logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

ALİGÜL ALKAYA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/1138)

 

Karar Tarihi: 27/10/2015

R.G. Tarih ve Sayı: 9/12/2015-29557

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Serruh KALELİ

 

 

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

 

 

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

Nuri NECİPOĞLU

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Erdal TERCAN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Hasan Tahsin GÖKCAN

 

 

Kadir ÖZKAYA

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucular

:

1. Aligül ALKAYA

 

 

2. Hatice DUMAN

 

 

3. Ahmet DOĞAN

 

 

4. Hasan ÖZCAN

Vekilleri

:

Av. Faruk Nafiz ERTEKİN

 

 

Av. Keleş ÖZTÜRK

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, isnat edilen suçlardan dolayı yapılan yargılamanın adil bir biçimde yürütülmediği, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin hükme esas alındığı; davaya etkili katılma, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, avukat yardımı, susma ve savunma gibi haklardan yararlandırılmadıkları, Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı, kararların hukuki gerekçeden yoksun verildiği, yargılamanın makul sürede bitirilmediği gerekçeleriyle Anayasa’nın 17., 36., 38. ve 141. maddelerinin ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular, 17/1/2013 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeler ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemeleri neticesinde Komisyona sunulmalarına engel teşkil edecek bir eksikliklerinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 2013/1138 numaralı başvuru için 27/6/2013, 2013/1163 numaralı başvuru için 12/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Başvuruların incelemesi neticesinde, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunduğu tespit edildiğinden Bölüm tarafından 22/12/2014 tarihinde, 2013/1163 numaralı dosyanın 2013/1138 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilerek incelenmesine karar verilmiştir.

5. Bölüm tarafından, 22/11/2013 ve 12/12/2013 tarihlerinde, başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemelerinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular 22/11/2013 ve 13/12/2013 tarihlerinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süreler sonunda görüşünü 24/1/2014 ve 17/2/2014 tarihlerinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık görüşü 12/2/2014 ve 28/2/2014 tarihlerinde başvuruculara tebliğ edilmiş olup başvurucular, karşı görüşlerini 13/3/2014 ve 24/3/2014 tarihlerinde sunmuşlardır.

8. Birinci Bölümün 11/3/2015 tarihinde yaptığı toplantıda başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun Genel Kurula sevkine karar verilmiştir

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

9. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

1. Genel Olarak Yürütülen Soruşturmanın Konusu

10. Başvurucular hakkında, 1994 yılında Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) ismi ile yeniden yapılanan yasa dışı silahlı örgütün üyesi olmak, yağma, örgüt adına adam öldürmek ve yaralamak gibi eylemlere bağlı olarak “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını bozma ve değiştirme veya kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan değişik yer Cumhuriyet Başsavcılıklarınca soruşturmalar başlatılmıştır.

11. Bu soruşturmalar kapsamında, özellikle 1998 ila 2003 yılları arasında işlenen suçlardan dolayı başvurucular hakkında yakalama ve tutuklama kararları çıkartılmıştır.

2. Başvurucu Aligül Alkaya ile İlgili Yürütülen İşlemler

12. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 9/4/2003 tarihinde başvurucunun İstanbul’da yeri tespit edilmiştir. Dosyadaki yakalama tutanağına göre başvurucu, direnmesine rağmen zor kullanılmak suretiyle üzerinde H. Ö. adına düzenlenmiş ve kendi fotoğrafı yapıştırılmış sahte kimlikle yakalanarak gözaltına alınmıştır.

13. Yakalama, el koyma ve arama tutanaklarına göre başvurucunun, diğer başvurucu Hatice Duman ile birlikte örgüt evi olarak kullandıkları tespit edilen evlerde 9/4/2003 tarihinde yapılan aramalarda; P. Ö. sahte kimliği ile yakalanan Hatice Duman yanında ayrıca, çok sayıda Kalashnikov marka tam otomatik tüfek, tabanca ile silahlara ait mermi ve şarjörler, MKE yapımı el bombası, bomba yapımında kullanılan kimyevi maddeler, beton çivisi, somun ve metal parçalar, çok miktarda maytap fitili, el telsizi ve anteni, dürbün, kamera, oto plakaları, sahte nüfus cüzdanları, kimlik kaplamada kullanılan çok sayıda şeffaf naylon, nüfus müdürlüğüne ait mühür, kar maskeleri, eldiven, bere, yasa dışı yayınlar, örgütsel dokümanlar, bomba yapımını anlatan daktilo edilmiş doküman, el yazısı ile yazılmış “birincisi merkezi bir askeri komite kurulması” ifadesi ile başlayan bir sayfa örgütsel doküman gibi malzemeler ele geçirilmiştir.

14. Başvurucu, müdafii olmadan verdiği 12/4/2003 tarihli kolluktaki ifadesinde, isnat edilen suçları nasıl ve kimlerle birlikte işlediğini ayrıntıları ile açıklamıştır. Anılan ifade tutanağında başvurucuya susma, yakınlarına haber verme ve lehine olan hususları öne sürme gibi usul hakları hatırlatılmıştır. Tutanağın sonunda başvurucu; ifadesini, kendi hür iradesi ile hiçbir baskı ve cebir altında kalmadan isteği ile verdiğini, yaptıklarından pişman olmadığını belirterek imzalamıştır.

15. Başvurucunun, kollukta verdiği ifadesinin bazı bölümleri şöyledir:

"…devrimci görüşleri benimserim. MARKSİST LENİNİST KOMÜNİST PARTİ (MLKP) örgütünün program ve tüzüğünü benimserim. Türkiye'de halkların ve işçi sınıfının sosyalizme varmak için silahlı mücadele yoluyla, mücadelenin önündeki engelleri kaldırarak kızıl güneşimiz Marksist Leninist Komünist Partisiyle insanlığın altın çağa komünizmi gerçekleştirmek için bu uğurda mücadele yürütmekteyim… Benim MLKP adlı örgüt içerisinde bu güne kadar hatırladığım kadarıyla katıldığım eylemler sırası ile şu şekildedir.

- 08.04.2001 günü … Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüme bağlı …çelik zırhlı resmi Shortlan Dover otosuna ateş edilmesi:

Bu eylemin amacı 19 Aralıkta cezaevlerine yapılan müdahaleyi protesto etmekti. Eyleme üç kişi olarak katıldık. Benim yanımda Tufan kod Ahmet Doğan, Ertan Kod, E. Ö. isimli arkadaşlarım vardı. Bu eylemde bende 7,65 mm çaplı tabanca ve taarruz tipi el bombası vardı… Ahmet Doğan’da Kaleşnikof tüfek, …bulunuyordu… Ekip otosuna doğru ben üç el ateş ettim. Diğer arkadaşlar da ateş ettiler...

-10.04.2001 günü …Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı …ekip otosuna silahlı ve bombalı şadında bulunulması sonucu olay yerinden geçmekte olan A. Ö. isimli şahsın öldürülmesi, saldırganların aynı yerde bulunan 34 … plaka sayılı otoyu gasp ederek kaçmaları;

Bu eylemin amacı da 19 Aralıkta cezaevlerine yapılan müdahaleyi protesto etmekti. Eylemi (3) kişi gerçekleştirdik. Yine yanımda… Ahmet Doğan ile E. Ö. vardı. Eyleme ben kaleşnikof tüfekle gittim. Eylem sorumlusuydum… Ahmet Doğan'da Kaleşnikof tüfek ve el bombası, …vardı… Ben kaleşnikof ile ateş ettim. Yanımdaki arkadaşlar da ateş ettiler… Daha sonra bu eylem sonucunda bir vatandaşın öldüğünü duyduk.

- 22.07.2001 günü …meskun mahalde ateş etmek, molotof kokteyli atmak ve yasadışı örgüte ait pankart asmak ;

Bu eylem F tipi cezaevlerini protesto etmek için gerçekleştirildi. Eylemde hatırladığım kadarıyla 6-7 kişi vardı. Benden başka …Ahmet Doğan ile …katıldı. Yola molotof attık. Ses bombası patlatıldı, MLKP imzalı pankartı astık …ateş edildi…

- 31.07.2001 günü …Kalamış marina tel örgü kenarına bir adet fitil ateşlemeli, el yapımı, parça ve basınç etkili bomba konulması,

Bu bombayı ben hazırladım. Üç kişi eylem yerine gittik. Bombayı ben yerleştirdim. Diğer arkadaşım gözcülük yaptı. Bu eylemde yanımdaki şahıs burada benimle gözaltında bulunan devrim nikahlı eşim Hatice Duman'dı… Bu eylemin de amacı cezaevlerine yapılan müdahaleleri protesto etmekti…

- 24.01.2003 günü …Eyüp/Rami Akbank şubesinin maskeli ve silahlı 5 kişi tarafından soyulması, bankadan 14 milyar 289 milyon TL'si para ve güvenlik görevlisi …üzerinde bulunan MKE yapımı …tabancanın gasp edilmesi,

Bu eyleme (5) kişi katıldık. (2) bayan. (3) erkektik. Ben... benimle beraber gözaltında bulunan… devrim nikahlı eşim Hatice Duman ve …şahıslardı. Amacımız örgüte yardım etmek, yani kamulaştırmaktı. Bende 14'lü tabanca vardı. Bundan hariç diğer arkadaşlarda kaleşnikof marka silahlar vardı... Bir araca binerek silahları eve götürdüm…

- 17.03.2003 günü …döviz bürosu sahiplerinden …3 adet tabancanın gasp edilmesi,

Bu eylemin amacı dövize yönelikti. İlk anda silahlar gündemde yoktu. Dövizcilerin istihbaratı ben yapmıştım. Eylem günü dövizcilerin evinin önüne beyaz bir araç ile 5 kişi gittik. 2 bayan 3 erkektik. Benim yanımda …Hatice Duman …vardı...

İstihbarata göre dövizcilerde 200 Milyar Tl.sıma yakın para olması gerekiyordu. Eylem günü (2) şahıs evden çıktı. Ellerinde çanta vardı. İki arkadaşım bunlara müdahale ederek etkisiz hale getirdi. Üzerlerindeki silahları ve çantalarını alarak oradan uzaklaştık. İleride bıraktığımız araca bindik. E-5'e çıktık. Bizim ve dovizcilerin silahlarını ben aldım. Arabadan indim. Bir araca binerek eve geldim. Diğer dört arkadaş araba ile gittiler. Bu eylemde kar maskelerini taktık… Hücrelerdeki yapılanma şu şekildedir. 1. hücre: Ben Aligül Alkaya, Hatice Duman… 2.hücre: … 3.hücre: …Ahmet Doğan…”

16. Başvurucu, avukatı olmaksızın 13/4/2003 tarihinde çıkarılmış olduğu Cumhuriyet Savcısının huzurunda ise kimliği hakkındaki bilgiler de dâhil olmak üzere, hiçbir beyanda bulunmayarak susma hakkını kullanmıştır.

17. Başvurucu, bir kısım şüpheliler ve onların avukatları ile aynı tarihte avukatı olmaksızın çıkarılmış olduğu sorgu hâkimliğinde ise suçlamaları kabul etmediğini, emniyette kendine bir şey sorulmadığını, beyanları emniyet yetkililerinin yazdığını, kendisinin de imzalamak zorunda kaldığını ve avukat tutmak istediğini söylemiştir. Başvurucu sorgusunda, suçlamaları kabul etmemiş ise de dosyadaki kanıt durumu ve suçun niteliği göz önüne alınarak Mahkemece tutuklanmasına karar verilmiştir.

18. Anılan suçlar nedeniyle başvurucu ve sekiz şüpheli hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hz.2003/822 sayılı dosya üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda, 23/7/2003 tarihli ve E.2003/834 sayılı iddianame ile başvurucunun adam öldürme ve yaralama, ruhsatsız silah bulundurma, yağma gibi tespit edilen yirmi beş eylemden dolayı 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 146/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle İstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde kamu davası açılmış olup dava, anılan Mahkemenin E.2003/213 sayılı numarasına kaydedilmiştir.

19. Öte yandan Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hz.1994/204 sayılı dosya üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda, 14/4/1994 tarihli ve E.1994/108 sayılı iddianameyle başvurucu ve dört arkadaşı hakkında TKP/ML adlı silahlı örgütüne üye olmak suçundan 765 sayılı Kanun’un 168/2 ve 121/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine muhalefetten Malatya 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde kamu davası açılmış olup söz konusu davada başvurucu gıyabi tutuklu aranmakta iken anılan Mahkemenin 21/10/2003 tarihli ve E.1998/13, K.2003/116 sayılı kararıyla dava dosyası, aralarında hukuki ve fiilî bağlantı bulunduğu gerekçesiyle İstanbul 4 No.lu DGM’nin E.2003/213 sayılı dosyasıyla birleştirilmiştir.

20. Benzer şekilde Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hz.1997/307 sayılı dosya üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda, 25/6/1998 tarihli ve 1998/234 sayılı iddianameyle başvurucu hakkında yasa dışı TKP/ML örgütünün üyesi olmak suçundan yargılanması istemiyle Adana 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde kamu davası açılmış olup başvurucu hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılmıştır. Anılan Mahkemenin 24/2/2004 tarihli ve E.1998/305, K.2004/26 sayılı kararında, “sanık hakkında İstanbul 4 No.lu DGM’de aynı türden kamu davası bulunduğu, birleştirme önerimize olumlu yanıt verildiği, mahkememiz dosyası ile İstanbul 4 No.lu DGM’nin 2003/213 esas sayılı dava dosyası arasında şahsi, fiili ve hukuki bağlantı bulunduğu anlaşıldığından her iki davanın birleştirilmesi kanaatine varıldığı” belirtilerek söz konusu dava, İstanbul 4 No.lu DGM’nin 14/4/2004 tarihli ve E.2004/102, K.2004/74 sayılı kararıyla aynı Mahkemenin E.2003/213 sayılı dosyasıyla birleştirilmiştir.

21. Ayrıca aynı suç örgütü ile ilgili olarak diğer bir kısım sanıklar yönünden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar sonucunda düzenlenen 9/10/2003 tarihli ve E.2003/1082, 6/5/2004 tarihli ve E.2004/525, 17/5/2005 tarihli ve E.2005/602 sayılı iddianameler; İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 22/8/2003 tarihli ve E.2003/216 sayılı iddianamesi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesi ile görevli) 18/1/2007 tarihli ve E.2007/75 sayılı iddianamesi ile açılan davalar da İstanbul 4 No.lu DGM’nin 19/1/2004, 13/10/2004, 5/10/2005 ve 21/3/2007 tarihli kararları ile E.2003/213 sayılı dosya ile birleştirilmiştir.

22. Diğer taraftan, İstanbul 4 No.lu DGM’de yargılama devam ederken, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle yargılama İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK 250. madde ile görevli) yürütülmüştür.

23. Başvurucu hakkındaki yargılama, İstanbul 4 No.lu DGM’de 28/7/2003 tarihinde, iddianamelerin de tebliğini içeren tensip tutanağının düzenlenmesiyle başlamıştır. İlk duruşma 3/10/2003 tarihinde yapılmış olup hükmün kurulduğu 4/5/2011 tarihine kadar toplam on yedi celse açılmıştır. Başvurucu, bu kovuşturma süreci boyunca avukat yardımından yararlandırılmıştır. Başvurucu 19/1/2004 tarihli oturumda, avukatı ile görüşüp detaylı savunmada bulunacağını, bu nedenle süre talep ettiğini belirtmiş ve istenilen süre 14/4/2004 tarihli oturuma kadar tanınmıştır.

