|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ÖMER ŞERAN BAŞVURUSU (2)
|
|
(Başvuru Numarası: 2024/66096)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 4/12/2025
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
|
|
|
İrfan FİDAN
|
|
|
|
Muhterem İNCE
|
|
Raportör
|
:
|
Mehmet ALTUNDİŞ
|
|
Başvurucu
|
:
|
Ömer ŞERAN
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Sinem ARKAŞ KILIÇ
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, aynı maddi olaya dayanılmak suretiyle açılan başka davalarda verilen kararlardan aksi bir sonuca ulaşılarak davanın reddine karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılama hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/11/2024 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Uyuşmazlığın Arka Planı
5. Başvurucu, Diyarbakır Barosuna kayıtlı bir avukattır. Başvurucu ile Dicle Elektrik Perakende Satış Anonim Şirketi (Şirket) arasında avukatlık ücret sözleşmesi akdedilmiştir. Anılan sözleşmenin konusu Şirket alacaklarının tahsili amacıyla açılan icra takipleri ile takiplere bağlı davaların takibi ile ilgili şirket tarafından vekâlet akdi ile hizmet satın alınması,vekâlet akdi ile çalışacak avukatların hizmetleri, sorumlulukları, mali hakları ve sözleşme şartlarına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.
6. Sözleşme'nin 4.A maddesine göre taraflar, şirket aleyhine ve lehine açılan icra takiplerinde söz konusu icra takiplerinin avukat tarafından takip edilmesi nedeniyle belirtilen ücret dışında avukata herhangi bir ücret ödemesi yapılmayacağı konusunda mutabık kalmıştır. Avukata dosya hitam olduğunda düzenleyeceği serbest meslek makbuzu karşılığında icra takiplerinde avukatlık asgari ücret tarifesi hükümleri uyarınca icra veya yargı mercilerince şirket lehine hükmedilip karşı taraftan tahsil edilen avukatlık ücretlerinin tamamı ödenecektir. Avukata -avukatlık ücreti dışında- ilamsız icra takip dosyasının kendisine atanma tarihinden itibaren ilk dört ay içinde yapacağı anapara tahsilatı üzerinden yüzde 6, ikinci dört ay içinde yapacağı anapara tahsilatı üzerinden yüzde 4, üçüncü dört ay içinde yapacağı anapara tahsilatı üzerinden yüzde 2 oranında hesaplanacak primi, dosyanın hitam olması hâlindekesilecek serbest meslek makbuzu karşılığında ödenecektir.
7. Sözleşmenin 4.B maddesine göre şirket, avukata verdiği icra takipleri ile takibe bağlı ceza ve hukuk davalarında bulunduklarısafhada durdurmak, takside bağlamak, feragat, kabul, sulh ile sonuçlandırmak, başka avukata vermek veya diğer avukatlarla birlikte gidip takip ettirmek yetkilerine sahiptir. Sözleşmenin 4.D maddesine göre avukatın sözleşmeyi feshetmesi ve işi bırakması, şirketin sözleşmeyi herhangi bir sebeple feshetmesi veya dosyaları geri alması hâlinde avukat, şirketten vekâlet ücreti veya ne adla olursa olsun herhangi bir talepte bulunamayacaktır.
8. Başvurucu, Sözleşme kapsamında kapanan icra dosyaları için 19/6/2014 tarihine kadar Şirkete 4 adet serbest meslek makbuzu düzenleyerek vekâlet ücretini aldığını ancak bu tarihten sonra tahakkuk eden vekâlet ücretlerinin haksız bir şekilde kendisine ödenmediğini, Siirt İcra Müdürlüğü'nün bazı dosyalarının (E.2014/2815, E.2014/3246, E.2014/3368, E.2014/7524, E.2014/3205 ve E.2014/3410) tahsilat ile kapanmasına rağmen bu dosyalarda tahakkuk eden vekâlet ücretlerinin ödenmediğini belirterek 18/8/2015 tarihli ihtarname ile haklı nedenle Sözleşmeyi feshetmiştir. Akabinde sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinin tespitine ve fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla yukarıda esas numaraları bildirilen altı adet dosya nedeniyle hak ettiği akdi vekâlet ücreti ve karşı taraf vekâlet ücreti için şimdilik 1.000 TL'nin 18/8/2015 tarihinden itibaren işletilecek ticari faizi ile birlikte tahsili istemiyle Diyarbakır 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) alacak davası açmıştır.
9. Asliye Hukuk Mahkemesi 27/5/2021 tarihinde konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, gerekçeli kararda davaya konu vekâlet ücreti alacaklarının ödendiğini belirtmiştir.
10. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde, dava dilekçesinde sözleşmenin haklı nedenle feshedilip edilmediğinin tespit edilmesini talep ettiğini, yerel mahkemenin bu talebi değerlendirilmeden uyuşmazlık konusunun yalnız vekâlet ilişkisinden kaynaklanan alacak davası olduğundan bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu açıklamıştır.
11. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 2/12/2022 tarihinde başvurucunun istinaf başvurusunun kabulü ile sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğinin tespitine, vekâlet ücreti alacaklarının yargılama safhasında ödenmesi nedeniyle bu talep yönündenesas hakkında karar verilmesine yer olmadığına kesin olarak karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi gerekçeli kararda Siirt İcra Müdürlüğünün altı dosyasına (bkz. § 8) konu olan borçların dava dışı takip borçluları tarafından davalı şirkete ödenmesi üzerine durumun e-posta yoluyla davacıya iletildiğini, bunun üzerine davacının tahsil harçlarını 7/8/2014 ve 23/10/2014 tarihlerinde icra dosyalarına yatırdığını, söz konusu dosyalarda 2/9/2014 ve 24/10/2014 tarihlerinde tahsil harcı/dosya kapatma bilgilerinin sisteme girildiğini, buna rağmen bu dosyaların vekâlet ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle 18/8/2015 tarihli feshin haklı sebebe dayandığını açıklamıştır. Öte yandan sözleşmenin 4.D maddesini yorumlamış ve maddenin geçersiz olduğunu tespit etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesine göre 19/3/1949 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164/4 madde hükmündeki kural gereği avukatın avukatlık asgari ücret tarifesinin altında ücret alamayacağına ilişkin kural emredici nitelikte olduğundan sözleşmenin 4.D maddesi geçersizdir.
B. Başvuruya Konu İcra Takibine Yönelik İtirazın İptali Davası Süreci
12. Başvurucu, şirket aleyhine Diyarbakır İcra Dairesi'nin E.2020/142364 sayılı dosyasında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 294,09 TL üzerinden icra takibi başlatmıştır. Şirket, takibe itiraz etmiş ve takip durmuştur. Başvurucu, duran takibe devam etmek amacıyla şirket aleyhine Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)itirazın iptali davası açmıştır.
13. Başvurucu; dava dilekçesinde sözleşme kapsamında 1414 icra takibi başlattığını, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2/12/2022 tarihli kararıyla sabit olduğunu, Siirt İcra Müdürlüğünün E.2014/3089 sayılı dosyasının celbi ile hesaplama için bilirkişiye tevdi edilmesi ve mevcut davada itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına karar verilmesi gerektiğini açıklamıştır. Öte yandan benzer mahiyette olan itirazın iptali davalarının kabulüne yönelik ilamların bulunduğunu Mahkemeye bildirmiştir. Şirket, savunma dilekçesinde borçlu Z.E hakkında hizmet aboneliği nedeniyle asıl alacak ve gecikme bedelinin tahsili amacıyla Siirt İcra Müdürlüğü'nün E.2014/3089 sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, takibin derdest olduğunu, herhangi bir tahsilat yapılmadığını, bu sebeple davacının vekâlet ücretini hak etmediğini belirtmiştir. Şirket, Bölge Adliye Mahkemesinin emsal gösterilen 2/12/2022 tarihli kararının tahsilatla sona ermiş altı icra dosyasına yönelik bir karar olup davacıya tevdi edilen ve derdest tüm icra dosyaları bakımından emsal teşkil etmeyeceğini, her bir icra takibi yönünden davacınınvekâlet ücreti almaya hak kazanıp kazanmadığı yönünden mahkemelerce ayrıca değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu ifade etmiştir.
14. Mahkeme 14/11/2024 tarihinde davanın reddine kesin olarak karar vermiştir.Mahkeme, gerekçeli kararında öncelikle davacı tarafın fesih tarihi itibarıyla derdest olan dosyalar yönünden vekâlet ücretini talep ettiğini ve bu çerçevede inceleme yapıldığını belirtmiştir. Mahkeme, sözleşme hukukuna yönelik temel ilkelere vurgu yapmış ve "Conventio est lex" (Anlaşma kanundur.), "Consensus facit legem" (Akit kaideleri taraflar için kanun hükmündedir.) ilkeleri uyarınca sözleşme hükümlerinin taraflar arasındaki uyuşmazlığa öncelikle uygulanması gerektiğini, sözleşmenin 4/D maddesinin geçerli olduğunu, bu maddenin emredici hükümlere aykırılık taşımadığını, nitekim bu tür kayıtların geçerli kabul edildiğine yönelik ilamlar olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin E.2012/8500, K.2012/14725 sayılı veGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin E.2022/2775, K.2024/2082 sayılı ilamlarını kararına dayanak göstermiştir.
15. Başvurucu 14/11/2024 tarihinde nihai kararı öğrenmiştir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
A. Hakkaniyete Uygun Yargılama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
16. Başvurucu; Bölge Adliye Mahkemesinin 2/12/2022 tarihli kararına güvenerek pilot on icra takibi başlattığını, bu takiplerin sonunda açtığı davalarda mahkemelerin lehine karar vermesi sonrasında bu kararlara da güvenerek 1050 dava daha açtığını, Diyarbakır 6. ve 8. Asliye Hukuk Mahkemelerine tevzi edilen 120 davanın kabul edildiğini, buna karşılıkDiyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesine tevzi edilen dosyaların 68'inin reddedildiğini, 2 davanın (E.2024/574 ve 2024/604) ise kabul edildiğini açıklamıştır. Başvurucu; aynı olaya ilişkin bazı davaların lehine, büyük kısmının ise aleyhine sonuçlandığını, bu durumun hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkesini ihlal ettiğini belirterek gerekçeli karar hakkının, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile sürpriz karar yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.Başvurucunun şikâyetinin özü, benzer nitelikteki davalarda farklı yönde kararlar verilmesine ilişkin olduğundan başvuru hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
18. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma hakkı" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dâhil" edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin eklenmesinin amacı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (Sözleşme) düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almaktır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).
19. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirir. Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
20. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade eder (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
21. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı ve birden fazla biçimde yorumlanmasının mümkün olduğu durumlarda bunlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun hukuki belirliliği ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci [2. B.], B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).
22. Özellikle aynı somut olay ve hukuksal durumdaki farklı kişilerce açılan davalarda birbiriyle çelişen sonuçlara ulaşılması hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşebilir. Yargı mercilerinden anılan ilkelerin bir sonucu olarak kamuoyu nezdinde yargıya olan güveni muhafaza etme bakımından kararlarında belli bir istikrar sağlaması beklenir (Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018, § 48).
23. Mahkemelerin maddi olgularla ilgili değerlendirme ve nitelemeleri ile mutlak şekilde bağlı olmaları söz konusu olmayıp bunları değiştirmeleri de mümkündür. Ancak maddi olgularla ilgili değerlendirmelerin aynı olay kapsamındaki diğer uyuşmazlıklar yönünden kuvvetli delil teşkil edebileceği gözetildiğinde mahkemelerin daha önce ulaştıklarından farklı bir sonuca ulaşmaları durumunda bunun gerekçesini ikna edici şekilde ortaya koymaları kendilerinden beklenir (Özlem Terzioğlu [2.B.], B. No: 2014/19341, 21/11/2017, § 46).
24. Başvurucu, aynı maddi olaya ilişkin açtığı davaların bir kısmının kabul edilmesinden, bir kısmının reddedilmesinden yakınmaktadır. Başvurucu açtığı 1050 davanın farklı ilk derece mahkemelerine tevzi edildiğini ve farklı mahkemelerin birbirinin tam zıttı kararlar verdiğini belirtmiştir.
25. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi vekâlet ücreti alacaklarının tahsiline yönelik uyuşmazlıkta 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri ile 1136 sayılı Kanun hükümlerini birlikte değerlendirerek sonuca ulaşmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi kararında, öncelikle feshin haklı sebebe dayandığını tespit etmiş, ikinci olarak sözleşmenin 4.D maddesini değerlendirerek sözleşmenin emredici kurallara aykırı düzenlendiği gerekçesiyle geçerli kabul edilmesinin hukuken mümkün olmadığını belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının fesih tarihi itibarıyla muaccel hâle gelen vekâlet ücreti alacakları bakımından değerlendirme içerdiği, buna karşılık henüz muaccel hâle gelmemiş vekâlet ücreti alacakları bakımından herhangi bir değerlendirme ve sonuç içermediği görülmüştür. Bu noktada Mahkemenin fesih tarihi itibarıyla henüz muaccel hâle gelmemiş vekâlet ücreti alacakları yönünden davayı reddetmesinin temelinde, sözleşmenin 4.D maddesinin emredici kurallara aykırı olmadığını kabul etmiş olması yatmaktadır. Mahkeme bu sonuca ulaşırken sözleşme hukukuna ilişkin temel ilkeleri, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarını dayanak göstermiştir (bkz. § 14).
26. Öncelikle davanın kabulüne karar verilen iki dosyanın maddi olay ve olguların mevcut başvuruya konu davadaki ile farklı olduğunun altı çizilmelidir. Mevcut başvuruda icra takibi tahsilat ile sonlandırılmayıp derdesttir. Buna karşılık yukarıda esas numaraları verilen iki dosyanın temelini teşkil eden icra takiplerinde borcun haricen tahsil edildiği ve vekilin vekâlet ücreti almaya hak kazandığı gerekçeli kararda açıklanmıştır. Bu durumda Mahkemenin iki davada farklı sonuca ulaşmasını gerektiren maddi vakıa ve olguların mevcut olduğu açıktır. Bireysel başvuruya konu mahkeme kararının gerekçesinde yukarıda anılan farklılığa işaret edilerek bir sonuca ulaşılmıştır (bkz. § 14). Mahkemelerin maddi olay ve olguları farklı olan dosyalarda farklı kararlar vermesi hukuken doğal ve kabul edilebilir bir durumdur. Zira her bir dava somut olayın özellikleri, delillerin kapsamı ve tarafların iddia ve savunmalarına göre değerlendirilir; bu nedenle aynı taraflar arasında dahi olsa farklı maddi ve hukuki nitelik taşıyan uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşılması yargılamanın doğasından kaynaklanır.
27. Eldeki başvuruda Mahkemenin maddi olay ve olguları birbirinden farklı olan dosyalarda farklı kararlara ulaşmasının hakkaniyete uygun yargılama hakkının ihlali olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığı gibi sözleşmenin 4.D maddesine ilişkin yaptığı değerlendirme sonucu anılan maddenin geçerli olduğuna yönelik yorumunun açıkça keyfîlik veya bariz takdir hatası içermediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir.
28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu; Bölge Adliye Mahkemesininaynı olayla ilgili olan 2/12/2022 tarihli kararı ve ilk derece mahkemesi kararları olmasına karşılık somut başvuruda hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri ihlal edilerek davanın reddine karar verilmesi nedeniyle vekâlet ücretine ulaşamadığını, haksız yere yargılama giderlerini ve vekâlet ücretini ödemek zorunda kalacağından ciddi bir maddi kayıp yaşayacağını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaati olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü [2. B.], B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu [1. B.], B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
31. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
32. Meşru beklenti, objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu [1. B.], B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, § 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 37).
33. Somut başvuruda başvurucu, vekil sıfatıyla Siirt İcra Müdürlüğü'nün E.2014/3089sayılı dosyası üzerinden takip başlatmıştır. Anılan takibin derdest olduğu ve tahsilat yapılmadığı anlaşılmıştır. Başvurucu, sözleşmeyi haklı sebeplerle feshettiğinin Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile sabit olduğunu kabul ederek Siirt İcra Müdürlüğü'nün E.2014/3089 takip dosyası nedeniyle vekâlet ücreti alacağının tahsili için Diyarbakır İcra Dairesi'nin E.2020/142364 sayılı dosyası üzerinden şirket aleyhine ilamsız takip yapmıştır. Anılan takibin itiraz üzerine durması sonrasında başvurucunun açtığı itirazın iptali davası kesin olarak reddedilmiştir. Bir başka ifadeyle başvurucunun Siirt İcra Müdürlüğü'nün E.2014/3089 sayılı dosyası nedeniyle vekâlet ücreti alacağına yönelik istemi Mahkemece kabul edilmemiştir. Bu itibarla başvurucunun Siirt İcra Müdürlüğü'nün E.2014/3089 sayılı dosyası nedeniyle mülkiyet hakkının korumasında bulunan mevcut mülkü olmadığı açıktır.
34. Mevcut mülkü olmadığı anlaşılan başvurucu yönünden meşru beklentinin bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır. Bir beklentinin meşru olabilmesi için özellikle ulusal hukukta yerleşik içtihatlar gibi yeterli bir temel olmalıdır. Başvurucuların beklentilerinin hem hukuki dayanaklarını hem de somut olayda bu hukuki dayanakların gerçekleştiğini göstermeleri gerekir. Ayrıca meşru beklentinin dayanağını gösterme yükümlülüğü, bir başka ifadeyle meşru beklentinin somut olayda gerçekleştiğinin ispat külfeti başvurucunun üzerindedir (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54)
35. Bu noktada değerlendirilmesi gereken husus, başvurucunun vekâlet ücretinin kendisine ödenmesi gerektiği iddiasının kanuni düzenlemeler veya yargısal içtihatlarla desteklenip desteklenmediğidir. Başvurucu, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin Bölge Adliye Mahkemesinin 2/12/2022 tarihli kararıyla tespit edildiğini, bu karara güvenerek açtığı bazı davaların lehe sonuçlandığını, bir kısım davanın ise aleyhe sonuçlandığını belirtmiş; sözleşme gereğince vekâlet ücretinin kendisine ödenmesinin zorunlu olduğunu ileri sürmüştür.
36. Bölge Adliye Mahkemesinin 2/12/2022 tarihli kararı, başvurucunun Siirt İcra Müdürlüğünün altı dosyasına (bkz. § 11) ilişkin tüm yükümlülüklerini yerine getirerek dosyaları tahsilatla hitam etmiş olmasına karşılık vekâlet ücretinin zamanında ödenmediğinden bahisle sözleşmenin feshinin haklı sebebe dayandığını tespit eden bir karardır. Bir başka ifadeyle Bölge Adliye Mahkemesinin 2/12/2022 tarihli kararı fesih tarihi itibarıyla muaccel hâle gelmemiş vekâlet ücreti alacaklarıyla ilgili bir değerlendirme ve sonuç içermemektedir. Başvurucu, Siirt İcra Müdürlüğünün E.2020/142364 sayılı takibi nedeniyle vekâlet ücreti alacağının olduğunu iddia etmiştir. Başvurucunun Siirt İcra Müdürlüğü'nünE.2020/142364 sayılı takibi nedeniyle vekâlet ücreti alacağının kendisine ödenmesini gerektiren, istikrarlı bir içtihada dayanan yargı kararı sunamadığı görülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun meşru beklenti olarak nitelendirilmeye yetecek somutlukta bir mülkün varlığını ispat yükümlülüğünü yerine getirdiğinden söz edilemeyeceğinden Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren mevcut mülkü ve korunmaya değer bir menfaati olmadığı anlaşıldığından mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 4/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.