|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
|
|
ANAYASA MAHKEMESİ
|
|
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
ATİLLA TAŞ BAŞVURUSU
|
|
(Başvuru Numarası: 2016/30220)
|
|
|
|
Karar Tarihi: 29/5/2019
|
|
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM
|
|
|
|
KARAR
|
|
|
|
Başkan
|
:
|
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
|
Üyeler
|
:
|
Burhan ÜSTÜN
|
|
|
|
Hicabi DURSUN
|
|
|
|
Kadir ÖZKAYA
|
|
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
|
|
Raportör Yrd.
|
:
|
Yusuf Enes KAYA
|
|
Başvurucu
|
:
|
Atilla TAŞ
|
|
Vekili
|
:
|
Av. Ali Deniz CEYLAN
|
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,
tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması
nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; gazetecilik faaliyeti ve
ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle
ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvurular 26/10/2016, 29/11/2016 ve 23/5/2017
tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden
yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2016/54368,
2017/24546 numaralı bireysel başvuru dosyalarının 2016/30220 numaralı bireysel
başvuru dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin 2016/30220 numaralı dosya
üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda
bulunmuştur.
III. OLAY VE
OLGULAR
8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve
belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu ses sanatçısı olup aynı zamanda Meydan
gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır.
10. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke
genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve
yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında
Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak
isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz
ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
11. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki; eğitim,
sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmalarına
yönelik soruşturmalar yapılmış ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama
tedbirleri uygulanmıştır.
12. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
başvurucuyla birlikte otuz beş kişi hakkında FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla
bağlantılı olarak soruşturma başlatılmıştır.
13. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 29/8/2016 tarihli
kararı ile başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak
"soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2)
numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun müdafiinin dosya içeriğini incelemesinin
ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir.
14. Başvurucu 8/9/2016 tarihinde bu kısıtlama kararına
itiraz etmiştir. Bu karara yapılan itiraz İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin
20/9/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu bu kararı 26/9/2016
tarihinde elden tebliğ almıştır.
15. Başvurucu kısıtlama kararı ile ilgili olarak
26/10/2016 tarihinde 2016/54368 sayılı bireysel başvuruyu yapmıştır.
16. Bu soruşturma kapsamında başvurucu ve diğer otuz dört
kişi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 30/8/2016 tarihinde gözaltı
kararı verilmiştir. Gözaltı kararını basından öğrenen ve tatil için şehir
dışında olan başvurucu, Twitter hesabından İstanbul'a dönerek ifade vereceğine
dair açıklama yapmış; 31/8/2016 tarihinde ise dönüş yolunda olduğuna ilişkin
bir video yayınlamıştır. Bu açıklamanın hemen sonrasında 31/8/2016 tarihinde
Bursa'da gözaltına alınmıştır. Başvurucu gözaltına alındıktan sonra hakkında
soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne sevk
edilmiştir.
17. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü tarafından 1/9/2016
tarihinde başvurucunun ifadesi alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında
başvurucuya, köşe yazıları ve sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle
FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasında faaliyet gösterdiği yönünde şüpheler olduğu
söylenmiş ve bunlara ilişkin savunması sorulmuştur.
18. Başvurucuya yöneltilen soruların temel dayanağını
oluşturan ve kolluk görevlilerince düzenlenmiş olan "Açık Kaynak Kodlu
Tespit Raporu" isimli belgede başvurucuya isnat edilen suçlamalara
ilişkin olgular özetle şöyle ifade edilmiştir:
i. 2013 yılı Haziran ayından sonra başvurucunun Twitter
hesabından yaptığı paylaşımlar ile kamuoyunda güçlü bir etkiye sahip olduğu
belirtilmiştir. FETÖ/PDY'nin Twitter'ı kamuoyu oluşturmak amacıyla kullandığı,
başvurucunun da örgüt mensupları tarafından sistemli bir şekilde gündem
olmasının sağlandığı ileri sürülmüştür.
ii. Bu kapsamda başvurucunun darbeye zemin hazırladığı
düşünülen bazı sosyal medya paylaşımlarına atıf yapılmıştır. Bu atıflar;
- 14/2/2011 tarihinde "Darbe zamanlarında bile
daha fazla demokrasi vardı sanki",
- 15/2/2011 tarihinde "Mısır'da ordu geldi göreve
bi tane tutuklama var mı orası burdan daha özgür bi de örnek olacakmışlar pehh
peh",
- 15/2/2011 tarihinde "O kadar isterdimki bir
darbe olsun",
- 28/2/2011 tarihinde "Ordu göreve",
- 9/2/2015 tarihinde "Erdoğan bir gün, o ya da bu
şekilde gidecek. Tabi ki ardında kutuplaşmış, parçalanmış itibarsızlaşmış,
ekonomisi çökmüş bir ülke bırakarak",
- 20/2/2015 tarihinde "Erdoğan 28 Şubat sunumunu
izlerken gözyaşlarını tutamamış. Gün gelip onun devrini sunduklarında, göz
yaşlarını tutamayacak milyonlar var!",
- 4/3/2015 tarihinde "Erdoğan birgün sustuğunda
sen nereye gideceksin acaba? Mikser Yiğit" şeklindedir.
