logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(K.N. [GK], B. No: 2022/8989, 20/11/2025, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

K.N. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/8989)

 

Karar Tarihi: 20/11/2025

R.G. Tarih ve Sayı: 22/5/2026 - 33261

 

GENEL KURUL

 

KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Kenan YAŞAR

 

 

Yılmaz AKÇİL

 

 

Metin KIRATLI

Raportör

:

Yüksel GÜNARSLAN

Başvurucu

:

K. N.

Vekili

:

Av. Nurullah ÇELEN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, haksız olduğu ileri sürülen idari gözetimin sona ermesinden sonra idari gözetimin hukuka aykırılığını incelettirebileceği bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/2/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucu hakkında DEAŞ silahlı terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Başvurucu, soruşturma kapsamında 19/9/2019 tarihinde gözaltına alınmıştır.

6. İstanbul Valiliği 24/9/2019 tarihinde 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi (kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar) uyarınca başvurucunun sınır dışı edilmesine ve aynı Kanun'un 57. maddesi gereğince 6 ay süreyle idari gözetim altına alınmasına karar vermiştir.

7. Başvurucu, ilk olarak İstanbul'un Çatalca ilçesindeki Binkılıç Geri Gönderme Merkezine sevk edilmiştir. Sonrasında Muğla Geri Gönderme Merkezine sevk edilen başvurucu, Muğla 2. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) yaptığı itirazın kabulüyle 14/1/2020 tarihinde serbest bırakılmıştır.

8. Başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında Başsavcılık 7/12/2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

9. Başvurucu 16/4/2021 tarihinde Muğla 1. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde açtığı tam yargı davası ile haksız şekilde idari gözetim altında tutulması nedeniyle uğradığı manevi zararın tazminini talep etmiştir.

10. İdare Mahkemesi 20/4/2021 tarihinde Uyuşmazlık Mahkemesinin 23/11/2020 tarihli ve E.2020/651, K.2020/684 sayılı kararına atıf yaparak davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi bu kararında 6458 sayılı Kanun uyarınca sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alınma için yapılan işlemler sırasında uğranılan manevi zararın tazminine yönelik manevi tazminat istemiyle açılan davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir. İdare Mahkemesi kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda, açılan davanın, davacının 6458 sayılı Kanun uyarınca sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alınması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararların tazmini istemine yönelik olduğu ve 6458 sayılı Kanunda idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvurulacağının öngörüldüğü dikkate alındığında; aynı işlemden kaynaklanan manevi tazminat istemli davalara da adli yargı yerinde bakılması gerektiği sonucuna varılmıştır."

11. Anılan karar, başvurucunun istinaf talebinin reddedilmesiyle 14/12/2021 tarihinde kesinleşmiştir.

12. Başvurucu 3/1/2022 tarihli dilekçe ile Hâkimliğe başvurarak söz konusu idari gözetim tedbirinden kaynaklanan manevi zararının tazmin edilmesini talep etmiştir.

13. Hâkimlik, idareye karşı açılan tazminat davalarına bakma görevinin bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine 13/1/2022 tarihinde itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Anılan kararda başvurucunun adli süreçle ilgili tazminat taleplerine ilişkin olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. ve devamı maddeleri uyarınca yetkili ağır ceza mahkemesine, idari süreçle ilgili olarak da yetkili ve görevli idare mahkemesine başvurma imkânının olduğu belirtilmiştir.

14. Başvurucu, bu kararı 19/1/2022 tarihinde öğrenmiştir.

15. Aleyhine itiraz kanun yoluna başvurulmayan Hâkimlik kararı 15/2/2022 tarihinde kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Mevzuat

16. 6458 sayılı Kanun'un "Sınır dışı etmek üzere idari gözetim ve süresi" başlıklı 57. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

 (2) (Değişik:6/12/2019-7196/77 md.) Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır ya da 57/A maddesi uyarınca idari gözetime alternatif yükümlülükler getirilir. Hakkında idari gözetim kararı alınan yabancılar, yakalamayı yapan kolluk birimince geri gönderme merkezlerine kırk sekiz saat içinde götürülür.

 (3) Geri gönderme merkezlerindeki idari gözetim süresi altı ayı geçemez. Ancak bu süre, sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili doğru bilgi ya da belgeleri vermemesi nedeniyle tamamlanamaması hâlinde, en fazla altı ay daha uzatılabilir.

 (4) (Değişik:6/12/2019-7196/77 md.) İdari gözetimin devamında zaruret olup olmadığı, valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilir. Gerek görüldüğünde, otuz günlük süre beklenmez. İdari gözetimin devamında zaruret görülmeyen yabancılar için idari gözetim derhâl sonlandırılır. Bu yabancılara, 57/A maddesi uyarınca idari gözetime alternatif yükümlülükler getirilir.

 (5) İdari gözetim kararı, idari gözetim süresinin uzatılması ve her ay düzenli olarak yapılan değerlendirmelerin sonuçları, gerekçesiyle birlikte yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Aynı zamanda, idari gözetim altına alınan kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa, kendisi veya yasal temsilcisi kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.

 (6) İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir. Başvuru idari gözetimi durdurmaz. Dilekçenin idareye verilmesi hâlinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırılır. Sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir. İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurabilir.

..."

17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

...

2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır... "

18. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" başlıklı 141. maddesi bireysel başvuru tarihi itibarıyla şöyledir:

"(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,

c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.

 (2) Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir.

 (3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.

 (4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder."

19. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" başlıklı 142. maddesinin (2) numaralı fıkrası bireysel başvuru tarihi itibarıyla şöyledir:

"(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır."

20. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Hukuk mahkemelerinin görevleri" başlıklı 6. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar."

21. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Görevin belirlenmesi ve niteliği" başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir."

22. 6100 sayılı Kanun'un "Asliye hukuk mahkemelerinin görevi" başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"(1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.

 (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir."

B. Yargı Kararları

23. Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadına göre idari gözetim kararından kaynaklanan tazminat istemli davaların çözümünde adli yargı görevlidir (bu yönde verilen çok sayıda karar arasından bkz. 19/6/2023 tarihli ve E.2023/176, K.2023/482; 30/5/2022 tarihli ve E.2022/225, K.2022/296; 28/2/2022 tarihli ve E.2021/836, K.2022/96 sayılı kararlar).

24. Uyuşmazlık Mahkemesinin 23/11/2020 tarihli ve E.2020/651, K.2020/684 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda, açılan davanın, davacı hakkında 6458 sayılı Kanun uyarınca sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alınması için yapılan işlemler sırasında uğranılan manevi zararın tazmini istemine yönelik olduğu, istemin 5271 sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı, 6458 sayılı Kanunda da idari gözetim kararına karşı sulh ceza hakimine başvurulacağı düzenlenmiş olup, aynı işlemden kaynaklanan manevi tazminat istemli davalara da adli yargı yerinde bakılacağı, ancak Mahkememizin adli yargı içerisinde hangi yargı merciinin bu davalara bakmakla görevli olduğu hususunda karar verme yetkisi bulunmadığı gözetildiğinde, bu belirlemenin ilgili yargı kolunun kendi içerisinde yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

Sonuç: Davanın çözümünde adli yargının görevli olduğuna, bu nedenle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen... görevsizlik kararının kaldırılmasına... [karar verildi.]"

25. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdari Dava Dairesinin 11/9/2025 tarihli ve E.2025/1882, K.2025/3760 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda; uyuşmazlığın6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 57. maddesinde düzenlenen idari gözetim altına alınmaktan kaynaklandığı, aynı Kanunun 57. maddesinin 6. fıkrası uyarınca idari gözetim kararlarının Sulh Ceza Hakimliği'nce çözümlenmesi gerektiği, hukuka uygunluk denetimi idari yargı koluna ait olmayan işlemin, hukuka aykırılığından bahisle ileri sürülecek tazminat isteminin idare mahkemelerince değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve adli yargı mercileri tarafından çözüme kavuşturulması gerektiği anlaşıldığından, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının görev alanına girmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Belirtilen durum itibariyle görülmekte olan davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekmekte iken uyuşmazlığın esası incelenmek suretiyle verilen istinaf başvurusuna konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır."

26. Uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görev alanına girmediği yönünde benzer nitelikteki idari yargı merci kararları için çok sayıda karar arasından Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesinin 11/11/2025 tarihli ve E.2025/3710, K.2025/3956; Bursa Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesinin 12/9/2025 tarihli ve E.2025/1545, K.2025/1964; Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesinin 25/9/2025 tarihli ve E.2025/1304, K.2025/1749; Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin 30/9/2025 tarihli ve E.2025/1240, K.2025/1535; İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesinin 4/7/2025 tarihli ve E.2025/1628, K.2025/1766 sayılı kararlarına bakılabilir.

27. Adli yargı merci kararlarında ise idari gözetime bağlı haksız tutmadan kaynaklanan zararlara ilişkin uyuşmazlıkların çözüm yerinin neresi olduğuna dair farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bazı bölge adliye mahkemeleri Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadıyla uyumlu olarak söz konusu davaların adli yargı mercilerince görülmesi gerektiği yönünde kararlar vermektedir (bu yönde bkz. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 28/11/2024 tarihli ve E.2024/1812, K.2024/384 sayılı kararı). Öte yandan bir kısım adli yargı merci ise idari gözetim kararının idari işlem niteliğinde olması nedeniyle bu karardan kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargıda görülmesi gerektiği şeklinde değerlendirme yapmaktadır. Van Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin bu yöndeki 7/1/2025 tarihli ve E.2024/1859, K.2024/1336 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Somut durumda davacı, idari gözetim kararı nedeniyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararının tahsili istemi ile eldeki davayı açmış olup, yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve tanımlar nazara alındığında, tazminata dayanak olarak gösterilen karar idari işlem niteliğindedir. İdari işlemin itiraz merciinin sulh ceza hakimliği olması işlemin bu niteliğini ortadan kaldırmadığı gibi yargı yolunu da belirlemeye yeterli ve elverişli değildir. Eldeki somut uyuşmazlıkta Uyuşmazlık Mahkemesi kararı bulunmadığı gibi, Uyuşmazlık Mahkemesinin salt itiraz merciinin sulh ceza hakimliği olması nedeni ile tazminat davasının da adli yargıda görülmesi gerektiğine ilişkin kabulüne Dairemizce iştirak edilmemiştir. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi kararında da idari gözetim kararı halinde tazminat istemli davalarda görevli yargı yerinin 2577 sayılı Yasanın 2. maddesi uyarınca idari yargı mercileri olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu itibarla, idari işlemden kaynaklanan eldeki davanın görüm ve çözüm yeri adli yargı değil, 2577 sayılı Yasanın 2. maddesi uyarınca idari yargı mercileridir."

28. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin 11/7/2025 tarihli ve E.2025/473, K.2025/1653 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

" ... [D]avanın görev yönünden reddine karar verilmiş ise de, Uyuşmazlık Mahkemesinin benzer konuda emsal 31/10/2022 tarih, 2022/293 E, 2022/466 K sayılı, 'Bu bağlamda, 6458 sayılı Kanunda idari gözetim kararına karşı sulh ceza hakimine başvurulacağının düzenlendiği gözetildiğinde, aynı işlemden kaynaklanan maddi, manevi tazminat istemli davalara da adli yargı yerinde bakılması gerektiği değerlendirilmiştir. Ancak Uyuşmazlık Mahkemesinin adli yargı içerisinde hangi yargı merciinin bu davalara bakmakla görevli olduğu hususunda karar verme yetkisi bulunmadığı, bu belirlemenin ilgili yargı kolunun kendi içerisinde yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır' şeklindeki ilamı dikkate alınarak, CMK'nın 141-144 maddeleri kapsamında davacı tarafın talebi değerlendirilerek, davanın esası hakkında hüküm tesis edilmesi gerektiği gözetilmeden, davanın görev yönünden reddine dair yazılı şekilde karar verilmesi... [bozmayı gerektirmiştir.]"

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Anayasa Mahkemesinin 20/11/2025 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin B.T. ([GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017) kararı uyarınca hukuka aykırı ve ölçüsüz idari gözetim tedbirinden kaynaklanan manevi zararının tazmini amacıyla İdare Mahkemesi nezdinde açtığı tam yargı davasının görev yönünden reddine karar verildiğini beyan etmiştir. Ayrıca İdare Mahkemesinin ret kararı ve kararda atıf yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi kararına istinaden manevi zararının giderilmesi amacıyla Hâkimliğe yaptığı başvurunun da görevsizlik gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle hukuka aykırı ve ölçüsüz idari gözetim tedbirinden kaynaklanan zararının tazmini için başvurabileceği etkili bir başvuru yolu bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin Erol Güler ([2. B.], B. No: 2013/8173, 14/4/2016) başvurusunda olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmamasının başvuru yollarının tüketilmemesine neden olacağına karar verdiği, somut olayda da başvurucunun İdare Mahkemesi ve Hâkimlik arasındaki olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü talebiyle Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru yaptığına ilişkin bilgi ve belge sunmadığı belirtilerek başvurucunun itiraz kanun yolu açık olarak verilen Hâkimlik kararına itiraz ettiğini gösterir bilgi ve belge sunmaması nedeniyle başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğinin başvurunun kabul edilebilirliğine dair yapılacak incelemede değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Ayrıca başvurunun esasına ilişkin olarak yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa'nın 19. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

...usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

...

 (Değişik: 3/10/2001-4709/4 md.) Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir."

33. Başvurucunun şikâyetinin özü, hukuka aykırı ve ölçüsüz idari gözetim tedbirinden kaynaklanan manevi zararının tazmini amacıyla açtığı davanın esasının adli ve idari yargı mercilerince incelenmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19. maddesinin -ikinci fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında hürriyeti kısıtlanan kişiler için güvence altına alınan tazminat isteme hakkı, Anayasa'nın 40. maddesinin özel (lex specialis) bir görünümü olduğundan somut olayda 40. madde açısından ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

34. Somut olayda başvurucu, Hâkimliğin itiraz kanun yolu açık olarak verdiği görev yönünden ret kararına itiraz etmediği gibi idari ve adli yargı yerleri arasındaki olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü amacıyla Uyuşmazlık Mahkemesine de başvurmamıştır. Bununla birlikte başvurucu, Anayasa Mahkemesinin B.T. kararıyla ortaya konan ilkelere rağmen hukuka aykırı ve ölçüsüz idari gözetim tedbirinden kaynaklanan manevi zararının tazmini amacıyla başvurduğu yargısal mercilerce verilen görev yönünden ret kararları nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetine ilişkin etkili bir yol bulunup bulunmadığı meselesi doğrudan başvurunun esasını ilgilendirdiğinden bu hususa ilişkin kabul edilebilirlik değerlendirmesi, işin esasıyla birlikte yapılmalıdır.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

35. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan kişilere tanınan güvencelere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir (Safkan Aydoğdu [2. B.], B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 43).

36. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişiler" tabiri ile maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir (Safkan Aydoğdu, § 44). Buna göre Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden ilk sekiz fıkrada yer alan güvenceleri tamamlayan ve onlara riayet edilmemesi sonucunda ilgililere tazminat ödenmesini zorunlu kılan bir işleve sahiptir (A.A. [GK], B. No: 2017/34502, 21/10/2021, § 52).

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eyleme karşı idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla hukuka aykırı idari gözetim tedbirinden kaynaklanan tazminat davasını esastan inceleyecek etkili bir yargısal yolun bulunmadığı iddiasıyla yapılan başvurularda sözü edilen idari gözetimin hukuka uygunluğunun ilk elden Anayasa Mahkemesince incelenmesi bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi ile bağdaşmadığı gibi bireysel başvuru yolunun amacıyla da bağdaşmamaktadır (makul sürede yargılanma hakkı yönünden yapılan aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Nevriye Kuruç [GK], B. No: 2021/58970, 5/7/2022, § 87; idari gözetim kararına bağlı tutulma koşulları kapsamında kötü muamele yasağıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı yönünden yapılan benzer yöndeki değerlendirme için bkz. İbrahim Muhammed Ali [GK], B. No: 2025/10406, 8/7/2025, § 51).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

38. Anayasa Mahkemesi 6458 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 11/4/2014 tarihinden sonra idari gözetim altında bulundurulan yabancıların gerek idari gözetim kararının idarece resen sonlandırılmasını gerekse tutulanların sulh ceza hâkimliğine yaptıkları itiraz üzerine serbest bırakılmalarını müteakiben kendisine yapılan başvurularda Anayasa'nın 19. maddesine ve 6458 sayılı Kanun'daki usule aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya gözetim altına alınması uygulamasında tutma kararı verme işleminin koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye bildirilmesi, idari gözetim kararına karşı başvuru yolları gibi usul güvencelerine aykırılıktan dolayı bu başlık altında yapılan şikâyetlerden ötürü ihlal kararları vermiştir (örnek kararlar için bkz. K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015; I.S. ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/15824, 22/9/2016).

39. Anayasa Mahkemesi, idari gözetim altına alınan yabancıların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ilgilendiren ihlal iddialarında B.T. başvurusu hakkında verdiği kararla içtihat değişikliğine gitmiştir. Anılan kararda, Anayasa Mahkemesi 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinin idari işlem veya eylem türleri yönünden herhangi bir ayrım yapılmadığından idari fonksiyona giren her türlü işlem veya eylem sebebiyle oluşan zararın tazmininin bu kurala dayanılarak açılacak tam yargı davasıyla istenebilmesi için yeterli bir yasal zemin oluşturduğunu, sırf -bilgi eksikliği nedeniyle- fiiliyatta bu yolun işletilmemesinin etkisiz olduğu biçiminde yorumlanamayacağını, hukuka aykırı şekilde tutulan yabancılar yönünden tam yargı davasının etkili bir hukuk mekanizması olduğunu belirtmiştir (B.T., §§ 52, 54).

40. Diğer taraftan anılan kararda Anayasa Mahkemesi 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesine göre hukuki niteliği itibarıyla idari bir işlem olduğu hâlde yabancıyı özgürlüğünden yoksun bırakan kararın mahiyetini de dikkate alan kanun koyucunun idari gözetim kararına karşı itiraz mercii olarak münhasıran sulh ceza hâkimliklerini tayin ettiğini, bu açıdan idare mahkemelerinin idari gözetim kararının hukuka uygunluğunun denetimi konusunda herhangi bir yetkisi bulunmadığından sulh ceza hâkimliğine itiraz edilmeden idari yargıda tam yargı davası açılamayacağını açıklamıştır (B.T., §§ 70, 71). Öte yandan sulh ceza hâkiminin idari gözetim kararının hukuka uygun olduğuna hükmetmesi durumunda -idari yargı merciinin idari gözetim kararının hukukiliğini denetleme yetkisinin bulunmadığı gözetildiğinde- 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde öngörülen tam yargı davasının idari gözetim kararının hukuka aykırı olduğu şikâyetlerine bağlı tazminat istemi yönünden etkisiz hâle geleceği, bu gibi hâllerde sulh ceza hâkiminin ret kararından itibaren süresi içinde doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabileceği belirtilmiştir (B.T., § 72).

41. Anayasa Mahkemesi A.A. ([1. B.], B. No: 2014/18827, 20/12/2017) kararında sulh ceza hâkiminin idari gözetim kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle itirazı kabul etmesi hâlinde tam yargı davası açılmasını engelleyici bir düzenleme bulunmadığından bu yol tüketilmeden bireysel başvuruda bulunulamayacağı yönündeki değerlendirmenin idari gözetimin idarece sonlandırılması durumunda da geçerli olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu kararlardan anlaşılacağı üzere Anayasa Mahkemesi idari gözetimi sona erdirilen başvurucuların hukuka aykırı olarak idari bir kararla özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle uğradıklarını öne sürdükleri maddi ve manevi zararlarının karşılanması bakımından idari yargıda tam yargı davası yolunu tüketmeleri gerektiğini belirtmiştir.

42. Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından sonraki süreçte Uyuşmazlık Mahkemesi somut olaya benzer olumsuz görev uyuşmazlıklarında idari yargının değil adli yargının görevli olduğuna dair çok sayıda karar vermiştir (bkz. §§ 23, 24). Bu kararlar sonrasında söz konusu tazminat davalarının hangi yargı mercilerince görüleceğine ilişkin farklı uygulamalar ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda idari yargı mercileri Uyuşmazlık Mahkemesi içtihadına uygun şekilde idari gözetim tedbirinin hukuka uygunluğunun adli yargı teşkilatı içerisinde yer alan sulh ceza hâkimliklerince denetlendiği ve bu nedenle idari gözetimden kaynaklanan tazminat davalarının da adli yargı mercilerince görülmesi gerektiği şeklindeki gerekçelerle görev yönünden ret kararları vermektedir. Bununla birlikte bazı adli yargı mercileri de B.T. kararında ortaya konan ilkeler çerçevesinde idari gözetim kararının idari işlem niteliğinden hareketle açılan tazminat davalarını görev yönünden reddetmektedir. Ayrıca somut başvuruda olduğu gibi uygulamada söz konusu tazminat davasının adli yargı teşkilatı içinde hangi mercilerde (ağır ceza mahkemeleri, sulh ceza hâkimlikleri, genel görevli hukuk mahkemeleri) açılacağına ilişkin bir belirsizliğin de söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca uygulamada benzer nitelikteki davaları esastan inceleyen adli yargı mercilerinin de idari gözetimin hukuka uygunluğunu denetlemek suretiyle tazminat talebini kabul ettiğine dair herhangi bir veriye ulaşılamamıştır. Bu koşullar altında başvurucudan Hâkimlik kararına itiraz veya Uyuşmazlık Mahkemesine başvuru gibi pratik olarak dikkate değer bir başarı şansı sunmayan hukuki yolları tüketmesinin beklenemeyeceği, eldeki başvuruda başvuru yollarının tüketilmesi ve süre aşımı yönlerinden herhangi bir eksiklik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla açıkça dayanaktan yoksun olmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

43. Anayasa Mahkemesinin 30/11/2017 tarihinde verdiği B.T. kararından bu yana aradan geçen uzunca süreye rağmen gelinen aşamada hukuka aykırı olarak idari gözetim altına alınan bireylerin bu işlemden kaynaklanan zararlarının tazmini için hangi yargısal merciye başvuracakları konusunda -kendilerinden kaynaklanmayan- ciddi bir belirsizlik içinde oldukları anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasıyla güvence altına alınan tazminat isteme hakkının hangi yargısal merci önünde ileri sürüleceğine ilişkin özel bir hüküm bulunmayan hukuk düzenimizde, mevcut genel nitelikteki kural ve mekanizmaların uygulamada süregelen belirsizliğin giderilmesinde yetersiz kaldığı görülmüştür.

44. Mevcut koşullar altında Anayasa Mahkemesi -K.A. kararında olduğu gibi- sınır dışı edilmek amacıyla idari gözetim altında tutulan başvurucu açısından tutmadan kaynaklanan zararların tazminine imkân sağlayabilecek etkili idari ve yargısal bir başvuru yolunun bulunmadığı kanaatine ulaşmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin -ikinci fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

VI. GİDERİM

A. Genel İlkeler

46. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar" başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

47. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) "Pilot karar usulü" başlıklı 75. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bölümler, bir başvurunun yapısal bir sorundan kaynaklandığını ve bu sorunun başka başvurulara da yol açtığını tespit etmeleri ya da bu durumun yeni başvurulara yol açacağını öngörmeleri hâlinde, pilot karar usulünü uygulayabilirler. Bu usulde, konuya ilişkin Bölüm tarafından pilot bir karar verilir. Benzer nitelikteki başvurular idari mercilerce bu ilkeler çerçevesinde çözümlenir; çözümlenmediği takdirde Mahkeme tarafından topluca görülerek karara bağlanır.

...

 (5) Bölüm pilot kararla birlikte, bu karara konu yapısal soruna ilişkin benzer başvuruların incelenmesini erteleyebilir. İlgililer erteleme kararı hakkında bilgilendirilirler. Bölüm, gerekli gördüğü takdirde ertelediği başvuruları gündeme alarak karara bağlayabilir

 (6) (Ek:RG-5/8/2025-32977) Genel Kurula sevk edilen başvurularda söz konusu değerlendirmeler Genel Kurul tarafından yapılır."

48. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

49. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

50. İhlal, Anayasa Mahkemesine başvuru yapmadan önce başvuru yapılabilecek idari veya yargısal başvuru yoluna ilişkin kanun hükmünün bulunmamasından kaynaklanabilir. Bu durumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi ancak ihlale yol açan konuda kanuni düzenleme yapılması veya ilgili hükümlerin yeni ihlallere yol açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ile mümkün olur. Bunun yanında bazı hâllerde sadece kanuni düzenleme yapılması ihlalin tüm sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeterli olmayabilir. Bu durumda ise bireysel başvuru kapsamında mağdurların ihlalden kaynaklanan maddi ve manevi zararlarını telafi edici birtakım tedbirlerin alınması da gerekebilir (Nevriye Kuruç, § 105).

51. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını temin eden yollardan biri de İçtüzük'ün 75. maddesinde öngörülen pilot karar usulünün işletilmesidir. İhlalin yapısal bir sorundan kaynaklandığının tespiti ile bu sorunun başka başvurulara, bir diğer ifadeyle yeni ihlallere sebebiyet verdiğinin anlaşılması veya bu durumun yeni başvurulara sebebiyet verebileceğinin öngörülmesi hâlinde sadece somut olay bakımından alınan bir ihlal kararı temel hak ve özgürlüklere yönelik gerçek bir koruma sağlamaktan uzak kalacaktır (Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 69). Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi, resen veya Bakanlığın ya da başvurucunun istemi üzerine pilot karar usulünü başlatabilecektir. Pilot karar usulünün başlatılması hâlinde yapısal sorunun tespiti ve bunun çözüm önerilerinin ortaya konulması gerekir (Y.T., § 70).

52. Pilot karar usulünün benimsenmesindeki en önemli amaç, benzer başvuruların tamamının ihlalle sonuçlanması yerine ilgili mercilerce çözüme kavuşturulması ve bu suretle ihlalin kaynağının ortadan kaldırılarak yapısal sorunun düzeltilmesinin sağlanmasıdır (Y.T., § 71). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, pilot kararında belirttiği yapısal sorunun ortadan kaldırılması ve benzer başvuruların çözüme kavuşturulması için belirli bir süre öngörüp bu süre zarfında diğer başvuruların incelenmesini erteleyebilir. Bu durumda erteleme kararı hakkında bilgilendirme yapılması gerekir. Öngörülen süre içinde yapısal sorunun ve bu kapsamda kalan şikâyetlerin ilgili mercilerce çözülmemesi hâlinde Anayasa Mahkemesi tarafından benzer nitelikteki başvuruların topluca karara bağlanması mümkündür (Y.T., § 72).

B. İlkelerin Olaya Uygulanması

53. Başvurucu, ihlalin tespiti ile miktar belirtmeksizin manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

54. İncelenen başvuruda hukuka aykırı idari gözetimden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini için müracaat edilebilecek etkili bir başvuru yolu bulunmadığı, bu konuya özgü kişilerde tereddüt yaratmayacak şekilde açık kanuni bir düzenlemenin olmadığı, genel nitelikteki düzenlemelerin de uygulamada etkili bir mekanizma oluşturamadığı tespit edilmiş ve bu durumun Anayasa'nın 19. maddesinin -ikinci fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

55. Bu kapsamda hukuka aykırı idari gözetim kararlarına bağlı tutmadan kaynaklanan zararların tazmini için başvurulabilecek etkili bir yol bulunmadığı iddiasıyla yapılan başvuruların sayısı her geçen gün artmakta, bu konuda çok sayıda şikâyet Anayasa Mahkemesi önüne bireysel başvuru yolu ile getirilmektedir.

56. Anayasa Mahkemesi tarafından mevcut başvuru ve diğer derdest başvurular bakımından yeni ihlal kararları verilmesi benzer başvuruların yapılmasını önlemeyecektir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun ikincilliği ve hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesinden sonra başvurulabilecek bir anayasal başvuru yolu olması da dikkate alınarak hukuka aykırı idari gözetimden doğan maddi ve manevi zararların giderilmesini sağlayacak etkili bir yol bulunmamasından kaynaklanan ihlaller nedeniyle ortaya çıkan ve yapısal sorun teşkil eden durumun telafi edilebilmesi için açık bir kanuni düzenleme yapılması gerekmektedir. Oluşturulacak başvuru yolu, idari gözetim altında tutmanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edip etmediğini tespit edebilmeli ve şayet ihlal söz konusu ise tutmadan kaynaklanan zararların tazminini sağlayabilmelidir.

57. Anayasa'nın "Başlangıç" bölümünde, kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği ancak belli yetki ve görevlerin kullanılmasından ibaret olduğu, erkler arasında medeni bir iş bölümü ve iş birliği ilişkisinin bulunduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen yetki ve görevlerini yerine getirerek sınır dışı edilmek amacıyla idari gözetim altında tutulan yabancılar yönünden tutmanın hukuka aykırılığı nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle başvuru yapılabilecek etkili bir yolun ihdas edilmesi gerektiği tespitini yapmıştır. Dolayısıyla kararın bir örneğinin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açtığı tespit edilen söz konusu sorunun çözümü için Türkiye Büyük Millet Meclisine de bildirilmesi gerekir. Bu bağlamda İçtüzük'ün 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının delaletiyle aynı maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca işbu kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar hukuka aykırı idari gözetim altında tutmadan kaynaklanan zararların tazmini için başvurulabilecek idari ve/veya adli bir makam bulunmadığı iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyetteki başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dört ay süreyle ertelenmesine karar verilmesi gerekir.

58. İhlalin tespit edilmesi somut başvuru bağlamında başvurucunun ihlalden kaynaklanan mağduriyetini bütünüyle gidermemektedir. İhlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 19. maddesinin -ikinci fıkrasıyla bağlantılı olarak- dokuzuncu fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. İhlalin yapısal sorundan kaynaklandığı anlaşıldığından PİLOT KARAR USULÜNÜN UYGULANMASINA,

E. İhlale neden olan sorunun çözümü için durumun Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE,

F. Kararın yayımlandığı tarihe kadar hukuka aykırı idari gözetim altında tutmadan kaynaklanan zararların tazmini için başvurulabilecek idari ve/veya adli bir makam bulunmadığı iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı konuda yapılan ve karardan sonra yapılacak başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren DÖRT AY SÜREYLE ERTELENMESİNE,

G. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

H. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

İ. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Genel Kurul
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(K.N. [GK], B. No: 2022/8989, 20/11/2025, § …)
   
Başvuru Adı K.N.
Başvuru No 2022/8989
Başvuru Tarihi 2/2/2022
Karar Tarihi 20/11/2025
Resmi Gazete Tarihi 22/5/2026 - 33261

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, haksız olduğu ileri sürülen idari gözetimin sona ermesinden sonra idari gözetimin hukuka aykırılığını incelettirebileceği bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı İdari gözetim İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi