|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
E.K. BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2021/58649)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 19/11/2025
|
|
|
|
İKİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ
|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Ekin ÇANKAL
|
|
Başvurucu
|
:
|
E.K.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Alpaslan KÜÇÜKDAĞ
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ifadeleri sebebiyle aleyhe manevi tazminata hükmedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 15/12/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formundaki beyanlara göre başvurucu, Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Cildiye Anabilim Dalı Başkanlığında uzun bir süre doktor olarak çalışmış; 2014 yılında albay rütbesiyle emekliye ayrılmıştır. Başvurucu ile davacı uzun yıllar aynı klinikte doktor olarak görev yapmıştır.
5. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır (15 Temmuz darbe girişimine ilişkin geniş arka plan bilgisi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017). Darbe teşebbüsünün savuşturulmasının ardından ise ülke genelinde olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. OHAL süresince yirmi dört (667-690 sayılı) Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılmıştır. Bu KHK'lar ile genel ve soyut normlar ihdas edilerek alınan tedbirlerin yanı sıra kişiler hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler de yapılmıştır (Özkan Boğan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/5849, 27/2/2025, § 3). Devlet içinde örgütlenen mezkûr darbe teşebbüsünün arkasındaki Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile mücadele kapsamında büyük çaplı soruşturmalar yürütülmüş; bahsi geçen soruşturmalarda pek çok kişi şüpheli, mağdur/müşteki ya da tanık sıfatıyla ifadeye çağrılmıştır.
6. Başvurucu, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının kendisini ifadeye çağırması üzerine 20/1/2017 tarihinde ifade vermiştir. Başvurucunun üç sayfadan ibaret ifadesinde kendisine yöneltilen soruları cevapladığı, kısaca öz geçmişini açıkladığı, GATA'da görev yaptığı süreçte FETÖ/PDY tarafından mağdur edilip edilmediği sorusu üzerine yaşadıklarını anlattığı görülmüştür. GATA Dekan Baştabip yardımcısı olarak çalışmaya başlamasından sonra birtakım saldırılara maruz kaldığını ifade eden başvurucu, idealist bir doktor olarak daha yüksek mevkilerde çalışma ideali varken Twitter isimli sosyal paylaşım ağında Gatakulis isimli hesaptan aleyhine paylaşımlar yapıldığını belirtmiştir. Başvurucu ifadesinde; söz konusu paylaşımların salt mesleki hayatını değil evliliğini de etkilediğini, yaşananlar üzerine boşandığını açıklamıştır. GATA Dekan Baştabip yardımcılığı görevinden ayrılması üzerine yerine getirilen kişinin mevcut durumda ismi geçen terör örgütüne üye olması sebebiyle tutuklu olduğunu belirten başvurucu, bu görevden ayrıldıktan sonra bir süre daha GATA'da Dermatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak çalışmaya devam ettiğini ifade etmiştir. Bu dönemde Gatakulis'te hakkında yıpratıcı, asılsız haberler yapılmaya devam edildiğini, bu haberlerin arkasında G.A., A.A. ile davacının olduğunu düşündüğünü açıklamıştır. FETÖ/PDY mensuplarının kendilerinden olmayan insanlarla iletişim kurmadıklarını belirten başvurucu; davacının kripto FETÖ'cü olmasından şüphelendiğini, G.A.nın ihraç edilmesine rağmen davacının çalışmaya devam etmesine hayret ettiğini beyan etmiştir.
7. Davacı, başvurucunun emniyette kendisinin kripto FETÖ'cü olduğunu düşündüğü yönünde ifade vererek kendisine iftira attığını, gerçeğe aykırı beyanda bulunarak kendisini adli ve idari makamlar nezdinde hedef gösterdiğini ileri sürmüş; 50.000 TL tutarında manevi tazminat davası açmıştır. Başvurucu, söz konusu davaya sunduğu dilekçede kıdemli doçent ve profesör adayı olduğu 2014 yılında, FETÖ/PDY yapılanması tarafından emekli olmak zorunda bırakıldığını; davacının kendisinden 1 yıl daha kıdemli olmasına rağmen akademik çalışmaları sayesinde davacının önüne geçtiği için kendisine kin beslemiş olabileceğini belirtmiştir. Başvurucu, davacıyı resen şikâyet etmediğinin, ifade vermeye çağrılması üzerine düşündüklerini anlattığının altını çizmiştir.
8. Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, manevi tazminat isteminin reddine karar vermiştir. İlk derece mahkemesi, davacı ile ilgisi olmayan bir savcılık soruşturma dosyasında mağdur/müşteki sıfatıyla kendisine sorular sorulan başvurucunun sorulara cevap verdiği ve davacıya suç isnat etmediği, hakaret veya iftirada bulunmadığı, davacıya yönelik küçük düşürücü veya kişilik haklarına açıkça saldırı teşkil eden ifadeler beyan etmediği, başvurucunun doğrudan doğruya davacıyı hedef alır nitelikte sözler söylemediği değerlendirilmiştir. Üstelik başvurucunun beyanları neticesinde davacı hakkında herhangi bir soruşturma veya işlem yapılmadığı gibi başvurucu aleyhine suç isnadı veya hakaret nedeniyle açılan herhangi bir ceza soruşturması veya yargılamasının da bulunmadığını dikkate alan ilk derece mahkemesi, manevi tazminat davasının yasal koşullarının oluşmadığı kanaatine ulaşmıştır.
9. İlgili karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) yaptığı değerlendirme sonucunda ilk derece mahkemesinin kararını kaldırmış, davanın kısmen kabulü ile 5.000 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte başvurucudan tahsiline karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesine göre 15/7/2016 tarihli darbe girişimi sonrası FETÖ/PDY soruşturması kapsamında 20/1/2017 tarihinde Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığında mağdur/müşteki sıfatıyla ifade vermeye çağrılan başvurucu "… GATAKULİS’te hakkımda yapılan asılsız ahlak dışı haberlerden dolayı mecburen görevimden ayrılmak zorunda bırakıldım... mesleki geleceğime yönelik GATAKULİS’te çıkan benim hakkımda gerçeği yansıtmayan iftiraların kaynağının yine kliniğimizde görevli Dr. [G.A.], Dr. [M.T.], Dr. [A.A.] isimli şahıslarca yapıldığını Dr. [M.T.] ve Dr. [A.A.]nın halen kripto FETÖ’cü olduklarını değerlendirmekteyim. Çünkü yaşanan bu olaylar göz önüne alındığında bu kişiler kendilerinden olmayan kişilerle hareket etmezlerdi. Bu şahıslar hep ortak akademik kararlar alırlardı. Örneğin, ben her KHK’da bu iki şahıs olan Dr. [M.T.] ve Dr. [A.A.] isimli şahısların KHK ile meslekten atılmasını beklerken halen KHK ile atılmadıklarını hayretle görmekteyim..." şeklindeki beyanında, açıkça davacının FETÖ/PDY üyesi olduğunu iddia etmiştir. Mahkeme; bunun bir olgu isnadı niteliği taşıdığını, davacı hakkında FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair herhangi bir idari veya cezai soruşturma bulunmadığından başvurucunun beyanının şikâyet hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeyeceğini kabul etmiştir. Karar kesin niteliktedir.
10. Nihai karar 15/11/2021 tarihinde öğrenilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
11. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "İlke" başlıklı 24. maddesi şöyledir:
"Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır."
12. 4721 sayılı Kanun'un "Davalar" başlıklı 25. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Davacının, maddî ve manevî tazminat...istemde bulunma hakkı saklıdır."
13. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Sorumluluk" başlıklı 49. maddesi şöyledir:
"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür."
14. 6098 sayılı Kanun'un "Kişilik hakkının zedelenmesi" başlıklı 58. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir."
B. Konuya İlişkin İçtihat
15. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin haksız şikâyet nedeniyle açılan tazminat davasında 13/2/2025 tarihli ve E.2022/7579, K.2025/2478 sayılı kararında yaptığı değerlendirme şu şekildedir:
"Uyuşmazlık; haksız şikayet nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere; davalı tarafından Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün sınırlarının aşılmadığının, davalının eyleminin yasal şikayet hakkı kapsamında kaldığının, davacıya zarar vermek kastı ile hareket edilmediğinin, maddi ve manevi tazminatın koşullarının oluşmadığının anlaşılmasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."
16. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesinin 30/3/2021 tarihli ve E.2020/70, K.2021/560 sayılı kararında haksız şikâyet nedeniyle açılan tazminat davasında aşağıdaki şekilde değerlendirme yapılmıştır:
"davalının 01.08.2016 tarihli ihbarı üzerine davacı hakkında, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma sonucunda kamu davası açmaya yeter delil bulunmadığından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına almasının düşünülemeyeceği, daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğunun kabul edileceği, hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olmasının da zorunlu olmadığı, şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığının yeterli olduğu, başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğunun kabul edileceği, aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığının, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda, davacı hakkında Yozgat Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/338 Soruşturma sayılı dosyasında yapılan soruşturma sonucunda, kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının tek başına şikayetin haksız olduğu anlamına gelmeyeceği, davalının sırf davacıya zarar vermek kastıyla hareket ettiğinin ispat edilemediği, Çekerek C. Başsavcılığı tarafından düzenlenen fezleke içeriği ve davacının çocuklarından bazılarının FETÖ ile irtibatı nedeniyle kamu görevinden çıkarılmış olmaları birlikte değerlendirildiğinde, davalının dolaylı ve zayıf da olsa emareye dayalı olarak ihbarda bulunduğu, şikayet hakkını anayasal sınırlar ve hak arama özgürlüğü çerçevesinde kullandığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Anayasa Mahkemesinin 19/11/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
18. Başvurucu, davacı ve G.A. ile uzun yıllar aynı yerde görev yaptıklarını; G.A.nın darbe girişimi sonrasında KHK ile TSK'dan ihraç edildiğini belirtmiş, emniyet tarafından ifade vermeye çağrılması üzerine davacının bahsi geçen kişi ile oldukça samimi olduğunu yetkililere açıkladığını ifade etmiştir. Başvurucu; verdiği ifadenin soruşturmanın gizliliği ilkesi hiçe sayılarak ifşa edildiğini, davacının profesör olamayışının arkasında kendisinin verdiği ifadeyi gerekçe gösterdiğini ileri sürmüştür. Kendisinin resen harekete geçerek kimseyi şikâyet etmediğinin altını çizen başvurucu, ifadeleri sebebiyle davacı hakkında cezai takibat yapılmadığını; "M.T.nin kripto fetöcü olduğunu değerlendirmekteyim." ifadesinin anılan kişiyle beraber çalıştıkları yıllarda edindiği tecrübesine dayanarak şüphesini paylaşmaktan ibaret olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ifadesi sebebiyle aleyhine manevi tazminata hükmedilmesinin ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
19. Bakanlık görüşünde ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığının, yargılama mercilerinin kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerip içermediğinin dikkate alınarak inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
B. Değerlendirme
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Somut olayla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, başvurunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
21. Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ...
Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, ... veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. ..."
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
22. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
23. Başvurucunun tarafı olmadığı bir soruşturma ile ilgili polis tarafından ifadeye çağrılması üzerine polis tutanağına geçirilen ifadeleri sebebiyle manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir. Söz konusu yargı kararı ile başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahalede bulunulmuştur.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
24. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
25. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
26. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 6098 sayılı Kanun'un 49. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
(2) Meşru Amaç
27. Başvurucunun davacıya manevi tazminat ödemesine karar verilmesinin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
(3) Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(a) Genel İlkeler
28. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43).
29. Anayasa'nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir ihtiyacı karşılayan orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için tedbir, amaca ulaşmaya elverişli olmalı, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermelidir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68).
30. Diğer yandan iddia ve savunma dokunulmazlığı Anayasa'nın 36. maddesi çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmalarını sunma ve adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri [1. B.], B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkeler hem medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıkların hem de bir suç isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerlidir (Adnan Oktar [1. B.], B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21). O hâlde söz konusu hak ve ilkeler sadece ceza yargılamalarında değil hukuk davalarında da geçerlidir.
31. Adli bir davada ifadelerine başvurulan kişilerin hukuk düzeninin öngördüğü tüm iddia ve savunma vasıtalarından yararlanabileceği açıktır. Kişilerin söz konusu vasıtaları kullanırken ölçülü olması ve buna göre hareket etmesi beklenir. Ancak bu beklenti bireyleri kullanacağı her sözcüğü ölçüp tartmaya, fikir beyanında bulunmaktan kaçınmaya sevk edecek boyuta ulaşmamalıdır (avukatlar yönünden benzer değerlendirme için bkz. Kenan Gül [1. B.], B. No: 2015/17892, 19/2/2019, § 63).
32. Anayasa Mahkemesine göre de iddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Anayasa Mahkemesi bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını kaygıya kapılmadan serbestçe yapmaları gerektiğini, iddia ve savunma sınırı içinde kalan hakaretin suç teşkil etmemesinin olayda hakaret kastının bulunmamasına değil adaletin tam olarak yerine getirilmesi sebebine dayandığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesine göre bu serbestlik davanın aydınlığa kavuşmasına, diğer bir deyişle hakkın meydana çıkmasına yol açma amacına hizmet etmelidir (AYM, E.1963/163, K.1965/36, 8/6/1965; E.1979/38, K.1980/11, 29/1/1980).
33. Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44).
34. Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi, birçok ihtimalin yanında adli makamlara verilen dilekçeler veya mahkemeler önünde sarf edilen sözlerle de olabilir. Bir kişi adli makamlara verilen dilekçelerde ve bir yargılama çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir (Cem Mermut [2. B.], B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 37). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3) [2. B.], B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 44).
35. Devletin bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa'da güvence altına alınan iddia ve savunma dokunulmazlığı ve ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şöyledir (Kenan Gül, §§ 54, 55):
i. İddia ve savunma dokunulmazlığının kullanılmasını haklı gösterecek emarelerin varlığı,
ii. İddia ve savunma dokunulmazlığının sırf üçüncü kişilere zarar vermek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı,
iii. İddia ve savunma dokunulmazlığının kamu görevlilerine karşı görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili konularda kullanılıp kullanılmadığı,
iv. Hedef alınan kişiye yönelik isnatların taraflar arasındaki uyuşmazlık konusuyla -oldukça zayıf veya dolaylı da olsa- ilgisinin bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlığın çözümüne katkısının olup olmadığı,
v. Sarf edilen ifadeler ve bunların hedef alınan kişinin yaşamına etkileri.
36. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre bazıları yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, § 41; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73).
37. Yargı mercilerinin söz konusu dengelemeyi yaparken sahip oldukları takdir yetkisi Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57). Anayasa Mahkemesi bu denetimi yerine getirirken yargı mercilerinin yerini almaksızın, onların takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesine uygunluğunu denetler. Söz konusu denetimi ise esas itibarıyla müdahaleye neden olan kamu otoritelerinin veya mahkemelerin gerekçelerine bakarak yapar.
38. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçeler ilgili ve yeterli olmalıdır (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 56).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
39. Başvuru konusu olayda Anayasa'nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için ilk aşamada başvurucunun, polisin üçüncü kişilerle ilgili sorularını cevaplarken davacı hakkında sarf ettiği ifadelerden dolayı sorumluluğunun sınırları ve bahsi geçen ifadelerin keyfî, haksız bir saldırı teşkil edip etmediği, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyaca cevap verip vermediği üzerinde durulmalıdır. Eldeki başvuruya benzer davalarda mahkemelerin taraflardan birinin ifade özgürlüğü ile diğerinin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge sağlaması hayati önem taşımaktadır. O hâlde çözümlenmesi gereken esas mesele somut olayda yargı mercilerinin başvurucunun ifade özgürlüğü ile davacının şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurup kurmadığı, başvurucunun düşünce açıklamalarının bu sözlerin muhatabı olan kişinin şeref ve itibarını zedelediğini ikna edici bir biçimde ortaya koyup koymadığı olacaktır.
40. Anayasa Mahkemesi; somut olayın koşullarında başvurucunun davacı hakkında kullandığı ifadeler sebebiyle aleyhine manevi tazminata hükmedilmesinin zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini, müdahalenin gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını, bunu haklı göstermek için ortaya konan gerekçenin Anayasa Mahkemesince ortaya konan ve yukarıda açıklanan kriterleri karşılayan, ilgili ve yeterli bir gerekçe olup olmadığını yargılamanın bütününe bakarak değerlendirecektir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56).
41. Başvurucu, GATA'da bir dönem beraber doktor olarak görev yaptığı şahsın FETÖ/PDY'ye üye olduğu iddiasına yönelik bir adli soruşturma kapsamında mağdur/müşteki sıfatıyla ifadesine başvurulmak üzere adli kolluk görevlilerince çağrılmıştır. Başvurucu bu çerçevede polisin kendisine yönelttiği sorulara cevap vermiştir. Başvurucunun ifadeye çağrıldığı soruşturmanın şüphelisi ile davacı -başvurucunun beyanına göre- yakın arkadaştır. Davacı, bahsi geçen soruşturmanın tarafı değildir. Yine başvurucunun söz konusu soruşturmanın mağduru ya da müştekisi olmadığı bir kez daha vurgulanmalıdır.
42. Adli makamlar önünde verdiği ifadesinde davacıya ilişkin sarf ettiği sözleri sebebiyle başvurucunun manevi tazminat ödemesine karar verildiği görülmektedir. Bölge Adliye Mahkemesi gerekçeli kararında, üç sayfalık ifade tutanağından bir paragrafı metnin bütününden ayırarak alıntılamış; "Dr. [M.T.]nin halen kripto FETÖ’cü olduğunu değerlendirmekteyim. Çünkü yaşanan bu olaylar göz önüne alındığında bu kişiler kendilerinden olmayan kişilerle hareket etmezlerdi. Bu şahıslar hep ortak akademik kararlar alırlardı. Örneğin, ben her KHK’da Dr. [M.T.] isimli şahsın KHK ile meslekten atılmasını beklerken halen KHK ile atılmadığını hayretle görmekteyim..." şeklindeki ifadelerin davacının FETÖ/PDY üyeliğine dair bir olgu isnadı olduğu kanaatine varmıştır.
43. Bir kişinin başkasına yönelttiği FETÖ'cü ifadesinin bir değer yargısı ya da olgusal isnat niteliği taşıyıp taşımadığı her somut olayın bağlamı içerisinde incelenmeye muhtaçtır. Mezkûr ifade, sarf edildiği koşullar ışığında, bazı hâllerde açıkça kişinin terör örgütü üyesi olduğuna dair bir itham niteliği taşıyabilecekken, bazı hâllerde ismi geçen terör örgütü ile yakın ilişkiler geliştirerek bir dönem menfaat elde etmiş, terör örgütü zihniyetinde olan kişi anlamında da kullanılabilir. İlki açıkça bir olgu isnadıyken ikinci durum şüphesiz bir değer yargısı niteliğindedir (kişilere yapılan FETÖ'cü yakıştırmasının bir değer yargısı oluşturduğuna ilişkin bkz. Haydar Akar [1. B.], B. No: 2019/2593, 15/3/2022, § 35; bir kimsenin devlet içindeki paralel yapılanmada sorumluluğu olduğunu iddia etmenin değer yargısı olduğuna ilişkin bkz. İbrahim Okur (2) [1. B.], B. No: 2018/12363, 26/5/2021, §§ 24-27). Başvuruya gelindiğinde ise Anayasa Mahkemesine göre, başvurucunun davacıya bir olgu isnadı yöneltip yöneltmediği incelenmeden önce ifadenin sarf edildiği bağlam ele alınmalıdır.
44. Bu noktada başvurucunun adli kolluk görevlilerinin çağrısı üzerine ifade vermeye gittiği, aleyhine manevi tazminata hükmedilmesine gerekçe gösterilen ifadelerini polisin kendisine yönelttiği sorulara cevaben sarf ettiği önem arz etmektedir. Oysa Bölge Adliye Mahkemesinin ifadelerin sarf edildiği bağlamı gözetmeden verdiği kararın gerekçesine bakıldığında, salt başvurucunun davacının FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair olgu isnadında bulunduğu kabulü üzerine manevi tazminata hükmettiği görülmektedir. Şüphesiz ki Anayasa Mahkemesi iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında ifade özgürlüğünü değerlendirdiği kararlarında, ifade özgürlüğü ile üçüncü kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında dengeleme yaparken genellikle şikâyet yahut savunma kapsamında bireylerin kendiliğinden dile getirdiği iddia ve/veya savunmaları incelemiştir. Buna karşın eldeki olayda, başvurucu kendiliğinden davacı hakkında herhangi bir şikâyette bulunmamış, söz konusu ifadeleri adli makamın sorusuna cevaben sarf etmiştir. Buna göre başvurucu adli makamın kendisine yönelttiği soruya cevaben sübjektif bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Şu hâlde, olayın iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında ifade özgürlüğünün ele alındığı kararlardan farklılık arz ettiği vurgulanmalıdır.
45. Başvurucunun üç sayfalık beyanında davacı hakkındaki ifadelerinin beraber çalıştıkları dönemdeki tecrübelerine dayandığı ve yaşadığı olumsuzluklar sonucunda edindiği izlenim ve varsayımlardan oluştuğu anlaşılabilmektedir. Başvurucu, FETÖ/PDY'nin GATA içinde tespit edilen faaliyetleri kapsamında yürütülen soruşturmada kendisine sorulan şahıslar ve onların yakın ilişkide olduğu kişilerle beraber çalıştığı dönemde yaşadığı olumsuz deneyimlerden yola çıkarak davacının da kripto FETÖ'cü olduğundan şüphelendiğini belirtmiştir. Başvurucu, uyuşmazlığın kaynağındaki ifadeleri aleni bir ortamda, bir sosyal medya platformunda, üçüncü kişilerin kolaylıkla erişebileceği kamusal bir mecrada sarf etmemiştir. Bilâkis ifadelerinin gizli kalacağı düşüncesiyle başvurucu, polisin sorduğu sorulara bir vatandaş olarak cevap verirken kendi izlenim ve şüphelerini paylaşmıştır.
46. Başvurucunun mezkûr ifadelerinin sebepsiz, keyfî bir saldırı niteliğinde olduğu ve salt davacıya zarar verme amacıyla hareket ettiğine dair bir emare bulunduğu da Bölge Adliye Mahkemesi kararında zikredilmemiştir. Başvurucu, davacıyı kamu önünde hedef de göstermemiştir. Şu hâlde, başvurucunun ifadesinin davacıya karşı olgusal dayanaktan yoksun sebepsiz bir kişisel saldırı oluşturduğuna dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı gerekçesinin yeterli olduğu söylenemez (Osman Palçik [1. B.], B. No: 2018/25073, 15/12/2020, § 40). Nitekim başvurucu, ifadesinde bazı olgulara dayanmıştır. Beraber çalıştıkları dönemde bahsi geçen örgüte üye olan kişilerin kendilerinden olmayanları dışladıklarını gözlemleyen başvurucu, yükselmesinin önüne geçildiğini, emekli olmaya zorlandığını, yerine getirilen kişinin ise mevcut durumda tutuklu olduğunu, yine aynı klinikte çalıştığı davacının samimi olduğu diğer doktorun ihraç edildiğini belirtmiştir. Başvurucuya göre örgütsel amaçla hareket eden kişiler arasında bir yakınlığın olması gerekmektedir. Başka bir söylemle, başvurucu davacı için kullandığı "kripto FETÖ'cü" ifadesini somut bazı vakıalara dayandırmış ve polislerin sorularını cevaplarken kendi izlenimlerini, yorumlarını paylaşmıştır.
47. Bununla birlikte dosyada mevcut belgelerden başvurucu ile davacının uzun yıllar aynı klinikte doktor olarak görev yaptıkları ve eskiye dayanan husumetleri olduğu anlaşılmaktadır. Davacı kendisine kripto FETÖ'cü denilmesinin hakaret ve iftira teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Davacıya göre, başvurucunun beyanları yüzünden atanabileceği bir profesör kadrosu açılmamasından dolayı maddi manevi olarak zarara uğramış, profesör kadrosunun açılmamasında davalının beyanları etkili olmuştur. Öte yandan başvurucunun davacı hakkındaki ifadeleri sebebiyle davacı aleyhine herhangi bir cezai tahkikat yapılmadığı görülmektedir. Bu bağlamda Yargıtayın haksız şikâyet nedeniyle açılan tazminat davalarında dahi sırf zarar verme kastıyla hareket edildiğinin ispat edilmesini aradığı (bkz. § 15) dikkate alındığında başvuru konusu olayda adli makamların çağrısı üzerine beyanda bulunan başvurucunun ifadeleri ile davacının uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararlar arasında nasıl bir illiyet bağı olduğu Bölge Adliye Mahkemesi kararı gerekçesinden anlaşılamamaktadır. Bu durumda başvurucunun salt davacıya zarar verme kastıyla hareket ettiğinin değerlendirilmesi mümkün görünmemektedir.
48. Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs gibi son derece ağır bir suç hakkında yürütülen bir soruşturmada, bir cezai takibat kapsamında ifadeye çağrılan kimselerin, sırf üçüncü kişilerin cezalandırılmasını sağlamak amacıyla suç ve delil uydurduğu veya kişisel ve keyfî bir saldırı saikiyle hareket ettiği ortaya konulmadığı müddetçe adli makamlar önünde sarf ettiği sözler sebebiyle ileride tazminata mahkûm edilme endişesi taşımaları hiç şüphesiz maddi gerçeğin açığa çıkmasının önünde büyük bir engel teşkil etmektedir. Başvurucunun, davacının kripto FETÖ'cü olduğuna ilişkin şüphesini bizzat adli makamlara kendi arzusuyla giderek paylaşmadığı, keyfî biçimde davacıyı hedef almadığı somut olaydaki gibi durumlarda izlenimlerini aktardığı ifadeleri sebebiyle hukuki bir yaptırımla karşı karşıya kalması ifade özgürlüğü üzerinde şüphesiz ki caydırıcı etki de yaratmaktadır. Buradaki caydırıcı etki salt ifade özgürlüğünün önünde bir engel teşkil etmeyip aynı zamanda soruşturma ve kovuşturma sürecinde maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla hareket eden adli makamların da sağlıklı bir yargılama faaliyeti sürdürmelerini engelleme riski taşımaktadır.
49. Bölge Adliye Mahkemesi olayda başvuruya konu ifadelerin kullanıldığı dönemdeki koşulları, ifadenin bağlamını, başvurucunun ifadesinin tamamını ve başvurucu ile davacının toplumsal konumunu tartışmadan başvurucunun davacı hakkındaki ifadelerinin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği sonucuna varmış ve başvurucuyu tazminata mahkûm etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kripto FETÖ'cü ifadesinin tek başına kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu değerlendirmiş; ihtilafa konu ifadenin aleni bir ortamda değil adli makamlar nezdinde sarf edildiğini dikkate almadığı gibi söz konusu ifadenin davacının hayatı üzerinde somut etkisi olup olmadığını da incelememiştir.
50. Bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesinin başvurucunun mahkûmiyeti bakımından oluşturduğu gerekçeler, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için -yukarıda yer verilen ölçütlere göre- ilgili ve yeterli olarak kabul edilemez. Sonuç olarak yargı makamlarının başvurucunun ifade özgürlüğü ile davacının şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurduklarından bahsedilemeyeceği değerlendirilmiştir.
51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
52. Başvurucu; ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.
53. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,
B. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesine (E.2020/1183, K.2021/1635) iletilmek üzere Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2019/346, K.2020/94) GÖNDERİLMESİNE,
E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.