|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ERKAN SEZGİN BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2022/86339)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 16/7/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Recai AKYEL
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Kemal ÖZEREN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Erkan SEZGİN
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin
olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer
verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının
ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 1/9/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca
başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE
OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve
belgelere göre olaylar şöyledir:
A. Genel
Bilgiler
5. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik
görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere
uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla
saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş;
binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere
dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine
devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet
Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu
değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına
ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri
([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (C.A.
(3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; N. E. [GK], B. No:
2022/62466, 29/5/2025, § 5;A. S. [GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, §
5).
6. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik
Kurulu (MGK), söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla halkımızın
huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki
illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal
faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör
örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve bir
terör örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri
basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014
yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal
Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması"
adıyla yer almıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 28, 33; C.A. (3), §
11; N. E., § 6;A. S., § 6).
7. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin
anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi
ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler
taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi
amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir
terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmişlerdir (Selçuk
Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK],
B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; C.A. (3), § 12; N. E., § 7;A.
S., § 7).
8. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin
gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine
kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok
özelliğinin bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve
karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık
yerine büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel
haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir
örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu
ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı) (C.A. (3), § 13; N. E., § 8;A. S., § 8).
9. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar
Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün
süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık
sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı,
OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa
Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 47-66)
kararında yer almaktadır (C.A. (3), § 14; N. E., § 9;A. S.,
§ 9).
10. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa
Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
(AİHS/Sözleşme), Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya
alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin
kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterliğine bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50; C.A.
(3), § 18; N. E., § 10;A. S., § 10).
11. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun
hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütlerine veya millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kişiler, anılan kanun hükmünde
kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle kamu görevinden
başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu
KHK'lar, farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul
edilerek kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu
görevinden çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile
ilgili kanun hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış,
bu kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.
12. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal
İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin
(685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis
edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen
işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü
Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine 685 sayılı
KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler ve
Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası
açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı
Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un (7075 sayılı Kanun)
ilgili maddeleri ile aynen kanunlaşmıştır.
B. Somut Olay
Bilgisi
13. 2014 yılında Jandarma Astsubay olarak kamu görevine
başlayan başvurucu terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olduğundan bahisle ve 7/2/2017 tarihli ve 29972 (Mükerrer)
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 686 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı
Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (686 sayılı KHK) ekli
(1) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
14. Başvurucu anılan kararın iptaline karar verilmesi
talebiyle OHAL Komisyonu'na başvurmuştur. Dilekçesinde başvurucu, 2007 yılında
üniversite sınavlarına hazırlanırken Samsun'un Bafra ilçesinde bulunan ve
sonrasında FETÖ/PDY'ye aidiyeti olduğu gerekçesiyle kapatılan S. Dersanesine
gittiğini, 2009-2012 yılları arasında Elazığ Fırat Üniversitesindeki eğitimi
sırasında FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığını, 2013 yılında Ankara Jandarma
Okulundaki eğitimi sırasında üniversite döneminde evde kaldığı kişilerin
yönlendirdiği kişiyle görüşmeye devam ettiğini, bu vasıtayla sohbetlere devam
ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu; Manisa'nın Alaşehir
ilçesinde görevli olduğu dönemde yine sohbetlere katılım için irtibatta olduğu
kişinin tavsiyesiyle ByLock isimli programı indirdiğini, fakat bunun gizli
mesajlaşma programı olduğunu bilmediğini dile getirmiştir. Neticede başvurucu
bahse konu hususların eski tarihlere ait olduğunu, o dönemde anılan yapının
terör örgütü olarak nitelendirilmediğini, suç teşkil eden bir eyleminin
bulunmadığını vurgulamıştır.
15. OHAL Komisyonu 20/3/2018 tarihinde anılan başvuruyu
reddetmiştir. Kararda başvurucunun 53...94 numaralı GSM hattı üzerinden
31/8/2014 tarihinden itibaren ayrıca 184...@ttnet ADSL hattı üzerinden ByLock
programını kullandığının tespit edildiği belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki
idari ve adli soruşturma ve kovuşturma bilgilerine yer verildikten sonra adli
soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan bir şahsın başvurucunun astsubay
okulunda eğitim gördüğü esnada abi diye tabir edilen bir kişinin kendileri ile
ilgilendiğini, genellikle bu kişinin evinde görüştüklerini beyan ettiği
aktarılmıştır. Netice itibarıyla kararda bu hususlarla birlikte başvurucunun
beyanları da dikkate alınmak suretiyle talebinin yerinde görülmediği
belirtilmiştir.
16. Başvurucu OHAL Komisyonunun anılan kararının iptaline
karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu,
FETÖ/PDY'nin 2016 yılında terör örgütü listesine alındığını, bu tarihten önceki
eylemler nedeniyle terör örgütü üyeliği suçlamasının kabul edilemeyeceğini
belirtmiştir. Bununla birlikte savunması alınmadan ve bir yargılama yapılmadan
OHAL KHK'sı ile bir daha kamu görevinde çalışamayacak ve sivil ölüm oluşturacak
bir şekilde kamu görevinden çıkarıldığını vurgulayan başvurucu özel hayata
saygı hakkı ile birlikte diğer bazı anayasal haklarının ihlal edildiğini dile
getirmiştir. Ayrıca başvurucu; ByLock programını kullanamanın delil olarak
sayılamayacağını, anılan programa ilişkin verilerin hukuka aykırı olarak ele
geçirildiğini ifade etmiştir.
17. Ankara 20. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi)
11/1/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda öncelikle
FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile
bağlantılı kişilerin kamu görevinden çıkarılmaları sürecine dair genel bilgiler
verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden
bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken
tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Uyuşmazlık konusu olayın
değerlendirilmesi başlığı altında ise başvurucunun yargılandığı Diyarbakır 4.
Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun 536...94 nolu GSM hattı üzerinden ve
184...@ttnet ADSL hattı üzerinden FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce örgüt içi
kriptolu haberleşme sistemi olarak kullanılan Bylock iletişim sistemini
kullandığının tespit edildiği belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun etkin
pişmanlık hükümlerinden faydalanarak 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırıldığı
ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği bilgisi anılan
karara aktarılmıştır. Bu bağlamda İdare Mahkemesi, FETÖ/PDY'nin örgüt içi
haberleşme programı olan ByLock uygulamasını kullandığı tespit edilen
başvurucunun FETÖ/PDY ile normal bir vatandaştan beklenebilecek olandan daha
yoğun bir ilişki içerisine girdiğini vurgulamıştır. Netice itibarıyla
Anayasayla kurulmuş hür demokratik düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan terör
örgütüyle bağı bulunduğu konusunda, hakkında somut verilere ulaşılan
başvurucunun Anayasaya sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği kanaatine varılmış ve
OHAL Komisyonuna yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka
aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
18. Diğer taraftan İdare Mahkemesi, başvurucunun temel
hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönelik iddialarına ilişkin olarak
idarenin gerek kamu güvenliğinin korunması gerekse de devlete sadakat
yükümlülüğünün sağlanması amacıyla hareket ettiğini dile getirmiştir. Bu
bağlamda İdare Mahkemesi somut olaydaki kamu görevinden çıkarma tedbirinin
ölçülü, güdülen amacın gerçekleşmesi için elverişli ve zorunlu olduğunu, özel
hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin bu müdahale ile ulaşılacak meşru amaç
kapsamındaki kamu yararı ile dengelendiğini ifade etmiştir. Yine İdare
Mahkemesince somut olaydaki tehdidin derhâl bertaraf edilebilmesi amacıyla
normal prosedürün dışına çıkılarak başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın
örgütle bağı bulunan kamu görevlilerinin ihraç edildiği, olağanüstü zamanlarda
olağan prosedürün uygulanmasının zorunlu olmadığı, temel hak ve hürriyetlerin
tesis edilebilmesi ve yeniden gerçekleştirilebilecek darbe teşebbüsünün
önlenmesi amacıyla gereken tedbirlerin alınmasında devletin hem yetkisi hem de
sorumluluğunun bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucuya hakkındaki
isnatların bütününe vakıf olarak OHAL Komisyonuna itiraz edebilme ve dava
açabilme, iddia ve savunmada bulunabilme imkânının da tanındığı vurgulanmıştır.
19. Başvurucu bu karara karşı istinaf kanun yolu
başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki
iddialarını tekrar etmekle birlikte yine bazı anayasal haklarının ihlal
edildiğine yönelik iddialarda bulunmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13.
İdari Dava Dairesi (Daire) 11/2/2020 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule
ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı
gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.
20. Başvurucu bu karara karşı temyiz başvurusunda
bulunmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu dava ve isitinaf dilekçelerinde yer
alan iddialarını yineleyerek Daire kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Danıştay Beşinci Dairesi (Danıştay) 30/5/2022 tarihinde Daire kararının ve
dayandığı gerekçenin hukuka, usule uygun olduğu ve bozulmasını gerektirecek bir
sebep bulunmadığından temyiz başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına
karar vermiştir.
21. Nihai karar 4/8/2022 tarihinde başvurucu tarafından
öğrenilmiştir.
22. Öte yandan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne
üyelik suçundan yürütülen ceza yargılamasında Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi
(Ceza Mahkemesi) 10/4/2018 tarihinde başvurucunun 1 yıl 6 ay 22 gün hapis
cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar
vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun ifadelerinde etkin pişmanlıktan
faydalanmak istediği, hazırlık aşamasında bu hususta hem ayrıntılı ifade hem de
fotoğraf teşhisinde bulunduğu, beyanının ve teşhislerinin doğru ve ayrıntılı
olduğu ifade edilerek etkin pişmanlık gösterdiği vurgulanmıştır. Bununla
birlikte başvurucu hakkında düzenlenmiş olan ByLock sistem sorgu tasnif
tutanağı ve ByLock IP ve baz bilgilerine ilişkin dökümler, başvurucunun örgüt
yapısına ilişkin teşhis ve beyanları ile ByLock kullanıcısı olduğu yönündeki
ikrarı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek başvurucunun üzerine
atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna varılmıştır.
Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararı 18/4/2018 tarihinde istinaf edilmeden
kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili
Mevzuat
23. 686 sayılı KHK'nın "Kamu personeline ilişkin
tedbirler" başlıklı 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Terör örgütlerine veya ...
Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara … iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı
listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın
çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında
ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.
(2) Birinci fıkra gereğince kamu
görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya
memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilemezler; ..."
24. 686 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
7086 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile aynen kanunlaşmıştır.
25. 685 sayılı KHK'nın "Komisyonun oluşumu" başlıklı
1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Anayasanın 120 nci maddesi
kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya
... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla
irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan
kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin
başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri
İnceleme Komisyonu kurulmuştur."
26. 685 sayılı KHK'nın "Yargı denetimi" başlıklı
11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Komisyon kararlarına karşı
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde
iptal davası açılabilir."
27. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler
7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile aynen kanunlaşmıştır.
2. İlgili Yargı
Kararları
a. FETÖ/PDY'nin
Yapısına İlişkin Kararlar
28. Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin, Yargıtay
Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı
kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:
"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü,
paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline
getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip
örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla
öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir
düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde
olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme
kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin
olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde
büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp
mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle
çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu
kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan
sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden;
böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına
almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de
kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de
bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe,
semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans
kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu
söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur.
Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde
mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere,
kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet,
eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal
şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile
devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde
ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından;
'Esnek olun, sivrilmeden can damarları
içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı
fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!'
'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir
müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde
ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde
garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.'
'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı
omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun
olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman
hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.'
'Yani siz hâkim değilsiniz başka
kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli,
tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...'
'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne
göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana
kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve
düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır.
Söylerseniz siz esir olursunuz.'
'Daima tedbirli olmalıyız, daima
istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar
aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç
merkezlerine ulaşmalıyız...'
'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz
olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında
yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt
mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir."
29. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu
kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. Ayla
Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.
30. Danıştay Beşinci Dairesinin, Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulunun26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158
sayılı kararında "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlığı
altında şu hususlara yer verilmiştir:
"...
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava
dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün
niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen
21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat
farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyletanıştırmaz. … Bu yapı sizi
asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz
hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her
aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine
kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen
tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja
başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya
başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken
%15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde
kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı
yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde
namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç
tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize
evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi
düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister,
devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de
yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş
adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce
düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci
sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda
sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk
ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek
dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre
olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler
uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede
namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa
namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli
olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı.
…Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de
gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt
üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye
biliyorum. …Seçim [2014
tarihli HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim,
örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı
gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız
aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı
yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş.
mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının
içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim
savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım
yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar
yapıp destekleyelim …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde
hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını
T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi
yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini
bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini
tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek
bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde
bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir
şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son
derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca
düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o
dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002
yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5
şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı
simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42
bin sicillileri, T3 grubu92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha
sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.'
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla
takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin
aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı
organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde
teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik
hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı
davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu
yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik
kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini
takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon
konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve
diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe
teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda
bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli,
durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara,
kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan
açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal
medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla
muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler,
herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve
Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi'
şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir."
b. ByLock
Uygulamasına İlişkin Kararlar
31. ByLock programı ile ilgili genel açıklamalar için
bkz. Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, §§ 23-67.
32. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve
E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay
(Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı
kararında "ByLock İletişim Sisteminin Özellikleri" başlığı
altında şu hususlara yer verilmiştir:
"...
Kullanılması için indirilmesi yeterli
olmayıp özel bir kurulum gerektiren ByLock iletişim sistemi, güçlü bir
kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere,
gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek
iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların
kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde
(hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit
edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama
mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu
mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza
kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma
dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sistemi 46.166.160.137
IP adresine sahip sunucu üzerinde hizmet sunmaktadır. Sunucu yöneticisi,
uygulamayı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla ayrıca 46.166.164.176,
46.166.164.177, 46.166.164.178, 46.166.164.179, 46.166.164.180, 46.166.164.181,
46.166.164.182, 46.166.164.183 no'lu IP adreslerini de kiralamıştır.
...
ByLock iletişim sisteminde
kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri
kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeleri gerekmekte, ancak bu aşamadan sonra
taraflar arasında mesajlaşma başlayabilmektedir. Bu bakımdan kullanıcıların
dahi istediği zaman bu sistemi kullanma imkanı bulunmamaktadır. Bu kurgu
sayesinde uygulama, sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir
haberleşme gerçekleştirilmesine imkân vermektedir.
ByLock iletişim sisteminde, kriptolu
anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma,
grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme
özellikleri bulunmaktadır. Böylece kullanıcıların, örgütsel mahiyetteki
haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan
gerçekleştirmesine olanak sağlanmıştır. Kullanıcıların tüm iletişimlerinin
ByLock sunucusu üzerinden yapılması, buradaki grupların ve haberleşme
içeriklerinin uygulama yöneticisinin denetim ve kontrolünde olmasını da mümkün
hâle getirmiştir.
...
ByLock kurgusunun aldığı önlemlerin yanı
sıra, kullanıcılar da kendilerini gizlemek amacıyla birtakım önlemler almış, bu
çerçevede haberleşme içeriklerinde ve uygulamadaki arkadaş listelerinde,
kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içindeki 'kod adlarına' yer verip çok
haneli parolalar belirlemişlerdir.
...
ByLock üzerinden yapılan iletişimin
çözümlenen içeriğinin tamamına yakını FETÖ/PDY mensuplarına ait örgütsel temas
ve faaliyetlere ilişkindir. Bu kapsamda buluşma adreslerinin değiştirilmesi,
yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde
saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar,
himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına
para temini, Fethullah Gülen'in talimat ve görüşlerinin paylaşılması,
Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette
bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki
anketlerin desteklenmesi, FETÖ/PDY'ye yönelik yürütülen soruşturma ve
kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca
serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafii temin edilmesi,
örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna
ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde
bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama
mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında
FETÖ/PDY aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin
fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin
kullanımına son verileceği ve Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif
programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin
savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi
örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği anlaşılmıştır.
...
15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen
darbe girişimi sonrasında adli soruşturma işlemlerine tabi tutulan şüpheliler,
ByLock iletişim sisteminin 2014 yılının başından itibaren FETÖ/PDY silahlı
terör örgüt üyeleri tarafından örgütsel haberleşme aracı olarak kullanıldığı
yönünde ifade vermişlerdir. Yukarıda izah edilen olgular birlikte değerlendirildiğinde,
ByLock iletişim sisteminin, global bir uygulama görüntüsü altında münhasıran
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulduğu sonucuna
ulaşılmaktadır."
33. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulunun 22/12/2021 tarihli ve E.2021/1685, K.2021/3224 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşen22/12/2020 tarihli ve E.2017/2140, K.2020/5972
sayılı kararında "ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme"
başlığı altında Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Anayasa Mahkemesinin
konuyla ilgili kararlarındaki tespitler aktarıldıktan sonra şu hususlara yer
verilmiştir:
"...
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava
dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte
kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan
bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu
görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan:
'Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce
VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u
kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı
söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü
2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet
Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: '2014 HSYK
seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …Mesut abi
denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi
söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen
programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan
cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş
listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar
paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden
haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda
seçimlerden sonra ByLock programını sildim.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet
Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: 'Burak isimli
şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için
yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler
yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …Burak, hâkim ve savcıların
kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona
atmamı istiyordu. …Burak bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat
almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra Burak, bana içinde hat
olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları
okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda
onu kullanmamı söyledi.'
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan
ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet
Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '2014
yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi.
Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin
evine götürdü. Burada Ekrem kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi.
Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi
bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini
söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.'
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği
sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ
tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa
dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği,
mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş
olabilecektir."
c. Anayasa
Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları
34. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesiyle
18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci
fıkrasına eklenen “…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı
bulunanlar…” ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve
E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin
ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör
örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul
edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan “…terör örgütleriyle
iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…” ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi
düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın
şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet
olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle
21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği
gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların
noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına
neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme
olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak
uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem
kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir.
...
30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı
veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte
olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı
kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram
niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu
söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı
içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır.
31. Diğer yandan anılan kavramların,
içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda
olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü
hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup
bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın
varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak
değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir.
32. Olağan dönemde anılan bağın
varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir
temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun
olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca
ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele
sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği
açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup
bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının
uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu
kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık
tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık,
kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve
bulguyu serbestçe gözetecektir.
33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen
terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde
ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi
ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların
genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri
kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca
ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından
kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla
sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön
bulunmamaktadır.
...
35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne
geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız
biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin
sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza
edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek
suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı
hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki
güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından
elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin
gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için
eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul
edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme
getirilmemektedir.
37. Ayrıca kuralın uygulanmasından
doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural
yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama
getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun
gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya
irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı
yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel
bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak
kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak
istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı
arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu
itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir
müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama
getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi
gerekir."
35. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı
Kanun’un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal
Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair
Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul
Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan“…Milli
Güvenlik Kurulunca…” ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli
ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu
nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma
veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları
hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya
işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki,
idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada
yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı
oluşturmaktadır.
...
9. Bu itibarla istişari nitelikte bir
danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı
gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına
hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği
açıktır.
...
11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli
Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden
hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki
kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde
hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai
bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın
açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.
12. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."
36. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…üyeliği, mensubiyeti veya…”
ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45
sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör
örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu
görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına
alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…'
ibaresidir.
...
58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a
ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü
üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak
haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis
edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine
sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan
kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin
varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet
hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren
kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir.
59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına
aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama
getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
60. Anayasa’nın 15. maddesinde,
olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya
tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki
sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam
hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması
yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine
aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir.
61. Yukarıda açıklandığı üzere dava
konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği
halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması,
olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine
aykırılık oluşturmaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle kural
Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
37. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun’un 1.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “…ve bu kişiler görev
yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde
istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…”
iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı
kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı
liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata
yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini,
doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır.
...
161. Kamu hizmetine girme hakkı
olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında
bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere
aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf
olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam
eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü
dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun
gerektirdiği ölçüde olması gerekir.
162. Kamu hizmeti adı altında yapılan
faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır.
Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek
kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları
belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen
şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler
kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
163. Bu noktada dava konusu kural
yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör
örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen
tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve
arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar
çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan
tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde
yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı
ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten
önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri
kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken
dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler,
demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da
oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz
bırakılmışlardır.
164. Bu yönüyle millî güvenlik
bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan
kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha
kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini
düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu
hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından
elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.
165. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle
bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan
kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen
tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili
kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle
bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka
uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı
getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna
göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin
bulunduğu anlaşılmaktadır.
166. Bu itibarla darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında
olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu
görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul
edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya
dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin
ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme
hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği
söylenemez.
167. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir."
38. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81,
K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile
hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan
terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep
olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır.
66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu
dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire
muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana
getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe
sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak
suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir.
Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı
dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki
meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan
genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık
denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması
gerekmektedir.
...
74. Dava konusu kuralların öncelikle
düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci
fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık
kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan
hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve
sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi
bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir
gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak
istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir
yetkisinin bulunduğu açıktır.
75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle
bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut
bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve
memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin
sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine
yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.
76. Bunun yanında kişilerin özel
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir
temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak
kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı
gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal
kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması
gerekir.
77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu
niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk
devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi
gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın
13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2.
maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM,
E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42).
78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat
kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89,
K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen;
irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel
kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve
şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu
yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini
ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve
sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu
söylenemez.
...
111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik
düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların
kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.
Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması
nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir
konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu
yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir.
Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları
Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri
kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken
ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil
müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve
derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir.
112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede
terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte
genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El
Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz
kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe
teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya
teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile
ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması
zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101).
113. Tehlikenin kaynağını oluşturan
FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş
yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek
operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı
oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye
dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde
söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin
ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından
olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha
tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil
yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.
...
115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde
hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile
irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından
tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve
farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle
ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve
ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya
çıkabilecektir.
116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari
usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde
soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu
tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin
yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,
kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma
potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket
etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir
sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu
ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe
aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu
değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit
ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir.
...
128. Sonuç olarak darbe girişimiyle
devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve
diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,
oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı
listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste
usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını
düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle
bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları
dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması
amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun
gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.
...
142. Açıklanan nedenlerle kurallar,
Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal
taleplerinin reddi gerekir.
Kurallarda uygulanan kamu görevinden
çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin
disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis
etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi
nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler,
cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza
usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği
bulunmamaktadır.
Öte yandan kuralların kişilerin özel
sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda
kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir
özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa
Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu
görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade
etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten
çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında
suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No:
33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."
B. Uluslararası
Hukuk
39. Sözleşme'nin "Özel ve aile hayatına saygı
hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına,
konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu
makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir
toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin
korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz
konusu olabilir."
40. Sözleşme'nin "Olağanüstü hallerde
yükümlülükleri askıya alma" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"1. Savaş veya ulusun varlığını
tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf,
durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka
yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere
aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş
fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4.
maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını
kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren
nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek
Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme
hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri'ne bildirir."
41. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve
varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde,
bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer
yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da
toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun
gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden
ayrılan tedbirler alabilirler.
2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6,
7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık
getirilemez."
1. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları
42. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı
bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. C.A.
(3), §§ 62-75; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020,
§§ 53-67.
a. Sözleşme'nin
15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme
43. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak
sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma,
bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma
imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve
Türkiye’deki OHAL'e ilişkin Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara
Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 148-162).
44. AİHM, söz konusu kararlarında özetle derogasyon
bildiriminde bulunan devletler yönünden ulusun varlığını tehdit eden
tehlikenin olup olmadığı hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını,
denetim standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin
bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını,
taraf devletlerin krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği
ölçüde hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (Brannigan
ve McBride/Birleşik Krallık, B. No: 14553/89-14554/89, 26/5/1993, §
43).
b. Pişkin/Türkiye
Kararı
45. AİHM Pişkin/Türkiye (B. No: 33399/18,
15/12/2020) kararında Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı
KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının
ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir.
Anılan başvuruya ilişkin olayda kalkınma ajansında iş hukukuna tabi olarak
çalışmakta iken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit
oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı
olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açmış olduğu
davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle
davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin
sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki
ihtilafların Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki
medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına
ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu,
tedbirin cezai yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (Pişkin/Türkiye, §§
99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili
olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan
yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında
verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin mevcut
olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir
olmadığı sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, § 109).
46. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile
idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine
sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal
sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından
dinlenmediğini ve dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin (1)
numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını
belirtmiştir. AİHM ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine
ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini ve başvurucunun itirazlarının
reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış, netice
itibarıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği
sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 150-152).
47. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile
ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu
gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana terörist ve vatan haini
olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata
saygı hakkı yönünden de incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 159-166).
48. AİHM öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna
bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile
bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil
sunabileceğini ve böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin
bozulmasının nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem
uygulanma koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten
çıkarma usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade
etmiştir fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi
eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt
bulunmadığı sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 181-183). Neticede
başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının
ve meşru amacının bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir
toplumda gerekli olup olmadığını incelemiştir (Pişkin/Türkiye, §§ 209,
210).
49. Bu bağlamda AİHM işverenin başvurucunun yasa dışı
yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak
şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini ulusal mahkemeler önündeki
yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin
açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla
birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve
bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri
olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması
emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak
mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu,
başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde, keyfî müdahaleye
karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Pişkin/Türkiye, §§ 218-229).
c. Polyakh ve
Diğerleri/Ukrayna Kararı
50. Polyakh ve diğerleri/Ukrayna (B. No: 58812/15,
53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel
düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine
dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır.
Öncelikle AİHM, başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan
davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz
konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli
olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut
koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden
çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve
isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile
kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin
ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı
yönünden ele almıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 203-211).
51. AİHM; birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma
işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve
başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden
alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha
az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini
vurgulamıştır (Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, §§ 276, 277). Müdahalelerin
zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen
meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak
nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal
çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde
yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir.
AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki
işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (Polyakh ve
diğerleri/Ukrayna, §§ 292, 293).
d. Xhoxhaj/Arnavutluk
Kararı
52. AİHM, Xhoxhaj/Arnavutluk (B. No: 15227/19,
9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten
çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak
yasaklanmasından kaynaklı iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında
incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim
ve savcıların malvarlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve
mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme
neticesinde başvurucu mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin
kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış, bunun bir sonucu
olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.
53. AİHM öncelikle somut olayda Sözleme'nin 6. maddesinin
cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş, incelemesini adil yargılanma
hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM, bu kapsamda
inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu, yargılamanın
adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve hukuki
kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı incelemiş ve
Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk,
§§ 230-353).
54. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî
olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini
yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi
yönünden incelemiştir. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin
uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 356-364).
Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı
hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru
amacının bulunduğunu belirtmiştir (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 374-393).
Bununla birlikte AİHM müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup
olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı
reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından
ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için
yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir
bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. AİHM bu kapsamda
yaptığı değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal
varlığı hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu
kanaatine varmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 394-412).
55. Öte yandan AİHM başvurucunun meslekten çıkarma
tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik mesleği yapmaktan ömür boyu
yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. AİHM, hâkimlerin ve
özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde
bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını
vurgulamış, başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer
kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının, yargı makamının
dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru
amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir AİHM tüm bu
gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna
ulaşmıştır (Xhoxhaj/Arnavutluk, §§ 413, 414).
e. Naidin/Romanya
Kararı
56. Naidin/ Romanya (B. No: 38162/07, 21/10/2014)
kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite
dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını
özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele
almıştır.
57. Olayda, 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli
hükümet memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da
görev yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu
süreçte Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun
geçmişi hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda
başvurucunun 1971 ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş
arkadaşları hakkında bilgi sağlamak üzere siyasi polisle işbirliği yaptığı
sonucuna varılmıştır. Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya
konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir.
2003 yılında, siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu
hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir.
Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak
çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme
çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelli
şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip
olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere
dayanılarak reddedilmiştir (Naidin/ Romanya, §§ 6-17).
58. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak
nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle
Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal
edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde
istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve
demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin
kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme
haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya’nın komünist rejim sırasındaki
durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin
tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi
temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan
kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu
düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru
bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (Naidin/ Romanya, §§ 49-51).
59. Bununla birlikte AİHM; başvurucunun kariyer
beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet
memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek
derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik gücünden
pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın kamusal
yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda devlet
tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca
kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve güvenlikle
ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu
otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında
istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığı
dile getirilmiştir. Yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde
incelendiği ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan
fiilî unsurların oluşturulduğu ifade edilmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından
ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata
saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği
kanaatine ulaşmıştır (Naidin/Romanya, §§ 42-57).
f. Yüksel Yalçınkaya/Türkiye Kararı
60. AİHM Yüksel Yalçınkaya/Türkiye ([BD], B. No:
15669/20, 26/9/2023) kararında ByLock programı ile ilgili olarak bazı
tespitlerde bulunmuştur. Öncelikle ByLock uygulaması ve FETÖ/PDY arasındaki
bağlantıyı ortaya koymak için ulusal makamlar ve mahkemeler tarafından sunulan
çok sayıdaki bilgi ve belgeyi dikkate aldığını vurgulamıştır. Bu bağlamda
özellikle uygulamanın bazı kullanıcılarının profil bilgilerini, deşifre edilen
görüşmelerin içeriğini, uygulamanın örgüt içinde kullanıldığını doğrulayan,
FETÖ/PDY ile ilişkili diğer soruşturmalarda şüpheli olanların verdiği ifadeleri
ve uygulama lisans sahibinin uygulamanın FETÖ/PDY’nin kullanımı için
geliştirildiğine ilişkin ifadelerini not ettiğini belirtmiştir. Bu bağlamda
ByLock’un yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması olmadığını
ve kullanımının ilk bakışta FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla
getirebildiğini kabul etmiştir (Yüksel Yalçınkaya/Türkiye, § 259).
61. Öte yandan AİHM terörle mücadelenin ve terör
suçlarının işlenmesinde kullanılan değişen yöntem ve taktikler dolayısıyla
devletlerin karşılaştığı zorlukların son derece farkında olduğunu, ulusal
makamlara ve mahkemelere göre amaçlarını geleneksel terör yöntemlerinden farklı
olarak gizlilik içinde gerçekleştiren örgütün atipik yapısını gözönünde bulundurarak,
ulusal makamlarının ve mahkemelerinin FETÖ/PDY’ye karşı gösterdikleri çabalar
bağlamında karşılaştıkları benzersiz zorlukları da hâlihazırda kabul ettiğini
vurgulamıştır. Bu bağlamda Türkiye’deki askerî darbe girişiminin Sözleşme
kapsamında ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin
mevcudiyetini ortaya koyduğuna dair birçok davada yaptığı ve mevcut davada da
teyit ettiği tespitini yinelemiş, yetkili makamların ve mahkemelerin darbe
girişimi sonrasında mücadele etmek zorunda kaldıkları durumun aciliyetini ve
ciddiyetini kabul ettiğini vurgulamıştır (Yüksel Yalçınkaya/Türkiye §
269).
2. Avrupa Hukuk
Yoluyla Demokrasi Komisyonu'nun 12/12/2016 tarihli Görüşü
62. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik
Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde "15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe
Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde
Kararnameleri Hakkında Görüş" isimli belgeyi yayımlamıştır.
63. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında
görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç
örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun
olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici
veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı
kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik
Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu
görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandır nitelikte olması gerektiğini
vurgulamıştır. Masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması
gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik
anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde
hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı
hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
64. Anayasa Mahkemesinin 16/7/2025 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım
Talebi Yönünden
65. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun
adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir (Mehmet Şerif Ay, B.
No: 2012/1181, 17/9/2013).
B. Özel Hayata
Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
66. Başvurucu; kamu görevinden süresiz şeklide
çıkarılmasının Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir ceza olduğunu, işlendiği
zaman suç olmayan bir fiilden dolayı cezalandırıldığını ifade etmiştir. Bununla
birlikte başvurucu ByLock programının normal bir mesajlaşma uygulaması
olduğunu, bu uygulamaya ilişkin verilerin kanuna aykırı olarak elde edilmiş
olduğunu dile getirmiştir. Ayrıca başvurucu kamu görevinden çıkarılması
nedeniyle sosyal hiçbir güvencesi olmadan yaşamaya mahkum edildiğini, çalışma
ve birikimle elde ettiği mesleki hayatının sonlandırıldığını ve FETÖ üyesi ilan
edildiğini de belirterek özel hayata saygı hakkının, kanunsuz suç ve ceza
olması ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
67. Bakanlık görüşünde; başvuruya konu olay ve sürece
ilişkin genel bilgilere yer verilmiş, yargılama safahatının özeti yapılmıştır.
Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve
demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte
yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı
olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat
hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut
olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.
2. Değerlendirme
68. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenar
başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ... saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine
dokunulamaz."
69. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,
§ 16).
70. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü
marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden
çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmektedir. Kişilerin
mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek
hayata yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava
süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bu bağlamda
öncelikle özel hayata saygı hakkının başvuruya uygulanabilir olup olmadığı
hususunda aşağıda yer alan ölçütler dikkate alınarak değerlendirme yapılması
gerekmektedir (benzer yönde bir değerlendirmeler için bkz. C.A. (3), §
88; N. E., § 88;A. S., § 90)
a. Özel Hayata
Saygı Hakkı Yönünden Uygulanabilirliğin Belirlenmesi
71. Anayasa Mahkemesi; önceki birçok kararında özel
hayata saygı hakkının kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını
içerdiğini, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığını ve
kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde
olduğunu sıklıkla vurgulamıştır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, özel
hayata saygı hakkının daha ziyade özel hayata ilişkin hususların kişinin
mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığı durumlarda dikkate alındığına
ilişkin değerlendirmelerde de bulunmuştur (K.Ş., B. No: 2013/1614,
3/4/2014, § 36; Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent
Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 62; Ata Türkeri, B.
No: 2013/6057, 16/12/2015, § 31; E.G. [GK], B. No: 2014/12428,
13/10/2016, § 34; Ayla Demir İşat [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, §§
99-110; C.A. (3), § 90).
72. Anayasa Mahkemesinin özel hayata dair hususların
kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alındığı durumlarda özel hayata
saygı hakkının uygulanacağına ilişkin bu yaklaşımı, hakkın koruduğu değer
olan özel hayatın bu kavrama ilişkin sebepler dolayısıyla ele alındığını
göstermektedir. Zira özel hayatlarına ilişkin nedenlerle kişilerin mesleki
hayatlarına yönelen müdahalenin ya da bu kişiler hakkında gerçekleştirilen
eylem veya idari ya da adli işlemlerin onların özel hayat alanlarını
etkileyecekleri açıktır (C.A. (3), § 91; Ayla Demir İşat, § 100; N.
E., § 90;A. S., § 92).
73. Bununla birlikte kişilerin mesleki hayatlarını ve
buna bağlı kazanımlarını etkileyen bir müdahalenin sebep unsurunu özel hayata
ilişkin davranışlar oluşturmamakla birlikte söz konusu müdahale, sonuçları
itibarıyla kişilerin özel hayatını önemli ölçüde etkileyebilir (AYM,
E.2018/159, K.2019/93, 24/12/2019, § 16). Kişilerin kamu görevinden çıkarılması
ve memuriyetlerinin alınması, onların meslek ve sosyal hayatında üçüncü
kişilerle kuracağı ilişkiler ve itibarları üzerinde ciddi etkiler oluşturabilir
(AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 71).
74. Ancak özel hayata ilişkin herhangi bir nedene
dayanmayan ve kişilerin mesleki hayatlarına yönelik müdahaleler ya da tedbirler
içeren her durumun doğrudan özel hayata saygı hakkı kapsamında
değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu türden müdahalelerin konu olduğu süreçler
özel hayata saygı hakkının incelenmesini ve güvencelerinin harekete
geçirilmesini sağlamaya elverişli olmalıdır. Mesleki hayata yönelik olarak
gerçekleştirilen müdahalelerin ya da alınan tedbirlerin kişilerin sosyal
yaşamlarına ve çevreleriyle kuracakları iletişime, dolayısıyla özel hayatlarına
dolaylı da olsa bir etkisinin olacağı öngörülebilir olsa da bu kapsamdaki
gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi muhtemel etkinin meselenin özel hayata saygı
hakkı kapsamında ele alınmasını gerekli kılacak ölçüde ciddi ve asgari bir
ağırlık düzeyinde olduğunun ortaya konulması gerekir. Ağırlığın belirlenmesi
ise her somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve başvurucuların
ortaya koyacakları değerlendirilebilecek mahiyetteki iddia ve deliller irdelenerek
gerçekleştirilebilir (C.A. (3), § 93; Ayla Demir İşat, § 102; N.
E., § 92;A. S., § 94).
75. Bu çerçevede özel hayata ilişkin herhangi bir nedene
dayanılmaksızın mesleki hayata yönelen müdahalelerin ya da tedbirlerin özel
hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için muhataplarının özel
hayatları üzerine ciddi etkide bulunması veya bu düzeyde bir etkinin doğmasının
muhtemel olması gerekir. Bu türden bir meselenin özel hayata saygı hakkı
kapsamında incelenmesini gerekli kılan asgari ağırlık düzeyinde olup
olmadığının değerlendirilmesinde şu hususlar dikkate alınmalıdır. Kişinin iç
dünyasında meydana gelen etkinin derecesi, kişinin sosyal çevresinde ve
itibarında meydana gelen etkinin derecesi, kişinin mesleğine ilişkin nesnel
nitelikler dikkate alındığında muhatap olduğu müdahalenin ya da tedbirin neden
olacağı etkinin ya da zararın derecesi, etkinin ya da zararın ne derecede ikna
edici açıklamalarla ortaya konulduğu ve delillendirildiği ile mesleki hayata
yönelik müdahalelerin ya da tedbirlerin nedenleri (C.A. (3), § 94; Ayla
Demir İşat, § 103; N. E., § 93;A. S., § 95).
76. Söz konusu ağırlık düzeyi belirlenirken muhatap
kişilerde meydana gelen veya gelebilecek olan üzüntü, endişe, gelecek kaygısı
ya da korku gibi duyguların özel hayatlarına olan somut etkileri ve yansımaları
dikkate alınacağından bu hususlarda yeterli, ikna edici açıklamalarda
bulunulması ve iddiaların delillendirilmesi gerektiği hususu önemi dolayısıyla
yeniden vurgulanmalıdır (C.A. (3), § 95; N. E., § 94;A. S.,
§ 96).
77. Ayrıca mesleki hayatı etkileyen bir tedbirin özel
hayata saygı hakkına müdahale oluşturduğuna ilişkin iddiaların
uygulanabilirliğinin değerlendirilebilmesi için bireysel başvuru yolundan önce
tüketilmesi gereken idari ya da yargısal süreçlerde ileri sürülmüş olması
gerekir (C.A. (3), § 96; N. E., § 95;A. S., § 97).
78. Somut olayda başvurucu, devletin millî güvenliğine
karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da
terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibat yahut iltisakının bulunduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Süreç içinde verilen kararlar
incelendiğinde, kamu görevinden çıkarılmanın başvurucunun ByLock
kullandığına ilişkin tespite dayandığı, bu suretle yargı mercilerince
başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğu konusunda yeterli
delilin bulunduğunun kabul edildiği görülmektedir.
79. Dolayısıyla başvurucunun mesleki hayatına yönelik
olarak gerçekleşen söz konusu tedbirin özel hayata ilişkin herhangi bir nedene
dayanmadığı açıktır. Bu durumda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına
ilişkin uyuşmazlığın özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmeyi gerekli
kılan asgari ağırlık düzeyinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
80. Astsubay olarak görev yapan başvurucu; kamu görevinden
çıkarılması nedeniyle sosyal hiçbir güvencesi olmadan yaşamaya mahkum
edildiğini, çalışma ve birikimle elde ettiği mesleki hayatının sonlandırıldığını
ve FETÖ üyesi ilan edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun mesleki hayatına
yönelik müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını
önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi
açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı, neticede özel hayatına önemli
bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve etki doğuracağının muhtemel olduğu
değerlendirilmektedir. Dolayısıyla başvurucunun dile getirdiği endişeler ve
FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden
çıkarılması hususları birlikte değerlendirildiğinde yaşadığı endişenin iç ve
dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi düzeye ulaştığı görülmektedir.
81. Açıklanan nedenlerle mevcut başvuruda mesleki
hayata yönelik müdahalenin başvurucunun özel hayatına ciddi şekilde etki
ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından
başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği
sonucuna varılmıştır.
b. Başvuruyu
İnceleme Yönteminin Belirlenmesi
82. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen
müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği,
söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler.
1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve
olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve
hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde
düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL
dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi
Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle
gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (N.
E., § 100;A. S., § 102).
i. Genel
Açıklamalar
(1) Olağanüstü
Hâl Yönetim Usulünün Anayasal Çerçevesi
83. Olağanüstü yönetim usulleri; iç karışıklık,
ayaklanma, savaş tehlikesinin baş göstermesi, savaş hâli, doğal afet, ağır
ekonomik bunalım ve benzeri nedenlerle devletin ve toplumun güvenliğini büyük
ölçüde sarsan durumlarla karşılaşıldığında başvurulan yönetim şekilleridir. Belirtilen
durumların devletin ve toplumun varlığı ile güvenliği bakımından büyük bir
tehlike oluşturduğu kuşkusuzdur. Olağan dönemdeki yönetim rejiminin ve hukuk
kurallarının bu tehlikelerin giderilmesinde yetersiz kalabilmesi nedeniyle
çağdaş hukuk sistemlerinde olağanüstü hâllerde özel yönetim usullerinin
uygulanmasına da imkân tanınmaktadır. Başka bir ifadeyle olağanüstü yönetim
usulleri bir zaruretten kaynaklanmakta olup demokratik anayasal düzenin
korunması ve sürdürülebilmesi için bu yönetim usullerine başvurulması
zorunluluğu ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda olağanüstü şartları doğuran
tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için ivedi önlem ve karar alabilme ihtiyacı
duyan yürütmenin yetkilerinin artırılması gerekebilmektedir (AYM, E.2018/81,
K.2021/45, 24/06/2021, § 3; (N. E., § 101;A. S., § 103).
84. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesince sıklıkla
vurgulandığı üzere demokratik ülkelerde olağanüstü yönetim usulleri, hukuku
dışlayan keyfî yönetim anlamına gelmez. Anayasa’dan kaynağını alan olağanüstü
yönetim usulleri bu kurallara göre yürürlüğe konularak yasama ve yargı
organlarının denetiminde varlıklarını sürdürmektedir. Olağanüstü yönetimlerin
amacı, anayasal düzeni korumak ve savunmaktır. Bu nedenle olağanüstü hâl;
yürütme organına önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri de önemli
ölçüde sınırlandırmasına karşın hukuki bir rejimdir (AYM, E.2018/81, K.2021/45,
24/06/2021, § 4; N. E., § 102;A. S., § 104).
85. Anayasa Mahkemesince daha önce ifade edildiği üzere
Anayasa’nın mülga 121. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince olağanüstü hâllerde
Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu olağanüstü hâlin
gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisine sahiptir.
Yine Anayasa’nın mülga 91. maddesinin birinci fıkrasında, sıkıyönetim ve
olağanüstü hâller saklı kalmak üzere Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve
İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile
Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin KHK’larla
düzenlenemeyeceği belirtilmekte iken sıkıyönetim ve olağanüstü hâllerde söz
konusu hak ve ödevler yönünden de KHK ile düzenleme yapılmasına bir engel
bulunmamaktadır (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, §§ 6, 7;N. E., §
103;A. S., § 105).
(2) Olağanüstü
Hâl Döneminde Alınan Tedbirin Tâbi Olduğu Hukuki Rejimin Belirlenmesi
86. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin
kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
“Savaş, seferberlik veya olağanüstü
hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla,
durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya
tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı
tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda
da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin
yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,
vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı
suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile
saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
87. Savaş, seferberlik ve olağanüstü hâllerde hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılması hatta kullanılmasının durdurulmasının özel
olarak düzenlendiği Anayasa’nın 15. maddesine göre temel hak ve özgürlüklerin
kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın
diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür.
Ancak anılan maddede yürütmeye tanınan bu yetki sınırsız değildir. Anayasa’nın
diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin milletlerarası
hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmemesi ve durumun gerektirdiği ölçüde
olması gerekmektedir. Ayrıca bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve
manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve
cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine aykırı işlem
yapılamayacağı kabul edilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 14; N.
E., § 105;A. S., § 107).
88. Olağanüstü hâl yönetim usullerine başvurulmasındaki
temel amaç, bu yönetim rejiminin uygulanmasına neden olan tehdit veya
tehlikelerin bertaraf edilmesini sağlamaktır. Devletin veya toplumun varlığının
ya da kamu düzeninin karşı karşıya kaldığı ağır tehdit veya tehlikelerin
bertaraf edilmesi amacına yönelik olarak olağanüstü yönetim usulünün
uygulandığı dönemlerde temel hak ve özgürlükleri olağan döneme kıyasla daha
fazla sınırlandıran tedbirlerin alınması gerekebilir. Bu nedenle Anayasa’nın
15. maddesinin uygulanabilmesi için uygulanan kuralın ve alınan tedbirin
olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularla ilgisinin bulunması gerekir (AYM,
E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 15; N. E., § 106;A. S., § 108).
89. Ayrıca tedbirin Anayasa’nın olağanüstü dönem için
öngördüğü denetim rejimine tabi olabilmesi için olağanüstü hâlin ilanına sebep
olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesi amacına yönelik olması ve
olağanüstü hâl süresiyle sınırlı uygulanması gerekir. Dolayısıyla ancak bu iki
özelliği taşıyan bir tedbirin Anayasa’ya uygunluk denetiminde olağanüstü
hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlanmasını ve
durdurulmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi esas alınabilir. (Aydın
Yavuz ve diğerleri, §§ 190-192; AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 17;
N. E., § 107;A. S., § 109).
90. Tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit
veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olmadığı ya da olağanüstü hâlin
süresini aşacak şekilde uygulandığı durumlarda ise söz konusu tedbirle
bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yapılan müdahalenin Anayasa’ya uygunluk
denetiminde Anayasa’nın 15. maddesi dikkate alınamaz. Anılan amacı taşıyan ve
olağanüstü hâl döneminde hayata geçirilen tedbir ya da işlem, geleceğe yönelik
genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği takdirde bu
tedbirin olağanüstü hâl dönemini aştığı söylenemez (AYM, E.2018/81, K.2021/45,
24/6/2021, §§ 18, 66, 154; N. E., § 108;A. S., § 110).
ii. Mevcut Başvuruyu
İnceleme Yöntemi
91. Belirtilen ilkeler ışığında mevcut başvuruda
öncelikle gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu
belirlenmelidir.
92. İnsan haklarına ilişkin bazı uluslararası belgelerde
devletlerin karşılaştıkları savaş veya ulusun varlığını ya da yaşamını tehdit
eden olağanüstü durumlarda olağan dönemdeki hukuk rejiminin dışına
çıkabilmelerine ve olağan dönemdeki uluslararası yükümlülüklerine aykırı
tedbirlere başvurabilmelerine imkân tanınmıştır. Bu çerçevede Türkiye'nin tarafı
olduğu MSHUS'un 4. ve AİHS'in 15. maddelerinde bu dönemlerde belirli koşullarla
anılan sözleşmelerdeki yükümlülüklere aykırı tedbirler alınabileceği
düzenlenmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 169, 170; ayrıca bkz. §§
40, 41). Anayasa Mahkemesinin olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı
dönemlerde, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden AİHS
ve Türkiye'nin taraf olduğu buna ek protokoller kapsamındaki herhangi birinin
kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruları inceleme
yetkisinin bulunduğunu belirtmek gerekir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §
181; N. E., § 110;A. S., § 112).
93. Anayasa'nın 13. maddesi, olağan dönemde temel hak ve
özgürlüklerin hangi ölçütler gözönünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini
ortaya koymaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 184). OHAL'lerde temel
hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ve hatta durdurulmasına ilişkin
ölçütlerin yer aldığı Anayasa'nın 15. maddesine göre ise savaş, seferberlik
veya OHAL'lerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen
durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür. Ancak Anayasa'nın 15.
maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki tanımamaktadır.
Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere
dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı bulunmaması ve
durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §
186; N. E., § 111;A. S., § 113).
94. Somut olayda, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan
Bakanlar Kurulu 20/7/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/7/2016 Perşembe günü
saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar
vermiştir. Ayrıca 21/7/2016 tarihinde ilgili birimlere derogasyon beyanında
bulunulmuştur (bkz. §§ 9, 10). OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa
Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine
bildirilmiştir. Söz konusu olağanüstü hâl ilanının nedeni cebir ve şiddet
kullanılarak anayasal düzenin değiştirilmeye çalışıldığı 15 Temmuz darbe
teşebbüsüdür. Başvuruya konu olan ve olağanüstü hâl döneminde hayata geçirilen
kamu görevinden çıkarma işlemine dayanak olan kanuni düzenlemeler, terör
örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar
verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu
gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata
yeniden alınmalarını, bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmelerini, doğrudan
ya da dolaylı olarak görevlendirilmelerini engelleyen kural olağanüstü hâlin
ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yöneliktir
(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2018/81, K.2021/45,
24/06/2021, § 153; N. E., § 112;A. S., § 114).
95. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri,
olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak bireysel işlem şeklinde tesis edilmiş
ve olağanüstü hâl döneminde uygulanmıştır. Tedbirle kamu görevinden çıkarılan
başvurucunun bir daha bu göreve getirilmesi engellenmiş ve böylece başvurucuya
yönelik olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik
yasaklama getirilmiştir. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde
olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire
dayanak olan kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör
örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya
gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme
getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi
benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da
dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç
doğurma özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen
somut tedbir başvurucu hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanmış, hüküm
ve sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden
çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı
24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususa vurgu
yapmıştır (aynı kararda bkz. § 66).
96. Bu durumda terör örgütlerine veya devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu olağanüstü hâl döneminde değerlendirilen
başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam
edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya
ilişkin incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği
değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N. E.,
§ 114;A. S., § 116)
c. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
97. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Esas
Yönünden
98. Olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olan ve
olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı
tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın
15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;
i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup
olmadığı,
ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere
aykırılık teşkil edip etmediği,
iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı
değerlendirilmelidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 186; Ayla Demir
İşat, § 146; N. E., § 116;A. S., § 118).
i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup
Olmadığı
99. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde
temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan
güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere
dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun
fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve
manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve
kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve
cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar
kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir,
anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru
kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün
ihlal edildiği sonucuna varılır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 196, 197; N.
E., § 117;A. S., § 119).
100. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü
yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci
fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata
saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl
dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (N.
E., § 118;A. S., § 120)
101. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya
ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde
çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına ve ciddiyet ve ağırlığının söz konusu
tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM,
E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016
tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu
görevinden çıkarma tedbirinin olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu
ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu
olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının
uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. N. E., § 119;A. S., § 121).
ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere
Aykırı Olup Olmadığı
102. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci
inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup
olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan
insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler
gelmektedir.
103. MSHUS'un 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun
yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu
sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak
MSHUS'un 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS'in 15. maddesinin (2)
numaralı fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3.
ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan
bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı,
Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla
birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa
da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan
ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
198-201; N. E., § 121;A. S., § 123).
104. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede
bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan
yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15.
maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde
dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut
olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin
milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü
dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da
saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. N. E., § 122;A.
S., § 124).
iii. Tedbirin
Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı
(1) Genel
İlkeler
105. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim
rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15.
maddesindeki ölçülülük - Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük
kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden
olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15.
maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük
kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin
vermektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 203; Ayla Demir İşat, §
153; N. E., § 123;A. S., § 125).
106. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük
ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya
durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun
için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını
ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir,
olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına
ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı;
ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel
hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi
arasında orantısızlık bulunmamalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 204; Ayla
Demir İşat, § 154; N. E., § 124;A. S., § 126; kıyasen birçok
karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).
107. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin
alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda
olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden
tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim
usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin
öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün
niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanın da
ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne alınması gerekir. Zira olağanüstü durumu
oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte
ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran
tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı
şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin
alındığı andaki koşulların dikkate alınması gerekir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 205-207; Ayla Demir İşat, § 155; N. E., § 125;A.
S., § 127).
108. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil
eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate
alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de
ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı
veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde
etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin
aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 208; Ayla Demir İşat, § 156; N. E., § 126;A. S., § 128).
109. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya
konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde
belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü
hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin
gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade
etmektedir (N. E., § 127;A. S., § 129).
110. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz
veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri
usule ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir.
Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları
ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu
oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli
ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu
tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından
öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı
bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan
tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin
görevidir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 209, 210; Ayla Demir İşat, §
157; N. E., § 128;A. S., § 130).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
111. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve
itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu
kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri
bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde
de geçerli olan temel güvencelerdir (Ayla Demir İşat, § 150). Bu
bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin
uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan
tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin durumun
gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (N.
E., § 129;A. S., § 131).
112. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen
OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar
yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu
nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden
yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince
ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun söylenebilmesi
için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin
ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren
durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate
alınmalıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 349; Ayla Demir İşat, §
152; N. E., § 130;A. S., §132).
113. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz
darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı
bağı olan bireylerin temel hak ve özgürlükleri ve millî güvenlik
yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun
yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır
saldırılardan biri olmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 215; N. E.,
§ 131;A. S., § 133).
114. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma
ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi
tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin
coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası
mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil
organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki
maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak
tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı,
eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve
kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari
kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri
dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri
olarak kabul edilmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 217; Bestami
Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında
FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve
teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi
zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi
kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen
paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya
çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur(bkz. §§ 8, 28, 30). Ayrıca
Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir unvan veya pozisyon için alınan
tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün
FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler
dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (C.A. (3)
§ 133; N. E., § 132;A. S., § 134).
115. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve
milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında
bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya
değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde
egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe
teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu
yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY
yapılanmasıyla irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi,
kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut
tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir
tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. N.
E., § 133;A. S., § 135).
116. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden
kısa süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği
tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk
devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz
konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî
güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet
tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin
yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım
düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak
nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; N.
E., § 134;A. S., § 136).
117. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu
görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma
yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu
görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine
getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine
güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun
koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu
görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin
bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74).
Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe
dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve
vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden
duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin
önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca
keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek
şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (N. E., § 135;A. S., §
137).
118. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, astsubay olarak
görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette
bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun
değerlendirilmesi ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının
ortadan kalkmasıdır. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının
objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı
içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan
ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce
ifade etmiştir (bkz. §§ 34, 38; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30).
Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının
neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan
kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve
demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler
alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 [D. İşler],
K.2016/12, 4/8/2016, § 80; Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26; C.A. (3),
§ 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli,
demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını
gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin
keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis
edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı
ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve
yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (N. E.,
§ 139;A. S., § 141).
119. Başvuruya konu olan süreçte ilgili mercilerce
yapılan değerlendirmeler ve verilen kararlar başvurucunun 53...94 numaralı GSM
hattı üzerinden 31/8/2014 tarihinden itibaren, ayrıca 184...@ttnet ADSL hattı
üzerinden ByLock programını kullandığının tespitine ve başvurucunun FETÖ/PDY
ile iltisak ve irtibatını ortaya koyar nitelikteki ikrarlarına dayanmaktadır.
Nitekim başvurucu OHAL Komisyonuna sunduğu dilekçede, 2007 yılında üniversite
sınavlarına hazırlanırken Samsun'un Bafra İlçesinde bulunan ve sonrasında
FETÖ/PDY'ye aidiyeti olduğu gerekçesiyle kapatılan S. Dersanesine gittiğini,
2009-2012 yılları arasında Elazığ Fırat Üniversitesindeki eğitimi sırasında
FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığını, 2013 yılında Ankara Jandarma Okulundaki
eğitimi sırasında üniversite döneminde evde kaldığı kişilerin yönlendirdiği
kişiyle görüştüğünü ve bu vasıtayla sohbetlere devam ettiğini belirtmiştir.
Bununla birlikte başvurucu Manisa'nın Alaşehir ilçesinde görevli olduğu dönemde
yine sohbetlere katılım için irtibatta olduğu kişinin tavsiyesiyle ByLock
isimli programı indirdiğini dile getirmiştir (bkz. § 14). Yine adli soruşturma
kapsamında ifadesine başvurulan bir şahsın, başvurucunun astsubay okulunda
eğitim gördüğü esnada abi diye tabir edilen bir kişinin kendileri ile
ilgilendiği yönündeki beyanı da OHAL Komisyonu kararına aktarılmıştır (bkz. §
15).
120. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tarafından
birçok kez tespit edildiği üzere FETÖ/PDY, çok sayıda ülkede kendine alan
açmayı başarmış ve organize şekilde yayılmış tehlikeli terör örgütlerinden
biridir (bkz. §§ 28-30). Anayasa Mahkemesi, karmaşık yapısı ve uluslararası
niteliği nedeniyle FETÖ/PDY ile ilgili olarak -darbe teşebbüsü öncesinde-
istihbarat anlamında bazı çalışmalar yapılmasının zorunluluk hâline geldiğini
ve anayasal düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan bir terör örgütüyle ilgili
istihbarat çalışmaları sırasında rastlanan ByLock uygulamasına ilişkin
verilerin bu örgütle ilgili olarak yürütülen soruşturmalar ve yargılamalarda
maddi gerçeğe ulaşılmasına katkı sunması amacıyla kullanılmasında hukuka
aykırılık bulunmadığını vurgulamıştır (Ferhat Kara, § 136; Bestami
Eroğlu, 148). Ayrıca Anayasa Mahkemesinin Ferhat Kara kararında yer
verilen Emniyet Genel Müdürlüğü raporunda ByLock uygulamasına ait verilerin
mesaj ve e-posta içerikleri, profil bilgileri ile arama/aranma bilgilerinden
oluştuğu da belirtilmiştir (Ferhat Kara, § 64: N. E., § 140;A.
S., § 142).
121. Anayasa Mahkemesince ifade edildiği üzere
FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde ByLock sunucusundan elde
edilen veriler oldukça önemli bir role sahip olmuş ve örgütün birçok yöneticisi
ya da üyesi ByLock verilerinin analizi neticesinde tespit edilebilmiştir.
FETÖ/PDY'nin kendine özgü yapısı gözetildiğinde daha hafif bir aracın
tercihiyle aynı sonucun elde edilmesinin mümkün olamayacağı da ortadadır (Bestami
Eroğlu, § 149). Nitekim Yalçınkaya/Türkiye kararında AİHM de ByLock
uygulamasının yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması
olmadığını ve kullanımının ilk bakışta FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla
getirebildiğini ifade etmiştir (bkz. § 60). Bu bağlamda istihbarat yöntemleri
kullanılmak suretiyle ByLock sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve
bu delillerin ilgili kamu görevlilerinin anayasal düzene sadakat bağının
ortadan kalkıp kalkmadığının belirlenmesi bakımından dikkate alınmasının
olağanüstü hâl döneminde demokratik düzenin korunması açısından bir gereklilik
içerdiği söylenmelidir. Diğer bir anlatımla ByLock uygulamasının kullanıldığına
ilişkin tespiti içeren delil, anayasal düzene sadakat bağının bulunmadığı
hususunun ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulduğunu ve kamu
görevinden uzaklaştırma konusunda alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi
kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu göstermesi açısından tek başına
yeterlidir. Bu takdirde ByLock uygulamasının kullanıldığının açıkça tespit
edilmesi hâlinde, durumun gerektirdiği ölçünün korunup korunmadığının
belirlenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek
bulunmamaktadır (N. E., § 141;A. S., § 143).
122. Kamu görevinden çıkarılan başvurucunun OHAL
Komisyonuna yaptığı başvurunun ve sonrasında açtığı iptal davasında verilen
kararların gerekçeleri incelendiğinde belirleyici delilin başvurucunun ByLock
uygulamasını kullandığına ilişkin yapılan tespit ve başvurucunun aynı yöndeki
ikrarı olduğu görülmektedir. Nitekim İdare Mahkemesi; ByLock uygulamasını
kullandığı tespit edilen başvurucunun FETÖ/PDY ile normal bir vatandaştan
beklenebilecek olandan daha yoğun bir ilişki içerisine girdiğini, terör
örgütüyle bağı bulunduğu konusunda somut verilere ulaşılan başvurucunun Anayasaya
sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirtmiştir.
123. FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı bulunan kamu
görevlilerinin tespit edilmesi konusunda devletin darbe teşebbüsünün akabinde
hızlı şekilde harekete geçmesi, demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve
açık tehlikenin bertaraf edilmesi açısından gereklilik unsurunu içermektedir.
Ayrıca başvurucunun kamu görevinden çıkarılması ile birlikte bir daha kamu
görevlisi olamayacağına dair tedbirin -örgütün gizli yapısı ve henüz tam olarak
tüm üyelerinin tespit edilemediği gözetildiğinde- örgütün kamuda yeniden
yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin
önlenmesi açısından gerekli olduğu açıktır. Bu bağlamda başvuruya konu olan
tedbirler de somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde
alınmıştır. Dolayısıyla ByLock uygulamasını yüklediği ve kullandığı tespit
edilen başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve
iltisak içinde olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan
kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince
ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.
124. ByLock uygulamasının kullanıldığının ilgili yargısal
mercilerce açıkça tespit edilmesi nedeniyle başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı
ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve
yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi bakımından diğer
delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
125. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi devletin millî
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya
gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kamu personelinin kamu
görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden
alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya
da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu
kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa’da farklı ülkelerde gerçekleştirilen
arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan
anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata
geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa
Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin
kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör
alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut
olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu
hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından
elverişli, gerekli veölçülü olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 37).
126. Öte yandan AİHM'in rejim değişikliği gibi radikal
bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet edilmesi
koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden
yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği vurgulanmalıdır.
Nitekim Xhoxhaj/Arnavutluk ve Naidin/Romanya kararlarında AİHM,
başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde
yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve
orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 52-59).
127. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz
tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal
düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda
yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs
etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır.
Somut olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu
görevinden ilgili ve ikna edici somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel
sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi
tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin
bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla
bu tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.
128. Diğer taraftan somut olayda ortaya çıkan
uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu
ve etkili şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava
dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi
ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin
bir şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı görülmektedir. Bu bağlamda
olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin
uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin
etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve
tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar
önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir
engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda
usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmaktadır.
129. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile
irtibat veya iltisak içinde olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul
edilen ByLock uygulamasının başvurucu tarafından kullanıldığına ilişkin
açıklanan gerekçelerin ilgili ve ikna edici olduğu, somut başvurunun
koşullarında alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya
tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç
ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla
eldeki başvuruda, olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün
korunduğu sonucuna varılmıştır.
130. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü
hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve
sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun
olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar
verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun
yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
16/7/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.