -asfaltta bekletilme nedeniyle dizlerinde oluştuğunu iddia ettiği yanık hariç- hiç bahsetmemiştir. Başvurucu, suç duyurusunda gözaltı sürecinde alınan doktor raporlarının gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüşse de Ankara Ulus Devlet Hastanesince düzenlenen 16/7/2016 tarihli raporda sağ omuzda abrazyon tarif edildiği, 18/7/2016 tarihli raporda ise başvurucunun sağ omzundaki ağrısına ilişkin şikâyeti doktora söylediği görülmüştür. Dolayısıyla doktorların tespit edebildiği bulgular ile başvurucunun tarif ettiği şikâyetlerin muayene raporuna yazılabildiği anlaşılmıştır. Kaldı ki 16/7/2016 tarihli raporda abrazyon tarif edilse de başvurucunun iddia ettiği muamelelere (gözaltına alma işlemi sırasında kolluk görevlilerince darp edilme, öfkeli kalabalık tarafından linç edilme, linç koridoruna sokulup burada tekme, yumruk ve sopalarla darbedilme) maruz kalması hâlinde vücudunun birçok yerinde derin, yaygın ve etkisi kısa sürede geçmeyecek şekilde yara izleri oluşacağı açıktır. Bu bakımdan 16/7/2016 tarihli adli raporun başvurucunun kötü muamele gördüğüne yönelik iddiasını desteklediği söylenemez. Son olarak ifade etmek gerekir ki herhangi bir endişe ya da korku duyduğundan bahsetmeyen başvurucunun kötü muamele iddialarını özen yükümlülüğü ile bağdaşmayacak şekilde, gözaltı sürecinin üzerinden 1 yıl 10 ayı aşan bir süre geçtikten sonra ileri sürmesi ve fiziki şiddete uğradığı yönündeki açıklamalarının yetersizliği ile somut bulgularla olan tutarsızlık kötü muamele iddialarının ciddiyeti üzerinde haklı bir şüphe uyandırmaktadır. Bu sebeple başvurucunun kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin savunulabilir bir iddia ortaya koyamadığı kanaatine ulaşılmıştır.

15. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞARbu sonuca katılmamıştır.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 25/6/2025 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru, gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalınması ve olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Mahkememiz çoğunluğu, başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Aşağıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda bu sonuca iştirak edilmemiştir.

3. Başvurucu, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsüne iştirak ettiği gerekçesiyle gözaltına alınmış, 19 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmıştır. Hakkında anayasal düzeni ihlâl başta olmak üzere birçok suçtan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Başvurucu, soruşturma aşamasında kötü muamele iddiasında bulunmamış ve adli muayene raporlarının gerçeği yansıtmadığını ileri sürmemiştir.

4. Ancak başvurucu, gözaltı sırasında ve nezarethanede kötü muameleye maruz kaldığını, beyan etmiştir. Ayrıca adli muayene raporlarının gerçeği yansıtmadığını da dile getirmiştir.

5. Başvurucu, söz konusu iddialarla ilgili olarak 22 Mayıs 2018 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda, somut olayın darbe girişimi bağlamında geliştiği, kamu gücünün zor kullanmasının gerekli olduğu ve mevcut yaralanmaların hafif olduğu gerekçesiyle kolluk görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz da sulh ceza hâkimliğince reddedilmiştir. Başvurucu, süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

6. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

7. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).

8. Anayasa’nın 17. maddesi; “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında, bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişiklikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

9. Somut olay, başvurucunun iddialarının tamamen temelsiz olmadığını, aksine olayın aydınlatılmasını gerektirecek düzeyde fiziksel bulguların mevcut olduğunu göstermektedir. Ne var ki yürütülen ceza soruşturmasında olayların meydana geldiği yere ilişkin kamera kayıtları temin edilmemiş, kolluk görevlilerinin tespiti ile ifadelerinin alınmasına yönelik bir çaba gösterilmemiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda ise, darbe teşebbüsü sırasında oluşan olağanüstü koşullar ve kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisine genel olarak atıf yapılmış, başvurucunun ileri sürdüğü olaylara ilişkin somut bir değerlendirme yapılmamıştır. Soruşturma süreci bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, olayın aydınlatılmasına elverişli nitelikte bir ceza soruşturması yürütülmediği anlaşılmaktadır.

10. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği kanaati ile aksi görüşteki mahkememiz kararına iştirak edilmemiştir.

 

Üye

Engin YILDIRIM

 

Üye

Kenan YAŞAR

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Anıl Koç [2. B.], B. No: 2021/45387, 25/6/2025, § …)
   
Başvuru Adı ANIL KOÇ
Başvuru No 2021/45387
Başvuru Tarihi 3/5/2021
Karar Tarihi 25/6/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalınması ve olay hakkında etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Yakalama ve/veya gözaltı sırasında güç kullanımı Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi