TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
KARAR
|
|
SERKAN KILIÇ BAŞVURUSU
|
(Başvuru Numarası: 2016/2771)
|
|
Karar Tarihi: 20/10/2020
|
R.G. Tarih ve Sayı: 24/11/2020-31314
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
KARAR
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
Üyeler
|
:
|
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
Hicabi DURSUN
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
|
Selahaddin MENTEŞ
|
Raportör
|
:
|
Tuğba TUNA IŞIK
|
Başvurucu
|
:
|
Serkan KILIÇ
|
Vekili
|
:
|
Av. Cavit ÇALIŞ
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, bedensel zararın tazmini talebiyle açılan
davada davanın sonucuna etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle
gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru 12/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan
ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddiası yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurunun
diğer iddialar yönünden kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul
edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE
OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, subay olarak görev yapmaktayken 15/4/2011
tarihinde lav silahı ile atış yaptığı sırada silahın patlaması sonucunda
yaralanmış ve işitme kaybı yaşamıştır.
9. Başvurucu 40.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminat
talebiyle 8/1/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinde
(Daire) Millî Savunma Bakanlığına (İdare) karşı tam yargı davası açmıştır.
10. Daire tarafından başvurucunun meslekte kazanma gücü
kayıp oranının tespiti için Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana
Bilim Dalından rapor alınmasına karar verilmiştir. 14/8/2014 tarihli raporda
başvurucunun çalışma ve meslekte kazanma gücünden kayıp oranının %4 olduğu
belirtilmiştir.
11. Daire, başvurucunun uğradığı maddi zararın
hesaplanması için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.
12. 12/1/2015 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun
toplam maddi zararının 38.447 TL olduğu belirtilmiş; 29.702 TL toplam ödemenin
düşülmesi sonucunda bakiye olan 8.745 TL'ye Kurulca öngörülen %85 bünyesel
zayıflığın uygulanması sonucunda 1.312 TL maddi zarar hesaplanmıştır.
13. Daire 29/4/2015 tarihli kararıyla 1.312 TL maddi,
1.000 TL manevi tazminata hükmetmiş ve fazlaya ilişkin istemin reddine karar
vermiştir. Daire ayrıca başvurucu aleyhine maddi tazminat yönünden 4.511,68 TL,
manevi tazminat yönünden 1.000 TL olmak üzere toplam 5.511,68 TL vekâlet
ücretine hükmetmiştir. Karar gerekçesinde, bilirkişi raporu doğrultusunda ve
başvurucunun ağır bünyesel rahatsızlığı gözönüne alınarak uygulama yapıldığı
vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucunun olay nedeniyle duyduğu acıyı azaltmak amacıyla
olayın gerçekleşme şekli, tarihi, uğranılan zararın derecesi ve başvurucunun
ağır bünyesel rahatsızlığı da dikkate alınarak manevi tazminata hükmedildiği
belirtilmiştir. Kararda, Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri
Emeklilik Daire Başkanlığının 24/4/2014 tarihli yazısına yer verilmiştir.
Anılan yazıda; başvurucunun mahkeme kararı ile görevine resen son verildiğinin,
toplam hizmetinin 25 yılın altında olması nedeniyle kendisine aylık
bağlanamadığının, 7 yıl 2 ay 23 gün fiilî hizmetine karşılık 20.662,12 TL
toptan ödeme ile 9.039,68 TL toptan ödeme ikramiyesi tahakkuk ettirildiğinin ve
söz konusu bedelin emanet hesabına alınarak başvurucunun hizmetinin tasfiye
edildiğinin ifade edildiği belirtilmiştir.
14. Dairenin kararı üzerine taraflar karar düzeltme
isteminde bulunmuştur. Başvurucu karar düzeltme dilekçesinde; Sosyal Güvenlik
Kurumu (SGK) tarafından ödenmiş olan 29.702 TL'nin kendisinin SGK'ya ödediği
primler olduğunu ve söz konusu bedelin 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar
Kanunu'nun 55. maddesi gereğince maddi tazminat miktarından indirim konusu
yapılamayacağını çünkü sigorta priminin ifa amacını taşıyan bir ödeme
olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; dava tarihinde ıslah imkânının olmaması
sebebiyle dava konusu miktarın yüksek tutulduğunu, reddedilen kısım için aleyhe
hükmedilen vekâlet ücretinin yüksek olduğunu belirtmiştir.
15. Karar düzeltme talepleri Dairenin 6/1/2016 tarihli
kararıyla reddedilmiştir.
16. Nihai karar başvurucuya 25/1/2016 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
17. Başvurucu 12/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
18. Başvurucu 9/8/2016 tarihinde ek beyan dilekçesi
vermiştir. Başvurucu, heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatından
faydalanmayan iki kurmay subay üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısı
itibarıyla Dairenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını, kararda adı
geçen bir kısım hâkimin Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet
Yapılanması (PDY) ile bağlantıları nedeniyle haklarında soruşturma açıldığını
ileri sürmüştür.
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. İlgili
Mevzuat
19. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi şöyledir:
"Destekten yoksun kalma zararları
ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine
göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri
ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde
gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar
esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari
eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut
bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı
zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."
B. İlgili Yargı Kararları
1. Yargıtay İçtihadı
20. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun (YİBGK)
6/3/1978 tarihli ve E.1978/1, K.1978/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Gerçekten, haksız eylem sonucu ölen
kişi, yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar
para kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz
konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada
ödemelidir. Esasen 129. madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı
hükmünü getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava
açmış olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasında
nasıl bölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla tazminat ödemekle yükümlü olan
kişi bu maddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez."
21. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/1/2008 tarihli ve
E.2007/10817, K.2008/85 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Somut olayda; destek, vatani görevini
jandarma asteğmen olarak yaparken vefat etmiş olup ölmeden önce yedek subay
maaşı almaktadır. Emekli Sandığı tarafından davacıya bağlanan aylık desteğinin
hayatta iken maaşından Emekli Sandığı tarafından kesilen miktarların
karşılığıdır. O halde Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıklar 5434 sayılı
Emekli Sandığı Kanunu gereğince rücuya tabi olmayıp destekten yoksun kalma
tazminatının hesabında gözetilmemesi gerekir..."
2. Danıştay
İçtihadı
22. Danıştay Onuncu Dairesinin 8/10/2015 tarihli ve
E.2012/4747, K.2015/4139 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dava; polis memuru olarak görev
yapan davacılar murisi Ö.D.'nin 10.08.2010 tarihinde meydana gelen olayda
hayatını kaybetmesi sonucunda uğranıldığı ileri sürülen 500.000,00 TL maddi
(destekten yoksun kalma tazminatı) ve 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam
600.000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
...
Prim ödemek suretiyle kapsamında
bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan
aylıklar ve yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay
nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim
karşılığında ilgililere bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif
ve pasif dönemde hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar
olarak kabul edilip indirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife
malullüğü aylığının içinde adi malullük aylığının da bulunduğu gözetilerek
aktif ve pasif dönemde adi malullük aylığının yarar olarak kabul edilip
hesaplamaya dâhil edilmesine olanak bulunmamaktadır.
...
Esasen, aktarılan yöndeki hesaplama,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine de uygun bulunmaktadır. Zira,
ilgililere ödedikleri prim karşılığı bağlanacak adi malullük aylıkları, 'rücu
edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri' kapsamında yer almakta iken; 3713 sayılı
Yasanın yukarıda alıntısı yapılan hükmünden de anlaşılacağı üzere, adi malullük
aylığını aşan vazife maluliyetine ilişkin tutarlar, sosyal güvenlik kuruluşunca
Hazineden tahsil edilmekle, 'rücu edilen sosyal güvenlik ödemeleri'ni
oluşturmaktadır. Yine, nakdi tazminat ödemeleri, ilgilinin olay nedeniyle
uğradığı zararı, Yasada öngörülen sınırlar çerçevesinde kısmen dahi olsa
karşılamayı amaçladığından, 'ifa amacını taşıyan ödemeler' kapsamında yer
almakta; buna karşılık, sosyal yardım sandıklarından yapılan ödemeler ise, 'ifa
amacını taşımayan ödemeler' niteliğinde bulunmaktadır. Böylelikle, vazife
malullüğü aylığının adi malullük aylığını aşan tutarı ile nakdi tazminat yarar
olarak kabul edilirken, adi malullük aylığı ile sosyal yardımlar yarar hesabına
dâhil edilmemektedir.
...
Buna göre, özetlenen bilirkişi raporu,
yukarıda aktarılan nitelikte ve mahkeme kararına dayanak alınacak mahiyette
görülmemektedir. Bu itibarla, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişi
incelemesinde, öncelikle, aktif ve pasif dönem zararları hesabında kullanılacak
verilerin (davacının emsali polis memurunun alacağı görev ve emekli
aylıklarının, vazife malullüğü ve adi malullük aylıklarının, emekli ikramiyesi
ile tütün ikramiyesinin peşin sermaye değerlerinin) yeniden düzenlenecek rapor
tarihi itibariyla değerlerinin ilgili idarelerden sorulması; alınacak cevap
üzerine, yukarıda 3 madde hâlinde aktarılan ilkeler çerçevesinde bilirkişi
incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Daha açık bir
anlatımla, düzenlenecek yeni raporda, özellikle,
...
2. Davacıya bağlanan vazife malullüğü
aylığı peşin sermaye değeri ile adi malullük aylığı peşin sermaye değeri
arasındaki farkın, tütün ikramiyesi peşin sermaye değerinin (Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanlığından sorularak) aktif ve pasif dönem zararlarından
düşülmesi,... gerekmektedir."
23. Danıştay Onuncu Dairesinin 1/2/2018 tarihli ve
E.2014/4462, K.2018/306 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Prim ödemek suretiyle kapsamında
bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan
aylıklar ve yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay
nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim
karşılığında ilgililere bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif
ve pasif dönemde hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar
olarak kabul edilip indirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife
malüllüğü aylığının içinde adi malüllük aylığının da bulunduğu gözetilerek
aktif ve pasif dönemde adi malüllük aylığının yarar olarak kabul edilip
hesaplamaya dahil edilmesine olanak bulunmamaktadır.
..."
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
24. Mahkemenin 20/10/2020 tarihinde yapmış olduğu
toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Gerekçeli
Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları
25. Başvurucu; SGK tarafından yapılan bir ödemenin
tazminat hesabında indirim nedeni olabilmesi için zarar verene rücu edilebilen
veya ifa amacını taşıyan bir ödeme olması gerektiğini, kendisine yapılan
ödemenin ise prim karşılığı yapılan bir ödeme olduğunu iddia etmektedir.
Dairenin yorumunun bu yönüyle bariz takdir hatası içerdiğini öne süren
başvurucu, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine aykırı
olduğundan şikâyet etmektedir. Başvurucu ayrıca elde etme yönünde meşru
beklenti içine girdiği ekonomik bir değerden yoksun bırakıldığını, bünyesel
zayıflığı sebebiyle yapılan %85 oranındaki indiriminin keyfî olduğunu, konu ile
ilgili uzman raporu alınmadan karar verildiğini belirtmektedir. Başvurucu;
farklı yargı kolları arasındaki söz konusu içtihat farklılığından dolayı
tazminat talebinin kısmen reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin
zedelendiğini, hak arama hürriyetinin, mahkemeye erişiminin ve etkili başvuru
hakkının engellendiğini, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
2. Değerlendirme
26. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve
savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,
§ 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli
karar hakkı bakımından incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas
Yönünden
i. Genel
İlkeler
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) metni ile
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil
yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen
Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da
unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme
yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı
ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan
gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve
haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve
diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,
herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar
hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine
"adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin düzenlemenin
gerekçesinde, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence
altına alındığı hususuna atıfta bulunularak adil yargılanma hakkının madde
metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim AİHM'in birçok kararında,
gerekçeli karar hakkının Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki
hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında yer aldığı belirtilmiştir.
Dolayısıyla gerekçeli karar hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil
yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir (Abdullah
Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
31. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da
"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek
mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın
bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının
değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).
32. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde
yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme
sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip
incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına
verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de
gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800,
18/6/2014, §§ 31, 34).
33. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri
sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıt
verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine
sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değillerse de (Yasemin Ekşi,
B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) gerekçeli karardan davanın esas sorunlarının
incelenmiş olduğu anlaşılmalıdır.
34. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması
gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık
ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili
olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması
hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe
ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
35. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili
olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt
vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların
cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve
diğerleri, § 39).
36. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan
mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya
da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus; temyiz
merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,
derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu
göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).
ii. İlkelerin
Olaya Uygulanması
37. Başvurucu, kararda maddi tazminat hesabında indirim
konusu yapılan bedelin sigorta primleri olduğunu oysa sigorta primlerinin
tazminat miktarından indirim konusu yapılamayacağını ileri sürmüştür.
38. Daire kararında yer alan Emeklilik Hizmetleri Genel
Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı yazısında belirtilen
20.662,12 TL toptan ödeme ile 9.039,68 TL toptan ödeme tazminatının toplamının
29.701,8 TL olduğu tespit edilmiştir. Daire, tazminat hesabında bilirkişi
raporunun esas alındığını belirtmiş; anılan raporda hesaplanan toplam maddi
zarardan 29.702 TL toptan ödeme miktarının düşüldüğü görülmüştür.
39. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinde bedensel zarara
ilişkin tazminat hesabında kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik
ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin zarar ve tazminattan
indirilemeyeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla bedenî zarar gören kişiye yapılan
bir ödemenin sorumlu aleyhine açılacak tazminat davasında indirim konusu
yapılıp yapılamayacağının tespitinde zarar görene yapılan ödemenin ifa amacı
taşıyıp taşımadığı hususu belirleyici bir niteliğe sahiptir. Başvurucuya SGK
tarafından ödenen 29.702 TL, başvurucunun ödediği sigorta primlerinin
karşılığında yapılan bir ödemedir. Başvurucu bu ödemenin ifa amacı taşımadığını
ileri sürmektedir. Nitekim Yargıtay ve Danıştayın bedensel zarara ilişkin maddi
tazminat hesabı ile ilgili içtihatlarında (bkz. §§20-23) prim ödemek
suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sistemi tarafından ilgililere
bağlanan aylıkların ve yapılan ödemelerin maddi tazminat tutarından indirim
konusu yapılamayacağı belirtilmiştir.
40. Bu durumda başvurucunun SGK tarafından yapılan toptan
ödemenin ifa amacı taşımadığı ve dolayısıyla maddi tazminatın hesaplanmasında
indirim konusu yapılamayacağı yolundaki iddiası temelsiz olmayıp uyuşmazlığın
sonucunu etkileyebilecek niteliktedir. Bu nedenle başvurucunun iddiasının Daire
tarafından ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekmekte iken söz
konusu iddianın karşılanmadığı görülmektedir.
41. Bununla birlikte başvurucunun maddi tazminata
uygulanan %85 oranındaki bünyesel zayıflık indirimine ilişkin herhangi bir
rapor alınmadığına ve dosya kapsamında buna ilişkin bir uzman raporu
bulunmadığına yönelik iddialarının Daire kararında karşılanmadığı tespit
edilmiştir.
42. Buna göre başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt
verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların Daire
kararında değerlendirilmediği, dava koşullarında bu taleple ilgili olarak hangi
gerekçelerle ret kararı verildiğinin makul ve kabul edilebilir ölçüde ortaya
konulmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sebeple yargılama süreci bir bütün olarak
değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine
karar verilmesi gerekir.
B. Mahkemeye
Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları
44. Başvurucu; davanın kısmen reddedilmesi sonucunda
tazminat miktarına göre toplam 5.511,68 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini oysa
davayı açtığı 8/1/2013 tarihinde askerî idari yargıda henüz ıslah müessesesi
bulunmadığından olası hak kayıplarının önüne geçmek için tazminat miktarının
yaklaşık bir değer üzerinden belirlendiğini, aleyhe yüklenen vekâlet ücretinin
hükmedilen tazminatın iki buçuk katı olduğunu, bu durumun adil yargılanma
hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun
iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı
bakımından incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
46. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği
sonucuna ulaşılmış ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden
yargılama yapılmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda yeniden yargılama kararı
ile birlikte Daire kararı ortadan kalkmış olacaktır.
47. Bu nedenle hükmedilen vekâlet ücretinin yüksek olması
sebebiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden bu aşamada
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
C. Diğer Hak
İhlallerine İlişkin İddialar
1. Başvurucunun
İddiaları
48. Başvurucu, takdir edilen manevi tazminat miktarının
çok düşük olduğunu ve Dairenin keyfî bir şekilde karar verdiğini iddia
etmiştir.
49. Başvurucu 9/8/2016 tarihinde ek beyan dilekçesinde,
heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatından faydalanmayan iki kurmay subay
üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısı itibarıyla Dairenin bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme olmadığını, kararda adı geçen bir kısım hâkimin FETÖ/PDY
ile bağlantıları nedeniyle haklarında soruşturma açıldığını ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
50. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
kişilerin davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakları
güvence altına alınmıştır. Hakkaniyete uygun bir yargılama için yargılama makamları,
taraflarca ileri sürülen iddiaları ve gösterilen delilleri gereği gibi
incelemek zorundadır (Mehmet Çelikkıran, B. No: 2013/9648, 20/1/2016, §
28).
51. Bu çerçevede mevcut yargılamada geçerli olan delil
sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını
denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Anayasa Mahkemesinin
görevi, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığını
değerlendirmektir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik
Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213,
4/12/2013, § 27).
52. Başvurucunun açtığı davada Dairenin olay nedeniyle
duyulan acıyı azaltmak amacıyla, olayın gerçekleşme şekli, tarihi, uğranılan
zararın derecesi ve ağır bünyesel rahatsızlığın dikkate alınması suretiyle
manevi tazminata hükmettiği görülmüştür.
53. Dolayısıyla söz konusu şikâyete ilişkin inceleme
sonucu yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında Daire tarafından yapılan
değerlendirmenin başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik bir
ihlal oluşturmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
54. Başvurucunun bireysel başvuru tarihi olan 12/2/2016
tarihinden çok sonra 9/8/2016 tarihinde ek beyan dilekçesiyle yapmış olduğu
şikâyetlerin 12/2/2016 tarihli başvuru formunda belirttiği şikâyetlerini
destekleyecek ve geliştirecek beyan veya hukuki argümantasyon niteliğinde değil
yeni bir şikâyet kapsamında olduğu tespit edildiğinden bireysel başvuru süresi
içinde ileri sürülmeyen bu şikâyetlerin değerlendirilmesi uygun görülmemiştir.
55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı
Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
56. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin
ilgili kısmı şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,
başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal
kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme
kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden
yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama
yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata
hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.
Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal
kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse
dosya üzerinden karar verir.”
57. Başvurucu yeniden yargılama yapılmasına, maddi ve
manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
58. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.
No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl
ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi
diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin
sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi
ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül
Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
59. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal
edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle
getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için
ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,
ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan
kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların
giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması
gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
60. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya
mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı
Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın
bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,
usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan
kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya
özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi
tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde
usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili
mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir
takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine
ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden
ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet
Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
61. İncelenen başvuruda, gerekçeli karar hakkının ihlal
edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından
kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
62. Bu durumda gerekçeli karar hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki
yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü
düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına
göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda
yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini
ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere
uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin
yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar
verilmesi gerekmektedir.
63. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat
talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve
3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin
başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,
3. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak
üzere -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b)
alt bendi gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar AYİM
İkinci Dairesinin 29/4/2015 tarihli ve E.2013/552, K.2015/719 sayılı kararına
ait dava dosyası ile ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde
yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten
ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 20/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.