|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Mutlu ALAF
|
|
Başvurucu
|
:
|
Tasfiye Hâlindeki Aren Moda Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Müge KAPLAN CİNDEMİR
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, alacak davasında adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
A. Bireysel Başvuruya Konu Yargılama Süreci
2. T.H.B. A.Ş. tarafından başvurucu Şirket Z.S. ve İ.T. aleyhine 11/2/2008 tarihinde alacak davası açılmıştır. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada 21/4/2016 tarihli kararla davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Başvurucu ile diğer davalılar bu kararı adli yardım talepli olarak temyiz etmişlerdir.
3. Temyiz dilekçesinin adli yardıma ilişkin bölümünde başvurucu Şirket, uzun yıllardır faal olmadığını, tasfiye sürecinde olduğunu, 250.765,86 TL olan temyiz harcını ödeme durumunun olmadığını ileri sürmüştür.
4. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (Yargıtay) 29/5/2018 tarihli kararıyla davalı gerçek kişiler olan Z.S. ve İ.T.nin adli yardım talebini kabul etmiştir. Başvurucu Şirketin ise adli yardım talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"...
2- Davalı şirketin adli yardım talebi ile ilgili olarak ise, HMK'nin 336/2. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinin ekinde sunduğu belgelerin anılan hususları ihtiva etmediği anlaşılmakla, davalı şirketin kanun yoluna ilişkin harç ve giderler bakımından adli yardım talebinin HMK'nin 337/2. maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.
..."
5. Başvurucu, karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde tasfiye sürecine girdiğini, gayrifaal bir işletme olduğunu, vergi kaydının kapatıldığını, menkul ya da gayrimenkul taşınmazı olmadığını ileri sürmüştür. Dilekçe ekinde ise tasfiye sürecine girdiğine ilişkin Ticaret Sicil Gazetesi'ni, gayrifaal olduğuna ilişkin olarak Sosyal Güvenlik Kurumundan aldığı belgeyi, menkul ya da gayrimenkule sahip olmadığına ilişkin tapu sicil müdürlüğünden alınan belgeyi, adına araç olmadığına ilişkin trafik tescil müdürlüğünden alınan belgeyi sunmuştur.
6. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 1/7/2019 tarihli kararı ile itiraz reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde özetle adli yardım talebine ilişkin dilekçe ve ekinde yer alan bilgi ve belgelerin tek başına, başvurucunun ödeme gücünden yoksun olduğunu ispatlar nitelikte olmadığı değerlendirmesi yapılmıştır.
7. Yargıtay tarafından 2/7/2020 tarihli kararı ile temyiz incelemesi yapılabilmesi için yatırılması gereken harç ve giderlerin yatırılması hususunda dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Mahkeme tarafından 27/7/2020 tarihli temyiz harcı ve giderlerinin yatırılmasına ilişkin muhtıra düzenlemiştir. Bu muhtırada 267,80 TL temyiz yoluna başvurma harcı, 62.691,46 TL temyiz karar harcı, 250,00 TL temyiz gider avansı yatırılması bildirilmiştir. Anılan muhtıra başvurucu vekiline 2/8/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 26/8/2020 tarihli dilekçe ile adli yardım talebini yinelemiştir.
8. Mahkeme 9/9/2020 tarihli ek kararı ile harçların yatırılmadığı gerekçesiyle başvurucunun temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar vermiştir. Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir ve temyiz dilekçesinde adli yardım talebine ilişkin önceki gerekçelerini yinelemiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 1/4/2021 tarihli kararı ile ek karara ilişkin başvurucunun yapmış olduğu temyiz başvurusunu reddetmiş ve ek kararı onamıştır. Diğer davalılar İ.T. ile Z.S.nin ise temyiz başvurusunu kabul etmiş ve kararın bozulmasına karar vermiştir.
9. Davacı, bu karara karşı karar düzeltme yoluna gitmiştir. Başvurucu, karar düzeltme talebine yönelik itirazlarının yanında katılma yolu ile karar düzeltme talebinde bulunmuş ve adli yardıma ilişkin taleplerini yinelemiştir. Yargıtay 9/5/2022 tarihli kararı ile karar düzeltme talebini reddetmiştir.
10. Başvurucu, nihai hükmü 30/7/2022 tarihinde öğrendikten sonra 24/8/2022 tarihinde süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
B. Bireysel Başvuru Tarihinden Sonraki Yargılama Süreci
11. Mahkeme, Yargıtayın bozma ilamına uyulmasına karar vermiş ve 3/11/2022 tarihinde başvurucu yönünden davanın kısmen kabulü ile 3.670.997,72 TL alacağın başvurucudan alınarak davacıya ödenmesine karar vermiştir. Bu karar Yargıtay tarafından 6/2/2024 tarihli kararla onanmıştır.
II. DEĞERLENDİRME
12. Başvurucu tasfiyeye girdiğini, ödenmiş sermayesinin dahi 25.000 TL olduğunu, herhangi bir malvarlığı olmadığının belgelerle sabit olduğunu, bozma ilamıyla haklılığının da ortaya çıktığını, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde davalı T.H.B. A.Ş.den temin edilen bilgi ve belgeler gönderilmiştir. Başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiğine işaret edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
14. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
16. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
17. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkili bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukuki ya da uygulamadaki belirsizlikler, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç [1. B.], B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
18. Somut olayda başvurucu aleyhine açılan alacak davasında adli yardım talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkına müdahale edildiği görülmektedir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, meşru bir amaca dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
19. Yargıtayın adli yardım talebini reddetmesinin nedenini 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 336. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandırdığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmektedir.
20. Yargı harçları, yargı hizmetinden yararlanılması karşılığında devlete ödenen katkı payını ifade etmektedir. Yargı harcı ödeme yükümlülüğü getirilmesiyle bölünebilen bir kamu hizmeti olan yargı hizmetinden yararlananların bu hizmetin maliyetinin bir kısmına katlanması hedeflenmektedir. Bunun yanında yargı harcının abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun taleplerin disipline edilmesi ve gereksiz başvuruların önüne geçilerek mahkemelerin meşgul edilmesinin önlenmesi amacına hizmet ettiği de açıktır. Öte yandan başvurucuların harç dışındaki yargılama giderleri karşılığında avans yatırmakla yükümlü kılınmasının amacı ise yargılama sırasında yapılması zorunlu giderleri finanse etmektir. Bu giderlerin yargı hizmeti talep eden kişi tarafından karşılanması işin doğası gereğidir. Dolayısıyla başvurucuların harç ve diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkının doğasından kaynaklanan ve anayasal açıdan meşru amaçlara dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim [1. B.], B. No: 2017/21882, 10/2/2021, § 45).
21. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale, ölçülülük ilkesi bakımından da değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
22. Mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında ilk değerlendirilmesi gereken husus elverişlilik kriteridir. Başvurucuların harç ve yargılama gideri ödemekle yükümlü kılınmasının gereksiz yere dava açılmasını önleme amacına ulaşılması yönünden elverişli bir araç olduğu açıktır (Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim, § 50).
23. İkinci olarak müdahalenin gereklilik kriterini sağlayıp sağlamadığı incelenmelidir. Gereklilik, mahkemeye erişim hakkını en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Yargısal başvurularda ilgililerin harç ve diğer yargılama giderlerini ödemekle yükümlü kılınmasının mahkemeye erişim hakkını kısıtladığı tartışmasızdır. Bununla birlikte harç ve yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünün doğduğu ana göre müdahalenin derecesi değişebilmektedir. İlgilinin daha yargılamanın başında yargılama giderlerini ödemekle yükümlü tutulması ile yargılamanın sonunda yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmesi arasında müdahalenin ağırlığı bakımından önemli farklılık bulunmaktadır. Yargılama giderlerinin dava şartı olarak öngörülmesinin davanın esası karara bağlandıktan sonra kişinin yargılama giderini ödemekle yükümlü kılınmasına nazaran mahkemeye erişim hakkına daha ağır bir müdahale teşkil edeceği kuşkusuzdur. Bu sebeple yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünün yargılamanın sonuna ötelenmesinin hakka daha hafif bir müdahale teşkil etmesi sebebiyle tercihe şayan bir yöntem olduğu söylenebilir (Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim, § 51).
24. Bununla birlikte yargılama giderlerinin yargılamanın sonunda ödenmesinin harç yükümlülüğünü anlamsız hâle getirmesi riskini taşıdığının altı çizilmelidir. Harcın yargılamanın sonunda ödenmesi ile başında ödenmesi arasında gereksiz davaların açılmasından caydırma bakımından fark bulunmaktadır. Harcın yargılamanın sonucunda ödeneceği düşüncesi, kişinin gereksiz yere dava açma isteğini kırma özelliğini belli ölçüde zayıflatabilir. Bu husus gözetildiğinde kamu makamlarının harcın ödenmesinin yargılamanın sonuna ertelenmesi biçiminde bir aracı tercih etme yükümlülüğü altında oldukları söylenemez. Kanun koyucunun harç ödeme yükümlülüğünün doğduğu safhayı belirleme konusunda belli ölçüde takdir yetkisine sahip bulunduğu kabul edilmelidir. Nitekim kanunda başvuru ve nispi karar harcının dörtte birinin peşin olarak, nispi karar harcının kalan kısmının ise yargılamanın sonunda ödenmesi öngörülmek suretiyle kamu yararı ile mahkemeye erişim hakkı arasında adil bir denge kurulmaya çalışılmıştır (Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim, § 52).
25. Ne var ki mali imkânları elverişli olmayan kişilerin başvuru harcını ve nispi karar harcının dörtte birini ödeme gücünden yoksun olmaları söz konusu olabilir. Bu kişilerin sözü edilen harçları davanın başında ödeme yükümlülüğü altına sokulması mahkemeye erişimlerini imkânsız hâle getirebilir veya önemli ölçüde zorlaştırabilir. Kanun koyucu ödeme gücü bulunmayan bu gibi kişilerin mahkemeye erişebilmelerini temin etmek için adli yardım mekanizması öngörmüştür. Buna göre mali gücü bulunmayan kişilerin bu durumlarını belgelendirmeleri ve davalarının açıkça temelsiz bulunmaması hâlinde bunların yargılamanın sonuna kadar yargılama gideri ödemekten muaf tutulmaları öngörülmüştür. Ayrıca bu kişilerin yargılamanın sonucunda haksız bulunması sebebiyle yargılama giderinin aleyhlerine hükmedilmesi hâlinde yargılama giderlerini taksitle ödemelerine imkân sağlanmıştır. Son olarak haksız çıksalar bile aleyhlerine yargılama giderine hükmedilmesinin mağduriyetlerine neden olacağının açıkça anlaşılması hâlinde bunların yargılama gideri ödemekten tamamen muaf tutulmasına da hükmedilebilir. Tüm sayılan bu imkânlar mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi hafifleten araçlardır (Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim, § 53).
26. Yargılama giderlerini ödeme gücünün bulunmadığını iddia eden kişilerin yargılama giderlerinden geçici muafiyet sağlanması imkânını ifade eden adli yardımdan faydalandırılmaları mahkemeye erişim hakkından yararlanılabilmesi için oldukça önemlidir. Ödeme gücü zayıf olan kişilerin yargılamanın sonuçlanmasından sonra yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmeleri gibi daha hafif bir müdahale aracı yerine yargılamanın başında harç ve diğer yargılama giderini ödemekle yükümlü kılınmaları en az zedeleyici aracın seçilmesi yükümlülüğünün ihlaline yol açabilir (Famiye Beğim ve Mehmet Tahir Beğim, § 54).
27. Somut olayda başvurucu aleyhine alacak davası açılmış ve başvurucu, aleyhine karar verilmesi neticesinde temyiz başvurusu ile birlikte adli yardım talebinde de bulunmuştur. Başvurucunun adli yardım talebi Yargıtay tarafından temyiz dilekçesinin ekinde sunduğu belgelerin 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 336. maddesinin (2) numaralı fıkrasında sayılan hususları taşımadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karara yapılan itiraz da Yargıtay 12. Hukuk Dairesi tarafından aynı gerekçelerle reddedilmiştir.
28. Başvurucu adli yardım talebinin reddine ilişkin yapmış olduğu itirazında itiraz dilekçesinin ekine tasfiye sürecine girdiğine ilişkin ticaret sicil gazetesini, gayrifaal olduğuna ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumundan alınan belgeyi, menkul ya da gayrimenkule sahip olmadığına ilişkin tapu sicil müdürlüğünden alınan belgeyi, adına kayıtlı araç olmadığına ilişkin Trafik Tescil Müdürlüğünden alınan belgeyi sunmuştur. Daire kararında bu belgelerin başvurucunun neden ödeme gücünden yoksun olduğunun ispatına yeterli olmadığını açıklamamıştır. Başvurucunun ödemek zorunda kalacağı harcı yatırmasının istenmesi ve mali gücüyle ilgili sunmuş olduğu belgeleri de gözeterek bir değerlendirme yapılmamasının başvurucuya aşırı külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Yargıtay'ın adli yardım talebine ilişkin değerlendirmelerinin mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahale yönünden gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hak yönünden gerekli ve orantılı olduğu söylenemez. Dolayısıyla bu durumun başvurucu üzerinde aşırı bir yük oluşturduğu ve yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
29. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
30. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama, 1.578,00 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
31. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
32. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır.Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
33. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için Yargıtay 11. Hukuk Dairesine (E.2016/10412, K.2018/4026) iletilmek üzere Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesine (E.2022/807, K.2022/979) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.