|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
FATİH BAYDAN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/82433)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 4/3/2026
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan y.
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
Üyeler
|
:
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Ahmet Faruk TANYILDIZI
|
|
Başvurucu
|
:
|
Fatih BAYDAN
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, kanun hükmünde kararnameyle kapatılan eğitim kurumunca yapılan taşınmaz satış işleminin muvazaalı olduğu tespit edilerek taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçirilmesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu; Düzce ili, Dereli Mahallesi, Elmalık mevkiinde bulunan 289 parsel sayılı taşınmazı 1/2 hisse oranında akrabası E.B. ve 1/2 hisse oranında kendisi olmak üzere E. Eğitim Dershanecilik Araştırma Ticaret Anonim Şirketinden (Şirket) 24/12/2015 tarihinde satın almıştır.
3. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) ile irtibatlı olduğu iddiasıyla Şirket ortakları hakkında yapılan soruşturma kapsamında Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/4/2016 tarihli kararı ile Şirkete kayyım atanmıştır. Kayyım tarafından Şirketin ortakları ile kayyım atanmadan önceki Yönetim Kurulunun, Şirkete ait taşınmazları muvazaalı olarak yakınlarına satmış gibi gösterip Şirketi zarara uğrattıkları gerekçesiyle Şirket yöneticisi A.A. hakkında Başsavcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur.
4. Kayyım tarafından ayrıca Şirkete ait 289 parsel sayılı taşınmazın muvazaalı olarak başvurucu ve yakınına satıldığı iddiasıyla satışın iptali ile taşınmazın davacı Şirket (kayyım yönetiminde olan) adına tesciline karar verilmesi istemiyle 10/5/2016 tarihinde Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır.
5. Başvurucu; cevap dilekçesinde, varsayıma dayalı olarak muvazaa nedeniyle iptal davası açıldığını, satış bedelinin Şirketin banka hesabına yatırıldığını, muvazaalı işlem yapılmasının mümkün olmadığını, taşınmazın 170.000 TL bedel karşılığında satıldığının tapu senedinde belirtildiğini, satış işleminin muvazaalı değil gerçek bir işlem olduğunu, taşınmazı satın alabilecek mali güce sahip olduklarını, taşınmaz bedelinin ödendiğine ilişkin dekontların bulunduğunu ileri sürmüştür.
6. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. OHAL 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.
7. OHAL tedbirleri kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle, terör örgütleriyle bağlantılı görülen eğitim kurumları, öğrenci yurtları ve dershanelerin faaliyetlerine son verilmiştir. Bu çerçevede 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendiyle Şirkete ait eğitim kurum ve kuruluşları kapatılmıştır. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca, kapatılan kurum ve kuruluşlar ile öğrenci yurtlarına ve pansiyonlara ait taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiştir.
8. 29/10/2016 tarihinde yürürlüğe giren 3/10/2016 tarihli ve 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (675 sayılı KHK) 12. maddesi "... olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan özel öğretim kurum ve kuruluşları ile özel öğrenci yurtları ve pansiyonlarının faaliyetlerinin sürdürüldüğü dönemde üzerlerinde bulundukları, mülkiyeti kapatılanların sahibi gerçek veya tüzel kişilere ait taşınmazlardan 1/1/2014 tarihi ila bahse konu yerlerin kapatılma tarihleri arasında üçüncü kişilere devri yapılmış olan ve üzerinde kapatılanlar tarafından aynı faaliyete kapatılma tarihi itibarıyla devam edilen taşınmazların devir işlemleri muvazaalı kabul edilir ve tapuda ilgisine göre Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü adına her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak resen tescil edilir" şeklinde düzenlenmiştir.
9. Mahkemede yargılama devam ederken 675 sayılı KHK'nın 12. maddesi uyarınca taşınmazın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmiş, söz konusu taşınmaz 10/11/2016 tarihinde Hazine adına tescil edilmiştir.
10. Davacı Şirket (kayyım yönetiminde olan) vekili 19/1/2017 tarihli dilekçesi ile 667 sayılı KHK ile Şirketin her türlü mal varlığının alacak ve haklarıyla birlikte Hazineye devredildiğini, davayı takip yetkisinin de Hazineye geçtiğini belirterek vekillikten çekildiğini beyan etmiştir.
11. Mahkemece davacı Şirketin KHK kapsamında her türlü mal varlığı, alacak ve hakları ile birlikte Hazineye devredildiği belirtilerek davaya Hazinenin davacı sıfatıyla devam etmesine karar verilmiştir.
12. Mahkeme 24/1/2017 tarihinde dava konusu taşınmazın OHAL kapsamında Hazineye devrinin gerçekleşmesi nedeniyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, kararın gerekçesinde Şirket yöneticileri tarafından Şirketi zarara uğratmak ve mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan dava konusu taşınmazın satış işleminin iptali ile taşınmazın Şirket (kayyım yönetiminde olan) adına tesciline karar verilmesinin talep edildiğini, 667 sayılı KHK ile OHAL kapsamında FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı nedeniyle Şirket bünyesinde yer alan kurum ve kuruluşlara ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve hakları ile belge ve evrakın Hazineye devredildiğinin ilan edildiğini, dava konusu taşınmazın ise OHAL kapsamında 10/11/2016 tarihinde Hazineye devrinin gerçekleştiğini, bu nedenle davanın konusuz kaldığını belirtmiştir.
13. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde taşınmazın mülkiyetinin herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın, mülkiyet değişikliğine ilişkin açılmış hâlihazırda bir dava varken sonucu beklenmeden idari bir işlemle mülkiyet değişikliği yapılarak Hazine adına tescil edilmesinin mevzuata aykırı olduğunu, kanun ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, taşınmazı muvazaalı olarak satın almadığını, rayiç bedel üzerinde bir fiyatla satın aldığını, ödemeleri banka kanalıyla yaptığını iddia etmiştir.
14. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 23/9/2020 tarihinde konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönündeki kararda bir isabetsizlik görülmediğini, mahkeme kararının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunun reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Anılan karar temyiz incelemesi sonucu Yargıtayca 20/6/2022 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.
15. Başvurucu, nihai hükmü 1/8/2022 tarihinde öğrendikten sonra 10/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Komisyon tarafından başvurucunun makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyeti başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği şikâyetine ilişkin olarak başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
17. Başvurucu; 667 sayılı KHK ile Şirkete ait okulların ve yurtların kapatılarak mevcut tüm mal varlıklarına el konulduğunu, terör örgütü ile iltisakı tespit edilerek kayyım atanan Şirket ile bağlantısının olmadığını, kayyım atanan Şirket tarafından muvazaaya dayalı olarak aleyhine tapu iptali ve tescil davası açıldığını, rayiç bedel ile satın aldığı taşınmazın bedelini ödediğine ilişkin banka dekontlarının bulunduğunu, satış işleminin muvazaalı olmadığını, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilerek uyuşmazlığın esasının incelenmediğini, esas hakkında karar elde etme imkânının kalmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, taşınmaz satış işleminin muvazaalı olmadığı hâlde taşınmazın Hazineye devredildiğini, dava konusu taşınmazın KHK kapsamında olmadığını, dava dosyasının OHAL inceleme Komisyonuna devredilmesi talebinin reddedildiğini, idari işlemle mülkiyet değişikliği yapıldığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca dava süreci devam ederken Şirkete ait okul ve yurtların kapatılarak usulüne uygun şekilde satın aldığı taşınmazının 675 sayılı KHK'nın 12. maddesi uyarınca Hazineye devredildiğini, taşınmazı satın aldığı dönemde Şirketin terör örgütü ile bağlantısını ortaya koyan bir mahkeme kararı bulunmadığını, öngöremeyeceği bu durum nedeniyle hukuki belirlilik ve güvenlik ilkelerinin zedelendiğini, uyuşmazlık konusu taşınmazın mülkiyetinin değiştirilerek dezavantajlı konuma düşürüldüğünü, Mahkemece davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialara ve delillere ilişkin ayrı ve açık bir gerekçe gösterilmediğini belirterek silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma hakkının, gerekçeli karar hakkının, mahkemeye erişim hakkının, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
18. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Hazine ve Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünden temin edilen görüş ve ilgili belgelerin ekte gönderildiği, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
19. Başvurucunun şikâyetlerinin özünün Mahkemece devir işleminin muvazaalı olup olmadığının incelenmediği, davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği şeklinde olduğu gözetildiğinde başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
20. Somut olayda başvurucunun 24/12/2015 tarihinde yapmış olduğu taşınmaz alım işleminin muvazaalı olduğu iddiasıyla Şirket (kayyım yönetiminde olan) tarafından işlemin iptali ile taşınmazın Şirket adına tesciline karar verilmesi istemiyle dava açılmış, yargılama devam ederken dava konusu taşınmazın mülkiyeti idari işlemle 675 sayılı KHK'nın 12. maddesi gereğince devir işleminin muvazaalı olduğu kabul edilerek Hazine adına tescil edilmiştir.
21. Mahkeme dava konusu taşınmazın mülkiyetinin Hazineye devredildiğini belirterek karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermiştir. Mahkeme gerekçesinde 667 sayılı KHK ile FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı nedeniyle Şirket bünyesinde yer alan kurum ve kuruluşlara ait olan her türlü mal varlığının Hazineye devredildiğinin ilan edildiğini, dava konusu taşınmazın ise OHAL kapsamında 10/11/2016 tarihinde Hazineye devrinin gerçekleştiğini, bu nedenle davanın konusuz kaldığını belirtmiştir.
22. Başvurucu, aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasında devir işleminin muvazaalı olmadığını ileri sürmüş; aynı iddialarını istinaf ve temyiz dilekçelerinde de iddia etmiştir. Ancak Mahkemenin davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair kararı usul ve kanuna uygun olduğu değerlendirilerek kesinleşmiştir.
23. Mahkemenin davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermesinin gerekçesi dava konusu taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçirilmesi olup mülkiyetin Hazineye geçirilmesi bir idari işlemle gerçekleştirilmiştir. Söz konusu idari işlem Şirketin taşınmazını başvurucuya muvazaalı olarak devrettiği gerekçesiyle 675 sayılı KHK'nın 12. maddesine dayanılarak yapılmıştır.
24. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle yargılama makamlarının gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (bazı farklarla birlikte bkz. Necati Gündüz ve Recep Gündüz [1. B.], B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri [1. B.], B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).
25. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuk yolu öngörülmüş olmalıdır. Ayrıca bu hukuk yolunun iddia edilen ihlalin sonuçlarını giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliği olmalıdır. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu yoktur (Fatma Yıldırım [1. B.], B. No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39). Bununla birlikte norm düzeyinde makul bir başarı sunma kapasitesi bulunan bir yolun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz (Sait Orçan [1. B.], B. No: 2016/29085, 19/7/2017, § 36).
26. Başvurucunun başvuru yollarının tüketilmesi noktasında kendisinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A. [1. B.], B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §§ 27, 28). Ancak somut olayın koşulları itibarıyla başvuru yollarının tüketilmesinin yarar sağlamayacağının veya etkili olmadığının anlaşılması hâlinde anılan yollar tüketilmeden yapılan bir başvuru incelenebilir (Şehap Korkmaz [2. B.], B. No:2013/8975, 23/7/2014, § 33). Öte yandan başvuru yollarının tüketilmesi, çok katı olarak uygulanması gereken mutlak bir kural değildir. Teorik düzeyde var olan bir başvuru yolunun tüketilmesinin somut olayın koşullarında başvurucuya aşırı külfet yüklemesi hâlinde bu yolun tüketilmesinin gerekli olmadığına karar verilebilir (Rasul Kocatürk [GK], B. No: 2016/8080, 26/12/2019, § 38).
27. Anayasa Mahkemesi Adem Yılmaz ve diğerleri ([2. B.], B. No: 2016/15230, 10/1/2024) kararında; kanun hükmünde kararnameyle kapatılan eğitim kurumundan yapılan taşınmaz satımına ilişkin işlemin muvazaalı olduğu tespit edilerek taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçirilmesi işleminin yargısal olarak denetlenmesine engel olduğu iddia edilen 675 sayılı KHK'nın 12. maddesinin kanunlaştıktan sonra norm denetimi yoluyla iptal edildiğini vurgulamıştır. Anılan kararda, Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçeler de dikkate alındığında oluşan yeni hukuki durum çerçevesinde başvurucunun iddialarına yönelik olarak başarı şansı sunan, etkili bir hukuk yolunun mevcut olduğu ifade etmiştir (Adem Yılmaz ve diğerleri, §12). Öte yandan belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında bir hukuk yolunun sonradan oluşması durumunda da etkili kabul edilebileceğini, aksine bir sonuca varılmasının bireysel başvurunun ikincilliği ilkesiyle bağdaşmayacağını vurgulamıştır (bkz. Ferat Yüksel [2. B.], B. No: 2014/13828, 12/9/2018; Murat Emrah Emre [2. B.], B. No: 2018/1275, 30/10/2018).
28. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, başvurucunun temel şikâyetinin devrin muvazaalı olmadığına dair iddiasının taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçtiği gerekçesiyle incelenmemesi olduğu vurgulanmalıdır. Gerçekten de Mahkemece dava konusu taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçirilmesi üzerine Hazinenin davacı sıfatıyla yargılamaya devam etmesine karar verilmiş; ardından taşınmazın Hazineye ait olması nedeniyle davanın konusuz kaldığı, karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda Mahkemece taşınmazın mülkiyetinin Hazineye devrine dayanak olarak gösterilen 675 sayılı KHK'nın 12. maddesinde yer alan muvazaa koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılmadığı söylenebilecektir. Öte yandan tapu iptali ve tescil davasının Şirket (kayyım yönetiminde olan) tarafından açıldığı gözden kaçırılmamalıdır. Taşınmazın mülkiyetinin kamuya geçirilmesi işlemi söz konusu dava sonuçlanmadan önce İdarece gerçekleştirilmiş, Mahkemece bu idari işlem nedeniyle Şirket tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasının konusuz kaldığı sonucuna varılmıştır.
29. İdare tarafından gerçekleştirilen mülkiyetin Hazineye devri işleminin İdare Mahkemesinde iptal davasına konu edilebileceğine dikkat çekmek gerekmektedir. Somut olayda başvurucu, esas itibarıyla muvazaalı işlemle aldığı iddia edilen taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçirilmesinden dolayı davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden ve muvazaa iddiasının esasının denetlenmediğinden yakınmaktadır. Ancak başvurucu; satış işleminin muvazaalı olmadığına yönelik iddia ve itirazlarının tartışılabileceği, mülkiyetin Hazineye devri şeklinde gerçekleştirilen idari işlem nedeniyle herhangi bir yargı yoluna başvurmamıştır.
30. Başvurucunun bireysel başvuruya konu idari işlem nedeniyle iptal davası açma imkânını kullanmaksızın bireysel başvuruda bulunduğu dikkate alındığında yargısal başvuru yollarının tamamını bireysel başvuru yapmadan önce tüketmiş olduğundan söz edilemeyecektir.
31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 4/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.