logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanma Kılavuzu English

(A.A., B. No: 2016/24235, 9/6/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

A. A. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/24235)

 

Karar Tarihi: 9/6/2020

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucu

:

A.A.

Vekili

:

Av. Mehmet Fuat AKSOY

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; hayatı yalnız idame ettiremeyecek fiziksel bir engele rağmen ceza infaz kurumunda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, hakkaniyete uygun yargılama yapılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 21/10/2016, 10/11/2016, 2/2/2017, 9/2/2017, 23/3/2017, 28/6/2017, 13/10/2017, 30/10/2017, 8/1/2018, 26/2/2018, 14/8/2018, 7/1/2019 ve 29/5/2019 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurucu, sağlık durumu dikkate alınmaksızın ceza infaz kurumunda tutulduğu iddiasıyla yaşamının maddi ve manevi bütünlüğünün tehlike altında olduğunu belirterek farklı tarihlerde birden fazla kez Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 73. maddesi uyarınca serbest bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Anayasa Mahkemesince bu talepler 2/12/2016, 9/3/2017, 3/4/2017, 29/6/2017, 7/12/2017, 2/7/2019, 13/5/2020 tarihli kararlarda değerlendirilmiştir. Buna göre başvurucunun sağlık mazeretine bağlı tahliye talepleri reddedilmiş ancak başvurucunun fiziksel hâli ve sağlık durumuna uygun koşullarda tutulması için ceza infaz kurumunca gerekli önlemlerin alınması yönünde tedbir kararı verilmiştir.

6. Yapılan incelemede kişi bakımından aralarında bağlantı bulunduğu anlaşılan 2016/22185, 2016/24235, 2017/5580, 2017/5837, 2017/14760, 2017/27894, 2017/35586, 2017/36347, 2018/461, 2018/5258, 2018/24217, 2019/672 ve 2019/18333 numaralı başvurular 2016/24235 numaralı başvuru üzerinde birleştirilmiş ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edilenler, Anayasa Mahkemesi tarafından ilgili kurumlarla yapılan yazışmalar sonucu elde edilen bilgiler ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu 1953 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir.

11. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

12. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı) başvurucunun da aralarında bulunduğu birçok kişi hakkında FETÖ/PDY kapsamında örgüt kurma ve yönetme suçlamasıyla 2014 yılında adli soruşturma başlatılmıştır. Akyurt Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/12/2015 tarihli kararı ile başvurucunun konutunda arama yapılmış ve Cumhuriyet Başsavcılığınca 15/12/2015 tarihinde başvurucunun tutuklanması talep edilmiştir.

13. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 15/12/2015 tarihli kararıyla başvurucu hakkındaki tutuklama talebi reddedilerek adli kontrol kararı verilmiştir. Kararda başvurucunun bedensel engelini gösterir doktor raporu ve fiziksel hâlinin gözönüne alındığı belirtilmiştir.

14. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından kabul edilmesiyle başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Mahkeme 22/7/2016 tarihli tensip zaptında başvurucu hakkında adli kontrol kararının devamına ve yakalama kararı çıkarılmasına karar vermiştir. Başvurucunun 26/7/2016 tarihinde mahkemeye müracaat etmesiyle günsüz olarak açılan duruşmada başvurucunun savunması dinlenmiş ve tutuklanmasına karar verilmiştir. Karar doğrultusunda başvurucu önce Sincan 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna yerleştirilmiş; 14/8/2017 tarihinde Sincan 1 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna, buradan da 9/3/2018 tarihinde -hâlen bulunduğu- Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) sevk edilmiştir. Tutuklama kararına yapılan itiraz, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Tutukluluk hâlinin devamına dair verilen kararlara karşı yapılan itirazlar da aynı şekilde reddedilmiştir.

15. Başvurucu 21/10/2016 ve 10/11/2016 tarihlerinde sağlık gerekçesiyle tahliye edilmesi yönünde tedbir talepli bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuru formu ekinde Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesinin 14/12/2015 tarihli ve 74235 sayılı raporu ile özürlü kimlik kartı da sunulmuştur. Anılan raporda başvurucuda sol kol ve sağ bacakta polio sekeli (çocuk felci hastalığına bağlı işlev bozukluğu) bulunduğu, özürlü kimliğinin görüldüğü ve %64 özürlülük bulunduğu belirtilmiştir.

