TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
KUMKAPI SURP HARUTYUN ERMENİ KİLİSESİ VE MEKTEBİ VAKFI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/2519)
Karar Tarihi: 25/9/2019
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
Recep KÖMÜRCÜ
M.Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
Özgür DUMAN
Başvurucu
Kumkapı Surp Harutyun Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
Vekili
Av. Sebu ASLANGİL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir gayrimüslim cemaat vakfına ait taşınmazların iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; açılan davada verilen yargı kararlarında yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; ilgili kanun hükümlerinin hatalı uygulanması nedeniyle de mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 3/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2015/2520, 2015/2521, 2015/2522 ve 2015/2523 numaralı başvuru dosyalarının konu ve kişi yönünden irtibat nedeniyle 2015/2519 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 3. maddesinde tanımı yapılan gayrimüslim cemaat vakıflarındandır.
8. Başvurucu 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamında dokuz adet taşınmazın iade edilmesi için Vakıflar İstanbul 11. Bölge Müdürlüğünden talepte bulunmuştur.
9. Vakıflar Meclisi 28/12/2009 tarihinde bu talebi kısmen kabul etmiştir. Bu kararla talebe konu bir taşınmazın başvurucu vakıf adına tescili uygun görülmüş, altı taşınmaz yönünden tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin iki ay içerisinde tamamlanması istenilmiş, iki taşınmaz yönünden ise anılan Kanun maddesinin kapsamında olmadığı gerekçesiyle talep reddedilmiştir.
10. Karar başvurucuya tebliğ edilmiş, Vakıflar Meclisi 20/4/2010 tarihinde başvurucuya verilen iki aylık süreyi 16/7/2010 tarihine kadar uzatmıştır. Başvurucunun yeniden yaptığı başvuruyu da Vakıflar Meclisi bu defa 28/12/2010 tarihinde reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, Vakıf tarafından sunulan belgelerin 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi çerçevesinde taşınmazların Vakıf adına tesciline dayanak teşkil edecek nitelikte olmadığı belirtilmiştir. Söz konusu taşınmazlardan İstanbul'un Kadıköy İlçesine bağlı Osmaniye Mahallesi'nde bulunan 985 ada 74 parsel sayılı taşınmazın 1/14 payının bir şirket adına tescilli olduğu, Fatih İlçesine bağlı Mahmutpaşa Mahallesi ile Kumkapı ilçesine bağlı Çadırcı Ahmet Çelebi ve Kürkçübaşı Bayram mahallelerinde bulunan dört taşınmazın ise tapusunun veya tapu bilgilerinin bulunmadığı açıklanmıştır.
11. Başvurucu, İstanbul'un Fatih İlçesine bağlı Kumkapı Kürkçübaşı Bayram, Kumkapı Çadırcı Ahmet Çelebi ve Mahmutpaşa mahalleleri ile Kadıköy İlçesine bağlı Osmaniye Mahallesi'nde bulunan beş adet taşınmaz yönünden ayrı ayrı Vakıflar Meclisinin 28/12/2009 tarihli kararının iptali istemiyle İstanbul 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) 2/8/2010 tarihinde davalar açmıştır.
12. Mahkeme 31/10/2011 tarihinde davaları reddetmiştir. Kararların gerekçelerinde özetle;
i. Cemaat vakıflarının dinî, hayrî, sosyal, kültürel, eğitim ve sıhhî amaçları gerçekleştirebilmeleri amacıyla taşınmaz edinmelerine izin verildiği belirtilmiştir. Ancak bir taşınmazın cemaat vakfı adına tescil edilebilmesi için 1936 beyannamelerinde kayıtlı olup kendi hak ve tasarruflarında bulunması veya daha sonradan satın alma veya bağışla iktisap edilip mal edinememe gerekçesiyle adına tescilli olmamasının gerektiği açıklanmıştır. Başka bir tüzel veya gerçek kişi adına kayıtlı olup vakfın hak ve tasarrufunda olmayan taşınmazların ise vakıf adına tescil edilemeyeceği ifade edilmiştir.
ii. Olayda ise Vakıf adına tescili talep edilen taşınmazların 1936 beyannamelerinde kayıtlı olup vakfın hak ve tasarrufunda bulunduğu ya da 1936 yılından sonra iktisap edilip Maliye Hazinesi veya Genel Müdürlük adlarına tapuda kayıtlı olduğu yolunda bir bilginin ve belgenin olmadığı vurgulanmıştır. Buna göre uyuşmazlığa konu taşınmazların tescili için 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği ifade edilmiştir.
iii. Tapuda diğer kamu veya özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişiler adına kayıtlı taşınmazların davacı vakıf adına tescil edilmesi talebinin ise ancak adli yargıda açılacak tapu iptali ve tescil davasında irdelenebileceği belirtilmiştir. Bu gibi taşınmazların davalı idarece, başvurucu vakıf adına idari yoldan tescil edilmesi yönünde karar verilmesine ise olanak bulunmadığı açıklanmıştır.
iv. Sonuç olarak dava konusu taşınmazların 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle tescil talebinin reddine yönelik işlemlerin hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
13. Başvurucu tarafından temyiz edilen kararlar Danıştay Onuncu Dairesince 27/10/2015 tarihinde onanmıştır.
14. Onama kararları 5/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. 3/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
16. Başvurucunun karar düzeltme talepleri ise daha sonra 28/4/2016 tarihinde reddedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili hukuk için bkz. Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı, B. No: 2015/17576, 1/2/2017, §§ 12-24, 47-48.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 25/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu uyuşmazlığa konu taşınmazların 1936 yılında verilmiş vakıf malları listesinde yer aldığı hâlde Vakfa iade edilmediğinden yakınmıştır. Başvurucu 1936 yılında beyan edilmekle birlikte çeşitli sebeplerle adına tapuda tescil edilmeyen taşınmazların tescili için Vakıflar Bölge Müdürlüğüne müracaat ettiklerini, ancak yapılan başvuru hakkında Vakıflar Meclisince talepten vazgeçmiş sayılmasına karar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu hukuken geçerli olan belgelerin davalı idarenin elinde olmasına rağmen talebin eksik belge nedeniyle kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ifade ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
20. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir.
22. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
23. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi için öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39).
24. Somut olayda başvurucu Vakıf söz konusu taşınmazların 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamında idari yoldan adına tapuya tescil edilmesi istemiyle Vakıflar Bölge Müdürlüğüne başvuruda bulunmuştur. Bu talebi değerlendiren Vakıflar Meclisi bir taşınmazın iadesine karar vermiş, ancak altı taşınmaz yönünden tescile dayanak teşkil edebilecek belgelerin tamamlanması için süre vermiş ve iki taşınmaz yönünden talebi reddetmiştir. Vakıflar Meclisi tarafından bu süre uzatılmasına rağmen söz konusu belgelerin başvurucu tarafından tamamlanamadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu bu karara karşı iptal davaları açmış, yapılan yargılamalar neticesinde derece mahkemeleri, tescili talep edilen taşınmazların Vakfın hak ve tasarrufunda bulunduğu veya 1936 yılından sonra iktisap edilip Hazine veya Vakıflar idaresi adına kayıtlı olduğu yönünde bilgi veya belge bulunmadığını belirterek anılan maddede öngörülen koşullar gerçekleşmediği için davaları reddetmiştir.
25. 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesinde;
i. 1936 Beyannamelerinde kayıtlı olup hâlen tasarruflarında bulunan nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı olan,
ii. 1936 Beyannamesinden sonra cemaat vakıfları tarafından satın alınmış veya cemaat vakıflarına vasiyet edildiği veya bağışlandığı hâlde mal edinememe gerekçesiyle hâlen Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü ya da vasiyet edenler yahut bağışlayanlar adına tapuda kayıtlı olan
taşınmazların talepte bulunan cemaat vakıfları adına idari yoldan tesciline imkân tanınmıştır (Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı, § 52).
26. Olayda ise Vakıflar Meclisinin ve İdare Mahkemesinin tespitlerine göre uyuşmazlık konusu taşınmazların nam-ı müstear veya nam-ı mevhumlar adına tapuda kayıtlı ya da Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, cemaat vakfına vasiyet edenler, bağışlayanlar adına kayıtlı olduğu yönünde bir bilgi veya belgeye ulaşılamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim başvuru formları ve eklerinde de bu taşınmazların anıla madde kapsamında iadesi gereken söz konusu taşınmazlardan olduğunu gösterir herhangi bir bilgi veya belgeye yer verilmemiştir.
27. Diğer taraftan tapuda üçüncü kişi adına kayıtlı olan bir taşınmazın bu kişi adına olan tapu kaydının 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesi kapsamında idari yoldan iptal edilerek başvurucu adına tapuya tescil edilebilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak taşınmazın 1936 Beyannamesi'yle bildirilen taşınmazlardan olduğunun kanıtlanması koşuluna bağlı olarak genel hükümler çerçevesinde adli yargı yerinde kayıt maliki üçüncü kişi aleyhine tapu iptali ve tescil davası açılabileceği gibi 5737 sayılı Kanun'un geçici 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre taşınmazın rayiç bedeli üzerinden zararın tazmini imkanı da bulunmaktadır (Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı, § 52).
28. Dolayısıyla üçüncü kişi adına tapuda kayıtlı taşınmazların 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesine göre idari yoldan başvurucu adına tescili mümkün olmadığından somut olay bakımından başvurucu tarafından tercih edilen bu yolun etkin bir giderim sağlamaya elverişli olmadığı açıktır. Nitekim idare tarafından verilen süre içerisinde başvurucu söz konusu taşınmazların idari yoldan tescili mümkün taşınmazlardan olduğunu ortaya koyamadığı gibi gerek derece mahkemeleri önünde gerekse de bireysel başvuru kapsamında buna yönelik herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Başvurucu esas itibarıyla bu taşınmazların anılan madde kapsamında olup olmadığını ispat etmek yerine bu hususun idare tarafından ilgili belgelere ulaşılmak suretiyle tespit edilebileceğini öne sürmüştür. Ancak yapılan yargılama sonucunda idare tarafından sunulan bilgi ve belgeler dikkate alınarak başvurucunun tescil talebine konu taşınmazların anılan kanun hükmü kapsamında olmadığı belirtilmiş ve bu kapsam dışındaki diğer kişiler adlarına kayıtlı taşınmazlara yönelik olarak adli yargı yerlerinde tapu iptali ve tescil davası açılabileceği açıklanmıştır.
29. Bu durumda başvurucunun 1936 Beyannamesi ile bildirdiğini ileri sürdüğü taşınmazların anılan Kanun ile idari yoldan tescil edilmesinin mümkün olmadığı yönündeki kamu makamlarının tespitleri karşısında ancak kayıt maliki üçüncü kişiler aleyhine tapu iptali ve tescil davası açılabileceği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi daha önce ilgili Yargıtay içtihadına atıfla söz konusu şikâyet yönünden bu yolun etkin, başarı şansı sunan ve ulaşılabilir bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Boyacıköy Panayia Evangelistra Kilisesi ve Mektebi Vakfı, §§ 47-48). Başvurucu ise bu yola başvurmadığı gibi söz konusu yolun etkin olmadığını da ortaya koyamamıştır. Öte yandan 5737 sayılı Kanun'un geçici 11. maddesiyle taşınmazın rayiç bedeli üzerinden tazminat ödenebilmesi olanağının getirildiği de görülmektedir.
30. Başvurucunun bazı taşınmazlara yönelik talepleri ise tapu bilgileri verilmediği için Kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Gerçekten de 5737 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesiyle belirli bir süre dâhilinde müracaat koşulunun getirildiği, başvurucuların müracaat için öngörülen belgeleri ibraz etmemesi üzerine Vakıflar Meclisince ek süre de verildiği, ancak başvurucuların kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getirmedikleri anlaşılmaktadır. Söz konusu belgelere erişiminin engellendiği veya sınırlandırıldığı yönünde herhangi bir şikâyeti de bulunmayan başvurucular bu yükümlülükleri niçin yerine getirmediklerini de başvuru formlarında açıklamamışlardır.
31. Etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yoluna başvurulmaksızın yapılan bireysel başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir. Sonuç olarak ihlale neden olduğu ileri sürülen söz konusu iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, açtığı iptal davalarında verilen kararlarda yeterli gerekçe olmadığını belirterek adil yargılanma hakkı bağlamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
35. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76). Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
36. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda tarafların, davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmaları tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararda, değerlendirme konusu hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu dikkate alındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkı Bağlamında Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, gayrimüslim cemaat vakfına ait taşınmazların iadesi için çıkarılan kanunların yanlış, eksik ve olumsuz bir yorumla uygulanması suretiyle ayrımcılık yapıldığından yakınarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
39. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3), 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı, bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).
40.Somut olayda başvurucunun uyuşmazlığa konu taşınmazların iadesi talebi bu taşınmazların idari yoldan tescilinin mümkün olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun bu taşınmazlar yönünden adli yargı yerinde tapu iptali ve tescili davası açması veya tazminat talep etmesi yönünden herhangi bir engelin bulunmadığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olay bağlamında kamu makamlarının ayrımcılığa yol açacak biçimde farklı bir muamelede bulunduğu başvurucu tarafından ortaya konulamamıştır. Bu durumda başvurucu ihlal iddiasına ilişkin delillerini sunma, temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Bu nedenle, başvurucunun söz konusu iddiasının temellendirilmemiş şikâyet kapsamında kabul edilmesi gerekmektedir.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 25/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.