|
Başkan
|
:
|
Basri BAĞCI
|
|
Üyeler
|
:
|
Engin YILDIRIM
|
|
|
|
Rıdvan GÜLEÇ
|
|
|
|
Kenan YAŞAR
|
|
|
|
Ömer ÇINAR
|
|
Raportör
|
:
|
Volkan SEVTEKİN
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ege Enerji Entegre Tarım ve
Gıda Sanayi Ticaret A.Ş.
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Fatih ŞİRİNKAYA
|
I. BAŞVURUNUN
ÖZETİ
1. Başvuru, temyiz başvurusunun süre yönünden
reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
2. Başvurucunun kişilik haklarına saldırı nedeniyle
açtığı manevi tazminat davası 29/9/2016 tarihli bozmaya uyularak yapılan
yargılama sonucunda Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesince (Mahkeme) 29/6/2021
tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu vekili 15/10/2021 tarihinde kararı temyiz
etmiştir. Mahkeme 27/10/2021 tarihli ek kararı ile temyiz kanun yolu
başvurusunun süre yönünden reddine karar vermiştir. Ek kararda tebliğden
itibaren on beş gün içinde Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiştir.
3. Bu defa başvurucu, ek kararda esas alınan gerekçeli
karar tebligatının usulsüz olduğunu belirterek ek kararı temyiz etmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin (Daire) 15/3/2022 tarihli kararında, Mahkemenin
ek kararının 1/11/2021 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği
belirtilerek 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun
geçici 3. maddesinin (2) numaralı fıkrası delaletiyle 18/6/1927 tarihli ve 1086
sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 432. maddesinin beşinci fıkrası
uyarınca yedi günlük yasal temyiz süresi geçtikten sonra 11/11/2021 tarihinde
yapılan temyiz isteminin süre yönünden reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
4. Başvurucu, anılan Daire kararına karşı karar düzeltme
isteminde bulunmuştur. Karar düzeltme dilekçesinde başvurucu, Mahkemenin ek
kararında kanun yolunun yanlış gösterildiğini, bu nedenle 1086 sayılı Kanun'un
ilgili maddesinde düzenlenen süre geçtikten sonra ancak ek kararda belirtilen
süre içinde temyiz kanun yoluna başvurduğunu dile getirmiştir. Ayrıca Dairenin
oyçokluğuyla verdiği karara karşı yazılan karşıoy yazısında ifade edildiği gibi
Anayasa Mahkemesinin benzer birçok uyuşmazlıkta mahkemeye erişim hakkının
ihlali yönünde kararlar verdiğini, bu kararlar doğrultusunda temyiz isteminin
süresi içinde yapıldığı kabul edilerek temyiz incelemesi yapılması gerekirken
süre yönünden verilen ret kararında hukuki isabet bulunmadığını belirtmiştir.
5. Dairenin 12/10/2022 tarihli kararı ile karar düzeltme
isteminin reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
6. Başvurucu, nihai kararı 12/12/2022 tarihinde
öğrendikten sonra 9/1/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
8. Başvurucu, Mahkemece temyiz süresinin ek kararın
tebliğinden itibaren on beş gün olarak gösterildiğini ve belirtilen süre
içerisinde temyiz talebinde bulunmasına rağmen temyiz başvurusunun haksız yere
süreden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
gönderilmiştir.
9. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında
incelenmiştir.
10. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
11. Somut olayda başvurucunun temyiz isteminin süresinde
yapmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkına yönelik
bir müdahalede bulunulduğu açıktır. Anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde
belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin
ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple mahkemeye erişim hakkına yönelik bu
müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen
kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine
aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
12. Başvuru konusu olayda başvurucunun temyiz başvurusunu
1086 sayılı Kanun'un 432. maddesinde öngörülen sürede yapmadığı gerekçesiyle
başvurunun reddedildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun
mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı mevcuttur. Öte
yandan kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması
yargılamaların sürüncemede kalmasını engellemek, uyuşmazlıkların mümkün olan en
kısa süre içinde nihai çözüme kavuşturulmasını ve hukuk aleminde etki ve
sonuçlarını doğurması beklenen kesin hükmün bir an önce teminini sağlamak gibi
hukuki güvenlik ve istikrara yönelik önemli ve meşru bir amaca hizmet eder
(benzer değerlendirmeler için bkz. Ertuğrul Dalbaş [1. B.], B. No:
2014/7805, 25/10/2017, § 59). Eldeki başvuruda, mahkemeye erişim hakkına
yönelik olarak kanuni dayanağı ve meşru amacı olan bir müdahalenin varlığı
kabul edildikten sonra son olarak bu müdahalenin ölçülü olup olmadığı da
değerlendirilmelidir.
13. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik
ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik,
öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olmasını; gereklilik, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin
zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının
mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile
ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini
ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,
27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve
diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
14. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli
sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki
belirlilik ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık
oluşturmaz. Ancak mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı
olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedeniyle
kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel
olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz.
İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, §
38).
15. Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında devletin
işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını,
sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Kanun koyucu, devlet organlarının
tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları ve hangi mercilere başvuracağını,
başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak
dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğini bilmeyen yahut
tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklı bir şekilde
kullanmalarını amaçlamıştır (Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri
Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/7114, 20/1/2016, §
50).
16. Anayasa Mahkemesi birçok başvuruda yargı makamlarınca
gösterilen kanun yolu süresine güvenerek hareket eden başvurucuların
mahkemelerce oluşturulan hukuki belirsizliğe katlanmak zorunda bırakılmasının
ölçülü olmadığı, dolayısıyla mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna
ulaşmıştır. Örneğin S.K. ([2. B.], B. No: 2015/2438, 19/4/2018)
başvurusunda; iş mahkemesi kısa ve gerekçeli kararında temyiz süresini kararın
tebliğinden itibaren on beş gün olarak göstermiştir. Başvurucu, bu süreye
güvenerek kararın tebliğinden itibaren on beş günlük süre içinde hükmü temyiz
etmiş; mahkemenin temyiz isteminin süreden reddine dair ek kararı, Yargıtayca
iş mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresinin tefhim veya tebliğden itibaren
sekiz gün olduğu, temyiz isteminin ise süreden sonra yapıldığı belirtilerek
onanmıştır. Anayasa Mahkemesi bu başvuruda başvurucunun kendisine tanınan on
beş günlük süreye güvenerek hareket ettiği, kararda belirtilen sürenin
başvurucuyu yanılttığı ve hukuki belirsizlik yarattığı, mahkemenin yanıltması
sonucu ortaya çıkan belirsizliğe başvurucunun katlanmak zorunda bırakılmasının
ölçülü olmadığı, dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal
edildiği sonucuna ulaşmıştır.
17. Somut uyuşmazlıkta elverişlilik ve gereklilik
ilkeleri yönünden tartışılmayı gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Somut
olayda değerlendirilmesi gereken asıl mesele, müdahalenin orantılı olup
olmadığı; bir başka ifadeyle başvurucunun temyiz talebinin süre koşulu gerekçe
gösterilerek incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale oluşturup
oluşturmadığıdır.
18. Başvuru konusu olayda 6100 sayılı Kanun'un geçici 3.
maddesinin (2) numaralı fıkrası delaletiyle 1086 sayılı Kanun'un 432.
maddesinin beşinci fıkrası gereği temyiz kanun yoluna başvurma süresi kararın
tebliğinden itibaren yedi gün olmasına rağmen Mahkemenin ek kararında temyiz
kanun yoluna başvuru süresi kararın tebliğinden itibaren on beş gün olarak
gösterilmiştir (bkz. § 2). Başvurucu, Mahkeme kararında kendisine tanınan ve
kararın tebliğinden itibaren başladığı belirtilen on beş günlük süreye
güvenerek hareket etmiştir. Daire temyiz başvurusunun yedi günlük yasal sürede
yapılmadığını belirterek başvurucunun temyiz taleplerini süreden dolayı
reddetmiştir (bkz. § 3).
19. Mahkemelerin kanun yolu ve süresini taraflara doğru gösterme
yönündeki yükümlülüğü gözönüne alındığında, kanun yoluna başvuru süresinin
Mahkeme tarafından hatalı gösterilmesinin sonuçlarına katlanmak zorunda
bırakılan başvurucunun üzerinde Dairenin yorumunun ağır bir yüke sebep olduğu,
başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla
orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna
ulaşılmıştır.
20. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde
güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim
hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
21. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama
yapılması talebinde bulunmuştur.
22. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki
yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile
30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği
yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun
biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni
bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK],
B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1.
B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK],
B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak
üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesine (E.2022/4275, K.2022/6910) gönderilmek üzere
Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2019/93, K.2021/381) GÖNDERİLMESİNE,
D. 1.480,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden
oluşan toplam 41.480,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun
Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde
yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten
ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 7/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.