logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanma Kılavuzu English

(Hüseyin Kaplan, B. No: 2015/16497, 9/10/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

HÜSEYİN KAPLAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/16497)

 

Karar Tarihi: 9/10/2019

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Burhan ÜSTÜN

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Halil İbrahim DURSUN

Başvurucu

:

Hüseyin KAPLAN

Vekili

:

Av. Hıdır ÇİÇEK

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanması sonucu ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/10/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmesine gerek olmadığını değerlendirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu ceza soruşturması dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Diyarbakır/Kulp İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde asker iken 19/9/2006 tarihinde yaşamını yitiren 1986 doğumlu Ş.K.nın babasıdır.

A. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İhlal Kararı Öncesindeki Ceza Soruşturması Süreci

9. Askerlik eğitimini 2. Jandarma Eğitim Tugay Komutanlığında (Bilecik) tamamlayan Ş.K. 2006 yılının Ağustos ayında Bayır Jandarma Karakoluna (Diyarbakır/Kulp) gitmiştir.

10. Ş.K. 19/9/2006 günü saat 12.50 sıralarında nöbet yerinde ateşli silahla ağır şekilde yaralanmış vaziyette bulunmuştur.

11. Bayır Jandarma Karakolunda görevli bazı rütbeli askerler ile erler tarafından imzalanan 19/9/2006 tarihli Olay Yeri Tespit Tutanağı'na göre saat 12.50 sıralarında karakol binasının güney yönünden silah sesinin gelmesi üzerine sesin geldiği yöne giden J Er V.M. ile J Er M.D. 13 No.lu nöbet yeri mevziinde nöbetçi olan Ş.K.yı 12 No.lu yedek nöbet yeri mevziinde yerde kanlar içinde yatar vaziyette görmüşlerdir. Tutanağa göre J Er V.M. ile J Er M.D. durumu hemen Uzman Çavuş M.O.ya bildirmişlerdir. Bunun üzerine koşarak olay yerine giden ve Ş.K.nın başından vurulmuş vaziyette yerde yattığını gören M.O. yardım için santrale haber verilmesini sağlamıştır. Tutanağa göre santrale haber verilmesi üzerine sivil hayatında sağlık memuru olarak görev yapan K.D. adlı asker Ş.K.ya ilk müdahaleyi yapmış, bu sırada zor da olsa nefes aldığı anlaşılan Ş.K. helikopterle Diyarbakır Asker Hastanesine sevk edilmiştir. Ş.K. hastaneye götürüldüğü sırada hayatını kaybetmiştir.

12. Tutanakta ayrıca Ş.K. adına zimmetli G-3 piyade tüfeğinin askı kayışının Ş.K.nın ayak ucuna dolanmış olduğunun ve 12 No.lu yedek nöbet yeri mevziinin çatısında içe bakan sacda kan izlerinin bulunduğunun görüldüğü ifade edilmiştir. Tutanakta son olarak mevziye yaklaşık beş metre uzaklıkta boş bir mermi kovanının bulunduğu, Ş.K.nın hücum yeleğinde dört adet şarjörün olduğu, bu şarjörlerden üçünde yirmi adet, diğerinde ise 19 adet dolu fişek bulunduğu, M.O. adlı uzman çavuşun olay yerine ilk geldiğinde mevzi içinde yoğun bir barut kokusunun duyulduğunu belirttiği ifade edilmiştir.

13. Ş.K.nın yolda hayatını kaybetmesi üzerine Askerî Savcı Yardımcısı M.S. eşliğinde Diyarbakır Asker Hastanesinde saat 15.30 sıralarında ölü harici muayenesi gerçekleştirilmiştir. Ölü Harici Muayenesi Tutanağı'nda; kişinin başının sol kısmında mermi çekirdeği giriş yarası, baş kısmının sağ kısmında ise mermi çekirdeği çıkış yarası bulunduğu, kişinin vücudunda başkaca darp ve cebir izine rastlanmadığı ifade edilmiştir. Ölü harici muayenesi işlemi sırasında kişinin fotoğrafları da çekilmiştir. Ölü Harici Muayenesi Tutanağı'nda kişinin başının sol kısmında mermi çekirdeği giriş yarası, sağ kısmında ise mermi çekirdeği çıkış yarası olduğu belirtilmiş ise de adli tabip G.B. hariç bu tutanağı imzalayan diğer kişiler 23/1/2007 tarihli başka bir tutanak daha düzenlemiş ve önceki tutanaktaki mermi çekirdeği giriş-çıkış yerlerinin sehven yanlış yazıldığını, aslında giriş deliğinin sağda, çıkış deliğinin ise solda olduğunu, bu durumun ölü harici muayenesinde çekilen fotoğraflardan da şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşıldığını ifade etmişlerdir.23/1/2007 tarihli tutanakta; G.B.nin olay tarihinde geçici görevle Diyarbakır'da bulunduğu, görevi bittikten sonra da İstanbul'a döndüğü, bu sebeple düzeltme tutanağına onun yerine Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Başkanı Ş.A.Ö.nün imza attığı belirtilmiştir.

14. Ş.K.nın el ve yüz svapları 19/9/2006 günü saat 17.10'da alınmıştır.

15. Kara Kuvvetleri Komutanlığı 7. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) 19/9/2006 tarihinde Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazarak olay yerinde keşif dâhil belli bazı araştırmalar yapılması ve bu araştırma sonuçlarının çok ivedi bir şekilde kendisine gönderilmesi talebinde bulunmuştur.

16. Kulp Cumhuriyet Başsavcılığı Cumhuriyet savcısı bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle 19/9/2006 tarihine olay yerine gidememiştir. Cumhuriyet savcısı Lice ilçesinden gelen Olay Yeri İnceleme ekibi ile birlikte ancak 20/9/2006 tarihinde olay yerine gidebilmiştir. Cumhuriyet savcısı olay yerine vardığında nöbet yerinin zemininin olaydan sonra temizlenmiş olduğu, bununla birlikte zeminde hâlen kan izlerinin bulunduğu, ayrıca Ş.K.nın olay sonrası düştüğü konumu gösterir çizimin zeminde olduğu, olayda kullanıldığı belirtilen tüfeğin boş olup içinin olaydan sonra boşaltıldığı tespitlerinde bulunmuştur. Cumhuriyet savcısı bu tespitleri yaptıktan sonra olayla ilgili olarak bazı askerlerin ifadesini almıştır. Ş.K.yı vurulmuş vaziyette ilk gören V.M. ifadesinde özetle olay günü saat 12.50 sıralarında gazinoda bulunduğu sırada dışarıdan silah sesine benzer bir gürültü gelmesi üzerine K. adlı çavuş tarafından karakolun arkasına bakmak üzere görevlendirildiğini, mevziye yaklaştığında Ş.K.nın yerde yattığını gördüğünü, bunun üzerine hemen dönerek durumu üstlerine haber verdiğini, bunun üzerine Ş.K.ya müdahale edildiğini ifade etmiştir. V.M. ayrıca Ş.K.nın psikolojik durumunda herhangi bir bozukluk olduğunu görmediğini, yalnızca anne ve babasının ayrı olduğunu bildiğini belirtmiştir. Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan asker M.K. ise olay günü 10.00-12.00 saatleri arasındaki nöbeti kendisinin tuttuğunu, saat 12.00'de nöbeti Ş.K.ya devrettiğini, Ş.K.nın bu sırada moralinin oldukça bozuk olduğunu ifade etmiştir. Diğer askerler de olayı genel olarak V.M. tarafından belirtildiği ve Olay Yeri Tespit Tutanağı'nda ifade edildiği gibi anlatmış; ayrıca Ş.K.nın psikolojik bir rahatsızlığın bulunduğuna işaret eden herhangi bir hareketini görmediklerini, bununla birlikte anne ve babasının ayrı yaşadığını bildiklerini ifade etmişlerdir.

17. Soruşturma kapsamında askerî savcı eşliğinde 20/9/2006 tarihinde klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir. Klasik otopsi işlemi sonucunda hazırlanan raporun sonuç kısmında kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kırığı ve beyin harabiyeti sonucu meydana geldiği, ölüme neden olan atışın bitişik atış mesafesinden yapılmış olduğu belirtilmiştir.

18. Askerî savcı 20/9/2006 tarihinde klasik otopsi işlemine hüviyet tanığı sıfatıyla katılan M.Ş. adlı erin ifadesini almıştır. M.Ş. ifadesinde özetle Ş.K.yı acemi birliğinden beri tanıdığını, Ş.K.nın bilinen bir rahatsızlığının veya psikolojik bir sorununun bulunmadığını, askerlerle ve rütbeli personelle iyi geçinen bir er olduğunu belirtmiştir.

19. Askerî Savcılık 6/10/2006 tarihinde Kulp İlçe Jandarma Komutanlığına müzekkere yazarak diğer bazı taleplerin yanı sıra Bayır Jandarma Karakolunda görev yapan tüm personelin ifadesinin alınarak kendisine gönderilmesi talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Kulp İlçe Jandarma Komutanı İ.G. tarafından birçok askerin ifadesi alınmıştır. İfadesi alınan askerler genel olarak Ş.K.nın psikolojik sorunlarının bulunduğuna işaret eden herhangi bir olaya şahit olmadıklarını ifade etmişlerdir.

20. Olay yeri incelemesi neticesinde muhafaza altına alınan Ş.K.ya ait 14E597 seri numaralı piyade tüfeği ile bir adet 7.62x51 mm çapındaki mermi kovanı gerekli tetkiklerin yapılması amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilmiştir. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarının 12/10/2006 tarihli uzmanlık raporunda; 14E597 seri numaralı piyade tüfeğinin ateş etmesine mani mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, silahın deneme amaçlı kullanılması sonucunda patladığının görüldüğü, incelenmek için gönderilen 7.62x51 mm çap ve tipindeki bir adet mermi kovanının 14E597 seri numaralı tüfek ile atılmış olduğu tespitleri yapılmıştır.

21. Ş.K.nın el ve yüz bölgesinden alınan svaplar üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı görevlileri tarafından atış artığı analizi yapılmıştır. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı görevlileri tarafından hazırlanan 29/9/2006 tarihli uzmanlık raporuna göre Ş.K.nın sol el üstü ve sol yüz svaplarında atış artığı tespit edilmiştir. Anılan uzmanlık raporuna göre Ş.K.nın sol avuç içinden alınan svaplarda ve sağ avuç içi ile el üstünden alınan svaplarda ise atış artığı tespit edilememiştir. Uzmanlık raporunda son olarak Ş.K.nın sağ yüz svabında da atış artığı tespit edilemediği ifade edilmiştir.

22. Askerî Savcılık, Ş.K.nın psikolojik durumu ile ilgili olarak psikiyatri uzmanından bilirkişi raporu almıştır. Psikiyatri Uzmanı C.C. tarafından hazırlanan raporda özetle intihar olayının genellikle bir psikiyatri hastalığı nedeniyle ortaya çıktığı ancak bunun bir kural olmadığı, zaman zaman herhangi bir rahatsızlığı olmayan kişilerin de anlık ve tepkisel davranışlar sonucu intihar ettiği, soruşturma kapsamındaki bilgi ve belgelere göre olayın bir intihar olup olmadığı ile ilgili olarak kesin bir kanaate varmanın mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

23. Askerî Savcılık tüfeğin hangi pozisyonda ateşlenmiş olabileceği hususu ile ilgili olarak da bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Yüzbaşı M.G. tarafından hazırlanan 15/5/2007 tarihli raporun sonuç kısmında; kan lekeleri, kriminal raporlar, Ş.K.nın yatış pozisyonu, silahın duruşu ve boş mermi kovanının konumu dikkate alındığında tüfeğin Ş.K. tarafından ateşlendiği sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir.

24. Askerî Savcılık yukarıdaki araştırmaların yanı sıra olay hakkında bilgisi olabilecek bazı kişilerin ifadelerini de almış ve elde ettiği tüm bu verileri değerlendirerek 17/5/2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askerî Savcılık, Ş.K.nın intihar ettiği kanaatine ulaşmış ve ölüm olayında ceza hukuku kapsamında kusur atfedilebilecek herhangi bir fail ya da fiilin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

25. Başvurucu, soruşturmanın eksik yürütüldüğü iddiasıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Başvurucu itiraz dilekçesinde oğlunun arkadaşlarından öğrendiği kadarıyla olay günü oğlunun nöbet saatlerinin değiştirildiğini ancak soruşturma kapsamında bu konu ile ilgili olarak bir araştırma yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, oğlu ile aynı karakolda görev yapan ve terhis olduktan sonra taziyeye gelen M.D. adlı askerin olay yerine giden ilk kişilerden olduğunu, bu askerin olayda kullanılan tüfeğin dipçik kısmının yerde mazgala dayalı olduğunu kendisine söylediğini, bu ifadenin olay hakkındaki tutanaklarla açıkça çeliştiğini, bu sebeple bu askerin ifadesinin tekrar alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu, M.D. adlı askerin ayrıca M.O. adlı uzman çavuşun Ş.K.nın kanasla vurulduğunu söylediğini belirttiğini, dolayısıyla bu hususun da araştırılması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu itiraz dilekçesinde diğer bazı iddiaların yanı sıra savcının olay yerinde keşif yapmadığını, olay yerinde mermi çekirdeğinin bulunamadığını ve dinlenen tanıkların bağımsız bir şekilde ifade vermelerinin mümkün olmadığını ileri sürmüştür.

26. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin (Askerî Mahkeme) 27/8/2007 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İhlal Kararı

27. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşmesi üzerine başvurucu, oğlunun ölümü ile neticelenen olay hakkında tarafsız ve bağımsız bir ceza soruşturması yürütülmediğini, olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılamadığını, bu sebeple yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek 16/4/2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur (Hüseyin Kaplan/Türkiye, B. No: 20070/08, 15/10/2013).

28. AİHM, başvurucunun iddialarını yaşam hakkının usul yönü ile ilgili görerek incelemesini bu kapsamda yapmıştır. AİHM, somut olay hakkında resen bir ceza soruşturması başlatılmış ise de yürütülen ceza soruşturmasında birçok eksikliğin bulunduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda öncelikle soruşturmanın ilk aşamasında görev alan kişilerin olaya karışmış veya karıştığından şüphelenilen kişilerden bağımsız olmadığına işaret etmiştir. İkinci olarak olay yerinin Cumhuriyet savcısı henüz olay yerini incelememişken temizlendiğini tespit etmiş, bu durumun ise önemli bir eksiklik olduğunu vurgulamıştır. Son olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı denetleyen Askerî Mahkemenin bağımsız bir yapısının olmadığını, Askerî Mahkemede yer alan üç hâkimden birinin üstleri tarafından atanan ve askerî disipline tabi olan, meslekleri yüksek yargıçlık olan diğer iki hâkime göre aynı anayasal haklara sahip olmayan bir subay olduğunu ifade etmiştir. AİHM bu gerekçelerle yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Hüseyin Kaplan/Türkiye, §§ 60-66).

C. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İhlal Kararı Sonrasında Başlatılan Ceza Soruşturması Süreci

29. AİHM'in ihlal kararı sonrasında başvurucunun talebi üzerine olay hakkında Askerî Savcılık tarafından yeni bir soruşturma başlatılmıştır.

30. Askerî Savcılık bu kapsamda talimat yoluyla birçok tanığın ifadesini almıştır. Askerî Savcılık ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına talimatlar yazarak olay anında askerlik hizmetini ifa eden ancak daha sonra terhis olan erler ile olay anında uzman çavuş olarak görev yapan bazı askerlere aşağıdaki soruların sorulmasını istemiştir. Askerî Savcılık talimat yazısına Olay Tespit Tutanağı'nı, ifade tutanaklarını ve başvurucunun itiraz dilekçesini de eklemiştir. Askerî Savcılığın cevaplandırılmasını istediği sorular şunlardır:

"A- Söz konusu olay ile ilgili olarak tutanakta belirtilen hususların doğru olup olmadığı, olay yerinin savcı gelene kadar neden muhafaza edilmediği,

B- Olay yeri inceleme işlemlerinin yapılması konusunda kimin talimat verdiği,

C- Henüz savcı olay yerini görmeden olay yerini kimin neden temizlediği, bu konuda kimden talimat alındığı, savcıya neden haber verilmediği,

D- Müteveffanın babası Hüseyin KAPLAN'ın itiraz dilekçesinde belirttiği hususların doğru olup olmadığı, daha önce vermiş olduğu ifadeyi tekrar edip etmediği (...)

 (...)"

31. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz dilekçesinde (bkz. § 25) de adı geçen M.D.nin ifadesi alınmıştır. M.D. 20/4/2015 tarihli ifadesinde özetle çay ocağında olduğu sırada bir el silah sesi duyduğunu, silah sesinin geldiği nöbet yerinin çay ocağına yakın olduğunu, bu sebeple hemen çay ocağının penceresinden atlayarak nöbet yerine doğru koştuğunu, olay anında devriye onbaşısı olarak görev yapan V.M. adlı askerle birlikte olay yerine vardığını, nöbet mevziine 15-20 metre kala Ş.K.yı yerde yan yatar vaziyette gördüklerini, bunun üzerine hemen geri dönerek koşmaya başladıklarını ifade etmiştir. M.D. geriye doğru koşarken bir rütbeli ile karşılaştıklarını, rütbeli askerin kendilerine hemen mevzi almaları ve durumu karakoldakilere haber vermeleri gerektiğini söylediğini, bunun üzerine hemen karakola giderek durumu Uzman Çavuş M.O.ya ve Astsubay C.G.ye haber verdiğini, komutanlarının ise kendilerine hemen mevzi almaları gerektiğini söylediğini, bunun üzerine kendisinin mevzi aldığını, komutanlarının ise olay yerine doğru koştuğunu belirtmiştir. M.D. daha sonra kendisinden battaniye istenmesi üzerine battaniyeyi alarak olay yerine gittiğini, Ş.K.nın bu sırada nefes aldığını ve "Anne, anne." diye inlediğini, Ş.K.yı battaniyenin üstüne koyarak helikopter pistine götürdüklerini, akabinde ise gelen helikopterle Ş.K.nın hastaneye götürüldüğünü ifade etmiştir. M.D. ayrıca olay yerine savcının gelip gelmediğini hatırlamadığını, gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir usulsüzlük olup olmadığını bilmediğini ifade etmiştir. M.D. son olarak Uzman Çavuş M.O.nun "[Ş.K.] Kanas ile vurulmuş." dediğine şahit olmadığını, Ş.K.nın babasına "dosyadaki ifadelerin düzmece olduğu" yönünde bir söz de söylemediğini belirtmiştir.

32. Soruşturma kapsamında 2/4/2015 tarihinde Uzman Çavuş M.O.nun ifadesi alınmıştır. M.O. ifadesinde özetle askerlerin korkması nedeniyle Bölük Komutanlığına ve Kulp Cumhuriyet Başsavcılığına da durumu bildirilerek olay yerinin temizlenmesine karar verildiğini ancak temizlenmeden önce olay yerinin fotoğraflarının çekildiğini belirtmiştir. M.O. ayrıca Ş.K.nın başından tek kurşunla vurulmuş olması nedeniyle olayı ilk başta kanasla yapılan bir terör saldırısı zannettiğini ifade etmiştir.

33. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan M.Ş. adlı asker ise silah sesini duyduktan sonra olay yerine gittiğini ancak tüfeğin konumunu tam olarak hatırlayamadığını, gerçekleştirilen işlemlerde herhangi bir usulsüzlük görmediğini, kanas ile ilgili bir konu hatırlamadığını belirtmiştir.

34. İfadeleri alınan diğer erler ile uzman çavuşlar da genel olarak yukarıdaki ifadelere benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır.

35. Yeniden başlatılan soruşturma kapsamında olay tarihinde Kulp ilçe jandarma komutanı olarak görev yapan İ.G. ile olay tarihinde Bayır Karakolu komutan vekili olarak görev yapan C.G.nin şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır.

36. Talimat yoluyla ifadesi alınan İ.G.ye Askerî Savcılığın istemi doğrultusunda şu sorular sorulmuştur:

"A- Söz konusu olay ile ilgili olarakolay yerinin savcı gelene kadar neden muhafaza edilmediği,

B- Olay yeri inceleme görevinin neden aynı karakolda görevli J.Astsb.Kd.Çvş. [C. G.ye] verildiği, bu görevlendirmede kimden talimat aldığı, bağımsız görevli teknik personelin neden görevlendirilmediği, varsa buna ilişkin belgelerin neler olduğu,

C- Olay yerinin temizlenmesi talimatını kendisinin verip vermediği (...)

 (...)"

37. İ.G. ifadesinde ilk soruyla ilgili olarak özetle olayın yaşanmasını müteakip önce askerî savcıyla, daha sonra da Kulp Cumhuriyet savcısıyla irtibat kurup talimatlarını sorduğunu, Kulp Cumhuriyet savcısının terör tehdidi nedeniyle olay yerine bir gün sonra gelmeye karar verdiğini, bunun üzerine Karakol Komutanı'na tüfeğe dokunulmaması, boş mermi kovanının bulunarak muhafaza altına alınması, olay yerinin krokisinin çizilmesi ve fotoğraflarının çekilmesi talimatlarını verdiğini, dolayısıyla olay yerinin savcı gelene kadar muhafazasının Karakol Komutanı'nın sorumluluğunda olduğunu belirtmiştir. İ.G. ifadesinde ikinci soruyla ilgili olarak özetle C.G.ye olay yeri inceleme görevini değil olay yerinin olduğu gibi muhafaza edilmesi görevini verdiğini, Olay Yeri İnceleme ekibinin o dönemde Lice İlçe Jandarma Komutanlığında mevcut olduğunu, onlardan da zaten teknik personel talep ettiğini, ayrıca Diyarbakır Olay Yeri İnceleme ekibi tarafından Ş.K.nın el ve yüz svaplarının alındığını hatırladığını ifade etmiştir. İ.G. son soruyla ilgili olarak ise özetle olay yerinin temizlenmesi yönünde bir talimat vermediğini, bu konuda daha net bilginin C.G.den elde edilebileceğini ifade etmiştir.

38. Talimat yoluyla ifadesi alınan C.G.ye ise Askerî Savcılığın istemi doğrultusunda şu sorular sorulmuştur:

"A- Söz konusu olay ile ilgili olarakolay yerinin savcı gelene kadar neden muhafaza edilmediği,

B- Olay yeri inceleme işlemlerini neden kendisinin yaptığı, savcının talimatının neden alınmadığı, olay yeri inceleme ekiplerinin neden beklenmediği, silahın ve boş kovanın ilk haliyle neden fotoğraflanmadığı,

C- Henüz savcı olay yerini görmeden olay yerini kimin neden temizlediği, bu konuda kimden talimat alındığı, savcıya neden haber verilmediği,

D- Müteveffanın babası Hüseyin KAPLAN'ın itiraz dilekçesinde belirttiği özellikle 'silahın ilk bulunduğu konuma ilişkin' hususların doğru olup olmadığı (...)

 (...)"

39. C.G. ifadesinde özetle olay hakkında İ.G.ye bilgi verdiğini, İ.G.nin ise askeri savcıya durumu bildireceğini ve emre göre hareket edilmesi gerektiğini kendisine söylediğini, Askeri Savcılığa durumun bildirilmesi üzerine Askeri Savcılığın da Kulp Cumhuriyet Başsavcılığını talimatla yetkilendirmiş olduğunu öğrendiğini, işlemlerin Kulp Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda yapıldığını belirtmiştir. C.G., Ş.K.nın hayata döndürülmesi için yapılan müdahale sırasında olay yerinin bozulduğunu, kendini vurma hadisesi gün gibi ortada olduğundan ve Ş.K. hayatta kalsın diye çaba sarf edildiğinden fotoğraflama yapmanın ilk başta akıllarına gelmediğini, Ş.K. hastaneye sevk edildikten sonra olay yerinin fotoğraflarının çekildiğini belirtmiştir. C.G., delilleri saklama ya da yok etme gibi durumun söz konusu olmadığını ve olay yerinin temizlenmediğini ifade etmiştir.

40. Askerî Savcılık elde ettiği tüm bu verileri değerlendirerek ilk kararda kabul edilen maddi vakıadan ayrılmayı gerektirir yeni bir delil elde edilmediği sonucuna ulaşmış ve 27/7/2015 tarihinde bir kez daha kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askerî Savcılık Ş.K.nın başında bir adet mermi giriş ve çıkış deliği bulunması, atışın bitişik atış mesafesinden yapılması, Ş.K.nın el ve yüz svaplarında atış artığı bulunması, mevzide ve silahın namlusunda barut kokusu olduğunun ifade edilmesi gibi hususları dikkate alarak Ş.K.nın intihar ettiği kanaatine varmıştır. Askerî Savcılık, ilk incelemenin karakol personelince yapılması ve kaza yerinin savcı olay yerine henüz gelmeden temizlenmesi hususlarının ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2. maddesine aykırılık teşkil ettiğini ancak bu işlemlerin yenilenmesinin veya düzeltilmesinin bu aşamada söz konusu olmadığını, Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlali niteliğindeki bu işlemleri tesis edenlere isnat edilebilecek suçun 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesinde tanımlı memuriyet görevini ihmal suçu olduğunu, ne var ki bu suç için de 5237 sayılı Kanun'un 66. maddesi uyarınca sekiz yıl şartı olarak aranan zamanaşımı süresinin dolduğunu belirtmiştir.

41. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz Askerî Mahkemenin 4/9/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

42. Bu karar 18/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

43. Başvurucu 14/10/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

44. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" kenar başlıklı 172. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

 “Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır.”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 9/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

46. Başvurucu; olay hakkındaki ilk soruşturmada herhangi bir şüpheli ismi zikredilmemiş olmasına rağmen ikinci soruşturmanın İ.G. ve C.G. adlı kişiler hakkında yürütüldüğünü, olay hakkındaki ilk soruşturmada bazı er ve erbaş ile rütbeli askerlerin ifadelerini alan bu kişilerin ikinci soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade verdiklerini, olay hakkındaki ilk soruşturmada bu kişilerin ifadelerini şüpheli sıfatıyla almayan ve delillerin karartılmasına neden olan savcının görevini suistimal ettiğini düşündüğünü belirtmiştir. Başvurucu; olay yerinin temizlenmesi nedeniyle delillerin karartıldığını, ısrarlı taleplerine rağmen olay yerinde keşif yapılmadığını, olaya ilk müdahale eden kişilerin el ve yüz svaplarının alınmadığını, intiharın tutanakta belirtildiği şekliyle gerçekleştirilmesinin hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığını, ayrıca olay yerinde kamera sisteminin olabileceğini ancak soruşturma kapsamında bu hususta bir araştırma yapılmadığını ifade etmiştir. Ayrıca M.D.nin yolda karşılaştığını ifade ettiği rütbeli personelin kim olduğunun da araştırılmadığını, soruşturma dosyasında şüpheli olarak ismi geçen kişilerin cep telefonlarının sinyal bilgilerinin tespit edilmediğini, bunların da önemli birer eksiklik olduğunu ileri sürmüştür. Son olarak tanıkların ifadelerinin bağımsız ve sivil görevliler tarafından değil asker kişiler tarafından alındığını, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı inceleyen Askerî Mahkemenin üyelerinin bir nevi asker olduğunu, bu kişilerin emir-komuta zinciri içinde hareket ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu bu iddialarla yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Başvurucu; soruşturma makamlarınca olayın intihar olarak kabul edilmesi makul olmamakla birlikte somut olayda oğlunun devletin kontrolü altında iken öldüğünün açık olduğunu, devletin yaşamı koruma yükümlülüğü bulunmasına rağmen oğlunun yaşamının korunamadığını belirtmiştir. Gerek askere alım işlemleri sırasındaki gerekse askerlik hizmeti sırasındaki muayenelerin yüzeysel olduğunu, bu muayenelerin askere alınan yükümlülerin psikolojik açıdan askerlik görevini yerine getirmeye elverişli olup olmadığını ortaya koyma bakımından yetersiz olduğunu belirterek yaşam hakkının maddi yönünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

48. Somut olayda başvurucu, oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce öldürülmüş olabileceğini ancak bu husus hakkında yeterli bir araştırma yapılmadığı için olayın aydınlatılamadığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca olayın intihar olarak kabulü makul olmamakla birlikte oğlunun devletin kontrolü altında iken öldüğünün açık olduğunu, somut olayda yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.

49. Anılan iddialar dikkate alındığında somut olayda başvurucunun temel olarak iki ayrı şikâyetinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu şikâyetlerden birincisi, olayın cinayet olduğu ancak bunun yeterince araştırılmadığı hususu ile ilgilidir. Bu şikâyetlerden ikincisi ise kişinin yaşamının kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı korunamadığı hususuna ilişkindir.

50. Bu iki şikâyetin niteliği itibarıyla birbirinden farklı olduğu açıktır. Bu farklılık, yaşam hakkı kapsamında tüketilmesi gereken uygun başvuru yolunun hangisi olduğu konusuyla da yakından ilgilidir. Çünkü yukarıda da belirtildiği üzere birinci şikâyet ölüm olayının üçüncü kişi ya da kişilerce kasıtlı olarak gerçekleştirildiği, ikinci şikâyet ise askerî yetkililerin ihmalî davranışları sonucu yaşam hakkının korunamadığı ile ilgilidir. Bu sebeple mevcut başvurunun yaşam hakkı kapsamında iki farklı başlık altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

51. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

52. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Yaşam Hakkının Usul Yönünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

53. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. § 46) oğlunun üçüncü kişi ya da kişilerce öldürülmüş olabileceğini ancak olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği için olayın aydınlatılamadığını ileri sürmüştür.

54. Somut olayda Askerî Savcılık başvurucunun oğlunun ölümü hakkında resen bir ceza soruşturması başlatmış ve bu ceza soruşturması sonucunda olayın intihar olduğu kanaatine vararak 17/5/2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, bu karara yaptığı itirazın reddedilmesi üzerine olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği iddiasıyla AİHM'e bireysel başvuruda bulunmuştur. AİHM ise başvurucunun oğlunun ölümü ile neticelenen olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM'in ihlal kararı sonrasında başvurucunun talebi üzerine olay hakkında Askerî Savcılık tarafından yeni bir soruşturma başlatılmış ise de bu soruşturma sonucunda yine kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu bu karara yaptığı itirazın reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

55. Başvuru konusu olayda AİHM, başvurucunun ilk soruşturmaya yönelik iddialarını inceleyerek yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu durumda başvurunun bu kısmının olayların baştan itibaren yeniden değerlendirilmesi şeklinde değil AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği meselesi ile bağlantılı olarak yaşam hakkının usul yönü açısından değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

56. Temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla 4/11/1950 tarihinde imzalanan Sözleşme 10/3/1954 tarihli ve 6366 sayılı Kanun'la Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmış ve onay belgesinin 18/5/1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tevdi edilmesiyle Türkiye açısından yürürlüğe girmiştir. Bakanlar Kurulunun 22/1/1987 tarihli ve 87/11439 sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna bireysel başvuru hakkı 25/9/1989 tarihli ve 89/14563 sayılı kararı ile de AİHM'in zorunlu yargı yetkisi tanınmıştır. Böylece Türkiye, Sözleşme'de bulunan temel hak ve özgürlükleri güvence altına alma yükümlülüğünü kabul etmiş ve yargı yetkisi içinde bulunan tüm bireylere, hukuken bağlayıcı nitelikte ihlal kararı verebilecek bir uluslararası mahkemeye başvuru yapabilme hakkını tanımıştır (Sıddıka Dülek ve diğerleri, B. No: 2013/2750, 17/2/2016, § 68).

57. Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin etkili bir şekilde korunması AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmesi ile mümkün olabilir. AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta gereği gibi yerine getirilmemesi Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı anlamına gelir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 69).

58. Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin uygulamada etkili bir şekilde korunamadığı yönündeki şikâyetlerin incelenmesi ise Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasını bireysel başvuru yoluyla incelemeye yetkili olan Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer. Aksinin kabulü, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı içinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin bireysel başvuru yolu ile etkili bir şekilde korunmasını öngören Anayasa'nın amacı ile bağdaşmaz. Bu sebeple AİHM tarafından verilen bir ihlal kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği Anayasa Mahkemesince incelenmelidir (Sıddıka Dülek ve diğerleri, § 70).

59. Temel hak ve özgürlüklerin teoride olduğu gibi pratikte de etkili bir şekilde korunabilmesi amacıyla 5271 sayılı Kanun'un 72. maddesinin (3) numaralı fıkrasında; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin AİHM'in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılacağı ifade edilmiştir. Nitekim somut olayda AİHM'in ihlal kararı sonrasında başvurucunun talebi üzerine olay hakkında yeniden bir soruşturma açılmış ancak bu soruşturma neticesinde de kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Bu durumda, Askerî Savcılığın verdiği bu kararın AİHM'in ihlal gerekçeleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir.

60. Yukarıda da belirtildiği üzere AİHM, soruşturmanın ilk aşamasında görev alan kişilerin olaya karışan veya karıştığından şüphelenilen kişilerden bağımsız olmadığına, olay yerinin Cumhuriyet savcısı henüz olay yerini incelememişken temizlendiğine ve Askerî Mahkemenin bağımsız bir yapısının olmadığına vurgu yaparak yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

61. Somut olayda yeniden başlatılan soruşturma kapsamında Kulp İlçe Jandarma Komutanı İ.G. ile Bayır Karakol Komutan Vekili C.G.nin şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmıştır. Bu kişilerin ifadeleri Askerî Savcılığın talimatı doğrultusunda ilgili savcı tarafından bizzat alınmıştır.

62. Askerî Savcılık ayrıca olay anında askerlik hizmetini ifa eden ancak daha sonra terhis olan erler ile olay anında uzman çavuş olarak görev yapan bazı askerlerin talimat yoluyla ifadelerini almıştır. Bu tanıkların ifadelerinin birçoğu ilgili savcı tarafından bizzat alınmıştır. Tanıklardan sadece H.K. ile M.Ş.nin ifadeleri ilgili kolluk tarafından alınmıştır. İfadeleri alınan tanıklar arasında başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz dilekçesinde adı geçen M.D. adlı askerin de bulunduğu görülmüştür.

63. Bu ifade alma işlemleri sırasında gerek şüphelilere gerekse tanıklara olayın gerçekleşme koşullarının belirlenmesine ve AİHM'in ihlal kararı vermesine neden olan hususların aydınlatılmasına yönelik önemli sorular sorulmuştur. Askerî Savcılık, bu araştırmalardan elde ettiği verileri değerlendirerek olayın intihar olduğu gerekçesiyle ikinci defa kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

64. Askerî Savcılık tarafından gerçekleştirilen işlemler ve verilen karar dikkate alındığında yeniden başlatılan soruşturmanın bağımsız bir şekilde yürütülmediğinin ve olayın gerçekleşme koşullarının aydınlatılması için gerekli olan çabanın gösterilmediğinin söylenemeyeceği kanaatine varılmıştır.

65. Askerî Savcılık ikinci defa verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında ilk incelemenin karakol personelince yapılmasının ve kaza yerinin savcı olay yerine henüz gelmeden temizlenmesinin Sözleşme'nin 2. maddesine aykırılık teşkil ettiğini ancak bu işlemlerin yenilenmesinin veya düzeltilmesinin söz konusu olmadığını belirtmiştir. Olay hakkındaki ikinci soruşturmanın olaydan yaklaşık on yıl sonra açıldığı dikkate alındığında Askerî Savcılığın bu gerekçesinin makul olmadığı söylenemez.

66. Başvuru konusu olayda son olarak Askerî Mahkemenin bağımsız bir yapısının olmadığı yönündeki AİHM gerekçesine değinmek gerekir. 353 sayılı Kanun'da 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile yapılan değişiklikle askerî mahkemelerde subay üyelerin varlığına son verilmiş ve askerî mahkemelerin üç askerî hâkimden oluşacağı hükme bağlanmıştır. Gerçekleştirilen bu yasal değişiklikle AİHM kararında belirtilen söz konusu eksikliğin giderildiği açıktır. Nitekim yeniden başlatılan soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı daüç askerî hâkimden teşekkül eden Askerî Mahkeme karara bağlamıştır.

67. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmediğinin söylenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden ayrıca incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Yaşam Hakkının Maddi Yönünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

69. Başvurucu, yukarıda belirtilen iddialarla (bkz. § 47) oğlunun yaşamının korunamadığını ileri sürmüştür.

70. Ölüm olayının kasıtlı bir eylem sonucu meydana geldiği durumlarda devletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân sağlayacak nitelikte cezai soruşturmalar yürütmekle yükümlü olduğunu vurgulamak gerekir.

71.Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

72. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62).

73. Somut olayda başvurucu, gerek askere alım işlemleri sırasındaki gerekse askerlik hizmeti sırasındaki birtakım eksikliklere vurgu yaparak somut olayda yetkili makamların ihmalinin olduğunu ve yaşam hakkının korunamadığı ileri sürmüştür.

74. Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin sahip olduğu etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük, bu başlık altındaki ihlal iddiaları ile ilgili olarak, başvurucuya idari yargı mercileri önünde açabileceği bir tam yargı davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir.

75. Nitekim Anayasa Mahkemesi, askerde intihar eden kişilerin yakınları tarafından açılan tam yargı davalarında idarenin kusurlu olduğunun tespit edilmesi ve ölen kişinin yakını/yakınları lehine belli bir miktar tazminata hükmedilmesi hâlinde yaşam hakkı yönünden mağduriyetin ortadan kalkabileceğini önceki birçok kararında ifade etmiştir (benzer yöndeki bazı kararlar için bkz. Abdullah Doğan ve Meryem Doğan, B. No: 2014/129, 29/9/2016, §§ 33-54; Aysel Yılmaz ve diğerleri, B. No: 2014/6927, 29/9/2016, §§ 59-62).

76. Somut olayda başvurucu, oğlunun ölümü ile neticelenen olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasından sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan olup hem idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın ödenmesini sağlayabilecek olan tam yargı davası yolunu tükettiğine ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeyi Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Bu durumda yaşam hakkının korunamadığına ilişkin şikâyetler yönünden kanunda öngörülen yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının usul yönünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkının maddi yönünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 9/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Hüseyin Kaplan, B. No: 2015/16497, 9/10/2019, § …)
   
Başvuru Adı HÜSEYİN KAPLAN
Başvuru No 2015/16497
Başvuru Tarihi 14/10/2015
Karar Tarihi 9/10/2019

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, askerlik hizmeti sırasında ateşli silah yaralanması sonucu ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Ölüm, ağır yaralanmada etkili soruşturma (makul süre) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Kamu görevlisinin ihmali sonucu öldürülme, ağır yaralanma (askerde) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 172
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi