|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
|
|
Metin KIRATLI
|
|
Raportör
|
:
|
Yusuf KARABULAK
|
|
Başvurucu
|
:
|
Bülent MUMAY
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Veysel OK
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, bir televizyon programında sarf edilen sözler sebebiyle açılan manevi tazminat davasının reddedilmesinin şeref ve itibarın korunması hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, ulusal ve uluslararası medya ve basın kuruluşlarında çalışan bir gazeteci olduğunu belirtmektedir. Davalılardan D.R.T. A.Ş., ulusal ölçekte yayın yapan 24 TV (Kanal/Televizyon Kanalı) isimli televizyon kanalının sahibidir. Davalılardan B.S., Kanalın sorumlu müdürüdür. Diğer davalılar M.Ç. ve H.G. ise gazeteci yazar olarak olarak tanınmakta ve aynı zamanda Kanalda yayımlanan "Günün Manşeti" (Program/Televizyon Programı) isimli programın yorumculuğunu yapmaktadır.
3. Programın 27/4/2020 tarihli yayınında içinde başvurucunun ismi de anılarak şu ifadelere yer verilmiştir:
"[M.Ç.]: Bak ben sana şunu söyleyeyim [B.G.], [N.M.], Bülent Mumay şu bu bunlar Alman Konsolosluğundan çıkmayan tiplerdir bütün etkinliklerine katılırlar ederler falan ederler filan ederler dolayısıyla tahminim bunu hakaret olsun diye söylemiyorum
[H.G.]: Bunlar ülkeyi değiştiremeyecek belki ne nedir yani hedef ne
[M.Ç.]: Ya bu şuna benziyor yani o kurtuluş savaşı dönemlerinde ondan sonra Amerikan mandasını Avrupa mandasını Alman mandasını kabul edelim ancak böyle refaha ulaşırız diyen tipler vardı ya bu tipler de işte
[H.G.]: Damızlık erkek getirelim diyenler de bu tiplerdi işte
[M.Ç.]: [B.G.], [N.M.], Bülent Mumay, [İ.S.] tamam mı bunlar da Alman mandası üzerinden Türkiye’nin refaha mutluluğa ereceğine inanan tipler dolayısıyla yoldan gönüllü çıkmış ve bu uğurda kendilerini feda eden tipler Almanya da bunlara bakıyor bak işsiz kaldığı günlerde bunlara iş veriyor ondan sonra maaşlarını veriyor şunu yapıyor bunu ediyor falan dolayısıyla bunları bir şekilde kullanmaya devam ediyor."
4. Başvurucu 27/4/2020 tarihinde televizyon kanalının sosyal medya hesabından yayımlanan bahsi geçen konuşmaların yer aldığı videoyu alıntılayarak bir gönderi paylaşmıştır. Paylaşım şu şekildedir:
"Şu videoda saçı daha çok olan arkadaş, Alman Konsolosluğu'ndaki davette tam arkamdaydı :)) Sabahında beni Alman ajanı ilan eden, akşamında iştahla açık büfeden yemek dolduruyordu tabağına... Hakikaten yüzsüzlüğün sınırı yok, haysiyet yoksunluğunun da..."
5. M.Ç. ise bu paylaşımın altına "Saçı benden daha uzun arkadaş!! Konsolosun davetine icabet ettiğimi, daha önceki programlarimda da söyledim. Konsolos konusurken, salyanızın yercekimine mağlup olmasıni görünce güzelim açık büfeden yiyemedim bile. Haysiyet filan size uzak kelimeler. Kasmayın boşuna." şeklinde yorum yazmıştır.
6. 28/4/2020 tarihli Program yayınında ise M.Ç. ve H.G. şu ifadeleri kullanmıştır:
"[M.Ç.]: [Y.Ö.] modeli ayrı bir model bir de bu modelin farklı versiyonları ki bunların ortak buluştukları nokta [E.] gitsin [A.] gitsin Türkiye’ye ne olursa olsun modeli bunlar. [Y.Ö.] bu yoldan yürüyor bir de farklı yoldan yürüyenler var mesela Alman kanalına girerek oradan yürüyenler var kim bunlar bunları biz Gezi’de de gördük ondan sonra diğer ne kadar böyle hani hakikaten birlik olmamız gereken mevzular varsa ayrıştırıcı yaptığı işlerde de kim bunlar ben şunları söyledim dünkü yayınımda (…) Alman Konsolosluğu yeni göreve atanmış (…) çağırdılar (…) gittim gittiğimde Bülent Mumay’ı [B.G.yi], [N.M.yi](…) gördüm orada ve yani hani konsolosluğun ağzının içine düşecekler (…) gittik ertesi sabah da yayında ne gördüğümü anlattım ertesi sabah şimdi bunlar lafı farklı taraflarından anladıkları için sabah işte beni ajan ilan eden diyor Bülent Mumay atmış Bülent Mumay’ın da kim olduğunu izleyici biliyor ama bir kere daha hatırlatmak babında söylüyorum ajan falan ilan etmedim ben bunları çünkü ajanlık
[H.G.]: belli bir kapasite…
[M.Ç.]: …bir kapasite gerektiren bir iştir…
[H.G.]: …kalibre kapasite…
[M.Ç.]: Kalibre kapasite gerektiren bir iştir…
[H.G.]: …aura hepsi lazım
[M.Ç.]: …aynen sizler Bülent Mumaylar ondan sonra diğer avenesi falan bunlar çapsız oldukları için bunlar ancak peçete vazifesi görebilirler eleman olurlar muhbir olurlar bu işlerle ilgili beşinci kol faaliyetinde side effect dediğiniz yan unsurlar olabilirler ki bir dönemde oldu şu anda da zaten kenara atmış vaziyetteler siz gidin şu alman kanallarında sosyal medyadaki falan biraz uğraşın yarın bir gün ihtiyaç olursa yine peçete vazifesi görürsünüz demeye getiriyorlar kenardalar dün bunu anlattım (…) bu Bülent Mumay, [N.M.] falan
[H.G.]: bunlar satarlar hükümeti
[M.Ç.]: Yani salyaları yerçekimine direnemiyordu konsolos konuşurken bir de diyor ki o benim arkamdaydı ben gördüm ensesinde gözleri var Bülent Mumay’ın herhalde orda yemeği götürüyordu ulan ağzından düşen salyalardan dolayı midem bulandı iki lokma bir şey de yiyemedik açık büfeden
(…)
[M.Ç.]: Şimdi sabahında Alman ondan sonra bizi ajanı ilan eden akşamına da kokteyle gelen falan diyerek Bülent Mumay aklı sıra kuş kadar beyniyle şey yapmaya çalışıyor mevzuyu işte oradan açık büfeden yiyordu ya sorun bu değil ki sorun sizin Almanya’ya bu kadar bitişik yanaşık düzende yürümeniz
(…)
[M.Ç.]: Hiç böyle Bülent Mumay’mış [N.M.]müş falan filan bunlar vız gelir tırıs gider çok da ciddiye alınacak tipler değil ama damarlarına bastığımız zaman bu alman malman ekolü onlar adına çalışıyor olduklarını hatırlattığımız zaman kimliklerini ifşa etmekten dolayı bozuluyorlar valla hani size rahatsızlık vermeyi sürdüreceğiz. Hiç öyle köpeksiz köyde değneksiz gezmeye alışmışsınız zamanında yok artık öyle bir dünya öyle bir Türkiye de söz konusu değil yapmış olduğunuz her türlü hareketin hesabını bu devlete vereceksiniz kardeşim. Hiç öyle onun suyuna giderek onun bilmem kayığına binerek öbürünün beşinci kol faaliyetine falan destekte bulunarak falan ondan sonra bir de üstüne üstlük tarafsız bağımsız objektif gazeteci pozlarına bürünerek öyle caka satamayacaksınız. Bu ülkede yapamıyorsunuz da zaten yani bulunduğunuz yer düştüğünüz durum zaten gözler önünde. Bir zamanlar Gezi’yi Hürriyet’in ondan sonracıma amiral gemisinde tırnak içerisinde yönetirken yapmış olduğunuz beşinci kol faaliyetlerini artık yapamamanın da işe yaramaz olduğunuzun da göstergesidir şu anda bulunduğunuz durum yer aldığınız mevki.
[H.G.]: Biraz da kifayetsiz işte biraz da eziklik kompleksi var bir de o da var ezilmişlikle itilmişlik [N.]in dediği gibi.
[M.Ç.]: Aynen öyleler yani hani çok bile çok bile bu ülkede çok bile şey gördüler bunlar.
[H.G.]: Sosyal medyada konuşuluyor diye konuşuyoruz yoksa değmez bile"
7. Ayrıca Programın 29/4/2020 tarihli yayınında başvurucu hakkında şu ifadeler kullanılmıştır:
"[M.Ç.]: tabi bu ülkede kontrol altına alınabilecek virüsler var kontrol altına alınamayacak virüsler var (…) şimdi bu virüsler yani yok edilemeyecek ama zayıflatabilecek virüslerden bolca bulunuyor Türkiye’de. Şimdi korona virüsü bir şekilde zayıflatıldığı anda bunlar hemen devreye girip ondan sonra yeniden virüsün liderliğini ele almak için gayret sarf ediyorlar. Kimlerden bahsediyorum, elbette ki isim vererek konuşuyoruz. Bülent Mumay gibi [N.M.] gibi bu [İ.S.] gibi [B.Y.] (…) bunlar virüs yaymaya yoğun bir şekilde devam ediyorlar."
8. Söz konusu ifadeler sebebiyle başvurucu; İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 10.000 TL bedelli manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme, Programda kullanılan ifadelerin açıkça hakaret içerdiği ve başvurucunun kişilik haklarını ihlal ettiğini belirterek davalılar aleyhine 5.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:
"… programda söylenen söz ve yazıların tümü ile incelenmesinde eleştiri sınırlarının aşıldığı, programda 'yani salyaları yerçekimine direnemiyordu konsolos konuşurken bir de diyor ki o benim arkamdaydı ben gördüm ensesinde gözleri var Bülent Mumay’ın herhalde orda yemeği götürüyordu ulan ağzından düşen salyalardan dolayı midem bulandı iki lokma bir şey de yiyemedik açık büfeden' şeklinde sözler sarf ettikleri anlaşılmış olup kullanılan ifadelerin davacının onur ve saygınlığını zedeleyici, kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığı kanaatine varılmış olup olayda manevi tazminat ödetilmesi için gerekli yasal şartların mevcut olması…
...söz konusu programda ifade edilen dava konusu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesine yasal olanak bulunmadığı, zira öz - biçim dengesinin de ihlal edilmiş olduğu, sözlerininsana yakışmayan benzetme şeklinde olup davacıya açıkça hakaret içerdiği ve kişilik haklarının ihlal edildiği anlaşılmak[tadır]."
9. Tarafların istinaf kanun yoluna başvurması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin çatışması durumunda temel ölçütün kamu yararı olduğuna değinmiş ve basının işlevini yerine getirirken yayının gerçek olması, kamu yararı bulunması, toplumsal ilginin varlığı, konunun güncelliğinin gözetilmesi, haberi verirken özle biçim arasındaki denge kurulması ilkelerini taşıması gerektiğini belirtmiştir. Bunun yanında ifade özgürlüğünün sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen haber veya fikirler için değil aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını vurgulamıştır. Sonuç olarak davaya konu yayını bir bütün olarak değerlendirerek, davalıların programda sarf ettiği ifadelerin ağır eleştiri niteliğinde olduğu, sözlerin kaba, incitici, nezaket dışı sözler olduğu, kişilik haklarına saldırı boyutuna varmadığı, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesiyle davalıların istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve manevi tazminat davasının reddine kesin olarak hükmetmiştir.
10. Başvurucu, nihai hükmü 17/2/2023 tarihinde öğrendikten sonra 10/3/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
11. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
12. Başvurucu; yargılamaya konu olan yayınlarda kişilik haklarına saldırıldığını, Bölge Adliye Mahkemesinin tazminat talebini reddetmesi sebebiyle kişi dokunulmazlığının, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ve özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda çatışan iki değer arasında (ifade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı) adil denge kurulup kurulmadığı, başvurucunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.
14. Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen şeref ve itibarın korunması hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
16. Somut olayda başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı ile davalıların basın ve ifade özgürlüğünün çatıştığı görülmektedir. Devletin bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile davalıların Anayasa'da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir. Bu kapsamda dengeleme yapılırken kullanılması gereken ölçütler genel olarak şunlardır:
i. İfadelerin kim tarafından dile getirildiği (Nihat Zeybekci [1. B.], B. No: 2015/5633, 8/5/2019, § 29; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 59),
ii. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük düzeyi ve önceki davranışları yanında katlanması gereken eleştirinin sınırlarının sade bir vatandaşa göre daha geniş olup olmadığı (hedef alınan kişinin kamusal yetki kullanan bir görevli olması nedeniyle yapılan değerlendirmelerin bulunduğu kararlar için bkz. Ali Suat Ertosun (7) [2. B.], B. No: 2014/1416, 15/10/2015, § 36; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §§ 128, 129; Nilgün Halloran [2. B.], B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 45; İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 82; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 60-66; hedef alınan kişinin siyasetçi olması nedeniyle yapılan değerlendirmelerin bulunduğu kararlar için bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 66, 67; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 59-61),
iii. İfadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı (Bekir Coşkun, § 69; Çetin Doğan (2) [GK], B. No: 2014/3494, 27/2/2019, § 62; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç, §§ 60-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73; Nihat Zeybekci, § 32),
iv. Kamuoyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı (Seray Şahiner Özkan [1. B.], B. No: 2016/6439, 9/6/2021, § 44; İbrahim Okur (2) [1. B.], B. No: 2018/12363, 26/5/2021, § 28),
v. Şikâyetçinin kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı (Temel Coşkun [1. B.], B. No: 2017/1632, 29/1/2020, § 33; Şaban Sevinç (2) [1. B.], B. No: 2016/36777, 26/5/2021, § 42; Nihat Zeybekci, § 39),
vi. İfadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisi (Ali Suat Ertosun (2) [2. B.], B. No: 2013/1592, 20/5/2015, § 33; Hüseyin Kocabıyık [1. B.], B. No: 2020/15593, 22/11/2022, § 24),
vii. Hukuki yaptırıma konu edilen ifadelerin kullanıldıkları bağlamından kopartılıp kopartılmadığı (Nilgün Halloran, § 52; Bekir Coşkun, §§ 62, 63; Önder Balıkçı [2. B.], B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 45; Nihat Zeybekci, § 36),
viii. Gazetecinin yaptırıma maruz kalma endişesinin başvurucu üzerinde caydırıcı etki yaratıp yaratmayacağı (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ergün Poyraz (2), § 79); Kemal Kılıçdaroğlu (3) [2. B.], B. No: 2015/1220, 18/7/2018, § 71),
ix. Dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği (Durmuş Fikri Sağlar (2) [GK], B. No: 2017/29735, 17/3/2021, § 50; Deniz Karadeniz ve diğerleri [GK], B. No: 2014/18001, 6/2/2020, §§ 48-49).
17. Anayasa Mahkemesi, başvurunun koşullarına göre yukarıda sayılan kriterlerin yargı mercilerince gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Şüphesiz ki bu denetim, başvurucu hakkındaki haberlerin -yayımlandığı bağlamdan koparılmaksızın- olayın bütünselliği içinde incelenmesini gerektirir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45). Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılayan değerlendirmelerin yapılmaması başvurucunun iddia ettiği üzere anayasal haklarını ihlal edecektir.
18. Uyuşmazlığın incelenmesinde, davalılarca televizyon programında başvurucuya yönelik olarak çapsız olduğu, kuş beyinli olduğu, ihtiyaç olduğunda peçete vazifesi göreceği, kontrol altına alınamayacak bir virüs olduğu şeklinde benzetmelerde bulunulmuştur. Bunun yanında katıldığı bir davette konuşmacının konuşması sırasında başvurucunun ağzından salyalarının aktığı şeklinde bir ifade de kullanılmıştır. Başvurucu, tüm bu benzetme ve nitelemeleri onur kırıcı ve küçük düşürücü söylemler olarak tazminat davasına konu etmiştir.
19. Eldeki başvuruda yukarıda yer verilen şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeleme ölçütlerinden; ifadelerin kim tarafından kime karşı dile getirildiği, ifadenin değer yargısı veya olgu isnadı olup olmadığı, tartışmanın kamusal bir yararının bulunup bulunmadığı ve güncelliği, ifadelerin bağlamı ile buna cevap verme imkânının gözetilmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Somut olayda gündeme ilişkin konuların konuşulduğu bir televizyon programında gazeteci olarak bilinen davalılar tarafından, yine bir gazeteci olan başvurucuya yönelik birtakım ifadeler kullanılmıştır.
20. Mevcut başvuruda, davalıların ifade özgürlüğü hakkı ile başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge kurulmalıdır. Bu nedenle, dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64).
21. Söz konusu açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, programın esas olarak kamuyu ilgilendiren güncel meselelere ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Davalıların da başvurucuya yönelik kullandığı ifadelerin bir kısmının başvurucunun geçmişten bu yana yaptığı gazetecilik anlayışıyla ilgili (bkz. §§ 3-6), diğer kısmının ise katıldığı davetteki tavırlarına yönelik izlenimlerden (bkz. § 6) ibaret olduğu görülmektedir. Bu bağlamda; gazeteci olan davalılarca, televizyon programında başvurucuya yönelik düşüncelerin çarpıcı şekilde yansıtılmaya çalışıldığı, başvurucunun yabancı bir ülkeyle olan yakın ilişkilerinden abartılı bir şekilde bahsedildiği, bir gazeteci olarak geçmişte yaptığı işlere yönelik birtakım eleştiriler getirilmek istendiği kanaati oluşmaktadır. Bunun yanında başvurucuya yönelik değer yargısı olarak kabul edilebilecek bazı benzetmelerde de bulunulduğu görülmektedir.
22. Somut olayda davalıların kullandığı ifadelerin kaba sözler olduğu, muhatabını incitici bir yönünün bulunduğu kabul edilebilir. Ancak kullanılan dil ve üslup muhatabı rahatsız etmeye elverişli olsa dahi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğünün sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kaba, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğu Anayasa Mahkemesince pek çok kez vurgulanmıştır (Hüseyin Kocabıyık, § 23; Emin Aydın (2) [2. B.], B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun, § 52). Üstelik somut olayda tanınmış bir gazeteci olan başvurucunun konumu gereği davalılara cevap verme ve cevabını kamuoyunda geniş kitlelere ulaştırma imkânına sahip olduğu, nitekim başvurucunun bu imkânını da kullandığı (bkz. § 4) gözetilmelidir (Hüseyin Kocabıyık, § 24; Bilal Uçar [1. B.], B. No: 2019/10122, 21/9/2022, § 21). Dahası konumu gereği başvurucunun kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha geniş olduğunda da kuşku yoktur (Burak Akbay (2) [1. B.], B. No: 2020/1322, 8/2/2023, § 15).
23. Anayasa Mahkemesi, pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Ali Suat Ertosun [1. B.], B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66;Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 102). Somut olayda, televizyon programında dile getirilen ifadelerin özellikle bir dereceye kadar başvurucuyu kışkırtmaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan Anayasa Mahkemesi veya yargı mercileri, gazetecilik mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini belirleyemez. Bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağına ancak bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda Anayasa'nın 26. maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil fakat aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda tutulmalıdır (bkz. Ali Suat Ertosun, § 66).
24. İlkderece mahkemesinin başvurucu lehine tazminat verilmesine ilişkin kararını kaldıran Bölge Adliye Mahkemesi, davalıların açıklamalarının ağır eleştiri niteliğinde olduğuna, kişilik haklarına saldırı boyutuna varmadığına, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığına kanaat getirmiştir (bkz. § 9). Bu durumda; Anayasa Mahkemesince ortaya konulan ölçütler gözetilerek ifade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurmaya çalışan Bölge Adliye Mahkemesinin başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine yönelik verdiği kararda ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyduğu, devletin başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı bağlamındaki pozitif yükümlülüklerine aykırı davranmadığı sonucuna varılmıştır.
25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesi (E.2020/112, K.2021/115) ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/10/2025tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.