|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Eren Can BENAKAY
|
|
Başvurucu
|
:
|
İbrahim Halil ASİLBAY
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, idari merci tarafından tesis edilmiş bir işlem bulunmadığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, Turgut Özal Üniversitesi (Üniversite) Ankara Meslek Yüksekokulunda öğretim görevlisi olarak görev yapmakta iken 1/10/2015 tarihinde başvurucunun sözleşmesi feshedilmiştir. Üniversite 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınacak Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname uyarınca Hazineye bedelsiz olarak devredilmiştir.
3. Üniversitenin Hazineye devri sonrasında başvurucu, tahsil edilemeyen yıllık izin ücreti alacaklarının ödenmesi talebiyle 7/12/2016 tarihinde Maliye Bakanlığına başvurmuştur. Daha sonra başvurucu 6/4/2017 tarihinde Kamu Denetçiliği Kurumuna müracaat etmiştir. Sonrasında ise 18/6/2017 tarihinde 8.500 TL yıllık ücretli izin alacağının bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiziyle ödenmesine karar verilmesi talebiyle tam yargı davası açmıştır.
4. Ankara 11. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 30/4/2018 tarihinde davayı incelenmeksizin reddetmiştir. Kararda kapatılan kurumlara dair idari yargıda dava açılabilmesi için ilgili idare tarafından değerlendirme yapılarak ödemenin yapılıp yapılmayacağı konusunda karar niteliğinde tesis edilmiş bir işlem bulunması gerektiği belirtilmiştir. Bu aşamada ilgili idare olan Maliye Bakanlığınca verilmiş bir karar olmadığı, davacının talebi inceleme aşamasında olduğundan açılan davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
5. Başvurucu, karara karşı 14/6/2018 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi 8/1/2019 tarihinde mahkeme kararının kaldırılmasına ve yeniden karar verilmek üzere dava dosyasının Mahkemeye iadesine karar vermiştir. Kararda 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. ve 11. maddelerinde idari başvuru üzerine merci tarafından tesis edilecek idari işlem aleyhine idari yargıda dava açılabilmesine olanak tanındığı, bunun aksi yönünde herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği belirtilmiştir. Ayrıca sonuç itibarıyla altmış gün içinde cevap verilmemesinin de istemin reddi sayılacağı, bu zımni ret işleminin de idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte olduğu ifade edilmiştir. Başvurunun zımnen reddedilmesinde hukuka uyarlık olup olmadığı hususunda incelenerek bir karar verilmesi gerekirken ortada bir idari işlem bulunmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine ilişkin mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
6. Mahkeme 4/9/2019 tarihinde, 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (675 sayılı KHK) 16. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca başvurunun kısmen veya tamamen reddi niteliğinde bir işlem bulunmaması nedeniyle açılan davanın incelenme olanağı olmadığını değerlendirmiş ve davanın reddine karar vermiştir. Kararda, Maliye Bakanlığına yapılan başvurunun altmış günlük sürede cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedildiği gerekçesiyle, idarece başvuru hakkında bir karar verilmesi beklenmeksizin davanın açıldığı ifade edilmiştir. 675 sayılı KHK'nın 16. maddesi uyarınca, idari yargıda dava açılmadan önce yetkili idareye başvurulması ve idarece başvurunun kısmen veya tamamen reddine ilişkin bir karar verilmesinden sonra dava açılması gerektiği kuralına uyulduğunun bu olayda bahsedilmesine olanak bulunmadığı belirtilmiş ve bu kurala uyulmaması nedeniyle davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
7. Başvurucu, karara karşı 11/12/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
8. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi 4/6/2020 tarihinde mahkeme kararının kaldırılmasına ve yeniden karar verilmek üzere dava dosyasının Mahkemeye iadesine karar vermiştir. Kararda, izin alacağının ödenmesi talebiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine açıldığı ve 2577 sayılı Kanun'un 10. ve 11. maddelerinde, idari başvuru üzerine merci tarafından tesis edilecek idari işlem aleyhine idari yargıda dava açılabilmesine olanak tanındığı belirtilmiştir. Ayrıca sonuç itibarıyla 60 gün içinde cevap verilmemesinin de istemin reddi sayılacağı, bu zımni ret işleminin de idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem niteliği taşıdığı ifade edilmiştir. Bu haliyle söz konusu işlemden kaynaklanan zarardan dolayı doğrudan açılan tam yargı davasının esası incelenmesi gerekirken, davanın esasının incelenmeyeceği gerekçesiyle reddine dair İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
9. Mahkeme 27/4/2021 tarihinde davayı kısmen kabul etmiştir. Kararda, davacının FETÖ/PDY ile iltisakı konusunda hiçbir olgu ortaya konulamaması nedeniyle FETÖ/PDY ile iltisakı bulunmadığı kabul edilen davacıya talep konusu izin ücretinin 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ve Üniversite İzin Yönergesi çerçevesinde hesaplanıp ödenmesi gerekmekte olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda 26 ay Turgut Özal Üniversitesi'nde hizmeti olan davacı 28 gün izin hakkı bulunmakta iken bu izin kullanılmaksızın iş akdi feshedildiğinden 28 günlük brüt ücret olan 4.561,85 TL'nin idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesi, fazlaya ilişkin talebin ise reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
10. Başvurucu karara karşı 9/7/2021 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
11. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 16/3/2023 tarihinde mahkeme kararının kaldırılmasına ve davacının talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Kararda, 675 sayılı KHK'nın 16. maddesinde yer alan düzenlemeye yer verildikten sonra davacının kapatılan kuruluştan olan alacak talebi yönüyle İl Kanun Hükmünde Kararname İnceleme ve Değerlendirme Komisyonunca -hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi ve ek mali külfet getirmemesi yönlerinden değerlendirilerek- bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Üniversitenin tasfiye sürecinde aktifinin kalıp kalmayacağı hususunun ve aktifi kalsa dahi kalan miktarın hak sahiplerinin taleplerini karşılamaya yetip yetmeyeceğinin şu an için belirsiz olduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle davacının yıllık ücretli izin karşılığı olan 8.500 TL'nin ödenmesine dair talebi hakkında karar verilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
12. Nihai karar başvurucuya 20/4/2023 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 31/5/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 8/2/2023 tarihli ve 32098 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6785 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla başvurucunun ikametgâhının bulunduğu Malatya da dâhil olmak üzere bazı illerde üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiştir. 11/2/2023 tarihli ve 32101 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca, olağanüstü hâl ilan edilen illerde yargı alanında hak kayıplarının önlenmesi amacıyla bir hakkın doğumuna, kullanımına veya sona ermesine ilişkin tüm süreler 6/4/2023 tarihine kadar durdurulmuştur. 10/4/2023 tarihli ve 32159 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca Malatya ili dahil bazı yerler için yargılama sürelerinin durmasına dair uygulamanın 7/4/2023 tarihinden itibaren de uygulanmaya devam edeceğinin belirtilmesi karşısında başvurunun süresinde olduğu değerlendirilmiştir.
II. İLGİLİ HUKUK
13. 6/2/2018 tarihli ve 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun olarak kanunlaşan ve Anayasa Mahkemesinin 31/5/2023 tarihli ve E.2018/77, K.2023/105 sayılı kararıyla dördüncü fıkrasının son cümlesi iptal edilen 675 sayılı KHK'nın "Dava ve takip usulü" başlıklı 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı takip giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(3)20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler veya kapatılma ya da resen terkin üzerine Maliye Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine 17/8/2016 tarihi dahil bu tarihten sonra açılan davalar ile icra ve iflas takipleri hakkında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi gereğince dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verilir.
(4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir. İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesinin 31/5/2023 tarihli ve E. 2018/77; K.2023/105 sayılı Kararı ile)"
III. DEĞERLENDİRME
14. Başvurucu, fesih tarihinde mevcut olan 39 gün ücretli izin hakkını kullanamadığı gibi ücretinin de ödenmediğinden yakınmıştır. Mahkemece varılan sonuca göre Maliye Bakanlığının cevabının süresiz bir şekilde beklenmesi gerektiğini, bu durumun haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirtmiş; mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir. Davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmadığı hâlde Bölge İdare Mahkemesi tarafından aleyhine karar verilerek aleyhe bozma yasağına aykırı olarak yargılamanın sona erdirilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, idari yargı mercileri tarafından başvurucunun talebinin incelendiği, ilgili ve yeterli gerekçe gösterilerek başvurucunun davası hakkında bir karar verildiği, yargı mercilerinin dava konusu maddi olay ve olgular ile iddiaları ve delilleri değerlendirdikleri, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu ve kullandıkları takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdikleri ifade edilmiştir. Söz konusu kararlar incelendiğinde kurulan hükümler ile olgular arasında gerekli bağlantıyı gösterecek nedenlerin açıkça belirtildiği, kararın dayandığı nedenlere ve hukuksal düzenlemelere de açıkça yer verildiği, başvuruya konu yargılamalarda silahların eşitliği ilkesine aykırı ve delilin inceletilmesi noktasında başvurucuyu dezavantajlı konuma düşüren bir uygulamanın varlığından söz etmenin mümkün olmadığı açıklanmıştır. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyan bulunmamıştır.
16. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
18. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah [1. B.], B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33). Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
19. Somut olayda başvurucunun talebi hakkında Bölge İdare Mahkemesince karar verilmesine yer olmadığına kararı verilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
20. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bu bakımdan öncelikle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekir.
21. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56). Öte yandan müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Bir uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının ve özellikle müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan kanun hükümlerinin yorumlanması mahkemelerin takdirindedir. Mahkemelerce mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğu ifade edilen hükümlerle ilgili olarak geliştirilen yorumların isabetli olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte mahkemelerin yorumlarının kanunun açık lafzıyla çelişki içinde olduğu veya kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı hâllerde mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür (Ziya Özden [1. B.], B. No: 2016/67737, 19/11/2019, § 59).
22. Somut olayda başvurucunun alacağına yönelik olarak açtığı tam yargı davası, yapılan başvuru üzerine verilmiş karar niteliğinde bir işlem bulunmamasına ve Üniversitenin tasfiye sürecinde -alacaklıların alacağını karşılayabilecek- aktifinin kalıp kalmayacağının belirsiz olmasına bağlı olarak karar verilmesine yer olmadığı şeklinde nihai kararı veren Bölge İdare Mahkemesince sonuçlandırılmıştır. Somut olayda uyuşmazlık, başvurucunun alacak talebine dair Maliye Bakanlığına yaptığı başvuruya ilişkin olarak açık veya zımni olarak bir cevap sunup sunmadığı noktasında toplanmaktadır. Zira Üniversitenin aktifinin kalıp kalmayacağı hususunun değerlendirilmesi öncelikle Maliye Bakanlığına yapılan başvurunun cevaplandırılması şartına bağlanmıştır. Başka bir ifadeyle Bölge İdare Mahkemesine göre başvurucunun idareye yaptığı başvurudan sonra dava açabilmesinin asıl şartı idare tarafından bir cevap verilmiş olmasıdır.
23. 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde ilgililerin haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılarak altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açabileceği düzenlenmiştir. İdari yargılama usulünde genel hüküm niteliğinde olan söz konusu kuralın amacı idareyi, bireylerin talepleri ile ilgili iradesini davaya konu edilebilecek bir forma büründürmek ve bu suretle bireylerin mahkemeye erişim hakkından yararlanabilmelerini temin etmektir. Kanun koyucu, idarenin ilgililerin taleplerini sürüncemede bırakmasını önlemek amacıyla idarenin belli bir süre (altmış gün) içinde cevap vermemesi hâlinde işlemin olumsuz olarak kurulduğunu kabul etmek suretiyle ilgilinin iptal davasına konu edebileceği bir idari işlemin oluşmasını sağlamayı hedeflemiştir. Böylece idarenin ilgilinin menfaatini etkileyen talebine cevap vermeyi keyfî olarak sürüncemede bırakmasının önüne geçilmiş olmaktadır (Cem Taylan Erden ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/32445, 19/11/2020, § 59).
24. Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır. Bu kural Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir gereği olmanın yanında Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkına ilişkin özel bir güvence mahiyeti de taşımaktadır. Buna göre Anayasa'da belirtilen istisnalar dışında idari işlemlerin yargı denetimi dışında bırakılması yasaktır. Bir idari işlemin açıkça yargı denetimi dışında bırakılmasının bu yasakla bağdaşmayacağı tartışmasızdır. Bunun yanında doğrudan olmasa bile dolaylı olarak yargı denetimine kapalı işlemler alanının oluşturulması da bu yasakla çelişebilir. Dolayısıyla devletin idarenin bireylerin menfaatlerini etkileyen faaliyetlerinin yargısal denetime kapalı hâle gelmesini önleme ödevi bulunmaktadır. Başka bir deyişle devlet; bireylerin idarenin işlemlerine karşı yargı yoluna başvurmasını mümkün kılma ve gerekirse kolaylaştırma, bu amaç doğrultusunda dava açma usulleri oluşturma yükümlülüğünün bulunduğu söylenebilir. Kuşkusuz 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesindeki zımni ret müessesi mahkemeye erişim hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden ve Anayasa'nın 125. maddesinde hüküm altına alınan özel güvenceden bağımsız olarak düşünülemez.
25. Bölge İdare Mahkemesince dayanılan 675 sayılı KHK'nın 16. maddesinin 4 numaralı fıkrasında, ilgililer tarafından yapılan başvuru üzerine idarece altmış gün içinde cevap verilmemesi durumunda başvurunun zımnen reddedilmiş sayılacağını öngören 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesine istisna getirildiğine dair açık hükmün yer almadığının altı çizilmelidir. Zımni ret müessesesinin yukarıda değinilen anayasal güvencelerle ilişkisi gözetildiğinde 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 675 sayılı KHK'nın 16. maddesinin 4 numaralı fıkrası kapsamında yapılan başvuruları kapsamayacağının söylenmesi makul ve öngörülebilir bir yorum olmayacağı gibi bu yorum Anayasa'nın 125. maddesinde yer alan güvence ile açıkça çelişecektir. Hukuk kurallarının öngörülebilirlik ilkesiyle çelişen yorumları esas alınarak mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanunilik kriterini taşıdığı ifade edilemeyecektir. Dolayısıyla Bölge İdare Mahkemesinin somut olayda idare tarafından verilmiş bir kararın bulunmadığı şeklindeki yorumunun kanuni temelden yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
IV. GİDERİM
27. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama talebinde bulunmuştur. Başvurucunun tazminat talebi yoktur.
28. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
29. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 11. İdare Mahkemesine (E.2020/1754, K.2021/856) GÖNDERİLMESİNE,
D. 1.480,40 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.