logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Reber İldem, B. No: 2014/2330, 2/3/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

REBER İLDEM BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2330)

 

Karar Tarihi: 2/3/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Reber İLDEM

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza davasında başvurucunun (sanığın) hazır bulunma talebi reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya katılımının sağlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/2/2014 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

5. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 1993 doğumlu olup olayların meydana geldiği tarihte Kızıltepe'de ikamet etmektedir.

8. Olayların meydana geldiği 2011 yılında Türkiye'de genel seçim yapılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunun 3/3/2011 tarihli oturumunda Milletvekili Genel Seçimi'nin 12/6/2011 Pazar günü yapılmasına ilişkin önerge oybirliğiyle kabul edilmiştir. 12 Haziran seçimlerinde bazı partiler seçimlere Bağımsız Adaylar Bloğu olarak katılmayı tercih etmiştir.

9. Milletvekili listelerinin Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) tesliminin ardından 18/4/2011 tarihinde YSK Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğundan yedi bağımsız milletvekili adayının adaylıklarını, milletvekili seçilme yeterliliğini etkileyecek eski mahkûmiyetleri bulunduğu gerekçesiyle iptal etmiştir.

10. YSK'nın iptal kararı sonrasında kararı protesto etmek amacıyla Mardin'in Kızıltepe ilçesinde bir gösteri yapılmıştır. Söz konusu gösteri sırasında bazı şiddet olayları yaşanmıştır. Başvurucunun düzenlenen gösteriye örgüt talimatına istinaden katılarak güvenlik güçlerine taşlar ve molotofkokteyli ile saldırdığı iddiasıyla Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında soruşturma başlatılmıştır.

11. Soruşturma kapsamında başvurucu, terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işlediği gerekçesiyle 30/5/2011 tarihinde tutuklanmıştır. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında kamu davası açılması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) hitaben fezleke düzenlemiştir. Başsavcılık; terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, görevi yaptırmamak için direnme, terör örgütünün propagandasını yapma, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet suçlarını işlediği gerekçesiyle 3/8/2011 tarihinde başvurucu hakkında bir iddianame düzenlemiştir.

12. (Kapatılan) Diyarbakır4. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) (Ceza Mahkemesi) iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2011/565 sayılı dosya üzerinden kovuşturma başlamıştır. Ceza Mahkemesi duruşmaya hazırlık işlemleri kapsamında, tutuklu olarak Mardin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan başvurucunun duruşma gün ve saatinde duruşma salonunda hazır edilmesi için yazı yazmıştır.

13. Başvurucu, yargılamanın 27/10/2011 tarihli ilk celsesine katılmıştır. Söz konusu celsede başvurucunun savunması alınmak istenmiş ancak Kürtçe savunma yapma talebinde bulunması üzerine talebi kabul edilmemiştir. Başvurucu, Türkçe herhangi bir savunmada bulunmamıştır. Aynı duruşmada dosya içinde bulunan deliller başvurucu ve diğer sanıklara okunmuş ancak başvurucu ve arkadaşlarının Türkçe konuşmamaları üzerine bu hususta da beyanları alınamamıştır.

14. Başvurucu 23/11/2011, 16/2/2012, 12/4/2012, 24/5/2012 ve 21/6/2012 tarihli celselere bizzat katılmış; 16/2/2012 tarihli celsede herhangi bir beyanda bulunmazken diğer celselerde Türkçe açıklama yapmamıştır. Söz konusu celselerde usule ilişkin bazı işlemler yapılmıştır.

15. Başvurucu, Bakanlık Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün (Genel Müdürlük) 16/7/2012 tarihli yazısına istinaden Mardin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan İzmir 4 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu)17/7/2012 tarihinde nakledilmiştir. Ulusal Yargı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığı ile erişilen bilgi ve belgelerden başvurucunun nakil sebebinin kurum kapasitesi nedeniyle olduğu anlaşılmıştır.

16. Ceza Mahkemesince başvurucunun nakledildiğinin tespit edilmesi üzerine 13/9/2012 tarihinde yapılacak celsede hazır bulundurulması Ceza İnfaz Kurumundan istenmiştir. Ceza İnfaz Kurumu 12/9/2012 tarihinde Ceza Mahkemesine hitaben yazdığı yazıda Genel Müdürlüğün duruşmaların Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden yapılmasının uygun olacağına dair yazısını bildirmiştir.

17. Başvurucu nakil sonrası yapılan 13/9/2012 tarihli celseye katılmamıştır. Söz konusu celse sonrasında Ceza Mahkemesi, başvurucu ve bazı sanıkların duruşma günü hazır edilmelerini bir kez daha Ceza İnfaz Kurumundan istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu bir önceki yazı ile aynı içerikteki bir yazıyı Ceza Mahkemesine tekrar göndermiştir.

18. Başvurucu ve diğer sanıklar 8/11/2012 celseye de SEGBİS üzerinden katılımın uygun olacağına dair yazı gerekçesiyle katılmamıştır. Bu kez Ceza Mahkemesi, başvurucu ve diğer sanıkların gelecek duruşmaya SEGBİS üzerinden katılmalarının sağlanması için Ceza İnfaz Kurumuna hitaben yazı yazmıştır. 29/1/2013 tarihli duruşmaya başvurucu, SEGBİS üzerinden katılmış ancak Türkçe herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Aynı duruşmada başvurucu ve bazı sanıklar hakkında mütalaa hazırlanması için dosya Başsavcılığa tevdi edilmiştir.

19. Başsavcılık 18/3/2013 tarihinde mütalaasını Ceza Mahkemesine sunmuştur. Mütalaanın sunulması sonrasında 19/3/2013 tarihinde Ceza Mahkemesi bir duruşma icra etmiştir. Başvurucu söz konusu celseye SEGBİS üzerinden katılmıştır. Ceza Mahkemesi söz konusu celsede ilk kez tercüman bilirkişisi tayin etmiş ve aralarında başvurucunun da olduğu bazı sanıkların beyanlarını ve esas hakkındaki mütalaaya karşı açıklamalarını Kürtçe olarak dinlemiştir. Başvurucu ve müdafii SEGBİS'e yönelik herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Başvurucu vekili sadece SEGBİS üzerinden duruşmaya katılan başvurucu ve bazı sanıkların avukatlarıyla ve aileleriyle görüşemediklerini, bu nedenle tahliyelerinin gerektiğini belirtmiştir.

20. Başvurucu, yargılamanın 9/5/2013 tarihli celsesine de SEGBİS aracılığı ile katılmıştır. Duruşma Tutanağı'na göre başvurucu; SEGBİS sisteminin sağlıklı bir yöntem olmadığını, avukatıyla görüşemediğini, yargılandığı mahkemenin bulunduğu yerdeki bir ceza infaz kurumuna naklini istediğini belirtmiştir. Başvurucu ve diğer bazı sanıkların talebi SEGBİS sisteminin yasal olduğu ve sanıklara yeterli imkânlar sunduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

21. 4/7/2013 ve 8/10/2013 tarihlerinde yapılan celselere SEGBİS üzerinden katılan başvurucu, Türkçe herhangi bir beyanda bulunmamıştır. 26/11/2013 tarihli karar celsesine de başvurucu SEGBİS üzerinden katılmıştır. Karar celsesi öncesinde başvurucu ve bazı sanıklar duruşmaya SEGBİS üzerinden katılmak istemediklerini bildirmiştir. Duruşma sırasında başvurucunun müdafii de aynı talepte bulunmuştur. Ceza Mahkemesi kurmuş olduğu ara kararıyla SEGBİS'in yasal düzenlemelere uygun olduğunu, sesli ve görüntülü iletişim yolu ile yüz yüzelik ilkesinin sağlandığını kabul etmiş; başvurucu ile müdafiinin taleplerini reddetmiştir.

22. Söz konusu celsede başvurucu ve arkadaşlarının Kürtçe olarak esas hakkındaki beyanlarını vereceklerini belirtmeleri üzerine Ceza Mahkemesi bir kez daha tercüman bilirkişi atayarak başvurucunun beyanlarını tespit etmiştir. Başvurucu beyanında öncelikle SEGBİS'in yüz yüzelik ilkesini sağlamadığına dair bazı açıklamalar yapmış daha sonra ise yargılamanın esasına yönelik beyanlarda bulunmuştur.

23. Ceza Mahkemesi, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçundan 4 yıl 2 ay hapis ve 820 TL adli para cezası, görevi yaptırmamak için direnme suçundan 22 ay 15 gün hapis cezası, terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 2911 sayılı Kanun'a muhalefet etme suçundan ise kovuşturmanın ertelenmesine 26/11/2013 tarihinde karar vermiştir. Aynı kararla başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar verilmiştir.

24. Başvurucu -diğerlerinin yanı sıra- hakkında yürütülen yargılamanın usullere aykırı ilerlediğini, SEGBİS adı verilen ve yüz yüzelik ilkesine aykırı olan bir usulle duruşmalara katıldığını, duruşmaya bizzat katılma taleplerinin hukuka aykırı bir şekilde reddedildiğini belirterek temyiz talebinde bulunmuştur. Bundan başka başvurucu; temyiz dilekçesinde SEGBİS üzerinden bazı duruşmalara katıldığını ancak bu süreçte bazı ses ve görüntü aksaklıklarının yaşandığını, son duruşmaya da SEGBİS üzerinden katıldığını belirtmiştir.

25. Başvurucu, temyiz kanun yoluna başvurması sonrasında Yargıtay bir karar vermeden 6/2/2014 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

26. Başvurucunun bireysel başvurusu sonrasında Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13/4/2015 tarihli kararı ile hükümler onanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

27. İlgili hukuk kaynakları için bkz. Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, 6/2/2020, §§ 38-60.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Anayasa Mahkemesinin 2/3/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

29. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltının Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, haksız bir şekilde gözaltına alındığını belirterek adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının suç isnadına ilişkin şikâyetler olduğu açıktır. Dolayısıyla başvurucunun bu iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

32. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davanın sonuçlanmadığı durumlarda dahi -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davasının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 92-100).

33. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuka Aykırı Olduğuna ve Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddialar

a. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, haksız bir şekilde tutuklandığını ve matbu gerekçelerle uzun süredir tutukluluğunun devamına karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun iddialarının suç isnadına ilişkin şikâyetler olduğu açıktır. Dolayısıyla başvurucunun bu iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

37. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukla ilgili şikâyetleri içeren bireysel başvurunun hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı kararı sonrasında yapılması hâlinde tutukluluğun devamı kararına itiraz edilmemiş ise kararın verildiğinin öğrenildiği tarihten itibaren, itiraz edilmiş ise itiraz merciince verilen kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Fırat İşgören, B. No: 2014/6425, 17/11/2016, § 34).

38. Somut olayda başvurucu, ilk derece mahkemesince 26/11/2013 tarihinde hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz ettiğine yönelik bir bilgi ve/veya belge sunmamıştır. Bu nedenlerle başvurunun ilk derece mahkemesinin nihai kararı tefhim ettiği 26/11/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Buna göre 6/2/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

39. Açıklanan gerekçelerle kararın öğrenilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu, yargılama aşamasında Mardin'deki bir ceza infaz kurumundan İzmir'deki bir ceza infaz kurumuna nakledildiğini, bulunduğu yerin ailesinin ikametgâhına 1.500 km uzaklıkta olduğunu, 18 aydır ailesi ile görüşemediğini, mağdur olduğunu belirtmiş; adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutuklu olarak bulunduğu ceza infaz kurumundan nakil suretiyle ailesinin yaşadığı yerden uzaklaşması ve bu kapsamda ailesiyle görüşme imkânının zorlaştığı -kısıtlandığı- iddiasıyla ilgili olduğundan buna göre bir inceleme yapılmıştır. Başvurucunun görüşme hakkını ortadan kaldırmayan ve yakınlarıyla olan ilişkisini sürdürmeyi engellemeyen söz konusu nakil uygulamasına yönelik tüm iddialarının aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

42. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

43. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

44. Başvurucunun nakline Genel Müdürlükçe karar verilmiştir. İlgili mevzuat ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları birlikte değerlendirildiğinde yargı çevresi dışında bir başka ceza infaz kurumuna nakil işleminde Bakanlığın yetkili olduğu ve Genel Müdürlük tarafından yerine getirilen bu görevin bir yargı faaliyeti olarak değil idari işlem veya eylem olarak yürütüldüğü tespit edilmiştir. Bu kapsamda idari yargının görev alanına giren nakil işleminin iptali isteminin idari yargı yerinde dava edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır (ilgili mevzuat ve kararlar için bkz. Y.Ş., B. No: 2017/37742, 18/6/2020, §§ 26-35).

45. Somut olayın koşulları bir bütün olarak değerlendirildiğinde ileri sürülen aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında açılacak iptal davasında incelenmesi mümkündür. Ancak nakil işlemi üzerine etkili kabul edilebilecek olağan bir başvuru yolu olan iptal davasının başvurucu tarafından açılmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun şikâyetlerini yetkili idari ve yargısal mercilere süresinde iletip iddialarının öncelikle bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve çözüme kavuşturulması bakımından üzerine düşen gerekli özeni göstermediği sonucuna varılmıştır. Öte yandan olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile de bağdaşmamaktadır (Y.Ş., § 50).

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

47. Başvurucu, duruşmalarda hazır bulundurulmayı talep ettiği hâlde talebinin kabul edilmeyerek SEGBİS aracılığı ile duruşma yapıldığını, duruşmalar sırasında ses ve görüntü problemleri yaşandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

48. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkı yönünden incelenmiştir.

i. Kabul Edilebilirlik Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

51. Anayasa Mahkemesi aynı mahiyetteki şikâyetleri Şehrivan Çoban (aynı kararda bkz. §§ 72-104) kararında incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda sanığın ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya katılımının sağlanmaya çalışılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit ederek bu müdahalenin Anayasa'nın 36. maddesini ihlal edip etmediğine ilişkin değerlendirmenin ise kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşulları yönünden yapılacak inceleme sonucunda belirlenebileceğini ifade etmiştir (Şehrivan Çoban, §§ 78-81). Buna göre sanığın SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılımının sağlanması şeklindeki müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için kanuni bir temelinin bulunması, meşru bir amaca dayalı ve ölçülü olması gerekmektedir (Şehrivan Çoban, §§ 82-88). Öte yandan Anayasa Mahkemesi aynı kararda, söz konusu müdahalenin ölçülü bir müdahale olarak kabul edilebilmesinin, ölçülülük unsurunun alt ilkeleri olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık ilkeleri yönünden yapılacak değerlendirmenin sonucuna göre belirlenebileceğini kabul etmiştir (Şehrivan Çoban, §§ 89-93).

52. Somut olayda başvurucunun duruşmada bizzat hazır bulunma talebinin reddedilmesi 5271 sayılı Kanun'un 196. maddesinin (4) numaralı fıkrasına dayandığından anılan müdahale kanunilik ölçütünü karşılamaktadır. Ayrıca başvurucunun ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transferi nedeniyle oluşan gecikmelerin azaltılması ve yargılamanın hızlandırılması sebebiyle duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı anlaşılmıştır.

53. Ölçülülük ilkesi açısından ilk olarak müdahalenin elverişli olup olmadığı incelenmelidir. Somut olayda duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı anlaşılmıştır. Başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin makul sürede yargılama yapılması amacına ulaşılması bakımından elverişli bir araç olduğu söylenebilir.

54. İkinci olarak müdahalenin gerekli olup olmadığı incelenmelidir. Ölçülülük denetiminde gereklilik ölçütü, müdahalede bulunulurken en hafif aracın seçilmesi anlamına gelmektedir (Şehrivan Çoban, § 90). Gereklilik ölçütü yönünden duruşmada hazır bulunma hakkı ancak olayın koşullarının zorunlu kıldığı durumlarda sınırlanabilecektir (Şehrivan Çoban, § 91). Bu çerçevede sanığın duruşmada hazır bulunmamasını zorunlu kılan bir olgunun varlığı derece mahkemelerince somut ve olaya uygun bir gerekçeyle ortaya konulmalıdır. Somut olayda ilk derece mahkemesi başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebini SEGBİS'in yüz yüzelik ilkesini sağlaması gerekçesine dayanarak reddetmiştir (bkz. §§ 20, 21). Ancak Ceza Mahkemesi, sanığın duruşmada hazır bulunmamasını zorunlu kılan nedenleri somut bir şekilde açıklamamıştır. Diğer bir ifadeyle hangi zorlayıcı nedene dayalı olarak başvurucunun duruşmada hazır bulundurulmadığı karar gerekçesinden anlaşılmamaktadır.

55. Öte yandan terör suçlarından yargılanan başvurucu, yargılamanın başladığı tarihte Ceza Mahkemesinin yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda tutulmakta iken yargılama süresinde Ceza Mahkemesinin yargı çevresi dışındaki başka bir ceza infaz kurumuna sevk edilmiştir (bkz. § 15). Bununla birlikte yargı organları ile İnfaz Kurumu idaresinin başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkının gerekliliklerinin sağlanmasına uygun şekilde planlama yaptığına dair bir veriye de ulaşılamamıştır.

56. Başvurucu duruşmalara katıldığı dönemde Kürtçe olarak savunma yapma talebinde bulunmuş ancak bu talepleri başvurucunun nakline kadar kabul edilmemiştir. Başvurucunun nakli sonrasında duruşmalara SEGBİS üzerinden katılması sağlanmış, SEGBİS üzerinden gerçekleştirilen duruşmalarda Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü bildirmiş ve Ceza Mahkemesi hüküm vermiştir. Bu aşamalarda Ceza Mahkemesi ilk defa tercüman tayin etmiş ve başvurucunun Kürtçe olarak beyanlarını almıştır. Ancak hem SEGBİS bağlantıları sırasında hem de yazılı dilekçeyle duruşmalara bizzat katılmak istediğini ısrarla belirtmesine rağmen başvurucu, bu esaslı işlemlerin yapıldığı oturumlarda duruşmada hazır bulunamamıştır. Buna göre terörle bağlantılı suçlardan yargılanan başvurucunun esaslı işlemlerin yapıldığı oturumların hiçbirinde hazır bulundurulmaması yargılamanın adilliğine zarar vermiştir.

57. Bu çerçevede derece mahkemelerince diğer alternatifler değerlendirilmeden ve olaya özgü somut gerekçeler sunulmadan doğrudan başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin reddedilmesi, en uygun aracın seçilmemesi sebebiyle müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna yol açmaktadır. Dolayısıyla başvurucunun esas hakkında işlemlerin yapıldığı duruşmada hazır bulunma talebinin reddedilmesinin zorunlu olduğu derece mahkemelerince somut bir biçimde ortaya konulamadığı için müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna varılmıştır.

58. Müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna varıldığından ölçülülük açısından ayrıca orantılılık incelemesi yapılmamıştır.

59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

2. Diğer İhlal İddiaları

60. Başvurucu; ana dilinde savunma yapma talebinin reddedildiğini, nakil işlemi sonrasında avukatıyla yüz yüze görüşme gerçekleştiremediği için etkin savunma yapamadığını, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının talebine rağmen tarafına verilmediğini, cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

61. Başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

63. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi ve tazminat talebinde bulunmuştur.

64. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan, [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

65. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

66. Öte yandan duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin ihlal kararının başvuruya konu davanın esasıyla ilgili herhangi bir değerlendirme içermediği vurgulanmalıdır. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiği ihlal gerekçelerini gözeterek ve söz konusu dava ilgili olarak yeniden bir değerlendirme yaparak gereken kararı vermek yeniden yargılama yapacak ilgili mahkemenin takdirindedir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Gözaltının hukuka aykırı olması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin duruşmada hazır bulunma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere (kapatılan) Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) (E.2011/565, K.2013/535) yerine bakan ilgili mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

E. Tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/3/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Reber İldem, B. No: 2014/2330, 2/3/2022, § …)
   
Başvuru Adı REBER İLDEM
Başvuru No 2014/2330
Başvuru Tarihi 6/2/2014
Karar Tarihi 2/3/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ceza davasında başvurucunun (sanığın) hazır bulunma talebi reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya katılımının sağlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (gözaltı) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Suç isnadı (tutma) Süre Aşımı
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Özel hayat (ceza infaz kurumu) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Duruşmada hazır bulunma hakkı (ceza) İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 147
196
5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 53
56
Yönetmelik 20/9/2011 Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik 14
Genelge 6/5/2015 Ceza infaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelgesi 18
22
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi