|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ZORLU HOLDİNG A.Ş. BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/76608)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 14/10/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Eren Can BENAKAY
|
|
Başvurucu
|
:
|
Zorlu Holding A.Ş.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Zeliha ARAS ALTINOK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, korunması gerekli kültür varlığı tescilinin kaldırılması talebiyle yapılan başvuru hakkında verilen ret kararı ve bu karara yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işleme karşı açılan iptal davasında davanın sonucuna etkili iddianın kararda karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Bireysel Başvurudan Önceki Süreç
2. Karayolları 17. Bölge Müdürlüğünün binası 1973 yılında İstanbul'da Beşiktaş ilçesi, Ortaköy Mahallesi, Zincirlikuyu Caddesi, 38 pafta, 30 ada, 171 parsel sayılı taşınmazda inşa edilmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı (davalı İdare) İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu (Bölge Kurulu) 26/1/2004 tarihinde taşınmazın bulunduğu yer hakkında inceleme yapılmasına karar vermiştir. Nihai olarak Bölge Kurulu 29/12/2004 tarihinde, yapıldığı döneme ait mimari özelliklerini gözönünde tutarak binanın korunması gerekli kültür varlığı olarak tesciline karar vermiştir. Başvurucu Şirket, Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü binasını 5/3/2010 tarihinde satın almıştır.
3. Tescilli yapıya dair restorasyon projesi müzakereleri sürerken 5/3/2010 tarihinde tescilli yapının mülkiyetinin kendisine geçtiği başvurucu adına yapılan 15/6/2012 tarihli başvuru ile Karayolları binasının tescil kararının iptali istemiyle Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna itiraz başvurusunda bulunulmuştur. 26/7/2012 tarihinde ise başvuru geri çekilmiştir. Daha sonra başvurucu malik tarafından yapılan başvuru üzerine tescilli yapı, 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca riskli yapı olarak tespit edilmiştir.
4. Başvurucu malik tarafından binanın yıktırılması ve tescilli kültür varlığı özellikleri korunarak yeniden inşa edilmesinin talep edilmesi üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 12/3/2013 tarihinde Bölge Kuruluna başvurarak Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü binasının riskli yapı olup olmadığı hakkında görüş talep etmiştir. Bölge Kurulu 2/4/2013 tarihinde yapının riskli olduğuna, yıkılarak yeniden yapılmasına karar vermiştir. Bunun üzerine Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü binası tamamen yıkılmıştır.
5. Başvurucu Şirket 12/12/2013 tarihinde Bölge Kuruluna başvurarak Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü binası üzerindeki tescil kaydının kaldırılmasını talep etmiştir. Bölge Kurulu tarafından başvurunun reddedilmesi üzerine 4/4/2014 tarihinde dava açılmıştır.
6. İstanbul 10. İdare Mahkemesi 9/6/2014 tarihinde Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü binası hakkında keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. 10/11/2014 tarihinde keşif gerçekleştirilmiş; sonrasında inşaat mühendisi, sanat tarihçisi, kent plancısı ve iki ayrı mimarın yer aldığı bilirkişi heyetince 3/2/2015 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Raporda Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü binasının yapıldığı dönemin kendine özgü niteliklerini taşıyan bir belge niteliğinde olduğu, bu nedenle sanat, mimari, estetik, özgünlük gibi değerlerin yanı sıra yapısal durum, malzeme, yapım teknolojisi bakımından özellik gösterdiği ifade edilmiştir. Dava konusu yapının rekonstrüksiyon projesi ile yeniden inşa edilmesi durumunda mimari özgünlüğünün büyük ölçüde etkilenmeyeceği, tescilli kültür varlığı kimliğinin bozulmayacağı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak dava konusu işlemin koruma ilkelerine, yenileme yöntemlerine ve mevzuat hükümlerine uygun olduğu görüşüne varılmıştır.
7. Başvurucu 6/3/2015 tarihinde bilirkişi raporuna itiraz etmiştir.
8. İstanbul 10. İdare Mahkemesi 6/1/2016 tarihinde, 3/2/2015 tarihli bilirkişi raporunun içerdiği çelişkili ve soyut ifadeler nedeniyle hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı kanaatine varmış; uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak ikinci kez taşınmaz mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.
9. 15/7/2016 tarihinde keşif incelemesi yapılmış; inşaat mühendisi, sanat tarihçisi, şehir ve bölge plancısı ile iki ayrı mimarın yer aldığı bilirkişi heyetince 27/12/2016 tarihinde bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Raporu, Mimar A.Ö. muhalefet şerhi ile imzalamıştır. Raporda;
i. Dava konusu yapının parçası olduğu ancak günümüzde ortada olmayan komplekse yani yapılar topluluğunun tamamına (lojmanlar, araştırma laboratuvarları, yemek hizmetleri, emniyet ve kontrol servisleri, garaj ve ambarlar vb.) ait ve bütünüyle birlikte var olabilecek özellikleri olduğu belirtilmiştir. Söz konusu özelliklerin atfedildiği kompleksin bugün ortada olmayan diğer yapılarıyla beraber tescil edilmeyip yine bugün ortada olmayan tek bir yapısının tescil edilmesinin kendi içinde çelişkili olduğu,
ii. Bölge Kurulunun 28/11/2006 tarihinde, kompleksin geri kalanında tescili önerilen yapıların büyük ölçüde değişmesi, kimliklerinin bozulması, ek yapıların yapılması, özgünlüğünü kaybetmesi nedeniyle tesciline gerek olmadığı şeklinde karar aldığı, buna rağmen kompleksin günümüzde çürük raporu alınarak yıkılan dava konusu diğer parçasının kültür varlığı olarak tescilinin devamı şeklindeki kararın çelişki oluşturduğu,
iii. Yapının tescil sebepleri arasında İstanbul'da yüksek yapıların tarihi içinde önemli bir aşama ve mimari yaklaşım ürünü olması, ayrıca yüksek yapılar dizisi içinde bir başlangıç noktası ve kentsel simge oluşturması gibi özelliklere dayanıldığı, buna karşılık Türkiye'de benzer ilkler ve özellikleri olan Ankara Emek İş Hanı, İstanbul Ceylan Otel, İstanbul Odakule İş Merkezi, İstanbul The Marmara Otel, Ankara İş Bankası Genel Müdürlük binası gibi yapıların kültür varlığı olarak tescil edilmediği,
iv. Ancak Bölge Kurulunun 6/3/2012 tarihli kararında dava konusu yapının koruma grubunun II olarak belirlendiği, bu durumda dava konusu yapının tescil özellikleri olarak varsayılan simgesel, anı ve estetik nitelikleriyle korunması zorunlu yapılar sınıfına sokulmadığı,
v. Riskli bulunarak yıkılmasına karar verilen yapının yapı tekniği, statik, malzeme gibi özellikler açısından tescile değer kültür varlığı olarak kabul edilmesinin izahtan vareste olduğu,
vi. Yapının tescile konu edilen korunması gerekli cephe özelliklerinin onaylı restorasyon cephe projesinde müellifi tarafından değiştirilerek sunulduğu, bunun onayı ile de cephe açısından içerdiği iddia edilen tescil özelliklerinin ortadan kalktığı belirtilerek uyuşmazlık konusu yapının kültür varlığı olarak tescil edilmesini gerektirecek nitelik taşımadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
10. 27/12/2016 tarihli rapora muhalefet şerhi düşen Mimar A.Ö., görüşlerini içeren 2/2/2017 tarihli ayrı bir rapor sunmuştur. Muhalefet görüşünde A.Ö., Karayolları binasının tescil edildiği dönem öncesinde ve dönem içinde 20. yüzyıl kültürel miras ve modern mimarlık mirasının korunması bağlamında tespiti, tescili ve tescilinin devamına ilişkin kararların mevzuata uygun bir süreçle geliştiğini, tescil kararındaki korunma kriterlerini taşıdığını ve taşımaya devam ettiğini, bu nedenle uyuşmazlık konusu taşınmazın kültür varlığı olarak tescil edilmesini gerektirecek nitelikte olduğunu, yapı her ne kadar yıkılmış olsa da mevcut belgelerden (yapı kalıntısı, rölöve, fotoğraf, her türlü özgün yazılı-sözlü, görsel arşiv ve belgesi vb.) yararlanılarak kendi parselinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, eski cephe özelliğinde, aynı kitle ve gabaride, özgün plan şeması, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı rekonstrüksiyon (yeniden yapma) uygulaması ile yeniden yapımının mümkün olduğunu ifade etmiştir.
11. Başvurucu, rapora 9/2/2017 tarihinde itiraz etmiş; itiraz dilekçesinde 27/12/2016 tarihli raporda dava konusu kararın hukuka aykırılığının ortaya konulduğunu, bu nedenle 2/2/2017 tarihli raporun kabul edilmemesi gerektiğini belirtmiştir.
12. Davalı İdare 15/2/2017 tarihli dilekçesinde bilirkişi raporuna herhangi bir itirazının olmadığını ifade etmiştir.
13. İstanbul 10. İdare Mahkemesi 6/3/2017 tarihinde oyçokluğu ile davayı reddetmiştir. Kararda 3/2/2015 ve27/12/2016 tarihli bilirkişi raporları ve sonradan düzenlenen 2/2/2017 tarihli muhalefet görüşünü içeren raporun özetine yer verdikten sonra dava konusu yapının Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgesi içinde kaldığını, imar planlarında tescilli yapı niteliğinin işlendiğini ve ait olduğu dönemin estetik, mimari, tarihî bakımdan ve yapım malzemeleri ile yapım tekniği bakımından özellik gösterdiğini ifade etmiştir. Yapının oturum alanında, eski cephe özelliğinde, aynı kitle ve gabaride özgün plan şeması, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı olarak yeniden yapılmasının mümkün olduğunu, dava konusu yapının tesciline ilişkin Kurul kararına karşı İstanbul Defterdarlığı Avrupa Yakası Millî Emlak Dairesi Başkanlığı tarafından yapılan itirazın reddine karar verildiğini ve bu karara karşı dava açılmadığını belirtmiştir. Bu hususların değerlendirilmesi neticesinde dava konusu işlemde hukuka, mevzuata ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
14. Kararın karşıoyunda 27/12/2016 tarihli raporda yer alan ve dava konusu Bölge Kurul kararında aykırılıkları belirten tespitlere yer verilmiş ve davalı idarenin sunduğu dilekçe ile anılan rapora herhangi bir itirazın olmadığını belirttiği, bundan hareketle dava konusu yapı ile ilgili tescil kaydının 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nda öngörülen objektif kriterler gözetilerek konulmadığının bizzat davalı İdare tarafından kabul edildiği belirtilmiştir. Riskli yapı olaraktespit edilip yıkılan bir yapının Türkiye'de 20. yüzyıl mimari üretimlerinde kentsel bir simge oluşturduğundan bahisle tescilinin devam ettirilmesinde hukuki yarar bulunmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca uyuşmazlık konusu yapının inşa edildiği dönemde imar mevzuatına uygun olarak inşa edilen birçok simgesel yapının da korunması gerekli kültür varlığı olarak koruma kurullarınca tesciline karar verilmediği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmakta olup bu durumun da uyuşmazlığa konu yapı ile ilgili tescil kararının objektif kriterlere dayanılarak alınmadığını gösterdiği vurgulanmıştır. Son olarak İstanbul gibi bir metropolün nüfus, yapı ve trafik yoğunluğu açısından en üst düzeydeki bir bölgesinde böylesine devasa bir yapının yeniden inşa edilmesini öngören dava konusu Kurul kararında şehircilik ilkelerine uygunluk olmadığı gibi herhangi bir kamu yararının bulunduğundan da söz edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
15. Başvurucu, karara karşı 21/4/2017 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
16. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 28/11/2017 tarihinde istinaf başvurusunu gerekçeli ve kesin olarak reddetmiştir. Kararda;
i. 3/2/2015 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın yapıldığı dönemin kendine özgü niteliklerini yansıtan belge niteliğinde olduğunun ve sanat, mimari, estetik, işlevsel, hatıra, izlenim, özgünlük, anı, teklik, nadirlik, homojenlik, süreklilik, onarılabilirlik vb. değerlerin yanı sıra yapısal durum, malzeme yapım teknolojisi, biçim bakımından özellik gösterdiğinin açıklandığı ifade edilmiştir. Sonuç olarak korunması gerekli kültür varlığı niteliğinde olan yapının tescil kaydının devam etmesi yönündeki kararın doğru olduğu belirtilmiştir.
ii. 2/2/2017 tarihli raporda yapı tekniği, statik, malzeme gibi özellikler açısından can ve mal güvenliğini sağlamadığı gerekçesiyle hâlihazırda yapının yıkılmış olması ve kültür varlığı olarak tescillenen ihtilaf konusu yapının devamı niteliğindeki eklentileri ile ilgili alınmış tescil kararı bulunmadığı gözetilerek bütünlüğün bozulduğu değerlendirmesi ile tescile değer kültür varlığı olarak kabul edilemeyeceği yönünde görüş içerdiği belirtilerek yapının dönem yapısı olmadığı yönünde ilk rapordan farklı aksi bir değerlendirme de bulunulmadığı vurgulanmıştır.
iii. İhtilaf konusu tescilli yapının yapıldığı dönemin kendine özgü niteliklerini yansıtan birbelge niteliğinde olduğu, sanat, mimari, estetik, işlevsel, hatıra, izlenim, özgünlük, anı, teklik, nadirlik, homojenlik, süreklilik, onarılabilirlik gibi değerlerin yanı sıra yapısal durum, malzeme yapım teknolojisi, biçim bakımından özellik gösterdiği görüldüğünden İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarı ile hukuka aykırılık görülmediği sonucuna varıldığı değerlendirilmiştir.
iv. Ayrıca eski eser tescilli yapının yıkılmış olması görüşüne dayanılarak değerlendirme yapıldığı görülen ikinci bilirkişi raporunun yaklaşımıyla değerlendirme yapılması hâlinde yapının mevcut durumu itibarıyla kültür varlığı özelliği taşımadığı yorumunun yapılmasının bu nitelikteki yapıların yıkılarak eski eser tescili kapsamından çıkarılması sonucunu doğuracağı ifade edilmiştir.
17. Başvurucu, karara karşı 1/2/2018 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Danıştay Ondördüncü Dairesi 19/2/2018 tarihinde temyiz istemini incelemeksizin reddetmiş; kararda, kesin karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine istinaf mercii tarafından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiğini ve istinaf mercii tarafından belirtilen kararın verilmediğini, başvuru konusu kararın kesin nitelikte olduğu dikkate alındığında Bölge İdare Mahkemesince temyiz isteminin reddine karar verilmeden doğrudan Danıştaya gönderilen dosyanın incelenmesine yasal olanak bulunmadığını ifade etmiştir.
18. Temyiz istemi sonuçlandıktan sonra Bölge İdare Mahkemesi 30/3/2018 tarihinde temyiz istemini reddetmiş; kararda, uyuşmazlık konusu olayda temyiz başvurusuna konu kararın kesin nitelikte olduğu dikkate alındığında temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, karara karşı 7/5/2018 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Ondördüncü Dairesi 23/5/2018 tarihinde temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiş; kararda, kesin karara karşı temyiz yoluna başvurulması hâlinde Bölge İdare Mahkemesince temyiz isteminin reddedilmesi gerektiği, belirtilen usul izlenmemesine rağmen kararın kesin nitelikte olduğu gözönüne alınarak davacının temyiz isteminin incelenmeksizin reddedildiği dikkate alındığında sonuçlanan temyiz isteminden sonra istinaf mercii tarafından yeniden karar verilmesinin usul hükümlerine uygun olmaması nedeniyle davacının temyiz isteminin incelenmesine yasal olanak bulunmadığı sonucuna varmıştır.
19. Başvurucu, karara karşı 2/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 24/3/2021 tarihinde süre aşımı nedeniyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
B. Bireysel Başvuruya Konu Süreç
20. Davanın neticelenmesi üzerine başvurucu 30/4/2018 tarihinde Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna (Yüksek Kurul) başvurarak Karayolları binasına konulan korunması gerekli kültür varlığı niteliğindeki tescil kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü 24/9/2018 tarihinde, taleple ilgili olarak Bölge Kuruluna tekrar başvuru yapılması gerektiğini, talebin Bölge Kurulunca değerlendirilmesinin önünde hukuken engel bulunmadığını belirtmiştir.
21. Bunun üzerine başvurucu 18/10/2018 tarihinde Bölge Kuruluna başvurarak Karayolları binasına konulan korunması gerekli kültür varlığı niteliğindeki tescil kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Bölge Kurulu 25/10/2018 tarihinde yapılan başvuruyu reddetmiş; kararda yukarıda aktarılan önceki yargılama sürecinden bahsederek kararın kesinleştiğini, Bölge Kurulu tarafından yapılabilecek bir işlem bulunmadığını ifade etmiştir. Başvurucu, karara karşı 30/11/2018 tarihinde Yüksek Kurula başvurmuş; yaptığı başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine 6/3/2019 tarihinde dava açmıştır.
22. İstanbul 3. İdare Mahkemesince 25/2/2020 tarihinde dava reddedilmiştir. Kararda öncelikle 3/2/2015 tarihli bilirkişi raporu ile 2/2/2017 tarihli raporda yer alan tespitler özetlenmiş, daha sonra ise kararlarına yukarıda yer verilen İstanbul 10. İdare Mahkemesi ile Bölge İdare Mahkemesinin dosyalarının incelendiği açıklanmıştır. Bu inceleme sonucunda yapının yapıldığı dönemin kendine özgü niteliklerini yansıtan belge niteliğinde olduğu, sanat, mimari, estetik, işlevsel, hatıra, izlenim, özgünlük, anı, teklik, nadirlik, homojenlik, süreklilik, onarılabilirlik gibi değerlerin yanı sıra yapısal durum, malzeme yapım teknolojisi, biçim bakımından özellik gösterdiği ve korunması gerekli kültür varlığı olduğu ifade edilmiş; bu durumun yargı kararı ile de sabit olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca tescil edilen yapının Bölge Kurulu kararı ile tescil edildiği yıl olan 2004'ten sonra da tescile değer niteliklerini kaybetmediği açıklanmıştır.
23. Başvurucu, karara karşı 27/5/2020 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde, tescil sırasında Karayolları Genel Müdürlüğünün görüşünün alınmadığını, Karayolları binasının korunması gereken kültür varlığı olarak tescil edilmesi için çığır açıcı mimari özellikler içermediğini ve uzman raporu alınmış olsaydı bu durumun tespit edileceğini ifade etmiştir. Aradan geçen süre içinde binanın tescil özelliklerini kaybedip kaybetmediğinin İstanbul 10. İdare Mahkemesi kararından hareketle tespit edilemeyeceğini, İdare Mahkemesince iki kez keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, 27/12/2016 tarihli ikinci raporda binanın korunması gereken kültür varlığı şerhinin kaldırılması gerektiğinin açıkça ortaya konulduğunu ifade etmiştir.
24. Bölge İdare Mahkemesi 24/6/2021 tarihinde istinaf başvurusunu kabul ederek işlemi iptal etmiş; kararda, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları, bunların korunma alanları ile sit alanlarına yönelik başvuruları 13/3/2012 tarihli ve 28232 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının ve Sitlerin Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik (Yönetmelik) hükümlerine göre değerlendirip sonuçlandıracak olan kurumun Bölge Kurulu olduğunu, ilgilisinin yapı üzerindeki tescil kaydının kaldırılması isteğiyle yaptığı başvurunun -başvuru dilekçesindeki iddialar da dikkate alınarak- dava konusu yapının korunması gerekli kültür varlığı özelliklerini kaybedip kaybetmediğinin Yönetmelik'te düzenlenen tescil işlemleri ile ilgili esaslara göre yürütülmesi gerektiğini ifade etmiştir. Tescilinin kaldırılması istenen yapının yıkılmadan önceki özgün hâliyle korunması gereken taşınmaz kültür varlığı niteliği taşıyıp taşımadığı hususunun incelenmesi suretiyle sonuçlandırılması gerekirken bu esaslara uyulmaksızın verilen Bölge Kurulu kararında ve bu karara karşı yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin Yüksek Kurul kararında yasal isabet bulunmadığı sonucuna varmıştır.
25. Davalı İdare, karara karşı 17/8/2021 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Başvurucu ise karara karşı 20/8/2021 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, tescil kaydının 2863 sayılı Kanun ile Yönetmelik hükümlerine aykırı olması nedeniyle iptal gerekçesinin değiştirilerek onanması gerektiğini, Karayolları binasına ilişkin olarak yeterli inceleme yapılmadığını ve gerekli uzman görüşünün alınmadığını ifade etmiştir.
26. Danıştay Altıncı Dairesi 30/12/2021 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda;
i. İstanbul 10. İdare Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada yer alan 3/2/2015 tarihli bilirkişi raporu ile 2/2/2017 tarihli raporun özetine yer verilmiştir. Dava konusu tescilli yapının ait olduğu dönemin kendine özgü niteliklerini yansıtan belge niteliğinde olduğu, sanat, mimari, estetik gibi değerlerin yanı sıra yapısal durum, malzeme yapım teknolojisi, biçim bakımından özellik gösterdiği ve korunması gerekli kültür varlığı kimliğinin yargı kararı ile açıklığa kavuşturulduğu belirtilmiştir. Anılan yargısal sürecin kesinleşmiş kararla sona erdiği vurgulanmıştır.
ii. Yapıda kültür varlığı tescilinin kaldırılmasına sebep olabilecek bir değişiklik olmadığı zira yapının hâlihazırda mahkeme kararı öncesinde yıkıldığı ifade edilmiştir. Tescil kararından sonra yapının riskli yapı teşkil etmesi nedeniyle Kurul kararları ile yıkılması sonrasında -Yüksek Kurulun 5/11/1999 tarihli kararı uyarınca yeniden yapma (rekonstrüksiyon) hükmüne bağlı olarak- eldeki mevcut belgelerden yararlanmak suretiyle kendi parselinde daha önce bulunduğu yapı oturum alanında, eski cephe özelliğinde, aynı kitle ve gabaride özgün plan şeması, malzeme ve yapım tekniği kullanılarak kapsamlı restitüsyon etüdüne dayalı olarak rekonstrüksiyonunun mümkün olduğu, İdarece tesis edilen işlemlerde, riskli yapı teşkil etmesi nedeniyle yıkılan yapının rekonstrüksiyon sürecinde olduğunun açıkça görüldüğü belirtilmiştir.
iii. Yıkılmış bir yapı hakkında mahkemece tescilin devamının hukuka uygun olduğu yönünde verilen ve kesinleşen karar sonrası yapıda ve tescil şartlarında herhangi bir değişiklik olmadığından temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında yer verildiği şekilde dava konusu tescilli yapının korunması gerekli kültür varlığı özelliklerini kaybedip kaybetmediğine ilişkin bir değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
iv. Ayrıca temyize konu kararda yer verildiği şekliyle tescilinin kaldırılması istenen yapının yıkılmadan önceki özgün hâliyle korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı niteliği taşıyıp taşımadığı hususunun incelenip incelenemeyeceği de değerlendirilmiştir. Yönetmelik'in 15. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulları kararlarına karşı idari yargıda açılan davalarda idari yargı tarafından iptal veya yürütmenin durdurulması kararı verilmedikçe koruma bölge kurullarının davacı ve mecburi dava arkadaşı dışındaki kişilerce yapılan ve davaya konu kurul kararını etkilemeyen başvuruları değerlendirebileceği ifade edilmiştir. Bu hüküm ile tescilli yapılar hakkında hukuki güvence sağlandığı belirtilmiş; bu güvencenin bertaraf edilmesinin 2863 sayılı Kanun hükümlerine göre hukuka uygun olup olmadığı yargı kararıyla denetlenmiş Koruma Bölge Kurulu kararlarına konu olan yapıların korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı niteliği taşıyıp taşımadığına yönelik -sürekli ve tekrar eden başvurulara konu olmalarına neden olacak türde bir başvuru silsilesini beraberinde getireceğinden- isabetli bulunmadığı açıklanmıştır. Nihai olarak dava konusu yapının tescil kararı hakkında -kesinleşen yargı kararı bulunması nedeniyle- Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
27. Bölge İdare Mahkemesi 14/6/2022 tarihinde bozma kararına uyarak başvurucunun istinaf başvurusunun reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir.
28. Bölge İdare Mahkemesi kararı başvurucuya 19/7/2022 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu, temyiz yoluna başvurmadan 10/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
II. DEĞERLENDİRME
A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu; ilgili kurumdan görüş alınmadan tescil kararı verildiğini, tescil işleminin mülkiyet hakkına süregelen bir müdahale niteliğinde olduğunu, ihlalin sonlandırılması için idareye mükerrer başvuru yapılmasının mümkün olduğunu ifade etmiştir. Mahkemelerce verilen kararın idari yargı rejiminde yer alan kesin hüküm kurumuna aykırı olduğunu, bir davanın aynı konuda daha önce verilmiş olan kesin hükme dayanılarak reddedilebilmesi için maddi anlamda kesin hükmün varlığının gerektiğini, başvuruya konu davada tescil sebebinde değişiklik olması nedeniyle dava açtığını, önceki yargılamada tartışılmamış yeni ve esasa etkili bir hukuka aykırılık bulunduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, devlet tarafından pozitif yükümlülükler bağlamında başvurucuya etkili, bağımsız ve tarafsız hukuki yollar sağlanmış olup başvurucunun da bu yollardan yararlanarak yargı mercileri önünde iddialarını dile getirebildiği, İdare ve Bölge İdare Mahkemeleri ile Danıştay tarafından başvurucunun itirazları dikkate alınarak yürürlükteki ilgili mevzuat ve yargı kararları uyarınca dava konusu işlem ve başvurucunun talebinin birlikte incelendiği, davanın reddine karar verildiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda belirttiği hususları yinelemiştir.
31. Somut olayda Danıştay kararına uyan Bölge İdare Mahkemesi başvurucunun istinaf başvurusunun reddine karar vermiş olup başvurucunun anılan karara karşı kanun yoluna başvurmadığı görülmüştür. Bu durumda somut başvurunun kabul edilebilirliğinin öncelikle başvuru yollarının tüketilmesi kriteri açısından değerlendirilmesi gerekir.
32. Anayasa Mahkemesi daha önceki birçok kararında temyiz mahkemesinin yakın zamanda verdiği ve başvurucunun davasına da uygulanacak nitelikte bir karar varsa ve temyiz mahkemesinin bu kararını değiştirmesi ihtimal dâhilinde görünmüyorsa başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmiş sayılacağını kabul etmiştir (Deniz Baykal [2. B.], B. No: 2013/7521, 4/12/2013, § 30; Şahin Tosun [1. B.], B. No: 2014/10857, 11/1/2017, § 35). Somut olayda da Bölge İdare Mahkemesi, Danıştayın değiştirilmesi ihtimal dâhilinde görülmeyen bozma kararına uymuş ve istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Bu nedenle Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı olağan kanun yoluna başvurmayan başvurucunun iç hukuk yollarını tükettiğinin kabulü gerekir.
33. Anayasa Mahkemesince taşınmazların kültür varlığı olarak tesciline ilişkin şikâyetler daha evvel Ahmet Bölge ([2. B.], B. No: 2014/13133, 28/9/2016) başvurusunda incelenmiş ve uygulanacak ilkeler ortaya konmuştur. Anılan kararda taşınmazın kültür varlığı olarak tescil edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kabul edilmiştir. Taşınmazın kültür varlığı olarak tescil edilmesi sebebiyle başvurucunun mülkiyet hakkından yoksun kaldığının söylenemeyeceği fakat taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkından doğan bir kısım hak ve yetkilerinin kısıtlandığı ifade edilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin mülkiyetin kullanımını kontrol veya düzenleme yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği değerlendirilmiştir (Ahmet Bölge, § 48).
34. Anayasa Mahkemesince 2863 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddeleri hükümlerine dayalı olan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı ve kültür varlığı niteliği bulunduğu tespit edilen bir taşınmazın tescili suretiyle korunarak aslına uygun olarak muhafazasında meşru bir amacın bulunduğu açıklanmıştır (Ahmet Bölge, §§ 50-56). Ölçülülük yönünden yapılan değerlendirmede ise malikin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının devam ettiği, ilgili mevzuata uygun hareket edildiği sürece 2863 sayılı Kanun'un maliklere tanıdığı hak, muafiyet ve kolaylıklardan yararlanılabileceği, yapılan müdahaleye karşı yetkili makamlar önünde etkin bir biçimde itiraz edebilme olanağının malike tanındığı ifade edilmiştir. Buna göre müdahalenin ortaya çıkardığı durumun malikin mülkiyet hakkının korunması ile kamusal menfaatin gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozmadığı ve malik açısından meşru sayılamayacak ferdî ve aşırı nitelikte bir yük oluşturmadığı sonucuna varılmıştır (Ahmet Bölge, §§ 57-65).
35. Leyla Berker ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2016/13669, 6/3/2019) başvurusunda da kültür varlığı olarak tescil edilen taşınmazın imar planında müze koruma alanında kalmasına rağmen kamulaştırılmaması nedeniyle meydana gelen maddi zararın tazmin edilmemesi şikâyeti incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından başvurucuların 2863 sayılı Kanun'un maliklere tanıdığı hak, muafiyet ve kolaylıklardan yararlanabilmelerinin ve yapılan müdahaleye karşı idari ve yargısal makamlar önünde etkin bir biçimde itiraz edebilmelerinin mümkün olduğu kaydedilmiştir. Koruma Bölge Kurulu kararlarına karşı itiraz yoluna gitmeyen başvurucuların ayrıca kendilerine sağlanan hak ve kolaylıklardan yararlanamadıkları yönünde somut bir şikâyetlerinin olmadığı belirtilmiştir. Bu hâliyle Ahmet Bölge kararından ayrılmayı gerektirecek bir neden bulunmadığı belirtilerek kamu yararı ile başvurucuların mülkiyet hakkı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna varılmıştır (Leyla Berker ve diğerleri, § 24).
36. Muhammet Emin Ruhi ([1. B.], B. No: 2021/4127, 19/11/2024) başvurusunda da müdahalenin ölçülülüğü yönünden başvurucuların 2863 sayılı Kanun'un maliklere tanıdığı hak, muafiyet ve kolaylıklardan yararlanabilmeleri ve yapılan müdahaleye karşı idari ve yargısal makamlar önünde etkin bir biçimde itiraz edebilmelerinin mümkün olduğu açıklanmıştır. Ayrıca 2863 sayılı Kanun kapsamında yapının restorasyonuna ilişkin olarak başvurucuya sağlanan hak ve kolaylıklardan yararlanamadığına ilişkin somut bir olgunun ortaya konulmadığı, tescilli bir kültür varlığından dolayı bölgede bulunan diğer taşınmazlardan farklı olarak sınırlamalara tabi olan taşınmazın gerekli bakım ve aslına uygun restorasyon yapılarak kullanılabileceği, taşınmaza ilişkin bir satış yasağı öngörülmediği tespitlerine de yer verilerek başvuruda Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan içtihadından ayrılmayı gerektirecek bir neden bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Muhammet Emin Ruhi, §§ 19, 20).
37. Somut başvuruda başvurucuya ait olduğu ve üzerinde korunması gerekli kültür varlığı tescili bulunan yapı sebebiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkün kullanımının kontrolüne veya denetlenmesine ilişkin üçüncü kural kapsamında incelenmesi gerektiği, müdahalenin 2863 sayılı Kanun hükümleriyle öngörüldüğü ve kültürel varlıkların korunmasına yönelik olan meşru bir amaca dayandığı anlaşılmıştır. Müdahalenin ölçülülüğü yönünden ise başvurucunun 2863 sayılı Kanun'un maliklere tanıdığı hak, muafiyet ve kolaylıklardan yararlanabilmesi, yapılan müdahaleye karşı idari ve yargısal makamlar önünde etkin biçimde itiraz edebilme olanağına sahip olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.
38. Bina 29/12/2004 tarihinde kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Daha sonra riskli yapı olarak belirlemeye bağlı olarak yıkılmıştır. Başvurucu, Bölge Kuruluna başvurarak tescil kaydının kaldırılmasını talep etmiş; yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine dava açmıştır. İstanbul 10. İdare Mahkemesi davaya ilişkin olarak keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmış, keşif sonucunda 3/2/2015 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Başvurucunun rapora itiraz etmesi üzerine 27/12/2016 tarihinde yeniden bilirkişi raporu alınmış, bilirkişi A.Ö. 27/12/2016 tarihli bilirkişi raporunun aksi yönündeki görüşünü 2/2/2017 tarihinde Mahkemeye sunmuştur. Başvurucu, rapora itiraz etmiştir.
39. İstanbul 10. İdare Mahkemesi oyçokluğu ile davayı reddetmiş; kararında 3/2/2015 ve27/12/2016 tarihli bilirkişi raporları ve ayrıca sonradan düzenlenen 2/2/2017 tarihli muhalefet görüşüne yer verdikten sonra binanın yapıldığı dönemin özelliklerini gösterdiğini, yapı yıkılmış olsa da aslına uygun olarak yapılmasının mümkün olduğunu belirtmiştir. Bölge İdare Mahkemesi, karara karşı yapılan istinaf başvurusunu gerekçeli olarak reddetmiş; kararda 3/2/2015 tarihli bilirkişi raporu ile 27/12/2016 tarihli bilirkişi raporuna muhalefet görüşünü özetledikten sonra binanın döneminin özelliklerini gösteren özel bir yapı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca yapının yıkılmış olmasının yapıyı eski eser tescili kapsamından çıkarmayacağını zira aslına uygun olarak yeniden yapılma ihtimali olan yapının eski eser tescilinin korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasının önemli olduğunu ifade etmiştir.
40. Yargılamanın sonuçlanması ve kararın kesinleşmesinden sonra başvurucu, Yüksek Kurula başvurarak tescil kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Söz konusu talebin Bölge Kuruluna yapılması gerektiğinin kendisine bildirilmesi üzerine başvurucu, aynı taleple Bölge Kuruluna başvurmuştur. Bölge Kurulu bu talebe ilişkin yargılama sürecinden bahsettikten sonra yargılamanın kesinleşmesi nedeniyle yapılabilecek bir şey olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu, karara karşı Yüksek Kurula itiraz etmiş, itirazın cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi üzerine bireysel başvuruya konu davayı açmıştır.
41. İstanbul 3. İdare Mahkemesi davayı reddetmiş, kararında 3/2/2015 tarihli bilirkişi raporu ile 2/2/2017 tarihli muhalefet görüşünü özetledikten sonra İstanbul 10. İdare Mahkemesi tarafından yapılan yargılamaya ve verilen karara değinmiştir. Yapının kendi dönemine ait özelliklerini gösterdiğini, bu durumun da yargı kararı ile sabit olduğunu vurgulamıştır. Tescil tarihi olan 2004 yılından itibaren geçen süre içinde Binanın tescil özelliklerini kaybetmediği tespitinde bulunmuştur.
42. Bölge İdare Mahkemesi, karara karşı yapılan istinaf başvurusunu kabul ederek dava konusu işlemin iptaline karar vermiş; kararda, binanın yıkılmadan önceki özgün hâliyle korunması gereken taşınmaz kültür varlığı niteliği taşıyıp taşımadığı hususunu Bölge Kurulu tarafından incelenmesi suretiyle taşınmaz hakkında yapılan başvurunun sonuçlandırılması gerektiğini ifade etmiştir. Danıştay ise bu kararı bozmuştur. Danıştay, kararında tescilli yapının korunması gerekli kültür varlığı kimliğinin yargı kararı ile açıklığa kavuşturulduğunu ve anılan yargısal sürecin kesinleşmiş karar ile sona erdiğini belirtmiştir. Yapıda gerek İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 6/3/2017 tarihli kararından önce gerekse de sonra İdarece tesis edilen işlemlerde riskli yapı teşkil etmesi nedeniyle yıkılan yapının yeniden yapılma (rekonstrüksiyon) sürecinde olduğunun açık olduğunu ifade etmiştir. Tüm bu durumları değerlendirdiğinde yıkılmış olan yapı hakkında Mahkemece tescilin devamı yönünde verilen ve kesinleşen karar sonrası yapıda ve tescil koşullarında herhangi bir değişiklik olmadığını vurgulamıştır.
43. İlk yargılamada İstanbul 10. İdare Mahkemesi 3/2/2015 ve27/12/2016 tarihli bilirkişi raporları, sonradan düzenlenen 2/2/2017 tarihli muhalefet görüşünü özetledikten sonra söz konusu 3/2/2015 tarihli rapor ve 2/2/2017 tarihli muhalefet görüşünü benimseyerek davayı reddetmiştir. Başvurucunun başvuruya konu yargılama sürecinde ileri sürdüğü iddialarının esas itibarıyla kesinleşen ilk yargılamaya ve bu yargılama sırasında ortaya konulan hususlara ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır. İlk yargılamada verilen kararın kesinleştiği ve bu yargılama sürecine ilişkin yapılan bireysel başvurunun da süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna dikkat çekilmelidir.
44. İlk yargılamanın kesinleşmesi üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra başvurucu, taşınmaz üzerinde yer alan tescilin kaldırılması istemiyle başvuru yapmış ve sonrasında konuyu yargıya taşımıştır. İstanbul 3. İdare Mahkemesi ile Danıştay ilgili dairesi hem bu durumu hem de başvurucunun iddialarının asıl olarak ilk yargılamaya ilişkin olmasını ve özellikle tescil koşullarında herhangi bir değişiklik olmadığını da değerlendirerek davanın reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
45. Sonuç olarak yargılama süreci bir bütün olarak ele alındığında başvurucunun yapılan müdahaleye idari ve yargısal makamlar önünde etkin biçimde itiraz edebilme olanağına sahip olduğu, 2863 sayılı Kanun'un maliklere tanıdığı hak, muafiyet ve kolaylıklardan yararlanamadığı yönünde açık bir şikâyetinin de bulunmadığı görülmüştür.
46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
47. Başvurucu, kesin hüküm gerekçesine dayanılarak davasının reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, Bölge Kuruluna ikinci kez yaptığı başvurunun 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında yeni olduğunu belirtmiştir. Bir taşınmazın korunması gereken kültür varlığı niteliği kazanması hâlinde bu statünün süresiz şekilde devam etmeyeceğini, statüyü gerektiren şartların ortadan kalkabileceğini, bu durumda da yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini ifade etmiş; bu yapılmadan davasının reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Yeni durumlar neticesinde başvuru yapmasına rağmen bu husus değerlendirilmeden, daha önceki kararlara dayanılarak davasının reddedilmesinden yakınmıştır. Taşınmaza ilişkin olarak ilgili kurumun görüşünün alınmaması, dâhil olduğu yapı grubunun değiştirilmesi, ayrıca tescilin gerçekleştiği 2004 yılından beri geçen sürenin de gözönünde bulundurularak yeni bir değerlendirme yapılması gerekirken belirtilen hususların araştırılmaması, bu durumun mahkemeler nezdinde de irdelenmemesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ve silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
48. Bakanlık görüşünde, idari yargı mercilerinin hatalı veya açık bir keyfîlik içeren yorumu olmadığı görülmekte olup şikâyetin temelinin kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olup olmadığı hususunun Anayasa Mahkemesince yapılacak değerlendirmede dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. İdari yargı mercileri verdikleri kararlarda dosyadaki delillerin değerlendirmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu gerekçelendirdiği, bu suretle hükmün kesinleştiği açıklanmıştır. Bu nedenle başvurucunun iddialarının hukuk kurallarının yorumuna ilişkin olduğu, mahkeme kararlarında ise açık bir keyfîlik ya da bariz takdir hatası bulunmadığının değerlendirildiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında bireysel başvuru formunda belirttiği hususları yinelemiştir.
49. Başvurunun bu kısmı gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmiştir.
50. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmaz. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
51. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
52. Mahkemeler varılan sonuca hangi nedenle ulaştığını ve delillerin değerlendirilmesini başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçe ile ortaya koymuştur. Mahkemelerin yaptığı yorum hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasına yönelik olup yorumun bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir unsur içermediği anlaşılmaktadır. Başvurucunun iddiaları kesinleşen ilk yargılamaya ilişkin olduğundan ve başvuru konusu olayda yargılamanın esasına tesir eder nitelikte karşılanmayan bir iddia bulunmadığından gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 14/10/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.