logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Erkan Orakçı [2.B.], B. No: 2015/7162, 23/1/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

                                               

 

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

 

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

 

 

KARAR

 

 

 

ERKAN ORAKÇI BAŞVURUSU

 

(Başvuru Numarası: 2015/7162)

 

 

 

Karar Tarihi: 23/1/2019


 

İKİNCİ BÖLÜM

 

 

KARAR

 

 

 

Başkan                     :   Engin YILDIRIM

Üyeler                       :   Recep KÖMÜRCÜ

                                      Muammer TOPAL

                                      M. Emin KUZ

                                      Rıdvan GÜLEÇ

Raportör                  :  Melek KARALİ SAUNDERS

Başvurucu               Erkan ORAKÇI

Vekili                        Av. Fazıl Ahmet TAMER

 

I.    BAŞVURUNUN KONUSU

 

1.    Başvuru, ceza infaz kurumunda tedavinin geciktirilmesi ve sakat kalınmasına sebebiyet verilmesi ile bu olaya ilişkin olarak açılan tam yargı davasının uzun sürmesi nedenleriyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

 

II.   BAŞVURU SÜRECİ

 

2.    Başvuru 22/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

 

3.    Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

 

4.    Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

 

5.    Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

 

6.    Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

 

7.    Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

 

III.  OLAY VE OLGULAR

 

8.    Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

 

9.    Başvurucu 15/11/2006 tarihinde geçirdiği bir trafik kazası sonucu kolunda oluşan kırığın tedavisi için 17/11/2006 tarihinde Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (Baltalimanı Hastanesi) ameliyat edilmiş; sağlığına kavuşarak 13/12/2006 tarihinde taburcu olmuştur.

 

10.  Hakkında yürütülen bir ceza soruşturması nedeniyle Kadıköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi 2/3/2007 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

 

11.  Başvurucu, tutuklu olduğu dönemde 23/6/2009 tarihine kadar muhtelif sağlık kuruluşlarında, ortopedik ve diğer sağlık sorunları nedeniyle yirmi üç kez kontrolden geçirilmiştir.

 

12.  Başvurucunun iddiasına göre 13/7/2007 tarihinde Baltalimanı Hastanesi Ortopedi Polikliniğinde yapılan muayenesi sonucunda daha önce ameliyatla koluna takılan platin vidaların gevşediği tespit edilmiş ve kendisine ameliyat önerilmiştir. Ancak hastanede mahkûm koğuşu olmadığından başvurucu, içinde mahkûm koğuşu bulunan başka bir hastaneye sevk edilmiştir.

 

13.  Başvurucu 13/7/2007 tarihinde kolu için ameliyat önerilmesine rağmen muhtelif gerekçelerle 23/6/2009 tarihine kadar bu ameliyatın gerçekleştirilemediğini, iki tarih arasındaki 27 ay 21 gün boyunca sağ kolunu kullanamadığını, acı çektiğini, nihayetinde yapılan ameliyata rağmen kolunun kısa kaldığını, bilek ve dirsek fonksiyonlarının tümüyle geri gelmediğini ileri sürmektedir.

 

14.  Başvurucu, bu iddialarla Sağlık Bakanlığına ve Bakanlığa ayrı ayrı başvurarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

 

15.  Sağlık Bakanlığı aşağıdaki hususları belirterek başvurucunun tazminat talebini reddetmiştir:

 

i. 15/11/2006 tarihinde sağ ön kol kırığı ve ramus pubis kırığı tanısıyla Baltalimanı Hastanesine yatırılan başvurucuya 17/11/2006 tarihinde sağ ön kol parçalı, çift kırığı için açık redüksiyon ve plak vida ile tespit ameliyatı yapılmıştır.

 

ii. Gelişen yatak bası yarasının tedavisi için 24/11/2006 tarihinde sağ uyluk üzerinde gerçekleştirilen işlemin ardından başvurucu poliklinik kontrolüne gelmek üzere 13/12/2006 tarihinde salah ile taburcu edilmiştir.

 

iii. Yedi ay sonra 13/7/2007 tarihinde, bu defa tutuklu olarak başvurduğu hastanede yapılan poliklinik kontrolünde radiustaki proksimal fragmanı tespit edilen vidaların gevşediği görülmüş ve başvurucuya ikinci bir ameliyat önerilmiştir.

 

iv. Hastanede mahkûm koğuşunun bulunmaması nedeniyle koluna atel yapılan başvurucu,mahkûm koğuşu bulunan başka bir sağlık kuruluşuna sevk edilmiştir.

 

v. 7/4/2009 tarihinde, önerilen ameliyat yapılmadan aynı sağlık sorunları ile Baltalimanı Hastanesi Kontrol Polikliniğine gelen başvurucu, mahkûm koğuşu bulunan başka bir hastaneye sevk edilmiştir.

 

vi. Tedavinin izlediği seyre göre Sağlık Bakanlığına atfedilebilir, tazmini gerekli bir hizmet kusuru bulunmamaktadır.

 

16.  Bakanlık da 26/3/2010 tarihli yazısı ile muayene ve tedavi kayıtlarının incelenmesi sonucunda idarelerine atfedilebilir, hizmet kusuru olarak değerlendirilebilecek bir durumun bulunmadığı, muayene ve tedavilerinin yapılması için idarelerince gerekli işlemlerin zamanında yapıldığı gerekçeleriyle başvurucunun tazminat talebini reddetmiştir.

 

17.  Başvurucu, 24/5/2010 tarihinde her iki Bakanlığa karşı İstanbul 7. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 25.000 TL maddi, 25.000 TL manevi olmak üzere toplam 50.000 TL'lik tazminat davası açmıştır.

 

18.  İstanbul 7. İdare Mahkemesi 27/4/2011 tarihli ara kararıyla;

 

i. Kendisine uygulanan ikinci ameliyat sonrası özürlü hâle geldiğini ve özürlülük oranını gösteren bir raporun bulunup bulunmadığının davacıdan sorulmasına,

 

ii.                        Dava dosyasına ekli 13/7/2007 tarihli ve 441574 protokol sayılı evraka göre başvurucunun operasyon önerisiyle, mahkûm koğuşu bulunan Haydarpaşa Numune Hastanesine (HNH) yönlendirildiği anlaşıldığından başvurucunun nezaretinde olduğu yetkililerce önerilen tedavi için mahkûm koğuşu olan bir hastaneye götürülüp götürülmediğinin davalı Bakanlıktan sorulmasına ve bahsi geçen dönemdeki sevk zincirini gösteren tüm evrakın istenmesine,

 

iii.                       13/7/2007 tarihli ve 441574 protokol sayılı evrak uyarınca başvurucunun operasyon önerisiyle mahkûm koğuşu olan bir hastaneye sevkine ilişkin doktor raporunun ilgili ceza infaz kurumu personeline iletilip iletilmediğinin davalı Sağlık Bakanlığından sorulmasına ve buna ilişkin tüm evrakın istenmesine, anılan evraka rağmen davacı mahkûm koğuşu olan bir hastaneye sevk edilmemiş ise bunun sebebinin ne olduğunun bildirilmesinin istenmesine

 

iv. Adli tıp incelemesine esas oluşturmak üzere başvurucunun sağlık kuruluşlarındaki tüm belgelerinin gönderilmesinin de Sağlık Bakanlığından istenmesine

 

karar vermiştir.

 

19.  Ara kararına cevap olarak başvurucu 14/6/2011 tarihli dilekçesiyle, ikinci ameliyat sonrasında özürlülük durumunu gösterir bir raporun bulunmadığını bildirmiş;Bakanlık ile Sağlık Bakanlığı da bağlı birimlerinden temin ettikleri evrakı 20/6/2011 tarihli yazıları ekinde Mahkemeye göndermiştir.

 

20.  Mahkeme 16/2/2012 tarihinde, verilen sağlık hizmetinde hizmet kusuru bulunup bulunmadığının ve davacının kolunda fonksiyon kaybı olup olmadığının tespiti için dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.

 

21.  Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 29/8/2012 tarihli raporunun ilgili kısmı şöyledir:

 

"...

 

IV- Tıbbi belgelerinde;

 

 

1.) Baltalimanı Metin Sabancı Kemik Hastalıklar Eğ.ve AR. Hastane'sine 15.11ç2006 tarihinde travma nedeniyle başvurduğu, sağ önkol çift kırık ,ramus pubis kırığı teşhisi ile yatırıldığı, tetkiklerinin yapıldığı,17.11.2006 tarihinde dahiliye konsultasyonun yapıldığı ve 17.11.2006 tarihinde sağ önkol çift kırığına aöık reduksiyon plak vida tesbiti yapıldığı, sağ uyluk posteriorundaki yara nedeniyle 23.11.2006 tarihinde anestezi konsultasyonunun yapıldığı ve yaranın debride edildiği, 13.12.2006 tarihinde salah ile polikinik kontrolerine gelmek üzeretaburcu edildiği,

 

2.) Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğ. Ve Ar. Hastane'sine 23.06.2009 tarihinde sağ önkoldaki kırıklarda oluşan kaynama yetrsizliğiteşhisi ile yatırıldığı, ameliyat edildiği ve 29.06.2009 tarihinde taburcu edildiği, 21.03.2010 tarihindeki kontrolunda kırığının kaynadığı, sağ dirsek hareketleri 0-100 derece Ekstansiyon-fleksiyon olduğu,sağ el bilek 0-30 derece, fleksiyon 0-70 derece olduğu,rotasyon hareketlerinin kısmen kısıtlı olduğu, fonksiyonel olarakönkol kırığın kabul edilebilir düzeyde olduğunun tesbit edildiği,

 

04.08.2009 tarihinde Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğ. Ve Ar. Hastane'si tarafında verilen raporda:

 

Adalet Bakanlığı Maltepe 1 No.lu L Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu hasta Erkan ORAKÇI sağ önkol ulna kırığı malunion radius psodeo artrozu tanısı ile tetkikleri önceden yapılan hasta 23.06.2009 günü yatırılmış aynı gün ameliyatı yapılmış, ertesi gün genel durumunun iyi olması üzerine 24.06.2009 günü kontrollerine ayaktan devam edilmek üzere taburcu edilmiştir. opere önkol kırığı için yatması gerekmiyor. 1,5 (birbuçuk) ayda bir yeterli kaynama görülünceye kadar kontrole gelmese gereklidir. Kalça bölgesinde kaynamış kırığı nedeni ile herhangi bir tedavi gereksinimi yoktur.Durumunu bildirir rapordur.

 

Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğ. Ve Ar. Hastane'sinin sağlık kurulunun 13.08.2009 tarihli raporunda;

 

Antisosyal kişilik bozukluğu* ortopedik hastalığıma sağu reaksiyon ve uyum bozukluğu -suicid riski görülmemiştir. medikal tedaviye gerek görülmemiştir, sağuk kurul kararı oy birliği ile verildi, bu rapor maltepe 1 nolu ltipi kapalı ceza infaz kurumu mûdûrlüğü’nün 31.07.2009 tarih ve 2009/6404 sayılı yazısına istinaden düzenlenmiştir.

 

MUAYENE EDİLDİĞİ TARİHLER:

 

05.03.2007 genel muayene,12.03.2007 ortopedi polikliniğine sevk edildiği,....2007psikolojik mueyene edildiği, 14.03.2007depresyon mueynesi yapıldığı, 19.03.2007 genel muayene edildiği, ..05.2007 ÜDH ortopedi polikliniğine sevk edildiği, 31.05.2007Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesine sevk edildiği, 22.06.2007 mueyene edildiği, 02.07.2007 muayene edildiği, 16.07.2007sağ kol ameliyatlı HNH sevk edildiği, 19.07.2007ortopedi polikliniğine sevk edildiği, 06.08.2007 muayene edildiği, 08.08.2007 HNH ortopedi polikliniğine sevk edildiği, 22.10.2007 muayene edildiği, 27.11.2007

 

Tarih okunamadı HNH ortopedi polikliniğine sevk edildiği, 28.11.2007 HNH ortopedi polikliniğine sevk edildiği, ........ Tarih okunamadıBaltalimanı K.H.H. Sevk edildiği, 24.03.2008 muayene edildiği, 21.04.2008muayene edildiği, 05.05.2008 KBB muayene yapıldığı, 09.06.2008 genel muayene yapıldığı, 16.08.2008 diş için sevk yapıldığı,27.08.2008 genel muayene yapıldığı,

 

 

V- Adli Tıp Kurumumuzda 17.08.2012 tarihinde yapılan muayenesinde;

 

(...)

 

Adli Tıp Kurumu Kanununun ilgili maddesi uyarınca 2.İhtisas Kurulu Üyesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof.Dr.İbrahim TUNCAY'ın Kurulumuza davet edilmesine karar verilmiş olup kendisinin de katılımıyla Kurulumuzun29/08/2012 günlü toplantımızda adli ve tıbbi belgelerin değerlendirilmesi sonucunda;

 

SONUÇ:

 

Muharrem oğlu 1986 doğumlu Erkan Orakçı hakkındaki evrak tetkik edildi.

 

1.) Baltalimanı Metin Sabancı Kemik Hastalıklar Eğ.ve AR. Hastane'sine 15.11ç2006 tarihinde travma nedeniyle başvurduğu, sağ önkol çift kırık ,ramus pubis kırığı teşhisi ile yatırıldığı, tetkiklerinin yapıldığı,17.11.2006 tarihinde dahiliye konsultasyonun yapıldığı ve 17.11.2006 tarihinde sağ önkol çift kırığına aöık reduksiyon plak vida tesbiti yapıldığı, sağ uyluk posteriorundaki yara nedeniyle 23.11.2006 tarihinde anestezi konsultasyonunun yapıldığı ve yaranın debride edildiği, 13.12.2006 tarihinde salah ile polikinik kontrolerine gelmek üzeretaburcu edildiği,

 

2.) Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğ. Ve Ar. Hastane'sine 23.06.2009 tarihinde sağ ön koldaki kırıklarda oluşan kaynama yetrsizliğiteşhisi ile yatırıldığı, ameliyat edildiği ve 29.06.2009 tarihinde taburcu edildiği, 21.03.2010 tarihindeki kontrolunda kırığının kaynadığı, sağ dirsek hareketleri 0-100 derece Ekstansiyon-fleksiyon olduğu,sağ el bilek 0-30 derece, fleksiyon 0-70 derece olduğu,rotasyon hareketlerinin kısmen kısıtlı olduğu, fonksiyonel olarakönkol kırığın kabul edilebilir düzeyde olduğunun tesbit edildiği,

 

Adli Tıp Kurumumuzda 17.08.2012 tarihinde yapılan muayenesinde sağ dirsek ve önkolda fonksiyon kusurunun bulunmadığı,radiusta 12 derece ve ulnada 10 derecelik açılı kaynamanın 2cm kısalıkla sonuçlandığı, üst ekstremitede 30 derecelik açılı kaynamanın hasta beden fonksiyonlarına negatif etkisinin bulunmadığı gibi ikincil bir ameliyatla açılı kaynamanın düzeltilmesine de gerek olmadığı, yapılan ilk ameliyatta görülen önkol kırıklarındaki kaynama gecikmesi sonu gelişen psödoartrozun, kırığın bir komplikasyonu olduğu, bu komplikasyonun hasta ve hasta dışında bir çok faktörlere bağlı olduğu göz önüne alındığında ve gelişen komplikasyonun da ikinci bir ameliyatla düzeltildiği,fonksiyonel düzgün kaynama elde edildiği cihetlekişiye yapılan tedavilerde idarenin ihmal ve kusuru bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur. "

 

22.  Anılan rapor 25/1/2013 tarihinde taraflara tebliğ edilmiştir.

 

23.  Başvurucu 15/2/2013 tarihli dilekçesiyle bilirkişi raporuna itiraz ederek, 2/3/2007 tarihinde tutuklanarak konulduğu Maltepe 1 No.luL TipiCeza İnfaz Kurumunda kalmakta iken kolundaki vidaların gevşemesi, kemiklerin yanlış kaynaması nedeniyle Ceza İnfaz Kurumu idaresine başvurduğunu, 13/7/2007 tarihinde Baltalimanı Hastanesine sevkinin yapılarak muayene olabildiğini, ameliyat olması önerilmesine rağmen 23/6/2009 tarihine kadar ameliyat edilmediğini, bu süre zarfında ağrı duyduğunu, koluyla en basit hareketleri bile gerçekleştiremediğini, tedavisindeki ihmal ve gecikmeler nedeniyle kolunun 2 cm kısalarak kalıcı sakatlığına yol açıldığını ileri sürmüştür.

 

24.  İtirazları yerinde görmeyen Mahkeme 30/4/2013 tarihli kararı ile davanın esastan reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

 

"...

 

Dava dosyasının incelenmesinden; Davacının 15.11.2006 tarihinde sağ ön kol ve kalça travması sebebi ile Baltalimanı Kemik Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvurduğu, ön hazırlıklar yapıldıktan sonra 17.11.2006 tarihinde ameliyata alındığı , ameliyattan sonra 13.12.2006 tarihinde kontrole gelmek üzere taburcu edildiği, taburcu olduktan sonra hırsızlık suçu nedeniyle Kadıköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2007/110 sayılı tevkif müzekkeresiyle 02.03.2007 tarihinde tutuklandığı, 13.07.2007 tarihinde tutuklu olarak poliklinik kontrolüne geldiği, yapılan tetkik üzerine ameliyat önerildiği ve mahkum koğuşu bulunan başka bir hastaneye sevk edildiği ve 23.06.2009 tarihinde ameliyat yapıldığı, bakılmakta olan davanın ise hastanede mahkum koğuşlarının olmaması nedeniyle gerekli tedavilerinin yapılmadığından kolunun fonksyonlarının azalmasına ve kısa kalmasına sebebiyet verildiği ileri sürülerek,25.000 TL maddi ve 25.000 TL manevi olmak üzere toplam 50.000 TL tazminatın ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açıldığı görülmektedir.

 

Olayda, davalı idareye bağlı hastanece sunulan sağlık hizmetinde hizmet kusuru bulunup bulunmadığının ve davacının kolunda fonksyon kaybı bulunup bulunmadığının tespiti için Mahkememi'zce dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, dosyanın Adli Tıp Kurumu'na iletilmesi neticesinde 3. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporun sonuç bölümünde; " Adli Tıp Kurumunda 17.08.2012 tarihinde yapılan muayenesinde sağ dirsek ve ön kolda fonksiyon kusurunun bulunmadığı, radiusta 12 derecelik ve ulnada 10 derecelik açılı kaynamanın 2 cm kısalıkla sonuçlandığı, üst eksremitede 30 derecelik açılı kaynamanın hasta beden fonksyonlarına negatif etkisinin bulunmadığı gibi ikincil bir ameliyatla açılı kaynamanın düzeltilmesine de gerek olmadığı, yapılan ilk ameliyatta açılı görülen ön kol kırıklarındaki kaynama gecikmesi sonu gelişen psödoartozun, kırığın bir koplikasyonu olduğu, bu komplikasyonun hasta ve hasta dışında bir çok faktörlere bağlı olduğu göz önüne alındığında ve gelişen koplikasyonun da ikinci bir ameliyatla düzeltildiği, fonkisyonel düzgün kaynama elde edildiği cihetle kişiye yapılan tedavilerde idarenin ihmal ve kusuru bulunmadığı" mütalaasına yer verildiği görülmektedir.

 

Taraflara tebliğ edilen rapora davacı tarafça yapılan itiraz yerinde görülmemiş olup rapor Mahkememizce hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmuştur.

 

Bu durumda,Adli Tıp kurumu3. İhtisas Kurulunun resmi bilirkişi sıfatıyla verdiği rapor dikkate alındığında, davacının kolunun kırılmasından sonra uygulanan teşhis ve tedavilerde davalı idarelere atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı gibi davacının sağ dirsek ile ön kolunda fonksiyon kusurunun bulunmadığı ve kolunda düzgün kaynama elde edildiği anlaşıldığından, davalı idarelerin sorumluluğu cihetine gitme olanağı bulunmadığı anlaşılmakla,tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır."

 

25.  Başvurucunun temyiz talebi, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 13/5/2014 tarihli kararı ile reddolunmuştur.

 

26.  Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairece 11/2/2015 tarihinde reddolunmuş ve karar kesinleşmiştir.

 

27.  Başvurucu 22/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

 

IV.  İLGİLİ HUKUK

 

A.  Ulusal Hukuk

 

28. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un “Hükümlünün muayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:

 

“(1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.”

 

29. 5275 sayılı Kanun'un "Hükümlünün muayene ve tedavisi" kenar başlıklı 78. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 

"(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır.

 

(2) Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile üniversitelerin sağlık kuruluşları, hükümlülerin tedavileri bakımından gerekli yardımları yapmakla görevlidirler.

 

..."

 

B.   Uluslararası Hukuk

 

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:

 

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”

 

31.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiğini belirtmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen, toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğini içtihatlarda hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

 

32.  AİHM, tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak onların korunmasız ve zayıf durumda olduklarını, en zor şartlarda dahi yetkililerin bu kişilerin fiziksel esenliklerini korumakla sorumlu olduklarını belirtmiştir (Keenan/Birleşik Krallık, B. No: 27229/95, § 91; Tarariyeva/Rusya, B. No: 4353/03, 14/12/2006, § 73; Vlademir/Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, § 57).

 

33.  AİHM, hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan onuruna uygun tutukluluk koşullarına sahip olma hakkı bulunduğunu, alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi sıkıntıya ya da tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Kudla/Polonya, B. No: 30210/96, 26/10/2000, § 94).

 

34. AİHM, böbrek taşı nedeniyle ameliyat önerilen bir hükümlünün dört yıldan uzun bir sürenin sonunda ameliyatının gerçekleştirilmesi nedeniyle kötü muamele iddialarını incelediği bir kararında, ağır bir suçtan hükümlü olan kişilerin ameliyatının gerçekleştirilmesinin bazı güvenlik tedbirlerinin alınmasını gerektirebileceğini, bu nedenle bir süre gecikme yaşanmasının normal olduğunun kabul edilebileceğini, ancak somut olayda ceza infaz kurumu yönetiminin mağdurun ameliyat edilmesi için gerekli somut adımları zamanında atmadığını tespit ederek gecikme dolayısıyla başvurucunun yaşadığı sıkıntının kötü muamele yasağı yönünden öngörülen kritik eşiği aştığına ve Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Pilčić/Hırvatistan, B. No: 33138/06, 17/1/2008, §§ 41, 42).

 

V. İNCELEME VE GEREKÇE

 

35.  Mahkemenin 23/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

 

A.   Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

 

36. Başvurucu, kamu idaresinin ihmali sonucu sağ kolunu kullanamaz hâle geldiğini, yirmi üç kez muayene için sağlık kuruluşuna götürüldüğünü, 13/7/2007 tarihinde rahatsızlığının ameliyat gerektirdiği tespit edilmiş olmasına rağmen 27 ay 21 günlük bir gecikme sonunda ameliyat edilebildiğini, tüm bu süre boyunca acı içinde yaşamak durumunda kaldığını, basit ihtiyaçları için bile kolunu kullanamadığını, nitekim gecikme nedeniyle kolunun diğerine göre kısa kaldığını ve bu nedenle uğradığı zararların tazmini için açtığı davanın uzun sürdüğünü belirterek Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen kötü muamele yasağı ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

 

37.  Bakanlık görüşünde;

 

i. Başvurucunun 2/3/2007 tarihinde ceza infaz kurumuna konulduğu, 12/3/2007 tarihinde, dilekçesine istinaden kurum revirinde yapılan muayenesi sonucunda ortopedi polikliniğine sevkinin uygun görüldüğü, 26/3/2007, 14/5/2007, 4/6/2007, 2/7/2007, 27/8/2007, 22/10/2007, 17/3/2008, 24/3/2008, 21/4/2008, 5/5/2008 tarihlerinde kurum revirinde muayenesinin yapıldığı ve ilaç reçetesinin düzenlendiği,

 

ii.                        8/8/2007, 10/8/2007, 9/11/2007 ve 28/11/2007 tarihlerinde kurum revirinde yapılan muayenesi neticesinde HNH Ortopedi Polikliniğine sevkinin sağlandığı,

 

iii.                       7/1/2008 tarihinde kurum revirinde yapılan muayenesi neticesinde Baltalimanı Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevkinin sağlandığı, aynı Hastanenin 7/4/2009 tarihli yazısı ile Hastanede mahkûm koğuşu bulunmadığı ve mahkûm koğuşu bulunan bir hastaneye sevkinin uygun görüldüğünün bildirildiği,

 

iv.                       Bu kapsamda başvurucunun mahkûm koğuşu bulunan Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkinin sağlandığı ve 23/6/2009 tarihinde burada ameliyat edildiği,

 

v.                        Başvurucunun 13/7/2007 tarihinde bir muayenesinin bulunmadığı, 7/4/2009 tarihinde mahkûm koğuşu bulunan hastaneye sevkinin uygun görüldüğü Baltalimanı Hastanesi tarafından bildirildiğinden ameliyat bekleme süresinin makul kabul edilebilecek bir süre olan 2 ay 16 gün olduğu,

vi.                       AİHM içtihatlarında, ağır suçlardan hükümlü olan kişilerin olağan bir hastanede ameliyat edilmesinin güvenlik riski oluşturabileceğinin ve bazı kurumsal sorunların bir ölçüye kadar gecikmeye yol açabileceğinin kabul edildiği, bu nedenle başvurucunun kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin şikâyetinin yerinde olmadığı belirtilmiştir.

 

38.  Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı;

 

i. Yapılan muayeneler sonucunda rahatsızlığının gerek Ceza İnfaz Kurumu idaresi gerekse Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşları tarafından bilindiğini, buna rağmen en kısa sürede olacak şekilde ameliyat günü alınmayıp tedavisinin sağlanmadığını,

 

ii.                        İkinci kez ameliyat edilmesinin annesinin başvuruları ve İnsan Hakları Derneğinin müdahalesi üzerine başlayan sürecin sonunda gerçekleştirildiğini,

 

iii.                       Zamanında yapılacak bir müdahaleyle tamamen düzeltilebilecek bir sağlık sorunu nedeniyle iki yılı aşkın bir süre gereksiz bir şekilde acı çekmesinin ve sonuçta oluşan sakatlığının kötü muamele oluşturduğunu

 

ileri sürmüştür.

 

B.   Değerlendirme

 

39.  Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

 

...

 

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

 

    40. Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 

"Devletin temel amaç ve görevleri … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

 

41.  Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

 

42.  Başvurucunun iddiaları ile başvuruya konu yargı süreci kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin karşılaştırılması sonucunda Anayasa Mahkemesince kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilip edilmediği konusunda değerlendirme yapılmasına imkân sağlayacak nitelikte verilere ulaşılamamıştır. Somut başvuru bakımından başvurucunun kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasının sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi, kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü gerektiği gibi yerine getirip getirmediğinin tespitine bağlıdır. Bu nedenle başvurucunun belirtilen iddialarının Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

 

43.  Başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü yargılamanın uzun süre devam ettiği iddiası, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul boyutu yönünden yapılacak inceleme ile ilişkili olduğundan Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında ayrı bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

 

1.    Kabul Edilebilirlik Yönünden

 

44.  Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

 

2.    Esas Yönünden

 

a.    Genel İlkeler

 

45.   Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrada da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

 

46.   Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

 

47.   Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

 

48.   Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada eziyetten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

 

49.   Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu belirlenebilmesi için her somut olayın kendi özel koşulları içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme, içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

 

50.   Hükümlü veya tutuklular, Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında hukuka uygun olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından mahrum bırakılabilirlerken (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) genel olarak Anayasa ve Sözleşme’nin ortak alanı kapsamında kalan diğer temel hak ve hürriyetlere sahiptirler. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi ceza infaz kurumunda güvenliğin sağlanmasına yönelik, kabul edilebilir, makul gerekliliklerin olması durumunda sahip olunan haklar sınırlanabilir (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35).

 

51.   Anayasa’nın 17. maddesi, ceza infaz kurumunda tutulan bir hükümlü veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki davranışların mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence altına alınması ve gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan onuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, § 39). Bu çerçevede hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi koşullarda tutulması da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muamele olarak kabul edilebilir (Murat Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 65).

 

52.  Hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan onuruna uygun tutma koşullarına sahip olma hakkı bulunduğunu, alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini kabul etmek gerekir (Fatih Hilmioğlu, B. No: 2014/648, 18/9/2014, § 65).

 

53.  Özgürlüğünden yoksun bırakılmakta olan kişilerin hasta olmaları durumunda devletin kontrolü altında tuttuğu bu kişilere gerekli tıbbi yardımı sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün hiç veya gerektiği gibi yerine getirilmemesi sonucunda kişinin yaşamı veya vücut bütünlüğü bakımından tehlike arz eden acil bir duruma, ağır veya uzun süreli bir acı çekmesine sebebiyet verilmiş olması ya da belirtilen sonuçlar ortaya çıkmamakla birlikte kişinin tıbbi yardımdan mahrum kalmış olması nedeniyle yaşadığı stres, huzursuzluk veya aşağılanma hissinin -olayın kendine has koşulları çerçevesinde- insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele düzeyine ulaşacak ciddiyette olması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği kabul edilebilir. Bu kapsamdaki değerlendirmede kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına bağlı dezavantajlı konumunun da dikkate alınması gerekir (Hayati Kaytan, B. No: 2014/19527, 16/11/2016, § 44).

 

54.  Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (Tahir Canan, § 25). Ancak etkili bir soruşturmanın başlatılabilmesi için öncelikle kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerekir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü makul, şüpheden uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir (C.D., B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28). Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde bir soruşturma yükümlülüğün gerekliliğinden bahsedilebilir.

 

b.  Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

 

55.   Somut olayda 2/3/2007 tarihinde tutuklanmasının ardından ameliyat edildiği 23/6/2009 tarihine kadar yirmi üç kez sağlık muayenesinden geçtiği hususu başvurucu tarafından da kabul edilmektedir. Bu duruma göre kötü muamele iddialarının -öncelikle ikinci ameliyat 13/7/2007 tarihinde önerildiği hâlde 23/6/2009 tarihine kadar ameliyatın gerçekleştirilmemesi, dolayısıyla tedavinin gecikmesi nedeniyle- başvurucunun katlandığı sıkıntı ile bağlantılı olduğunun gözönünde bulundurulması gerekir. Başvurucu, zamanında gerçekleştirilmeyen ameliyat nedeniyle kolunun kısa kaldığını ve fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremediğini, dolayısıyla gecikme nedeniyle kalıcı olarak sakatlandığını -bu süreçle bağlantılı olarak- ayrıca dile getirmektedir.

 

56.   Başvurucunun kötü muamele şikâyetinin, tedavisinde makul olmayan bir gecikmenin yaşandığı iddiasına dayandığı görülmekle birlikte bu sürenin uzunluğu konusundaki taraf kabullerinin farklı olduğu anlaşılmaktadır. Başvuru ile ilgili Bakanlık görüşünde 7/4/2009 tarihinde Baltalimanı Hastanesi Ortopedi Polikliniğinde yapılan muayenesi sonucunda başvurucuya ameliyat önerildiği, mahkûm koğuşu bulunan hastaneye sevkinin ardından başvurucunun 23/6/2009 tarihinde ameliyat edildiği dile getirilmiştir. Buna göre ameliyat önerisi ile ameliyatın gerçekleştirilmesi arasında makul görülebilecek 2 ay 16 günlük bir süre bulunmaktadır. Bakanlık 2,5 aylık bekleme süresinin ardından gerçekleştirilen ameliyat sonucunda başvurucunun sağlığına kavuştuğu, olayda ilgili idarelere atfı kabil bir kusur olmadığı görüşündedir.

 

57.   Başvurucunun sunduğu belgelerle birlikte Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan derece mahkemesi dosyalarının incelenmesi neticesinde Sağlık Bakanlığının başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebiyle ilgili olarak yaptığı incelemenin sonucunu bildiren yazıda başvurucunun 13/7/2007 tarihinde Op. Dr. E.A. tarafından poliklinik muayenesinin gerçekleştirildiği, burada radiustaki proksimal fragmanı tespit edilen vidaların gevşediğinin saptanarak kendisine ameliyat önerildiği, hastanede mahkûm koğuşu bulunmadığından kola atel takılarak tedavi ettirilmek üzere başvurucunun mahkûm koğuşu bulunan başka bir sağlık kuruluşuna sevk edildiğinin bildirildiği görülmektedir. Öte yandan Sağlık Bakanlığının dava dilekçesine karşı İstanbul 7. İdare Mahkemesine sunduğu savunma yazısından da bu husus teyit edilmiştir. Adli Tıp Kurumunun 29/8/2012 tarihli raporunun "MUAYENE EDİLDİĞİ TARİHLER" başlığı altındaki 12. sayfasında, başvurucunun bu tarihe yakın bir tarihte (2/7/2007) muayene edildiği, 16/7/2007 tarihinde de "...sağ kol ameliyatlı HNH sevk edildiği, 19/7/2007 ortopedi polikliniğine sevk edildiği..." bilgisine yer verildiği görülmektedir. Bu durumda başvurucunun kolundaki rahatsızlığın ameliyat gerektirdiği hususundan idarenin 7/4/2009 tarihinde haberdar olduğu ve başvurucunun ameliyat bekleme süresinin 2 ay 16 gün olduğu yönündeki Bakanlık iddiasının geçerli olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

 

58. Başvurucu, sağlık sorununun kendisine yoğun acı yaşattığını ve günlük aktivitelerini yerine getirmesine engel olduğunu ileri sürmektedir.Devletin kontrolü altında bulunan başvurucunun sağlık durumunun gerektirdiği tedavinin zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle gereksiz bir şekilde acı çekmesine yol açılmış olması, kötü muamele yasağına aykırılık teşkil etmektedir. Bu durumda, somut olayda ameliyat önerisi ile ameliyatın fiilen gerçekleştirildiği tarih arasında geçen sürenin -genel sağlık sisteminin durumu ve başvurucunun koşullarının ameliyat öncesinde özel önlemler alınmasını gerektirdiği de gözönünde bulundurularak- makul olup olmadığının açıklanabilmesi gerekir.

 

59.   Uyuşmazlık ile ilgili ara kararları incelendiğinde İstanbul 7. İdare Mahkemesinin başlangıçta, önerilen ameliyatın gerçekleştirilmesinde gereksiz bir gecikmenin olup olmadığı hususunun aydınlatılması noktasına yoğunlaştığı gözlemlenmektedir. Bu arada İdare Mahkemesi 27/4/2011 tarihli ara kararıyla davalı idarelere -başvurucunun iddiası doğrultusunda- ameliyatın önerildiği tarih ile gerçekleştirilmesi arasında geçen sürenin açıklanmasını sağlayacak sorular yöneltmiştir (bkz. § 18).

 

60.   Bu aşamadan sonra Mahkemenin, ara kararına cevap olarak ilgili yerlerden gönderilen ve doğrudan ara kararı ile sorulan sorulara yanıt içermeyen belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verdiği ve Adli Tıp Kurumundan bilirkişi olarak rapor istediği görülmektedir.

 

61.   Uyuşmazlıkla ilgili olarak düzenlenen 29/8/2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunun sonuç kısmında sağ dirsek ve ön kolda fonksiyon kusurunun bulunmadığı, kırığın açılı kaynaması sonucunda kolun 2 cm kısa kaldığı, bunun beden fonksiyonları üzerinde olumsuz bir etkisinin olmadığı, ilk ameliyat sonrasında görülen kaynama gecikmesi sonucu gelişen komplikasyonun hasta ve hasta dışında pek çok faktöre bağlı olduğu, bunun ikinci ameliyatla düzeltildiği, düzgün kaynamanın elde edildiği, buna göre teşhis ve tedavi yönünden davalı idarelere atfedilebilir bir hizmet kusurunun bulunmadığı kanaatine yer verilmiştir (bkz. § 21).Bundan sonraki aşamada derece mahkemesi, Adli Tıp Kurumunun bu değerlendirmesini esas alarak tazminat istemini reddetmiş; karar temyiz incelemesi sonunda onanarak kesinleşmiştir.

 

62. Olayda başvurucunun tazminat talebinin -kötü muamele iddiasını da aydınlatabilecek şekilde- yalnızca ameliyatın sonucuyla ilgili olmadığı, ameliyatın zamanında gerçekleştirilmemesiyle ilgili olduğu gözlemlenmiştir. Başvurucunun şikâyetinin bu boyutu kendisine ameliyat önerildiği tarih ile ameliyatın fiilen gerçekleştirildiği tarih arasında geçen sürenin makul olup olmadığı, bu süreçte başvurucunun ne gibi sıkıntılar çekmiş olabileceği, kolda oluşan kalıcı hasarla birlikte dikkate alındığında bu sürenin tamamen iyileşebilme olanağını ne şekilde etkilediği yönünden bir değerlendirmeyi gerektirir. Buna rağmen Mahkemenin bu hususlara değinmeden başvurucunun şikâyetinin bir boyutu ile ilgili görülen Adli Tıp Kurumu raporunun sonuç kısmını esas alarak uyuşmazlıkla ilgili incelemesini tamamladığı görülmektedir.

 

63. Bu nedenle somut olayda, başvurucunun tedavisinin geciktirilmesi suretiyle gereksiz bir şekilde acı çekmesinden kaynaklanan kötü muamele iddialarının derece mahkemeleri tarafından etkin bir şekilde incelenerek açıklığa kavuşturulmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

 

64. Diğer taraftan iki dereceli yargılama sisteminde 24/5/2010 tarihinde açılan davanın 22/4/2015 tarihinde karar düzeltme talebinin reddi ile sonuçlandığı ve aradan geçen 4 yıl 10 ay 26 günlük sürenin makul olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

 

65.  Açıklanan gerekçelerle, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

 

3.    6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

 

66.  30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

 

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

 

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

 

67.  6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre esas inceleme kapsamında, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de gerekir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 54).

 

68.  Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

 

69.  Bununla birlikte 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilirken idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili mercilere gönderir (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 57).

70.  İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi, uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

 

71.  İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (bu durumda mahkemelerce yapılması gereken işlemler konusunda bkz. Mehmet Doğan, § 60).

 

72.  Başvurucu, 25.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

 

73.  Somut olayda, başvurucunun tedavisinin geciktirilmesi suretiyle gereksiz bir şekilde acı çekmesinden kaynaklanan kötü muamele iddialarının derece mahkemeleri tarafından etkin bir şekilde incelenerek açıklığa kavuşturulmaması nedeniyle kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

 

74.  Bu durumda kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yargılama 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 7. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

 

75.     Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden soruşturma yapılmasına karar verilmesi başvurucunun yargılamanın uzunluğu nedeniyle uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Dolayısıyla ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 18.300 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

 

76.     Yargılamanın yenilenmesine hükmedilmiş olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

 

77.  Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

 

VI.  HÜKÜM

 

Açıklanan gerekçelerle;

 

A.   Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

 

B.   Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

 

C.   Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 7. İdare Mahkemesine (E.2010/926, K.2013/784) GÖNDERİLMESİNE,

 

D.   Başvurucuya net 18.300 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, diğer tazminat taleplerinin REDDİNE,

 

E.    226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

 

F.    Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

 

G.   Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Erkan Orakçı [2.B.], B. No: 2015/7162, 23/1/2019, § …)
   
Başvuru Adı ERKAN ORAKÇI
Başvuru No 2015/7162
Başvuru Tarihi 22/4/2015
Karar Tarihi 23/1/2019

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ceza infaz kurumunda tedavinin geciktirilmesi ve sakat kalınmasına sebebiyet verilmesi ile bu olaya ilişkin olarak açılan tam yargı davasının uzun sürmesi nedenleriyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Diğer kötü muamele iddiaları İhlal Manevi tazminat, Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 71
78
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi