|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Tolga BAŞBOZKURT
|
|
Başvurucu
|
:
|
Engin AVCI
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Sümeyye AYDOĞDU
|
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, sosyal medyada yapılan paylaşımlar nedeniyle hapis cezasına hükmedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Başvurucu, başvuru formunda kendisini yazar ve gazeteci olarak tanıtmaktadır. Müşteki ise başvuruya konu olayların yaşandığı dönemde Ankara Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmaktadır.
3. Başvurucu, kendi adıyla kullandığı sosyal medya hesabı üzerinden bazı paylaşımlar gerçekleştirmiştir. Başvurucu, bu paylaşımlarda şüpheli olarak bulunduğu bir soruşturma dosyasında yaşananlarla ilgili olarak müşteki hakkında bazı iddialarda bulunmuştur. Başvurucu ilk olarak 21/9/2020 tarihinde Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) müştekiyi şikâyet ettiği dilekçenin bir görüntüsünü ekleyerek ve o tarihte görevde bulunan HSK Başkanvekili'ni de etiketleyerek "2020/2581 sayı ile Ankara CBS HSK muhabereye verdik dilekçeyi. Savcı suç işliyor çeteye adli yardım sağlıyor diye.. Tedbir istemli. Ancak hala savcısı görevde.." şeklinde paylaşım gerçekleştirmiştir. Başvurucunun paylaşımına eklediği dilekçede müştekinin adı, soyadı ve görevi de açık şekilde yer almaktadır.
4. Başvurucu 22/9/2020 tarihinde ise sıralı şekilde kendi sosyal medya hesabından o tarihte görevde bulunan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'nı etiketleyerek bazı paylaşımlarda bulunmuştur. Yapılan paylaşımlar şu şekildedir:
"Aleynayı katleden ümitin annesi de infaz edildi. Çete olarak adı duyurulur duyulmaz hem de. Ankara adliyesinde çarpık ilişkiler var. Bu dosya [Y.K. etiketi] i yer... Zira bende daha yeni bir çeteye adli koruma sağlayan savcıyı şikayet ettim. Umarım başsavcı koridorları bir gezer."
"Daha yeni haysiyet ve şeref arayamayacağımız kadar seviyesi sorunu olan bir savcı yüzünden hiçbir kusuru yokken 2 polis memurunun yeri değişti an(k)arada. Neden? Çünkü o savcı görmek istemiyormuş...
[Y.K. etiketi]
Savcılar haşa Allah (c.c) değildir.
Onlarda suç işler işliyorlar.."
"#aleynaçakır cinayeti, bağlantıdaki çete, infaz edilen kadın, peşpeşe öldürülen 2 escort kız, göreceksiniz. Kaç bürokrat kaç hakim savcı olayın altından çıkacak.. Biz [Y.K. etiketi] samimiyetine inanıyoruz. Adliye sadece odadan yönetilmez. Uyarımızdır. Savcı rotasyonu şart!""
5. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) yapılan paylaşımlar nedeniyle başvurucu hakkında resen soruşturma başlatmıştır.
6. Başvurucu; soruşturma kapsamında verdiği savunmasında, kendi aracını gasbetmeye çalışan kişilerden şikâyetçi olduğunu ancak şikâyetçi olduğu N.Ç.nin de kendisinden şikâyetçi olması üzerine şüpheli duruma düştüğünü, soruşturmayı müştekinin yürüttüğünü, kendisini gözaltına aldırdığını ve iki kez tutuklamaya sevk ettirdiğini beyan etmiştir. Başvurucu; müştekinin kendisi hakkındaki tutukluluk taleplerinin reddedildiğini ancak Sulh Ceza Hâkimliği kararına uymak istemediğini, hatta tutuklanması için üçüncü kez talepte bulunduğunu beyan etmiştir. Başvurucu son olarak müştekinin eylemleri nedeniyle HSK'ya şikâyetçi olduğunu, kendisinin gazeteci olduğunu, kendisine yapılan haksızlıklar ve müştekinin suç şebekesiyle olan ilişkilerini kamunun da öğrenmesi gerektiğini düşünerek paylaşımlarda bulunduğunu belirtmiştir.
7. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun yaptığı paylaşımlar nedeniyle başvurucu hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret, tehdit ve iftira suçlarından 15/6/2021 tarihinde iddianame tanzim etmiştir. İddianamede şu hususlar belirtilmiştir:
"Twitter sosyal medya hesabının basın kanununa tabi olmadığı gibi atılan twit içerikleri incelendiğinde, yukarıda yazıldığı üzere müşteki Cumhuriyet Savcısını görevi ile ilgili yaptığı eylemler hakkında küçük düşürücü ibarelerle sosyal medyada paylaşım yaptığı, eğer herhangi bir tespiti var ise bunu ilgili makamlara bildirebileceği, keza paylaşımlardan anlaşıldığı üzere müşteki ile ilgili ayrıca dilekçe de verdiği, ancak dilekçeyi de olduğu gibi sosyal medyada yayınladığı, dolayısıyla tarafsız bir gazetecilik haberi yerine kendi başından geçen olaylar veya kendi verdiği ifade ya da dilekçeleri haber haline getirip yayınladığı görülmüş,
Yapmış olduğu eylemin Basın Kanununca koruma altına alınan herhangi bir basın organında veya gazetecilik kapsamında olmadığı anlaşılmıştır.
Şüphelinin yukarıda yazılı olduğu üzere müşteki hakkında çetelerle ilgisi olduğu, onları koruduğu şeklinde isnatlar yanında 'haysiyet ve şeref arayamayacağımız kadar şeref sorunu olan bir savcı' şeklinde ifadelerle sosyal medyadan hakarette bulunduğu,
Müştekiyi bulunduğu büro ve görevden aldırmak için başsavcı ile görüşmeye çalıştığı, aldırmaya çalıştığına dair tehdit içeren mesajlar paylaştığı,
Müşteki hakkındaki iddialarını Başsavcıyı, HSK Başkanvekilini, İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı'nı etiketlemek suretiyle bu şekilde hakkında işlem yapabilecek mercilerin işlem yapması maksadıyla iftirada bulunduğu anlaşılmış olup,"
8. İddianamenin kabulüne karar veren ilk derece mahkemesi 3/11/2021 tarihli duruşmadamüştekinin ifadesine başvurmuştur. Müşteki ifadesinde; söz konusu soruşturma işlemlerini kendisinin yürüttüğünü, N.Ç.nin odasına gelerek başvurucu hakkında bazı beyanlarda bulunduğunu, buna göre başvurucunun N.Ç.den şikâyetten vazgeçmesini isteyip bu konuda savcıyla görüştüğünü söylediğini beyan etmiştir. Müşteki ayrıca N.Ç.nin kendi odasındayken de başvurucu tarafından telefonuna mesaj atılmaya devam edildiğini, bunun üzerine kolluk görevlilerini arayarak gözaltındayken bunun nasıl mümkün olduğunu sorduğunu, sorumluların isimlerini istediğini ve başvurucunun adliyeye gelmesinin ardından başvurucuyu adli kontrole sevk ettiğini beyan etmiştir.
9. Başvurucu 30/6/2022 tarihli celsede soruşturma aşamasındaki vermiş olduğu ifadelere benzer bir savunma yapmıştır.
10. Yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesi başvurucu hakkında iftira suçundan 10 ay hapis cezası ve kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan ise 7.080 TL adli para cezasına hükmetmiştir. Tehdit suçundan ise beraat kararı vermiştir. Hapis cezasını erteleyen Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sanık Engin Avcı Hakkında Üzerine Atılı Hakaret Suçu Nedeniyle Açılan Kamu Davasında Somut Olayda; Dosya içindeki ekran görüntüleri ve araştırma raporu incelendiğinde, sanığın kendisine ait olduğu tespit edilen twitter hesabında 31/08/2020 tarihinde kendisine ait ifade tutanağına fotoğrafını paylaştığı ve yorum olarak milli sporcu olmayan kişileri savcılığa bildirdiği yazdığı, 21/09/2020 tarihinde Hakimler Savcılar Kuruluna yönelik bir şikayet dilekçesi yazdığını belirterek dilekçeyi Ankara CBS HSK Muhabere Bürosuna 2020/2581 sayı ile verdiğini belirtip müştekinin adı, soyadı ve unvanını açıkça yazıp 'Savcı suç işliyor, çeteye adli yardım sağlıyor... Hala görevde' şeklinde yorum yazdığı, altına HSK Başkan vekili Mehmet Yılmaz hesabını etiketlediği, 22/09/2020 tarihinde kendisinin bir çeteye adli koruma sağlayan savcıyı şikayet ettiğini yazarak twit attığı, başsavcının sosyal medya hesabını etiketlediği ve savcı rotasyonu yapılmasını istediği yazdığı, sonraki twitinde 'daha yeni haysiyet ve şeref arayamayacağımız kadar seviye sorunu olan bir savcı yüzünden hiçbir kusuru yokken iki polis memurunun yeri değişti' şeklinde twit attığı görülmüş, Twitter sosyal medya hesabının basın kanununa tabi olmadığı gibi atılan twit içerikleri incelendiğinde, yukarıda yazıldığı üzere müşteki Cumhuriyet Savcısını görevi ile ilgili yaptığı eylemler hakkında küçük düşürücü ibarelerle sosyal medyada paylaşım yaptığı, müşteki hakkında vermiş olduğu dilekçeyi olduğu gibi sosyal medyada yayınladığı, "haysiyet ve şeref arayamayacağımız kadar şeref sorunu olan bir savcı" şeklinde ifadelerle katılana yönelik hakaret eyleminde bulunduğu kanaatine varılarak cezalandırılması yönünde karar verilmiştir.
Sanık Engin Avcı Hakkında Üzerine Atılı İftira Suçu Nedeniyle Açılan Kamu Davasında Somut Olayda; sanığın katılan hakkındaki iddialarını başsavcıyı, HSK başkan vekilini, İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanını etiketlemek suretiyle bu şekilde hakkında işlem yapabilecek mercilerin işlem yapması maksadıyla iftirada bulunduğu anlaşılmış olup yasal unsurları oluşan iftira suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir."
11. Bölge Adliye Mahkemesi 4/10/2023 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin reddine kesin olarak karar vermiştir.
12. Başvurucu, nihai kararı 10/10/2023 tarihinde öğrendikten sonra 7/11/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
13. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
14. Başvurucu, sosyal medya hesabı üzerinden kendisi hakkındaki adli sürece dair bir gazeteci olarak eleştiri mahiyetinde paylaşımlar yaptığını ileri sürmüştür. Başvurucu; yaptığı paylaşımlar nedeniyle hakkında hakaret ve iftira suçundan ceza verilmişse de unsurları itibarıyla bu suçların oluşmadığını, yaptığı paylaşımların doğruluğu konusunda yargı mercilerinin yeterli araştırma yapmadığını ve gerekçesiz şekilde hüküm kurulduğunu belirterek ifade özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Son olarak başvurucu, hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken 10 ay hapis cezası verilmesinin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, somut olayda çatışma hâlinde olan ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurulabilmesi için konuya ilişkin içtihatların ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
16. Başvuru, ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
17. Başvurucunun sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlar nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılmasının ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olduğu açıktır. Anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
18. İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin dayanağı olan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin kanunilik ölçütünü karşıladığı değerlendirilmiş, müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır. Bu belirlemenin ardından müdahale, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ölçütü bakımından incelenecektir.
19. Anayasa'nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için toplumsal bir ihtiyacı karşılaması ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olması gerekir. Nitekim bu şartları taşımayan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu kabul edilemez (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Başvuruya benzer davalarda mahkemelerin taraflardan birinin ifade özgürlüğü ile diğerinin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir denge sağlamaları hayati önem taşımaktadır (ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkının dengelenmesinde dikkate alınacak ölçütlere ilişkin daha detaylı açıklama için bkz. Bilal Uçar [1. B.], B. No: 2019/10122, 21/9/2022, § 14).
20. Anayasa Mahkemesi; somut olayın koşullarında başvurucunun müşteki hakkında kullandığı ifadeler sebebiyle mahkûmiyet kararı verilmesinin zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini, müdahalenin gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını, bunu haklı göstermek için ortaya konan gerekçenin Anayasa Mahkemesince ortaya konan ve yukarıda açıklanan kriterleri karşılayan, ilgili ve yeterli bir gerekçe olup olmadığını davanın bütününe bakarak değerlendirecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56; Kemal Kılıçdaroğlu [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; Sinan Baran [1. B.], B. No: 2015/11494, 11/6/2018, § 38; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120). Bununla birlikte eldeki başvuruda çözümlenmesi gereken meselenin ifadelerin niteliği ile olgusal iddiaların temellendirilmesine ilişkin olduğu görüldüğünden inceleme bu alan üzerinde yoğunlaşacaktır.
21. Somut olayda başvurucu, kendi sosyal medya hesabı üzerinden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'nı etiketleyerek yaptığı paylaşımlarla müştekinin çetelere adli yardımda bulunduğunu ve onları koruduğunu iddia etmiştir. Ayrıca müşteki hakkında HSK'ya gönderdiği şikâyet dilekçesini müştekinin adı, soyadı ve görevi de görünecek şekilde sosyal medya hesabı üzerinden yayımlamış ve HSK Başkanvekili'ni etiketlemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu durumun tespit edilmesi üzerine başvurucu hakkında ceza soruşturması başlatılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda da başvurucu hakkında hakaret ve iftira suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiştir.
22. Başvurucunun paylaşımlarında hedef aldığı müşteki, o tarihte Ankara Adliyesinde görev yapan Cumhuriyet savcısıdır. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan hâkim ve savcılar diğer kamu görevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar. Bu sebeple adalet sisteminde görev alan hâkimler ve savcılarla birlikte diğer yargı çalışanlarını sebepsiz saldırılardan korumak devletin görevlerindendir. Demokratik bir toplumda bireylere, yargı sistemi ve ona dâhil olan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmış olmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını isteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. İlhan Cihaner (3) [2. B.], B. No: 2013/5298, 20/5/2015, §§ 26, 27). Ayrıca, yargı mensuplarının eleştirilere karşılık vermek bakımından -yaptıkları işin doğası gereği- diğer insanlara göre oldukça sınırlı bir özgürlüğe sahip olmaları da özellikle dikkate alınmalıdır (Arif Altın [1. B.], B. No: 2014/2170, 10/1/2018, § 43).
23. Somut olayda, yargı mercileri başvurucunun mahkûmiyetinde "Zira bende daha yeni bir çeteye adli koruma sağlayan savcıyı şikayet ettim. Umarım başsavcı koridorları bir gezer.", "Daha yeni haysiyet ve şeref arayamayacağımız kadar seviyesi sorunu olan bir savcı yüzünden hiçbir kusuru yokken 2 polis memurunun yeri değişti", "Savcı rotasyonu şart!" şeklindeki paylaşımları ile müştekinin adı, soyadı ve ünvanı görünür şekilde, HSK'ya göndermiş olduğu dilekçeyi ekleyerek "Savcı suç işliyor, çeteye adli yardım sağlıyor... Hala görevde" şeklindeki paylaşımı esas almıştır. Söz konusu paylaşımlar bir bütün olarak ele alındığında, savcı olan müştekinin çetelere adli yardım yaptığı ve çeteleri korumak amacıyla suç işlediğine ilişkin olgusal isnatlarda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan bu isnatların yeterli kaynaklar ile desteklenmesi gerekmektedir (benzer yönde bir değerlendirme için bkz. Nihat Durmuş ve Durmuş Ofset Gaz. Bas. Yay. Mat. Kül. ve Spor Etk. ve Tic. Ltd. Şti. [1. B.], B. No: 2014/5761, 10/5/2018, § 54).
24. Başvurucunun müşteki hakkındaki iddialarını; kendisine haksız şekilde şüpheli sıfatı verilmesi, soruşturma kapsamında hakkında gözaltı, tutuklamaya sevk gibi birtakım adli işlemler yapılması, bu suretle dosyadaki diğer tarafın korunmaya çalışılması şeklindeki isnatlara dayandırdığı görülmektedir (bkz. § 6). Bununla birlikte söz konusu isnatlarından hareketle başvurucu, müştekinin hangi çetelerle nasıl bir irtibatının olduğu veya çetelere ne gibi bir koruma sağladığı konularında yargılama sırasında yahut başvuru formunda somut herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu durumda başvurucunun müştekiye yönelik iddialarını, sadece kendisi hakkındaki haksız olduğunu düşündüğü bazı adli işlemlerden hareketle bir varsayıma dayandırdığı anlaşılmaktadır. Oysa somut olaydaki gibi suç isnadına varan olgusal iddiaların somut birtakım verilerle desteklenmesi şarttır. Aksi hâlde başvurucunun tarafı olduğu adli soruşturmayı Cumhuriyet savcısı sıfatıyla yürüten müştekinin nahoş ve temelsiz saldırıların hedefi hâline gelmesi söz konusu olacaktır (benzer yönde değerlendirme için bkz. F.E. (2) [1. B.], B. No: 2015/10184, 29/11/2018, § 71).
25. Diğer yandan başvurucunun konu hakkındaki endişelerini ve varsa somut iddialarını soruşturmasını yürüten müştekinin itibarına zarar vermeden de ilgili makamlara iletmesi mümkündür. Nitekim başvurucu da müştekiye yönelik iddialarını HSK'ya bildirmiştir. Bu iddialarına yönelik herhangi bir sonuç almayı makul bir süre beklemeden yargı mensubu olan müştekinin kimlik bilgilerini kamuoyuyla paylaşıp varsayıma dayalı olarak müştekinin çetelerle iş birliği içinde olduğu iddiasında bulunan başvurucunun müştekiyi doğrudan hedef hâline getirdiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla müştekinin şeref ve itibarının korunması amacıyla başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumda zorunlu sosyal bir ihtiyacı karşıladığı anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucuya verilen ceza miktarları ile yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları gözetildiğinde müdahalenin orantılı da olduğu değerlendirilmiştir.
26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu, iftira suçundan da cezalandırıldığını ancak söz konusu suçun unsurları itibarıyla oluşmadığını ve yargı mercilerinin bunu değerlendirmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu; söz konusu paylaşımların eleştiri kapsamında olduğunu, hakkında başka bir delil olmamasına rağmen varsayımsal olarak hüküm kurulduğunu ve son olarak yargı mercilerince müşteki hakkında HSK'ya yaptığı şikâyet sonuçlanmadan veya bu şikâyetin sonucu araştırılmadan hakkında iftira suçundan hukuka aykırı şekilde mahkûmiyet kararı verildiğini belirtmiştir.
28. Başvurucunun iftira suçu yönünden iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden incelenmiştir.
29. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır (Karlis A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32; Adnan Şen [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 104; Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 46).
30. Anayasa’nın 38. maddesine koşut olarak 5237 sayılı Kanun'un 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 51; AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011; AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13; Hasan Sarıcı, § 47).
31. 5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan iftira suçunun oluştuğunun kabul edilmesi için "işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat" edilmesi gerekmektedir. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere öncelikli olarak iftira suçunun oluşabilmesi için kendisine hukuka aykırı fiili isnat edilen kişinin bu eylemi işlemediğinin bilinmesi ve kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hareket edilmesi gerekir. Bu itibarla suçun asılsız suç isnadında bulunulan mağdurun masum olduğunu ya da isnat edilen fiilin asılsızlığını kesin olarak bilmesi arandığından bu suç özel kastla işlenebilir (Arifhan Mehmet Kızılyalın [2. B.], B. No: 2016/9398, 14/9/2021, § 40).
32. Somut olayda ilk derece mahkemesi, kararında her iki suç bakımından ayrı ayrı başlıklar altında gerekçelerini sunmuşsa da Anayasa Mahkemesi yapacağı incelemede ilk derece mahkemesi kararını bir bütün olarak ele alacaktır. Bu doğrultuda, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyete esas aldığı paylaşımlarda başvurucunun Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'nı etiketlediği ve HSK dilekçesini ekleyerek yaptığı paylaşımında ise HSK Başkanvekili'ni etiketlediği gözlemlenmektedir. Ayrıca yukarıda da incelendiği üzere başvurucunun paylaşımlarında müştekinin suç işlediğini belirten ancak somut herhangi bir veriyle desteklenmeyen olgusal isnatlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun olgusal temellere dayanmayan paylaşımlarıyla müşteki hakkında haksız bir şekilde adli/idari soruşturma başlatmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.
33. Öte yandan cezai sorumlulukların kapsamını belirlemek, buna bağlı olarak da suçun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığını ya da bunun karşılığı olan cezanın derecesini değerlendirmek derece mahkemelerinin görevidir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gereği olarak derece mahkemelerinin bu değerlendirme kapsamındaki yorumlarının suçun tanımlandığı ve cezanın belirlendiği kuralın özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir. Başvurucunun iddiaları kapsamında gerçekleştirilen incelemede, yargı mercilerinin suçun unsurları itibarıyla oluştuğuna dair değerlendirmelerinin temelsiz, suçun özü ile uyumsuz ve öngörülemez olduğu söylenemez.
34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.