|
Başkan y.
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
Üyeler
|
:
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
|
|
Yılmaz AKÇİL
|
|
Raportör
|
:
|
Muzaffer KORKMAZ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Mahir YILDIZ
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Bahar OKTAY
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; gözaltı ile tutuklamanın hukuki olmaması, gözaltında soruşturma konusu suçla ilgili olarak bilgilendirme yapılmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) PKK/KCK terör örgütüne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında 25/4/2023 tarihinde gözaltına alınmıştır.
3. Başsavcılık, başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk etmiştir.
4. Başvurucu, sorgusunda örgütle bir iltisakının bulunmadığını ifade etmiştir.
5. Hâkimlik başvurucunun isnat edilen suçtan tutuklanmasına karar vermiştir. 28/4/2023 tarihli kararda; başvurucunun üzerine atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu belirtilerek suçların niteliği, suçlara ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırımların ağırlığı ve suçların 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında düzenlenen katalog suçlar arasında sayılması hususlarına bağlı olarak adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı ifade edilmiştir.
6. Başvurucunun tutuklama kararına itirazı, Diyarbakır 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 26/5/2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya aynı tarihte tebliğ edilmiştir.
7. Başvurucu 6/6/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Soruşturma dosyasına ilişkin olarak Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemeye göre başvurucu hakkındaki suçlamalara esas alınan olgular temel olarak şöyle özetlenebilir:
i. Soruşturma mercileri, başvurucunun PKK/KCK'nın ideolojik alan merkezi yapılanmasında "dış koordinasyon sözcüsü" sıfatıyla faaliyette bulunduğuna ve "kadro" şeklinde isimlendirilen üst düzey örgüt mensubu olduğuna ilişkin 12/1/2023 tarihli tanık beyanına dayanmıştır. Tanık Ü.A.nın beyanı şöyledir:
... (Resim 5) de bana göstermiş olduğunuz örgüt mensubunu Z.K. olarak biliyorum. Açık kimlik bilgilerini burada sizlerden; Mahir YILDIZolarak öğrendim.
Bu şahıs KCK’ya bağlı cezaevi dış koordinasyonunda sorumlu olarak faaliyet yürüten, 2020 yılında A.Y.yi kırsal alana katılıma gönderen, Türkiye genelinde kurulan Hamle komitesinde KCK/TM de Dış Koordinasyon Sözcüsü olan, komite toplantılarına başkanlık eden üst düzey örgüt mensubudur."
...
DIŞ KOORDİNASYON: Türkiye’de faaliyet yürüten Dış Koordinasyon yapısının başında iki sözcü bulunur, bunlar şu anda Z.K. ve G.A.U. dur. Dış Koordinasyon’a bağlı faaliyet yürüten bütün kurumlar, bu şahıslardan emir ve talimat alır. Bu sözcüler Kandil’de bulunan Zindan Komitesi tarafından seçilmiş kişilerdir. Zindan Komitesi tarafından gönderilen perspektifler doğrultusunda faaliyet yürütürler.
...
T.A. ile yaptığım görüşmede kendisi ile alakalı olarak; 2014 yılında Komalen Ciwan’a bağlı Ali Çiçek Eğitim Akademisinde 6 ay örgütsel ideolojik ve silahlı/bombalı askeri eğitim aldığını, akabinde illegal yollardan Türkiye’ye gelerek YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) içerisinde Ege Bölgesi Sorumlusu olarak kadro düzeyinde görevlendirilmesinin yapıldığını ve bu süreçte bombalı eylem hazırlığında iken tutuklanarak cezaevine girdiğini, cezaevinden çıkınca KCK’ya bağlı Cezaevi Dış Koordinasyonunda sorumlu olarak faaliyet yürüten Z.K.nın kendisine ulaşarak Komalen Ciwan koordinasyonu ile irtibatlandırdığını ve Komalen Ciwan koordinasyonunun talimatı ile Türkiye Gençlik Yapılanması Sorumlusu olarak görevlendirildiğini, bu süreçte Türkiye Sahasında sadece kendisinin ve Ç.M.nin kadro olarak faaliyet yürüttüğünü söyledi.
...
2020 yılı Eylül ayı içerisinde C.A.Y. ile Huzurevleri Mahallesinde bulunan Lice Çayevinde bulunduğumuz bir gündeC.A.Y. bana cezaevinden koğuş arkadaşı olan A.Y.nin Ağustos ayı içerisinde cezaevinden tahliye olduğunu, tahliye olduktan sonra dış koordinasyonla görüşüp kırsal alana katılıma gitmeye karar verdiğini ve Z.K.nın talimatı ile örgütün kırsal alanına katılım yaptığını bana söyledi..."
ii. Soruşturma mercileri, tanık Ü.A.nın beyanıyla uyumlu olduğu belirtilen başka tanık beyanlarına da dayanmıştır.
- Tanık Ş.A.nın 22/12/2021 tarihli beyanı şöyledir:
“... Şubat ayının sonunda bu kadro eğitimi başladı. Eğitim alan örgüt mensupları B.K., F.A., ÖZHAN isimli örgüt mensupları idi. Bu evde kadro eğitimi veren örgüt mensupları ise D.A ve Z.K. olarak bildiğim MAHİR YILDIZ isimli örgüt mensuplarıdır. Ben bu eğitimin içeriğini bilmiyordum. AGİT kod isimli kadro örgüt mensubu bu gençleri ateşin çocukları insiyatifi adı altında fabrika ve orman yakmak için İstanbul, İzmir gibi batı illerine göndereceği için bu yönde bir eğitim verilmekte idi. Eğitim 17/18.03.2020 tarihinde bitti. Normalde eğitim daha uzun sürecekti ancak İstanbul grubu eğitime gelemediği için eğitimi 20 günde bitirdiler. Eğitim bitince AGİT kod bu gençlerden B.K. ile Özhan hemen batı illerine gönderdi, bir ay kadar sonra ise F.A. Batı illerine gitti. Bu örgüt mensupları gittikten sonra kendilerini bir daha hiç görmedim. Sadece B.K. isimli örgüt mensubu bir defa ailesini görmek için geldiğinde il merkezinde kendisini görmüştüm. Bu geldiğinde kendisi ile yaptığım konuşmada İstanbul ilinde ateşin çocukları insiyatifi adı altında örgüt içinde faaliyet yürüttüğünü, orada orman ve fabrika yakma eylemlerini gerçekleştirdiğini anlattı. Bu güvenli ev daha sonra kullanıldı mı yoksa bu kadro eğitiminden sonra boşaltıldı mı bilmiyorum. Biz eve gittiğimizde ev boştu ve evde oturan kimse bulunmuyordu..."
- Gizli tanık Uzay'ın 29/1/2018 tarihli beyanı ise şöyledir:
“Bu şahıs PKK/KCK terör örgütünün KCK yapılanmasında KENT KONSEYİ içerisinde sorumlu düzeyde faaliyet yürütmekteydi. KCK içerisinde Toplumsal alandan sorumlu üst düzey yönetici olarak faaliyet yürütmektedir. Diyarbakır il merkezinde merkez ilçelerden sorumludur. Bu şahıs 2011 tarihinde Dağkapı mevkiinde polis aracının taranarak iki polisin şehit edildiği olayı yapan şahıstır. Bu eylemi PKK/KCK terör örgütü tarafından kendisine teslim edilen bir silah ile yanında bulunan örgüt mensupları ile gerçekleştirmiştir. Bu olayla ilgili olarak cezaevine girmiştir. Daha sonra PKK/KCK terör örgütünün KCK yapılanması içerisinde CEZAEVİ KOORDİNATÖRÜ sorumlu olarak faaliyet yürütmektedir. Halen cezaevinde yatmakta olan örgüt mensupları ile KCK yapılanması içerisindeki üst düzey örgüt mensupları arasındaki irtibatı ve koordinasyonu sağlamaktadır. Cezaevinde örgütsel suçlardan yatan bir örgüt mensubu özeleştiri, yoğunlaşma veya herhangi bir iletmek istediği notu bir mektup kağıdının bir yüzüne dolma kalemi süte batırarak yazar, daha sonra kağıdın öbür yüzüne de sıradan bir şeyler yazar ve ailesine veya mektubu göndereceği kişiye iletir. Bu mektup daha sonra Z.K. kod isimli bu şahsa ulaşır ve bu şahısta bu notu KCK üst yönetimi ile cezaevlerinde yatmakta olan örgüt mensupları arasında koordinasyonu sağlamaktadır. Bu şahıs PKK/KCK terör örgütünün KCK yapılanması içerisinde GENEL KADRO olarak faaliyet yürütmektedir.”
9. Başsavcılık 5/7/2023 tarihli iddianame ile başvurucu hakkında tutuklama kararına konu olan suçtan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede, PKK/KCK terör örgütünün ideolojik alan merkezi yapılanması hakkında bilgiler verilmiş ve tanık beyanlarına dayanılarak başvurucunun bu yapılanma içinde faaliyette bulunduğu ileri sürülmüştür.
10. İddianameyi kabul eden Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 22/9/2023 tarihinde yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanması suretiyle başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
11. Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi 3/4/2024 tarihinde ise başvurucu hakkında PKK/KCK üyeliğine ilişkin başlatılan soruşturmada 20/1/2023 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ve bu karar kaldırılmadan dava açıldığını belirterek kovuşturma şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle durma kararı vermiştir. Bu karar itiraz edilmeden 29/5/2024 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Devam eden süreçte 20/1/2023 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırıldığı ve Başsavcılık tarafından Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde başvurucu hakkında yeni bir dava açıldığı görülmüştür.
13. Bireysel başvuruyu inceleme tarihi itibarıyla yargılama, ilk derece mahkemesi aşamasında derdesttir.
14. Komisyon tarafından başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ile esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. İLGİLİ HUKUK
15. 5271 sayılı Kanun'un 172. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(Değişik: 2/1/2017-KHK-680/10 md.; Aynen kabul:1/2/2018-7072/9 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz."
16. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/1/2020 tarihli ve E.2019/5611, K.2020/1360 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 16-22 Mayıs 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen PKK/KONGRE-GEL terör örgütünün 5. Genel Kurulunun sonuç bildirisinde ilan edilen KCK'nın, silahlı terör örgütünün elebaşısı Abdullah Öcalan'ın örgütün amacı doğrultusunda tabana yayılmasını sağlamak amacıyla ortaya koyduğu “Kent Meclisleri, Demokratik Siyaset Akademisi, Demokratik Toplum Kongresi ve Kooperatifler Hareketi” şeklindeki dört ayaklı bir paradigmadan oluştuğu, bu paradigmanın üçüncü ayağı olan Demokratik Toplum Kongresinin, sözde kurucu meclis işlevi gören bir yapılanma olduğu ve Kuzey Kürdistan Parlamentosu/Meclisi olarak nitelendirildiği, terör örgütünün hedefi olan demokratik özerklik stratejisini hayata geçirmek için örgüt elebaşısının talimatları doğrultusunda kurulduğu, KCK/TM parlamento yapısını oluşturan sözde yasama organı olduğu, genel kurul, daimi meclis, başkanlık divanı, yürütme kurulu ve komisyonlar gibi organlarının bulunduğu, çalışma usulüne ilişkin sözde iç tüzüğünün olduğu, demokratik özerkliği gerçekleştirmek amacıyla siyasi parti, dernek, sendika ve sivil toplum kuruluşlarını örgütleyerek konferans ve çalıştaylar düzenlediği, örgütlenme yapısı itibarıyla KCK ile özdeşlik gösterdiği, bileşenlerinin KCK yapılanması içinde yer alan sözde kent meclisleri, ilçe meclisleri, mahalle meclisleri ve köy komünlerinin olduğu, delege ve üyelerinin anılan bu sözde meclis üyeleri ile bazı milletvekilleri, belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri olduğu, yaptığı kongre ve konferanslar sonucunda 14 Temmuz 2011 tarihinde demokratik özerklik ilan edildiği ve 27 Aralık 2015 tarihinde demokratik özerk bölgelerin oluşturulmasının istendiği ve ayrıca öz yönetim ilanlarına sahip çıkıldığı..."
17. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 17/9/2019 tarihli ve E.2018/7107, K.2019/5300 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... KCK yapısının siyasal alana yönelik yapılanması “ekoloji ve yerel yönetimler komitesi”, “sosyal alan”, “ideolojik alan”, “ekonomik ve mali alan komitesi” şeklinde oluşmuş olup KCK Sözleşmesinde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde faaliyetlerde bulunmuştur. Sosyal alan da kendi içinde sosyal komite, halk sağlığı komitesi, dil ve eğitim komitesi, emekçiler komitesi, şehit aileleri ile dayanışma ve gaziler komitesi, gençlik komitesi, kadın komitesi, özgür yurttaş komitesi, basın komitesi ve benzeri adlarla komite ve koordinasyonlar kurulup faaliyetler yürütmüşlerdir..."
18. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 30/3/2017 tarihli ve E.2017/158, K.2017/3633 sayılı kararıyla kısmen onanarak kesinleşen Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/6/2016 tarihli ve E.2015/279, K.2016/269 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...sanıkların PKK/KCK terör örgütü adına kırsal alanda silahlı olarak faaliyet yürüten örgüt mensupları ile irtibatlı olarak, şehir merkezlerinde ÖS/YDG-H (Öz Savunma/Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) içerisinde faaliyet yürüten ve terör örgütü tarafından KADRO olarak nitelendirilen örgüt mensuplarından oldukları, bahse konu KADRO ile kast edilenin örgütün hiyerarşik yapılanması içerisine dahil kişiler olduğu ve bu kişilerin kendilerini ve hayatlarını tamamen örgütsel eylem ve faaliyetlere göre şekillendirdiklerinin anlaşıldığı..."
19. Diğer ilgili hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 64-89; Ayhan Bilgen [GK], B. No: 2017/5974, 21/12/2017, §§ 48-62.
III. DEĞERLENDİRME
A. Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
20. Başvurucu, şartları oluşmadan gözaltı tedbiri uygulandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
21. Anayasa Mahkemesi, yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya [2. B.], B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47). Dolayısıyla başvurucunun iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.
22. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
23. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller olmamasına rağmen daha önce suçlama konusu yapılan olgulara dayanılarak hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, tutuklama kararının ve bu karara itirazı üzerine verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararın gerekçe içermediğini belirterek ölçülü olmayan tedbir nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilgili Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıf yapılarak değerlendirmenin bu içtihat doğrultusunda yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
25. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
26. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ile silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
27. Diğer taraftan başvurucu hakkında PKK/KCK üyeliğine ilişkin başlatılan soruşturmada 20/1/2023 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve bireysel başvuru konusu yapılan tutuklama tedbirinin uygulandığı soruşturmanın hitamında açılan davada -anılan kararın kaldırılmadan dava açılarak kovuşturma şartının gerçekleştirilmemesi gerekçesiyle- Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesince 3/4/2024 tarihinde durma kararı verildiği ve devam eden süreçte kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılarak yeni bir kovuşturma sürecine başlandığı görülmüştür. Bu kapsamda belirtilen durumun tutuklama tedbirinin kanuniliği dairesinde incelenmesi uygun olacaktır.
28. 5271 sayılı Kanun'un 172. maddesinin (2) numaralı fıkrasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağı düzenlenmiştir. Buna göre söz konusu hüküm uyarınca hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen bir kişi hakkında kovuşturma sürecine geçilebilmesi için yeterli şüphe teşkil edecek mahiyette yeni bir delil elde edilmesi şartıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılması gerekecektir. Somut olayda tanık Ü.A.nın 12/1/2023 tarihli beyanı üzerine başvurucuya yönelik soruşturmanın başlatıldığı ve başvurucunun 28/4/2023 tarihinde tutuklandığı, ayrıca kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda da Ü.A.nın beyanına olgu olarak yer verilmediği görülmüştür. Sonuç olarak başvurucu hakkında soruşturma aşamasında tatbik edilen tutuklama tedbirinin bir kovuşturma şartı öngören 5271 sayılı Kanun'un 172. maddesinin (2) numaralı fıkrası yönünden kanunaaykırı durum oluşturmadığı değerlendirilmiştir.
29. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
30. Soruşturma mercileri başvurucu hakkındaki tutuklama kararında ve iddianamede esasen PKK/KCK silahlı terör örgütünün ideolojik alan merkezi yapılanmasına dair genel nitelikteki tespitler ile başvurucunun hakkındaki tanık beyanına, mobil telefon HTS ve baz analiz raporuna ve konutunda yasaklı yayınların ele geçirilmesine dayanmıştır (bkz. §§ 5, 8).
31. Yargı mercilerinin KCK ve bileşenlerine dair tespitleriyle (bkz. §§ 16, 17) birlikte başvurucu hakkındaki -soyut bir şekilde kanaat ve değerlendirmelerin dile getirilmesi niteliğinde değil aksine belirli olaylarla ilgili gözlem ve bilgilerin aktarılması mahiyetinde olan ve birbirlerini teyit eden- tanık beyanları (bkz. § 8) bir bütün olarak gözetildiğinde belirtilen tüm bu hususların tutuklama tedbirinin uygulanmasında suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 75; Metin Evecen [2. B.], B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Recep Uygun [2. B.], B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43; Zeynep Kaplan [1. B.], B. No: 2015/7311, 22/1/2019, § 52).
32. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.
33. Somut olayda Hâkimlik tarafından başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, kaçma şüphesine ve delillerin karartılması ihtimaline ve isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında düzenlenen katalog suçlar arasında yer almasına dayanılmıştır.
34. Dolayısıyla somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Hâkimlik tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Yıldırım Ataş [1. B.], B. No: 2014/4459, 26/10/2016, § 60; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).
35. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında daha önce suçlama konusu yapılan olgulara dayanıldığı iddiasıyla bağlantılı olarak tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Tedbirin -Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında- ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.
36. Terör suçlarının soruşturulması/kovuşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri [2. B.], B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214).
37. Somut olayda başvurucuya dair önceki tarihli suçlamaların ve uygulanan tedbirlerin çoğunlukla PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin olduğu UYAP üzerinden yapılan incelemeyle tespit edilmiştir. Şikâyet konusu tutuklama tedbirinin dayandığı soruşturma ise başvurucunun PKK/KCK'nın ideolojik alan merkezi yapılanmasında "dış koordinasyon sözcüsü" sıfatıyla faaliyette bulunduğu ve "kadro" şeklinde isimlendirilen üst düzey örgüt mensubu olduğu iddiasını esas almaktadır. Soruşturma makamları, Ü.A. nın 12/1/2023 tarihli beyanına dayanarak başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olduğunu ileri sürmektedir.
38. Buna göre başvurucu hakkındaki şikâyet konusu tutuklama tedbirinin dayandığı soruşturma her ne kadar daha önceki soruşturma/kovuşturmalar gibi PKK/KCK kapsamında yapılsa da bu soruşturmanın dayanağının ve şikâyet konusu tutuklama tedbirine esas tutulan olgunun başvurucu hakkında yürütülen önceki tarihli suçlamaların ve uygulanan tedbirlerin dayanağından temel olarak farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Başka bir deyişle esasen başvurucunun PKK/KCK'nın ideolojik alan merkezi yapılanmasında "dış koordinasyon sözcüsü" sıfatıyla faaliyette bulunduğu ve "kadro" şeklinde isimlendirilen üst düzey örgüt mensubu olduğu iddiasının odak alındığı işbu soruşturmanın ve bu soruşturmada verilen tutuklama kararının önceki soruşturma/kovuşturmalar ile o soruşturma/kovuşturmalarda uygulanan muhakeme işlemlerine nazaran -güncel tarihli- yeni nitelikteki olgulara dayandığı değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ayşegül Çağatay ve diğerleri [1. B.], B. No: 2019/28236, 10/3/2021, §§ 94-98; Mehmet Demir [1. B.], B. No: 2020/29965, 3/5/2023, §§ 29-33).
39. Sonuç olarak başvurucunun terörle bağlantılı bir suç nedeniyle tutuklanması dikkate alındığında Hâkimliğin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64).
40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Suç İsnadıyla İlgili Bilgilendirme Yapılmadığına İlişkin İddia
41. Başvurucu, gözaltına alındıktan sonra soruşturma konusu suçla ilgili olarak bilgilendirilmediğini ileri sürmüştür.
42. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendinde, yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine yazıyla veya bunun hemen mümkün olmadığı hâllerde sözle açıklanmayan kişilere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.
43. Anayasa Mahkemesi, yakalama nedenlerinin ve suçlamaların bildirilmemesine yönelik iddialara ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Deniz Özfırat [2. B.], B. No: 2013/7929, 1/12/2015, §§ 52, 53).
44. Somut olaydabaşvurucunun iddiaları bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.
45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
46. Başvurucu, soruşturma dosyasında gizlilik kararının bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları ve bu suçlamalara dayanak delilleri öğrenemediğini belirterek bu nedenlerle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında incelenmesi gerekir.
48. Somut olayda başvurucu, soruşturma dosyasında verilen kısıtlama kararınaitiraz ettiğini ve itirazının Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/4/2023 tarihli kesin nitelikte kararıyla reddedildiğini belirtmiştir. UYAP üzerinden yapılan incelemede kesin nitelikteki kararın başvurucuya tebliğ edildiğine dair bir bilgi/belgeye ulaşılamamakla birlikte başvurucunun tutuklama kararına itiraz ettiği 2/5/2023 tarihli dilekçeden kısıtlama kararına itirazının reddedildiğinden haberdar olduğu anlaşılmıştır.
49. Buna göre en geç 2/5/2023 tarihinden itibaren anılan müdahaleye karşı bireysel başvuru yapılabileceği ancak şikâyet konusu müdahaleye ilişkin otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonra 6/6/2023 tarihinde bireysel başvuru yapıldığı sonucuna varılmıştır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
A. 1. Gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Suç isnadıyla ilgili bilgilendirilme yapılmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 4/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.