16. Anayasa Mahkemesince 2/12/2016 tarihli tedbir talebine ilişkin ara kararında başvurucunun sağlık durumunun ceza infaz kurumunda tutulmasına engel teşkil edip etmediği hususunda rapor aldırılmasına ve daha sonra tekrar değerlendirme yapılmasına karar verilmiştir. Bu doğrultuda başvurucu Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) sevk edilerek hakkında 26/11/2016 tarihli ve 21389 numaralı sağlık kurulu raporu düzenlenmiştir. Raporun ilgili kısmı şöyledir:

"Polimiyelit [çocuk felci] sekeli, sol üst ekstremite [uzuv] poliomyelit sekeli, total paralitik [felç durumu] tablo 4,2 % 45, sağ alt ekstremite ayak bileği dorsifleksiyonu [ters yönde bükülme] 3/5 tablo 3.35 % 8 = %49, Ağır özürlü değildir, öz bakımı ile ilgili fonksiyonların bir kısmı yerine getirilebilir. Bazı günlük aktiviteleri yerine getirebilmesi için başkalarının güç ve yardımına ihtiyacı vardır. Şahıs hayatını tek başına idame ettirebilir. Hazırlanmış yemeğini yiyebilir, tuvalet ihtiyacını giderebilir. Öz bakımında iki elin kullanılması gereken faaliyetlerini yapamaz…"

17. Başvurucu hakkında Hastane tarafından düzenlenen 24/1/2017 tarihli ve 1217 sayılı raporda ise "poliomiyelit sekeli tutuklu, sol üst ekstremite flaks paraletik sağ alt ekstremite ayak bilek dorsi fleksiyonu ve plantar fleksiyonu [düz yönde bükülme] 3/5 sağ kuruliste 1.5 cm atrofi [zayıflama] mevcut, hastanın hastalığı çocukluktan beri süren bir hastalık olup aktif rehabilitasyona gerek yoktur." şeklinde tespitler bulunmaktadır.

18. Başvurucu; Anayasa Mahkemesine sunduğu 9/1/2017 tarihli dilekçesinde, tahliye talebi yönünde tedbir kararı verilmesi yerine tutulma koşullarının iyileştirilmesi gerekçesiyle Ankara dışında başka bir yere sevkine neden olacak şekilde tedbir kararı verilmemesini, aksi takdirde zorunlu olarak tedbir talebinden vazgeçtiğini beyan etmiştir. Başvurucu 18/1/2017 tarihinde yazdığı dilekçesinde ise yargılandığı Mahkemenin 13/1/2017 tarihli ara kararını gerekçe göstermiş ve başka bir ceza infaz kurumuna sevkinin sağlanamayacağını belirterek bu nedenle tedbir talebi konusunda karar verilmesini talep etmiştir.

19. Anayasa Mahkemesince 9/3/2017 tarihli ara kararında başvurucunun serbest bırakılma yönündeki tedbir talebi reddedilmiş, sağlık durumuna uygun fiziksel hâliyle uyumlu koşullarda tutulması için gerekli önlemlerin alınmasına karar verilmiştir. Bu karardan sonra başvurucu hakkında sağlık raporu düzenleyen sağlık kuruluşları ile düzenlenen sağlık raporlarının içeriği öz itibarıyla şöyledir:

i. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalınca düzenlenen 20/10/2017 tarihli raporda başvurucunun sol üst ekstremitesinde palsi (felç) olduğu için sağ elinin tırnaklarını kesemeyeceği, sağ koltuk altını ve vücudunun tüm bölümlerini (özellikle sağ tarafını) temizleyemeyeceği, tuvaletlerin musluk olduğu takdirde hijyenik temizliğini yapabileceği, kıyafetlerinin düğmelerini yalnız başına ilikleyemeyeceği, bir eliyle sabitleyerek diğer eliyle parçalaması gereken günlük gıdaları kesemeyeceği, bir başkasının iki eliyle yapması gereken günlük etkinlikleri yapamayacağı, tek eliyle bulaşık ve çamaşır yıkayamayacağı belirtilmiştir.

ii. Hastane tarafından hazırlanan 13/7/2018 tarihli raporda başka hususlar yanında başvurucunun kulaklarında hafif düzeyde işitme kaybının mevcut olduğu, ayrıca başvurucunun subtotal gastrektomi (midenin bir kısmının alınması) ve vagatomi (mide sinirlerinden birinin kesilmesi) hastası olduğu, cezanın infazının hayati tehlike arz etmediği, başvurucunun hayatını tek başına idame ettirebileceği ve cezanın infazının ertelenmesinin gerekmediği açıklanmıştır.

iii. Dr. Nafiz Körez Sincan Devlet Hastanesince tanzim edilen 26/2/2019 tarihli tıbbi malzeme raporunda başvurucuya bilateral (iki taraflı) sensörinöral (tüy hücrelerin zarar görmesi) işitme kaybı tanısı konulduğu, sol kulak için kanal içi dijital tipte işitme cihazından fayda göreceği ve işitme kaybının kalıcı olduğu ifade edilmiştir.

20. Tedbir talebi üzerine bilgi ve belge talebiyle Ceza İnfaz Kurumuna yazılan 31/5/2019 ve 18/6/2019 tarihli müzekkerelere verilen 10/6/2019 ve 18/6/2019 tarihli cevaplardan başvurucunun farklı şikâyetleri nedeniyle çeşitli sağlık kuruluşlarınca muayene edildiği anlaşılmıştır. Bu muayeneler sonrasında başvurucuya bazı ilaçlar reçete edildiği, başvurucuya en son 28/5/2019 tarihinde kâğıt tırnak törpüsü reçete edildiği, başvurucunun acil yardım butonu bulunan C2 No.lu 16 kişilik koğuşta (34,87 m2 yaşam alanı, 10 m2, WC-banyo, 54,29 m2 yatma alanı ve 46,50 m2 ortak bahçe) hükümözlü olarak tutulduğu görülmüştür. Başvurucunun yedi gün yirmi dört saat acil sağlık hizmetinden yararlanabildiği, içinde tuvalet, banyo, mutfak dolabı ve tezgâhı bulunan odasında televizyon izleyebildiği, sabah gün doğumundan akşam hava kararana kadar havalandırma imkânından yararlandırıldığı verilen cevapta belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun revir, kantin, telefon, açık görüş, avukat ile görüşme, berber ve çamaşırhane gibi hizmetlerden Kurumun güvenlik ve fiziki imkânları dikkate alınarak faydalandırıldığı da verilen bilgiler arasındadır.

21. Ceza İnfaz Kurumunun cevabında; başvurucunun 9/3/2018 tarihinde günlük işlerini daha rahat görebileceği, içinde alaturka ve alafranga tuvalet bulunan hasta koğuşuna yerleştirilmek istendiği ancak başvurucunun hasta olmadığını engelli olduğunu belirterek bu öneriyi reddettiği belirtilmiştir. Anılan cevap yazısında, başvurucunun günlük işlerinde kendisine yardımcı olabilecek, çoklu tutuklu barındıran bir koğuşa yerleştirilmesini talep ettiği ve iki elini kullanmasını gerektiren işlerin çoğunu yaklaşık bir yıldır birlikte kaldığı koğuş arkadaşlarının yardımıyla yaptığını, ancak vücudunun sağ tarafını yıkayamadığını ve koltuk altını tıraş edemediğini dile getirdiği ifade edilmiştir. Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin başvurucuya sağ el tırnaklarını kesmesinde ve sağ koltuk altını tıraş etmesinde berber vasıtasıyla yardımcı olunabileceğinin söylendiği, ancak başvurucunun tırnaklarını koğuş arkadaşlarının kestiğini ve koltuk altını eşi haricinde bir kimseye tıraş ettirmediğini beyan ettiği öğrenilmiştir.

22. Başvurucu, tedbir talebine esas olmak üzere Ceza İnfaz Kurumu tarafından gönderilen bilgi ve belgelere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine sunduğu 24/6/2019 tarihli dilekçesinde konuyla ilgili bazı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına yer vererek birtakım açıklamalarda bulunmuştur. Başvurucu; sağlık durumuyla ilgili olarak Ceza İnfaz Kurumu tarafından gönderilen bilgiler arasında kendisine miyelopati (omurilik zedelenmesi) tanısı konulduğu hususunun yer almadığını oysa bu hastalık nedeniyle sağlam olan sağ kolunda ağrı, incelme ve güç kaybı meydana geldiğini, sağ el parmaklarının kilitlenmesi ve elindeki eşyaların düşmesi gibi durumlarla karşılaştığını ifade etmiştir. Zedelenen omuriliğin tedaviyle eski hâlini alması mümkün olmadığından fizik tedavi sürecinin de sonuç vermediğini belirten başvurucu; kaldığı koğuşun 16 kişilik olmasına rağmen koğuşta 22 kişi barındırıldığını, 18/6/2019 tarihli cevap yazında sağ tarafını temizleyememesi ile ilgili bir bilgiye yer verilmediğini dile getirmiştir. Başvurucu, üç yıldır vücudunun sağ tarafını temizleyemediğini, bu temizliğin mahrem bir iş olması nedeniyle aile bireylerinin yardımına muhtaç olduğunu, hasta koğuşunun diğer koğuşlardan tek farkının tuvalette klozet bulunması olduğunu, bu nedenle hasta koğuşunda tutulmasının kişisel durumunda bir değişiklik yaratmayacağını iddia etmiş; hasta koğuşunda kalan kişilerin kendisine günlük işlerinde yardımcı olamayacak durumda olmaları sebebiyle durumunun daha da kötüleşeceğini belirterek tedbir kararının uygulanmaması nedeniyle engellilik durumuna ek olarak bir de kalıcı omurilik zedelenmesine ve kalıcı işitme kaybına maruz kaldığını ileri sürmüştür.

23. Başvurucu serbest bırakılması yönünde tekrar eden birçok tedbir talebinde bulunmuş, 29/5/2019 tarihinde yapılan başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesince 2/7/2019 tarihinde tedbire ilişkin ara karar verilmiştir. Ara kararında başvurucunun serbest bırakılması yönündeki tedbir talebi reddedilmiş, başvurucunun fiziksel hâli ve sağlık durumu dikkate alınarak talebi hâlinde kişisel bakımının sağlanması hususunda gerekli önlemlerin Ceza İnfaz Kurumunca alınmasına karar verilmiştir. Ayrıca başvurucunun son dönemde ortaya çıkan salgın hastalık nedeniyle yaşamını tehlikede olduğuna ilişkin tedbir talepli başvurusu da Anayasa Mahkemesince 13/5/2020 tarihli kararda değerlendirilerek reddedilmiştir.

24. Başvurucunun yargılandığı davada ise Mahkeme, yaptığı yargılama sonunda 8/6/2018 tarihinde kararını açıklamış, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetmiştir. Başvurucu anılan kararı istinaf etmiştir. İstinaf incelemesi Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi tarafından yapılmakta olup başvurunun incelendiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmamıştır.

25. Öte yandan başvurucu 4/12/2016 tarihinde AİHM'e yaptığı başvuruda, avukat olması nedeniyle hakkında özel soruşturma usulü uygulanması gerekirken bu usule uyulmadan ceza soruşturması yürütülmesinden, hukuka aykırı mesken araması yapılmasından ve sağlık durumu elvermemesine rağmen tutuklu olarak yargılanmasından şikâyetçi olmuştur. AİHM, başvuruyu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. ve 8. maddesi kapsamında incelemiştir. AİHM, 8. madde incelemesinde mesken aramasına ilişkin şikâyete dair iç hukuk yollarında var olan tazminat yolunun tüketilmediğine vurgu yapmış; 3. madde incelemesinde ise Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurunun henüz sonuçlanmadığını belirterek başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (Aksoy/Türkiye (k.k.), B. No: 47585/16, 5/3/2019).

26. Başvurucu 16/1/2018 tarihinde ise AİHM'e yaptığı başvuruda sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması yönünde tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. AİHM 22/10/2018 tarihinde tedbir talebinin reddine karar vermiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. Anayasa Mahkemesi 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 2., 6., 16., 80., 81. ve 116. maddelerinin ilgili kısımlarına Civan Boltan (B. No: 2014/5324, 30/10/2018, § 31) kararında yer vermiştir.

B. Uluslararası Hukuk

28. Anayasa Mahkemesi, Sözleşme'nin 3. maddesine ve AİHM'in eldeki başvuruyla ilgili içtihatlarına Fatma Müge Tekin ve Özge Tekin (B. No: 2014/2504, 20/3/2019, §§ 32-39) kararında değinmiştir.

29. AİHM, devletin ciddi bedensel engeli bulunan mahpusların soyunmak, giyinmek ve yıkanmak gibi günlük ihtiyaçlarının karşılanmasında sadece diğer mahpusların yardım etmesi ihtimaline bel bağlamasını kötü muamele olarak nitelemiştir (Zarzycki/Polonya, B. No: 15351/03, 12/3/2013, § 104; Engel/Macaristan, B. No: 46857/06, 20/5/2010, §§ 27-30; Vincent/Fransa, B. No: 6253/03, 24/10/2006, §§ 94-103). Öte yandan AİHM, iki kolu ampute olan bir mahpusun günlük asgari işlerini yapmada ceza infaz kurumu görevlilerince kendisine yardımcı olunmasını, başvurucunun acil durumlarda görevlilere ulaşabilir durumda olmasını, ceza infaz kurumu idaresince başvurucunun duş süresinin diğer mahpuslara kıyasla artırılmasını ise önemsemiştir. Anılan başvurucuya protez kol takılması sürecinde devletin aktif katkısını da gözeten AİHM, başvurucunun sadece diğer mahpusların yardım insafına bırakılmadığı tespitinde bulunmuş ve Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (Zarzycki/Polonya, §§ 116-119, 125).

30. AİHM belden aşağısı tutmayan bir mahpusun kötü muamele iddiasını incelediği başka bir başvuruda ise devam eden tutmanın başlı başına Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal eder nitelikte olmadığını vurgulamış ancak devlet görevlilerinin mahpusun özel durumunu dikkate alarak gerekli destekte bulunmamalarını ve gerekli tedaviyi almasında yardımcı olmamalarını eleştirmiştir (Helhal/Fransa, B. No: 10401/12, 19/5/2015, § 63).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 9/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; avukat olması nedeniyle hakkında uygulanması gereken özel soruşturma usulüne riayet edilmemesi, tutukluluk için gerekli olan kuvvetli şüphenin bulunmaması ve bedensel engelinin tutuklama kararında gözetilmemesi nedenleriyle hakkında verilen tutuklanma kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Tutuklanması için gerekli olan kuvvetli şüpheyi destekleyecek herhangi bir delilin dosyada bulunmadığını, tutuklama kararının bedensel engeli gözetilmeden verilmesi nedeniyle ölçüsüz olduğunu iddia etmiştir. Başvurucuya göre delil olarak ileri sürülen tüm hususlar yargılama sürecinde yapılan savunmalarla çürütülmesine rağmen serbest bırakılmaması, şablon gerekçelerle tutukluluk hâlinin uzatılması ve tutukluluk süresinin makul olmaktan çıkması nedenleriyle Anayasa'nın 19. maddesi ihlal edilmiştir.

33. Bakanlık görüşünde, ilk olarak başvurucunun özel soruşturma usulüne ilişkin olarak ileri sürdüğü şikâyetleri derece mahkemesinde ve itiraz başvurularında dile getirmediği belirtilerek bu hususta başvuru yollarının tüketilmediği ifade edilmiştir. Ayrıca Bakanlık, başvurucunun ağır cezalık bir suç olan terör örgütü üyeliği nedeniyle temadi eden suç kapsamında suçüstü yakalanması hâlinin bulunduğunu ve bu nedenle doğrudan soruşturma usulünün uygulanabileceğini savunmuştur. Bakanlığa göre iddianamede yer verilen deliller başvurucunun tutuklanması için gerekli olan kuvvetli şüphe açısından yeterlidir.

34. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında hakkında ileri sürülen delillerin bir kısmının hukuken bir anlam ifade etmediğini, diğer bir kısım iddiaların ise yapılan savunmalarla çürütüldüğünü belirterek tutuklanmasının hukuka aykırı olduğu yönündeki iddialarını tekrar etmiştir.

2. Değerlendirme

a. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

35. Başvurucu; hakkındaki özel soruşturma usulüne uyulmadan ve kuvvetli şüphe oluşturacak delillerden yoksun olarak tutuklandığını, ayrıca bedensel engeli gözetilmediği için tutuklama kararının ölçüsüz olduğunu belirtmiş ve hak ihlali iddiasına bulunmuştur. Bu nedenle söz konusu iddialar tutuklama kararının hukukiliğine ilişkin olarak incelenmelidir.

36. Ancak başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası daha önce Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 2016/15755 numaralı başvuruda incelenmiş ve başvuru açıkça dayanaktan yoksun bulunarak 17/12/2018 tarihinde kabul edilemezlik kararı ile sonuçlandırılmıştır.

37. Açıklanan gerekçeyle mükerrer olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının reddine karar verilmesi gerekir.

b. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

38. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir."

39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

41. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

42. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

43. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/6/2018 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen (bkz. § 24) başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

45. Başvurucu; ağır derecede bedensel engeli olduğunu, bu nedenle hayatını tek başına idame ettiremediğini, dahası kapasitesinin üzerinde mahpus barındıran bir ceza infaz kurumu ortamında günlük işlerini dahi yapamadığını belirterek Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporlarında başvurucunun hayatını tek başına idame ettirebileceğinin belirtildiği, sadece bazı işleri yaparken yardıma ihtiyacı olduğu, bu hususta ise Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin yardım ettiği, bazı yardım teklif ve önerilerinin ise başvurucu tarafından reddedildiği dile getirilmiştir. Bakanlık ayrıca Ceza İnfaz Kurumu koşullarının (yaşam alanı, gıda, temizlik, havalandırma vb.) yeterli düzeyde olduğunu, koğuşta acil yardım butonunun bulunduğunu, acil tıbbi destek imkânının her zaman olduğunu, ihtiyaç hâlinde sağlık kontrol ve tedavi erişiminin tam olduğunu belirtmiştir. Başvurucunun sağlık durumu ve bedensel engeli gözetilerek uygun bir koğuşa yerleştirildiğini, başvurucuya tuvalet ve banyoya yakın bir kabinin tahsis edildiğini de vurgulamıştır. Başvurucunun sağ koltuk altını temizleyemediği şikâyetine ilişkin olarak ise Bakanlık; başvurucuya berber marifeti ile yardımcı olmanın teklif edildiğini ancak başvurucunun bunu kabul etmediğini, ayrıca koğuş değişikliği tekliflerini de aynı şekilde reddettiğini savunmuştur. Bakanlık sonuç olarak başvurucunun dile getirdiği şikâyetlerin kötü muamele yasağı kapsamında incelenebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğini aşmadığını ileri sürmüştür.

47. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, kendisine yardımcı olunmaya çalışıldığı iddialarının doğru olmadığını, sadece bir kez kâğıt törpü verildiğini, Anayasa Mahkemesince verilen tedbir kararının Ceza İnfaz Kurumunca yerine getirilmediğini, ağır bedensel engelinin yanı sıra başka sağlık sorunlarının da olduğunu dile getirmiştir. Öz bakımını yapmasına engel olacak derecede engelli olduğuna dair iddialarını yineleyen başvurucu, tutuklu kaldığı sürenin uzun olduğunu da ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

48. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

49. Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumlarının fiziki ve tıbbi imkânlarının sağlık durumuna uygun olmamasına dayalı şikâyetleri istikrarlı bir şekilde kötü muamele yasağı kapsamında incelemiştir (Mete Dursun, B. No: 2012/1195, 18/11/2015; Serdar Öztürk, B. No: 2013/7532, 4/2/2016; Sabri Kaya, B. No: 2014/8482, 29/6/2016; Ergin Aktaş, B. No: 2014/14810, 21/9/2016; Hayati Kaytan, B. No: 2014/19527, 16/11/2016; İmam Çelikdemir, B. No: 2014/20289, 5/12/2017).

50. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” şeklindeki kural, hükümlü ve tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "İnfazda temel ilke" kenar başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz." ve yine Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddi ve manevi koşullar altında çektirilir." şeklindeki düzenleme ile açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla tutuklamaya veya hapis cezasına mahkûmiyete ilişkin bir kararın yerine getirilmesi için sağlanacak şartlar, insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 36).

51. Ceza infaz kurumlarında tutulan kişilerin maruz kaldığı maddi koşulların Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için asgari bir eşiğe ulaşmış olması gerekir. Belirtilen asgari eşiğe ilişkin değerlendirme; tutma koşulları ile ilgili tüm veriler, özellikle de muamelenin süresi, fiziksel ya da ruhsal etkileri ve bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu dikkate alınarak yapılmalıdır (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, § 93; Rıda Boudraa, B. No: 2013/9673, 21/1/2015, § 60).

52. İnfazın yönteminin ve infaz sürecindeki davranışların mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence altına alınması ve mahkûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan onuruna yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan Günana, § 39). Bu çerçevede hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi koşullarda tutulması da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muamele olarak kabul edilebilir (Murat Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 65).

53. Hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan onuruna uygun tutma koşullarına sahip olma hakkı bulunduğunu, alınan tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini kabul etmek gerekir (Fatih Hilmioğlu, B. No: 2014/648, 18/9/2014, § 65). Ayrıca Anayasa'nın tutuklu bir kimsenin sağlık gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir genel zorunluluk getirmediğini ancak doğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının yetkililerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı artması ya da artma riski bulunması hâlinde bu durumun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebileceğini belirtmek gerekir (Fatih Hilmioğlu, § 66).

54. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin hasta olmaları durumunda devletin kontrolü altında tuttuğu bu kişilere gerekli tıbbi yardımı sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün hiç veya gerektiği gibi yerine getirilmemesi sonucunda kişinin yaşamı veya vücut bütünlüğü bakımından tehlike arz eden acil bir duruma, ağır veya uzun süreli bir acı çekmesine sebebiyet verilmiş olması, belirtilen sonuçlar ortaya çıkmamakla birlikte kişinin tıbbi yardımdan mahrum kalmış olması nedeniyle yaşadığı stres, huzursuzluk veya aşağılanma hissinin -olayın kendine has koşulları çerçevesinde- insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele düzeyine ulaşacak ciddiyette olması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği kabul edilebilir. Bu kapsamdaki değerlendirmede kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına bağlı dezavantajlı konumunun da dikkate alınması gerekir (Hayati Kaytan, § 44).

55. Bedensel engeli nedeniyle yaşamını tek başına idame ettiremeyen veya hastalığı nedeniyle yalnız kalması yaşamı yönünden risk oluşturan kişinin durumunun tutulduğu koşullarla uyumsuz hâle gelmiş olması da o kişinin mutlak surette salıverilmesini gerektirmez. Bununla birlikte kişinin özel durumu ile tutma koşulları arasındaki uyumsuzluğun ortaya çıkardığı maddi ve manevi (fiziksel ve psikolojik) sonuçların insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele düzeyine ulaşmaması için birtakım tedbirler alınması gerekir (Hayati Kaytan, § 45).

56. Somut olayda öncelikle başvurucunun ağır bir bedensel engeli bulunduğu ve bu nedenle hayatını tek başına idame ettiremediği iddiasının düzenlenen sağlık raporlarıyla tam olarak desteklenemediği görülmektedir (bkz. §§ 15-17, 19). Ancak söz konusu raporlarda başvurucunun bir kolunu kullanamamasına bağlı olarak bazı günlük işlerde yetersiz kalacağının da kabul edildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun anılan bedensel engeli nedeniyle kural olarak tutuklanamayacağı yönünde genel bir sorumluluğun ise kamu makamlarına yüklenemeyeceği açıktır (bkz. §§ 28, 30, 53, 55). Şu hâlde Anayasa Mahkemesince incelenmesi gereken konu, Ceza İnfaz Kurumu koşullarının ilgili kamu otoritesince başvurucunun bedensel engelini gözetir şekilde uyumlaştırılması faaliyetinde bulunup bulunmadığı ve bunu ne ölçüde gerçekleştirebildiği ile sınırlı olmalıdır.

57. Başvurucunun bedensel engeline bağlı olarak ileri sürdüğü somut şikâyetlerinin yemeğini yeme, kıyafetini giyme ve çıkarma, tuvalet ve banyo ihtiyacını giderme gibi günlük işlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun tek eliyle yapamadığını dile getirdiği şikâyetin ise sağ koltuk altı temizliği ile sağ el tırnaklarını kesememesi olduğu söylenebilir. Başvurucunun yakınmalarına ilişkin olarak Ceza İnfaz Kurumunca, başvurucunun tek kişilik oda, hasta koğuşu ya da rehabilitasyon imkânı bulunan ceza infaz kurumuna sevk gibi çeşitli önerilerde bulunulduğu, ancak başvurucunun bu teklifleri reddettiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 18, 21, 22). Bu durumda özel bir ceza infaz kurumuna ya da koğuşa gitmek istemediğini, çoklu koğuşta kalmak istediğini beyan eden başvurucunun bedensel engeli gözönüne alınarak yapılacak uyumlaştırma ve iyileştirmenin koğuşta verilecek destekten ibaret kalacağı açıktır. Buna göre Ceza İnfaz Kurumu idaresince başvurucuya koltuk altı temizliği ihtiyacı için berber vasıtası ile yardımcı olunabileceği bildirilmiş ancak başvurucu mahremiyet gerekçesiyle bu teklifi kabul etmemiştir. Başvurucunun sağ el tırnaklarını kesemediği şikâyetine ilişkin olarak ise kendisine kâğıt törpünün verildiği görülmektedir (bkz. §§ 20, 47). Diğer günlük ihtiyaçlarını karşılamada ise koğuş arkadaşlarının yardımcı olduğunu belirten başvurucunun Ceza İnfaz Kurumundan farklı bir talebi olmadığı görülmüştür. Dahası başvurucu bedensel engeli kapsamında tutma koşullarının yetersizliğiyle ilgili olarak infaz hâkimliği nezdinde yaptığı bir şikâyet ya da itirazdan da bahsetmemiştir. Bu durumda başvurucunun özel durumunun gözetilmediği ve bedensel engeli nedeniyle ihtiyaç duyduğu yardım konusunda koğuş arkadaşlarının insafına terk edildiği söylenemeyecektir.

58. Başvurucunun kaldığı koğuşa ilişkin olarak Ceza İnfaz Kurumu tarafından sunulan bilgiler dikkate alındığında kişi başına düşen alanın kötü muamele yasağı için aranan standardın üzerinde olduğu, uzun süre havalandırma imkânının sağlandığı, sağlık imkânlarına erişimin olduğu, berber, çamaşırhane gibi hizmetlerin sunulduğu ve başvurucunun yakınlarıyla görüşebildiği anlaşılmıştır (bkz. § 20). Bu durumda başvurucunun Ceza İnfaz Kurumu koşullarının yetersizliği konusunda ileri sürdüğü iddiaların soyut düzeyde kaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucu, bazı sağlık problemlerinden bahsederek kötü muameleye maruz kaldığı iddiasını (bkz. § 22) Ceza İnfaz Kurumunda gerekli tedavi ve kontrollerin yapılamadığı olgusuna dayandırmadan soyut olarak dillendirmiştir.

59. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu; yapılan yargılamada toplanan delillerin değerlendirilmesi hususunda hakkaniyetli davranılmadığını, yeterli gerekçe içeren şekilde kararlar verilmediğini, hakkındaki özel soruşturma usulü uygulanması kuralının atlandığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

61. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

62. Adil yargılanma hakkı kapsamında dile getirilen ihlal iddialarının bireysel başvuruya konu olabilmesi için yargılamanın hakkaniyetinin zedelenecek olması ve bu ihlallerin yargılama sürecinin ileriki aşamalarında telafi edilemeyecek nitelik taşıması gerekir. Belirtilen koşulların oluşmaması hâlinde ikincillik ilkesi gereği, adli süreç sonunda verilecek nihai karardan sonra bireysel başvuruda bulunulmalıdır (Afitap Salman [GK], B. No: 2013/2105, 11/11/2015, § 22).

63. Somut olayda başvurucunun hak ihlali olarak ileri sürdüğü hususların yargılamanın bütünü içinde her zaman telafi edilebilecek nitelikte ihlal iddialarından ibaret olduğu ve başvurucu hakkındaki yargılamanın -istinaf- kanun yolu aşamasında olup henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır (bkz. § 24).

64. Açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın mükerrer başvuru olması nedeniyle REDDİNE,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 9/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(A.A., B. No: 2016/24235, 9/6/2020, § …)
   
Başvuru Adı A.A.
Başvuru No 2016/24235
Başvuru Tarihi 10/11/2016
Karar Tarihi 9/6/2020
Birleşen Başvurular 2016/22185, 2017/5580, 2017/5837, 2017/14760, 2017/27894, 2017/35586, 2017/36347, 2018/461, 2018/5258, 2018/24217, 2019/672, 2019/18333

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, hayatı yalnız idame ettiremeyecek fiziksel bir engele rağmen ceza infaz kurumunda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, hakkaniyete uygun yargılama yapılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Tutma koşulları nedeniyle kötü muamele (ceza infaz kurumu) Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) Başvurunun Reddi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun 2
6
16
80
81
116
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi