logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Abidin Cevher, B. No: 2015/6361, 18/7/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ABİDİN CEVHER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/6361)

 

Karar Tarihi: 18/7/2019

R.G. Tarih ve Sayı: 13/9/2019-30887

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Kadir ÖZKAYA

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucu

:

Abidin CEVHER

Vekili

:

Av. Eylem HAKVERDİ

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kolluk görevlilerince bir protesto eylemine orantısız güç kullanılarak müdahale edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, kullanılan güç sonrası hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanma ve buna ilişkin yürütülen soruşturmanın etkisiz olması nedenleriyle de yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 8/8/1998 doğumlu olup olay tarihi itibarıyla Ankara'da ikamet etmektedir.

9. Ankara'nın Tuzluçayır Mahallesi'nde, ibadethane yapımı projesiyle ilgili olarak 11/9/2013 tarihinde başvurucunun da katıldığı bir protesto eylemi düzenlenmiştir.

10. Protesto eylemine kolluk görevlilerince güç kullanılarak müdahalede bulunulmuştur. Protesto eylemine aktif olarak katıldığını belirten başvurucu hakkında 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na dayalı olarak herhangi bir işlem yapıldığına dair bir bilgi ya da belgeye ulaşılamamıştır. Anılan gösteride başvurucu, yüzünden yaralanmıştır.

11. Başvurucu, söz konusu müdahale sırasında kolluk görevlileri tarafından toplumsal olaylarda kullanılan göz yaşartıcı gaz fişeğinin yüzüne isabet etmesi sonucu yaralandığını iddia etmektedir. Bu iddiası kapsamında olayın hemen öncesinde akşam saat 20.00 sıralarında kolluk görevlilerinin konuşmak için kendisi ve etrafındakileri yanlarına çağırdığını, bu nedenle arkadaşlarıyla polis memurlarına doğru ilerlediklerini belirtmiştir. Başvurucu, kolluk görevlilerine yaklaştıkları esnada toplumsal olaylara müdahale aracının (TOMA) arkasından çıkan bir polis memurunun yaklaşık 20 metre mesafeden gaz tüfeğiyle hedef gözeterek atış yapması sonucu sağ gözü üzerine isabet eden gaz mühimmatıyla yaralandığını dile getirmektedir.

12. Başvurucu, yaralanması nedeniyle çevredeki kişilerin yardımıyla özel bir sağlık kuruluşuna götürülmüş; buradan da Hacettepe Üniversitesi Hastanesine (Hastane) kaldırılmıştır. Hastanede görevli polis memurunun adli kolluk görevlilerine 12/9/2013 günü saat 03.00 sıralarında başvurucunun yaralanması olayını haber vermesiyle olayla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı) aynı tarihte adli soruşturma başlatılmıştır.

13. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen talimatlar doğrultusunda adli kolluk tarafından başvurucunun avukatı eşliğinde müşteki sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Başvurucunun ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...olay günü yani 11/09/2013 günü saat: 20:00 sıralarında kuzenim [İ.]E.C. (Tel.0536..) ve U.G. (TeI.542..) ile birlikte Tuzluçayır mahallesinde bulunan eylem için geldik. Okullar caddesi üzerinde bulunan M. kırtasiyenin biraz gerisinde yaklaşık olarak 5-6 kişi burada, arkamızdaki kalabalık ise fazla idi. Olayla ilgili olarak bize burada müdahale edildi. Görevli polisler ile bizim aramızda yaklaşık olarak 20 metre mesafe vardı. Daha sonra eylem devam ederken görevli polisler bize karşı gelin gençler, konuşarak halledelim dedi. Yukarıda isimlerini verdiğim U., E. ve ben bir iki adım attık, polisler ile konuşmak için yaktaştık ve tomanın arkasında bulunan görevli polis bize karşı biber gazı attı. Bu atılan biber gazı benim suratıma geldi. Daha sonra görevli polis ekipleri diğer arkadaşları nişan alarak ateş etti, ancak bunlara isabet etmedi. Sonrasında bir kaç kişi benim koluma girdi, yaralandıktan sonra ilk olarak özel bir taksi ile özel V.V. hastahanesine götürerek tedavi ettirmek istediler daha sonra gözüme pansuman yaptılar, olay anının ise yaklaşık olarak saat:00:15 sıraları idi, daha sonrada gerisini hatırlamıyorum. Burada yaklaşık olarak 12 gün kadar belirtilen Ankara Hacettepe Ünv. Hastahanesinde tedavi gördüm. Daha sonrasında tedavim tamamlandıktan sonra taburcu oldum, 20 gün doktor raporu sonrasında öğrencilik hayatıma devam ettim. Bu olayla ilgili olarak müdaafim ile birlikte ifade vermem gerektiği için şu anda müsait olduğumuz için ifade vermeye geldim. Bu olayla ilgili olarak internet ortamından temin ettiğim olayla ilgili değil ancak olaydan sonra çekilen bana ait kamera görüntüleri mevcuttur, bunun dosyaya eklenmesini istiyorum. Olay anında polis ekiplerinin yanında çekim yapan büyük bir ihtimalle polis kameraları olması lazım ki çekim yapıyorlardı. Üzerlerinde sivil giyimli polis yeleği vardı. Olayla ilgili olarak ateş eden görevlinin 180-190 boylarında kafasında kask olan, zayıf bir görevli idi. Görsem tanıyamam. Bu olay anında bu silahı kullanan görevli haricinde başka gaz atan görevli yoktu, tek bu görevli gaz atıyordu. Benim bu olayla ilgili olarak yanımda eylemde bulunan [İ.]E.C., U.G. isimli şahıslyarın olayla ilgili olarak benim yanımda oldukları için ifadelerine başvurulmasını istiyorum. Bu olayla ilgili olarak yüzüme gelerek yaralanmama neden olan gaz fişeği ile ilgili olarak görevli polis memurundan davacı ve şikayetçiyim, uzlaşmak istemiyorum..."

14. Adli kolluk tarafından olaya ilişkin olarak 8/1/2014 tarihinde kasten yaralama suçundan düzenlenen fezleke ve eki evrak, Cumhuriyet Başsavcılığında 19/1/2014 tarihinde kayıt numarası almıştır. Söz konusu fezleke ekinde başvurucu hakkında Hastane tarafından düzenlenen tıbbi belgeler ve sağlık raporu ile bu doğrultuda Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından düzenlenen adli rapor da bulunmaktadır. ATK tarafından başvurucu hakkında düzenlenen adli raporun ilgili kısımları şöyledir:

"...

Başına biber gazı kapsülü gelme öyküsü ile 112 tarafından getirildiği, sağ gözde şişlik ekimoz ve ağrı, sağ zigoma [gözlerin alt ve yan kısımlarında, elmacık kemiklerine karşılık düşen yüz bölgesi] üzerinde kesi, sağ kaş altında aktif kanayan kesi, gözde sağa bakışta kısıtlılık, sağ burun deliğinde tampon mevcut olduğu, radyolojide pnömosefali [hava yoğunluğu], nazal [burun] kemiklerde kırık, etmoit [burun kemiğinin göze yakın kısmı] ve maksiller sinüste [üst çene kemiğinde, burun boşluğunun her iki tarafında simetrik olarak bulunan içi hava dolu anatomik boşluklar] kanama, orbita [göz çukuru] ve beyinde hava mevcut olduğu, optik sinir ve globun intakt [sağlam] olduğu, PRC konsültasyonunda sağ infroorbital [göz çukuru altı] rimde [kenar] hassasiyet, ciltte ekimoz ve şişlik, sağ göz altında her ikisi 2 cm olan cilt cilt altı kesi saptandığı, sağ gözün tam açılamadığından değerlendirilemediği, yüzde cilt cilt altı kesi, burunda kırık ? tanısı konduğu, göz konsültasyonundayatak başı muayenede görmenin her iki gözde 2 mps olduğu, sağ gözde medial [iç yan] kantus [göz kapaklarının birleştiği yerde meydana gelen açı] üzerinde2 cm lik kesi hattı, kapaklarda ödem ve ekimoz, konjunktiva [göz kapaklarının iç kısmını ve gözlerin beyaz kısmını kaplayan, ince ve şeffaf bir zar] lateralinde [dış yan] kemozis [şişme] bulunduğu, sol gözün doğal olduğu, fundus [göz dibi] muayenesinin doğal olduğu, orbita BT [bilgisayarlı tomografi] sözel sonucundaorbita fraktürü [kırık] varlığının optimum değerlendirilemediği, sözel BT sonucu notundasağ frontal sinüste kırık, orbita içinde hava, sağ orbita medial ve inferior [alt] duvarında kırık, sağ maksiller sinüs medial ve süperior [üst] duvarında kırık, maksiller sinüste havalanma azlığı sol maksiller sinüs medialinde kırık, etmoit kemikte kırık, lamina propriada kırık, nazal kemikte kırık bulunduğu, beyin cerrahi tarafından menenjit proflaksisi [hastalık meydana gelmeden önleme] önerildiği, radyoloji kliniğinin raporlarında; beyin BT'de frontol loblar komşuluğunda daha fazla miktarda olmak üzere supratentoryal [beyin ön kısmı] alanda yaygın pnömosefali saptandığı, frontal sinüs içerisinde kanamaya bağlı hava sıvı seviyesi, paranazal [burun boşluğu yanı] sinüsleri ve ön kranial fossa [kafatası yan kısmı] tabanını etkileyen kırıklar tespit edildiği, paranazal sinüs-orbita-maksillo mandibular [alt çene] BT raporlarında her iki orbita superomedial [üst orta] duvarı komşuluğunda orbita içi hava tanecikleri izlenmiş olduğu eşlik eden nondeplase [ayrılmamış] kırıklar lehine değerlendirildiği, sağ orbita medial duvarında ve orbita tabanında blow out [göz çukuru alt veya iç duvarında çökme] kırığı ait korteks [dış tabaka] devamlılık kaybı, frontal sinüs ön duvarı düzeyinde,sağ nazal kemikte, maksiller kemiğin frontal proçesinde [çıkıntı] ve nazal septum [burun orta kemiği] düzeyinde kırık hatları eşlik eden deformite ve yumuşak doku şişliği dikkati çektiği, ön kranial fossa düzeyindeki pnömosefalilerin etmoit kemiğin kribriform platesindeki [içerdiği deliklerden koku sinirlerinin geçtiği burun boşluğunun tavanını oluşturan kemik] kırıklara ikincil değerlendirildiği kayıtlı olup:

Yaralanmasının;

1-Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum OLDUĞUNU

2-Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞINI.

3-Kemik kırıklarına neden olduğunu, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi, Hafif (1), Orta (2-3) ve Ağır (4-5-6) olarak sınıflandırıldığında ve skorlama yapılarak, şahısta saptanan kafa kaide, frontal sinüs, nazal, sağ orbita, sağ maksiller sinüs, etmoit sinüs, sol maksiller sinüskemik kırıklarının müştereken yaşam fonksiyonlarını 6(ALTI) AĞIR derecede etkilediği..."

15. Anılan kolluk fezlekesinde, başvurucunun olaya dair tanık gösterdiği İ.E.C. ve U.G.nin telefonla aranarak ifade vermeleri için çağrıldığı ancak bu kişilerin mahkeme aşamasında ifade vereceklerini söylemeleri nedeniyle ifadelerinin alınamadığı belirtilmiştir. Olay yerinde olay anını gösterebilecek bir kamera bulunup bulunmadığına dair araştırma yapılarak herhangi bir kameranın bulunmadığına ilişkin düzenlenen tutanak ile Ankara Kent Güvenlik Yönetim Sistemi'ne (KGYS) ait olay yerini gösteren kamera bulunmadığına ilişkin yazı da fezleke ekine konulmuştur.

16. Başvurucunun olaya ilişkin olduğunu belirterek kolluğa teslim ettiği kamera kaydı adli kolluk görevlilerince izlenmiş ve buna dair düzenlenen tutanak fezlekeye eklenmiştir. Bu tutanakta; görüntünün 49 saniyeden oluştuğu, başvurucunun yüzünden kan aktığı için sol elindeki beyaz bir cismi gözüne tuttuğu, olay yerinde bulunan bir kişinin başvurucuyu beyaz renkli bir araca bindirdiği, çevredekilerin "Ambulans!" diye bağırdığı, 40-50 kişilik bir kalabalığın koşuşturduğu, yoldan kolluk araçlarının geçtiğinin görüldüğü ve görüntünün bu şekilde sonlandığı tespitlerine yer verilmiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı 29/1/2014 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet Müdürlüğü) yazdığı müzekkere ile olay tarihinde biber gazı kullanmakla görevli personelin tespit edilerek bildirilmesini ve Cumhuriyet savcısına müracaatlarının sağlanmasını istemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca olay anına ilişkin kamera kaydının da gönderilmesini talep etmiştir.

18. Cumhuriyet Başsavcılığınca 18/3/2014 tarihinde kolluğa yazılan yeni bir müzekkere ile varsa kolluğun ilgili birimi veya TOMA kamerası tarafından olay anına ilişkin kamera görüntüleri istenmiştir. Bu müzekkereye kolluk tarafından verilen bir cevap yazısına ya da bu talebe ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığının kolluğa yazdığı bir tekit yazısına soruşturma dosyası kapsamından erişilememiştir.

19. Emniyet Müdürlüğünün 31/3/2014 tarihli cevap yazısı ekinde olay tarihinde ve yerinde görevli, gaz mühimmatı kullanmaya yetkili toplam on dört kolluk personelinin listesi ile olay anına ilişkin olarak kolluk tarafından kayda alınan kamera görüntülerini içeren DVD gönderilmiştir.

20. Cumhuriyet Başsavcılığınca polis memuru M.E. dışındaki on üç kolluk görevlisinin şüpheli sıfatıyla ifadeleri 18/3/2014 ile 6/5/2014 tarihleri arasında alınmıştır.Söz konusu ifadelerde; tüm polis memurlarının olay tarihi ve saatinde görevli olduklarını ve gaz mühimmatı kullanmaya yetkili olduklarını belirttikleri ancak bir kısım polis memurunun olay tarihinde gaz tüfeği kullanmayıp başkaca görevler yaptığını, bir kısım polis memurunun ise olay anında gaz tüfeği kullanıp kullanmadığını hatırlamadığını belirttiği görülmektedir. Polis memuru S.Ö.nün savunmasının ilgili kısmı şöyledir:

"...11/09/2013 tarihindeki gösterilerde bu fişeği kullanmakla yetkili ve görevliydim. Normalde toplumsal olaylarda 20-22 kişilik görevli ekipte 1 tane gaz fişeği kullanacak görevli olur. Tuzluçayır'daki şikayet konusu olayda polis gruplarına yoğun şekilde taş ve bilye ve benzeri şeyler atıldığı için biz gaz fişeği kullanacak görevliler TOMA'nın arkasında yer alıyorduk. Bu olaylar sırasında benden başka 6 kişi daha gaz fişeği kullanmakla görevli ve yetkiliydi. Şikayet konusu müştekinin yaralanması olayını hatırlamıyorum. Dolayısıyla yaralanmasına sebep olan gaz fişeğini kimin ateşlemiş olduğunu bilemiyorum. Ancak müştekinin belirttiği şekilde 20 m. kadar ekiplere yaklaşması mümkün değildir. Zira bu kadar yaklaşmaya TOMA'lar müsade etmez, ayrıca bu mesafeden de gaz fişeği ateşlememize amirlerimiz izin vermez. Benden başka aynı birlikte görevli olaygün ve yerinde gaz fişeği kullanmaya yetkili polis memurları [C.Ş.], [V.Ü.] dur [bu kişiler olayda gaz tüfeği kullanmadıklarını belirtmişlerdir]. Müsnet suçu işlemedim..."

21. Cumhuriyet Başsavcılığınca M.E.nin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınabilmesi için 30/4/2014 tarihinde ilgili kolluk birimine tekrar müzekkere yazıldığı görülmektedir. Ancak soruşturma dosyası kapsamından M.E.nin ifadesinin alındığına dair bir bilgi ya da belgeye erişilememiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 20/3/2014 tarihinde İ.E.C.nin tanık olarak ifadesini almıştır. İfadenin ilgili kısmı şöyledir:

"Müşteki Abidin Cevher [başvurucu] öz amcamın oğlu olur. 11/09/2013 günü Tuzluçayır'daki Cami - Cemevi yapımı protesto eylemlerinin olduğu yere, müşteki ve ayrıca mahalleden arkadaşım olan U.G. ile birlikte gitmiştik. Topluluğun söylediği şekilde biz de slogan atıyorduk. Olay yerinde çevik kuvvet polisleri ve TOMA aracı da vardır. Biz hariç göstericilerden bazıları polise taş atıyordu. Polisler bize gençler taş atmayın, gelin konuşalım, biz de biber gazı atmayacağız dedi. Birkaç adım polise doğru yöneldiğimiz esnada TOMA'nın arkasından bir polis memuru gaz fişeğini ateşledi. Abidin'in gözüne geldi ve yaralandı. Fişeği ateşleyen polisi görsem tanıyamam. Bilgim bundan ibarettir..."

22. Cumhuriyet Başsavcılığı kolluk tarafından olay anına ilişkin olarak kayda alınan söz konusu DVD üzerinde inceleme yaparak bu konuda rapor düzenlemesi amacıyla 3/4/2014 tarihinde bilirkişi görevlendirmiştir. Bilirkişi Teslim Tutanağı'nda bir adet DVD'nin teslim edildiği belirtilmesine karşın üç adet CD'nin incelendiğini belirten 7/4/2014 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmı şöyledir:

"Tarafıma tevdi edilen 3 adet CD içeriği DVD türü dosyadan oluşmakta olup görüntülerin Ankara Tuzluçayır mahallesine ait olduğu, görüntülerin hareketli kamerası ile kaydedildiği, olayın vuku bulduğu zaman diliminde etrafın karanlık olduğu, uzak bir noktadan kaydedilmiş olduğu, net görüntülerin bulunmadığı gözlenmiştir. Müştekinin başından yaralanmasından sonra kaydedilmiş görüntülerde yüzünü eliyle kapattığı, yanında olan başka şahıslarca bir araca bindirilerek olay mahallinden uzaklaştırıldığı görülmektedir.

Müşteki Abidin CEVHER 'in yaralanma anına ait herhangi bir görüntü kaydı tespit edilememiştir."

23. Cumhuriyet Başsavcılığı 27/3/2014 tarihinde kolluğa yazdığı bir başka müzekkerede, toplumsal olaylara müdahalede kullanılan göz yaşartıcı gaz ve mühimmatının kullanım şartları, kişiler üzerindeki etkileri, kimyasal niteliği, insan bedeni üzerinde yanık etkisi bırakıp bırakmayacağı veya başka ne tür etkilerinin olabileceği, ateşlendikten sonra seyir ve etki gösterme şekillerinin ne olduğu, varsa bu tür mühimmatın kullanım talimatları hususlarında bilgi talep etmiştir.

24. Kolluğun anılan müzekkereye 31/3/2014 tarihinde verdiği cevap yazısında; toplumsal olaylarda kolluk görevlilerince kullanılan gaz mühimmatının ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelerdeki yeri belirtilmiştir. Ayrıca gazın kimyasal niteliğinin ne olduğu, insan bedeni üzerindeki olası etkileri ve kullanım şekli ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Buna göre kullanılan gaz silahının 1-15 metre mesafede gaz spreyi ya da model 5 gaz tüpü olduğu ve 15 metre mesafede etki gösterdiği, 15-30 metre mesafede gaz el bombalarının kullanıldığı ve 50 metreye kadar etki alanı olduğu, 30-150 metre arasında gaz tüfeği ile gaz mühimmatının atıldığı ve 150 metre mesafede etki gösterdiği belirtilmiştir. Ayrıca gaz fişeğinin mekanik aksamı ile ilgili bilgilere de değinildikten sonra gaz mühimmatı kullanan kişilerin mutlaka bunun eğitimini alan kişiler olması gerektiği, kullanım talimatı uyarınca ciddi yaralanmalarla veya ölümle sonuçlanmaya karşı şahısların üzerine direkt olarak, yakın mesafeden atış yapılmaması, belli bir açı ve mesafeyle atış yapılması gerektiği cevap yazısında belirtilenler arasındadır.

25. Cumhuriyet Başsavcılığı 12/5/2014 tarihinde, polis memuru M.E. dışında ifadesi alınan on üç kolluk görevlisi hakkında taksirle yaralama suçundan kovuşturmasızlık kararı vermiştir. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığınca, belirtilen suçtan eylemin fail/faillerinin zamanaşımı süresi (sekiz yıl) boyunca (11/9/2021 tarihine kadar) araştırılması amacıyla 12/5/2014 tarihinde daimî arama kararı verilmiş ve soruşturma dosyası Zamanaşımı Bürosuna gönderilmiştir. Kovuşturmasızlık kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç tarihinde Tuzluçayır Mahallesindeki Cami-Cemevi yapımı protesto eylemleri sırasında, müştekinin kesin raporunda yazılı olduğu üzere hayati tehlike geçirecek ve vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde gaz fişeği ateşlemek suretiyle kapsülü ile yaralanmasına sebep olduklarından bahisle, Ankara Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru olan şüpheliler hakkında yapılan soruşturma sonucunda, delillerin incelenmesinden,

Müştekinin yaralanma anına ilişkin görüntü kaydının temin edilemediği, dolayısıyla şüphelilerin fiilinden yaralandığına dair delil bulunmadığından,

Şüpheliler hakkında KAMU ADINA KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA,

..."

26. Başvurucu tarafından anılan karara 6/6/2014 tarihinde itiraz edilmiştir. İtirazı inceleyen Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) tarafından kovuşturmasızlık kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile 24/2/2015 tarihinde ret kararı verilmiştir. Bu karar başvurucu vekiline 12/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucu 10/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

28. Başvurucu vekili tarafından 18/11/2015 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile şikâyete konu eylem sonucu başvurucuda oluşan yaralanmanın başvurucunun yüzünde sabit ize neden olup olmadığı yönünde bir sağlık raporu alınması istenmiştir.

29. Cumhuriyet Başsavcılığınca 11/12/2015 tarihinde ATK'dan başvurucunun yüzünde sabit iz oluşup oluşmadığının tespiti ile bu konuda sağlık raporu tanzimi istenmiştir. ATK'nın aynı tarihte düzenlediği sağlık raporunun ilgili kısmı şöyledir:

"...

Sağ göz altında yay şeklinde uzanan 2,5 cm lik, burnun sağ yan tarafında 1,5 cm lik, burun kökü sağ tarafından üst göz kapağına uzanan 2,5 cm lik hiperpigmente [cilt lekesi] deriden yer yer çöküklük gösteren nedbe [iz] izleri, burun septumunda [burun uç kısmı] hafif sola deviasyon [sapma] mevcut olup.

Yaralanmasının

Yüzde sabit iz niteliğinde OLDUĞU..."

30. Cumhuriyet Başsavcılığınca 9/12/2015 tarihli müzekkere ile ilgili kolluğa müzekkere yazılarak başvurucunun müşteki sıfatı ile ifadesinin alınması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığına müracaatının sağlanması istenmiştir. Başvurucunun Cumhuriyet savcısınca ifadesinin alındığına ilişkin bir bilgi ya da belgeye soruşturma dosyası kapsamından erişilememiştir.

31. Öte yandan başvurucunun yaralanması olayı ile ilgili olarak idare tarafından ilgili kolluk görevlileri hakkında yürütülen idari bir soruşturmaya dair herhangi bir bilgi ya da belgeye başvuru formu ve/veya eklerinden yahut soruşturma dosyası kapsamından erişilememiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

32. Anayasa Mahkemesi Özlem Kır (B. No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-27) kararında; 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun “Zor ve silah kullanma” kenar başlıklı 16. maddesine, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kanunun hükmü ve amirin emri” kenar başlıklı 24. maddesine, 5237 sayılı Kanun'un "Sınırın aşılması" kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,5237 sayılı Kanun'un "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili bölümüne, 5237 sayılı Kanun'un "Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümüne, 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle yaralama" kenar başlıklı 89. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrasının ilgili bölümüne yer vermiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi Güven Boğa (B. No: 2014/17222, 3/7/2019, §§ 24-30) kararında 2911 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine değinmiştir.

33. Anayasa Mahkemesi Ali Ulvi Atunelli (B. No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 25-27) ve Özlem Kır (aynı kararda bkz. §§ 28-30) kararlarında; 30/12/1982 tarihli ve 17914 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25. maddesinin ilgili kısımlarına, İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge'nin 10. ve 12. maddelerinin ilgili kısımlarına, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 26/6/2013 ve 22/7/2013 tarihlerinde çıkarılan iki ayrı genelgeyle daha ayrıntılı hâle getirilen, Emniyet Genel Müdürlüğünün Aralık 2008 tarihinde hazırladığı Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'nın ilgili bölümlerine yer vermiştir.

B. Uluslararası Hukuk

34. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ilgili maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) konuya ilişkin içtihatları Ali Ulvi Atunelli (aynı kararda bkz. §§ 29-45) kararında yer almaktadır.

35. Anayasa Mahkemesi Ali Rıza Özer ve diğerleri ([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 47-51) ve Özlem Kır (aynı kararda bkz. §§ 31-35) kararlarında; 13/1/1993 tarihli Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme’ye, Kolluk Görevlileri Tarafından Zor ve Ateşli Silah Kullanılması Hakkında Temel İlkeler’in (Birleşmiş Milletler (BM) Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı Sekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990-7/9/1990, BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990, s. 112-115) ilgili bölümlerine, BM barışçıl toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü özel raportörü tarafından hazırlanan raporun (BM İnsan Hakları Komisyonu A/HRC/20/27, 21/5/2012) 35. maddesine, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) biber gazına ilişkin görüş ve tavsiyelerine değinmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; katılmış olduğu bir protesto gösterisi sırasında kolluk görevlilerinin konuşmak için kendisini yanlarına çağırdığını, bunun üzerine biraz yaklaştığında TOMA'nın arkasından çıkan bir kolluk görevlisinin yaklaşık yirmi metre mesafeden hedef gözeterek gaz tüfeği ile üzerine atış yapması sonucu yüzünün sağ bölgesine gelen gaz kapsülüyle yaralandığını iddia etmektedir. Söz konusu eylem nedeniyle yapılan adli soruşturmaya ilişkin olarak ise başvurucu; şüphelilerin ifadelerinin eksik alınmasından, olay anına ilişkin TOMA kamerası kaydının temin edilmemesinden, protesto eylemini kamera kaydına almakla görevli kolluk görevlisinin tanık ifadesinin alınmamasından yakınmaktadır. Başvurucu, dosyadaki delil durumu itibarıyla kolluk görevlileri hakkında kamu davası açılması gerekirken kovuşturmasızlık kararı verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu iddia etmektedir. Son olarak başvurucu, kolluk fezlekesinde suç nitelemesinin kasten yaralama olarak belirtilmesine karşın Cumhuriyet Başsavcılığınca taksirle yaralama suçundan niteleme yapılarak dava zamanaşımının kısaltıldığını ve bu suretle etkili bir soruşturma yapılmadığını dile getirmiştir. Başvurucu anılan şikâyetleri kapsamında Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

a. Uygulanabilirlik Yönünden

39. Başvurucunun kolluk görevlisi tarafından kullanılan bir gaz fişeği ile baş bölgesinden yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralanmış olması hususu dikkate alındığında başvurunun yaşam hakkı bağlamında mı yoksa kötü muamele yasağı kapsamında mı incelenmesi gerektiği noktasında ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

40. Somut olayda başvurucunun yaralandığı bölgenin ve yaranın niteliği gözetilerek öncelikle yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilirliği konusunda bir değerlendirme yapılması gerekir.

41. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla birlikte sınırlı bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi olanaklıdır (Mehmet Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).

42. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdura karşı yapılan eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın koşulları dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu değerlendirme yapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olup olmadığı ile maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları önem taşımaktadır (Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).

43. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi demir yolu hattı üzerinde bulunan elektrik kablolarından geçen akıma kapılarak yaralanan çocuklar için yapılan başvurularda ileri sürülen iddiaları -başvurucuların elektrik akımına kapıldığı olaydan yaralı olarak kurtulmuş olmalarına rağmen- akımın öldürücü niteliği ve başvurucuların fiziksel bütünlüğü üzerinde yarattığı etkileri diğer faktörle birlikte gözönünde bulundurarak Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında, yaşam hakkı bağlamında incelemiştir (Hüseyin Münüklü, B. No: 2014/5973, 13/9/2017; Gürkan Kaçar ve diğerleri, B. No: 2014/11855, 13/9/2017).

44. Somut olayda başvurucu, kolluk kuvvetince kullanılan gaz tüfeğinden atılan gaz kapsülünün başının ön sağ bölümüne isabet etmesi nedeniyle yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralanmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen adli tıp raporlarına (bkz. §§ 14, 29) göre başvurucunun kafatasında oluşan kemik kırığı yaşamsal fonksiyonları 6. derecede (ağır) etkilemiştir. Başvurucunun maruz kaldığı eylemin potansiyel olarak öldürücü bir nitelik taşıması ile yaralanmanın başvurucunun fiziki bütünlüğü üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

b. İnceleme Kapsamı Yönünden

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında yapmış olduğu şikâyet adli soruşturmanın etkisiz olduğu iddiasına dayandığından ve bu yönüyle şikâyetin yaşam hakkının usul boyutu içinde değerlendirilmesi mümkün olduğundan bu konuda ayrıca bir inceleme yapılmamıştır.

c. Kabul Edilebilirlik Yönünden

46. Somut olayda, başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan olay hakkında kasten yaralama suçundan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte olan ceza soruşturması derdesttir. Bu nedenle başvuru yollarının tüketilmesi kuralı açısından ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekir.

47. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

49. Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

50. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

51. Diğer taraftan etkili bir başvurudan söz edilebilmesi için başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada da fiilen etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlali iddiasını önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim (tazminat) sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da usule ilişkin yeterli güvencelerin sağlanması gerekir (Şafak Pınar ve diğerleri, B. No: 2013/6945, 16/9/2015, § 61).

52. Öncelikle başvuru yollarının tüketilmesi kuralı, bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için mutlak surette gerekli olmasa da yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

53. Başvurucunun bir soruşturmanın açılmayacağının, soruşturmada ilerleme olmadığının, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığının, ileride de böyle bir soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak gerçekçi bir şans olmadığının farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren yaptığı bireysel başvurular kabul edilebilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 77).

54. Somut olayda başvurucunun Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmasının ardından yapılan soruşturma sonucunda olayla ilgisi olabileceği değerlendirmesi ile kimlikleri tespit edilen ve ifadeleri alınan polis memurları hakkında yeterli delil elde edilmediği gerekçesiyle ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Başvurucuyu yaralayan kişi ya da kişiler açısından ise 12/5/2014 tarihinde daimî arama kararı verilmiştir (bkz. § 25). Bu tarihten sonra şüpheli araştırmasına dair esaslı herhangi bir bilgi ya da belgenin soruşturma dosyasına girdiği tespit edilememiştir.

55. Öte yandan başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği yönünde karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında etkili soruşturma yapma pozitif yükümlülüğünün çerçevesinin ve somut olayda ne şekilde yerine getirildiğinin tespiti gerekmektedir. Ne var ki anılan hususların tespiti, somut olayda esas hakkında inceleme yapılmasını zorunlu kılmaktadır (Pınar Durko, B. No: 2015/16449, 28/6/2018, § 67).

56. Bu itibarla açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Esas Yönünden

i. Yaşam Hakkının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

 (1) Genel İlkeler

57. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, dokunulmaz ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50). Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

58. Kamusal yetkiyle güç kullanılması sonucu gerçekleşen ölümlerin veya ölümcül yaralanmaların devletin yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu yükümlülük hem kasıtlı biçimde hem de kasıt olmaksızın ölümle sonuçlanan veya sonuçlanabilecek güç kullanımını kapsamaktadır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44). Yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülük kapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).

59. Anayasa’nın 17. maddesinin son fıkrasında "(1) meşru müdafaa hali, (2) yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, (3) bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, (4) bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, (5) sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda" yaşama hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olacağı belirtilmiştir.

60. Anayasa’da yaşama hakkına güç kullanmak suretiyle yapılacak müdahalelere ilişkin yer alan yukarıdaki hükümler ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda daha önce vermiş olduğu kararlar birlikte değerlendirildiğinde kolluk kuvvetlerinin ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir çarenin kalmadığı mutlak zorunlu durumlarda ve -güç kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşı karşıya kalınan güce nispeten- orantılı bir biçimde güç kullanabilmelerine izin verildiği söylenebilecektir (Cemil Danışman, § 50; Nesrin Demir ve diğerleri, B. No: 2014/5785, 29/9/2016, § 113).

61. Anayasa'mızdaki düzenlemeye benzer şekilde Sözleşme'nin 2. maddesine göre de bir ölüm veya ölümcül yaralanma a) bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması, b) bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme, c) bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması durumlarında mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse yaşama hakkının ihlalinin gerçekleştiğinden söz edilemez (Cemil Danışman, § 51; Nesrin Demir ve diğerleri, § 114).

62. Ancak öldürücü güç, Anayasa'da belirtilen hâllerde ve başka şekilde müdahale olanağı kalmaması nedeniyle son çare olarak kullanılmalıdır. Bu nedenle yaşama hakkının dokunulmaz niteliği de dikkate alınarak ölümle sonuçlanabilecek bir güç kullanımı söz konusu olduğunda bunun zorunluluğu ve orantılılığı Anayasa Mahkemesi tarafından çok sıkı bir şekilde denetlenmelidir (Nesrin Demir ve diğerleri, § 107; benzer yöndeki değerlendirme için bkz. İpek Deniz ve diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 117).

63. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi bu tür durumlarda yetkili mercilerin bu konuya ilişkin değerlendirmelerine tamamen bağlı kalmak zorunda olmayıp kesin, ikna edici bilgi veya bulgulara dayanarak farklı bir değerlendirmede de bulunabilir (Cemil Danışman, § 58; Nesrin Demir ve diğerleri, § 117). Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin bu konuda değerlendirmesi yapılırken olayın bütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57). Bunun yanı sıra bu konuda yapılacak değerlendirmede bir bütün olarak somut olayın hangi koşullarda gerçekleştiğinin ve nasıl bir seyir izlediğinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57; Nesrin Demir ve diğerleri, § 108).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

64. Başvurucu, katılmış olduğu bir protesto eylemi sırasında kolluk görevlilerinin önce kendisini yanlarına çağırdığını ve sonra yaklaşık 20 metre mesafeden bir polis memurunun ateşlediği gaz mühimmatının sağ gözü üzerine isabet etmesi sonucu yüzünün sağ bölümünden ağır şekilde yaralandığını iddia etmektedir. Başvurucunun söz konusu iddiasını destekleyen, makul şüphenin ötesinde bazı deliller de ileri sürdüğü görülmektedir. Bu delillerin başında başvurucu hakkında düzenlenen adli raporlar gelmektedir. Söz konusu adli raporlara (bkz. §§ 14, 29) göre başvurucunun sağ gözü üzerine isabet eden bir cisim sonucu yüzünün sağ bölgesinden ağır şekilde yaralandığı ve bu yaralanmanın hayati tehlike oluşturduğu noktasında şüphe bulunmamaktadır. Başvurucunun iddiasını destekleyen bir diğer delil ise olayı gördüğünü ifade eden tanığın anlatımıdır (bkz. § 21).

65. Başvurucu ayrıca olaydan hemen sonra çekildiği anlaşılan bir kamera kaydını adli kolluk görevlilerine sunmuştur. Bu kayda ilişkin düzenlenen tutanağa (bkz. § 16) göre başvurucunun olay yerinde yaralandığı hususu da açıktır. Olayın şüphelisi olarak belirlenen toplam on üç polis memurunun olayla ilgili ifadesi Cumhuriyet savcısınca alınmıştır. Söz konusu ifadelerde (bkz. § 20) başvurucunun iddiası dışında başka herhangi bir şekilde yaralandığına ilişkin bir savunma ileri sürülmemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmasızlık kararında (bkz. § 25) da benzer şekilde sadece başvurucunun şüphelilerin eylemi nedeniyle yaralandığına ilişkin yeterli delil bulunmadığının ifade edilmesiyle yetinilmiş, başvurucunun kolluk görevlilerince kullanılan gaz mühimmatı dışında başkaca bir eylem ya da cisimle yaralandığı belirtilmemiştir.

66. Başvurucunun makul şüphenin ötesinde iddiasını ispatlayacak bazı deliller ileri sürmesi, savunmaları alınan polis memurlarının da bu iddiayı çürütecek başka bir bilgi ya da iddia dile getirmemeleri ve Cumhuriyet Başsavcılığının vardığı yargısal sonucun aksi bir durumdan bahsetmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun -her ne kadar açık kimliği belirlenemese de- bir kolluk görevlisince kullanılan gaz tüfeğinden atılan gaz mühimmatı ile yaralanmadığı söylenemeyecektir.

67. Kolluk kuvvetinin güç kullanımı sonucu başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması sonucunu doğuran olayda, kullanılan gücün mutlak zorunlu olması ve öldürücü nitelik taşıyan bu gücün kullanılması dışında başka bir şekilde müdahale olanağı bulunmaması yani kolluk görevlilerinin son çare olarak bu nitelikte bir güç kullanımına gidip gitmediği yaşam hakkı kapsamında yapılacak anayasal incelemenin ilk boyutunu oluşturmaktadır. İncelemenin ikinci boyutunu ise kolluk görevlilerince kullanılan kamusal gücün karşılaşılan duruma göre orantılı olup olmaması teşkil edecektir.

68. Somut olayda Cumhuriyet savcısınca alınan tanık ifadesinden (bkz. § 21) olayda bazı göstericilerin kolluk personeline taş attığı, bu nedenle göstericilerin bir kısmının barışçıl bir tutum içinde olmadığı anlaşılabilmektedir. Ancak şüpheli sıfatıyla alınan polis memurlarının ifadelerinden, soruşturma kapsamında incelemesi yapılan kamera kayıtlarından ya da başkaca herhangi bir delilden hareketle başvurucunun gösteri sırasında barışçıl hareket etmediğine dair bir bilgi ya da belgeye rastlanmamıştır. Nitekim başvurucu hakkında 2911 sayılı Kanun gereğince herhangi bir adli işlem yapılmadığı (bkz. § 10) gibi Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmasızlık kararında da böyle bir durumdan bahsedilmemiştir. Buna göre kolluk kuvvetince başvurucuya karşı güç kullanılmasının mutlak bir şekilde zorunlu olduğu söylenemeyecektir. Anayasa'nın 17. maddesi gereğince güç kullanımı ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara (bkz. § 59) ulaşmak adına ve başka bir çarenin kalmadığı mutlak zorunlu durumlarda mümkün olup bu koşullar oluşmadan güç kullanılması hâlinde yaşam hakkının ihlali söz konusu olmaktadır.

69. Öte yandan kolluk kuvvetince maddi güç kapsamında kullanılan gaz tüfeğinin asgari bir mesafe ötesinden ve belli bir açıyla atış yapma kurallarına uyulmadan kullanıldığı yönündeki başvurucunun iddiası düzenlenen adli raporlarla da desteklenmektedir. Zira başvurucuda meydana gelen yaralanmanın şekli, şiddeti, yeri ve başvurucunun sağlığı üzerinde meydana getirdiği harabiyetin ağırlığı bir bütün olarak değerlendirildiğinde kolluk kuvvetince gaz tüfeğinin belirtilen şartlara uygun olarak kullanıldığı söylenemeyecektir. Başka bir ifadeyle başvurucuda meydana gelen -sağlık raporlarında belirtilen şekliyle- ağır yaralanma hâli, uygulanan kamusal gücün gerekli olan oranın ötesinde bir şiddet içerdiğini açıkça göstermektedir. Dolayısıyla kolluk kuvvetince başvurucuya karşı kullanılan gücün orantılı olduğu da söylenemeyecektir.

70. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

 (1) Genel İlkeler

71. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, dokunulmaz ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50). Yaşam hakkı kapsamında devletin etkili soruşturma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

72. Yaşam hakkıyla ilgili usule ilişkin yükümlülük olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebilir. Ancak kasıtlı eylemler sonucunda meydana gelen ölüm veya ölümcül yaralanma olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi, ihlali gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

73. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin olarak hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

74. Yürütülecek ceza soruşturmaları sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölüm ya da ölümcül yaralanma olayını aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedeninin veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (benzer yöndeki karar için bkz. Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

75. Kamu görevlilerinin güç kullanımı sonucu gerçekleşen ölümlere ilişkin soruşturmaların etkili olabilmesi için soruşturma makamlarının olaya karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olması gerekir. Soruşturma makamlarının sadece hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı yeterli olmayıp aynı zamanda fiilen de soruşturmanın bağımsız olarak yürütülmesi gerekir (Cemil Danışman, § 96).

76. Her olayın kendine özgü şartlarında değerlendirme yapılmak koşuluyla yaşamı tehlikeye soktuğu açık olan eylemler ile maddi ve manevi varlığa yönelik ağır saldırıların cezasız kalmaması gerekmektedir (Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 32).

77. Faili açık olmayan ve şüpheli bir şekilde gerçekleşen ölümlere ilişkin soruşturmaların olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini ortaya koyacak şekilde yürütülmesi yerine sadece bu olaya belirli bir kişinin karıştığı veya hiçbir şekilde bu kişinin karışmasının söz konusu olmadığını ortaya koyacak şekilde yürütülmesi, usul yükümlülüğünü karşılamak için yeterli değildir (Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No: 2013/9461, 15/12/2015, § 89). Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin bu konuda değerlendirmesi yapılırken sadece fiilen gücü kullanan görevlilerin eylemlerinin değil söz konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayın bütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57).

78. Yaşam hakkı ve/veya kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası içeren olaylarda yargı makamlarınca yapılacak -zamanaşımı süresi dâhil yargılama sürecinin tamamı üzerinde etkisi olan- suç nitelemesine ilişkin tespitlerin genel bazı şeklî kabullerden veya olaya ilişkin bazı ön yargılardan hareketle yapılmaması, bunun yerine nitelemenin yargılama sürecinde toplanan tüm delillerin olayın gerçekleşme koşullarına göre yapılacak nesnel bir analizine dayanması gerekmektedir (benzer yöndeki tespitler içeren kararlar için bkz. Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, § 77; Z.C. [GK], B. No: 2013/3262, 11/5/2016, § 103).

79. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması ve bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (Cemil Danışman, § 99).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

80. Başvurucunun yaralanması sonrası hastaneye götürülmesi neticesinde olaydan haberdar olan kamu makamlarının Cumhuriyet Başsavcılığını bilgilendirmesi ile derhâl adli soruşturma başlatılması (bkz. § 12) devletin bir temel hak olarak yaşam hakkına saygı gösterme ve bu konudaki özen yükümlülüğü açısından önemli bir adımdır. Ancak başlatılan soruşturmada Cumhuriyet savcısı tarafından adli kolluğa verilen talimatlar dışında soruşturmada Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ilk işlemin olaydan yaklaşık beş ay sonra yapılmış olması (bkz. § 17) da dikkat çekicidir. Zira ilk kez 29/1/2014 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca kolluğa yazılan müzekkere ile kaybolma ya da bozulma ihtimali olan olay anına ilişkin kamera kayıtları istenmiştir. Ayrıca kamu görevlilerince kullanılan güç nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği ileri sürülen bu gibi ciddi iddialar karşısında yargı makamlarının mümkün olan en kısa sürede gerekli tepkiyi vermeleri, devletin buna benzer olaylarda insan hakkı ihlallerine müsamahakâr davranmadığını göstermesi açısından da önem arz etmektedir.

81. Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin yapmış olduğu soruşturma kapsamında başvurucunun kolluk tarafından alınan ifadesi ile yetinmiş, her ne kadar sonradan başvurucunun ifadesinin alınması için girişimde bulunsa da (bkz. § 30) bunun sonunu getirme gereği duymamıştır. Oysa kolluğun kullandığı güç nedeniyle yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralandığını iddia eden başvurucuya ileri sürdüğü iddiaları kapsamında Cumhuriyet savcısı tarafından sorulacak tafsilatlı bazı sorularla olayın gerçekleşme koşullarının daha sağlıklı bir şekilde ortaya konması mümkün kılınabilir.

82. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından savunmaları alınan kolluk görevlilerinin ifadelerinin detaylı ve bir diğeri ile gereken çelişmeyi yaratacak nitelikte olmadığı, bu nedenle maddi gerçeğin nesnel olarak ortaya konmasında bazı güçlükler yaşandığı gözlemlenebilmektedir. Oysa olaya ilişkin ilk başta ifadesi alınan polis memuru S.Ö. söz konusu olaylarda kendisi dışında altı kolluk görevlisinin daha gaz tüfeği kullanmakla yetkili olduğunu ve bunlardan ikisinin kendi ekibinde görevli olan C.Ş. ve V.Ü. olduğunu belirtmektedir (bkz. § 20). S.Ö. tarafından verilen bu bilgiler ilgili kolluk görevlilerine sorularak çelişmenin giderilmesi sağlanmadığı gibi belirtilen altı kişinin kimler olduğu da S.Ö.ye sorulmamıştır. İfadelerin alımındaki bu özensizlik, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını ve dolayısıyla soruşturmanın akıbetini şüphesiz doğrudan etkileyecek niteliktedir.

83. Soruşturma kapsamında kolluğun ilgili birimince olaya dair kayda alınan görüntülerin dosya arasına alınabilmiş olması ve bu kaydın bağımsız bir bilirkişi tarafından incelenmiş olması soruşturmanın etkililiğini artıran bir gelişmedir. Ancak söz konusu kayıtların Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen Bilirkişiye Teslim Tutanağı'nda bir DVD olarak belirtilmesine karşın bilirkişi raporunda üç adet CD'den bahsedilmesi ve rapor içeriğinin sadece olay sonrasına ait görüntü içermesi (bkz. § 22) bilirkişi raporunun yeterliliği konusunda açıkça şüphe uyandırmaktadır. Olaya ilişkin en objektif delil sayılabilecek nitelikteki kamera kaydının mümkün olan en yüksek dikkat ve özenle ele alınması gerektiği açıktır. Buna rağmen Cumhuriyet Başsavcılığınca gerekirse ek ya da yeni bir bilirkişi raporu alınması yahut kolluğa kaydın neden sadece olay sonrasına ait olduğu, olay öncesine ait kaydın bulunup bulunmadığının sorulması yollarına gidilmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca kaydı yapan kolluk görevlisinin tanık sıfatıyla ifadesi alınarak da olay anına ilişkin bir kamera görüntüsünün olup olmadığının netleştirilebilmesi mümkün iken bu yolun denenmediği görülmektedir. Belirtilen bu nedenlerle de yaşam hakkı kapsamında devletin pozitif yükümlülüğünün tam olarak yerine getirilmediği tespit edilmiştir.

84. Başvurucunun adli kolluğa sunduğu görüntü kaydının ise Cumhuriyet Başsavcılığınca bağımsız bir bilirkişi yerine yine kolluğa izletilerek buna dair düzenlenen tutanakla yetinilmesi, soruşturmanın bağımsız ve tarafsız yürütüldüğüne ilişkin izlenimin zedelenmemesi açısından özensiz bir hareket olarak belirtilebilir.

85. Cumhuriyet Başsavcılığınca savunmasının alınması için kolluğa müzekkere yazılan polis memuru M.E.nin (bkz. § 21) ifadesi alınmadan kovuşturmasızlık kararı verildiği ve bu kararda M.E.ye şüpheli olarak yer verilmediği (bkz. § 25) görülmektedir. Olay anında gaz mühimmatı kullanmakla görevli olduğu bildirilen kolluk personeli listesi içinde adı yer alan M.E.nin savunması alınmadan ve hakkında yargısal bir karar verilmeden soruşturmanın nasıl sonuçlandırılabildiği hususu ise anlaşılamamıştır. Oysa maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından M.E.nin olaya ilişkin savunması en az diğer on üç kolluk görevlisinin savunmaları kadar önemlidir. Bu açıdan da soruşturmanın eksik olduğu ve gerekli özenle yürütülmediği anlaşılmaktadır.

86. Cumhuriyet Başsavcılığınca tüm soruşturmanın sadece olayda gaz mühimmatı kullanmakla görevli olan on dört kolluk personeli üzerine hasredildiği, bu kişilerin ise üzerilerine atılı suçu işlediklerine dair yeterli delil bulunmadığı savı ile soruşturmanın sonuçlandırıldığı görülmektedir. Oysa yukarıda da yer verilen ilke (bkz. § 78) gereğince olayın meydana gelişine ilişkin koşulların üzerinden bir soruşturma yürütülmeli ve buradan hareketle olayın şüphelilerine ulaşılmalıdır. Yoksa olayın gerçekleşme koşullarına bakmadan otomatik olarak tespit edilen bir olası şüpheli isim listesi üzerinden, başka bir ifadeyle daha baştan çerçevesi çizilerek sınırlandırılmış bir soruşturma stratejisi üzerinden hareket edilmemelidir.

87. Görülmekte olan davadaki delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerin işi olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 96). Buna göre başvurucunun yaralanmasına konu eylem hakkında yargı makamlarınca yapılan hukuki nitelendirme kural olarak Anayasa Mahkemesinin yapacağı denetimin kapsamında değildir. Ancak yukarıda yer verilen ilkede (bkz. § 79) de belirtildiği üzere yargı makamlarınca yapılan suç nitelemesi delillerin bütünsel ve nesnel bir analizine dayanmak yerine bazı ön yargılardan hareketle yaşam hakkı ihlal edildiğini ileri süren bireyin aleyhine belirlenmişse ve bu durum ilk bakışta açıkça anlaşılabiliyorsa bu hâl artık -devletin pozitif yükümlülüğünün yerine getirilmesi bağlamında sorun teşkil edebileceğinden- Anayasa Mahkemesinin denetim alanına girecektir. Toplumsal olaylara kolluk görevlilerince yapılan fiziki müdahalelerde bireylerin taksirle yaralanmaları sık karşılaşılan bir durum olmakla birlikte bu genel durum her olayın kendi özel şartlarına göre yapılacak yargısal yorumla her zaman değişebilir. Somut olayda başvurucunun iddiası ve buna dair ileri sürdüğü deliller kolluk görevlisinin kasıtlı bir eylemine maruz kaldığı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Nitekim adli kolluk fezlekesinde de kasten yaralama suçundan soruşturma işlemi yapıldığı görülmektedir (bkz. § 14). Buna karşın Cumhuriyet Başsavcılığının suç nitelemesini neden taksirle yaralama suçuna çevirdiği, ne soruşturmanın seyrine ilişkin evraktan ne de verilen kovuşturmasızlık kararından anlaşılamamaktadır. Ayrıca savunması alınan kolluk görevlileri başvurucuyu kazara yaraladıklarını ya da başka bir kişinin başvurucuyu kazara yaraladığını belirtmemişlerdir. Suç nitelemesinin değiştirilmesinin söz konusu soruşturmanın ağırlığını başvurucunun aleyhine olacak şekilde azalttığı ve daha da önemlisi dava zamanaşımı süresini kısalttığı da bir gerçektir. Ayrıca ilgili kolluk görevlileri hakkında -olayın aydınlatılmasına katkı sunabileceği açık olan- idari bir soruşturma açılmamasında (bkz. § 31) da suç nitelemesinin önemli olmadığı söylenemeyecektir. Bu açıdan da soruşturmanın etkili şekilde yürütülmesi noktasında gerekli özenin gösterilmediği söylenebilir.

88. Başvurucu verdiği ifadede olaya bizzat tanık olduğunu iddia ettiği iki kişiyi açık kimlik bilgilerine yer vermek suretiyle belirtmiştir. Bu kişilerden birinin ifadesi Cumhuriyet Başsavcılığınca alınmış ve tanık ifadesinde başvurucunun iddialarını doğrulamıştır (bkz. § 21). Diğer tanığın dinlenmesine ilişkin olarak ise Cumhuriyet Başsavcılığınca herhangi bir girişimde bulunulduğuna dair bir bilgi ya da belgeye soruşturma dosyasından erişilememiştir. Ayrıca olay yerinde bulunduğu iddia edilen TOMA'ya ait bir kamera kaydı bulunup bulunmadığına dair kolluğa yazılan müzekkerenin (bkz. § 18) akıbeti Cumhuriyet Başsavcılığınca araştırılmamıştır. Oysaki söz konusu kamera kaydının varlığı ile olaya bizzat tanıklığı bulunduğu iddia edilen kişinin beyanı soruşturmanın seyrini değiştirme niteliği olan delillerdendir ve etkili bir soruşturmada toplanmaları gerektiği açıktır.

89. Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmasızlık kararının yeterli ve tatmin edici bir gerekçe ihtiva etmekten uzak olduğu, soruşturma dosyası kapsamında toplanan delillerin nasıl ve ne şekilde hukuki bir yoruma tabi kılındığının karardan anlaşılamadığı görülmektedir. Toplanan delillerden hangisine neden itibar edildiği ya da edilmediği şikâyete konu olayla bağlantıları da kurularak kararda izah edilmeli ve buna göre varılan yargısal kanaatin nesnel bir sonuç olarak ortaya çıktığı algısı yargılamanın taraflarında oluşturulabilmelidir. Karara yapılan itirazın ise yine gerekçe gösterilmeden reddedildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 26).

90. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

91. Başvurucu, barışçıl bir biçimde katılmış olduğu protesto eyleminin kolluk görevlilerinin kullandığı orantısız güçle dağıtıldığını iddia ederek Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

92. Anayasa’nın "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi şöyledir:

"Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."

93. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özünün toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasına ilişkin olması nedeniyle iddiaların bir bütün olarak Anayasa'nın 34. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

94. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

95. Başvurucunun katılmış olduğu bir protesto eylemi sırasında kolluk görevlileri tarafından güç kullanılması sonucu yaralandığı, bunun da toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale olduğu kabul edilmelidir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

96. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik toplum düzeninin ...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

97. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

 (1) Kanunilik

98. 2559 sayılı Kanun'un 16. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

 (2) Meşru Amaç

99. Başvurucuya toplantı sırasında müdahale edilmesinin Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

 (3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

 (a) Genel İlkeler

100. Anayasa Mahkemesi demokratik toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak, çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır (Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 45).

101. Bu hak, ifade özgürlüğünün özel bir biçimidir. Anayasal haklar içinde kendine has özerk rolünün ve özel uygulama alanının varlığına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı aynı zamanda ifade özgürlüğünün ışığında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir (Dilan Ögüz Canan, § 34; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115; Osman Erbil, §§ 31, 45; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 72; Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 66; Ömer Faruk Akyüz, B. No:2015/9247, 4/4/2018, § 52).Sonuç olarak toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır (Dilan Ögüz Canan, § 35; Ömer Faruk Akyüz, § 55).

102. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması(Tayfun Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 56; Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§ 103-105; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51) ve orantılı (bazı farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan § 33, 56; Ferhat Üstündağ, § 48; ifade özgürlüğü bağlamında bir karar için bkz. Bekir Coşkun, §§ 44, 47; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50) olması gerekir.

103. Anayasa’nın 34. maddesi fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı, şiddete başvurmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır. Demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle değiştirilmesi ve gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilme imkânı sunulmalıdır. Şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma kavramı dışındadır. Dolayısıyla toplantı hakkının amacı, şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunmasıdır (Dilan Ögüz Canan, § 37; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 117, 118; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 80; Osman Erbil, § 47; Gülşah Öztürk ve diğerleri, §§ 67, 68; Ömer Faruk Akyüz, § 54). Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir (Dilan Ögüz Canan, § 36; Osman Erbil, § 54).

104. Barışçıl şekilde toplanan kişilere yapılan müdahalelerin demokratik toplumda kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunun, müdahalenin kamu düzeninin bozulması veya bozulma tehlikesinin ortaya çıkması sebebiyle yapıldığının veya katılımcıların bu anayasal haklarını kullanırlarken sahip oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun davranmadıklarının yetkili mercilerce (polis raporlarında, iddianamelerde veya derece mahkemelerinin gerekçelerinde) gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan, § 53).

105. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında toplantı veya gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurması diğerleri açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 119). Genel olarak polisin müdahalesi orantılı kabul edilse de somut olayın özellikleri gözetildiğinde kolektif olarak kullanılan ancak bireysel hak olan toplanma hakkının başvurucuların eylemdeki tutumları çerçevesinde polisin müdahalesinin ölçülülüğü ayrı ayrı değerlendirilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 145).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

106. Başvurucunun ve tanık olarak gösterdiği İ.E.C.nin vermiş oldukları ifadelerde (bkz. §§ 13, 21) protesto eyleminin saat 20.00 sıralarında yani güneş battıktan sonra açık alanda yapıldığını beyan ettikleri, bunun da kabul edildiği görülmektedir. Ayrıca olay yerinde kolluğun ilgili birimi tarafından kayda alınan kamera görüntüleri üzerinde inceleme yapan bilirkişi de raporunda etrafın karanlık olduğunu belirtmiştir (bkz. § 22). 2911 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 7. maddesi, toplantının açık yerlerde güneşin batmasından bir saat önceye kadar sürebileceğini düzenlemektedir.

107. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, 6529 sayılı Kanun'un 2911 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle değiştirilen 7. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "...güneş batmadan önce dağılacak şeklinde..." ibaresini iptal etmiştir (AYM, E.2014/101, K.2017/142, 28/9/2017). Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde, toplantının güneş battıktan sonra devam etmesinin kamu düzenini etkileyip etkilemediği, başkalarının hak ve özgürlüklerini zedeleyip zedelemediği hususunda kamu otoritelerince bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir. Yapılacak bu değerlendirme sonucuna göre toplantının yasaklanmasına ya da devam etmesine karar verilmesi gerekmektedir. Aksi yönde yapılacak uygulama ile mutlak şekilde ve her durumda tüm toplantıların güneş batmadan önce sonlandırılması anayasal hakka yapılan sınırlandırılmanın orantısız olması anlamına gelir.

108. Böylelikle başvurucunun güneş battıktan sonra katıldığını ifade ettiği toplantının sadece bu nedenle hukuka aykırı olduğu söylenemeyecektir. Kolluk görevlilerince toplantının güneş battıktan sonra sonlandırılması amacıyla yapılacak müdahale -Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararı gerekçesinde de belirtildiği üzere- gerekli ve ayrıca orantılı olmak durumundadır.

109. Somut olayda, başvurucunun katıldığı protesto gösterisinin kolluk görevlilerince yapılan müdahale ile dağıtılması sırasında başvurucunun baş bölgesinden hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı anlaşılmaktadır. Söz konusu protesto gösterisinde bir kısım gösterici tarafından kolluk görevlilerine taş atıldığı ve bu suretle göstericiler arasında barışçıl olmayan bazı kişilerin bulunduğu da gözlemlenmiştir (bkz. §§ 20, 21).

110. Buna karşın kolluk görevlilerinin alınan ifadelerinde veya diğer toplanan delillerde başvurucunun barışçıl olmayan bir tutum içinde olduğu yönünde bir iddia da bulunmamaktadır. Diğer taraftan söz konusu gösteriye katılması nedeniyle başvurucu hakkında herhangi bir şekilde adli ya da idari bir işlem yapılmadığı da görülmektedir (bkz. § 10). Şu hâlde başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı açısından söz konusu toplantıya kolluk görevlilerince yapılan müdahalenin zorunlu sosyal bir ihtiyaca karşılık geldiği söylenemeyecektir. Kaldı ki toplantıya kolluk kuvvetince yapılan müdahale sonucu başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması kullanılan kamusal gücün orantılı olmadığını da göstermektedir.

111. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

112. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

113. Başvurucu ileri sürdüğü hak ihlallerinin tespiti ile yeniden soruşturma yapılmasına karar verilmesinin yanında 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

114. Anayasa Mahkemesi Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair vermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda ihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan içtihat doğrultusunda, 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konu olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

115. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

116. Başvuruda, Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin bazı eksik delillerin toplanmayarak gerekli olan kamu davası açılmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

117. Bu durumda yaşam hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden etkin bir adli soruşturma yapılmasında ve sorumlu kolluk görevlisi ya da görevlileri hakkında kamu davası açılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden soruşturma ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun olarak eksikliği belirtilen birtakım delillerin toplanmasının ardından sorumlu kolluk görevlisi ya da görevlileri hakkında kamu davası açmaktan ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2014/13488) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

118. Başvuruda, maddi ve usul boyutlarıyla yaşam hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

119. Yaşam hakkının maddi boyutu ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmiş olması nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

120. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutları itibarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkı -usul boyutu itibarıyla- ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğine GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Abidin Cevher, B. No: 2015/6361, 18/7/2019, § …)
   
Başvuru Adı ABİDİN CEVHER
Başvuru No 2015/6361
Başvuru Tarihi 10/4/2015
Karar Tarihi 18/7/2019
Resmi Gazete Tarihi 13/9/2019 - 30887

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kolluk görevlilerince bir protesto eylemine orantısız güç kullanılarak müdahale edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, kullanılan güç sonrası hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanma ve buna ilişkin yürütülen soruşturmanın etkisiz olması nedenleriyle de yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Kamu görevlisinin güç kullanımı sonucu öldürülme, ağır yaralanma (toplantı gösteri yürüyüşünde) (fiziksel güç kullanma, kelepçeleme, biber gazı vd.) İhlal Manevi tazminat
Ölüm, ağır yaralanmada etkili soruşturma (delillerin nesnel ve tarafsız değerlendirilmemesi) İhlal Yeniden soruşturma
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı Toplantı ve gösteri yürüyüşü İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2559 Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 16
2911 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu 7
2559 Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 16
2911 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu 32
24
23
22
6
5237 Türk Ceza Kanunu 24
2911 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu 3
5237 Türk Ceza Kanunu 256
89
87
86
27
Yönetmelik 30/12/1982 Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği 25
Yönerge 25/8/2011 Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge 10
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi