logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Mikail Önal [2. B.], B. No: 2022/61042, 19/11/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MİKAİL ÖNAL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/61042)

 

Karar Tarihi: 19/11/2025

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Metin KIRATLI

Raportörler

:

Ali KOZAN

 

 

Duygu BAKAY

Başvurucu

:

Mikail ÖNAL

Vekili

:

Av. Mehmet KIRAÇ

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; işverenle güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu, T. İstanbul Terminal İşletmeciliği A.Ş.de (Şirket) 3/7/2005 tarihinde işe başlamıştır. Otopark ekip şefi olarak görev yapan başvurucunun iş akdi 6/6/2017 tarihinde feshedilmiştir.

3. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Bakırköy 21. İş Mahkemesinde (Mahkeme) 23/6/2017 tarihinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde iş sözleşmesinin herhangi bir neden bildirilmeden feshedildiğini, feshinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir.

4. İşveren; davaya cevabında Atatürk Havalimanı Mülki İdare Amirliği (Amirlik) tarafından Şirketin genel müdürüne kapalı zarfla gönderilen talimatta başvurucunun ByLock uygulaması ile bağlantılı olduğunun tespit edildiği belirtilerek iş akdinin feshedilmesi gerektiğinin bildirildiği, bu talimat gereği iş akdinin feshedildiği vurgulanmıştır. Şirketin havalimanı gibi kritik öneme sahip bir bölgede hizmet vermesi ve ByLock uygulaması bulunan cihazın, kişinin Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya bu örgütle irtibatı olduğuna ilişkin delil niteliğinde kabul edildiği gözetilerek başvurucuyla çalışmanın mümkün olmadığının değerlendirildiği belirtilmiştir. Ayrıca 15/8/2016 tarihli ve 673 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (673 sayılı KHK) 7. maddesinde terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek iş sözleşmesi feshedilen işçilerin bir daha bu kurum ve kuruluşlarda istihdam edilemeyeceğinin düzenlendiği, bu bağlamda başvurucunun terör örgütü üyeliğinin ispatlanmasının da şart olmadığından hakkında bir ceza soruşturması veya ceza davası bulunup bulunmadığının araştırılmadığı ifade edilmiştir.

5. Mahkeme, 673 sayılı KHK kapsamında değerlendirme yapılarak başvurucunun iş akdinin yasal düzenleme kapsamında sona erdirildiğini, bu nedenle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. ve devamı maddeleri uyarınca geçersizlik koşulları aranmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesince (Daire) 7/2/2019 tarihinde kabul edilerek anılan kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun terör örgütü üyeliği, irtibat ya da iltisak şüphesini doğuran ve feshi gerektiren bilgi ve belgelerin dosyada bulunmadığı belirtildikten sonra Yargıtayın emsal kararları da gözönüne alınarak iş akdinin feshine dayanak bütün bilgi ve belgeler ile güvenlik soruşturması kayıtlarının, işyeri kayıtlarının istenilip ilgili kurumlardan ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan terör örgütü ile tespitlerin sorularak, karşılığında gelen belgelerin değerlendirilmesi ile sonuca gidilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

6. Anılan karar sonrası devam edilen yargılama sürecinde Mahkeme tarafından başvurucunun terör örgütüyle ilgisine dair kurumlarla yazışma yapılmıştır. Bu kapsamda kurumlardan gelen cevaplarda başvurucunun ByLock kullandığına ve terör örgütüne irtibatına dair kayıt olmadığı; Bank Asyada banka kaydının bulunmadığının belirtildiği görülmüştür. Mahkeme 22/9/2021 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Kararda, ilgili kurumlardan talep edilen araştırma sonucunda başvurucunun terör örgütü ile bu aşamada herhangi bir irtibatının tespit edilmediği, ByLock kullanıcısı olmadığı, başvurucunun terör ile ilgili herhangi bir işlem görmediğinin bildirildiği vurgulanarak feshin geçersizliğinin tespiti ile başvurucunun işe iadesine hükmedilmiştir.

7. Şirketin anılan karara karşı istinaf kanun yoluna başvurusu Daire tarafından 31/3/2022 tarihinde kabul edilmiş; kararın kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:

"... mevcut delil durumu, şahit beyanları değerlendirildiğinde mülki amirlik tarafından şifahi olarak davacının Bylock kullanıcısı/uygulaması ile irtibatlı olduğunun bildirilmesi üzerine, somut eylem ortaya konulmamış olsa dahi anılan örgütlerin fesih öncesi ve sonrası sebep olduğu fevkalade durum karşısında kritik bölgelerden olan Devlet Hava Meydanlarında davalı bünyesinde fiilen otopark ekip şefi olarak görev yapan davacıdan şüphe duyulan i[ş]çinin yönetimce çalıştırılmasının artık beklenemeyeceği, feshin geçerli nedene dayandığı anlaşılmakla; ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulması[nın] hatalı olduğu..."

8. Başvurucu, nihai hükmü 6/5/2022 tarihinde öğrendikten sonra 6/6/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

10. Başvurucu, iş akdinin usul kurallarına uyulmadan haksız şekilde sonlandırıldığını belirtmiştir. Ayrıca Mahkemenin hakkında yaptığı detaylı araştırma sonucunda ByLock kullanmadığı ve terör örgütüyle irtibatının mevcut olmadığı tespitine dayanarak davasını kabul ettiğini vurgulamıştır. Bu duruma rağmen Dairenin sadece işverenin fesih nedenine dayanarak karar vermesinin adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Anayasa Mahkemesinin içtihatları hatırlatılarak mevcut başvuruda başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyeti hususunda yapılacak incelemede, Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

12. Anayasa Mahkemesi birçok kararında kişilerin mesleki hayatlarının da özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde olduğunu sıklıkla vurgulamıştır. Bu bağlamda özel hayata dair unsurlar gerekçe gösterilerek mesleğe müdahale edilmesinin uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi için yeterli görmüş; diğer yandan özel hayata ilişkin bir nedene dayanmayan mesleki hayata dair müdahalelerin ise müdahalenin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etki ve sonuçlarının bulunduğunun veya bulunma ihtimali olduğunun ortaya konulması hâlinde özel hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirmesinin mümkün olduğunu kabul etmiştir (K.Ş. [2. B.], B. No: 2013/1614, 3/4/2014; C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, §§ 90-96;Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§ 106-110). Somut olayda iş akdinin feshi özel hayat kapsamında kalan bir nedene dayanmadığı gibi başvurucunun feshin özel hayatına olumsuz etkilerine dair bir açıklama yapmadığı görülmüştür. Bu nedenle başvurucunun iddiaları bir bütün hâlinde adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

13. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

14. Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (daha geniş değerlendirme için bkz. Abdullah Topçu [1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Nitekim Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı yanıt vermesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemeler, makul bir gerekçe ile yanıt vermelidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

15. Somut olaydaki feshin gerekçesi, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğu konusunda başvurucudan duyulan şüphe ve bu şüphe nedeniyle güven ilişkisinin ortadan kalkmasıdır. Başvurucunun ByLock kullandığına dair şüphenin iş akdinin sonlandırılmasına dayanak olduğu anlaşılmaktadır.

16. Şüphe feshinin mahiyeti gereği ispatı beklenemese de Yargıtay içtihadında kabul edildiği üzere şüphenin işçinin kişiliğinden kaynaklanması, bunun da ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekir (birçok sayıda karar arasından bkz. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 3/10/2018 tarihli ve E.2018/10430, K.2018/20956; 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararları). Aksi hâlde hukuk devletinin bir gereği olan hukuki güvenlik ilkesine aykırı şekilde keyfî uygulamaların gündeme gelmesi söz konusu olabilecektir (Delil Metin [2. B.], B. No: 2019/1419, 18/1/2023, § 32).

17. Bu itibarla şüphe feshi gerekçesiyle iş akdinin sonlandırıldığı davalarda özellikle işvereni fesih sonucuna götüren hususların aydınlatılması önem arz etmektedir. Bu kapsamda şüpheye neden olan durum veya olayın/vakıanın -Yargıtay içtihadında da değinildiği gibi- doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması, millî güvenliği tehdit eden yapı veya oluşum ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Yine bu noktada mahkemelerce söz konusu bağlantının nasıl kurulduğunun detaylı bir şekilde gerekçelendirilmesi keyfîliğin önüne geçebilmek adına önem arz etmektedir. Söz konusu kriterlerin -özellikle millî güvenlik ile ilgili hususlarda- esnek değerlendirilebileceği düşünülse dahi bu durumda da makul ve hakkaniyetli bir şekilde mevzunun ele alınması hem işçi yönünden hem işveren yönünden adil bir denge kurulması icap etmektedir (Delil Metin, § 35; Serkan Kaplan [1. B.], B. No: 2021/12977, 26/2/2025, § 17).

18. Yargılama bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde Dairenin yapılacak araştırma sonucu irtibat veya iltisakı gösteren bilgi ve belgelere göre değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek Mahkemenin kararını kaldırdığı, anılan karar yönünde Mahkemenin ilgili kurumlardan yaptığı araştırma sonucunda başvurucunun ByLock kullanmadığı, terör örgütüyle irtibatının bulunmadığı sonucuna ulaşarak davanın kabulüne karar verdiği görülmüştür. Dairenin ise başvurucu hakkındaki araştırma sonucu elde edilen bilgi ve belgelerden hareketle bir değerlendirme yapmadığı, aktarılan kararında benimsediği inceleme yöntemine bir gerekçe sunmaksızın uymayarak kararları arasında çelişki oluşturduğu anlaşılmıştır. Daire sonuç olarak işverenin, başvurucunun ByLock kullandığına dair sözlü açıklamasını Devlet Hava Meydanlarının kritik öneme sahip kurumlar olmasıyla birlikte değerlendirerek işçi ile işveren arasındaki güven ilişkisinin bozulduğunun kabulü için yeterli saymıştır.

19. Bu bağlamda millî savunma bakımından önemi haiz kurumlarda çalışacak personelin seçiminde daha hassas davranılmasının makul olduğu, idareye bu açıdan geniş bir takdir yetkisi de tanındığı kabul edilebilir. Ancak idarenin bu husustaki takdir yetkisi sınırsız olmayıp keyfî olarak da kullanılmamalıdır. Dolayısıyla yargı makamlarının da keyfîliği önleyecek şekilde denetim yaparak konu ile ilgili ve yeterli gerekçeler ortaya koyması gerekir (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ferman Solmaz [2. B.], B. No: 2019/42794, 10/1/2024, § 39). Başvuruya konu olayda ise başvurucunun ByLock kullandığı veya terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı olduğuna dair somut bir belge ve bilgi elde edilememiştir. Bu durumda işverenin belgeye, bilgiye, başvurucuya yüklenebilecek somut bir olaya dayanmaksızın sadece ByLock kullandığına dair sözlü açıklamasının salt işyerinin önemi gözetilerek terör örgütüyle irtibat ve iltisakın oluştuğuna dair şüphe için yeterli sayılmasının işçi ve işveren arasında gözetilmesi gereken adil dengenin işçi aleyhine bozulmasına neden olacağı değerlendirilmiştir.

20. Sonuç olarak millî savunma bakımından önemi haiz kurumlarda işverenin çalıştırılacak personelin seçimine ilişkin takdir yetkisinin özellikle Daire tarafından keyfîliği önleyecek şekilde denetlendiğini, işçi ile işverenin menfaatleri arasında adil bir denge kurulduğunu ortaya koyan, esaslı iddiaları karşılayan yeterli bir gerekçenin bulunduğu söylenemez.

21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

22. Başvurucu tarafından masumiyet karinesinin de ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü görülmekte ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

23. Başvurucu; ihlalin tespiti ve 150.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

24. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

25. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.

26. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesine (E.2022/190, K.2022/632) iletilmek üzere Bakırköy 21. İş Mahkemesine (E.2019/363, K.2021/466) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Mikail Önal [2. B.], B. No: 2022/61042, 19/11/2025, § …)
   
Başvuru Adı MİKAİL ÖNAL
Başvuru No 2022/61042
Başvuru Tarihi 6/6/2022
Karar Tarihi 19/11/2025

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, işverenle güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açılan işe iade davasında, davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Medeni Hak ve Yükümlülükler) Gerekçeli karar hakkı (hukuk) İhlal Yeniden yargılama
Masumiyet karinesi (Hukuk) İncelenmesine Yer Olmadığı
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi