|
Başkan
|
:
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
Başkanvekili
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Sinan ARMAĞAN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Resul DARAMA
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin
olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer
verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının,
kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan suçlu olarak gösterilmesi
nedeniyle de masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 28/1/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,
makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti 12/1/2024
tarihinde başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.
Ayrıca Komisyon; adli yardım talebinin geçici olarak kabulüne, diğer
şikâyetlerle ilgili olarak başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
4. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine
karar vermiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve
belgelere göre olaylar şöyledir:
A. Genel
Bilgiler
6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik
görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere
uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla
saldırılmış, bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş,
binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal
temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır
faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve Paralel
Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu
değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına
ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri
([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (C.A.
(3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; N. E. [GK], B. No:
2022/62466, 29/5/2025, § 5; A. S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, §
5; Halit İnciroğlu [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).
7. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik
Kurulu (MGK) söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın
huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki
illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet
yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör
örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve bir
terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri
basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014
yılında Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal
Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması"
adıyla yer almıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 28, 33; C.A. (3), §
11; N. E., § 6;A. S., § 6; Halit İnciroğlu, § 7).
8. Yargı organları; birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin
anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri
kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler
taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi
amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir
terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmiştir (Selçuk
Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK],
B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; C.A. (3), § 12; N. E., § 7; A.
S., § 7; Halit İnciroğlu, § 8).
9. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine
kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok
özelliği bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık
bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine
büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel
haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir
örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu
ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı; C.A. (3), § 13; N.E., § 8; A.S., § 8; Halit
İnciroğlu, § 9).
10. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar
Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün
süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık
sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı,
OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa
Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 47-66)
kararında yer almaktadır (C.A. (3), § 14; N.E., § 9; A.S.,
§ 9; Halit İnciroğlu, § 10).
11. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa
Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
(AİHS/Sözleşme), Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya
alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin
kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterliğine bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50; C.A.
(3), § 18; N.E., § 10; A.S., § 10; Halit İnciroğlu, §
11).
12. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun
hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütleriyle veya millî
güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisakı yahut irtibatı olan kişiler, anılan OHAL KHK'larına ekli
listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle başka hiçbir işleme gerek
kalmaksızın kamu görevinden çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu KHK'lar; farklı
kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul edilerek
kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu görevinden
çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile anılan
KHK'ların eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış, bu kişilerin kamu
görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.
13. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal
İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin
(685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis
edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen
işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine
685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler
ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası
açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile
kanunlaşmıştır.
B. Somut Olay
Bilgisi
14. 2000 yılında aday öğretmen olarak kamu görevine
başlayan başvurucu, terör örgütleriyle veya millî güvenliğe karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olduğundan bahisle 1/9/2016 tarihli ve 29818 mükerrer sayılı Resmî
Gazete'de yayımlanan 15/8/2016 tarihli ve 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında
Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname'ye
(672 sayılı KHK) ekli (1) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu
görevinden çıkarılmıştır. Başvurucu, kamu görevinden çıkarıldığı sırada
Tekirdağ Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğünde il müdürü olarak
görev yapmaktadır.
15. Başvurucu, anılan kararın iptaline karar verilmesi
talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuştur. OHAL Komisyonu 11/4/2018 tarihinde
başvurucunun talebini yerinde görmeyerek başvuruyu reddetmiştir. Kararda
başvurucunun FETÖ/PDY faaliyetleri kapsamında örgüt talimatı doğrultusunda,
örgütle iltisaklı Asya Katılım Bankası Anonim Şirketine (Banka veya Bank Asya)
finansal destek mahiyetinde para yatırdığı (Anılan kararda Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonundan (TMSF) temin edilen bilgilerde başvurucunun Bank Asyada 323623
numarası ile açılmış hesabı olduğu, bahse konu hesap bakiyesi 31/12/2013
tarihinde 4.034,16 TL iken 24/3/2014 tarihinde 15.000 TL, 20/6/2014 tarihinde
30.000 TL, 24/12/2014 tarihinde 11.000 TL para yatırdığı, aynı hesaba muhtelif
tarihlerde farklı tutarlarda para girişi olduğu, ayrıca 24/12/2014 tarihinde
34.883 tutarlı 32 günlük katılım hesabı açtığı şeklinde tespitlere yer
verilmiştir.), söz konusu örgütle iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle
TMSF'ye devredilen Cihan Medya Dağıtım A.Ş.ye mali destek sağlamak için para
gönderdiği, ayrıca inceleme bölümünde belirtilen diğer tespitlerin örgütle
irtibatını ortaya koyduğu şeklinde değerlendirme yapılmıştır. Komisyon
kararında başvurucu hakkında yapılan diğer tespitler; örgütle irtibatlı olduğu
gerekçesiyle kapatılan Özel Feyza Orta Okulunda 2014-2015 ve 2015-2016 eğitim
öğretim dönemlerinde çocuğunun kaydının bulunması, yine örgütle irtibatı
nedeniyle kapatılan Gap Eğitim Gönülleri Derneğinin 6/10/2006 tarihinde kurucu
üyesi olması ve üyeliğinin dernek kapatılana kadar devam etmesi, aynı
gerekçeyle kapatılmasına karar verilen Özel Feyza Eğitim A.Ş. ve Sema Eğitim
Hizmetleri A.Ş.ye 30/1/2014-20/5/2016 tarihleri arasında ödeme yapması,
Tekirdağ 3. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) E.2018/68 sayılı
dosyasında terör örgütüne üye olma suçundan yargılamasının devam etmesi olarak
gösterilmiştir.
16. Başvurucu, OHAL Komisyonunun anılan kararının
iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu;
i. Dinî hassasiyetleri nedeniyle birikimlerini faizsiz
bankacılıkta değerlendirmek istediğinden ve yaptığı araştırmada en yüksek kâr
payını vermesi, internet bankacılığının yaygın olması, temassız kredi kartı
avantajı, şubelerinin sakin olması gibi sebeplerle 2003 yılında Bank Asyada
hesap açtığını, 2011 yılından sonra kızının gittiği okulun söz konusu bankayla
çalışması nedeniyle okul ödemelerini, kredi kartı ve fatura ödemelerini,
bireysel emeklilik işlemlerini, başka kişi ya da kurumlara yaptığı havaleleri
bu Banka aracılığıyla yaptığını iddia etmiştir. Başvurucu, OHAL Komisyonu
kararında belirtilen paraların çoğunun bireysel emeklilik hesabındaki paralar
olduğunu, talimat doğrultusunda söz konusu Bankaya para yatırmadığını, zaten
Bankaya kayyum atandıktan veya Bankanın TMSF'ye devrinden sonra bile parasını
çekmediğini, bu davranışının talimat doğrultusunda hareket etmediğini ortaya
koyduğunu, kaldı ki edilenin aksine talimattan dahi haberi olmadığını,
ii. Dernek üyeliğinin görevi nedeniyle Şanlıurfa'da
bulunduğu 2006-2008 yıllarına ait olduğunu, dernekte yasal olmayan bir durumla
karşılaşmadığını, tayini çıktıktan sonra dernekle bir ilgisinin kalmadığını,
iii. Çocuğunun gittiği özel okulun yasal olarak faaliyet
gösterdiğini, verdiği eğitimin iyi olması nedeniyle, Tekirdağ'a tayini çıkınca
bu okulu tercih ettiğini, çocuğunun psikolojisinin bozulmaması için 17-25
Aralık sürecinden sonra okuldan kaydını sildirmediğini, Özel Feyza Eğitim A.Ş.
ve Sema Eğitim Hizmetleri A.Ş.ye gönderdiği paraların çocuğunun okul ücretinin
taksitleri olduğunu, başka bir sebeple para göndermediğini,
iv. Cihan Medya Dağıtım A.Ş.ye 2/1/2014-9/5/2016
tarihleri arasında kredi kartıyla yaptığı ödemenin gazete aboneliğine ilişkin
olduğunu, söz konusu gazetenin ekinde yer verilen derginin çocuğunun
öğretmenleri tarafından tavsiye edildiğini, bu nedenle gazeteye abone olmak
zorunda kaldığını,
v. Yargılanmakta olduğu ceza davasında verilen cezanın
kesinleşmediğini, bu nedenle görevden çıkarma kararına dayanak alınamayacağını
öne sürmüştür.
17. Ankara 20. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi)
11/1/2019 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararda öncelikle
FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin olarak genel değerlendirmeler yapılmış,
FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin kamu görevinden çıkarılması sürecine dair
bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden
bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken
tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. "Uyuşmazlık Konusu Olayın
Değerlendirilmesi" başlığı altında ise;
i. Başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından terör
örgütüne üye olma suçundan cezalandırıldığı,
ii. Başvurucunun FETÖ/PDY'ye müzahir Bank Asyadaki
hesabında bulunan para miktarında 2014 yılından itibaren rutin bankacılık
işlemlerini aşar nitelikteki işlemlerle artış sağladığının (24/3/2014
tarihinde 15.000 TL, 20/6/2014 tarihinde 30.000 TL, 24/12/2014 tarihinde
11.000TL para yatırdığı, ayrıca 24/12/2014 tarihinde 34.883 tutarlı 32 günlük
katılım hesabı açtığı) tespit edildiği belirtilmiştir. İdare Mahkemesi,
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10/7/2018, 8/10/2018 ve 23/10/2018 tarihli üç
kararına atıf yaparak; Fethullah Gülen'in 17/25 Aralık 2013 sürecinde örgüt
üyelerine, zor durumda olan Bank Asyayı Uhud Savaşı'ndaki Okçular Tepesi
olarak nitelendirip Bankanın terk edilmemesi gerektiğini belirterek para
yatırmaları yönünde talimat verdiğini hatırlatmıştır. Bu talimatı alan örgüt
mensuplarının 6/1/2014-29/5/2015 tarihleri arasında hayatın olağan akışına
aykırı olarak anılan Bankada hesap açtırdığı ve mevduat artışı sağladığı bir
bütün olarak dikkate alındığında 17/25 Aralık süreci ve devamında normal
bankacılık faaliyetleri haricinde kalan hayatın olağan akışına aykırı olarak
hesap açan ve mevduat yatıran kişilerin bu eylemleri sebebiyle FETÖ/PDY ile
yoğun şekilde bağ kurduğunu ifade etmiştir.
iii. Yargılandığı ceza dosyasında bilgisine başvurulan
kişilerin başvurucunun örgüt ile bağı olduğunu, sohbet adı altında düzenlenen
toplantılara katıldığını beyan ettikleri,
iv. Başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu
gerekçesiyle kapatılan derneğe üye olduğu,
v. FETÖ/PDY'nin yayın organı olan Cihan Medya Dağıtım
A.Ş.ye ödeme yaptığı,
vi. FETÖ/PDY ile iltisaklı özel okulda çocuğunun kaydı
olduğu belirtilmiştir.
18. İdare Mahkemesi, davayı reddederken yukarıda yer
verilen ilk dört sıradaki tespitlerin yanı sıra belirttiği diğer
delillere de dayandığını ifade etmiştir. Bu bağlamda tespit edilen eylemleri
kapsamında başvurucunun FETÖ/PDY ile normal bir vatandaştan beklenebilecek
olandan daha yoğun bir ilişki içine girdiğini vurgulamıştır. Netice itibarıyla
Anayasa'yla kurulmuş hür demokratik düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan terör
örgütüyle bağı bulunduğu konusunda hakkında somut verilere ulaşılan
başvurucunun Anayasa'ya sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği kanaatine varmış ve
OHAL Komisyonuna yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka
aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. İdare Mahkemesi başvurucunun Bank
Asyadaki hesap hareketlerine ilişkin açıklamaları konusunda başka bir
değerlendirme yapmamıştır.
19. Diğer taraftan İdare Mahkemesi, başvurucunun temel
hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönelik iddialarına ilişkin olarak
idarenin gerek kamu güvenliğinin korunması gerekse devlete sadakat
yükümlülüğünün sağlanması amacıyla hareket ettiğini dile getirmiştir. Bu
bağlamda somut olaydaki kamu görevinden çıkarma tedbirinin ölçülü, güdülen
amacın gerçekleşmesi için elverişli ve zorunlu olduğunu, özel hayata saygı
hakkına yapılan müdahalenin bu müdahale ile ulaşılacak meşru amaç kapsamındaki
kamu yararı ile dengelendiğini, somut olaydaki tehdidin derhâl bertaraf
edilebilmesi amacıyla normal prosedürün dışına çıkılarak, başka bir işleme gerek
kalmaksızın örgütle bağı bulunan kamu görevlilerinin ihraç edildiğini,
olağanüstü zamanlarda olağan prosedürün uygulanmasının zorunlu olmadığı, temel
hak ve hürriyetlerin tesis edilebilmesi ve yeni bir darbe teşebbüsünün
önlenmesi amacıyla gereken tedbirlerin alınmasında devletin hem yetkisi hem de
sorumluluğu olduğunu belirtmiştir. Ayrıca başvurucuya hakkındaki isnatların
bütününe vakıf olarak OHAL Komisyonuna itiraz edebilme ve dava açabilme, iddia
ve savunmada bulunabilme imkânının tanındığını vurgulamıştır.
20. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna
başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını
tekrar etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire)
26/5/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu,
kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf
başvurusunun reddine karar vermiştir.
21. Başvurucu, karara karşı temyiz başvurusunda
bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu, istinaf dilekçelerinde yer alan
iddialarını yineleyerek Daire kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Danıştay
Beşinci Dairesi (Danıştay) 29/11/2021 tarihinde verdiği kararda başvurucu
hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmediğinden hüküm kurulurken aleyhinde bir
değerlendirme yapılmasının masumiyet karinesi gereğince mümkün olmadığını
belirtmiş, diğer taraftan dava dosyasında başvurucu hakkında yapılan diğer
tespitleri dikkate alarak FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olduğu sonucuna
ulaşmış ve Daire kararını onamıştır.
22. Başvurucu nihai karar 13/1/2022 tarihinde
öğrenmiştir.
23. Öte yandan başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma
suçundan yürütülen ceza yargılamasında Ağır Ceza Mahkemesince 5/3/2019
tarihinde başvurucunun 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar
verilmiştir. Kararda delil olarak başvurucunun savunması yanında tanık E.A.nın
ifadesine de yer verilmiştir.
i. Başvurucunun 3/5/2018 tarihli savunmasının ilgili
kısmı şöyledir:
"...[K.Y.] ile Tekirdağ ilk geldiğimiz
zamanlarda eşimin gelmediği süreçlerde katıldığım sohbetlerde tanışmıştım, ben
mütevellinin ne olduğunu bilmiyorum, benim mütevelli heyetleriyle ilgili bilgim
yoktur ..."
ii. Tanık E.A.nın 3/5/2018 tarihli beyanı şöyledir:
"Bizim devam ettiğimiz sohbet
grubumuz vardı, [A.K.]
isimli kişi bu sohbetleri organize ediyordu, ben 2010 yılının sonlarından
itibaren katıldım, 2012 yılının yaz aylarından itibaren bu sohbetleri Resul
DARAMA devraldı, bu sohbetler bazen salı günleri bazen perşembe günleri
yapılıyordu, Resul bey 1-2 gibi kısa bir süre bu sohbetleri vermeye devam etti,
bu sohbetlere katılan arkadaşlar memur mütevellisi olarak geçen kişilerdir,
kendisi kısa bir süre [A.K.den] sonra bu sohbetleri organize etti,
genelde dini içerikli sohbetler yapılıyordu, genelde Risale ve Kuran-ı Kerim
okunuyordu, hadislerden okunuyordu, Fetullah GÜLEN'in kitaplarından okunuyordu,
vaazlerini içeren CD ler izlettirilmiyordu, benim katıldığım sohbetlerde
bunlara şahit olmadım, himmet yardım bağış ve kurban parası istenmiyordu, bu
tarz şeylerin esnaf gruplarında olduğunu duymuştum, bu gruptaki arkadaşlar
memur arkadaşlar oldukları için maddi talepler olmuyordu, gazete ve dergi
aboneliği de istenmiyordu, Resul DARAMA'nın bu şekilde faaliyetlerine şahit
olmadım, benim olayla ilgili bilgim ve görgüm bundan ibarettir..."
24. Başvurucunun istinaf talebi İstanbul Bölge Adliye
Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından 19/3/2020 tarihinde reddedilmiş ise de
temyiz incelemesi yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 2/7/2024 tarihinde
mahkûmiyet kararı bozulmuştur. Bozma kararında tüm bürokrat ünitelerinin
toplantılarını organize eden ve ünite sorumluları ile temas hâlinde olan
A.A.K.nın başvurucu ile irtibatı olduğu tespit edildiğinden bu kişi hakkında
konuyla ilgili olarak dava açılıp açılmadığının araştırılması, verdiği
beyanların temin edilmeye çalışılması, gerekli görülmesi hâlinde tanık olarak
dinlenilmesi, 2012 yılının Mart ayından sonra toplantılara bir daha
katılmadığını ifade eden başvurucunun örgütün gerçek yüzü ortaya çıktıktan
sonra da örgütle bağlantısını devam ettirip ettirmediğinin şüpheye yol
açmayacak şekilde belirlenmesi hususlarına yer verilmiştir.
25. Bozma kararı sonrasında Ağır Ceza Mahkemesince
15/4/2025 tarihinde bu kez başvurucu hakkında beraat kararı verilmiştir.
Başvurucu hakkında verilen beraat kararının gerekçesinde, bozma ilamından sonra
dinlenenler de dâhil olmak üzere ifadesi alınan tanıkların 2012 yılından sonra
başvurucunun sohbetlere katıldığına dair beyanda bulunmadıkları, örgütün gerçek
yüzü ortaya çıktıktan sonra başvurucunun örgütle bağlantısını devam ettirdiğine
dair her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği şeklinde değerlendirme
yapılmıştır. Ayrıca başvurucunun savunması, Bank Asya hesabına ilişkin hesap
hareketleri ile birlikte ele alındığında ise bankacılık işlemlerinin talimattan
bağımsız, rutin bankacılık faaliyeti olarak kabul edilmesi gerektiği,
Yargıtayın yerleşik içtihatları uyarınca da Bank Asyada gerçekleştirilen rutin
hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etme kapsamında
değerlendirilemeyeceği, başvurucunun savunmasının aksine örgüt talimatı
doğrultusunda terör örgütüne yardım etme kastı ile örgütle iltisaklı bankaya
para yatırdığına, bankacılık işlemi yaptığına dair kesin ve inandırıcı delil
bulunmadığı ifade edilmiştir. Sonuç itibarıyla isnat edilen suç nedeniyle
hakkında şüphe oluştuğundan beraat kararı verilmesi gerektiğinden söz
edilmiştir. Karar, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir. İnceleme
tarihi itibarıyla dosya henüz temyiz aşamasındadır.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili
Mevzuat
26. 672 sayılı KHK'nın "Kamu personeline ilişkin
tedbirler" başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Terör örgütlerine veya …
Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara (…) iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan;
a) Ekli (1) sayılı listede yer alan
kişiler kamu görevinden,
...
başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın
çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında
ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.
(2) Birinci fıkra gereğince kamu
görevinden, ... çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe
ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden
kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilemezler ..."
27. 672 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
6/2/2018 tarihli ve 7080 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline
İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine
Dair Kanun'un 2. maddesiyle kanunlaşmıştır.
28. 685 sayılı KHK'nın "Komisyonun oluşumu" başlıklı
1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Anayasanın 120 nci maddesi
kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya
... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla
irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan
kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin
başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri
İnceleme Komisyonu kurulmuştur."
29. 685 sayılı KHK'nın "Yargı denetimi" başlıklı
11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Komisyon kararlarına karşı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde
iptal davası açılabilir."
30. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.
2. İlgili Yargı
Kararları
a. FETÖ/PDY'nin
Yapısına İlişkin Kararlar
31. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan
olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline
getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip
örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla
öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir
düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde
olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme
kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin
olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde
büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp
mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle
çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu
kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan
sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden;
böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına
almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de
kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de
bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe,
semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans
kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu
söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur.
Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde
mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere,
kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet,
eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal
şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile
devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde
ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından;
'Esnek olun, sivrilmeden can damarları
içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı
fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!'
'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir
müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde
ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde
garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.'
'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı
omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun
olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman
hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.'
'Yani siz hâkim değilsiniz başka
kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli,
tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...'
'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne
göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana
kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve
düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır.
Söylerseniz siz esir olursunuz.'
'Daima tedbirli olmalıyız, daima
istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar
aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç
merkezlerine ulaşmalıyız...'
'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz
olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında
yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt
mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir."
32. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu
kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. Ayla
Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.
33. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulunun (İDDK) 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158
sayılı kararında "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlığı
altında şu hususlara yer verilmiştir:
"...
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava
dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün
niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen
21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat
farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi
asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz
hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her
aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine
kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz
bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja
başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya
başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken
%15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde
kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı
yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde
namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç
tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize
evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi
düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister,
devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de
yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını
birbirleriyle tanıştırıyordu.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce
düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci
sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda
sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk
ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek
dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre
olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler
uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede
namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa
namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli
olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı.
…Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de
gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt
üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye
biliyorum. …Seçim [2014
tarihli HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim,
örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı
gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız
aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı
yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş.
mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının
içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim
savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım
yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.yi] övücü
yorumlar yapıp destekleyelim …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir
şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı
mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup,
hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa
diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da
birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet
edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj
döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi
birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi.
Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca
düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o
dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002
yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5
şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı
simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42
bin sicillileri, T3 grubu92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha
sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.'
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla
takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin
aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve
yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde
teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik
hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı
davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu
yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik
kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini
takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon
konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve
diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe
teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda
bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli,
durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara,
kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan
açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal
medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla
muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler,
herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve
Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi'
şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
..."
b. Bank Asyaya
İlişkin Genel Açıklamaların Yer Aldığı Kararlar
34. Bank Asya, Türkiye'de faaliyet gösteren dört katılım
bankasından biri olarak 24/10/1996 tarihinde Asya Finans Kurumu Anonim
Şirketi ünvanıyla kurulmuş; 20/12/2005 tarihinde ise Asya Finans Kurumu
Anonim Şirketi olan ünvanı Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi olarak
değiştirilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/1/2022 tarihli ve
E.2020/9.MD-344, K.2022/12 sayılı kararı).
35. Kamu makamlarınca FETÖ/PDY'nin finans kaynaklarından
biri olarak değerlendirilen Bank Asya, 2013 yılı Aralık ayı sonrasında mali
olarak zor duruma düşmüştür. Bunun üzerine Bank Asyanın finansal olarak iyi
durumda olduğunu göstermek ve böylece örgüte para aktarılmasının sürekliliğini
temin etmek amacıyla Bank Asyaya para yatırılması için 25/12/2013 tarihinde
bizzat örgüt lideri tarafından çağrıda bulunulmuştur. Bu çağrıya uyan kişilerin
özellikle 2014 yılının başından itibaren gerek bir kısım mal varlığını elden
çıkararak gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekerek tasarruf ve kâr
amacı gözetmeksizin örgüt yararına para yatırma, katılım hesapları açma, döviz
ve altın alma ve satma gibi işlemler yaptığı tespit edilmiştir (Yargıtay Ceza
Genel Kurulunun 20/12/2018 tarihli ve E.2018/16-419, K.2018/661 sayılı kararı).
36. Darbe teşebbüsü öncesinde de FETÖ/PDY ile irtibatlı
olduğu değerlendirilen bazı ticari kuruluşlar ve finans kuruluşları için idari
birtakım tedbirlere başvurulmuştur. Bu kapsamda TMSF 3/2/2015 tarihinde Bank
Asya yönetimine el koymuş, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ise
anılan Bankayı 29/5/2015 tarihinde TMSF'ye devretmiştir (bazı değişikliklerle
birlikte bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 35).
37. BDDK tarafından Bankanın TMSF'ye devrinden önce
hazırlanan 28/5/2015 tarihli mali durum tespit raporunda Bank Asyanın
kurumsal yapısıyla örtüşmeyen şekilde Fetullah Gülen’in yönlendirmesiyle
yönetildiği ve bu örgüte maddi kaynak sağlamak üzere muhtelif işlemlerin
gerçekleştirildiği hususlarına yer verilmiştir. Ayrıca aynı raporda Bankanın içinde
bulunduğu finansal krizi aşabilmesi için Fetullah Gülen tarafından 25/12/2013
tarihinde Bank Asyaya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu
talimatın Banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip
edilmediği, ekonomik veya rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan
kişilerin talimat kapsamında Bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise
cari ve katılım hesaplarındaki bulunan mevduatlarda artışa gittikleri veya
muhtelif bankacılık işlemleriyle Bankaya likidite sağladıkları belirtilmiştir.
Söz konusu mali tespit raporu içeriği hakkında daha ayrıntılı bilgi için
bkz. Kenan Işık [2. B.], B. No: 2017/26291, 17/7/2019, § 19).
c. Bank Asya
Hesaplarında Yapılan İşlemler Bağlamında Verilen Kararlar
38. Metin Evecen ([2. B.], B. No: 2017/744,
4/4/2018) kararında Anayasa Mahkemesince başvurucunun örgütün mali kaynağını
oluşturan ve bu yolla gelir elde ettiği anlaşılan Bankaya örgüt yöneticilerinin
çağrıları üzerine para yatırmasının somut olayın koşullarına göre suçun
işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî
olmadığı belirtilmiştir (Metin Evecen, § 59). İ.C. ([2. B.], B.
No: 2016/41492, 13/2/2020) kararında ise somut olayın koşulları
değerlendirilmiştir. Kararda, Bank Asyada açılmış bir hesab olmasının örgütsel
bir faaliyet olarak değerlendirilmesinin ancak bunun terör örgütünden alınan
bir talimat uyarınca gerçekleştiğinin ortaya konulması hâlinde mümkün olduğu,
aksi durumda varsayıma dayalı bir kabulden hareket edilerek kuvvetli suç
belirtisi değerlendirmesi yapılmasının söz konusu olabileceği belirtilmiştir.
Buna göre söz konusu karara konu olayda Bank Asyada hesabı bulunan başvurucu
için bu yönde bir tespit yapılmaması karşısında Bankada kendisinin ve eşinin
hesabı olması olgusunun başvurucu yönünden örgütsel bir faaliyet olarak kabul
edilmesinin ve bu anlamda örgütsel ilişki bakımından kuvvetli suç belirtisi
olarak kabulünün mümkün görülmediği sonucuna ulaşılmıştır (İ.C., § 62).
39. Anayasa Mahkemesi, Gürcan Balık ([2. B.], B. No:
2020/16435, 17/11/2022) kararında başvurucunun Bank Asyadaki mevduatına ilişkin
ileri sürdüğü iddia karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia
olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının
ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 68-72). Anayasa
Mahkemesi, anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak
suretiyle bahse konu Bankada parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak
örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir. Nitekim
Yargıtay kararlarında 22/7/2016 tarihinde faaliyet izni kaldırılıncaya kadar
faaliyetlerine devam eden ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Bank Asyadaki mutat
hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul
edilmektedir. Ancak Yargıtay mutat işlemlerin dışında kalan, örgüt
talimatı üzerine, örgütün amacına hizmet eden ve Bankanın yararına
yapılan ödeme ve sair işlemleri suç delili olarak kabul etmektedir (Gürcan
Balık, §§ 39-47).
40. Ayla Demir İşat kararı ise Bank Asya hesabı
nedeniyle başvurucunun iş sözleşmesinin feshedilmesine ilişkindir. Anayasa
Mahkemesi söz konusu kararda başvuruya konu olayda feshin gerekçesinin devletin
millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtisaklı
veya irtibatlı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphe ve bu şüphe
nedeniyle güven ilişkisinin ortadan kalkması olduğunu tespit etmiştir. Bu
tespitten sonra Bankadaki mutat hesap hareketlerinin örgütsel faaliyette
bulunma ya da örgüte yardım etme suçları kapsamında değerlendirilemeyeceğinin
Yargıtay tarafından da kabul edildiğini, bu itibarla yargılama makamlarından
rutin bankacılık işlemleri dışında terör örgütünün talimatı üzerine hesap
açılıp açılmadığı, önemli sayılabilecek bir mevduat artışı gibi mutat dışına
çıkan bir hesap hareketinin olup olmadığı ya da başka bir örgütsel faaliyet
çerçevesinde bir işlem yapılıp yapılmadığı, feshi geçerli kılan başka bir
nedenin olup olmadığı hususlarını açıklığa kavuşturmasının beklendiğini
belirtmiştir (Ayla Demir İşat, § 140; Sinan Ceylan [1. B.], B.
No: 2019/38275, 24/1/2024, § 21).
41. Yargıtay, somut olayın özelliklerine göre Bank Asya
hesap hareketlerini FETÖ/PDY'ye üye olma veya yardım etme suçları bakımından
delil olarak kabul etmektedir. Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun
13/1/2022 tarihli ve E.2020/9.MD-344,K.2022/12 sayılı ; 15/1/2025 tarihli ve
E.2024/3.MD-444, K.2025/31 sayılı kararlarının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Terör örgütleri faaliyetlerini devam
ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak
sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler
kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde
yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet
adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin
de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan Asya Katılım Bankası
A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet
göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve
yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren
başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013- Ocak
2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu
oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi
aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine
aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat
toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz
raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi
için örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank Asya'ya
para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi
tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel
Müdürü [A.B.den] Yönetim
Kurulu Başkanı [E.B.] ve Yönetim Kurulu Üyeleri [E.G.], [Z.E.],[M.U.],
[R.K.], [M.G.] ve [A.Ç.ye] 06.01.2014'de iletilen
05.01.2014 tarihinde banka çalışanı [G.Y.nin] [A.B.ye] gönderdiği
'Affınıza mahçuben' konulu elektronik posta mesajının içeriğinde '...Bizim
iklimimizden bir ağabeyim ... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen
2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından
tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka
bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız...' ifadeleri yer
almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike
dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı
olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa
gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likitide sağladıkları
anlaşılmaktadır.
İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi
olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin
yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir.
Bank Asya'ya para yatırılması talimatlarından
üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve
akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan
04.02.2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde
yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve
sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin
gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Rutin bankacılık işlemleri dışında
talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda
yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık
işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir.
|
Yıl
|
Ay
|
Toplam
|
Kendisi
|
Eşi
|
Eski Eşi
|
Oğlu/Kızı
|
Kardeşi
|
Annesi
|
Babası
|
|
2013
|
12
|
3809
|
1256
|
700
|
11
|
109
|
1073
|
145
|
287
|
|
2014
|
1
|
66483
|
25482
|
16847
|
204
|
2251
|
17350
|
2817
|
3176
|
|
2014
|
2
|
39654
|
15431
|
10069
|
129
|
1362
|
10568
|
2329
|
2454
|
|
2014
|
3
|
22361
|
8244
|
5018
|
85
|
665
|
5957
|
1400
|
1758
|
|
2014
|
4
|
15737
|
5552
|
3388
|
63
|
426
|
4205
|
839
|
1398
|
|
2014
|
5
|
13679
|
4614
|
2767
|
45
|
329
|
3668
|
616
|
1025
|
|
2014
|
6
|
12546
|
4441
|
2713
|
58
|
395
|
3510
|
587
|
911
|
|
2014
|
7
|
11560
|
4174
|
2431
|
36
|
441
|
3403
|
424
|
719
|
|
2014
|
8
|
20681
|
7159
|
4826
|
74
|
1090
|
5860
|
854
|
985
|
|
2014
|
9
|
65130
|
25807
|
18366
|
180
|
3496
|
17039
|
2613
|
2427
|
|
2014
|
10
|
38771
|
13486
|
8774
|
113
|
1990
|
11496
|
1689
|
2043
|
|
2014
|
11
|
42992
|
14032
|
9567
|
161
|
1985
|
11776
|
2055
|
2638
|
|
2014
|
12
|
13782
|
5379
|
3439
|
38
|
603
|
3758
|
546
|
778
|
|
2015
|
1
|
14257
|
5705
|
3617
|
39
|
548
|
3940
|
634
|
827
|
|
2015
|
2
|
41978
|
13729
|
10979
|
124
|
6125
|
10539
|
2179
|
1776
|
|
2015
|
3
|
17545
|
6699
|
4513
|
57
|
1059
|
4813
|
844
|
864
|
|
2015
|
4
|
12630
|
3794
|
3077
|
34
|
711
|
3452
|
628
|
778
|
|
2015
|
5
|
11623
|
4247
|
2954
|
21
|
618
|
3148
|
567
|
721
|
Tablodan anlaşılacağı üzere rutin
bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel
yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden
kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman
zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bankasya'ya para yatırılması
örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir.
Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul
edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak
değerlendirilebilecektir.
..."
42. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 3/2/2025 tarihli ve
E.2022/17983, K.2025/2757 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurumunun 29.05.2015 tarihli kararı ile temüttü hariç ortaklık hakları ile
yönetim ve denetimi TMSF'ye devredilen ve 22.07.2016 tarihli kararı ile de 5411
sayılı Bankacılık Kanunu'nun(5411 sayılı Kanun) 107 inci maddesinin son fıkrası
gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine
devam eden, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası
A.Ş'de gerçekleştirilen rutin hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da
örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek, örgüt
liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve bankanın yararına
yapılan ödeme ve sair işlemlerin, örgüte üye olmak suçu bakımından örgütsel
faaliyet, tek başına ise örgüte yardım etmek olarak kabul edilebilecektir.
..."
43. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/4/2025 tarihli ve
E.2023/18441, K.2025/11393 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Bankacılık BDDK'nın 29.05.2015 tarihli
kararı ile temüttü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve 22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411
sayılı Bankacılık Kanunu'nun 107. maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet
izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FETÖ/PDY
silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ'de gerçekleştirilen
rutin hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek
kapsamında değerlendirilemeyeceği, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına
dahil olmayan ancak, örgüt liderinin çağrı dönemlerine denk gelen dönemlerde
Bank Asya'da bankacılık işlemlerini yapan kişinin işlem yaptığı tarihlerde bu
bankanın iltisaklı olduğu yapının silahlı terör örgütü olduğunu bilerek, örgüt
liderinin talimatı doğrultusunda ve örgüte yardım etmek kastıyla para yatırması
veya yatırım işlemleri yapmasının ispatı halinde bunun örgüte yardım suçunu
oluşturabileceği kabul edilmelidir.
..."
44. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 12/9/2023 tarihli ve
E.2021/16286, K.2023/5413 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile
iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ'de gerçekleştirilen rutin hesap
hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında
değerlendirilemeyeceği gözetilerek, örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün
amacına hizmet eden ve bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemlerin,
örgüte üye olmak suçu bakımından örgütsel faaliyet, tek başına ise örgüte
yardım etmek olarak kabul edilebileceği nazara alındığında; sanığın Bank Asya
nezdindeki 2014 yılı öncesi dahil olmak üzere tüm hesap hareketleri getirtilip
incelenerek bu konuda bilirkişi raporu da alınıp, örgüt liderinin talimatı
üzerine katılım hesabı açma ve mevduat artışı gibi mutad dışına çıkan hesap
hareketi bulunup bulunmadığının tespitinden sonra karar verilmesi gerekirken
eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
..."
45. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 21/5/2019
tarihli ve E.2018/7220, K.2019/3659 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Sanığın örgütle iltisaklı olması
nedeniyle kapatılan okula çocuğunu göndermesinin ve Bank Asya nezdindeki mutad
hesap hareketlerinin ve çalıştığı kurumdaki görev yaptığı birimlerin örgütsel
faaliyet olarak kabul edilemeyeceğinin gözetilmemesi,
..."
46. İDDK'nın 13/11/2024 tarihli ve E.2023/554,
K.2024/2803 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan
davacıya ilişkin bilgi ve belgelere gelince;
Dava konusu Komisyon kararında;
davacının Bank Asyada
[4...4] müşteri numarası ile açılmış hesabının bulunduğu, mezkur hesaba
15/04/2014 tarihinde 2.722,00-TL, 23/01/2015 tarihinde 2.743,00-TL, 16/02/2015
tarihinde 4.778,00-TL para yatırdığı ve aynı hesaba muhtelif tarihlerde farklı
tutarlarda para girişi olduğu, ayrıca davacının Bank Asyada 21/07/2014
tarihinde 3.901,00 TL tutarlı 31 günlük, 01/08/2014 tarihinde 11.850,00 TL
tutarlı 372 günlük, 04.09.2014 tarihinde 11.650,00 TL tutarlı 31 günlük,
16/01/2015 tarihinde 1.227,80 TL tutarlı 31 günlük, 16/02/2015 tarihinde
3.578,33 TL tutarlı 31 günlük, 16/04/2015 tarihinde 1.612,16 TL tutarlı 31
günlük katılım hesapları açtığı; ayrıca, davacının FETÖ/PDY'ye aidiyeti,
iltisakı veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kapatılan Kimse Yok Mu Derneğine
01/05/2014-16/12/2015 tarihleri arasında 1.285,00 TL tutarında para gönderdiği,
ayrıca Ekim 2014-Nisan 2015 tarihleri arasında da SMS yolu ile para gönderdiği
tespitine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, 2004 yılında Türkiye
Finans Katılım Bankası'nda işe başlaması üzerine maaş hesabının bu bankada
açıldığının, 8 ay sonra gelir uzmanı olarak İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı
bünyesinde gelir uzmanı olarak çalışmaya başladığının, yıllar boyunca aldığı
maaşı faizsiz finans kurumu olması nedeniyle Türkiye Finans Katılım Bankası'nda
değerlendirdiğinin, her ay maaşını bu bankaya aktararak tüm işlemlerini ve
birikimini bu banka aracılığıyla gerçekleştirdiğinin ve 58 adet katılım
hesabının bulunduğunun, daha sonra çalıştığı iş yerine iki dakika yürüme
mesafesinde Bank Asya şubesinin açılması üzerine, iş yerine çok yakın olması,
işlemlerini gerçekleştirmek için kolaylıkla gidebilecek olması ve bankanın da
faizsiz finans kurumu olması nedeniyle Türkiye Finans Katılım Bankası'ndaki
hesabını kapatmak suretiyle bu bankada hesap açtırdığının, Bank Asya hesap
hareketleri incelendiğinde, her ay aldığı maaşını diğer bankada da olduğu
şekilde düzenli olarak Bank Asya müşteri hesabına aktardığının, Bank Asya
hesabındaki parayla kredi kartı ödemelerini yaptığının, bu hesaptaki
birikimlerini bir tür yatırım hesabı olan katılım hesaplarına aktararak
değerlendirdiğinin, ayrıca kişisel borç alış verişlerinde kullandığının, 14
Mart 2015'te gerçekleştirilen umre ibadetine ve Emlak Konuttan çıkan daireye
ilişkin harcamalar yaptığının, bu nedenle anılan tarihlerden sonra çok fazla
birikim yapamayıp borç ödemelerini gerçekleştirdiğinin, Bank Asya nezdindeki
hesap hareketlerinin rutin bankacılık faaliyeti olduğunun, örgüt talimatı ile
ilgisi olmadığının ileri sürüldüğü görülmüştür.
Davacının silah terör örgütüne üye olma suçundan
yargılandığı İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesinin E:2018/221 esasında açılan
davada, davacının Asya Katılım Bankası hesaplarının incelenmesi üzerine
hazırlanan 27/11/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davacının Asya Katılım
Bankasındaki ilk hesabı 06/03/2013 tarihinde açtığı, 2013-2016 yılları arasında
Asya Katılım Bankasında bulunan hesaplarını kullandığı; davacının 2013 yılında
maaşının Garanti Bankası 86/6691241 nolu hesaba yattığı, maaşların yattığı
tarihten sonrasında Asya Katılım Bankası nezdindeki hesabına transfer ettiği;
davacının 2016 yılında maaşlarının Vakıfbank'ta açılan hesaba yattığı, davacı
tarafından maaşların yattığı tarihten sonrasında Asya Katılım Bankasındaki
hesabına transfer yaptığı; Vakıfbank hesabından Asya Katılım Bankası hesabına
15/07/2016 tarihine kadar para transferi yapılmaya devam edildiği, tespit
edilmiştir.
Davacının silahlı terör örgütüne üye
olma suçlamasıyla yargılandığı ceza davasında İstanbul 35. Ağır Ceza
Mahkemesinin 28/11/2019 tarih ve K:2019/430 sayılı kararıyla; 'Her ne kadar
sanık hakkında terör örgütü elebaşı Fettullah Gülen'in talimatıyla Bank Asya'ya
para yatırarak örgüt üyeliği suçunu işlediğinden bahisle iddianame düzenlenmiş
ise de; sanığın alınan savunmasında, Bank Asya'yı faizsiz olduğu için
birikimini burada yaptığını beyan ettiği, sanığa ait Bank Asya hesapları
incelendiğinde, örgüt liderinin 2. talimatından sonra da 2016 yılında Bank
Asya'ya para yatırmaya devam ettiği, sanığın hesap hareketlerinin örgüt
liderinin talimatı ile uyumlu olmadığı...'gerekçesiyle beraatine karar
verildiği görülmüştür.
Yukarıda aktarılan tespitler ile
davacının beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının 2004 yılında
Türkiye Finans Katılım Bankası'nda açmış olduğu banka hesabına ait dökümlerin
incelenmesinden; gelir uzmanı olarak göreve başlamasından sonra da farklı
bankalardan maaş almasına rağmen maaşından arta kalan tutarların aylara sari
olarak bu bankaya aktarıldığı, bir çoğunun katılım hesaplarında
değerlendirildiği, bahsi geçen tarihlerden hesabın kapatıldığı tarihe kadar söz
konusu işlemlerin devam ettiği, kişisel harcama ve kredi kartı ödemelerinin gerçekleştirildiği,
06/03/2013 tarihinde ise davacının Bank Asya Nuruosmaniye şubesi nezdinde hesap
açtığı, dosyaya sunulan krokilerin incelenmesinden anılan şubenin davacının iş
yerine yürüme mesafesinde olduğunun sabit olduğu, bununla birlikte Bank Asya hesap
hareketlerinin de yine Türkiye Finans Katılım Bankası hesap hareketleriyle
uyumlu şekilde maaşından arta kalan tutarların aylar itibarıyla vadesiz hesaba
aktarılmasını müteakip genel itibarla katılım hesapları, dolar ve altın
hesapları nezdinde değerlendirildiği, bir çok katılım hesabının vadesinden önce
kapatılmak ve vadesiz hesabında biriken paralar da eklenmek suretiyle yeniden
açıldığı ve birbirinin devamı niteliğinde olduğu, anılan bankanın TMSF'ye devir
tarihinden sonra da bankacılık işlemlerine devam ettiği, hesap açılışının ilk
talimat tarihiyle uyumlu olmadığı, davacının beyanlarını doğrular şekilde rutin
olarak anılan hesaba tasarruf boyutunu aşmayacak şekilde para yatırıldığının
görüldüğü, söz konusu bankacılık işlemlerinin tasarruf amacı dışında, terör
örgütü liderinin talimatı doğrultusunda örgütsel amaçla yapıldığına dair somut
bir tespitin bulunmadığı görüldüğünden, davacının Bank Asya'da gerçekleştirdiği
hesap hareketleri dolayısıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatlı ve
iltisaklı olduğunun kabulü mümkün bulunmamaktadır.
..."
47. Danıştay Beşinci Dairesinin İDDK'nın 1/6/2023 tarihli
ve E.2021/2553, K.2023/1228 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 12/11/2020
tarihli ve E.2016/58117, K.2020/5083 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından
davacının ve eşinin Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabı olduğuna ilişkin
dava dosyasına belge sunulduğu görülmektedir. Anılan belgeye göre, davacı adına
hesabın 08/02/2011 tarihinde açıldığı ve 106.822,95 TL'lik meblağın olduğu, eşi
adına hesabın 04/08/2010 tarihinde açıldığı ve değişik bakiyelere yer verildiği
görülmüştür.
Davacı tarafından bu delile karşı
herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Öte yandan, UYAP kayıtları üzerinde
yapılan incelemede davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair
kararda, 'TMSF'ye yazılan müzekkereye verilen cevabi yazıda, Müflis Asya
Katılım Bankası A.Ş. nezdinde şüpheli adına açılmış banka hesabı bulunduğu
anlaşılmış olup, banka hesap işlemleri ile ilgili düzenlenen 19/03/2020 tarihli
bilirkişi raporunda, şüphelinin vadesiz hesabında bulunan bakiyeleri, örgüt
liderinin çağrısından sonraki dönemde vadeli hesaplar açarak buraya aktarması
nedeniyle, bu işlemlerin örgüt liderinin talimatı doğrultusunda yapıldığına dair
görüş bildirilmiş ise de; şüphelinin hesap hareketlerinin incelenmesinde 2013
Ocak ayından 2016 Şubat ayına kadar hesap bakiyesinin sırasıyla 35446,36 (2013
OCAK) 35387,75 35907,59 34256,9 532959,8331625,3434603,8134009,2632277,53
31355,47 29747,92 30085,67, 33321,33 (2014 Ocak) 34223,95 34646,14 33979,22 32626,36
34636,02 34310,97 34558,99 34349,38 32185,92 32630,66 34685,08 35562,34 (2015
OCAK) 35740,77 35922,33 36117,41 36304,22 36158,55 37345,75 38589,62 38692,98
36798,61 37119 36967,73 7872,93 37243,59 (2016 Şubat) şeklinde olduğu,
görüldüğü üzere çağrıdan sonraki tarihte şüphelinin hesabında 34.000,00
dolaylarında bakiye bulunmakla birlikte, çağrının yapıldığı tarihten önce, 2013
yılı boyunca da şüphelinin hesabında yine benzer nitelikte yüksek bakiyelerin
bulunduğu, yine şüphelinin, Bank Asya'nın 29/05/2015 tarihinde TMSF'ye
devrinden hemen sonra örgüt üyelerinden farklı olarak hesabını sıfırlamadığı,
uzun süre kullanmaya devam ettiği, şüphelinin çağrıdan sonraki dönemde 3 adet
katılım hesabı açtığı anlaşılmış ise de, yapılan incelemede şüphelinin ilk
hesabını 02/08/2011 tarihinde açtığı ve 2011 yılında yine 3 adet katılım hesabı
açtığı, şüphelinin çağrıdan önceki dönemde yaptığı işlemlere çağrıdan sonraki
dönemde devam etmesi, Bank Asya'nın TMSF'ye devrinden sonra da aynı işlemlere
yapmaya ve hesabını aktif olarak kullanmaya devam etmesi hususları bir bütün
olarak değerlendirildiğinde soyut ihbar dışında başka hiçbir örgütsel
bağlantısı tespit edilemeyen şüphelinin banka işlemlerinin, rutin bankacılık faaliyetleri
olduğu kanaatine varıldığı' şeklinde tespite yer verilmekle birlikte kararda
geçen bilirkişi raporunda, incelenen dönem içerisinde davacının Bank Asya
nezdinde (4) adet yeni açılan hesabı bulunduğu, hesap açılış ve kapanış
bilgilerinin 12/03/2014 tarihinde açılan vadeli mevduat hesabının 28/03/2014;
28/03/2014 tarihinde açılan vadeli mevduat hesabının 15/01/2015; 15/01/2015
tarihinde açılan vadeli mevduat hesabının 05/06/2015; 05/06/2015tarihinde
açılan vadesiz mevduat hesabının 18/03/2016 tarihinde kapandığı, 12/03/2014
tarihinde 35.150 TL tutarında, 28/03/2014 tarihinde 385,88 XAU tutarında (TL
bazlı kurdan karşılığı 35.171,42 TL), 15/01/2015 tarihinde 35.562,34 TL
tutarında katılım hesabı açma işlemleri yapması, 2013 yılında benzer nitelikli katılım
hesabı açma işlemlerinin olmaması, dönem içerisinde bankaya yeni kaynak
sağlamadığı, hesabında bulunan tutarı katılım hesabında değerlendirdiği, BDDK
nezdinde hesaplanan likidite rasyolarında katılma hesabındaki bakiyenin cari
hesaptaki bakiyeye göre bankayı daha avantajlı duruma geçirmesi de göz önüne
alındığında özellikle bu dönemde katılım hesabı açmasındaki amacın çağrı
doğrultusunda bankaya destek amaçlı olduğu kanaatine varıldığı şeklinde tespite
yer verildiği görülmüştür.
'Asya Katılım Bankası Hakkında Genel
Değerlendirme' başlıklı kısmında açıklandığı üzere, Yargıtay tarafından örgüt
liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırma fiili, terör
örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirilmiş, ayrıca
anılan bankaya eş adına para yatırılmasının da aynı kapsamda olduğu karara
bağlanmıştır.
Bu durumda, aile birliği içinde
davacının eşi adına hesap açılması hususunun davacının bilgisi dışında olduğunu
kabul etmenin hayatın olağan akışına aykırı olacağı, davacının açtığı katılım
hesaplarının bankayı daha avantajlı duruma geçirdiği kanaatine varılmıştır.
Netice itibarıyla, yukarıda yer verilen
bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinde, örgütün amacına hizmet eden bir
finans kuruluşu olan Bankanın mali durumuna destek olmak amacıyla örgüt
liderinin talimatı sonrasında davacı tarafından gerçekleştirilen vadeli mevduat
hesabı açmak suretiyle gerçekleştirilen para yatırma işlemlerinin ve eşi adına
hesap açma işleminin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir
unsur olduğu sonucuna varılmıştır..."
48. Danıştay Beşinci Dairesinin 20/3/2025 tarihli ve
E.2022/11657, K.2025/3522 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi
kararında; davacının örgüt liderinin talimatından sonraki süreçte FETÖ/PDY
silahlı terör örgütü ile iltisaklı Bank Asya'da hiç hesabı yokken 2014 yılı
içerisinde birden fazla kez katılım hesabı açtığı ve ayrıca Bankanın TMSF'ye
devri süreci sonrasında bakiyesini düşürdüğü, davacının söz konusu hesap
hareketlerinin FETÖ/PDY terör örgütünün Bank Asya'ya mali destek yapılmasına
dair talimatıyla uyumlu olduğu, davacının anılan bankaya finansal destek
sağladığı tespitine yer verilmiş ise de; İdare Mahkemesince Tasarruf Mevduatı
Sigorta Fonu Başkanlığına yapılan ara karar ile davacının hesap hareketlerinin
istendiği, ilgili kurumdan gelen cevabi yazı ekinde bulunan CDnin
incelenmesinden, her ne kadar davacı tarafından talimat tarihinden sonraki bir
tarihte Bank Asya'da hesap açılmışsa da; aylık hesap özeti bakiyelerinin 2014
yılı Mart ayında 22.000,00-TL olduğu, söz konusu bakiye 2014 yılı Eylül ayına
kadar kısmen artış gösterse de, Eylül ayında 36.881,01-TL olan bakiyenin 2014
yılı Ekim ayında 7.590,36-TL'ye düştüğü, bu tarihten sonra hesabında artışlar
olsada, Bank Asya'nın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihinden sonraki
dönemde hesabını kapatmadığı gibi 2015 yılı Nisan ayında 31.366,55-TL olan
hesap bakiyesinin 2015 yılı Mayıs ayında 51.205,78 TL'ye yükseldiği, yine 2015
yılı Eylül ayı bakiyesinin hesap açılış tarihinden itibaren en yüksek seviye
olan 53.217,91-TL'ye yükseldiği, 2015 yılı Ekim ayı ile 2016 yılı Mayıs ayları
arasında 279,76-TL olan hesap bakiyesinin 2016 yılı Haziran ayında
5.198,88-TL'ye yükseldiği, Bank Asya nezdindeki hesabına ekseriyetle eşi G.Ç.
ve babası A.Ö. tarafından para havale edildiği, hesabında para girişi olduğu,
ancak paranın hesapta tutulmayarak kısa süre sonra çekildiği, hesabın açıldığı
tarih olan 04/03/2014 tarihi ile kapandığı tarihleri arasındaki hesap
hareketlerinin benzerlik gösterdiği görülmüştür.
Bununla birlikte davacı hakkında
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan yürütülen ceza yargılaması
sonucunda verilen ve istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşen Ankara
32. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/03/2021 tarih ve E:2020/251, K:2021/81 sayılı kararında,
'...Sanığın FETÖ/PDY terör örgütünün finans kuruluşu olan Bank Asya'da
hesabının bulunduğu, sanığın adı geçen banka nezdindeki hesap hareketlerinin
incelenmesi amacıyla Mahkememizce bilirkişi raporu aldırıldığı, tanzim olunan
05/03/2021 tarihli bilirkişi raporuna göre özetle;
-sanığa ait hesabın örgüt liderinin
bankanın likiditesine katkı içerikli talimatının medyaya yansıtıldığı
15/01/2014 tarihinden sonra 04/03/2014 tarihinde açılmış olduğu, hesap üzerinde
27/03/2014 tarihinde 22.000,00 TL tutarlı 2 ek no.lu katılım hesabının
açıldığı, açılan bu hesabın açıldıktan bir hafta sonra kapatılarak kapatma
bakiyesi ile 3 ek no.lu katılım hesabının açıldığı, 21/07/2014 tarihinde 3 ek
no.lu katılım hesabının 25.395,59 TL üzerinden kapatıldığı, kapatma bakiyesi
ile ilave yatan 10.000,00 TL toplamı 35.395,59 TL ile 5 ek no.lu katılım
hesabının açıldığı, 20/10/2014 tarihinde 5 ek no.lu katılım hesabından
29.500,00 TL nin EFT gönderildiği, hesabın kalan 6.483,91 TL üzerinden 29/05/2015
tarihinde kapatıldığı, aynı gün bu kapatma bakiyesi ve cari mevduatta bulunan
para toplamı 13.983,91 TL ile 7 ek no.lu katılım hesabının açıldığı, hesaptan
yatırılan para çekilmesi sonucunda kalan 12.316,02 TL üzerinden kapatılarak
hesaptaki paranın kullanıldığı,
-6 ek no.lu katılım hesabının 327,59 USD
üzerinden 15/08/2014 tarihinde açıldığı, hesaptan yapılan para çekilmesi
sonrasında kalan 145,45 USD üzerinden 30/04/2015 tarihinde hesabın kapatıldığı,
bu tarihte 18.999.96 TL ile 7.145,56 USD alındığı, 6 ek no.lu katılımın kapatma
bedeliyle satın alınan USD tutarının önce cari mevduata yatırıldığı, cari,
mevduata yatan paranın 7.195,01 USD lik bölümüyle 9 ek no.lu katılım hesabının
açıldığı,
-13/05/2015 tarihinde üç işlemde toplam
32.316,02 TL tutarındaki paranın A.Ö. hesabından havale geldiği, gelen tutarın1
ek no.lu cari mevduata yatırıldığı 1 ek no.lu cari mevduatta bulunan bu parayla
12.148,89 USD alındığı alınan bu bedelin ek 4 no.lu cari mevduata yatırıldığı ,
9 ek no.lu katılım hesabının kapatılarak 7.150,01 USD üzerinden kapatılıp,
kapatma bedelinin 4 ek no.lu cari mevduata aktarıldığı, 4 ek no.lu cari
mevduatta toplanan 19.298,90 USD ile 10 ek no.lu katılım hesabının açıldığı, bu
hesaptan çekilen paralardan sonra kalan 17.470, 60 USD üzerinden hesabın
15/10/2015 tarihinde kapatıldığı, kapatma bedeliyle 50.254,63 TL alındığı,
alınan bu tutarın 50.000,00 TL lik bölümünün 16/10/2015 tarihinde iki işlemde
araba bedeli olarak EFT gönderildiği,
-29/06/2016 tarihinde hesaba 1.700 USD
tutarındaki paranın havale geldiği, gelen paranın 01/07/2016 tarihinde 4.856,83
TL üzerinden bozdurulduğu, bozma bedelinin bankanın yatırım ürünlerinde
kullanılmak üzere yatırım hesabına aktarıldığı, bunların dışındaki hesap
hareketlerinin açılan katılım hesaplarının kar payı tahakkukundan sonra temdit
edilerek otomatik yenilenmesi hesap üzerinde döviz alım/satım işlemlerine yer
verilmek suretiyle işletildiği...
...sanığın Bank Asya nezdindeki hesabına
ekseriyetle eşi G.Ç. ve babası A.Ö. tarafından para havale edildiği, sanığın
rutin bankacılık faaliyeti dışında örgütün talimatı ile bank asya'da yeni hesap
açmak, para yatırmak ve benzer şekilde adı geçen kurumun mali yapısını
gülendirmeye yönelik işlemlerde bulunduğu yönünde tam bir vicdani kanaate
ulaşılamadığı...' yönünde tespitlerde bulunulmuştur.
Anılan Ceza Mahkemesi kararındaki
tespitler ile davacının yukarıda aktarılan beyanları ve tüm dosya kapsamı
birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından Bank Asya'daki bankacılık
işlemlerinin terör örgütü liderinin talimatı doğrultusunda örgütsel amaçla
yapıldığına dair somut bir tespitin bulunmadığı anlaşıldığından, Bank Asya
hesap hareketlerinin, davacının FETÖ ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir
delil olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
..."
49. Danıştay Beşinci Dairesinin 20/3/2025 tarihli ve
E.2022/12020, K.2025/3530 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Öte yandan, İdare Mahkemesi kararında,
davacının, FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir Bank Asya isimli banka hesabına
29/05/2015 tarihinde para yatırdığı, 15/01/2014 ve 04/02/2015 tarihlerinde ise
katılım hesabı açtığı ve para yatırdığı, dolayısıyla FETÖ/PDY terör örgütü
liderinin talimatı doğrultusunda hareket ettiği tespitine yer verilmiş ise de;
İdare Mahkemesince Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanlığına yapılan ara
karar ile davacının hesap hareketlerinin istendiği, ilgili kurumdan gelen
cevabi yazı ekinde bulunan CDnin incelenmesinden, davacı tarafından; söz konusu
bankada 01/09/2010, 21/12/2010, 15/01/2014, 04/02/2015 tarihlerinde dört farklı
hesabın açıldığı, bu hesaplardan 2014 ve 2015 yılı içerisinde açılanların
27/04/2016 tarihinde kapatıldığı, diğer iki hesabın ise kapatılmadığı,
01/09/2010 tarihinde ilk açılan ve kapatılmayan hesaptan, açıldığı tarih
itibariyle kredi kartı ödemelerinin yapıldığı, 15/01/2014 ve 04/02/2015
tarihlerinde açılan ellişer TL'lik katılım hesaplarının Bank Asya'nın TMSF'ye
devredildiği 29/05/2015 tarihinden sonraki dönemlerde de kapatılmayarak temdit
ettiği, Banka yönetiminin TMSF'ye devredildiği gün olan 29/05/2015 tarihinde
yatırlan 1.000,00-TL'nin 513,88TL'lik kısmının aynı tarihte kredi kartı
ödemesinde kullanıldığı, kalan kısmının ise 04/06/2015 tarihinde katılım
hesabına aktarıldığı görülmüştür.
Bununla birlikte UYAP ortamında yapılan
incelemede, davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etme veya
üye olma suçundan yürütülen bir ceza kovuşturmasının ya da açılan bir ceza
soruşturmasının da bulunmadığı görülmüştür.
Davacının yukarıda aktarılan beyanları
ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; OHAL İşlemleri İnceleme
Komisyonu kararında yer verilen ve davacı tarafından Bank Asya'ya yatırılan
para miktarları dikkate alındığında bu hususun davacının FETÖ ile irtibat ve
iltisakını gösterir nitelik taşımadığı, bahsi geçen bankada açılan ilk hesabın
eski tarihli olması ve Bank Asya'nın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihinden
sonraki dönemlerde de kapatılmadığı, davacı hakkında açılmış bir ceza
soruşturması ya da kovuşturması bulunmadığı, davacı tarafından Bank Asya'daki
bankacılık işlemlerinin terör örgütü liderinin talimatı doğrultusunda örgütsel
amaçla yapıldığına dair somut bir tespitin bulunmadığı anlaşıldığından, Bank
Asya hesap hareketlerinin, davacının FETÖ ile irtibat ve iltisakını ortaya
koyan bir delil olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
..."
50. Ankara 21. İdare Mahkemesinin 21/10/2021 tarihli ve
E.2019/4595, K.2021/2754 sayılı kararının (Davacının istinaf talebi Ankara
Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi tarafından 21/10/2021 tarihinde
reddedilmiş, temyiz talebinin ise Danıştay Beşinci Dairesince 20/3/2025
tarihinde reddedilmesi sonrasında verilen karar kesinleşmiştir.) ilgili kısmı
şöyledir:
"...
-Davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile
iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na
devredilen Bank Asya hesabında bulunan para miktarını 2014 yılından itibaren
arttırdığı, ayrıca davacının Bank Asya'da 11/09/2014 tarihinde 220,22-TL
tutarlı 32 günlük, 16/11/2014 tarihinde 8.753,27-TL tutarlı 31 günlük,
16/11/2014 tarihinde 224,68-TL tutarlı 32 günlük katılım hesabı açtığı
görülmüştür.
…bu talimatı alan örgüt mensuplarının
06/01/2014-29/05/2015 tarihleri arasında hayatın olağan akışına aykırı olarak
anılan bankada hesap açtırması ve mevduat artışı sağlamasına yönelik hususların
kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak değerlendirileceğinin
karara bağlandığı anlaşıldığından, 17/25 Aralık 2013 süreci ve devamında, Bank
Asya isimli banka hesabında bulunan para miktarını artıran davacının, bu eylemi
sebebiyle FETÖ/PDY terör örgütüyle bağ kurduğu sonucuna ulaşılmıştır.
-Davacının, FETÖ/PDY silahlı terör
örgütü ile iltisaklı olan Aktif Eğitimciler Sendikasına üye olduğunun tespit
edildiği görülmektedir.
…
…Tüm bu açıklamalar ışığında, Aktif
Eğitimciler Sendikası üyeliğinin arızi durumlar haricinde FETÖ/PDY silahlı
terör örgütüne irtibat veya iltisak noktasında delil olarak değerlendirileceği
açıktır.
Bu durumda, Mahkememiz tarafından,
yukarıda yer verilen tespitlerin incelenip değerlendirilmesinden, davacının
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile en az irtibat ve iltisak düzeyinde bağı
bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmış olup bu haliyle Anayasamızda yer verilen
sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşılan davacının, Olağanüstü Hal Kanun
Hükmünde Kararnamesine ekli liste ile kamu görevinden çıkarılmasından sonra
kamu görevine iadesi istemiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna
yaptığı başvurunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık
görülmemiştir.
..."
d. Anayasa
Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları
51. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesiyle
18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci
fıkrasına eklenen “…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı
bulunanlar…” ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve
E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 14. 1512 sayılı Kanun’un 7.
maddesinin ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile
terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul
edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan '…terör örgütleriyle
iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…' ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi
düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın
şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet
olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle
21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği
gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların
noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına
neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme
olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak
uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem
kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir.
...
30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı
veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte
olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı
kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram
niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu
söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı
içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır.
31. Diğer yandan anılan kavramların,
içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda
olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü
hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup
bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın
varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak
değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir.
32. Olağan dönemde anılan bağın
varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir
temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun
olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca
ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele
sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği
açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup
bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının
uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu
kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık
tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık, kendisine
yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve bulguyu
serbestçe gözetecektir.
33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen
terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde
ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi
ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların
genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri
kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca
ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla
sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
...
35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne
geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız
biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin
sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza
edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek
suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı
hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki
güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından
elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin
gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için
eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul
edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme
getirilmemektedir.
37. Ayrıca kuralın uygulanmasından
doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural
yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama
getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun
gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı
yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel
bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak
kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak
istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı
arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu
itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir
müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama
getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir. ..."
52. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı
Kanun’un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair
Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul
Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan“…Milli
Güvenlik Kurulunca…” ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli
ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 4. 6755 sayılı Kanun’un 37.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu
nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma
veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları
hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya
işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki,
idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada
yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
...
9. Bu itibarla istişari nitelikte bir
danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı
gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına
hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği
açıktır.
...
11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli
Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden
hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki
kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde
hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai
bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın
açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.
12. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. ..."
53. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…”
ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45
sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 52. Kanun’un 1. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör
örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu
görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına
alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…'
ibaresidir.
...
58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a
ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü
üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak
haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis
edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine
sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan
kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin
varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet
hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural
masumiyet karinesini ihlal etmektedir.
59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına
aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama
getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
60. Anayasa’nın 15. maddesinde,
olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya
tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki
sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam
hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması
yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine
aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir.
61. Yukarıda açıklandığı üzere dava
konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği
halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması,
olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine
aykırılık oluşturmaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. ..."
54. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun’un 1.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…ve bu kişiler görev
yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde
istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler…”
iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 151. Kural, Kanun’a ekli (1)
sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata
yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini,
doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır.
...
161. Kamu hizmetine girme hakkı
olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında
bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere
aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf
olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam
eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü
dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olması gerekir.
162. Kamu hizmeti adı altında yapılan
faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek
kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları
belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen
şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler
kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
163. Bu noktada dava konusu kural yönünden
15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle
irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci
ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma olarak
adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde
değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye
süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan
nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı
ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten
önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri
kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken
dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler,
demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da
oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz
bırakılmışlardır.
164. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından
risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin
görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu
hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak
görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin
sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına
ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
165. Kural, kişilerin devletin kamu
otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını
ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda
öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için
ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle
bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka
uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı
getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna
göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
166. Bu itibarla darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında
olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı
olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin ve
sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme
hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği
söylenemez.
167. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir. ..."
55. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81,
K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 65. Kurallarla devlete sadakat
bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike
oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya
irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu
görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin
ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu
açıktır.
66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu
dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap
kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi,
olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu
anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten
uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a
ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında
geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği
açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme
niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde
Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması
rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir.
...
74. Dava konusu kuralların öncelikle
düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci
fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık
kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan
hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve
sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi
bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir
gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak
istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır.
75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle
bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve
memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine
yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
76. Bunun yanında kişilerin özel
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir
temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak
kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı
gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal
kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması
gerekir.
77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu
niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi
gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın
13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM,
E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42).
78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat
kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89,
K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen;
irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel
kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve
şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu
yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini
ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve
sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu
söylenemez.
...
111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik
düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların
kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması
nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir
konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu
yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir.
Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları
Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri
kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken
ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil
müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve
derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir.
112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede
terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte
genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El
Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz
kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe
teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya
teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile
ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması
zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101).
113. Tehlikenin kaynağını oluşturan
FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş
yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek
operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı
oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye
dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde
söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin
ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından
olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha
tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil
yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
...
115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde
hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile
irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından
tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve
farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle
ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve
ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir.
116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari
usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde
soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu
tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin
yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,
kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma
potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket
etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir
sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu
ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe
aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu
değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit
ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir.
...
128. Sonuç olarak darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı
listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste
usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını
düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle
bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları
dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması
amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına
durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
...
142. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
taleplerinin reddi gerekir.
Kurallarda uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin
disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis
etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi
nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler, cezalandırma
amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukuku
alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği bulunmamaktadır.
Öte yandan kuralların kişilerin özel
sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda
kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir
özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa
Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu
görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade
etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten
çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında
suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No:
33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109). ..."
B. Uluslararası
Hukuk
56. Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı
hakkı" başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,
konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu
makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir
toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin
korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz
konusu olabilir."
57. Sözleşme'nin "Olağanüstü hallerde
yükümlülükleri askıya alma" başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit
eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun
kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka
yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere
aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş
fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4.
maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını
kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren
nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek
Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme
hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne
bildirir."
58. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve
varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde,
bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer
yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da
toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun
gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden
ayrılan tedbirler alabilirler.
2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6,
7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık
getirilemez."
1. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları
59. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı
bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. C.A.
(3), §§ 62-75; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020,
§§ 53-67.
a. Sözleşme'nin
15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme
60. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak
sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma,
bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma
imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve
Türkiye’deki OHAL'e ilişkin Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara
Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 148-162).
61. AİHM; söz konusu kararlarında derogasyon bildiriminde
bulunan devletler yönünden ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup
olmadığı hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı
belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle
vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin krizin
doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde hareket etmenin
ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (Brannigan ve McBride/Birleşik
Krallık, B. No: 14553/89,14554/89, 26/5/1993, § 43).
b. Pişkin/Türkiye
Kararı
62. AİHM Pişkin/Türkiye (B. No: 33399/18,
15/12/2020) kararında Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı
KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının
ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir.
Başvuruya ilişkin olayda Kalkınma Ajansında iş hukukuna tabi olarak
çalışmaktayken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit
oluşturan oluşumlara üyeliği ya da bu oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açtığı davada
iş mahkemesince iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle
davanın reddine karar verilmiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin
sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki
ihtilafların Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki
medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına dair
yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu, tedbirin cezai
yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 99, 109).
Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak
ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan yargılamaların
Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında verilecek bir karara
ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin mevcut olmadığı kanaatinde
olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir olmadığı sonucuna
varmıştır (Pişkin/Türkiye, § 109).
63. Sonuç olarak AİHM; ulusal mahkemelerin başvurucu ile
idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine
sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal
sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından
dinlenmediğini, dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin (1)
numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını
belirtmiştir. AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını
derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini, başvurucunun
itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle
vurgulamış; netice itibarıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§
150-152).
64. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile
ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu
gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana terörist ve vatan haini
olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata
saygı hakkı yönünden de incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 159-166).
65. AİHM; öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna
bakılmaksızın işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile
bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil
sunabileceğini, böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının
nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma
koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma
usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiş fakat
söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin
öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmadığı sonucuna
varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 181-183). Neticede başvurucunun özel
hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı ve meşru amacı
olduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup
olmadığını incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 209, 210).
66. Bu bağlamda AİHM, işverenin başvurucunun yasa dışı
yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak
şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini ulusal mahkemeler önündeki
yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin
açık şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte
ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu
tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri
olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması
emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak
mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu,
başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde, keyfî müdahaleye
karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 218-229).
c. Polyakh
ve Diğerleri/Ukrayna Kararı
67. Polyakh ve diğerleri/Ukrayna (B. No: 58812/15,
53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel
düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine
dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır.
Öncelikle AİHM; başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan
davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz
konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli
olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut koşullarda
uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§
154-159). AİHM, başvurucuların kamu hizmetinden çıkarılmalarının on yıl boyunca
kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve isimlerinin kamuoyunun erişimine
açık ve çevrim içi olan bir sicile kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi
olduğunu ve doğurduğu etkilerin ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek
başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden ele almıştır (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 203-211).
68. AİHM; birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma
işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve
başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden
alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha
az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini
vurgulamıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 276, 277). Müdahalelerin
zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen
meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak
nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal
çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde
yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir.
AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki
işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 292, 293).
d. Xhoxhaj/Arnavutluk
Kararı
69. AİHM, Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19,
9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten
çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak
yasaklanmasından kaynaklanan iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında
incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim
ve savcıların malvarlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve
mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme
neticesinde başvurucu mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin
kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış, bunun bir sonucu
olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.
70. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6.
maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş; incelemesini adil
yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM; bu
kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu,
yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve
hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı
incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 230-353).
71. AİHM, ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî
olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini
yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi
yönünden incelemiştir. Öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin
uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 356-364).
Esas yönünden AİHM; meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı
hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru
amacının bulunduğunu belirtmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 374-393).
Bununla birlikte müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup
olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı
reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından
ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için
yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir
bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. Bu kapsamda yaptığı
değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı
hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine
varmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 394-412).
72. Öte yandan AİHM, başvurucunun meslekten çıkarma
tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik mesleği yapmaktan ömür boyu
yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. Hâkimlerin ve
özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde
bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını
vurgulamış başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer
kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının
dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlama şeklindeki meşru
amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir AİHM, tüm bu
gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna
ulaşmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 413, 414).
e. Naidin/Romanya
Kararı
73. Naidin/Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014)
kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite
dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını
özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele
almıştır.
74. Olayda 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet
memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev
yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte
Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi, başvurucunun geçmişi
hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiş ve bu kapsamda başvurucunun 1971
ve 1974 yılları arasında şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında
bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varmıştır.
Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara
mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında siyasi
polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev
yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento
döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme
talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde
reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelinde şikâyetlerini dile
getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine
ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir
(Naidin/Romanya, §§ 6-17).
75. Başvurucu, asıl olarak istihdam yasağının mutlak
nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle
Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal
edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde
istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve
demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin
kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme
haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya’nın komünist rejim sırasındaki
durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin
tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi
temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan
kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu düzeni
ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru bir
amaç izlediği sonucuna varmıştır (Naidin/Romanya, §§ 49-51).
76. Bununla birlikte AİHM; başvurucunun kariyer
beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet
memurlarının özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek
derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik
gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın
kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda
devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığı belirtilmiştir.
Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve
güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu
otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında
istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığı
dile getirilmiştir. Yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde incelendiği
ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan fiilî
unsurların oluşturulduğu ifade edilmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından
ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata
saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği
kanaatine ulaşmıştır (Naidin/Romanya, §§ 42-57).
f. Yüksel Yalçınkaya/Türkiye Kararı
77. AİHM, terör örgütüne üye olma suçundan verilen
mahkûmiyet kararının akabinde ilgili cezai sürecin başvuru konusu yapıldığı Yüksel
Yalçınkaya/Türkiye ([BD], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında esasında
ByLock deliline ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş; dosya kapsamındaki diğer
delillerin daha fazla incelenmesine gerek olmadığını söylemiştir. Bununla
birlikte Bank Asya hesabı ile dernek ve sendika üyeliğine ilişkin olarak ise
yerel mahkemelerin kararlarında söz konusu delillerin suç teşkil eden davranışa
nasıl delil olabileceğine ilişkin anlamlı bir tartışma yapılmadığını, bu
eylemlerin gerçekleştirildikleri dönemde kanunilik karinesinden yararlanan
yasal görünümlü eylemler olduğunu -dernek ve sendika üyeliğinin ayrıca
Sözleşme'deki diğer hakların kullanılmasıyla ilgili olduğunu-, bu nedenle
başvurucunun terör örgütü üyeliğine ilişkin tespitin bu eylemlerle nasıl desteklendiğinin
açıklığa kavuşturulmadığını ifade etmiştir. AİHM, özellikle Bank Asya
işlemlerine ilişkin başvurucunun savunmasının ulusal mahkemeler tarafından
doğrulanmadığını veya başka bir şekilde ele alınmadığını belirtmiştir (Yüksel
Yalçınkaya/Türkiye, §§ 342-343).
78. Öte yandan AİHM; terörle mücadelenin ve terör
suçlarının işlenmesinde kullanılan değişen yöntem ve taktikler dolayısıyla
devletlerin karşılaştığı zorlukların son derece farkında olduğunu, ulusal
makamlara ve mahkemelere göre amaçlarını geleneksel terör yöntemlerinden farklı
olarak gizlilik içinde gerçekleştiren örgütün atipik yapısını gözönünde
bulundurarak ulusal makamlarının ve mahkemelerinin FETÖ/PDY’ye karşı
gösterdikleri çabalar bağlamında karşılaştıkları benzersiz zorlukları da hâlihazırda
kabul ettiğini vurgulamıştır. Bu bağlamda Türkiye’deki askerî darbe girişiminin
Sözleşme kapsamında ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin
mevcudiyetini ortaya koyduğuna dair tespiti birçok davada yaptığı gibi mevcut
davada da teyit ettiğini yinelemiş, yetkili makamların ve mahkemelerin darbe
girişimi sonrasında mücadele etmek zorunda kaldıkları durumun aciliyetini ve
ciddiyetini kabul ettiğini vurgulamıştır (Yüksel Yalçınkaya/Türkiye §
269).
2. Avrupa Hukuk
Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü
79. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik
Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde "15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe
Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde
Kararnameleri Hakkında Görüş" isimli belgeyi yayımlamıştır.
80. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında
görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç
örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun
olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici
veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı
kurmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik
Komisyonu; anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu
görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandıran nitelikte olması
gerektiğini vurgulamış; masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması
gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik anayasal
düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde hareket
edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde
mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
81. Anayasa Mahkemesinin 23/10/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayata
Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
82. Başvurucu; hakkındaki meslekten çıkarma kararının
ağırlığı ve sonuçları itibarıyla cezalandırma niteliği taşıdığını belirterek
adil yargılanma hakkının cezai yönüne ilişkin güvenceler yönünden de
değerlendirme yapılması gerektiğini, kamu görevinden çıkarılmadan önce savunma
hakkı verilmediğini, meslekten çıkarma kararının bağımsız ve tarafsız olmayan
bir kurul tarafından verildiğini ve yargılamanın da gerekli güvencelere sahip
olmayan bir mahkeme tarafından yapıldığını iddia etmiştir. Sonradan tespit
edilen delillerin meslekten çıkarılmasına dayanak gösterildiğini, iddia ve
itirazlarının cevapsız bırakıldığını, mahkeme kararının yeterli gerekçe
içermediğini, Bank Asyada hesap açma, derneğe üye olma gibi söz konusu dönemde
yasal olan hakların kullanmasının davanın reddine gerekçe yapıldığını, aynı
eylemler nedeniyle hem hapis cezasıyla cezalandırıldığını hem de meslekten
çıkarıldığını, dolayısıyla iki kez cezalandırıldığını öne sürmüştür. Devamında
başvurucu; içeriği belirsiz kanun maddelerine ve fişleme niteliğindeki
bilgilere istinaden bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemek üzere meslekten
çıkarılmasının ve mesleki haklarının iptal edilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
benzer eylemlerde bulunan başka kişiler hakkında hiçbir adli işlem yapılmaması
nedeniyle ayrımcılığa uğradığını, sağlık güvencesi ve sosyal haklardan mahrum
bırakıldığını, emekli olmasının önüne geçildiğini belirterek adil yargılanma,
özel hayata saygı ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
83. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece
ilişkin genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti yapılmıştır.
Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve
demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte
yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı
olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat
hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunların yanında somut
olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.
Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanları yinelemiştir.
2. Değerlendirme
a. Uygulanabilirlik
Yönünden
84. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği"
başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine
dokunulamaz."
85. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder.
86. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü
marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden
çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmektedir.
Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve
meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava
süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki
hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel
hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa
Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki
durumlara ilişkin olarak da N. E., A. S. ve Halit İnciroğlu kararlarında
detaylı olarak açıklanmıştır ( N.E., §§ 89-99;A.S., §§ 91-101; Halit
İnciroğlu, §§ 95-106).
87. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da
terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı bulunduğu gerekçesiyle
kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına yönelik bu
müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli
ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından
ciddi sonuçlara yol açacağı, neticede özel hayatına önemli bir ağırlık
derecesinde yansıyacağının ve özel hayatını etkileyeceğinin muhtemel olduğu
değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı veya
irtibatlı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında
hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin
ciddi düzeye ulaştığı anlaşılmıştır.
88. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik
müdahalenin başvurucunun özel hayatını ciddi şekilde etkilediği ve bu
etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun
özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna
varılmıştır.
b. Başvuruyu İnceleme Usulü Yönünden
89. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen
müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği,
söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler.
1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve
olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve
hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde
düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL
dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi
Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle
gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu
husustaki detaylı açıklamalar için bkz. N.E., §§ 100-108; A.S.,
§§ 102-110; Halit İnciroğlu, §§ 107-115).
90. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri,
olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş
ve olağanüstü hâl döneminde uygulanmıştır. Tedbirle kamu görevinden çıkarılan
başvurucunun bir daha bu göreve getirilmesi engellenmiş ve böylece başvurucuya
yönelik olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik
yasaklama getirilmiştir. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde
olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire
dayanak olan kural, olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek
terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum
veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü
düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde
olduğu gibi benzer durumda olan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası
durumlar da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik
hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak
gerçekleştirilen somut tedbir, başvurucu hakkında olağanüstü hâl döneminde
defaten uygulanmış; hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer
şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin
anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı
kararında da bu hususu vurgulamıştır (aynı kararda bkz. § 66).
91. Bu durumda terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu olağanüstü hâl döneminde değerlendirilen
başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam
edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya
ilişkin incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği
değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E.,
§§ 109-114; A.S., §§ 111-116; Halit İnciroğlu, §§ 116-121).
c. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
92. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Esas Yönünden
93. Olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olan ve
olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı
tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın
15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;
i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup
olmadığı,
ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere
aykırılık teşkil edip etmediği,
iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı
değerlendirilmelidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; Ayla Demir
İşat, § 146; N.E., § 116; A.S., § 118; Halit İnciroğlu,
§ 123).
i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup
Olmadığı
94. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde
temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere
aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın
15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması
gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller
sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi
varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz, suç ve cezalar geçmişe
yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu
sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek
haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve
başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği
sonucuna varılır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 196, 197; N.E., §
117; A.S., § 119; Halit İnciroğlu, § 124).
95. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü
yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata
saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl
dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (N.E.,
§ 118; A.S., § 120; Halit İnciroğlu, § 125)
96. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya
ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde
çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına, ciddiyet ve ağırlığının söz konusu
tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM,
E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016
tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu
görevinden çıkarma tedbirinin olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu
ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu
olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının
uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. N E., § 119; A.S., § 121; Halit
İnciroğlu, § 126).
ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere
Aykırı Olup Olmadığı
97. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci
inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup
olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan
insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler
gelmektedir.
98. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun
yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu
sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilir ancak MSHUS'nin
4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13
No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı
hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15.
maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın
15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası
hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle
bağdaşmayacağından meşru görülemez (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
198-201; N.E., § 121; A.S., § 123; Halit İnciroğlu, § 128).
99. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede
bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan
yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15.
maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve AİHS'e ek protokollerde dokunulması
yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda
başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası
hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de
korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer
yöndeki değerlendirmeler için bkz. N.E., § 122; A.S., § 124; Halit
İnciroğlu, § 129).
iii. Tedbirin
Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı
(1) Genel
İlkeler
100. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim
rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme, tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15.
maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük
kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden
olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15.
maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük
kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin
vermektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 203; Ayla Demir İşat, §
153; N.E., § 123; A.S., § 125; Halit İnciroğlu, § 130).
101. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük
ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya
durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun
için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını
ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir,
olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına
ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı;
ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel
hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi
arasında orantısızlık bulunmamalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 204; Ayla
Demir İşat, § 154; N.E., § 124; A.S., § 126; ; Halit
İnciroğlu, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57,
K.2013/162, 26/12/2013).
102. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin
alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda
olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden
tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim
usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliği öncelikle
dikkate alınmalıdır. Müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir.
Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanı da ölçülülüğün belirlenmesinde
gözönünde bulundurulmalıdır. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı
ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir
tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği
bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan
değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşulları dikkate alınmalıdır
(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 205-207; Ayla Demir İşat, § 155; N.E.,
§ 125; A.S., § 127; Halit İnciroğlu, § 132).
103. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne
alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de
ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı
veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde
etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin
aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 208; Ayla Demir İşat, § 156; N.E., § 126; A.S., § 128; Halit
İnciroğlu, § 133).
104. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya
konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde
belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü
hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin
gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade
etmektedir (N.E., § 127; A.S., § 129; Halit İnciroğlu, §
134).
105. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz
veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri
usule ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir.
Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları
ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu
oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli
ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu
tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından
öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı
bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan
tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin
görevidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 209, 210; Ayla Demir İşat, §
157; N.E., § 128; A.S., § 130; Halit İnciroğlu, § 135).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
106. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve
itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu
kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri
bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde
de geçerli olan temel güvencelerdir (Ayla Demir İşat, § 150). Bu
bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin
uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (N.E.,
§ 129; A.S., § 131; Halit İnciroğlu, § 136).
107. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen
OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar
yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu
nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden
yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince
ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi
için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin
ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren
durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate
alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349; Ayla Demir İşat, §
152; N.E., § 130; A.S., § 132; Halit İnciroğlu, § 137).
108. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe
teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı
olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik
yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş, ülke tarihinde ulusun
yaşamını hatta varlığını hedef alan, millî güvenliğe yönelik olan en ağır
saldırılardan biri olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 215; N.E.,
§ 131; A.S., § 133; Halit İnciroğlu, § 138).
109. Terör faaliyetleri tüm dünyada demokratik topluma ve
bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi
tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri, çoğunlukla belli bir ülkenin
coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte; uluslararası
mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil
organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki
maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili
olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet,
yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve
kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari
kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın
her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak
kabul edilmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 217; Bestami Eroğlu
[GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle
hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve
karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod
isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen
paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya
çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 9, 30-32). Ayrıca
Anayasa Mahkemesi, daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan
tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün
FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler
dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (C.A. (3)
§ 133; N.E., § 132; A.S., § 134; Halit İnciroğlu, § 139).
110. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve
milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında
bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya
değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde
egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe
teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu
yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY
yapılanmasıyla irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi,
kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut
tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir
tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. N.E.,
§ 133; A.S., § 135; Halit İnciroğlu, § 140).
111. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden
kısa süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği
tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk
devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz
konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî
güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet
tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin
yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım
düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak
nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; N.E.,
§ 134; A.S., § 136; Halit İnciroğlu, § 141).
112. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu
görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma
yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu
görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine
getirmelerini talep etme yetkisi vardır. Bu husus, devletin faaliyetlerine
güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun
koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu
görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisi olduğu
belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten
duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu
sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile
desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan
şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve
niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirilmeli ayrıca keyfî
uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde
yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (N. E., § 135; A. S., § 137; Halit
İnciroğlu, § 142).
113. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı bünyesinde il müdürü olarak görev yapan başvurucunun
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY
ile irtibatlı veya iltisaklı olduğunun değerlendirilmesi ve bu suretle
demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıdır. Anayasa
Mahkemesi irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve
sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek
belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz
olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (bkz. §§ 51, 55; AYM,
E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki
kararlarında FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin
ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel
tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek
bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir
(AYM, E.2016/6 D. İş, K.2016/12, 4/8/2016, § 80; Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 26; C.A. (3), § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı
olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da
zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu
tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak
tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için tedbirin bireyselleştirilmesi
ve başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda
ilgili ve yeterli gerekçelerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup
konulmadığının irdelenmesi gerekir (N. E., § 139; A. S., § 141; Halit
İnciroğlu, § 146). Bu husustaki irdeleme de yargı mercilerince verilen
kararların gerekçelerinde yer alan tespitler ve değerlendirmeler dikkate
alınarak yapılacaktır.
114. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için
ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi
veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca
varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin terör örgütüne üye olma
veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet
yahut terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyelik ya da mensubiyet
şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil iltisaklı ya da irtibatlı olma
gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı, ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı
veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve
yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku
bağlamında bir suç ile ilgili değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve
yetkisi adli yargı mercilerininken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme
yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza
mahkemeleri; bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her
türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar
vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun
olup olmadığıyla ilgili bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her
mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında
farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir
suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı,
ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olup olmadığı yönünden farklı bir
değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY
ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki
yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya
olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat
kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve makul nedenler göstererek ceza
yargısından farklı yorumlaması olağandır.
115. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tarafından
birçok kez tespit edildiği üzere FETÖ/PDY çok sayıda ülkede kendine alan açmayı
başarmış ve organize şekilde yayılmış tehlikeli terör örgütlerinden biridir
(bkz. §§ 31-50). Söz konusu örgütün faaliyetlerini sürdürmek ve amaçlarını
gerçekleştirmek kendine özgü yapısı doğrultusunda farklı yol ve yöntemlere
başvurduğu bilinmektedir. Bu anlamda örgütün kullandığı araçlardan birinin de
Bank Asya olduğu yargı organlarınca kabul edilmiştir. Bank Asyanın FETÖ/PDY
yöneticilerinin çağrıları üzerine örgüt üyelerinin yatırdığı paralar üzerinden
gelir elde ettiği, bu suretle örgüt faaliyetlerine mali yönden kaynak sağladığı
ve örgütün finans merkezi olduğu hususu yargı kararlarıyla tespit edilmiştir
(bkz. 35, 41-50). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/12/2018 tarihli ve
E.2018/16-419, K.2018/661 sayılı kararında darbe teşebbüsü öncesinde FETÖ/PDY
ile irtibatlı olduğu değerlendirilen Bank Asyanın 2013 yılı Aralık ayı
sonrasında mali olarak zor duruma düşmesi üzerine Bankanın finansal olarak iyi
durumda olduğunu göstermek ve böylece örgüte para aktarımının sürekliliğini
temin etmek amacıyla Banka Asyaya para yatırılmasına yönelik olarak 25/12/2013
tarihinde bizzat örgüt lideri tarafından çağrı yapıldığı ifade edilmiştir.
Kararda ayrıca örgüt liderinin anılan çağrısına uyan kişilerin 2014 yılı
başından itibaren gerek bir kısım mal varlığını elden çıkararak gerekse başka
finans kuruluşlarından kredi çekerek, tasarruf ve kâr amacı gözetilmeksizin
örgüt yararına para yatırdığının, katılım hesapları açtığının, döviz ve altın
alım satımı gibi işlemler yaptığının tespit edildiği belirtilmiştir.
116. Yargıtayın içtihatlarına bakıldığında Bank Asya
hesap hareketlerinin terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte
örgüte yardım etme suçlarına ilişkin delil olabildiği görülmektedir. Yargıtay mutat
işlemlerin dışında kalan, örgüt talimatı üzerine, örgütün amacına hizmet
eden ve Bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemleri suç delili olarak
kabul etmektedir (bkz. § 41-45). Danıştayın da kamu görevinden çıkarmaya
ilişkin davalarda Banka Asyadaki rutin olmayan hesap işlemlerini FETÖ/PDY ile
irtibat ve iltisak için belirleyici delil olarak kabul ettiği anlaşılmaktadır.
(bkz. 46-50). Bununla birlikte ilgililerin Bank Asya hesaplarında
gerçekleştirdikleri işlemler bağlamında değerlendirme yapılırken mahkemelerin
içinde bulunduğu yargı koluna göre aynı işlemlerle ilgili farklı sonuçlara
ulaşabilmesi mümkündür. Bu durum aslında yukarıda açıklandığı gibi (bkz. § 114)
adli ve idari yargı düzenindeki yargılamaların niteliğinden ve yargılama
usulündeki farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Bank Asyada
gerçekleştirilen işlemlerin incelenmesi sonucunda bunların rutin olup
olmadığına karar vermek ve nihayetinde suç teşkil edip etmediğine veya kamu
görevinden çıkarmayla ilgili farklı doğrultuda sonuçlara ulaşmak mahkemelerin
yargı kollarına göre farklılaşabilen yorum ve değerlendirme yetkilerinin bir parçasıdır.
Ceza mahkemeleri ile idare mahkemelerinin Bank Asyadaki hesap işlemleriyle
ilgili yorum ve değerlendirme farklılıklarının yeterli bir gerekçeyle
açıklanması hâlinde keyfîliğe veya hukuki belirsizliğe yol açtığı söylenemez.
Bu noktada önem arz eden husus, olgulara yönelik farklı değerlendirmelerin
yapılması ve birbirinden ayrışan sonuçlara ulaşılması durumunda buna ilişkin
makul açıklamaların yapılmış olmasıdır. FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisaka
ilişkin olarak Bank Asyadaki hesap hareketlerinin inceleme konusu yapıldığı
yargısal kararlara bakıldığında -somut olayın koşullarına göre değişmekle
birlikte- örgüt talimatı öncesinde Bankadaki hesabın durumu, değerlendirmeye
konu hesap işlemlerinin zamanı, türü ve sayısı, bazen tutarı, Bankanın TMSF'ye devrinden
sonra ilgili hesaptaki değişimler yahut işlemin örgüt amacı doğrultusunda
yapıldığının başka delillerle desteklenip desteklenmediği, başvurucunun hesap
hareketlerine ilişkin itirazları ve sunduğu deliller gibi hususları önemlidir.
117. AİHM, Yalçınkaya/Türkiye kararında Bank
Asyadaki hesap hareketlerine ilişkin özel ve ayrıntılı bir inceleme yapmamış
ise de yine de söz konusu delile dayanılmasını bütün olarak adil yargılanma
hakkının güvencelerine aykırı bulmamış; ilgili mahkemenin yasal görünen bu
eylemin terör örgütü üyeliğine ilişkin tespiti nasıl desteklediğini
açıklamadığına ve başvurucunun bu delil karşısındaki beyanlarını
doğrulamadığına ilişkin eksikliğe vurgu yapmıştır (bkz. § 77).
118. Başvuruya konu olan süreçte ilgili mercilerce
yapılan değerlendirmeler ve verilen kararlar diğerlerinin yanı sıra
başvurucunun Bank Asya hesabındaki para hareketlerine, sohbet adı altında
düzenlenen toplantılara katılmasına ve örgüte müzahir bir dernekte üyeliğinin
olmasına dayanmaktadır. İdare Mahkemesinin kararına bakıldığında Bank Asyadaki
hesap hareketlerinin belirleyici delillerden biri olarak dikkate alındığı, bu
kapsamda başvurucunun 2014 yılından itibaren rutin bankacılık işlemlerini aşar
nitelikteki işlemlerle hesabındaki tutarda artış sağladığına vurgu yapıldığı
anlaşılmıştır. İdare Mahkemesi, başvurucunun Bank Asyadaki hesabına 24/3/2014
tarihinde 15.000 TL, 20/6/2014 tarihinde 30.000 TL, 24/12/2014 tarihinde 11.000
TL para yatırdığını, ayrıca 24/12/2014 tarihinde 34.883 tutarlı 32 günlük
katılım hesabı açtığını belirterek söz konusu hesap hareketlerini örgüt
talimatı doğrultusunda gerçekleştirdiğini kabul etmiş, bu yönüyle başvurucunun
FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisaklı olduğu kanaatine ulaşmıştır.
119. Vurgulamak gerekir ki tedbirin başvurucu özelindeki
gerekliliğinin gösterilebilmesi için irtibatlı ve iltisaklı olma durumunun
bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru yolları içinde
ve başvurucuya çelişme imkânı sağlanarak değerlendirilmesi gerekir. Bu
çerçevede başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun
gerektirdiği ölçüde olduğunun kabul edilebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile
irtibatlı ve iltisaklı olduğu hususunun somut nitelikteki olay ve vakıalar ile
desteklenmesi, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde
ilgili ve yeterli gerekçelerin idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya
konulması beklenir. Bu bağlamda örgüt liderinin talimat tarihlerinden sonra
Bank Asyaya para yatıran kişilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olarak
kabul edilmesi konusunda idari ve yargısal mercilerce ilgili ve yeterli
gerekçeler oluşturulduğunun gösterilebilmesi için söz konusu kararların
gerekçelerinde irdelenmesi, tartışılması ve açıklanması gereken hususlar
vardır.
120. Öncelikle faaliyet izni olan ve yasal olarak
faaliyet gösteren bir bankaya para yatırmanın ya da bu tür bir bankada işlem
yapmanın kural olarak hukuka aykırı eylem şeklinde nitelendirilemeyeceği
açıktır. Dolayısıyla faaliyetlerinin yasal olarak devam ettiği dönemde Bank Asyada
gerçekleştirilen işlemlerin hukuka uygunluk karinesinden yararlandırılması
gerekir. Bunun aksine bir kabul söz konusu olduğunda ilgili idari ve yargısal
merciler hesap sahibinin bu eylem ve işlemlerinin rutin dışı olduğunu ve
kişisel menfaat temin etmenin ötesinde örgüt talimatı doğrultusunda
gerçekleştirdiğini ortaya koymalı, bu bağlamda talimat öncesi ve sonrası hesap
hareketlerini karşılaştırarak somut verilere dayanan ilgili ve yeterli
gerekçeler göstermelidir. Hesap hareketlerinin rutin dışı olup olmadığı
hususunun talimat öncesindeki ve sonrasındaki işlemlerin karşılaştırılmasıyla
saptanabileceği ve her bir somut olayın özel koşullarında karmaşık hesap
hareketlerinin olabileceği dikkate alındığında ilgili mercilerce gerektiğinde
bilirkişi raporları alınarak ve rutin olan durum tespit edilerek söz konusu
rutin dışı durum açık şekilde ortaya konulmalıdır.
121. Anılan hesap hareketlerinin FETÖ/PDY'nin talimat
tarihleriyle uyumlu olduğu ve rutin dışı artışların bulunduğu hususunun ilgili
ve yeterli gerekçelerle açıklandığı durumda söz konusu olgular, Bank Asyada
gerçekleştirilen işlemlerin hukuka uygunluk karinesinden yararlanması durumunu
tersine çevirebilir. Diğer bir ifadeyle hukuka uygunluk karinesinin başka bir
karineyle çürütülmesi söz konusu olabilir. Ancak bu durumda tedbirin muhatabına
oluşan yeni karinenin aksini ispat etme imkânının sağlanması, ilgili kişinin
FETÖ/PDY'nin örgütsel amaçları doğrultusunda hareket etmediğine ve söz konusu
rutin dışı para akışının örgütsel amaç taşımadığına ilişkin itirazlarının
yargılama mercilerince açık ve somut şekilde ele alınması ve itiraz nedenlerine
ne suretle itibar edilmediğine ilişkin değerlendirmeler yapılarak ilgili ve
yeterli gerekçelerle karşılanması gerekir. Diğer bir anlatımla rutin dışı
olduğu kabul edilen hesap hareketlerine konu işlemlerin kişisel menfaat
kapsamında gerçekleştirildiği ileri sürüldüğünde buna ilişkin nedenler
araştırılmalı, hesaplardaki hareketliliğin örgüte destek amacı taşıdığı
sonucuna ulaşabilmesi için bunun aksine ileri sürülen iddialar açıkça
tartışılmalı, usule ilişkin bu gerekliliklerin yerine getirildiği idari ve
yargısal mercilerin kararlarında açıkça gösterilmelidir.
122. Ayrıca adli yargı kolundaki mahkemelerin Bank
Asyadaki aynı hesap işlemleriyle ilgili olarak olgusal anlamda farklı bir
sonuca ulaşması hâlinde idari yargı kolundaki mahkemeler ilgili kişi aleyhine
farklılaşan değerlendirme konusunda makul bir açıklama getirmelidir. Anayasa
Mahkemesi, Bank Asyaya para yatırmanın örgütsel bir amaçla değil kişisel
menfaatler kapsamında gerçekleştirildiğine yönelik iddiaları içeren bireysel
başvuruları ele alırken bu ilkelerden hareketle bir sonuca varacaktır.
123. Kamu görevinden çıkarılan başvurucunun OHAL
Komisyonuna yaptığı başvurunun ret ile sonuçlanmasından sonra açtığı iptal
davası da reddedilmiş, verilen karar Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay
denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Kararın gerekçesine bakıldığında
belirleyici delillerden birinin de Bank Asyadaki hesap hareketleri olduğu
görülmüştür. Kararda; Bank Asya hesabını 2014 yılında mutat bankacılık
faaliyetleriyle bağdaşmayacak şekilde artıran başvurucunun FETÖ/PDY ile normal
bir vatandaştan beklenebilecek olandan daha yoğun bir ilişki içine girdiği,
terör örgütüyle bağı olduğu konusunda somut verilere ulaşılan başvurucunun
Anayasa'ya sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği belirtilmiştir (bkz. § 18).
124. İdare Mahkemesi, başvurucunun Bank Asyadaki hesabına
örgüt talimatından sonra 2014 yılında farklı tarihlerde para yatırdığını ve
katılım hesabı açtığını dikkate alarak örgütle iltisaklı veya irtibatlı olduğu
sonucuna varmıştır. İdari yargı mercilerince başvurucunun örgütün talimatı
doğrultusunda Bankaya para yatırdığı sonucuna varılırken söz konusu hesap
hareketleri rutin dışı olarak değerlendirilmiş ancak hesap hareketlerinin
rutin bankacılık işlemlerini aşıp aşmadığı, dolayısıyla irtibat ve iltisakın
bulunduğuna ilişkin karinenin var olup olmadığı konusunda yeterli inceleme
yapılmamıştır. Zira bir şeyin rutin dışı olduğunun söylenebilmesi için
öncelikle rutin olan durum tespit edilmelidir. Rutin olan durumun
tespiti ise işin doğası gereği hesap hareketlerinin belli bir süre benzer
şekilde devam ettiğinin belirlenmesine bağlıdır. Dolayısıyla somut olayda rutin
dışılık tespiti yapılabilmesi için rutin dışı olduğu belirtilen hesap
hareketlerinden önceki durumun belli bir süre için ne şekilde devam ettiği
belirlenmelidir. Somut olayda rutin dışılıktan önce belli bir süre rutin
durumun ne şekilde devam ettiği tespit edilmemiş, sadece belli bir tarihte
hesaptaki paranın ne kadar olduğunun saptanmasıyla yetinilmiştir. İdari yargı
mercilerince başvurucunun örgütün talimatı öncesindeki Bank Asya hesap
hareketleri tespit edip değerlendirilmediğinden bu yönüyle ilgili ve yeterli
gerekçe ortaya konulamamıştır.
125. Öte yandan başvurucu, İdare Mahkemesinin kabul
ettiğinin aksine hesap işlemlerini örgüt talimatıyla değil kişisel çıkar ve
amaçları doğrultusunda yaptığını iddia etmiştir. Bu kapsamda başvurucu, Bank
Asyadaki hesabını diğer avantajları yanında faizsiz bankacılık hizmeti verdiği
için 2003 yılında açtığını, söz konusu hesabını 2011 yılından sonra çocuğunun
gittiği okulun ödemelerini, başka kişi ya da kurumlara yaptığı havaleleri,
kredi kartı ve fatura ödemelerini, bireysel emeklilik işlemlerini
gerçekleştirmek için kullandığını, kararlarda belirtilen paraların çoğunun
bireysel emeklilik hesabında bulunan paralar olduğunu öne sürmüş; bu
iddialarını yargısal aşamalarda ifade etmiştir. İdari yargı mercilerince rutin
dışı hareketin şahsi menfaatlerle yapıldığına ilişkin olarak başvurucunun ileri
sürdüğü itirazların tüm yönleriyle ele alınıp incelenmesi, başvurucuya, iltisak
ve irtibatı olduğuna ilişkin karinenin aksini ispat etme imkânı tanınması ve
ileri sürülen nedenlere ilişkin olarak ilgili ve yeterli gerekçelerin
gösterilmesi gerekir. Buna rağmen ilgili yargı mercileri, yalnızca belirli bir
dönemdeki para girişi hareketlerini dikkate almış; başvurucunun ileri
sürdüğü hesap hareketlerini şahsi menfaatle gerçekleştirdiğine ilişkin para
çıkışı iddialarını veya okul ödemesi, kredi kartı ödemesi ya da diğer
ödemelere ilişkin iddiaları hiçbir şekilde değerlendirmemiştir. Başvurucunun
iddiaları hesapta çok sayıda para girişi ve çıkışı olduğuna işaret etmesine
rağmen mahkemelerce başvurucunun itirazları hakkında herhangi bir somut inceleme
veya değerlendirme yapılmamış; gerekli görülmesi durumunda bilirkişiden görüş
alınmadığı gibi ilgili yargı mercilerince de iddiaların gerçekliği
sorgulanmamıştır. Sonuç itibarıyla başvurucunun savunmasına şans tanınmamış ve
iltisakı olduğuna yönelik karinenin varlığının gösterildiği kabul edilse bile
başvurucuya bu isnadın aksini ispat etme imkânı yeterli şekilde sağlanmamıştır.
Yine yargısal içtihatlarla da ölçüt olarak kabul edilen Bankanın TMSF'ye
devrinden sonra ilgili hesaptaki değişim durumu da idari yargı mercilerince
tartışılmamıştır. O hâlde -Bank Asyadaki hesap işlemleri yönünden- idari ve
yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile
irtibat ve iltisak içinde olduğunu ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya
koyduğu söylenemez.
126. Bu durumda başvurucunun kamu görevinden
çıkarılmasına dayanak olarak gösterilen diğer tespitlerin incelenmesi gerekir.
İdare Mahkemesinin kararında başvurucunun sohbet adı altında düzenlenen
toplantılara katıldığına ilişkin olarak tanık ifadesi bulunduğu da
belirtilmiştir.
127. Danıştay ve Yargıtay kararlarında da ortaya
konulduğu üzere FETÖ/PDY yapılanmasında sohbet olarak tanımlanan
toplantılarda örgüt liderinin kitaplarını okuma, sesli ve görüntülü kayıtlarını
dinleme ve izleme, yine örgüte ait yayın ve yayımlardaki yazıları okuma ve
videoları izleme, ayrıca örgüt içi talimat ve telkinleri iletme şeklinde
birtakım faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Bu konuda beyanlarda bulunanların
ifadelerine ve bu doğrultuda yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlere
göre sohbet adı altındaki bu toplantıların örgüt liderine ilişkin olarak
olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, katılanlarda kutsal dava fikrinin
yerleştirilmesi, kişilerin bu doğrultuda yetiştirilmesi, grup aidiyetinin
sağlanması, bağlılık, güven ve örgüte sadakatin oluşturulması gibi bazı
fonksiyonel özellikleri vardır. Yine bu toplantıya katılanlardan himmet
adı altında örgüte finansal destek temin edildiği de bazı ifadelere
yansımıştır. Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından yapılan
tespitlerden hareketle örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan ve
belirtilen nitelikte düzenlenen toplantıların tertibine iştirakin veya olayın
özelliğine göre salt katılımın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya
koyabilecek nitelikte olabileceği sonucuna ulaşılmıştır (Sinan Ulu [GK],
B. No: 2023/57158, 25/9/2025, § 100).
128. Bu durumda sohbet adı altında düzenlenen bu
toplantıların niteliği gözönüne alındığında olgusal olarak bahse konu
toplantılara yönelik olarak belirtilen faaliyetler kişilerin FETÖ/PDY ile
iltisaklı ve irtibatlı olduğuna dair bir unsur olarak değerlendirilebilir. Bu
kabulle birlikte söz konusu toplantıları organize etme şeklindeki eylemin ise
kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna ilişkin bir unsur olarak
değerlendirilmesi evleviyetle mümkündür. Diğer yandan FETÖ/PDY ile iltisaklı ve
irtibatlı olma durumundan hareketle anayasal düzene sadakat bağının ortadan
kalkması bağlamında bir kamu görevlisinden duyulan şüphenin kamu görevlisinden
kaynaklanan bir sebebe dayanan, ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif
olay ve vakıalarla desteklenmiş olabilmesi için anılan toplantılara katılıma
yönelik de bir nitelik incelemesi yapılmalıdır. Öyle ki bu konuda beyanda
bulunan ifade sahiplerinin, hakkında beyanda bulundukları kişilerin
toplantılara katıldığına veya bu toplantıları organize ettiğine yönelik olarak
görgüye ve bilgiye dayanmayan duyumlarının somut ve objektif nitelikte olduğu
kural olarak söylenemeyecektir. Görgüye ve bilgiye dayanan beyanlar söz konusu
olduğunda ise bu nevi beyanların içeriği dikkate alınmalıdır. Bunun yanında söz
konusu beyanlar tutarlı olmalı ve varsa diğer delillerle çelişki içermemelidir.
Nitekim bahse konu toplantılara katılım bağlamında tesadüfi sayılabilecek bir
olayın ya da vakıanın kamu görevlisinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan
kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller
kapsamında nitelendirilemeyeceği kabul edilmelidir (Sinan Ulu, § 101).
129. Somut olayda İdare Mahkemesi ret gerekçesinde Ağır
Ceza Mahkemesi kararında yer alan tanıkların başvurucunun FETÖ/PDY ile bağının
bulunduğunu, sohbet adı altında düzenlenen toplantılara katıldığını beyan
ettiklerini değerlendirmiştir (bkz. § 17; ayrıca beyanların içeriği için bkz. §
23). Buna göre Ağır Ceza Mahkemesinde tanık E.A.nın2010 yılından itibaren
katıldığı sohbet grubunu 2012 yılı yaz aylarından itibaren başvurucunun
devraldığına, memur mütevellisi olan kişilerin bu sohbetlere katıldığına,
sohbetleri başvurucunun organize ettiğine, sohbetlerde örgüt liderinin
kitaplarının da okunduğuna yönelik beyanda bulunduğu görülmüştür. Başvurucu da
Ağır Ceza Mahkemesindeki savunmasında sohbetlere katıldığını ifade etmiştir.
Öte yandan başvurucu, bireysel başvuru formunda söz konusu tanığın anlatımlarına
karşı bir itirazda bulunmamıştır. Görgüye ve bilgiye dayalı olan bahse konu
beyanlarda aktarılan olay ve vakıaların tesadüfi olmayıp tutarlı olduğu
gözönüne alındığında bunların anayasal düzene sadakat bağının ortadan
kalktığına ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller olarak
değerlendirilmesi kabul edilebilir.
130. Devletin, darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde
harekete geçerek FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişileri tespit etmesi
ve bu kişilerin kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin tedbirler alması
demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi
açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Başvuruya konu olan tedbirler de
somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır.
Ayrıca devlet, ilgili tedbirlere karşı hak arama yolları oluşturarak
tedbirlerin hukukiliğini idari ve yargısal mekanizmalarla denetlettirmiştir. Bu
bağlamda başvurucunun sohbet adı altında düzenlenen toplantıları organize
ettiğinin görgüye ve bilgiye dayalı olarak belirtildiği tanık ifadesi ile
başvurucunun ikrar içeren beyanı üzerinden ortaya konulan tespitler gözönüne
alındığında başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve
iltisak içinde olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili
ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerinin ulaştığı sonucun durumun
gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.
131. Bu durumda başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da
iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve
yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi bakımından diğer
delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
132. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisakı yahut irtibatı olan kamu personelinin kamu görevinden
çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına
ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı
olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında
Anayasa Mahkemesi, Avrupa’da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma
uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan anayasal
düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen
tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi
FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu
görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör
alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığını belirtmiş ve somut
olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu
hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından
elverişli, gerekli veölçülü olduğunu kabul etmiştir (bkz. § 54).
133. Öte yandan AİHM'in rejim değişikliği gibi radikal
bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet edilmesi
koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden
yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği vurgulanmalıdır.
Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk ve Naidin/Romanya kararlarında AİHM,
başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde
yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve
orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 69-76).
134. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz
tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal
düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda
yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs
etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır.
Somut olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu
görevinden ilgili ve yeterli somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde
çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu
konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla
hareket edildiği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu tedbirin öngörülen amaç
doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.
135. Diğer taraftan somut olayda ortaya çıkan
uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu
ve etkili şekilde işlediği açıktır. Nitekim yargılama safahatında dava
dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm
bilgi ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı
etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı görülmüştür. Bu bağlamda
olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin
uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin
etkili bir şekilde işlemediği, yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve
tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar
önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir
engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda
usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmıştır.
136. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile
irtibat veya iltisak içinde olunduğunu gösteren gerekçelerin ilgili ve yeterli
olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına
neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli,
ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği
değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda, olağanüstü hâl koşullarında
durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.
137. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü
hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve
sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun
olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar
verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ
ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.
138. Ayrıca belirtmek gerekir ki olağanüstü hâl ilanına
neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olduğu anlaşılan söz konusu
tedbir nedeniyle ileri sürülen ve yargılamanın usuli güvencelerine ilişkin
olmayan temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahale iddiaları, müdahalenin
sonuçları itibarıyla bir bütün hâlinde ele alınmış ve özel hayata saygı hakkı
kapsamında incelenmiştir. Bu nedenle müdahalenin sebepleri üzerinden ve başkaca
temel hak veya hürriyetler bağlamında ileri sürülen ihlal iddiaları yönünden ayrıca
değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
B. Masumiyet
Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
139. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi
kararı olmadığı hâlde meslekten çıkarıldığını, kendi adının da yer aldığı
listelerin internette yayımlandığını, kesinleşmiş bir ceza olmadığı hâlde suçlu
ilan edilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
140. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir
kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis
edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti
ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,
26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı
kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır.
Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve
kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine
tabi tutulamaz (Kürşat Eyol [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26, Halit
İnciroğlu, § 158).
141. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare
hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku kamu gücünü
kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde
uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının
bütününü ifade eder. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu
davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku
ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî ceza
hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de
sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku
anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir
yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi
aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında
başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel yoktur (benzer
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş [1. B.], B. No:
2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, § 30, Halit İnciroğlu, §
159).
142. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir
başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları
tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari
soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus;
kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya
kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza
mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge
düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip Şahin [1. B.], B. No:
2015/6075, 11/6/2018, § 47; Halit İnciroğlu, § 160).
143. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi
karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî
güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve
kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan olağanüstü tedbir
niteliğinde bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı mercilerince
eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten çıkarma
işleminin nedeni olarak kabul edilen devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisak ve irtibat
içinde olma ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında
değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza
yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu
yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek
kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik
unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği
anlaşılmıştır (benzer bir değerlendirme için bkz. Halit İnciroğlu, §
161). Kaldı ki başvurucunun yargılandığı ceza davasında verilen mahkûmiyet
kararının henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle kamu görevinden çıkarmaya
dayanak olamayacağı, bunun masumiyet karinesine aykırı olduğu Danıştay
kararında açıkça belirtilmiştir.
144. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik
bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ,
Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun
yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
23/10/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucu hakkında tesis edilen
kamu görevinden çıkarma tedbirinin Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına
alınan özel hayata saygı hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır. Ancak
somut olayın maddî ve normatif çerçevesi, müdahalenin ağırlığı ve Anayasa’nın
15. maddesi kapsamında OHAL döneminde dahi korunan ölçülülük güvenceleri
birlikte değerlendirildiğinde, çoğunluğun ulaştığı sonuca aşağıda belirtilen
sebeplerle iştirak edilmemiştir.
2. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürü olarak
görev yapan başvurucu terör örgütlerine veya millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olduğu gerekçesi ile OHAL KHK’sı kapsamında kamu görevinden
çıkarılmıştır.
3. Müdahale, başvurucunun mesleki statüsünü, toplumsal
itibarını ve ekonomik yaşamını doğrudan ve kalıcı biçimde etkilediğinden,
Anayasa m.20 ve AİHS m.8 kapsamında özel hayata saygı hakkı alanına girer. OHAL
bağlamında dahi ölçülülük incelemesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık
alt unsurlarını, ayrıca bireyselleştirme ve ispat standardı ile usul
güvencelerini kapsamalıdır.
4. Dosya kapsamındaki İdare Mahkemesi, diğer bazı
hususların yanı sıra özellikle başvurucunun Bank Asya’daki hesap hareketlerine
dayanmış; ayrıca örgütsel nitelikte sohbet toplantılarına katıldığına ilişkin
bilgiler ile örgüte müzahir bir dernekte üyeliği yönündeki verileri de
değerlendirmeye almıştır. Derece mahkemeleri bu üç veriyi başvurucunun FETÖ/PDY
ile iltisaklı olduğu kanaatinin temel dayanakları olarak kabul etmiştir.
5. İdare Mahkemesi kararının gerekçesi bu unsurlara
dayanmakta; dernek üyeliğini ve tanık anlatımlarındaki sohbet toplantılarına
katılmayı örgütsel faaliyet delili kabul etmekte, Bank Asya işlemlerinin ise
başvurucunun örgütsel talimata uyması ihtimalini gösterdiğini varsaymaktadır.
Bu yaklaşımın tamamı, ölçülülük ilkesi bakımından ayrı ayrı
değerlendirilmelidir.
6. Mahkeme çoğunluğu Bank Asyadaki hesap işlemleri
bağlamında idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili
olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu ilgili ve yeterli
gerekçelerle ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu yönüyle çoğunluğun
kararı yerindedir. Başvurucunun hesap hareketine ilişkin açıklamalar derece
mahkemelerince tartışılmamış; işlem ile örgütsel talimat arasında bağlantı
kurabilecek nitelikte bir somut veri ortaya konulmamıştır. Bankacılık
işlemlerinin “rutin işlem” niteliğinde olup olmadığının teknik bir incelemeye
tâbi tutulması gerektiği Mahkememizin (Cemile Doğan ve diğerleri [1.
B.], B. No: 2022/20577, 19/11/2024, § 15-18) kararında açıkça belirtilmiş olup,
bu dosyada da çoğunluğun bu yöndeki tespitine iştirak etmekteyiz. Bununla birlikte
diğer iki olgu bakımından çoğunluk gerekçesine iştirak edilmemiştir.
7. Dernek üyeliği ve tanık beyanları yönünden en temel
sorun, Mahkememizin C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2.7.2020 tarihli
kararında açıkça belirlediği bireyselleştirme yükümlülüğünün yerine
getirilmemiş olmasıdır. Bu karar uyarınca kamu görevinden çıkarılma tedbirleri,
kişiye özgü somut olgulara dayanmalı; soyut, şablon ve kategorik nitelikli
gerekçelerle haklılaştırılamamalıdır. Dernek üyeliğinin örgütsel yapı içinde
hangi fonksiyona işaret ettiği, başvurucunun dernek faaliyetlerinde üstlendiği
rol, örgütsel talimata dayalı bir görevlendirmenin bulunup bulunmadığı,
üyeliğin kapsamı ve bağlamı tartışılmamıştır.
8. Ayrıca kamu görevinden çıkarılma tedbirinin ultima
ratio niteliği ortaya konulmamıştır. C.A. (3) kararında Mahkememiz,
kamu görevinden çıkarma işleminin ancak daha hafif araçların yetersiz
kaldığının somutlaştırıldığı hâllerde uygulanabileceğini ifade etmiştir.
9. Tanık anlatımlarının delil niteliği bakımından da
ciddi sorunlar bulunmaktadır. Anlatımların bir kısmı duyuma dayalıdır; zaman,
yer ve kişi bakımından belirginlik göstermez; doğrudan görgüye dayanan bilgi
içermediği hâlde “örgütsel faaliyet” gibi ağır bir ithamın dayanağı
yapılmıştır. Mahkememizin içtihadına göre bu tür beyanlar “objektif ve ciddi
veri” niteliği taşımaz (C.A. (3)).
10. AİHM içtihatları da bu doğrultudadır:
a. Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18, 15.12.2020:
Bireyselleştirilmemiş tanık beyanları ve bağlamsız aidiyet değerlendirmeleri
m.8 ihlalidir.
b. Köseoğlu/Türkiye, B. No: 24066/16, 12.06.2023:
Meslekten çıkarma, kişisel kimliği ve sosyal varlığı ciddi ölçüde
etkilediğinden ağır müdahale niteliğindedir.
11. Somut olayda çoğunluk, bu bağlayıcı standartların
gerektirdiği bireyselleştirme ve delil değerlendirmesi ölçütlerini
karşılamamaktadır.
12. Başvurucu hakkında terör örgütü üyeliği suçundan
yürütülen ceza yargılamasında Ağır Ceza Mahkemesi hapis cezasına hükmetmiş;
kararında başvurucunun Bank Asya hesap hareketlerini örgüt yöneticisinin
talimatlarıyla uyumlu görmüştür. İstinaf merciinin kararı onaması üzerine dosya
temyize taşınmış; Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2/7/2024 tarihinde mahkûmiyet
kararını bozmuştur.
13. Bozma gerekçesinde, başvurucu ile irtibatı olduğu
belirtilen A.A.K. hakkında gerekli araştırmaların yapılmadığı, örgütsel
toplantılara 2012 sonrası katılıp katılmadığının kuşkuya yer bırakmayacak
şekilde belirlenmediği ve ceza tayininde teşdidin derecesinde yanılgıya
düşüldüğü ifade edilmiştir.
14. Bozma kararından sonra yeniden yapılan yargılama
sonucunda Ağır Ceza Mahkemesi 15/4/2025 tarihinde başvurucunun beraatine karar
vermiştir. Beraat gerekçesinde, bozma sonrası dinlenenler de dahil tanık
beyanlarında 2012 yılından sonra başvurucunun örgütsel toplantılara katıldığına
dair herhangi bir ifade bulunmadığı, ayrıca örgütün açık faaliyetleri ortaya
çıktıktan sonra başvurucunun örgütle bağlantısını sürdürdüğüne ilişkin her
türlü şüpheden uzak delilin elde edilemediği belirtilmiştir.
15. Sohbet adı altında düzenlenen toplantıların
niteliğinin belirlenmesinde, bu toplantıların örgütsel bir bağlam içinde icra
edildiğini gösteren açık, somut ve güvenilir delillerin ortaya konulması
zorunludur. Nitekim Yargıtay’ın bozma kararında da vurgulandığı üzere,
başvurucunun 2012 yılından sonra bu tür toplantılara katılıp katılmadığı
hususunda tanık beyanları arasında çelişkiler bulunmakta, özellikle örgütün
görünür faaliyetlerinin açığa çıktığı dönemden sonra bağını sürdürdüğüne
ilişkin her türlü şüpheden uzak delil elde edilememektedir. Bu durumda, sohbet
toplantılarına katıldığı yönündeki iddiaların tek başına örgütsel faaliyet
olarak kabul edilmesi, ceza yargılamasında aranan ispat ölçütüyle
bağdaşmamaktadır.
16. Kaldı ki, örgütsel bir yapıyla bağlantıyı gösteren
sohbet toplantılarının belirleyici nitelikte olması için bu toplantıların
içeriği, amacı, katılımcıları ve örgüt içi talimat ilişkisiyle olan bağı net
biçimde ortaya konulmalıdır. Örgüt tarafından yürütülen diğer faaliyetlerden
bağımsız olarak, salt bir araya gelme veya dini–sosyal içerikli görüşmelere
katılma olgusu, herhangi bir örgütsel hiyerarşi, süreklilik, bağlılık ya da
talimat ilişkisi tespit edilmediği sürece, hukuki olarak örgütsel faaliyet
sayılması mümkün değildir. Bu bağın kurulamaması hâlinde, sohbet
toplantılarının örgütsel nitelik taşıdığı yönünde bir kabul, varsayıma dayalı
genişletilmiş yorum niteliğinde olacaktır.
17. Nitekim bozma kararını müteakip verilen beraat
hükmünde de tanık anlatımlarının somutlaştırılamadığı, toplantıların örgütsel
mahiyette olduğuna veya başvurucunun bu tarihten sonra örgütle bağını
sürdürdüğüne dair her türlü şüpheden uzak delilin bulunmadığı açıkça ifade
edilmiştir. Bu değerlendirme, ceza yargısının temel ilkelerinden olan masumiyet
karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesinin doğal sonucudur. Dolayısıyla,
sohbet toplantılarının tek başına örgütsel faaliyet olarak değerlendirilmesi
hem delil standardı hem de hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
18. Mahkememizin Cemile Doğan ve Diğerleri, B. No:
2022/20577, 19.11.2024 kararında, kişisel hayatın olağan akışı içinde
gerçekleşen işlemlerin örgütsel amaç taşıdığı iddiasının ancak somut, teknik ve
tutarlı gerekçe ile desteklenebileceği vurgulanmıştır. Bu ilke, dernek üyeliği
ve tanık beyanları bakımından da geçerlidir. Somut olayda böyle bir teknik ve bireyselleştirilmiş
analiz yapılmamıştır.
19. Sonuç olarak; kamu görevinden çıkarma işlemi,
başvurucunun mesleki kimliğini, toplumsal saygınlığını ve ekonomik hayatını
kalıcı olarak etkilemiştir. Dernek yöneticiliği ve tanık beyanları, başvurucuya
ilişkin bireyselleştirilmiş, somut ve objektif bir tehlike ortaya
koymamaktadır. Bu nedenle kamu görevinden çıkarma tedbiri, Anayasa m.15
bağlamında “durumun gerektirdiği ölçüde” değildir.
20. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa m.20 ve
AİHS m.8 kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ihlal
edildiği kanaati ile çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.
|
Üye
Engin YILDIRIM
|
Üye
Kenan YAŞAR
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin
kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan olağanüstü hâl kanun hükmünde
kararnamenin ekli listesinde ismine yer verilmek suretiyle meslekten
çıkarılması nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki
kararına katılmamaktayım.
2. Bireysel başvuruya konu somut uyuşmazlıkta başvurucu
Tekirdağ Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğünde İl Müdürü olarak
görev yapmakta iken terör örgütlerine veya millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla
irtibatı olduğundan bahisle ve 1/9/2016 tarihli ve 29818 mükerrer sayılı Resmî
Gazete'de yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline
İlişkin Alınan Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname'ye (672 sayılı KHK)
ekli (1) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden
çıkarılmıştır.
3. Bahse konu kararın iptaline karar verilmesi talebiyle
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na yaptığı başvuru reddedilmiş ve
sonrasında bu red işleminin iptali talebiyle İdare Mahkemesine açılan iptal
davası da reddedilmiştir.
4. Ankara 20. İdare Mahkemesi red kararında uyuşmazlık
konusu olayın değerlendirilmesi başlığı altında başvurucunun Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırıldığı, müzahir
Bank Asya’daki hesabında bulunan para miktarında 2014 yılından itibaren rutin
bankacılık işlemlerini aşar nitelikteki işlemlerle artış sağladığının tespit
edildiği, yargılandığı ceza dosyasında bilgisine başvurulan kişilerin,
başvurucunun örgüt ile bağının bulunduğu, sohbet adı altında düzenlenen toplantılara
katıldığını beyan ettikleri, başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu
gerekçesiyle kapatılan derneğe üye olduğu, Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya
Paralel Devlet Yapılanması’nın yayın organı olan Cihan Medya Dağıtım A.Ş.ye
ödemede bulunduğu ve yine adı geçen terör örgütü ile iltisaklı özel okulda
çocuğunun kaydı olduğu hususlarına yer verilmiş olup Mahkeme davayı reddederken
bunlardan ilk dört sıradaki tespitlerin yanı sıra belirtmiş olduğu diğer
delillere de dayandığını ifade etmiştir.
5. Karara yönelik istinaf talebi reddedilmiştir. Temyiz
talebi de başvurucu hakkında ceza yargılamasındaki mahkûmiyet kararı
kesinleşmediğinden hüküm kurulurken bu nedenle başvurucu aleyhinde bir
değerlendirme yapılmasının masumiyet karinesi gereğince mümkün olmadığı
belirtilerek dava dosyasında başvurucu hakkında yapılan diğer tespitler dikkate
alınarak reddedilmiştir.
6. Başvurucu, Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel
başvuruda içeriği belirsiz kanun maddelerine ve fişleme niteliğindeki bilgilere
istinaden bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemek üzere meslekten
çıkarılmasının ve mesleki haklarının iptal edilmesinin hukuka aykırı olduğunu
ileri sürmektedir. Başvurucunun Bank Asya hesap hareketleri ile ilgili olarak
Mahkememiz çoğunluğu, benim de katıldığım kararında, yargı mercilerinin
yalnızca belirli bir dönemdeki para girişi hareketlerini dikkate aldığını,
başvurucunun hesap hareketlerinin çocuğunun okul ödemeleri, bireysel emeklilik
ödemeleri ve diğer bazı bankacılık işlemleri için yaptığına ilişkin iddialarını
hiçbir şekilde değerlendirmemiş olmasını ve dolayısıyla başvurucunun
iddialarıyla ilgili olarak mahkemelerce herhangi bir somut inceleme yapılmamış
ve iddiaların gerçekliğinin sorgulanmamış olmasını dikkate alarak Bank
Asya’daki hesap işlemleri yönünden idari ve yargısal makamlarca başvurucunun
darbe teşebbüsünün faili olan Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile irtibat ve iltisak içinde olduğunun ilgili ve yeterli
gerekçelerle ortaya konulduğunun söylenemeyeceği kanaatine ulaşmıştır (bkz.: §§
124-125).
7. Yapılan bu tespitte de görüldüğü üzere esasında Bank
Asya hesap hareketlerinin başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel
Devlet Yapılanması ile iltisak ve irtibatının kabulü noktasında delil olarak
kabul edilemeyeceği tespiti, bu bireysel başvuruda özel hayata saygı hakkına
yönelik ihlal sonucuna ulaşmayı gerektirmektedir.
8. Başvurucu bireysel başvuruda sadece Bank Asya’ya para
yatırma konusunu şikayet etmesine rağmen derece mahkemesi kararlarında
başvurucunun terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı noktasında tanık beyanında
belirtildiği üzere başvurucunun sohbet adı altında düzenlenen toplantılara
katılması şeklindeki delile daha dayanılmaktadır.
9. Eldeki başvuruda Mahkememiz çoğunluğunca bireysel
başvuruya konu yapılmayan bu delil dikkate alınarak bireysel başvuru incelemesi
sürdürülmüş ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği şeklindeki sonuca
ulaşılmıştır. Kanaatimizce bu yöntem Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru
inceleme yöntemi bağlamında sorunludur. Zira bireysel başvurularda sadece
bireysel başvuru formunda dile getirilen şikayetler inceleme konusu
yapılabilir.
10. Bank Asya ile ilgili para yatırma delili bağlamında
ulaşılan bir ihlal üzerine gerçekleştirilecek yeniden yargılamada idari yargı
mercileri artık bu delil dışında dosyadaki diğer delillerle kişinin Fetullahçı
Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatı ve iltisakı
konusunda yeniden değerlendirme yaparak başvurucunun kamu görevinden
çıkarılmasının gerekip gerekmediğine karar verecektir.
11. Bununla birlikte eldeki başvuruda Mahkememiz
çoğunluğu, Bank Asya delili ile ilgili değerlendirmesinden sonra incelemesini
başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına dayanak olarak gösterilen diğer
delilden hareketle sürdürmüştür.
12. Mahkememiz çoğunluk kararında, başvurucunun terör
örgütüne irtibatı ve iltisakı noktasında tanık beyanında belirtildiği üzere
sohbet adı altında düzenlenen toplantılara katılması şeklindeki delilin
varlığına dayalı olarak başvurucu hakkında uygulanan meslekten çıkarılma
biçimindeki tedbirin Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.
13. Bu delilin başvurucunun terör örgütüne irtibatı ve
iltisakı noktasında esas alınması konusundaki çoğunluğun yaklaşımının hukuken
sorunlu olduğu kanaatindeyim.
14. Yargılandığı ceza davasında bilgisine başvurulan
kişilerin başvurucunun örgüt ile bağının bulunduğu, sohbet adı altında
düzenlenen toplantılara katıldığı şeklindeki tanık beyanlarına idari yargı
mercilerince başvurucunun terör örgütü ile irtibat ve iltisakının tespiti
noktasında dayanılmıştır.
15. Dosya bağlamında tanık E.A. 03.05.2018 tarihli
beyanında Resul Darama’nın 2012 yılının yaz aylarından itibaren sohbetleri
devraldığını, 1-2 ay gibi kısa bir süre bu sohbetleri organize ettiğini ifade
etmiştir. Ancak tanık beyanında, devamla, Resul Darama’nın sohbetlerinde
genelde dini içerikli sohbetler gerçekleştirildiği, Risale ve Kur’an-ı Kerim
okunduğu, hadislerden okunduğu, Fetullah Gülenin kitapları okunduğu, vaazlerini
içeren CD’ler izlenmediği, himmet, yardım, bağış parası istenmediği ancak bu
gruptakiler memur oldukları için maddi talepler olmadığı şeklindeki ifadeler
yer almaktadır.
16. Kanaatimizce bunlar başvurucunun Fetullahçı Terör
Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibat ve iltisak noktasında
kamu görevinden çıkarılmasını gerektirecek bir bağı kurabilecek nitelikteki
beyanlar olarak görülemez. Aynı şekilde başvurucunun kendisinin Ağır Ceza
Mahkemesindeki savunmasında sohbetlere katıldığını ifade etmesi de terör örgütü
ile irtibat ve iltisak noktasında yeterli görülemez.
17. Nitekim Anayasa Mahkemesi Sinan Ulu
kararında ([GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025) ortaya koyduğu üzere tanık
beyanlarının irtibat ve iltisak noktasında delil olarak kullanılması hususunda
oldukça sıkı bir bağlantının ortaya konulması şartını aramaktadır. Bu
bağlamdaki tanık beyanlarında başvurucunun sohbet adı altındaki örgütsel
toplantılara katıldığı, ayrıca ilgilileri bu toplantılara çağırdığı, bu anlamda
grup sorumlusu olarak görev yaptığı, bu toplantılarda burs, gazete aboneliği
gibi isimler altında örgüte finansal destek sağlanmaya çalışıldığı seklindeki
hususlara yer verilmiştir. Görgüye ve bilgiye dayalı olan bahse konu beyanlarda
aktarılan olay ve vakıaların ise tesadüfi nitelikte olmadığı ve tutarlı olduğu
göz önüne alınarak bunların anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına
ilişkin ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif deliller olarak
değerlendirildiği görülmektedir (bkz.: Sinan Ulu [GK], § 102). Oysa eldeki
başvurudaki tanık beyanlarının bu niteliği sağlamaktan çok uzak olduğu
aşikardır.
18. Yukarıda sıralanan gerekçelerle somut başvuruda Bank
Asya’ya para yatırma ve örgütün toplantılarına katılmakta olduğuna dair tanık
beyanı şeklindeki delillerin başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya
Paralel Devlet Yapılanması ile iltisak ve irtibatın sağlanması noktasında
yeterli olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmelidir.
19. Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların
başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile
irtibat ve iltisak içinde olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin
ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez.
Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata
saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hâl koşullarında durumun
gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna ulaşılmalıdır.
20. Bu nedenle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına
alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın olağanüstü hâl
döneminde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 15.
maddesindeki ölçütlere uygun olmadığına ve başvurucunun özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan çoğunluğun
aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.
KARŞIOY
Anayasa Mahkemesinin Sayın çoğunluğu tarafından
başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.
Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında
ayrıntılı olarak özetlenmiştir.
Başvuru, başvurucunun Fethullahçı/Paralel Devlet
Yapılanması silahlı terör örgütüyle (FETÖ/PDY) iltisaklı veya irtibatlı olduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılması üzerine birden fazla hak ihlali
iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Özel hayata saygı hakkının ihlal
edildiği iddiasıyla ilgili olarak belirteceğim hususlar yönüyle inceleme
yapılmalıdır.
Başvuruya konu somut olayda, başvurucunun Fetö terör
örgütüne iltisak ve irtibat nedeniyle 672 sayılı ek-1 sayılı listede ismine yer
verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucu kamu görevinde
çıkarıldığı tarihte Tekirdağ Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğünde
İl Müdürü olarak görev yapmaktadır. Başvurucunun iltisak ve irtibatıyla ilgili
olarak idarece Bank Asya’daki hesap hareketleri, dernek üyeliği, çocuklarının
gittiği okullar gösterilmiştir. OHAL komisyonu başvurucunun başvurusunu
reddetmiştir. İdare Mahkemesi ve Danıştay süreçlerinden geçerek dosya
kesinleşmiştir.
Başvurucunun idari süreçleriyle; eş zamanlı adli yargı
süreçleri de işlemiştir. Adli yargı sürecinde başvurucunun 2012 yılının Mart
ayından sonra örgütün sohbet toplantılarına katılmadığı, Bank Asyadaki
faaliyetlerinin rutin bankacılık faaliyeti olduğu yargılandığı ceza davasında
tespit edilmiştir.
Mahkememizin sayın çoğunluğu başvurucunun hesap
hareketlerinin rutin bankacılık faaliyeti olmadığını, ceza yargılamasındaki
tespitin kullanılan farklı yöntemlerden kaynaklandığını idari yargı
organlarınca yapılan tespitin yerinde olduğunu kabul etmiştir. Başvurucunun
banka hesap hareketlerinin rutin bankacılık faaliyeti olduğuna ilişkin adli
yargı organlarınca bir tespit yapılmıştır. Ceza yargısınca yapılan bu tespit
karşısında Bank Asyadaki hesap hareketlerinin rutin bankacılık faaliyeti
olmadığını kabul etmek Anayasa Mahkemesinin bu konudaki önceki kararlarıyla da
çelişir niteliktedir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 2/7/2020
tarihinde, Hüseyin Sezer (B. No: 2016/13566) ve Barış Baş (B. No:
2016/14253) başvurularında Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına
alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Mahkememiz bu kararda genel olarak şu değerlendirmeleri
yapmıştır: “Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil
bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum
sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin bir gereğini
oluşturmaktadır.
Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet
karinesinin sağladığı güvencenin iki boyutu bulunmaktadır. Birincisi kişi
hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen sürece ilişkin olup
suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında
erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Bu husus, tüm idari ve adli
makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar
kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli
kılar.
Güvencenin ikinci boyutu ise ceza yargılaması sonucunda
mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki
yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe
duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu
izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir.
Disiplin suçuna ve ceza yargılamasına konu eylemlerin
aynı olduğu hâllerde disiplin soruşturmasıyla ilgili uyuşmazlıklara bakan idari
mahkemelerin fiilin sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate
saygı göstermesi, bunu sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenir. Aksi
takdirde kişinin ceza mahkemesinde beraat etmiş olmasının bir anlamı kalmaz. Bu
bakımdan idari mahkemeler dâhil devletin diğer otoritelerinin beraat kararından
şüphe duyulmasına yol açacak biçimde hareket etmekten kaçınmaları gerekir.
Somut olaylarda İdare Mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi,
ceza mahkemesi kararında ulaşılan sonucu tartışmaya açmanın yanında kararı
okuyanlarda başvurucuların suç işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet
vermiştir. Bu durumda beraat kararı anlamsız hâle gelmiş ve başvurucuların
masumiyetine gölge düşürülmüştür. Öte yandan iki yargı kolu arasında
başvurucuların atfedilen suçu işleyip işlemediğiyle ilgili olarak çelişkili kararların
ortaya çıkmasına sebep olunmuş ve masumiyet karinesinin ikinci boyutunun ihlal
edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle her iki
başvuruda da Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan
masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.”
Öncelikle, FETÖ/PDY’nin yargı kararlarına da yansıyan ve
Mahkememizce de kabul edildiği üzere bir eğitim ve sosyal gönüllülük, dini bir
yapılanma hareketi olarak ortaya çıktığı, daha sonrasında kriminalize olarak gerçek
amacını ortaya koyduğu, hukuk dışı faaliyetler gerçekleştirmeye ve anayasal
düzeni ortadan kaldırma gayesini taşıdığını izhar etmeye başladığı
anlaşılmaktadır (Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024).
Söz konusu durum, suç ve cezada kanunilik ilkesi
gereğince başvurucuların, örgütün illegal amacını ortaya çıkaran olgusal
durumlar ile Milli Güvenlik Kurulu kararları sonrasında gerçekleştirilen eylem
ve işlemlerin kişilerin FETÖ ile bağlantısı açısından dikkate alınması, bu
eylemlerin ortaya konulmasında ve değerlendirilmesinde, örgütün yapısının ve
perdelemesinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir (Bilal
Celalettin Şaşmaz, B. No: 2019/20791, 18/10/2022, §§ 11-13).
Mahkememize göre, Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan
ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması
veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve
bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde
bulunmasını ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre
tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması
amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli
olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı
ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz
etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (N. E. [GK], B. No: 2022/62466,
29/5/2025, § 124;A. S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 126; Halit
İnciroğlu[GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 131).
Yine Mahkememizce de kabul edildiği üzere Danıştayın konu
ile ilgili olarak verdiği bazı kararlarda kişilerin FETÖ/PDY ile bağlantı
hususunda somut verilere dayanmayan, yalnızca kişisel kanaat ve tahmine dayalı
tanık beyanlarının FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda
yeterli olmadığı dikkate alınmalıdır (Halit İnciroğlu, § 152).
FETÖ/PDY örgütü, ilk olarak 17- 25 Aralık 2013 tarihinde
gerçekleştirdiği ve yargı kararlarıyla konusu suç olduğu sabit olan eylemlerle
kriminalize olmuştur. Bu tarihten sonra devlet organları, anılan yapının millî
güvenliğe kamu güvenliğine aykırı hareket ettiğini topluma her defasında ilan
etmiştir. Sırasıyla; kamu görevlilerinin, legal görünümlü illegal yapılardan
uzak durması yönünde genelge gönderilmiş, Milli Güvenlik Kurulu tarafından
FETÖ/PDY’nin millî güvenliğe aykırı bir yapı olduğu ilan edilmiş; en
nihayetinde 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi
neticesinde örgütün silahlı bir terör örgütü olduğu tezahür etmiştir.
Kişilerin, FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı ortaya
konulurken, legal görünümlü illegal yapılarla ilişkisi değerlendirilmeli, bu
ilişkinin örgütle irtibat ve iltisak boyutuna mı ulaştığı, yoksa normal bir
sosyal ilişki şeklinde mi cereyan ettiği belirlenmelidir. Bu belirleme
yapılırken FETÖ/PDY’ye müzahir kurumlarla kişilerin irtibat yoğunluğu,
irtibatın boyutu ve icra edilen eylemin kapsamı göz önüne alınmalı ve arındırma
usulüne ilişkin usul ve esaslar kullanılarak kişilerin, Anayasa’ya sadakat
yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı konusunda vicdani bir kanaate
ulaşılması gerekir.
Kamu otoriteleri ve hükümet yetkililerince defalarca dile
getirilen ve ülke genelinde tüm toplumun tanıklık ettiği örnekleri bulunan bir
olgu olarak, FETÖ/PDY’nin gerçek amacının tezahür ettiği ve bu hususun kamu
otoriteleri ve hükümet yetkililerince deklare edildiği süreçten önceki
kınanamayacak fiil ve eylemlerin esas olarak irtibat veya iltisaka esas
alınmayacağı tüm vatandaşların devlet organlarından haklı beklentisi haline
dönüşmüştür.
Bu yaklaşım dışındaki her türlü yaklaşımın, kişilerin
devlete olan güvenini sarsacağı, toplumsal olarak ciddi bir belirsizliğe sebep
olacağı, yasal olduğu düşünülen ve aksi belirtilmeyen tutum ve davranışlar
sebebiyle sürekli olarak bir tehdit altında tutulma durumunun ortaya çıkaracağı
güvensizlik ve problemlerin kaos ortamından faydalanan terör örgütlerinin
çözülmesini ve ortadan kalkmasını engelleyeceği hususlarına da değinmek
gerekmektedir.
Yasal bir zemine dayanan ve sonrasında belli faaliyetler
neticesinde gerçek amacını izhar eden FETÖ/PDY’nin amacının tüm katmanlar
tarafından öğrenilmesinden sonra, bu örgütle bağını kesen veya bunların illegal
fiillerini desteklemeyen kişilere sirayet edebilecek şekilde cezalandırma
politikasının yürütülmesi, bu örgüte belli bir süreçte sempati duyan kişilerin
de örgütten uzaklaşmasını engelleyecek, ortaya bir -mağdur sosyolojisi- ve
örgüt tarafından kullanılabilecek bir -mağdur politikası- çıkaracaktır.
Nevi şahsına münhasır bir örgüt olduğu ortada olan
FETÖ/PDY’ye ilişkin olarak yapılacak tespit, iş ve işlemlerin zorluğunu göz
ardı etmeksizin, kişilere isnat edilen iltisak veya irtibat olgularının örgütün
amacının toplumsal düzeyde bilinebilir hale geldiği süreçten sonrasına dair
olması ve bu olguların kamu otoriteleri tarafından ispat edilmesi gerektiği
hukukun temel gerekliliklerindendir.
FETÖ terör örgütüne yönelik arındırma işlemleri sırasında
çıkarılan KHK’da örgüt üyeliği bir kriter, iltisak ve irtibat ise ayrı bir
kriter olarak esas alınmıştır. Yukarıda izah edildiği üzere örgüt üyeliği ve
buna ilişkin kriterler adli yargılamalar sonucunda ortaya konulacaktır. İltisak
ve irtibat ile ilgili kriterlerin ise idarece ve idari yargı organlarınca
ortaya konulması gerekmektedir. İltisak ve irtibatın ne olduğu ortaya
konulurken Anayasa’nın koruduğu temel hak ve güvenceler korunarak
belirlenmelidir. Örgüt ile iltisak ve irtibatı belirlenen kişilerin, iltisak ve
irtibat durumları belirlenirken örgütün kriminal hale geldiği, kamu otoriteleri
tarafından ilan edildiği tarih esas alınarak yapılmalıdır. İltisak ve irtibata
dayanak yapılan olgular sosyal hayatın içerisinde suç kabul edilmeyen
faaliyetler üzerinden belirlenen durumlardır. Bu durumda kişilerin üyelik
düzeyine varmayan faaliyetlerinin tespitinde; örgütün kriminal hale geldiği, bu
durumun kamu otoritelerince ilan edildiği, toplum tarafından bilinir olduğu
durumlar göz önüne alınarak belirlenmelidir.
Nitekim, başvuruya konu olayda olduğu gibi, Olağanüstü
Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nca (Komisyon) yapılan incelemelerde,
Komisyon’a başvuranlar hakkında Bank Asya, sendika üyeliği, dernek üyeliği,
yayın aboneliği gibi hususlarda sadece 2014 yılından sonraki olguların esas
alındığı görülmektedir. Bu açıdan, kamu görevinden çıkarılanlar hakkında idari
bir merci tarafından yapılan incelemede de yukarıda yer verilen hususların
dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Ancak Komisyon tarafından somut verilere
ilişkin olarak bu değerlendirmeden ayrılarak, FETÖ/PDY’nin gerçek amacının
toplum tarafından anlaşılabildiği süreçten önce kişilerin katıldığı sohbet
toplantılarının ve kurduğu soysal ilişkilerin neden esas alındığına ilişkin ne
kamu otoritelerince ne de yargılama makamlarınca bir gerekçelendirmeye
gidilmiştir.
Özellikle, örgütün amacının kamu oyunca bilinir hâle
geldiği dönemden önceki sohbet toplantılarının örgütle irtibat ve iltisakın bir
göstergesi olarak kabul edilebilmesi için bu toplantıların konusunun ne
olduğunun tespiti oldukça önem taşımaktadır. Tamamen dinî konuların konuşulduğu
sohbetlere katılmanın tek başına irtibat ve iltisakın göstergesi olarak kabul
edilmesi mümkün değildir. Anılan dönemde, örgütün kriminal yönünü bilmeyen, onu
dinî bir cemaat olarak gören ve tamamen dinî meselelerin konuşulduğu sohbetlere
katılan bir kimsenin terör örgütüyle irtibatlı ve iltiksaklı olarak görülmesi,
örgütün dinî bir cemaat olduğunu düşünerek hareket edenler ile örgütün amacını
bilerek hareket edenler arasındaki çizginin bulanıklaşmasına ve ilk kategoriye
girenlerin de ikinci kategoriye dahil edilmesi riskinin ortaya çıkmasına yol
açmaktadır. Dolayısıyla örgütün amacının kamu oyunca bilinir hâle geldiği
dönemden önceki sohbet toplantılarına katılmanın irtibat veya iltisak
göstergesi olarak kabul edilebilmesi ancak bu toplantılarda dinî meseleler
dışında, örgütsel meselelerin konuşulduğunun tanık ifadeleri veya başkaca
delillerle ortaya konulmasına bağlıdır.
Somut olayda, başvurucunun iltisak ve irtibatına konu
edilen hesap hareketlerinin rutin bankacılık faaliyeti olduğu, yargılandığı
ceza davasında tespit edilmiştir. Yine ceza davasında dinlenen tanıklar,
başvurucunun 2012 yılından sonra örgütün toplantılarına katıldığına dair
beyanda bulunmamışlardır. Bu tespitler karşısında başvurucu hakkında beraat
kararı verilmiştir.
Başvurucunun katıldığı belirtilen sohbet toplantılarının
içeriğiyle ilgili olarak herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Bu durumda
başvurucunun katıldığı sohbetlerde dinî meselelerin dışındaki meselelerin
konuşulduğunun söylenebilmesi için elde yeterli verinin bulunmadığı kanaatine
varılmıştır. Ayrıca 2012 yılından sonra bu toplantılara katılmadığına dair
yargılandığı ceza mahkemesinde tespit yapılmıştır.
Bütün bu açıklamalardan sonra, başvurucunun kamu
görevinden çıkarılmasına dayanak teşkil eden deliller kapsamında; ceza yargılamasındaki
tespitler ve Anayasa MahkemesininH üseyin Sezer (B. No: 2016/13566) ve Barış
Baş (B. No: 2016/14253) başvurularında ve Halit İncirlioğlu kararında
ortaya koyduğu ilkeler göz önüne alındığında özel hayata saygı hakkının ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekmektedir. Yukarıda belirtmiş olduğum
gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.