24. Başvurucunun, müdafii ile birlikte 14/4/2004 tarihinde Mahkemede yapmış olduğu savunması şöyledir:

“Öncelikle ben bu olayla ilgili olarak iddianamede bana atılı suçlardan sadece MLKP üyesi olduğumu kabul ediyorum, ayrıca söz konusu evde yakalanan eşyaların da yine bu partinin ve benim olduğunu kabul ediyorum, bunun dışında iddianamede bana yüklenen eylemlerle hiçbir ilgim olmadığı gibi dosyada benimle beraber yargılanan diğer sanıklardan Hatice Duman benim eşimdir, bunun dışında diğer sanıkların hiçbiri ile ilişkim yoktur, kendilerini de tanımam, bu olayla ilgili olarak ben 8/4/2003 tarihinde gözaltına alındığımda görevli olduklarını da bilmediğim sivil şahıslar tarafından zor kullanılarak kaçırıldım …bu şekilde zorla şubeye getirildikten sonra çok yoğun bir şekilde işkenceye tabi tutuldum, bu arada hafıza zayıflatıcı bir ilaç bana uygulanmak suretiyle ve verilmek suretiyle hafızamda kısmen kayıplara sebep olacak şekilde işkenceye tabi tutuldum, daha doğrusu hafızamı tamamen kaybettim, bu şekilde bana değişik eylemleri zorla kabul ettirmek istediler, bununla tehdit ettiler, yine eşimle ilgili olarak tehditte bulundular; ben her defasında susma hakkımı kullandığımı bildirdiğim halde bana kendi gösterdikleri şahıslarla ilgili ve belirtilen eylemlerle ilgili bazı şeyleri kabul etmemi istediler, bu şekilde benim ifade vermediğim halde yazdıkları şeyleri bana imzalattılar, bu şekilde de savcılık huzuruna yine savcılık huzurunda da benzer şekilde çıkarılırken tabi tutuldum ve daha sonra, cezaevine gittiğimde bunlar tespit edilmiştir, sorumlular hakkında yasal işlemler talep ediyorum ve işkence yapan ve bana ilaç uygulaması yapan şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum …sadece örgüt üyeliğini ve evde yakalanan malzemeleri kabul ediyorum…”

25. Müşteki mağdur C. Ö. aynı tarihli oturumda “…olay akşamı işyerimi kapattım… minibüse bindim… Acıbadem köprüsünün altında iki şahıs yüzleri maskeli …silahlarını çekip enseme ve göğsüme dayadılar, elimdeki çantayı istediler… Ben yüzlerine baktığımda gözleri ve alın kısmı …görünüyordu… Yanımdaki maktul S. O. ne oluyor diye deyince diğer şahıs ateş etti ve maktulü kafasında vurduğunu …gördüm… Çantamı alıp kaçtılar... Benim kafama silahı dayayan şahıs şu anda huzurda gösterdiğim …Aligül Alkaya’dır… Çantamda evrak vb şeyler vardı …para yoktu…” şeklinde teşhis ve anlatımda bulunmuştur.

26. Öte yandan 1/4/2009 tarihli oturumda Cumhuriyet Savcısı tarafından mütalaa okunmuş ve somut başvurudaki tüm başvurucular hakkında mahkûmiyet talebinde bulunulmuştur. Bu duruma karşı söz alan başvurucuların avukatının sarf ettiği sözlerden dolayı duruşma Savcısı tarafından Mahkeme aracılığı ile suç duyurusunda bulunulmuştur. Devam eden oturumlarda başvurucuların avukatı, Cumhuriyet Savcısı ile olan tartışması nedeniyle hakkında dava açıldığını, Cumhuriyet Savcısının çekilmesi gerektiğini belirtmiş; Mahkemece bu talep kabul edilmemiştir. Başvurucular, Mahkeme heyetinin tarafsız davranmadığını ileri sürerek 17/6/2010 tarihli dilekçeleri ile “hâkimin reddi” talebinde bulunmuşlardır. Mahkemece, anılan talebin 25/2/2011 ve 25/3/2011 tarihli oturumlarda reddedilmesi üzerine başvurucuların 1/4/2011 tarihinde yaptıkları itiraz da “dosyanın karar aşamasında bulunduğu, daha önce defaatle benzer nedenlerle red taleplerinin reddedilip kesinleştiği, reddi hakim taleplerinin yargılamayı uzatmaya yönelik olduğu” gerekçesiyle 7/4/2011 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucuların bu karara karşı 28/4/2011 havale tarihli dilekçesi ile yaptığı itirazı değerlendiren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de verilen kararı usul ve yasaya uygun bularak başvurucuların talebini 6/5/2011 tarihinde reddetmiştir.

27. Anılan Mahkeme tarafından 3 maktul, 3 mağdur, 15 şikâyetçi ve 19 sanık ile 8 iddianame ve birçok eylemi kapsayan davada yapılan yargılama sonucunda, 71 sayfadan oluşan 4/5/2011 tarihli ve E.2003/213, K.2011/84 sayılı kararda başvurucu ile ilgili olarak “sanığın 1996 tarihinden itibaren yasadışı MLKP terör örgütü adına faaliyette bulunduğu, öldürme, yaralama, yağmalama ve bombalama gibi birçok eyleme katıldığı, değişik kod isimler kullandığı, sahte kimlik ile yakalandığı, hücre evinde çok sayıda silah vb. malzemelerin ele geçirildiği, ekspertiz raporlarına göre bazı olaylarda bu silahların kullanıldığının belirlendiği” şeklinde değerlendirmeler yapıldıktan sonra “sanığın işlediği kabul edilen eylemlerin sayısı, niteliği, vahamet arz eden boyutu dikkate alındığında yasa dışı silahlı MLKP terör örgütü adına Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını bozma veya kaldırmaya cebren teşebbüs etme suçunun sübuta erdiği kabul edilmiştir.” denilmek suretiyle 765 sayılı Kanun’un 146/1 ve 59/1. maddeleri uyarınca bir kısım eylemden sorumluluğu tespit edilen başvurucunun müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

28. İlk Derece Mahkemesinin, başvurucuya isnat edilen eylemlerin sübutu konusundaki değerlendirmesi şöyledir:

“Sanığın 1996-1997 tarihinden itibaren yasadışı MLKP terör örgütü adına faaliyette bulunduğu, yakalandığı tarihe kadar bir dizi eyleme katıldığı, sanığın örgüt içerisinde Şişman-Saim-Süleyman kod isimlerini kullandığı, Halil Özdemir adına düzenlenmiş sahte kimlik ile yakalandığı hücre evinde yukarıda ayrıntısı verilen 8 adet muhtelif çapta tabanca, bu tabancalara ait fişek ve mermiler, 3 adet el telsizi, kar maskeleri, 1 adet el bombası, 2 adet kalaşnikof marka tam otomatik silah vb. malzemelerin ele geçirildiği, yine yukarıda ayrıntısı verilen söz konusu silahların ekspertiz raporlarına göre, sanığın beyanlarıyla da kabul ettiği eylemlerde bu silahların kullanıldığı, ekspertiz raporu içeriklerine göre örgüt evinde ele geçirilen 3 adet tabancanın kuyumculuk yapan müştekiler A. K. ve H. K.'den gasp edilen silahlar olduğu anlaşılmıştır. Sanığın yukarıda sabit kabul edilen ve ayrıntısı belirtilen;

08/04/2001 tarihinde polise ait zırhlı aracın taranması, 10.04.2001 tarihinde Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğüne ait ekip otomobiline bombalı ve silahlı saldırı, maktul A. Ö.’nün ateşli silahla öldürülmesi… 19.02.2003 tarihinde Kadıköy ilçesinde maktul S. O.'nun ateşli silahla öldürülmesi eylemlerini işlediği…”

29. Başvurucu Aligül Alkaya'nın, başvurucu Hatice Duman ile birlikte örgüt evi olarak kullandığı tespit edilen ikametinde yapılan aramada ele geçirilen malzemeler konusunda Mahkeme gerekçesinde yer alan bazı tespitler ise şöyledir (gerekçeli karar 71 vd.):

“Ele geçirilen silahların İstanbul Kriminal Polis Laboratuarınca yapılan balistik incelemeleri sonucu düzenlenen 10/4/2003 tarihli ekspertiz raporuna göre; …TARIG marka yarı otomatik tabancanın;

30/10/1998 günü …meydana gelen ve A. Y.'ye ait şahsa ait olan markette silah tehdidi ile para istemek ve ateş etmek olayında,

27/11/1998 günü …markette silahlı saldırı neticesi A. Y.'nin öldürülmesi eyleminde,

1/8/2000 günü …yerde bulunan iş yeri kepenklerine "HÜCRELER ÖLÜMDÜR MLKP" ibareli pankart asılması ve olay yerine intikal eden 79 222 kod nolu polis ekip otosuna ateş edilmesi olayında,

10/12/2000 günü saat 02.45 sıralarında maskeli ve silahlı şahısların Piyalepaşa Mahallesi Avcılar Sokak ile Nükhet Sokak üzerinde duvarlara yazılar yazdığı ihbarı alınması üzerine belirtilen adrese giderek olaya müdahale eden güvenlik kuvvetleri ile çıkan silahlı çatışmada Ö. T.'nin ölü, Fatih Buğrul sahte kimlikli Ş. C. ve Ş. Y. isimli şahısların yaralı ele geçirilmesi olayında,

22/7/2001 günü …korsan gösteri yapılması, meskun mahalde ateş edilmesi, molotof kokteyl atılması ve yasadışı MLKP örgütüne ait pankart asılması olayında,

16/10/2001 günü …E. Bilardo salonu içersinde S. Ç.'nin kafasına silahla ateş edilerek öldürülmesi olayında,

Çin yapısı Kalashnikov marka seyyar dipçikli otomatik tüfeğin;

8/4/2001 günü …şubemize bağlı 40-254 kod nolu zırhlı resmi Shortland Rover otosuna ateş edilmesi olayında,

10/4/2001 günü …Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı 97 160 kod nolu ekip otosuna silahlı ve bombalı saldırıda bulunulması sonucu olay yerinden geçmekte olan A. Ö. isimli öğretmenin yaralanarak öldürülmesi ve saldırganların aynı yerde bulunan 34 …plaka sayılı otoyu gasp ederek kaçmaları olayında,

Smith Wesson marka 6'h toplu tabancanın;

8/4/2001 günü …şubemize bağlı 40-254 kod nolu zırhlı resmi Shortland Rover otosuna ateş edilmesi olayında,

10/4/2001 günü …Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı 97 160 kod nolu ekip otosuna silahlı ve bombalı saldırıda bulunulması sonucu olay yerinden geçmekte olan A. Ö. isimli öğretmenin yaralanarak öldürülmesi ve saldırganların aynı yerde bulunan 34 …plaka sayılı otoyu gasp ederek kaçmaları olayında kullanıldıkları tespit edilmiştir.

Ayrıca BKF 2929-470 seri numaralı 357 kalibre Magnum tipi fişek atar A.B.D. yapısı Smith Weşson marka 19-6 model 6'lı toplu tabanca ile A01-00228 numaralı 9 mm çaplı Parabellum tipi fişek atar yerli yapım Sarsılmaz marka Kılınç 2000 model yarı otomatik tabancanın, 17/3/2003 günü saat 08.30 sıralarında Maltepe ilçesi Cevizli Mahallesi Eczacıbaşı Caddesi Atilla Sokak No: 7 sayılı yer önünde A. Dövizcilik ve Kuyumculuğun sahibi A. K. ile H. K.'den gasp edilen silahlar oldukları anlaşılmıştır.

Sanık Aligül Alkaya'nın üzerinde çıkan Halil Özdemir adına tanzim edilmiş nüfus cüzdanının alınan ekspertiz raporu içeriğine göre tamamen sahte olarak hazırlandığı tespit edilmiştir.

Sanık Hatice Duman'ın yakalanmış olduğu örgüt evinden elde edilen ve İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderilen Sanık Aligül Alkaya'nın fotoğrafı yapışık olan Yalçın Palamut adına düzenlenmiş V-03/527980 seri numaralı nüfus cüzdandaki halen mevcut fotoğrafın daha önce aynı yerdeki fotoğrafın sökülmesinden sonra yapıştırılmış olduğu,

Sanık Hatice Duman isimli örgüt mensubunun üzerinden elde edilen ve üzerinde bu şahsın fotoğrafının yapışık olduğu Perihan Özdemir adına düzenlenmiş S-06/000499 seri numaralı nüfus cüzdanındaki mevcut fotoğrafın daha önce aynı yerdeki fotoğrafın sökülmesinden sonra yapıştırılmış olduğu,

Boş vaziyetteki …seri numaralı nüfus cüzdanlarının hakiki oldukları, 'T.C.İLÇESİ NÜFUS MÜDÜRLÜĞÜ" ibareli dişili-erkekli bir adet soğuk mührün sahte nüfus cüzdanı düzenlemek amacıyla kullanıldığı, (4) adet PVC kaplamanın ise sahte nüfus cüzdanı kaplamaya elverişli malzemelerden olduğu ve İstanbul Kriminal Polis Laborotuvarı Müdürlüğünün 11.04.2003 gün BLG : 2003/1737 sayılı ekspertiz raporundan anlaşılmıştır.

Sanık Hatice Duman'ın hücre evi olarak kullandığı değerlendirilen ikamette yapılan incelemede,

Söz konusu evde, görevlilerce alınan bira şişesi üzerindeki parmak izinin Hatice Duman'ın sağ el yüzük parmak izi ile aynı olduğu,

Mutfak masası üzerindeki kül tablasında bulunan parmak izinin Hatice Duman'ın sağ el baş parmak izi ile aynı olduğu.

Söz konusu hücre evinin televizyon odası kapısının dış yüzeyi kapı kolu üst kısmı üzerinden tespit edilen parmak izinin Sanık Aligül Alkaya'nın sağ el orta parmak izi ile aynı olduğu,

Aynı evden alınan ASTUCA yazılı parfüm şişesi üzerinden tespit edilen parmak izi ile Sanık Aligül Alkaya'nın sağ el baş parmak izinin aynı olduğu,

Hücre evinden elde edilen Aselsan marka el telsizi içerisindeki pil üzerinden tespit edilen parmak iziyle yasadışı MLKP terör örgütüne yönelik olarak 8/1/1999 günü başlatılan operasyonlarda yakalanarak hakkında tanzim edilen tahkikat evrakı ile birlikte sevk edildiği ilimiz DMG.C.Başsavcılığının 15/1/1999 gün ve Hz: 1999/88, Sorgu: 1999/11 sayısına kayden tutuklanarak cezaevine konulan, …doğumlu M. T.'nin sol el baş parmak izinin aynı olduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğünün 11/472003 gün ve B.05.1.EGM.4.34.00.21/02/245 sayılı inceleme raporundan anlaşılmıştır.

Söz konusu evde yapılan aramada ele geçirilen (1) adet 34 …sayılı plakanın 1996 model Kartal SLX tipi metalik bordo renkli hususu otoya ait olduğu, aracın 21/8/2002 günü Beşiktaş bölgesinden çalındığı ve 12/3/2003 tarihinde de bulunduğu Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğünün 11/4/2003 tarihli yazılarından anlaşılmıştır.

Yine hücre evi olarak değerlendirilen mekanda ele geçirilen bir kısım yazılı dokümanın da daha önce toplatma kararı verilen basılı evrak olduğu belirlenmiştir.”

30. Başvurucu tarafından 6/5/2011 tarihli süre tutum ve sonradan verilen gerekçeli temyiz dilekçeleri ile mahkûmiyet kararının temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin duruşmalı olarak yaptığı inceleme sonucunda 25/9/2012 tarihli ve E.2012/4794, K.2012/10066 sayılı ilamla öncelikle başvurucunun hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesine yönelik itirazın reddine dair merci kararının hükümden sonra verilmiş olması ve Mahkemece bu itiraz sonucu beklenmeden davanın sonlandırılmış olması durumu ön sorun olarak incelenerek denetim yapılmıştır. Anılan Dairece yapılan incelemede, “sanık Aligül Alkaya müdafiinin hâkimin reddi taleplerine ilişkin ileri sürdüğü nedenlerin tüm dosya kapsamına göre yerinde olmadığı anlaşıldığından ret isteminin geri çevrilmesine ilişkin itirazın reddine; reddi hâkim talebine ilişkin yasal sürecin işleyiş biçimine bağlı olarak ileri sürülen savunma hakkının kısıtlandığına yönelik iddialar, reddi hâkim talebinin ileri sürüldüğü tarih, bu tarihte kovuşturmanın geldiği aşama, tüm savunmalar ve reddi hâkim talebinin geri çevrilmesine yönelik itirazın reddedilmiş olması karşısında yerinde görülmemiştir.” denilerek toplanan deliller karşısında başvurucunun diğer temyiz nedenleri yerinde görülmeyerek usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.

31. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin başvurucunun müdafiinin yokluğunda verdiği onama kararı başvurucu tarafından 11/1/2013 tarihinde öğrenilmiştir.

32. Ayrıca başvurucunun psikolojik baskı gördüğü yönündeki şikâyeti de dikkate alınarak 9/4/2003 tarihinde yapılan muayenesinde “1 gün iş ve güç kaybı oluşturacak biçimde sağ el bileğinde ve sol el baş parmak üstünde sıyrık ve sol uyluk orta ön kısmında 1 cm.lik eski lezyon” tespit edilmiş, başvurucunun “sorulara rahat yanıt verdiği, herhangi bir psikolojik araz belirtisi bulunmadığı” saptanmıştır. Yine cezaevine alınmadan önce 13/4/2003 tarihinde yapılan ve dört günlük açlık grevi sırasında ilaç verilerek şuurunun zayıflatıldığı ve darp edildiği şeklindeki iddiaları da gözetilerek yapılan muayenede “sağ göz altında ekimoz, sağ el bileğinde kabuklu yara” tespit edilmiştir.

33. Başvurucu, kolluğun yakalama sırasında kendisini darp ettiğini ve gözaltı sırasında ise psikolojik baskı uygulayarak kötü muamelede bulunduğunu iddia etmesi üzerine Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hz.2003/16662 sayılı dosya üzerinden soruşturma başlatılmış olup beş polis memuru hakkında 20/2/2004 tarihinde Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Mahkemenin 26/7/2007 tarihinde beraat kararı vermesi üzerine, başvurucu tarafından temyiz kanun yoluna gidilmiş ve Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 18/3/2010 tarihli ve E.2010/4605 sayılı ilamıyla “suçun son kesme nedeninin oluştuğu tarihe göre temyiz süreci içinde dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşıldığından, katılan Aligül Alkaya vekilinin temyiz nedenleri yerinde bulunmakla sanık yararına olduğu anlaşılan 765 sayılı Kanun’un 102/4. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine” karar verilmiştir.

34. Öte yandan Bakanlık görüşünde şu ilave bilgilere yer verilmiştir:

i. Başvurucu, yargılandığı davaya ilişkin olarak 26/7/2012 tarihinde “makul süreyi aşan yargılama sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS/Sözleşme) 6/1’inci maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM – B. No: 54693/12) başvurmuştur.

ii. Başvurucu, 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun” gereğince AİHM önündeki başvuru ile ilgili Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurmuştur.

iii. Komisyon, başvurucu hakkındaki kararın Yargıtay tarafından onandığı tarihe kadar olan yargılama süresini hesap ederek “makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine, başvurucuya 6.000,00 TL tazminat ödenmesine ve dilekçedeki diğer iddialar hakkında yetkisizlik nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına” karar vermiştir.

iv. Komisyonun kararı başvurucu vekiline 13/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup itiraz edilmediğinden 31/12/2012 tarihinde kesinleşmiştir.

3. Başvurucu Hatice Duman ile İlgili Yürütülen İşlemler

35. Başvurucu, dosyadaki yakalama tutanağına göre 9/4/2003 tarihinde, başvurucu Aligül Alkaya ile birlikte kullanmış olduğu ikamette P. Ö. sahte kimliği ile yakalanmış, aynı evde birçok silah ve başka suç eşyasına da el konulmuştur (bkz. § 13).

36. Müdafii olmadan 12/4/2003 tarihinde alınan kolluk ifade tutanağında başvurucunun “açlık grevi yaptığı, susma hakkını kullandığı, ifadesini Cumhuriyet Savcılığında vereceği” belirtilmiştir. Anılan tutanak başvurucu tarafından imzalanmamıştır. 13/4/2003 tarihli kolluk tutanağına göre de başvurucu gözaltında iken açlık grevine başlamıştır.

37. Başvurucu, avukatı olmaksızın 13/4/2003 tarihinde çıkarılmış olduğu Savcının huzurunda da susma hakkını kullanacağını belirterek ifade vermekten ve imza atmaktan imtina etmiştir.

38. Başvurucu, bir kısım şüpheliler ile aynı tarihte çıkarılmış olduğu sorgu hâkimliğinde ise müdafii eşliğinde “Ben üzerime atılı suçları kabul etmiyorum, benim herhangi bir şekilde örgütsel bağım yoktur. Ayrıca Aligül Alkaya isimli sanığı da tanımıyorum. Ben iddia edildiği gibi Aligül Alkaya’nın evinde yakalanmadım, beni sokakta yakaladılar. Benim hakkımda neden bu şekilde suç isnadında bulunduklarını da bilemiyorum, suçların hiçbirini kabul etmiyorum, ben herhangi bir eyleme katılmadım…” şeklinde savunmada bulunmuştur. Dosyadaki kanıt durumu ve suçun niteliği göz önüne alınarak başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir.

39. Başvurucu, müdafii eşliğinde Mahkemede verdiği savunmalarında ise olaylarla ilgisi olmadığını belirtmiştir.

40. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hz.2003/822 sayılı dosya üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda, 23/7/2003 tarihli ve E.2003/834 sayılı iddianame ile üç eylemde sorumluluğu ve örgüt üyeliği tespit edilen başvurucu ile sekiz şüpheli hakkında 765 sayılı Kanun’un 146/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle İstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde kamu davası açılmış olup dava, anılan Mahkemenin E.2003/213 sayılı dosyasına kaydedilmiştir.

41. Başvurucu hakkındaki yargılama, İstanbul 4 No.lu DGM’de 28/7/2003 tarihinde, iddianamenin de tebliğini içeren tensip tutanağının düzenlenmesiyle başlamıştır. İlk duruşma 3/10/2003 tarihinde yapılmış olup hükmün kurulduğu 4/5/2011 tarihine kadar toplam on yedi celse açılmıştır. Başvurucu bu kovuşturma süreci boyunca avukat yardımından yararlandırılmıştır. Başvurucu ilk oturumda “suçlamaları kabul etmediğini, diğer sanıkları tanımadığını, avukatı ile görüşüp detaylı savunmada bulunacağını, bu nedenle süre talep ettiğini” belirtmiş ve istenilen süre tanınmıştır.

42. Anılan Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda, 4/5/2011 tarihli ve E.2003/213, K.2011/84 sayılı karar ile MLKP adlı terör örgütü mensubu olarak anayasal düzeni zor yoluyla ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçu kapsamında bir kısım eylemden sorumluluğu tespit edilen başvurucunun 765 sayılı Kanun’un 146/1 ve 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

43. İlk Derece Mahkemesinin, başvurucuya isnat edilen eylemlerin sübutu konusundaki gerekçeli değerlendirmesi şöyledir:

“İlk olarak 1992 tarihinde Gaziantep Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alındığı ve salıverildiği, 1992 tarihinden yakalandığı tarihe kadar MLKP terör örgütü adına faaliyette bulunduğu, yakalandığı tarihte Aligül Alkaya ile birlikte kaldığı hücre evinden değişik çapta silahların ele geçirildiği, Perihan Özdemir adına düzenlenmiş sahte kimlik ile yakalandığı, Meral kod adını kullandığı, sanığın yakalandığı hücre evinde bira şişesi üzerinde sağ el yüzük parmağının izi ile yine mutfak masası üzerinde bulunan kül tablası üzerinde parmak izinin bulunduğu, oda kapısında Aligül Alkaya'nın parmak izinin bulunduğu, aynı evde bulunan parfüm şişesi üzerinde Aligül Alkaya'nın parmak izinin bulunduğu, sanığın yukarıda sabit kabul edilen ve ayrıntısı belirtilen;

31/7/2001 günü Kadıköy ilçesi Kızıltoprak mahallesi, Kalamış Marina dış tel örgü kenarına patlayıcı madde koymak,

24/1/2003 günü Eyüp ilçesi Rami Kuru Gıda Toptancılar Sitesinde bulunan Akbank Topçular Şube Müdürlüğünün silahla yağma edilmesi,

17/3/2003 günü Maltepe ilçesi Cevizli Mahallesinde A. K. ve H. K.'ye ait silahların yağmalanması,

Bu nedenle sanığın işlediği kabul edilen eylemlerin sayısı niteliği vehamet arz eden boyutu dikkate alındığında yasadışı silahlı MLKP terör örgütü adına Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısımı bozmaya veya kaldırmaya cebren teşebbüs etme suçunun sübuta erdiği kabul edilmiştir…”

44. Başvurucu tarafından mahkûmiyet kararının temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin duruşmalı olarak yaptığı inceleme sonucunda 25/9/2012 tarihli ve E.2012/4794, K.2012/10066 sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir. Bu karar başvurucu tarafından 11/1/2013 tarihinde öğrenilmiştir.

45. Öte yandan Bakanlık görüşünde, başvurucu ile ilgili şu ilave bilgilere yer verilmiştir:

 i. Başvurucu, yargılandığı davaya ilişkin olarak 19/7/2012 tarihinde makul süreyi aşan yargılama sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle AİHM’e (B. No: 50441/12) başvurmuştur.

 ii. Başvurucu, 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun gereğince AİHM önündeki başvuru ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurmuştur.

 iii. Komisyon, başvurucunun “makul sürede yargılanma hakkının” ihlal edildiğine, başvurucuya 6.000 TL tazminat ödenmesine ve dilekçedeki diğer iddialar hakkında yetkisizlik nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

 iv. Başvurucu hakkındaki Komisyon kararı, başvurucu vekiline 13/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup itiraz edilmediğinden 31/12/2012 tarihinde kesinleşmiştir.

46. Öte yandan başvurucu, aynı olay kapsamında uzun tutukluluk ve devam eden tutukluluğun hukuka aykırılığına itiraz edilebilecek etkili bir başvuru yolu bulunmaması iddiası ile ilgili olarak AİHM’e başvuruda bulunmuş; AİHM’in 22/5/2012 (B. No: 43918/08) tarihli kararı ile anılan şikâyetler yönünden Sözleşme’nin 5/3 ve 5/4. maddesinin ihlaline karar verilmiştir.

4. Başvurucu Ahmet Doğan ile İlgili Yürütülen İşlemler

47. Başvurucu, iki ayrı soruşturma kapsamında aranmakta iken 12/3/2004 tarihinde İzmir ili Konak Çınarlı Polis Karakolu yakınında meydana gelen bir patlama olayından sonra olay mahallinden uzaklaşmaya çalıştığı sırada kolluk görevlilerince yapılan takip neticesinde yakalanmıştır. Başvurucu, aynı tarihli yakalama tutanağı içeriğine göre polislere direnmiş ve saldırmış, ayrıca üzerinde A. S. adına düzenlenmiş sahte kimlik ele geçirilmiştir.

48. Başvurucu, müdafii eşliğinde verdiği 16/3/2004 tarihli kolluk, Cumhuriyet Savcılığı ve sorgu ifadelerinde susma hakkını kullanmıştır.

49. Anılan suçlar nedeniyle başvurucu hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 6/5/2004 tarihli ve Hz.2003/1583, E.2004/525 sayılı iddianame ile adam öldürme, silahlı saldırı, pankart asma ve patlayıcı atma gibi dokuz kadar eylemden dolayı 765 sayılı Kanun’un 146/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle İstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesine kamu davası açılmış olup dava, anılan Mahkemenin E.2004/164 sayılı dosyasına kaydedilmiştir. Bu dosya, 13/10/2004 tarihinde aynı Mahkemenin E.2003/213 sayılı dosyası ile birleştirilmiştir.

50. Başvurucu hakkındaki ilk duruşma, tensip tutanağının düzenlenmesinden sonra, 11/8/2004 tarihinde yapılmıştır.

51. Başvurucu 26/7/2006 tarihli oturumda özetle “Ben MLKP’nin üyesiyim ve askeriyim… Eylemlere katıldığım …Aligül Alkaya ve B. M.’nin beyanlarına dayandırılmıştır… Ayrıca İzmir’deki Çınarlı Karakolunun bombalanması olayı ile de bağlantı kurulmaya çalışılmaktadır… Delil elde edilmemiştir.” şeklinde savunmada bulunmuştur.

52. Başvurucunun, müdafii ile birlikte 4/5/2011 tarihinde yapmış olduğu Mahkemedeki savunması şöyledir:

“Sanık Ahmet Doğan'ın 4/5/2011 tarihinde mahkememizdeki ifadesinde; savunmamı yazılı olarak hazırladım. Okumak istiyorum dedi. Sanık 11 sayfadan ibaret olan yazılı savunmasını saat 14:10 itibariyle okumaya başladı 14:50'de son buldu. Beyanlarında özetle devrimci olduğunu, sosyalist olduğunu, MLKP'li olduğunu, bu nedenle yargılandığını, ancak isnat edilen eylemleri kabul etmediğini… Aligül Alkaya'nın ve …ayrıca İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan B. M.’nin beyanlarına dayalı olarak suçlandığını… MLKP'li olmaktan başka isnat edilen hiçbir suçu işlemedim…”

53. Anılan Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda, 4/5/2011 tarihli ve E.2003/213, K.2011/84 sayılı karar ile MLKP adlı terör örgütü mensubu olarak Anayasal düzeni zor yoluyla ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçu kapsamında bir kısım eylemden sorumluluğu tespit edilen başvurucunun 765 sayılı Kanun’un 146/1 ve 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

54. İlk Derece Mahkemesinin, başvurucuya isnat edilen eylemlerin sübutu konusundaki değerlendirmesi şöyledir:

“Sanık Aligül Alkaya'nın beyan ve teşhisleri, B. M. isimli örgüt mensubunun teşhis ve beyanları, yine Aligül Alkaya'nın fotoğraflı teşhis tutanağı, sanığın örgüt içerisinde Tufan kod adını kullandığı, 12/3/2004 tarihinde İzmir Konak ilçesi Çınarlı Polis Karakolu Binasının yan tarafına basınç etkili el yapımı bomba konularak patlatılması eyleminden sonra şüphe üzerine yapılan kimlik kontrolünde Adem Saykal adına düzenlenmiş sahte kimlik ile yakalandığı, sanığın 12/3/2004 günü İzmir Konak ilçesi Polis Karakolu binasının duvarına el yapımı bomba konulması eylemini, dosyada mevcut cerahim evrakı, 13/3/2004 tarihli olay yeri inceleme tutanağı ve krokisi, mahkememizin birleşen 2004/164 esas sayılı dava dosyası içerisinde bulunan tüm evrak kapsamından anlaşılmış ve kabul edilmiştir.

Sanığın ayrıca dosyamız kapsamında yargılaması yapılan ve yukarıda sübuta ilişkin ayrıntıları belirtilen;

8/4/2001 tarihinde polise ait zırhlı aracın taranması,

10/4/2001 tarihinde Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüğüne ait ekip otomobiline bombalı ve silahlı saldırı, maktul A. Ö.’nün ateşli silahla öldürülmesi ve Ş. G.’ye ait 34… plakalı aracın gasp edilmesi,

22/7/2001 günü Maltepe İlçesi Gülensu Mahallesi, ateş edilmesi ve molotof kokteyl atılması eylemi,

16/10/2001 tarihinde E. Bilardo salonunda S. Ç.’nin kafasına silahla sıkılmak suretiyle öldürülmesi eylemi,

25/7/2001 tarihinde Pendik İş Bankası, Kartal Garanti Bankası ve Pendik Finansbank şubelerine bomba konulması eylemlerine katıldığı tüm dosya kapsamından anlaşılmış ve kabul edilmiştir.

Bu nedenle sanığın işlediği kabul edilen eylemlerin sayısı niteliği vehamet arz eden boyutu dikkate alındığında yasadışı silahlı MLKP terör örgütü adına Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısımı bozmaya veya kaldırmaya cebren teşebbüs etme suçunun sübuta erdiği kabul edilmiştir…”

55. Başvurucu tarafından mahkûmiyet kararının temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin duruşmalı olarak yaptığı inceleme sonucunda 25/9/2012 tarihli ve E.2012/4794, K.2012/10066 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Bu karar başvurucu tarafından 11/1/2013 tarihinde öğrenilmiştir.

56. Öte yandan Bakanlık görüşünde de başvurucu ile ilgili şu ilave bilgilere yer verilmiştir:

 i. Başvurucu, yargılandığı davaya ilişkin olarak 4/9/2012 tarihinde “makul süreyi aşan yargılama sebebiyle AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle AİHM’e (B. No: 73347/12) başvurmuştur.

 ii. Başvurucu, 6384 sayılı “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun” gereğince AİHM önündeki başvuru ile ilgili Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurmuştur.

 iii. Komisyon, başvurucunun “makul sürede yargılanma hakkının” ihlal edildiğine, başvurucuya 6.000 TL tazminat ödenmesine ve dilekçedeki diğer iddialar hakkında yetkisizlik nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

5. Başvurucu Hasan Özcan ile İlgili Yürütülen İşlemler

57. Başvurucu, 16/11/2005 tarihinde yakalanmıştır. Aynı tarihli yakalama tutanağı içeriğine göre başvurucu direnmiş ve O.G. adına düzenlenmiş sahte kimlikle yakalanmıştır.

58. Başvurucu, 19/11/2005 tarihinde müdafii eşliğinde kollukta susma hakkını kullanmış, Cumhuriyet Savcılığı ve sorguda müdafii eşliğinde vermiş olduğu ifadesinde ise kollukta kötü muamele görmediğini belirterek suçlamaları reddetmiştir.

59. Başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. madde ile görevli) tarafından düzenlenen 18/1/2007 tarihli iddianame ile başvurucunun tespit edilen eylemlerinden dolayı 765 sayılı Kanun’un 146/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış olup dava anılan Mahkemenin E.2003/213 sayılı numarası ile birleştirilmiştir.

60. Başvurucunun, müdafii eşliğinde 21/3/2007 tarihinde Mahkemede yapmış olduğu savunması şöyledir:

“İddianamedeki suçlamaları tek tek okudum. Bunların hiçbirini kabul etmiyorum. Öncelikle ben muhalif bir insan olduğum için polis tarafından yıllardır devamlı takip edilmiş, baskınlar düzenlenmiş ve üzerime işkenceler yapılmış olup, ben ve eşim hakkında… defalarca işlemler yapılmıştır. Ben daha önce bir kez daha gözaltına alınmıştım… Hiçbir örgütle ilişkim yoktur… devamla, ben devamlı olarak polis tarafından rahatsız edildiğim için ve basında da devamlı işkencelerle ilgili okuduğum hususları gözeterek eniştem Orhan G.’nin kimliğini alıp, kendi fotoğrafımı koymak suretiyle bu kimliği sahte olarak kullanıyordum, ancak sadece üzerimde taşıyordum, fakat hiçbir yerde de kullanmadım, ayrıca üzerimde bir öğrenci pasosu U. A. adına düzenlenmiş akbil kartı vardı, bunu bulmuştum, Karaköy merkezi olduğu için oraya getirip teslim edecektim, yanımda bulunmasının sebebi de budur, başka anlamı yoktur, ancak bu sahte değildir…”

61. Anılan Mahkemenin 4/5/2011 tarihli ve E.2003/213, K.2011/84 sayılı kararında başvurucu ile ilgili olarak kurulan hüküm şöyledir:

“Sanık… Hasan Özcan’ın … 765 sayılı TCK'nın 146/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de; sanığın yasadışı MLKP örgütünün emir ve kumandaya haiz üyesi olduğu konusunda tam bir kanaat oluşmuş ise de; dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından sanığın eyleminin 765 sayılı TCK'nın 168/1. maddesi kapsamında kaldığı, …yasadışı MLKP örgütünün emir ve kumandaya haiz üyesi olduğu sabit görülmekle eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 168/1 maddesi… Sanığın eylemlerinin terör suçu niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından 3713 sayılı Yasanın 5. maddesi… Duruşmalardaki iyi halleri lehine takdir edilerek TCK’nın 59/2 maddesi gereğince …18 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına…”

62. İlk Derece Mahkemesinin, başvurucuya isnat edilen eylemlerin sübutu konusundaki gerekçeli değerlendirmesi şöyledir:

“Sanığın Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden 28/11/1991 tarihinde mezun olduğu, sanık hakkında daha önce İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde yasadışı MLKP terör örgütü üyesi olmaktan 1997/137 esasla kamu davası açıldığı, sanığın eniştesi Orhan G. adına düzenlenmiş kimlik kullandığı, örgüt içinde Şapkalı-Cem-Cemal kod isimlerini kullandığı, H. A'nın ek klasör (d:9-16 )'daki beyanı, S. G.’nin (d:6-8)'deki beyanı, S. Y.'nin beyan ve teşhisi, A. G.'nin beyan ve teşhisi (dizi:17-21) dikkate alındığında sanığın MLKP silahlı terör örgütünün merkez komite üyesi olduğu, örgüt içinde Anadolu Yakası sorumlusu olarak faaliyet yürüttüğü, S. Y.'nin beyan içeriği dikkate alındığından işbirlikçi olduğu iddiasıyla S. Y.'nin bu sanık tarafından sorgulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmış ve kabul edilmiştir.

S. Y.'nin Aligül Alkaya tarafından sanık Hasan Özcan'ın talimatıyla örgüte ihanet ettiği gerekçesiyle öldürülmesi talimatının verildiği, S. Y.'nin İstanbul Bağcılar civarında bir yere götürülerek Aligül Alkaya tarafından ateş edildiği, öldüğü zannedilerek terk edildiği, daha sonra S. Y.'nin teslim olup olayı anlattığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakta ise de;

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2001/384 Esas sayısı üzerinden yapılan yargılama sonunda örgüt üyeliğinden beraate ilişkin karar, S. Y.'nin daha sonra ifade değiştirerek yaralanmanın kız meselesi nedeniyle yapıldığına ilişkin beyanı üzerine İstanbul C.Başsavcılığının bu eylem nedeniyle görevsizlik kararı verdiği hususu dikkate alındığında;

Esasen S. Y.'nin örgüt mensuplarınca özellikle sanık Hasan Özcan tarafından sorgulandığı konusunda gerek S. Y.'nin dosya kapsamıyla uyuşan beyanı gerekse yukarıda ayrıntısı anlatılan 16/10/2001 tarihinde E. Bilardo salonunda Suat. Ç. isimli maktulün Suat. Y. zannedilerek örgüt mensuplarınca öldürüldüğü dikkate alındığında tam bir kanaat oluşmuştur. Ancak İstanbul C.Başsavcılığının S. Y.'nin yaralanması ile ilgili görevsizlik kararı vererek İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin S. Y. hakkındaki beraat ve görevsizlik kararları dikkate alındığında sanık Hasan Özcan'ın Suat Y.'nin Bağcılar'da silahla vurulması eylemiyle ve Suat Ç.’nin Suat Y. zannedilerek öldürülmesi eylemiyle doğrudan bağ kurulamamıştır. En azından yukarıda bahsedilen yargısal kararlar dikkate alındığında bu hususta çelişki ve şüphe oluşmuştur.

Ancak daha önce yargılanan örgüt mensubu H. A.’nın beyanı, bu beyanı doğrulayacak şekilde Hasan Özcan tarafından teslim edildiği beyan edilen 2 adet anti-tank Law roketinin yakalanması, S. G. ve A. G.’nin 9 örgüt mensubu ve Hasan Özcan'ın katılımıyla delege seçimi yapıldığına ilişkin beyanı, yine A. G.’nin beyanına göre Hasan Özcan'ın merkez komite üyesi olabileceğine ilişkin beyanları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında sanık Hasan Özcan'ın yasadışı MLKP terör örgütünün emir ve kumandaya haiz yöneticisi konumunda olduğu konusunda tam bir kanaat hasıl olmuştur.

Her ne kadar sanığın MLKP terör örgütü adına Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını bozmaya veya kaldırmaya cebren teşebbüs etme suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de sanığın dosya kapsamında işlendiği kabul edilen eylemlere doğrudan katıldığı yönünde tam bir kanaat hasıl olmadığı gibi Suat Ç.’nin Suat Y. zannedilerek öldürülmesi eyleminin talimatını verdiği konusunda tam bir kanaat oluşmadığı, yine Suat Y.’nin Bağcılar civarında silahla vurularak öldüğü zannedilerek bırakılmasına ilişkin eylemde de daha sonra verilen görevsizlik kararı nedeniyle çelişki ve şüphe oluştuğundan sanığın eyleminin silahlı örgütün amir ve kumandaya haiz yönetici konumunda olduğu kabul edilerek dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından sanığın eyleminin 765 sayılı TCK'nın 168/1. maddesi kapsamında kaldığı… kanaatine varılmıştır.”

63. Başvurucu tarafından mahkûmiyet kararının temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin duruşmalı olarak yaptığı inceleme sonucunda 25/9/2012 tarihli ve E.2012/4794, K.2012/10066 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Bu karar başvurucu tarafından 11/1/2013 tarihinde öğrenilmiştir.

64. Öte yandan Bakanlık görüşünde, başvurucu ile ilgili şu ilave bilgilere yer verilmiştir:

 i. Başvurucu, yargılandığı davaya ilişkin olarak 5/9/2012 tarihinde “makul süreyi aşan yargılama sebebiyle AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle AİHM’e (B. No: 81603/12) başvurmuştur.

 ii. Başvurucu, 6384 sayılı “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun” gereğince AİHM önündeki başvuru ile ilgili Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurmuştur.

 iii. Komisyon, başvurucunun “makul sürede yargılanma hakkının” ihlal edildiğine, başvurucuya 5.250 TL tazminat ödenmesine ve dilekçedeki diğer iddialar hakkında yetkisizlik nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

 iv. Başvurucu hakkındaki Komisyon kararı vekiline 13/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiş olup itiraz edilmediğinden 31/12/2012 tarihinde kesinleşmiştir.

65. Başvurucular, 17/1/2013 tarihli dilekçeleri ile süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

66. 765 sayılı mülga Kanun’un 146. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.”

67. 3713 sayılı Kanun’un “Cezaların arttırılması” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“(Değişik: 29/6/2006-5532/4 md.) 3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlîpara cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.”

68. 5271 sayılı Kanun’un “İfade ve sorgunun tarzı” kenar başlıklı 147. maddesi şöyledir:

“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.”

69. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin görevlendirilmesi” kenar başlıklı 150. maddesi şöyledir:

“(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.

(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

70. 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 138. maddesi şöyledir:

“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi'de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.”

71. 18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanunun 4, 5, 6, 7, 9, 12, 14, 15, 18, 19, 20 ve 22 nci madde hükümleri Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz. Bunlar hakkında 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun bu değişiklikten önce yürürlükte olan eski hükümleri değiştirilmeden önceki halleriyle uygulanır.”

72. 16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı mülga Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Yakalama ve tutuklama” kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:

 Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç kırksekiz saat içinde hakim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.

Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenin dört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir.

Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada dört gün olarak belirlenen süre, Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararıyla yedi güne kadar uzatılabilir. Hakim, karar vermeden önce yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler.

Tutuklu bulunan sanık, müdafii ile her zaman görüşebilir. Hakim tarafından gözaltı süresinin uzatılmasına karar verildikten sonra gözaltında bulunan kişi hakkında da aynı hüküm uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

73. Mahkemenin 27/10/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 17/1/2013 tarihli ve 2013/1138 numaralı bireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

74. Başvuruculardan Aligül Alkaya,

 i. Gözaltında tutulduğu sırada maddi ve manevi baskı ve işkenceye uğradığını, iradesini zayıflatıcı ilaçlar verildiğini, ölümle tehdit edildiğini, ailesine ve gözaltına alınan eşi Hatice Duman’a zarar verileceği yönünde tehditlerde bulunulduğunu,

 ii. Emniyet, Savcılık ve sorgu ifadelerinde talep etmiş olmasına rağmen bir avukatın hukuki yardımından yararlandırılmadığını,

 iii. Gözaltında iken kendisine yapılan kötü muamele sonucunda suçlamaları kabul etmek zorunda kaldığını, hukuka aykırı yöntemler kullanılarak elde edilen polis ifadesinin hükme dayanak yapıldığını,

 iv. Yargılama sırasında, iddia makamının talepleri derhâl kabul edilirken kendisinin ve avukatının savunmaya ilişkinin taleplerinin ısrarla reddedildiğini, özellikle esası etkileyecek tanıklar İ.S., O.N.B., Y.T., H.C., M.G., M.Y., C.L., G.D. ve A.T.nin duruşmada dinlenilmesi taleplerinin hiçbir gerekçe sunulmadan geri çevrildiğini, yüzleştirme yapılmadığını, bu suretle silahların eşitliği ilkesine aykırı davranıldığını,

 v. Yine, 19/2/2003 tarihinde S. O.nun öldürülmesi ile ilgili olarak iddianamede ve Mahkeme kararında beyanları delil olarak kullanılan M.Z. ve R.K.nın duruşmada dinlenmediklerini,

 vi. Maktul A.Ö.nün ölümüne neden olan ve vücudundan çıkarılan mermi çekirdeğine ilişkin ekspertiz raporu alınmadığını, mermi çekirdeğinin hangi silaha ait olduğunun tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmadığını ve bu konudaki taleplerinin de reddedildiğini,

 vii. Anılan olay sırasında yaralanan polis memuru S. T.nin, aynı ekipte yer alan polis memuru S. A. K. tarafından vurulduğunu, bu nedenle bu kişilerin vereceği ifadeler önemli olmasına rağmen duruşmada dinlenmediklerini,

 viii. Davanın esasını etkileyecek nitelikli birçok delilin araştırılmadığını, son kararda esaslı delil olarak kullanılan birçok delilin de duruşmaya getirilmediğini, Mahkemenin eksik araştırmayla karar verdiğini, somut dava dosyasıyla birleştirilen Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) ve Adana DGM dosyalarının ayrıntılı incelenmediğini, önemli bazı delillerin toplanması ve keşif yapılması gibi taleplerinin reddedildiğini, bu nedenle çelişmeli yargılama, davanın düzgün bir şekilde incelenmesi hakkı ve yargılamaya etkili katılma hakkının zedelendiğini,

 ix. Mahkeme heyetinin tarafsız olmadığını, hâkimin reddi talebinin reddine yapılan itiraz sonuçlanmadan hüküm kurulduğunu, ayrıca yargılamayı yapan Mahkemenin kuruluş ve işleyişinin de Anayasa’ya aykırı olduğunu, aynı tür uyuşmazlıkları çözen mahkemelerin aynı kurallara tabi olması gerekirken ağır cezalık fiiller arasında ağır ceza/özel ağır ceza ayrımı yapılmış olmasının yargılamanın birliği ilkesini ihlal ettiğini,

 x. Mahkemenin ara kararları ve son mahkûmiyet kararı ile Yargıtayın onama kararının hukuki gerekçeden yoksun olduğunu,

 xi. Hakkındaki iddianame 14/4/1994 tarihinde hazırlanmış olmasına rağmen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararını verdiği 4/5/2011 tarihine kadar 17 yıl, Yargıtayın onama kararına kadar da 18,5 yıldan fazla bir süre geçtiğini; yargılamanın uzun sürmesinde mahkemenin sorumluluğunun olduğunu, Mahkeme tarafından tutukluluğunun dikkate alınmadığını ve yargılamanın makul bir sürede tamamlanmadığını, yargılamanın uzun sürmesi karşısında başvurulabilecek bir hukuk yolu bulunmadığını belirterek,

 xii. Başvurucular Hatice Duman, Ahmet Doğan ve Hasan Özcan da başvurucu Aligül Alkaya ile benzer hak ihlali iddialarında bulunarak hukuka aykırı elde edilmiş Aligül Alkaya’nın ifadesinin mahkûmiyete esas alındığını, delillerin yeterince araştırılıp değerlendirilmediğini, müdafi yardımından yararlandırılmadıklarını, Mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmadığını, makul sürede yargılamanın bitirilmediğini iddia ederek,

Anayasa’nın 17/3., 36., 38. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesini, her biri için 25.000 TL (Hasan Özcan için 50.000 TL) manevi tazminat, 3.960 TL maddi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

75. Başvurucuların iddiaları “işkence yasağı” ve “adil yargılanma hakkı” başlıkları altında ayrı ayrı incelenmiştir.

a. Başvurucu Aligül Alkaya’nın İşkence Yasağının İhlal Edildiği İddiası

76. Başvurucu, gözaltında tutulduğu sırada maddi ve manevi baskı ve işkenceye uğradığını, iradesini zayıflatıcı ilaçlar verildiğini, ölümle tehdit edildiğini, ailesine ve gözaltına alınan eşi Hatice Duman’a zarar verileceği yönünde tehditlere maruz kaldığını, bu nedenle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

77. Bakanlık görüşünde, başvurucunun işkence yasağına ilişkin şikâyetlerinin, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun başladığı 23/9/2012 tarihinden öncesine yönelik olduğu ve bu konudaki adli sürecin anılan tarihten önce kesinleştiği belirtilmiştir.

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

 “Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

79. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

80. Somut olayda başvurucunun kolluğun gözaltı sırasında kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia etmesi üzerine Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hz.2003/16662 sayılı dosya üzerinden soruşturma başlatılmış olup beş polis memuru hakkında Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Mahkemenin 26/7/2007 tarihinde beraat kararı vermesi üzerine, başvurucu tarafından temyiz kanun yoluna gidilmiş ve Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 18/3/2010 tarihli ve E.2010/4605 sayılı kararıyla, zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir (bkz. §§ 32, 33).

81. Açıklanan nedenlerle başvurucunun “işkence yasağının” ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olayda yargılama sürecine ilişkin nihai kararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce verildiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

82. Başvurucuların bu başlık altındaki şikâyetleri; Mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, makul sürede yargılanma, hakkaniyete uygun yargılanma, müdafii yardımından yararlandırılma hakları kapsamında ayrı ayrı incelenmiştir.

i. Mahkemenin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığı Şikâyeti

83. Başvurucular, Mahkemenin kuruluş ve işleyişinin Anayasa’ya aykırı olduğunu, aynı tür uyuşmazlıkları çözen mahkemelerin aynı kurallara tabi olması gerekirken ağır cezalık fiiller arasında ağır ceza/özel ağır ceza ayrımı yapılmış olmasının yargılamanın birliği ilkesini ihlal ettiğini, ayrıca Mahkeme heyetinin tarafsız olmadığını iddia etmişlerdir (bkz. § 26).

84. Bakanlık görüşünde, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin yasayla kurulduğu, tabii hâkim ilkesinin gereklerini karşıladığı, işleyişine ilişkin düzenlemelerin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nda öngörülmüş olduğu ve yasayla önceden belirlenmiş hükümler çerçevesinde yargılama faaliyetlerini sürdürdüğü, AİHM’in de benzer şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddettiği belirtilmiştir.

85. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı olarak başvuru dilekçelerindeki iddialarını tekrarlamışlardır.

86. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 “Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

87. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin ‘Adil yargılanma hakkı’ kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Sözleşme’nin 6. maddesinde, mahkemenin “kanunla kurulmuş” olması gerektiği hükme bağlanmıştır. Ayrıca Anayasa’nın 37. maddesinde hiç kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamayacağı, bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamayacağı; 142. maddesinde mahkemelerin kuruluş, görev, işleyiş ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği hükümlerine yer verilmiştir.

88. Yukarıda belirtilen kuralların amacı, mahkemelerin bağımsızlığının sağlanması istikametinde, demokratik toplumda yargı sisteminin, yürütmenin müdahalelerine karşı korunması ve sistemin münhasıran millet iradesini temsil eden parlamento tarafından şekillenmesinin sağlanmasıdır. Pek tabii bu kural, sistemin teşekkül ve işleyişine ilişkin tüm ayrıntılarının mutlaka kanunla belirlenmesini gerektirmemektedir. Ayrıntılara ilişkin koşullar, yargı denetimi sağlanmak koşuluyla ikincil mevzuatla belirlenebilir. Yine Sözleşme’nin 6. maddesi, kanunla kurulmuş olmak şartıyla özel mahkemelerin (örneğin terör mahkemeleri) kurulmasını yasaklamamaktadır (Benzer yönde AİHM kararı için bkz. X ve Y/İrlanda [KK], B. No: 8299/78, 10/10/1980).

89. Mahkemenin fiilen kanuna uygun olarak kurulmuş olması da kanunla kurulmuş olmanın diğer yönünü teşkil etmektedir. Buna göre bir mahkemenin, görev ve işleyişi ile ilgili kurallara uygun olarak teşekkül etmemiş ve faaliyet göstermemiş olması hâlinde belirtilen güvenceye aykırı bir durum oluşacaktır.

90. AİHM, özel yetkili mahkemelerde yargılanmış olmasının şikâyet konusu edildiği bir başvuruyu incelemiş ve bu mahkemelerin kanun ile kuruluşu ve oradaki hâkimlerin teminatları gibi güvenceleri dikkate alarak bir sorun olmadığını ifade etmiş ve bu yöndeki şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur (Osman Keser/Türkiye, B. No: 29321/11, 15/10/2013, §§ 24-28).

91. Somut davada başvurucuların yargılandıkları Mahkeme kanunla kurulmuş olup genel adli yargı sistemi içerisinde yer almaktadır. Öte yandan suç tarihinde başvuruculara yüklenen suçlara bakmakla görevli olan DGM’lerin hukuki dayanağını oluşturan Anayasa’nın 143. maddesi ve 2845 sayılı Kanun, suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılmış ve 16/6/2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun’la 1412 sayılı mülga Kanun’a 394/a maddesi eklenmiş, daha sonra da 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 2. ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun’un 250. maddeleri ile bu suçlara ağır ceza mahkemelerinin bakacağı belirlenmiş olup anılan Kanunların amaç, kapsam ve gerekçeleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın 37. ve 142. maddesi hükümleri çerçevesinde, yargılamayı yapan Mahkemenin suçtan sonra ve bu sanıklara yönelik kurulan özel bir mahkeme olmadığı ve dolayısıyla doğal hâkim ilkesi ve kanunla kurulmuş mahkemede yargılanma hakkına yönelik bir müdahale olmadığı açıktır.

92. Öte yandan başvurucular, Mahkeme heyetinin tarafsız olmadığını, bu yönden yaptıkları “hâkimin reddi” taleplerinin sonuçsuz kaldığını belirtmişlerdir.

93. Adil yargılanma hakkından bahsedebilmek için mahkemenin tarafsız olması gerekir. “Tarafsızlık”, ön yargılı ve yanlı davranmamak anlamına gelmekte olup bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği ancak her somut olayda öznel ve nesnel testler uygulanmak suretiyle saptanabilir. AİHM’e göre adil yargılanma anlamında tarafsızlığın varlığı, hem belirli bir davada belirli bir hâkimin kişisel düşüncelerini temel alan öznel bir teste, hem de hâkimin bu konudaki meşru şüpheleri giderebilecek güvenceleri taşıyıp taşımadığına ilişkin nesnel teste göre belirlenmelidir (Hauschıldt/Danimarka, B. No: 10486/83, 24/5/1989, § 46).

94. Buna göre “tarafsızlık” koşulunda, “işlevsel/nesnel” ve “şahsi/öznel” yanlılık hâlleri birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Aynı kişinin yargısal faaliyetler çerçevesinde farklı işlevlere sahip olması ya da yargılamanın diğer taraflarıyla arasında hiyerarşik veya benzer nitelikli bağlar bulunması, mahkemenin nesnel tarafsızlığına dair meşru bir şüphe ortaya çıkarabilir. Kişisel tarafsızlıkla ilgili olarak değerlendirilebilecek husus ise hâkimin kişisel tutumunun böyle bir şüphe oluşturup oluşturmadığı veya yanlı bir davranış teşkil edip etmediğidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kyprianou/Kıbrıs, [BD], B. No: 73797/01, 15/12/2005, § 122).

95. Bir hâkimin başvurucuya karşı kişisel bir yanlılıkla hareket ettiğini gösteren bir delil olmadıkça hâkimin tarafsız olduğu kabul edilmelidir (Hauschıldt/Danimarka, § 47).

96. AİHM, nesnel tarafsızlık testinde önemli olanın, demokratik bir toplumda mahkemelerin halkta ve ceza davalarında yargılanan sanıklarda oluşturacağı güven duygusu olduğunu vurgulamıştır. Nesnel tarafsızlık incelenirken mahkemenin tarafsız olmadığını iddia eden tarafın görüşü önemli ama sonuca etkili değildir. Mühim olan, tarafsızlıkla ilgili şüphelerin nesnel olarak haklı gösterilip gösterilmediğidir. Şayet hâkimin tarafsızlığına yönelik meşru bir şüphe varsa o hâkim davadan çekilmelidir (Fey/Avusturya, B. No: 14396/88, 24/2/1993, § 30; Hauschıldt/Danimarka, § 48).

97. Nesnel tarafsızlık daha çok bir ceza davasında yargılamayı yapan hâkimin davanın önceki aşamalarına çeşitli nedenlerle katıldığı durumlarda teste tabi tutulmaktadır. Bir hâkimin aynı davada kovuşturmadan önceki aşamalarda görev ya da karar almış olması o hâkimin nesnel tarafsızlığına ilişkin şüphe veya endişeleri haklı kılmaz (Fey/Avusturya, § 30). Şayet soruşturma aşamasında savcılık sıfatıyla bir dosya ile ilgilenmesini gerektiren türden bir görev yapılmış ve daha sonra da aynı davada hâkim olunmuşsa ilgililerin o kişinin tarafsızlığını sağlamak için yeterli güvencelerin var olmadığı konusunda endişelenmeye hakları vardır (Piersack/Belçika, B. No: 8692/79, 1/10/1982, § 30).

98. Yargıtay kararlarında da hâkimin nesnel tarafsızlığı tartışılmış ve hangi hâllerde tarafsızlığın ihlal edileceği saptanmaya çalışılmıştır. Buna göre, iddianame veya son soruşturmanın açılması kararındaki suç niteliği yönünden görevsizlik kararı veren, soruşturma sırasında doğrudan doğruya ya da talimatla sanığın sorgusunu yapan ya da tanıkları dinleyen, soruşturma aşamasında sanığın tutuklanmasına ya da salıverilmesine karar veren hâkimin asıl davaya bakan mahkemeye katılmasının sakıncalı olmadığı ve tarafsızlığı ihlal etmediği kabul edilmiştir. Soruşturma aşamasında değişik sebeplerle görev almış olan hâkim için önemli olan, söz konusu dava ile ilgili olarak oy ve kanaatini belli etmiş olup olmadığıdır. Gerçekten esaslı işlemler niteliğinde bir soruşturmayı yapan veya duruşmayı yöneterek delilleri toplayan, olay hakkında belli bir kanıya varıp suçun niteliği ve uygulanacak yasa maddelerini açıklayan ve böylece kanaat ve oyunu belli etmiş bulunan hâkimin, bu işe ait davada hükme iştirak etmesi tarafsızlığı şüpheli hâle getirebilir [Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (YİBK), E.1977/2, K.1977/3, 5/12/1977].

99. Bu genel ilkelerden hareketle somut olay incelendiğinde başvurucular tarafından, başvurucuların avukatı ile duruşma Savcısı arasında meydana gelen olay ve bu olay kapsamında Savcının duruşmadan çekilmesi gerektiği yönündeki talep ve talebi yerine getirmediği için heyetin tarafsızlığını yitirdiği gerekçesi ile Mahkeme heyetinin reddinin talep edildiği anlaşılmıştır. Bu talep, dosyanın karar aşamasına geldiği, haklı gerekçe bildirilmediği ve yargılamayı uzatma amacına matuf olduğu gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca reddedilmiştir. Bu itiraz temyiz aşamasında da ileri sürülmüş ve Yargıtay tarafından da hâkimin reddi talebinin yerinde görülmediğine karar verilmiştir.

100. Şikâyet konusuna ilişkin olarak Mahkemenin 25/2/2011 ve 25/3/2011 tarihli oturumlarındaki ara kararlarında şu tespitlere yer verilmiştir:

“1-Sanık Ali Gül Alkaya müdafi Av. Faruk Nafiz Ertekin'in 17/06/2010 havale tarihli heyeti red dilekçesi duruşmayı uzatmak amacıyla yapıldığı anlaşıldığından CMK 31/c maddesi uyarınca red talebinin REDDİNE, Kararın Av. Faruk Nafiz Ertekin'e tebliğinden itibaren 7 günlük süre içerisinde 13. Ağır Ceza Mahkemesine itirazı kabil olmak üzere…” (25/2/2011 tarihli oturum);

“1-Geçen celse 1 nolu ara karı uyarınca sanık Ali Gül Alkaya müdafii Av. Faruk Nafiz Ertekin'in 17/06/2010 havale tarihli heyeti red dilekçesinin duruşmayı uzatmayı matuf olduğundan bahisle CMK 31/c maddesi uyarınca red talebinin reddine karar verildiği ancak kendisine tebliğ edilmemiş olduğundan ve bu celse kendisine okunmakla sanık Ali Gül Alkaya müdafii Av. Faruk Nafız Ertekin'e bu günden itibaren 7 günlük yasal süresi içinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz hakkının bulunduğunun hatırlatılmasına, (ihtarat yapıldı)

2-Her ne kadar sanık …Hasan Özcan, Ahmet Doğan, … Hatice Duman… müdafii Av. Keleş Öztürk ve …sanıklardan Ali Gül Alkaya müdafii Av. Faruk Ertekin'nin özellikle mazeret nedeniyle mazeretlerinin yargılamayı uzatmaya matuf olduğu ve bunu alışkanlık haline getirdiklerinden bahisle barodan müdafii istenmesi ve yine daha önce duruşmalarda meydana gelen olaylar nedeniyle heyetin tarafsızlığını kaybettiğinden bahisle gerek önceki celse itibariyle ve gerekse bu celse itibariyle heyeti red taleplerinde bulunmuşlarsa da uzun zaman devam eden davanın karar aşamasında olduğu, sanıklar ve müdafilerinin heyeti red taleplerinin hiç bir geçerli sebebe dayanmadığı ve davayı uzatmaya yönelik olduğu anlaşıldığından CMK 31/c maddesi gereğince heyeti red taleplerinin REDDİNE, bu karara karşı yukarda belirtilen sanık ve müdafilerinin tebliğden itibaren 7 günlük süre içinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunabileceklerinin ihtarına, (ihtarat yapıldı)…

5-Sanık müdafilerinin özellikle heyeti red talepleri hususunda varsa itirazları ile ilgili hususlarda karara bağlandıktan sonra sanıkların… iddia makamının mütalaasına karşı savunmalarını hazırlamaları için yeniden ve son kez gelecek celseye kadar mehil verilmesine…” (25/3/2011 tarihli oturum).

101. Şikâyet konusuna ilişkin olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25/9/2012 tarihli ve E.2012/4794, K.10066 sayılı ilamında şu gerekçeye yer verilmiştir:

CMK'nın 29 ve 31. maddelerinin kapsam ve gerekçesi, hakimin reddi talebinin geri çevrilmesine yönelik itirazın reddine dair mercii kararının hükümden sonra verilmiş olması göz önünde bulundurulup, CMK'nın ‘hakimin tarafsız olup olmadığı sorununun bir an önce çözümlenerek esasa ilişkin yargılamaya devam edilmesini’ öngören yaklaşımı dikkate alınarak; hakimin reddine ilişkin itirazların CMUK'nın 308. maddesi çerçevesinde Dairemizce ön sorun olarak incelenip sonuçlandırılması gerektiği değerlendirilerek yapılan incelemede;

Sanık Aligül Alkaya müdafiinin hâkimin reddi talebine ilişkin olarak ileri sürdüğü nedenlerin tüm dosya kapsamına göre yerinde olmadığı anlaşıldığından ret isteminin geri çevrilmesine ilişkin itirazın reddine,

Reddi hâkim talebine ilişkin yasal sürecin işleyiş biçimine bağlı olarak ileri sürülen savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin iddialar, reddi hâkim talebinin ileri sürüldüğü tarih, bu tarihte kovuşturmanın geldiği aşama, tüm savunmalar ve reddi hâkim talebinin geri çevrilmesine yönelik itirazın reddedilmiş olması karşısında yerinde görülmemiştir.”

102. Buna göre başvurucuların hâkimin reddi taleplerinin genel ve soyut nitelikte olması ve yargılamayı uzatmaya matuf bulunması sebebiyle Mahkeme ve Yargıtay tarafından yerinde görülmediği anlaşılmıştır. Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde anılan davada Mahkeme heyetinin öznel ve nesnel tarafsızlığı ile ilgili şüphe oluşmasına neden olabilecek bir husus saptanmadığı gibi başvuru dilekçelerinde de bu hususu ortaya koyacak esaslı bir bilgi ya da belge sunulmamıştır.

103. Açıklanan nedenlerle başvurucuların “mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı” ile ilgili şikâyetleri yönünden bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanmama Şikâyeti

104. Başvurucular, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

105. Bakanlık görüş yazısında AİHM kararlarına atıf yapılarak yargılamanın (Aligül Alkaya ile ilgili olarak) iki dereceli yargılama sisteminde 9 yıl 5 ay 16 gün sürdüğü, ayrıca başvurucuların aynı nedenlerle Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurdukları, Komisyonun, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit ederek başvuruculara 6.000 TL (Hasan Özcan için 5.250 TL) tazminat ödenmesine karar verdiği, makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiaları ile ilgili başvurucuların mağdur sıfatlarının olup olmadığı konusunda yukarıda anlatılanların Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulması gerektiği ifade edilmiştir.

106. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında -ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle- Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

107. Başvuru konusu olayda başvurucular hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını bozma ve değiştirme veya kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan 1994 yılında soruşturma başlatılmıştır. İsnat olunan suç 5237 ve 3713 sayılı Kanun hükümleri kapsamında hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucular hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

108. Cezai alanda yöneltilen suç isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı an olup somut başvuru açısından bu tarih, başvurucuların (İlk gözaltına alınan başvurucular Aligül Alkaya ve Hatice Duman yönünden; diğer iki başvurucu ise daha sonraki tarihlerde yakalanmışlardır.) bahse konu suç kapsamında gözaltına alındığı anlaşılan 9/4/2003 tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucular hakkında verilen mahkûmiyet kararının onandığı 25/9/2012 tarihidir.

109. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde, yargılamanın konusunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını bozma ve değiştirme veya kaldırmaya teşebbüs etme suçu ile ilgili olduğu, davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 9 yıl 5 ay 16 günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak anılan davada makul olmayan bir gecikme tespit edilmiş olmakla beraber başvurucuların “mağdur sıfatı”nı taşıyıp taşımadıklarının da incelemesi gerekir.

110. Anayasa Mahkemesi açısından, idari makamlar ve derece mahkemeleri tarafından başvurucu lehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru mekanizmasının ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesinin inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda Anayasa’nın 36. maddesine ilişkin şikâyetler açısından, yargılama sürecinin ve usulünün adilliğine riayet edilerek ve hakkaniyete uygun, makul bir gerekçeye dayalı olarak verilen bir karar mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 83; Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 61, 74).

111. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların varlığını devam ettirip ettirmediğine bağlı bulunmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Freimanis ve Lidums/Letonya, B. No: 73443/01 ve 74860/01, 9/2/2006, § 68). Başvurucuya sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği göz önünde bulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 84; Yavuz Selim Akkoç, B. No:2012/1277, 20/11/2014, § 51; benzer yönde AİHM kararları için bkz. Fatma Yüksel/Türkiye, B. No: 51902/08, 9/4/2013, §§ 48, 49; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 116).

112. Başvuru konusu olay açısından öncelikli olarak başvurucuların, makul süreyi aşan yargılama sebebiyle AİHM’e başvuruda bulundukları (bkz. §§ 34, 45, 56, 64), ayrıca 6384 sayılı Kanun gereğince AİHM önündeki başvuru ile ilgili Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına da başvurdukları; Komisyonun, başvurucular hakkındaki kararın Yargıtay tarafından onandığı tarihe kadar olan yargılama süresini hesap ederek “makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine, başvuruculara 6.000,00’er TL (Hasan Özcan için 5.250,00 TL) tazminat ödenmesine” karar verdiği ve itiraz edilmeksizin kararların kesinleştiği görülmüştür. Komisyonun kararından sonra başvurucular vekilinin talebi üzerine, başvurucular Aligül Alkaya, Hatice Duman ve Hasan Özcan için 14/3/2014 tarihinde, başvurucu Ahmet Doğan için 10/7/2014 tarihinde hükmedilen tazminatların ödendiği belirlenmiştir. Bu şekilde Komisyon tarafından açık bir şekilde ihlal tespitinin yapıldığı, başvurucuların iddialarının kabul edilerek başvurucular lehine hükmedilen tazminatların ödendiği ve başvuruya konu edilen mağduriyetin ortadan kaldırıldığı anlaşılmıştır.

113. Buna göre başvuruya konu edilen şikâyetin Komisyon kararı ile başvurucular lehine sonuçlandığı, bu kararın başvurucular açısından belirli bir tatmin sağladığı ve ileri sürülen ihlal iddiasının bu yolla giderilmek suretiyle mağdur sıfatının ortadan kalktığı sonucuna varılmıştır.

114. Açıklanan nedenlerle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyeti yönünden başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalktığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Başvurucular Hatice Duman, Ahmet Doğan ve Hasan Özcan’ın Soruşturma Aşamasında Müdafii Yardımından Yararlandırılmamasına İlişkin Şikâyetleri

115. Başvurucular, soruşturma aşamasında bir avukatın hukuki yardımından yararlandırılmadıklarını ileri sürmüşlerdir.

116. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).

117. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek”

118. Şüpheliye, kolluk tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması, kendisini suçlamama ve susma hakları yanında, genel olarak da adil yargılanma hakkının etkili bir koruma işlevine sahip olması bakımından gereklidir. Her davanın kendine özgü koşulları çerçevesinde zorunlu sebepler ortaya çıkması hâlinde bu hak kısıtlanabilir ise de bu hâllerde dahi suç şüphesi altındaki kişinin savunma hakkına, telafisi mümkün olmayacak şekilde zarar verilmemesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27/11/2008, § 55; Mustafa Gür/Türkiye, B. No: 39182/08, 14/1/2014, § 31).

119. Başvuruculardan Hatice Duman’ın gözaltında tutulduğu dönemde, DGM’lerin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi yardımından yararlanmanın ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olabileceği kabul edilmiştir. Anılan tarihlerde, ilgili mevzuatta bu kapsamdaki suçlara yönelik soruşturmalar için normal gözaltı süresinde avukata erişim imkânı tanınmamıştır (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 48).

120. Buna göre dört gün gözaltında tutulan başvurucu Hatice Duman, avukatı olmaksızın 9/4/2003 tarihinde kollukta, 13/4/2003 tarihinde Cumhuriyet Savcısı huzurunda susma hakkını kullanmıştır. Başvurucu, bir kısım şüpheliler ile aynı tarihte çıkarılmış olduğu sorgu hâkimliğinde ise müdafii eşliğinde savunmasını yapmış ve kovuşturma süresince de avukat yardımından yararlanmıştır (bkz. §§ 36, 37, 38).

121. Başvurucu Ahmet Doğan, müdafii eşliğinde 16/3/2004 tarihli kolluk ve aynı tarihli Savcılık ile sorgu ifade tutanaklarında susma hakkını kullandığını belirtmiş ve kovuşturma süresince de avukat yardımından yararlanmıştır (bkz. § 48).

122. Başvurucu Hasan Özcan, 19/11/2005 tarihinde müdafii eşliğinde kollukta susma hakkını kullanmış, Savcılık ve sorguda müdafii eşliğinde vermiş olduğu ifadesinde ise kollukta kötü muamele görmediğini belirterek suçlamaları reddetmiş ve kovuşturma süresince de avukat yardımından yararlanmıştır (bkz. § 58).

123. Görüldüğü üzere her ne kadar başvurucular, gözaltında bulundukları sırada bir avukatın hukuki yardımından yararlanmadıklarını iddia etmişlerse de başvurucu Hatice Duman’ın hâkim huzurundaki sorgusuna kadar devam eden süreçte susma hakkını kullandığı için kendisini suçlayıcı herhangi bir beyanda bulunmadığı veya aleyhine herhangi bir delil göstermediği saptanmıştır. Başvurucunun, bir avukatın hukuki yardımından mahrum bırakılmış olması savunma hakkının kullanılması bakımından bir eksiklik ise de bu durum, başvurucunun savunma hakkı bakımından telafisi mümkün olmayan bir zarara neden olmamış ve belirtilen bu eksiklik, sorgu işleminde avukatın katılımı ile giderilmiştir. Ayrıca başvurucunun bu aşamada, avukat yardımından faydalanmak için açık bir talebi de olmamıştır. Diğer iki başvurucu ise tüm aşamalarda avukat yardımından yararlanabilmişlerdir. Dolayısıyla başvurucuların belirtilen iddialarının, adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı açıktır.

124. Açıklanan nedenlerle başvurucuların soruşturma aşamasında bir avukatın hukuki yardımından yararlandırılmadıkları iddialarının adil yargılanma hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Başvurucu Aligül Alkaya’nın Müdafii Yardımından Yararlandırılmaması Şikâyeti

125. Yapılan inceleme neticesinde başvurucunun bu şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği Şikâyeti

126. Yapılan inceleme neticesinde başvurucuların bu şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

 a. Başvurucu Aligül Alkaya’nın Müdafii Yardımından Yararlandırılmadığı İddiası

127. Başvurucu; Emniyet, Cumhuriyet Başsavcılığı ve sorgu ifadeleri sırasında bir avukatın hukuki yardımından yararlandırılmadığını ileri sürmüştür.

128. Bakanlık görüş yazısında AİHM kararlarına atıf yapılarak başvurucu hakkında hükme esas alınan tek delilin kolluk aşamasında alınan ifadesi olmadığı, başvurucu ve diğer sanıkların beyanları ile birlikte mağdur beyanlarına, teşhis tutanağına, çeşitli ekspertiz raporlarına; arama, el koyma tutanaklarına dayanıldığının görüldüğü, şikâyet konusunda takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.

129. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

130. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (c) bendi şöyledir:

1. Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir...

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek…”

131. AİHM’e göre Sözleşme’nin 6. maddesinin asıl amacı, cezai kovuşturma söz konusu olduğunda isnat edilen suçlamalar ile ilgili olarak karar vermeye yetkili bir “mahkeme” tarafından adil bir yargılama yapılmasını sağlamak olsa da bu durum, 6. maddenin hazırlık soruşturmasına uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla bir yargılamanın adilliğinin soruşturmanın ilk safhalarında 6. madde hükümlerine uygun hareket edilmemesi nedeniyle ciddi derecede zarara uğratılması söz konusuysa 6. madde ve özellikle bu maddenin 3. fıkrası, yargılama öncesi durumlar için de geçerli olabilir. Buna göre Sözleşme’nin 6. maddesinin 3(c) paragrafında belirtilen hak, birinci paragrafta yer alan ceza davalarında adil yargılanma kavramının unsurlarından birini teşkil eder (Salduz/Türkiye, § 50).

132. AİHM, -mutlak olmamakla birlikte- cezai bir suçla itham edilen herkesin, gerekiyorsa resmî olarak görevlendirilen bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulması hakkının adil yargılanmanın temel özelliklerinden biri olduğunu belirtmekle beraber (Poitrimol/Fransa, B. No: 14032/88, 23/11/1993, § 34; Demebukov/Bulgaristan, B. No: 68020/01, 28/2/2008, § 50), avukat tayin edilmesinin tek başına sanığa yapılacak adli yardımın etkili olmasını garanti etmediğini de vurgulamaktadır (Salduz/Türkiye, § 51).

133. Özellikle hukuki düzenlemeler uyarınca sanığın soruşturma aşamasındaki ifade ve tutumu, kovuşturma aşamasında savunma açısından belirleyici bir rol oluşturuyorsa avukattan yararlanma hakkı, soruşturmanın ilk evrelerinden itibaren sağlanmalıdır. Öte yandan haklı sebeplerden ötürü bu hakkın sınırlamalara maruz kalabileceği düşünülebilir. Her durumda sınırlamanın haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı, eğer haklı sebeplere dayanıyorsa dava sürecinin bütününe bakıldığında sanığı adil yargılama hakkından mahrum edip etmediği tartışılmalıdır.

134. Sanığın müdafii yardımından yaralanması ile aynı zamanda kamu görevlilerinin haksız uygulamalarının önlenmesi, adli hataların oluşmaması, sorgulama veya iddia makamı ile sanık arasında silahların eşitliğinin sağlanması ilkesi başta olmak üzere 6. maddenin amaçlarının gerçekleştirilmesi de sağlanmış olacaktır (Sami Özbil, B. No: 2012/543, 15/10/2014, § 63; Dağdelen ve diğerleri/Türkiye, B. No: 1767/03…, 25/11/2008).

135. Bu bakımdan soruşturma aşamasında bir avukat yardımından yararlanma en az kovuşturma aşaması kadar önemlidir. Çünkü bu aşamada elde edilen deliller, yargılama sırasında söz konusu suçun hangi çerçevede ele alınacağını belirlemektedir. Özellikle delillerin toplanması ve kullanılması aşamasında cezai yargılamaya ilişkin mevzuat giderek daha karmaşık hâle geldiğinden sanık, kovuşturmanın bu aşamasında kendisini savunmasız bir durumda bulabilir ve ancak bu savunmasızlık ya da kendini suçlamaya karşı koruma hakkı bir avukatın yardımı ile gereği gibi telafi edilebilir (Sami Özbil, § 64).

136. Avukattan yararlanma hakkı esasen iddia makamının, sanığın arzusu hilafına baskı ve zorlama metotları ile elde edilen delilleri kullanmadan iddialarını ispat etmeye çalışmasını öngörmektedir (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/7/2006; Kolu/Türkiye, B. No: 35822/97, 2/8/2005; Salduz/Türkiye, § 54). Bir yargılamanın kendini suçlamama imtiyazının özünü yok edip etmediğini değerlendirirken AİHM'in özel bir ihtimamla gözettiği usul güvencelerinden birisi kovuşturmanın ilk aşamalarında avukat erişiminin sağlanıp sağlanmadığıdır (Jalloh/Almanya). AİHM, bu bağlamda, tutuklunun avukat yardımı almasının kötü muameleye karşı temel bir koruma olduğunu vurgulayan İşkenceyi Önleme Komitesinin tavsiyelerini dikkate almakta ve ağır suçlamalar söz konusu olduğunda bu ilkelere özellikle uyulması gerektiğini belirtmektedir (Salduz/Türkiye, § 54).

137. Bu açıklamalara göre adil yargılanma hakkının yeterince "uygulanabilir ve etkili" olabilmesi için Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca kural olarak her davanın kendine has koşulları ışığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça şüpheliye, polis tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması gerekir. Avukat erişiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile böylesi bir kısıtlama -gerekçesi ne olursa olsun- sanığın 6. madde tarafından güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir (Magee/İngiltere, B. No: 28135/95, 6/6/2000). Avukat erişimi sağlanmayan sanığa polis soruşturması sırasında suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda prensip olarak sanığın haklarına telafi edilemeyecek şekilde zarar gelir (Salduz/Türkiye § 55).

138. Somut olayda, başvurucuya isnat edilen birçok eylem bulunmaktadır. Mahkemenin gerekçeli kararı incelendiğinde yasa dışı örgüt üyesi olmak, örgüt adına adam öldürmek ve yaralamak suçlarından aranan başvurucu, H. Ö. adına düzenlenmiş üzerinde kendi fotoğrafı yapıştırılmış sahte kimlikle birlikte 9/4/2003 tarihinde yakalanarak 4 gün gözaltında tutulmuştur. Başvurucu, müdafii olmadan 12/4/2003 tarihli kolluktaki ifadesinde, isnat edilen suçları nasıl ve kimlerle birlikte işlediğini ayrıntıları ile açıklamıştır. Anılan ifade tutanağında başvurucuya susma, yakınlarına haber verme ve lehine olan hususları öne sürme gibi usule ilişkin hakları hatırlatılmıştır. Tutanağın sonunda başvurucu; ifadesini kendi hür iradesi ile hiçbir baskı ve cebir altında kalmadan isteği ile verdiğini, yaptıklarından pişman olmadığını söyleyerek imza atmıştır.

139. Başvurucu, avukatı olmaksızın 13/4/2003 tarihinde çıkarılmış olduğu Savcının huzurunda ise kimlik bilgileri dâhil olmak üzere hiçbir beyanda bulunmayarak susma hakkını kullanmıştır.

140. Başvurucu, yine müdafii olmadan bir kısım şüpheliler ve onların avukatları ile aynı tarihte çıkarılmış olduğu sorgu hâkimliğinde ise suçlamaları kabul etmediğini, emniyette kendisine herhangi bir şey sorulmadığını, beyanları emniyet görevlilerinin yazdığını, kendisinin de imzalamak zorunda kaldığını, avukat tutmak istediğini söylemiştir.

141. Başvurucu, müdafii ile birlikte 14/4/2004 tarihinde vermiş olduğu Mahkemedeki savunmasında da özetle, iddianamede kendisine atılı suçlardan sadece MLKP üyesi olduğu ve ayrıca söz konusu evde yakalanan eşyaların da yine bu partinin ve kendisine ait olduğu yönündeki suçlamayı kabul ettiğini, bunun dışındaki suçları ise kabul etmediğini, kendisi ile beraber yargılanan sanıklardan Hatice Duman’ın eşi olduğunu, diğer sanıkların hiçbiri ile ilişkisi bulunmadığını, kolluk aşamasında işkence görmesi nedeniyle eylemleri üstlendiğini söylemiştir.

142. Başvurucu Aligül Alkaya'nın, başvurucu Hatice Duman ile birlikte örgütevi olarak kullandıkları tespit edilen ikametinde yapılan aramada çok sayıda silah ve örgütsel doküman ele geçirilmiş, silahların hangi eylemlerde kullanıldığı ekspertiz raporları ile ortaya konulmuştur. Ayrıca başvurucu, bazı mağdurlar tarafından teşhis edilmiştir.

143. Yukarıdaki tespitler (bkz. §§ 127-142) ışığında başvurucuya, talebine rağmen avukat yardımının sağlanmamış olmasının ihlal nedeni oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenmelidir. Gözaltında şüpheliye avukat erişim imkânının sağlanmaması yönünde bir düzenlemeye dayanan uygulamanın, müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağı açıktır.

144. Nitekim başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada DGM’lerin görev alanına giren suçlar yönünden 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca kural olarak müdafi yardımından yararlanma hakkı ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olabilmekteydi. Dolayısıyla anılan tarihlerde ilgili mevzuat, gözaltı sırasında avukata erişim imkânını güvence altına almamıştır (Sami Özbil, § 71).

145. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında güvence altına alınan soruşturma aşamasında bir avukat yardımından yararlandırılma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

146. Başvurucu Aligül Alkaya, gözaltında gördüğü kötü muamele sonucunda verdiği ifadesinin hükme dayanak yapıldığını, esası etkileyecek tanıkların duruşmada dinlenilmesi gibi bir kısım savunmaya ilişkin taleplerinin reddedildiğini, yeterince delil araştırması yapılmadığını, dinlenilmesini talep ettiği tanıkların dinlenmediğini ve yüzleştirme yapılmadığını, birleşen dosyaların ayrıntılı incelenmediğini, kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu nedenle silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, davanın düzgün bir şekilde incelenmesi ve yargılamaya etkili katılma gibi ilke ve haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, diğer başvurucular da benzer iddiaları dile getirmişlerdir.

147. Bakanlık görüşünde özet olarak, Anayasa Mahkemesinin yerel mahkeme kararlarını gözden geçiren dördüncü derece bir yargı organı olmadığı, delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirilmesi gibi konuların öncelikle yerel mahkemeleri ilgilendirdiği, başvurucular Aligül Alkaya ve Hatice Duman’ın evinde arama yapıldığı, birçok silahın ele geçirildiği, başvurucu Aligül Alkaya’nın duruşmadaki ifadeleriyle bu durumun kabul edildiği, başvurucular tarafından ileri sürülen soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin duruşmada değerlendirildiği, gerekçeleri belirtilerek taleplerin bir kısmının kabul edildiği, bir kısmının ise reddedildiği, Mahkeme heyetinin reddi talebinin Mahkeme ve Yargıtay tarafından tartışılıp reddedildiği, son savunma için başvurucular ve vekilleri tarafından istenen sürelerin verildiği, dava sürecinde başvurucuların, davaya katılma hakkına riayet edildiği ve yargılama süreci boyunca haklarını savunmak için kendi görüşlerini sunma imkânı buldukları, başvurucuların iddialarının Mahkeme tarafından esastan dinlendiği ve incelendiği, gerekçeli kararda silahlar ve diğer delillerin değerlendirilmesinin yapıldığı ve başvuruculara isnat edilen eylemlerle iş bu delillerin bağlantısının kurulduğunun anlaşıldığı, bu konuda takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

148. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı sundukları dilekçelerinde önceki iddialarını tekrarlamışlardır.

149. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

150. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.

 

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;

151. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).

152. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kişilerin, davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakları güvence altına alınmıştır. Bu hak, Sözleşme’nin 6. maddesinin diğer fıkralarında yer alan suç isnadı ile karşı karşıya bırakılmış kişilere yönelik asgari hak ve güvencelerle doğrudan bağlantılı olduğu gibi anılan fıkralardaki güvenceler, (1) numaralı fıkrada ifadesini bulan, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının somut görünümleridir. Dolayısıyla hakkaniyete uygun yargılama hakkı, Sözleşme’nin 6. maddesinin özellikle (3) numaralı fırkasındaki somut güvenceler bakımından tamamlayıcı bir fonksiyon ifa etmektedir.

153. Görüldüğü üzere, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ceza muhakemesini ilgilendiren boyutu, savunma hakkı ile ilintili olup özellikle yargılama faaliyeti kapsamında alınan önlemlerin, savunma hakkının gerektiği gibi kullanılmasını teminat altına alacak düzeyde olmasını gerektirmektedir. Delil sunmak veya bazı belgeleri istemek gibi davanın tarafının inisiyatifine bırakılan konularda dahi mahkemenin, gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakları güvence altına alma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 75; Kerojarvi/Finlandiya, B. No: 17506/90, 19/7/1995, § 42). Ayrıca delillerin elde edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının dikkate alınması gereklidir.

154. Sözleşme’nin 6. maddesinde, delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin ilkeleri düzenleyen açık bir kural bulunmaması, yargılama makamının, taraflarca ileri sürülen iddiaları ve gösterilen delilleri gereği gibi inceleme zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemesine aittir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera, Messegue ve Jabardo/İspanya, § 68). Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi, başvuru konusu yargılamanın, bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir.

155. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara, iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında gerekli imkânların tanınması şarttır. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü esas alınarak değerlendirilmesi gerekir (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19).

156. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32).

157. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve “suç isnadı altındaki kişiler”e ilişkin olan “suçlamayla ilgili bilgilendirilme”, “savunma için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma”, “bizzat, müdafii vasıtasıyla veya adli yardımla savunma”, “tanık dinletme ve tanık sorgulama” ile “çevirmenden ücretsiz yararlanma” hakları, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında koruma altına alınmış daha genel nitelikteki “hakkaniyete uygun yargılanma” hakkının özel görünüm şekilleridir (Benzer yönde AİHM kararları için bkz. Sakhnovskiy/Rusya [BD], B. No: 21272/03, 2/11/2010, § 94; Asadbeyli ve diğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05…, 11/12/2012, §§ 130-132). Diğer taraftan 6. maddenin (3) numaralı fıkrasının (a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler arasında da bağ bulunmakta olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No: 25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54).

158. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde ilk olarak sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Sadak ve diğerleri (no. 1)/Türkiye, B. No: 29900/96-29903/96, 17/7/2001, §§ 64, 65).

159. Yukarıda anlatılan ilkeler doğrultusunda, kural olarak tüm delillerin sanığın huzurunda ortaya konulması gerekmekle birlikte bu şart, uyuşmazlık konusu kovuşturmanın öncesinde ya da haricinde alınan ifadelerin kesinlikle delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde anlaşılamaz. Tanık ifadelerinin okunulmasıyla yetinilmesi kimi durumlarda, sanık aleyhinde beyanda bulunan kişilerin mahkeme huzurunda dinlenmesini imkânsız kılacak bir zorunluluktan (ölüm, adresin tespit edilememesi vs.) kaynaklanabilmektedir. Dolayısıyla savunma haklarına saygı gösterilmek kaydıyla bu ifadelerin yargılamada kullanılması, adil yargılanma hakkına ve özelde tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkına aykırılık teşkil etmez (Benzer yönde AİHM kararları için bkz. Asch/Avusturya, B. No: 12398/86, 26/4/1991, § 25; Buglov/Ukrayna, B. No: 28825/02, 10/7/2014, § 58).

160. Hükme esas alınan bir delilin, başka delillerle desteklenmemiş olması, mutlak biçimde her durumda adil yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturmaz. Delilin çok kuvvetli olması ve güvenilirliği konusunda herhangi bir şüphe bulunmaması, destekleyici delillere olan ihtiyacın yoğunluğunu azaltır. Buna karşılık gücü ve güvenilirliği konusunda birtakım şüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan vicdani kanaat bakımından belirleyici olması hâlinde bu durum, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabilir (Güllüzar Erman, § 63).

161. İkrar içeren ifadelerin müdafi huzurunda alınmış olması da önemli olup müdafiin hazır bulunmadığı ifadelerin hükme esas alınabilmesi için kovuşturma aşamasında bu ifadelerin baskı altında alınıp alınmadığını kontrol edecek yeterli mekanizmaların mevcut olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır. Ayrıca ikrarın kişinin hür iradesine dayalı olup olmadığının -kovuşturma aşamasında- çelişmeli bir usulle yargılama makamı tarafından irdelenip değerlendirilmiş olması da gereklidir. Dahası özellikle sanığın soruşturma aşamasındaki ikrarını, kötü muamele veya işkence altında verdiğini belirterek hâkim önünde reddetmesi hâlinde işin esasına geçilmeksizin öncelikle bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Aksi yöndeki bir uygulama, hakkaniyete uygun yargılama hakkı bakımından önemli eksiklik oluşturabilir (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95, 19/6/2003, § 91).

162. Somut olayda başvurucu Aligül Alkaya, bir avukatın katılımı sağlanmaksızın kollukta verdiği 12/4/2003 tarihli ifadesinde isnat edilen eylemleri kabul etmiştir (bkz. § 15). Başvurucu Aligül Alkaya, avukatı olmaksızın 13/4/2003 tarihinde çıkarılmış olduğu Savcılıkta susma hakkını kullanmış olup aynı tarihli sorgudaki ifadesinde ise özetle; suçlamaları kabul etmediğini, emniyette kendine bir şey sorulmadığını, beyanları emniyet yetkililerinin yazdığını, kendisinin de imzalamak zorunda kaldığını, avukat tutmak istediğini söylemiştir. Başvurucu Aligül Alkaya, müdafii ile birlikte 14/4/2004 tarihinde vermiş olduğu Mahkemedeki savunmasında ise MLKP üyesi olduğunu, evinde yakalanan eşyaların da yine bu Partiye ve kendisine ait olduğunu kabul ettiğini belirtmiş, diğer suçları ise reddetmiş ve kollukta kötü muamele altında ifade verdiğini ileri sürmüştür.

163. Başvurucu Aligül Alkaya’nın, işkence ve kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak müşteki sıfatıyla Cumhuriyet Savcılığında verdiği ifadesinde ilgili görevlilerden şikâyetçi olduğu, bu konuda yapılan soruşturma sonucunda beş kolluk görevlisi hakkında dava açıldığı, yapılan yargılama neticesinde bu görevlilerin beraat ettiği ve temyiz aşamasında davanın zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğü anlaşılmıştır (bkz. § 33).

164. Öte yandan başvurucular Aligül Alkaya ve Hatice Duman’ın evinde çok sayıda silah bulunmuş ve bu silahların birtakım eylemlerde kullanıldığı hususunda ekspertiz raporları alınmıştır (bkz. § 29). Yine başvurucu Aligül Alkaya’nın bir öldürme olayına katıldığı hususunda da teşhis yaptırılmıştır (bkz. § 25). Başvurucu Ahmet Doğan’ın, katılmış olduğu bir bombalama olayı sırasında yakalandığı saptanmış; isnat edilen diğer eylemelere nasıl katıldığı ise Mahkeme tarafından yapılan değerlendirme ile ortaya konulmuştur. Başvurucu Hasan Özcan’ın örgüt üyeliği yönündeki kabul de başka sanık anlatımları ve diğer delillere dayandırılmıştır.

165. Ancak başvurucular, savunma tanıklarının dinlenilmesi taleplerinin hiçbir gerekçe sunulmadan geri çevrildiğini, yüzleştirme yapılmadığını, bu suretle silahların eşitliği ilkesine aykırı davranıldığını, 19/2/2003 tarihinde S.O.nun öldürülmesi ile ilgili olarak iddianamede ve Mahkeme kararında beyanları delil olarak kullanılan M.Z. ve R.K.nın duruşmada dinlenmediklerini iddia etmişlerdir. Yine başvurucu Aligül Alkaya, S.O.nun ölümünün Kadıköy ilçesinde meydana geldiğini ve kendisine isnat edilen başka bir eylemin ise aynı gün Beyoğlu ilçesinde meydana geldiğini, aynı anda iki eyleme katılmasının mümkün olmamasına rağmen bu durumun Mahkemece değerlendirilmediğini, ayrıca maktul A.Ö.nün ölümüne neden olan ve vücudundan çıkarılan mermi çekirdeğine ilişkin ekspertiz raporu alınmadığını, mermi çekirdeğinin hangi silaha ait olduğunun tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmadığını ve bu konudaki taleplerinin de reddedildiğini, bu olay sırasında yaralanan polis memuru S. T.nin, aynı ekipte yer alan polis memuru S. A. K. tarafından vurulduğunu, bu nedenle bu kişilerin vereceği ifadeler önemli olmasına rağmen duruşmada dinlenmediklerini de ileri sürmüştür.

166. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

167. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde sanığın, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla “aynı koşullar altında” davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altına alınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağrılmasının uygun olup olmadığının değerlendirmesi kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanık dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi gerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 47).

168. Başvuru konusu olayda, başvurucu Aligül Alkaya'nın kolluk aşamasında müdafii olmaksızın ifadesinin alınması nedeniyle başvurucunun, Sözleşme’nin 6/3.c paragrafında özel olarak düzenlenen ve Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında güvence altına alınan “soruşturma aşamasında bir avukat yardımından yararlandırılma” hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Dosya bir bütün hâlinde incelendiğinde başvurucu Aligül Alkaya'nın mahkûmiyetine esas olarak başvurucunun yalnızca kolluk aşamasında müdafii olmaksızın alınan ifadesinin dikkate alınmadığı, kolluk ifadesindeki genel ve Mahkemedeki kısmi ikrarı dışında, bu ikrarı doğrulayan kamera görüntü kayıtları, banka çalışanlarının ve diğer mağdurların teşhisleri, bir kısım tanıkların anlatımları, sanıkların birbirleri aleyhine olan savunmaları, olay yeri inceleme raporları, başvurucuların ev aramalarında bulunan silahlar, bu silahların isnat edilen olaylarda kullanıldığına dair ekspertiz raporları, sahte nüfus cüzdanları ve başkaca birçok delile dayandırıldığı anlaşılmıştır. Ancak başvurucu Aligül Alkaya'nın kolluk aşamasındaki ifadesinin de dikkate alındığı, hâlbuki bu ifadenin müdafi olmaksızın alınması ve bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle gerekçe olarak dikkate alınamayacağı, ayrıca başvurucunun tanık olarak dinlenmesini talep ettiği bir kısım tanıkların dinlenmediği, bir kısmının dinlenmesi talebinin ise gerekçe gösterilmeksizin reddedildiği belirlenmiştir.

169. Sonuç olarak başvurucu Aligül Alkaya'nın müdafii olmaksızın alınan ifadelerin mahkûmiyete esas alınması, ayrıca tanık dinletme taleplerinin değerlendirilmemesi, bir kısım tanıkların dinlenmesi taleplerinin reddedilmesinde yeterli ve makul gerekçeler ortaya konulmaması, bir bütün olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucunu doğurmaktadır.

170. Diğer başvurucuların mahkûmiyetleri ise esas olarak başvurucu Aligül Alkaya'nın kolluk aşamasında müdafi olmaksızın alınan ifadelerine dayandırıldığı, o ifadeler dikkate alınarak mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere, başvurucu Aligül Alkaya'nın kolluk aşamasında müdafii olmaksızın ifadesinin alınması nedeniyle başvurucunun, Sözleşme’nin 6/3.c paragrafında özel olarak düzenlenen ve Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında güvence altına alınan soruşturma aşamasında bir avukat yardımından yararlandırılma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu durumda başvurucu Aligül Alkaya'nın kolluk aşamasında müdafii olmaksızın alınan ifadeleri, diğer başvuruculara isnat edilen suçlamaların değerlendirilmesinde tek başına kullanılamayacağı gibi bu ifadelerden yola çıkılarak diğer başvurucular hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir. Ayrıca başvurucu Aligül Alkaya dışında diğer başvurucular tanık dinlenmesini talep ettikleri hâlde Mahkemece bu konuda değerlendirme yapılmadığı, başvurucuların bir kısmının mahkûmiyetine esas olarak farklı mahkemelerce dinlenen tanıkların beyanlarının dikkate alınmasına rağmen bu tanıkların duruşmada dinlenmediği ve bir kısım tanıkların dinlenmesi taleplerinin reddedilmesinde yeterli ve makul gerekçeler gösterilmediği, bu şekilde tanık sorgulama/dinletme hakkının gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle bir bütün olarak hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

171. Bu tespitler ışığında, başvurucular hakkındaki yargılamanın bir bütün olarak adil olduğu söylenemeyeceğinden başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

172. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

173. Başvurucular, ihlalin tespitini, ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

174. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

175. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde başvurucu Aligül Alkaya'nın Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında güvence altına alınan soruşturma aşamasında bir avukat yardımından yararlandırılma hakkının ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi, diğer başvuruların ise Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi nedenleriyle ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

176. Başvurucular tarafından tazminat talebinde de bulunulmuş olup mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlal sonucu yeniden yargılama yapılmasına karar verildiği için tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

177. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Aligül Alkaya’nın işkence yasağının ihlal edildiği iddiasının zaman bakımından yetkisizlik,

2. Başvurucuların Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması,

3. Başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının kişi bakımından yetkisizlik,

4. Başvurucular Hatice Duman, Ahmet Doğan ve Hasan Özcan’ın soruşturma aşamasında müdafi yardımından yararlandırılmadığına ilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Başvurucu Aligül Alkaya'nın müdafii yardımından yararlandırılmadığına ilişkin şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

6. Başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Başvurucu Ali Alkaya’nın Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan soruşturma aşamasında avukat yardımından yararlandırılma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Başvurucuların, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere kararın İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,

D. Başvurucuların tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

27/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Genel Kurul
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Aligül Alkaya ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1138, 27/10/2015, § …)
   
Başvuru Adı ALİGÜL ALKAYA VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2013/1138
Başvuru Tarihi 17/1/2013
Karar Tarihi 27/10/2015
Birleşen Başvurular 2013/1163
Resmi Gazete Tarihi 9/12/2015 - 29557
Basın Duyurusu Var

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, isnat edilen suçlardan dolayı yapılan yargılamanın adil bir biçimde yürütülmediği, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin hükme esas alındığı; davaya etkili katılma, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, avukat yardımı, susma ve savunma gibi haklardan yararlandırılmadıkları, Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı, kararların hukuki gerekçeden yoksun verildiği, yargılamanın makul sürede bitirilmediği gerekçeleriyle Anayasa’nın 17. , 36. , 38. ve 14 maddelerinin ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Suç İsnadı) Müdafi yardımından yararlanma hakkı (ceza) İhlal Yeniden yargılama
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (hukuka aykırı deliller, bariz takdir hatası vs.) İhlal Yeniden yargılama
Tanık dinletme ve sorgulama hakkı (ceza) İhlal İhlalin tespiti
Müdafi yardımından yararlanma hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) Kişi Bakımından Yetkisizlik
Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı (ceza) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Kötü muamele yasağı Gözaltında kötü muamele Zaman Bakımından Yetkisizlik

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 765 Türk Ceza Kanunu 146
3713 Terörle Mücadele Kanunu 5
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 147
150
1412 Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 138
3842 Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 31
2845 Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 16

9.12.2015

BB 45/15

Adil Yargılanma Hakkının İhlaline İlişkin Aligül ALKAYA ve Diğerleri Kararı Basın Duyurusu

 

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 27/10/2015 tarihinde başvurucular Aligül Alkaya ve diğerleri bireysel başvurusunda (B. No: 2013/1138), Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

 

Olaylar

Başvurucu Aligül Alkaya, yakalanmasından sonra müdafii olmaksızın kollukta verdiği 12/4/2003 tarihli ifadesinde isnat edilen suçları nasıl ve kimlerle işlediğini ayrıntıları ile açıklamış; Cumhuriyet savcısının huzurunda susma hakkını kullanmış, avukatı olmaksızın çıkarılmış olduğu Sorgu Hâkimliğinde ise suçlamaları kabul etmediğini, Emniyette kendisine bir şey sorulmadığını, beyanların kolluk tarafından yazıldığını, kendisinin de imzalamak zorunda bırakıldığını ve avukat tutmak istediğini bildirmiştir.

Başvurucunun, yakalama sırasında darp edildiğini ve gözaltı sırasında psikolojik baskıya maruz kalıp kendisine kötü muamelede bulunulduğunu iddia etmesi üzerine Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmış; beş polis memuru hakkında 20/2/2004 tarihinde Fatih 1. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Mahkemenin 26/7/2007 tarihinde beraat kararı vermesi üzerine başvurucu tarafından temyiz talebinde bulunulmuş, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 18/3/2010 tarihli ilamıyla zamanaşımının gerçekleştiği belirtilerek kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir.

Başvurucular Hatice Duman, Ahmet Doğan ve Hasan Özcan isnat edilen suçlamaları kabul etmemiştir.

Başvurucular hakkında İstanbul 4 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılama devam ederken Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle yargılama, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK 250. madde ile görevli) yürütülmüştür.

Yargılama sonunda başvurucu Aligül Alkaya’nın, MLKP terör örgütü adına Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını bozma veya kaldırmaya cebren teşebbüs etme suçunun sübuta erdiği kabul edilerek 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 ve 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Başvurucu Hatice Duman’ın, anılan yasa dışı örgütün mensubu olarak anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan 765 sayılı Kanun’un 146/1 ve 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Başvurucu Ahmet Doğan’ın, iki ayrı soruşturma kapsamında aranmakta iken 12/3/2004 tarihinde İzmir ili Konak Çınarlı Polis Karakolu yakınında meydana gelen bir patlamadan sonra olay mahallinden uzaklaşmaya çalıştığı sırada yapılan takip neticesinde kolluk görevlilerince üzerinde sahte kimlikle yakalandığı belirtilmiş; anılan yasa dışı örgütün mensubu olarak anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçundan 765 sayılı Kanun’un 146/1 ve 59/1. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Başvurucu Hasan Özcan’ın, 16/11/2005 tarihinde sahte kimlikle yakalandığı, dosya kapsamında işlenen eylemlerle doğrudan bağlantısı ve iştiraki tespit edilemediği anlaşıldığından yasadışı örgütün emir ve kumandaya haiz üyesi olduğu sabit görülmekle 765 sayılı TCK’nın 168/1 maddesi uyarınca 18 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

İddialar

Başvurucu Aligül Alkaya, gözaltında tutulduğu sırada maddi ve manevi baskı ve işkenceye uğradığını, iradesini zayıflatıcı ilaçlar verildiğini, ölümle tehdit edildiğini, ailesine ve gözaltına alınan eşi Hatice Duman’a zarar verileceği yönünde tehditlerde bulunulduğunu; Emniyet, Cumhuriyet Savcılığı ve sorgu ifadelerinde talep etmiş olmasına rağmen bir avukatın hukuki yardımından yararlandırılmadığını, gözaltında iken kendisine yapılan kötü muamele sonucunda suçlamaları kabul etmek zorunda bırakıldığını, hukuka aykırı yöntemler kullanılarak elde edilen polis ifadesinin hükme dayanak yapıldığını iddia etmiştir.

Başvurucu Aligül Alkaya ve diğer başvurucular, davanın esasını etkileyecek tanıkların duruşmada dinlenilmesi taleplerinin hiçbir gerekçe sunulmadan reddedildiğini, yüzleştirme yapılmadığını, iddianamede ve Mahkeme kararında beyanları delil olarak yer alan bazı tanıkların duruşmada dinlenmediklerini, Mahkeme heyetinin tarafsız olmadığını, hâkimin reddi talebinin reddine yapılan itiraz sonuçlanmadan hüküm kurulduğunu, ayrıca yargılamayı yapan Mahkemenin kuruluş ve işleyişinin de Anayasa’ya aykırı olduğunu, aynı tür uyuşmazlıkları çözen mahkemelerin aynı kurallara tabi olması gerekirken ağır cezalık fiiller arasında ağır ceza/özel ağır ceza ayrımı yapılmış olmasının yargılamanın birliği ilkesini ihlal ettiğini,Mahkemenin ara kararları ve son mahkûmiyet kararı ile Yargıtayın onama kararının hukuki gerekçeden yoksun olduğunu ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını ileri sürerek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Mahkemenin Değerlendirmesi 

Anayasa Mahkemesine göre başvurucu Aligül Alkaya’ya gözaltında iken avukata erişim imkânının sağlanmaması, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında güvence altına alınan soruşturma aşamasında bir avukat yardımından yararlandırılma hakkını ihlal etmiştir.

Öte yandan başvurucu Aligül Alkaya'nın müdafii olmaksızın alınan ifadelerinin mahkûmiyete esas alınması, tanık dinletme taleplerinin değerlendirilmemesi, bazı tanıkların dinlenmesi taleplerinin reddedilmesinde yeterli ve makul gerekçeler ortaya konulmaması da bir bütün olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur.

Diğer başvurucuların mahkûmiyetlerinde ise esas olarak başvurucu Aligül Alkaya'nın kolluk aşamasında müdafii olmaksızın alınan ifadelerine dayanıldığını tespit eden Anayasa Mahkemesi, başvurucu Aligül Alkaya'nın kolluk aşamasında müdafii olmaksızın ifadesinin alınması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında güvence altına alınan soruşturma aşamasında bir avukat yardımından yararlandırılma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğini, bu durumda başvurucu Aligül Alkaya'nın kolluk aşamasında müdafii olmaksızın alınan ifadelerinin, diğer başvuruculara isnat edilen suçlamaların değerlendirilmesinde tek başına kullanılamayacağını ve bu ifadelerden yola çıkılarak diğer başvurucular hakkında mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini belirterek diğer başvurucuların da hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Başvurucu Aligül Alkaya dışında diğer başvurucular da tanık dinlenmesini talep ettikleri hâlde bu konuda değerlendirme yapılmamasının, başvurucuların bir kısmının mahkûmiyetine esas olarak farklı mahkemelerce dinlenen tanıkların beyanlarının dikkate alınmasına rağmen bu tanıkların duruşmada dinlenmemesinin, bazı tanıkların dinlenmesi taleplerinin reddedilmesinde yeterli ve makul gerekçeler gösterilmemesinin ve bu şekilde tanık sorgulama/dinletme hakkının gereklerinin yerine getirilmemesinin de bir bütün olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu tespitler doğrultusunda haklarındaki yargılamanın bir bütün olarak adil olmaması nedeniyle başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

  • pdf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi