|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
HASAN HAZIRLAR BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/5646)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 11/3/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan y.
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Soner GÖÇER
|
|
Başvurucu
|
:
|
Hasan HAZIRLAR
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Tahsin KOÇ
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen terör saldırısı sonucu meydana gelen yaralanmadan kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan davada olayın idarenin kusuruyla meydana geldiğine ilişkin iddiaların değerlendirilmemesi nedeniyle yaşam hakkının, davanın süre aşımı gerekçesiyle kısmen reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 11/5/2013 tarihinde biri belediye binası önünde, diğeri postane binası yakınlarında olmak üzere bomba yüklü iki aracın infilak ettirilmesi suretiyle terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Saldırı sonucu 51 kişi yaşamını yitirmiş, 222 kişi yaralanmıştır. Başvurucu da söz konusu saldırıda yaralananlar arasındadır.
A. Olay Nedeniyle Bazı Kamu Görevlileri Hakkında Görevi Kötüye Kullanma Suçundan Açılan Kamu Davasıyla İlgili Süreç
3. Yaşanan terör saldırısıyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen 2/4/2014 tarihli ön inceleme raporunda Hatay Emniyet Müdürlüğüne olay öncesi konuyla ilgili çok sayıda ihbar geldiği, istihbarat birimleri tarafından araç plakası, şahıs isimleri gibi bilgilerin de belirtilmesi suretiyle Hatay Emniyetine bilgi sunulduğu, patlamanın meydana gelmesinde önlem almayan emniyet birimlerinin hizmet kusuru olduğu ve ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
4. İlgili emniyet görevlileri ile mülki idare amirleri hakkında Hatay Valiliği tarafından soruşturma izni verilmesi üzerine Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 30/12/2014 tarihinde görevi kötüye kullanma suçundan iddianame düzenlemiş ve iddianamenin kabulü ile Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesi 19/1/2015 tarihinde kamu davası açmıştır. Başsavcılığın 7/1/2016 tarihinde aynı suça ilişkin olarak hazırladığı ikinci iddianamenin kabulüyle açılan kamu davası ilk ceza davası ile birleştirilerek görülmüştür.
5. İşbu bireysel başvuru yapıldığında derdest olan kamu davası, inceleme devam ederken neticelenmiştir. Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 1/6/2021 tarihli kararıyla, dönemin Hatay İl Emniyet Müdürü R.K., Hatay İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Müdürlüğü (TEM) Şube Müdürü N.E. ve Reyhanlı İlçe Emniyet Müdürü M.B.nin neticeten 8 ay 10 gün hapis cezası ile tecziyelerine ancak hükmedilen cezaların ertelenmesine karar verilmiştir. Kararda, gelen bir telefon ihbarı üzerine Millî İstihbarat Teşkilatınca (MİT) hazırlanan ve bombalama eyleminin yapılacağı patlayıcı yüklü iki araç ile ilgili marka, renk ve plaka gibi somut bilgiler içeren 10/5/2013 tarihli ve 2013/32 sayılı eylem ihbarı notunun Hatay İl Emniyet Müdürlüğüne teslim edilmesine ve evrakın nöbetçi memur tarafından taranarak ilgili birimi olan TEM Şubesi ve İlçe Emniyet Müdürlüklerine POL-NET olarak isimlendirilen bilişim sistemi üzerinden gönderilmesine rağmen bu istihbari bilgiye emniyet görevlilerinin yeterli ilgiyi göstermediği ve eyleme karşı yeterli tedbir almadığı ifade edilmiştir. Kararda ayrıca bu patlama olayı öncesinde 23/10/2012 tarihinden itibaren İl Emniyet Müdürlüğüne MİT tarafından bombalı eylemler ve eylemi gerçekleştirecek şahıslar ile iltisaklarını içeren birçok istihbari bilgi iletildiği ancak bu bilgilerin yeterince değerlendirilmediği kabul edilmiştir. Anılan mahkûmiyet hükümleri istinaf incelemesinden geçerek 7/11/2022 tarihinde kesinleşmiştir.
B. Olaya İlişkin Olarak Başvurucunun Açtığı Tam Yargı Davasıyla İlgili Süreç
6. Başvurucu 14/4/2014 tarihinde İçişleri Bakanlığına verdiği dilekçeyle yaralanması nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların ödenmesi için talepte bulunmuştur. Talebin zımnen reddi üzerine başvurucu 30/6/2014 tarihinde İçişleri Bakanlığı ve Hatay Valiliği aleyhine maddi ve manevi zararlarının ödenmesi talebiyle Hatay İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde, patlamanın ve ölümlerin yaşanmasında idarenin kusuru olduğunu, istihbarat bilgisi olmasına rağmen önlem alınmadığını ileri sürmüş ve 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'dan ayrı olarak kusur sorumluluğu temelinde dava açıldığını vurgulamıştır.
7. Yargılama sırasında İdare Mahkemesince yapılan yazışmalar neticesinde başvurucunun meydana gelen terör saldırısında %37 oranında vücut fonksiyon kaybına uğradığı, maddi zararının 5233 sayılı Kanun uyarınca karşılanması talebiyle Hatay Valiliğine başvuru yaptığı, Hatay Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı (Komisyon) tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başvurucuya 8.623,78 TL nakdi tazminat ödenmesine karar verildiği ancak sulhname imzalanmadığı gibi uyuşmazlık tutanağı da düzenlenmediği; akabinde başvurucunun 14/4/2014 tarihli dilekçesi ile İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu tespit edilmiştir.
8. Yargılama neticesinde İdare Mahkemesinin 14/5/2015 tarihli kararı ile olayın bir terör eylemi olduğu, idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusuru bulunmadığı, uyuşmazlığın çözümünde maddi tazminatistemlerinin özel bir kanun olan 5233 sayılı Kanun kapsamında, manevi tazminat istemlerinin ise sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. İdare Mahkemesinin bu kabul doğrultusunda yaptığı değerlendirme neticesinde:
i. Hatay Valiliğine yönelik maddi tazminat istemi bakımından dava 5233 sayılı Kanun ile bu Kanun'a istinaden yürürlüğe konulan yönetmelik hükümleri çerçevesinde yapılacak hesaplama doğrultusundabaşvurucuya ödenmesi gereken maddi tazminat tutarının 8.623,78 TL olduğu, nitekim Komisyon tarafından da başvurucuya bu miktarın teklif edildiği, bu tutarı aşan 1.000 TL maddi tazminat talebinin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
ii. Hatay Valiliğine yönelik manevi tazminat istemi bakımından dava 5233 sayılı Kanun'un terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu uğranılan maddi zararların tazminini öngördüğü, manevi zararların tazminini kapsamadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
iii. İçişleri Bakanlığına yönelik maddi tazminat istemi bakımından dava, maddi tazminat talebinin yasal düzenlemelere uygun olarak 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyon tarafından incelenerek karara bağlandığı, bu kısmı aşan maddi tazminat isteminin 5233 sayılı Kanun uyarınca İçişleri Bakanlığınca ödenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
iv. İçişleri Bakanlığına yönelik manevi tazminat istemi ise kısmen kabul edilerek 30.000 TL manevi tazminatın İçişleri Bakanlığınca ödenmesine karar verilmiştir. İdare Mahkemesine göre, patlama olayının gerçekleştiği bölgenin komşu ülke olanSuriye'ye yakınlığı, bu ülkedekihâlen yaşanan kargaşa, otorite boşluğu ve bunun doğuracağı olumsuz etkinin ülkemize yansıması ile birlikte patlama olayının başta yöre halkı olmak üzere tüm ülkede yarattığı olumsuz etki de gözönünde bulundurulduğunda bahsedilen olayda görme yetisini kaybeden başvurucunun duyduğu elem ve ızdırabı kısmen de olsa gidermek üzere takdiren 30.000 TL manevi zararın sosyal risk ilkesine göre İçişleri Bakanlığınca tazmini sosyal hukuk devleti ve hakkaniyet gereğidir.
9. Başvurucunun temyiz talebi üzerine Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 28/3/2018 tarihli kararıyla İdare Mahkemesinin kararını bozmuştur. Daireye göre saldırı öncesinde Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından İl Emniyet Müdürlüğüne gönderilen ihbarda saldırıda kullanılacak araçların plakaları ile model, marka ve renklerine yer verilmesine ve bu ihbarın elektronik belge yönetim sistemi üzerinden merkez birimleri ile ilçelere gönderilmesine rağmen ihbarın ancak patlamadan sonra görüldüğü dikkate alındığında meydana gelen patlamalar hususunda hizmet kusuru bulunmaktadır. Daire, bu kabulden hareketle; bahsi geçen saldırılar nedeniyle zarar görenler tarafından açılan davalardaki maddi ve manevi tazminat istemlerinin 5233 sayılı Kanun ile bu kanuna dayanılarak çıkarılmış olan Yönetmelik hükümleri ve sosyal risk ilkesi kapsamında değil, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedeni olan hizmet kusuru ilkesi gereğince karşılanması gerektiğini belirtmiştir. Daire; hizmet kusuru sonucu gerçekleşen patlamalarda başvurucunun yaralanarak %37 oranında sürekli özürlü hâle geldiğinin sağlık raporlarıyla ortaya konulduğunu, bu doğrultuda başvurucunun fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak talep ettiği maddi tazminatın hangi zararlara ilişkin olduğu, bu zararlar yönündenbaşvurucuya yapılmış ödemeler bulunup bulunmadığı tespit edilerek tazminat hukukunun genel ilkelerine göre bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle belirlenmesi ve olayda hizmet kusuru bulunan idarelercetazmin edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Daire ayrıca İdare Mahkemesinin başvurucunun manevi tazminat istemi hakkında Dairelerinin aynı patlamaya ilişkin açılan davalarda daha önce verdiği kararları emsal alarak yeniden hüküm kurması gerektiğine de hükmetmiştir. Daire; gerek idareye başvuru, gerekse dava dilekçesinde faiz isteminde bulunulmadığından İdare Mahkemesi kararında faiz konusunda hüküm kurulmamış olmasını ise hukuka uygun bulmuştur.
10. Davalı idareler olayın ağır hizmet kusuru olarak nitelendirilebilmesi için kamu görevlileri hakkında yargı kararıyla uygun illiyet bağı doğrultusunda kusurlarının tespiti gerektiğinden bahisle karar düzeltme talep etmiştir. Danıştay Onuncu Dairesi 19/10/2020 tarihli kararıyla, kararın düzeltilmesi dilekçelerinde ileri sürülen nedenlerin uygun olduğundan bahisle karar düzeltme istemlerinin kabulü ile bozma kararını kaldırmış, taraflarca ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığından bahisle İdare Mahkemesinin kararını onamıştır.
11. Başvurucu, nihai kararı 22/1/2021 tarihinde öğrenmesinin ardından 18/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
12. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
13. Başvurucu, olaya ilişkin olarak yürütülen idari soruşturma neticesinde tanzim edilen mülkiye müfettişliği raporunda emniyet personeli hakkında soruşturma izni verilmesine dair Valilik İdari Kurulu kararında yapılan tespitler ile dönemin il emniyet müdürü, TEM şube müdürü ve ilçe emniyet müdürü hakkında kamu davası açılması dikkate alındığında idarenin saldırının önlenememesinde ağır hizmet kusuru olduğunu, bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun ayrıca adil yargılanma hakkı kapsamında hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ile kanunilik ilkelerinin ihlal edildiğine dair şikâyetleri de söz konusudur.
14. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği, yaşam hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede ise Anayasa ve mevzuat hükümleri ile Anayasa Mahkemesinin geliştirdiği ilkelerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, başvuru formundaki iddialarını yinelemiş ayrıca Anayasa Mahkemesinin 2021/5691 numaralı bireysel başvuruda verilen ihlal kararının somut başvuru ile aynı olaya ilişkin olduğu ifade edilmiştir.
15. Ölümün gerçekleşmediği bazı hâllerde de başvuru; kişiye karşı kullanılan gücün derecesi ile türü, güç kullanımının ardında yatan niyet ve amaç ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları gibi hususlar birlikte değerlendirilerek yaşam hakkı kapsamında incelenebilir (Mehmet Karadağ [2. B.], B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20; Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran [2. B.], B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69; Yasin Ağca [1. B.], B. No: 2014/13163, 11/5/2017, § 110). Başvuru konusu olayın potansiyel öldürücü niteliği dikkate alındığında yaşam hakkının somut olay yönünden uygulanabilir olduğu anlaşılmaktadır.
16. Başvurucunun şikâyetleri esas olarak öngörülebilir nitelikte olan terör saldırısının idarenin kusuru nedeniyle engellenemediği ve açtığı tam yargı davasında da aksi yöndeki olgulara rağmen herhangi bir açıklama yapılmadan idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşıldığına yöneliktir. Dolayısıyla başvurucu, yaşam hakkının usul boyutu yanında devletin kusuru nedeniyle gerçekleşen terör saldırısı sonucu yaralanmasından ötürü yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutunun da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ne var ki bu iddia hakkında değerlendirme yapılmasına imkân sağlayacak nitelikteki kanıt, Anayasa Mahkemesinin elinde bulunmamaktadır. Bu nedenle yaşam hakkı kapsamında yapılacak inceleme yaşam hakkının usul boyutuyla sınırlı olacaktır (benzer değerlendirmeler için bkz. Hasan Kılıç [2. B.], B. No: 2018/22085, 27/1/2021, İbrahim Kanbal [2. B.], B. No: 2019/6690, 16/3/2022, Bülent Köreği [1. B.], B. No: 2021/21941, 11/6/2024 ve Veysel Sevmez [2. B.], B. No: 2021/5650, 8/1/2025).
17. Anayasa Mahkemesi Hasan Kılıç başvurusunda, yapılan yargılama sonucunda sosyal risk uyarınca başvurucu lehine hükmedilen tazminat bakımından yaptığı değerlendirmede yargılamada yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği yönünde bir tespitte bulunmaması ve idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca olaydan sorumlu olduğunun kabul edilmesi nedeniyle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmadığı sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 41-43). Somut başvuru bakımından da bu değerlendirmeden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır. Ayrıca başka herhangi bir kabul edilemezlik nedeni tespit edilmeyen somut başvuruda açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
18. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekir (Perihan Uçar ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52) ancak yargı mercilerinin özenli inceleme yapmayükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş [1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
19. Somut olayda başvurucu, İdare Mahkemesi nezdinde açtığı davada somut bilgiler içeren ihbarlara rağmen önlem alınmadığını ve saldırının engellenemediğini, idarenin hizmet kusuru olduğunu ileri sürmüştür (bkz. § 6). İdare Mahkemesi, olayda idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusuru olmadığını kabul etmiştir (bkz. § 8). İdare Mahkemesi bu kabulden hareketle ihtilafı, kusur sorumluluğuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde değil 5233 sayılı Kanun ve sosyal risk ilkesi kapsamında çözmüştür. Bu kabul ve çözüm metodu nedeniyle de İçişleri Bakanlığı aleyhine hükmedilen manevi tazminat dışındaki talepleri reddetmiştir. İdare Mahkemesi kararının bozulmasına yönelik -daha sonra karar düzeltme yolu ile kaldırılmış olan- Danıştay kararında (bkz. § 9) ise saldırı öncesinde MİT tarafından İl Emniyet Müdürlüğüne gönderilen ihbarda saldırıda kullanılacak araçların plakaları ile model, marka ve renklerine yer verilmesine rağmen ihbarın ancak patlamadan sonra dikkate alındığı, meydana gelen patlamalarda hizmet kusuru bulunduğu kabul edilmiştir. Karar düzeltme talebi üzerine bozma kararı kaldırılarak İdare Mahkemesinin kararı onanmıştır (bkz. § 10).
20. İdare Mahkemesince olayda idarenin hizmetin işleyişine ilişkin kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmasına rağmen kararda bu sonuca nasıl ulaşıldığına dair bir gerekçeye yer verilmemiştir. Karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine Danıştay Onuncu Dairesince saldırıda kullanılacak araçlara ilişkin somut bilgileri içeren ihbarlara rağmen saldırının engellenememesinin hizmet kusuru olduğu gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararı bozulmuştur. Karar düzeltme talebi üzerine Danıştay Onuncu Dairesi, bozma yönündeki önceki kararını kaldırmış; temyiz taleplerinin reddi ile İdare Mahkemesi kararını onamış; kararda, temyiz incelemesi neticesinde ulaşılan olayda hizmet kusurunun bulunduğuna ilişkin değerlendirmeden ayrılma gerekçesine yer vermemiştir.
21. Olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasında bir kısım emniyet personeli hakkında görevi ihmal suçundan kamu davası açılmış ve yaşanan terör olayında ihmali tespit edilen dönemin il emniyet müdürü ile TEM şube müdürü ve ilçe emniyet müdürünün hapis cezası ile tecziyelerine karar verilmiştir (bkz. § 5). Yürütülen ceza yargılamasında bombalama eyleminin yapılacağı patlayıcı yüklü iki araç ile ilgili marka, renk ve plaka gibi somut bilgiler içeren istihbari bilgiye önem verilmediği, eyleme karşı yeterli tedbir alınmadığı tespit edilmiştir. Ne var ki İdare Mahkemesinin kararında ve kararın onanmasına yönelik Daire kararında, ceza soruşturma ve kovuşturmasında elde edilen deliller ile mülkiye müfettişi inceleme raporu irdelenmemiştir.
22. Tam yargı davası süreci bir bütün olarak dikkate alındığında yargılamanın yeteri derinlikte bir incelemeyi barındırmadığı, yaşam hakkının usul boyutu kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak için gerekli özen şartını sağlamadığı anlaşılmıştır.
23. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
24. Başvurucu; olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğunun olay anında bilinmediğini, bu durumun olaya ilişkin yürütülen ceza yargılaması ile ortaya çıktığını, İdare Mahkemesinin bu hususu dikkate almadan maddi tazminat talebini Hatay Valiliği yönünden süre aşımı gerekçesiyle reddettiğini ve aleyhe vekâlet ücretine hükmettiğini beyan ederek adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Somut olayda, maddi tazminat istemi Hatay Valiliği yönünden -başvuru formunda ileri sürülenin aksine- 5233 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde hesaplanan maddi tazminat tutarının daha önce Komisyon tarafından başvurucuya teklif edildiği gerekçesiyle reddedilmiştir (bkz. § 8). Görüldüğü üzere, maddi tazminat talebi Hatay Valiliği yönünden süre aşımı nedeniyle reddedilmemiştir.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
27. Başvurucu, tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
30. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve toplam 500.000 TL maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa’nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
32. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
33. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay 1. İdare Mahkemesine (E.2014/1778, K.2015/1118) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.