iii. Başvurucunun sosyal medya hesabındaki bazı
paylaşımlarıyla Türkiye'nin DAEŞ'e destek verdiği algısını oluşturduğu ileri
sürülmüştür. Bu kapsamda;
- Bir siyasetçinin "Hep merak ederim; tüm büyük
ülkeler DAEŞ'karşı mücadele ettiklerini söylüyorsa, bu terör örgütü silahları
kimden alıyor acaba? Bilen söylesin." şeklindeki paylaşımına "Bi
zahmet onu da siz söyleyiverin hoca, biz söyleyince cezaevine atıyosunuz!"
şeklindeki cevabı,
- "İŞİD birini kaçırırsa kimse korkmasın! MİT hemen
alır gelir, nede olsa yabancı sayılmazlar birbirlerine." şeklindeki paylaşımlara atıf yapılmıştır.
iv. Başvurucunun yaptığı paylaşımlarla Cumhurbaşkanı,
Başbakan ve Hükûmet aleyhine kamuoyu oluşturduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda;
- 3/9/2013 tarihinde "@Fgulencom seversiniz
sevmessiniz ama Fethullah hocanın cami ve Cemevi projesini gönülden
destekliyorum. İyi niyetli ve gerekli bir proje" ,
- 12/9/2013 tarihinde "12 Eylül'den bugüne ne
değişti ? Eskiden asker vardı, şimdi polis var, Devlet babamız döver de, sever
de",
- 21/12/2013 tarihinde "Türkiye'yi duble yollarla
kapladılar ama, hala en büyük sorunumuz yolsuzluk, yetmiyor demek",
- 25/12/2013 tarihinde "Hükümet yolsuzlukların
üstüne gideceğiz deyip, savcıları engellemek için her şeyi yapıyor. kaç yıldır
şarkıcıyım, böyle fasıl görmedim.",
- 6/1/2014
tarihinde "Bu Karadayı'daki Savcı'ya özel yetki vericen, yolsuzluk
soruşturması aynı gün kapanır. ilgilere duyurulur!",
- 10/1/2014 tarihinde "Devletinize yardımcı olun,
çevrenizde yolsuzluk, hırsızlık ve bilumum suçlarla uğraşan polisler varsa,
onları hükümete ihbar edin !",
- 6/2/2014 tarihinde "Bal tutanın parmağını
yaladığı, herkesin yolunu duble duble bulduğu bir ortamda, yolsuzluk'tan söz
edemeyiz, bu olsa olsa 'Yolluluk' olur!",
- 1/6/2014 tarihinde "Ak parti seçim sonuçlarına
yine itiraz etmiş, kazanana kadar devam!",
- 3/7/2014 tarihinde "YSK 11 Temmuz'a kadar
RTE'den mal dökümü istemiş. hayır anlamadığım, sıfırlanmadan önceki mi? sonraki
mi?",
- 15/7/2014 tarihinde "Erdoğan Ekmel Hoca'nın
1000 tl lik seçim bağışını geri çevirmiş Ee 10 milyon Dolar'i reddeden adam,
böyle küçükparaları kabul eder mi hiç?",
- 15/7/2014 tarihinde "Milli irade deyince aklıma
geldi de, Esad yeniden seçildi. Erdoğan Esad'a diktatör diyordu ya, şimdi ne
diyecek? Demek ki sandık yetmiyormuş,",
- 18/7/2014 tarihinde "Erdoğan kendini öylesine
abarttı ki, destekçileri onu gerçekleri Dünya Lideri sandı! Gelinen noktada,
eskiden varolan etki ve güç de yokoldu!",
- 18/7/2014 tarihinde "Erdoğan Dünya lideriymiş,
e bende Dünya starıyım o zaman, hadi bakalım nasıl olacak?",
- 24/7/2014 tarihinde "Yahudi kongresi Erdoğan'a
verilen, Yahudi cesaret ödülünü geri istemiş, Vermicem vermicem! benim değil
mi? Vermicem!",
- 25/7/2014 tarihinde "TRT açılım= Tayyip Radyo
Televizyon Kurumu",
- 25/9/2014 tarihinde "Erdoğan her ağzını
açtığında şimdi ne yalan söylecek bakalım? diye dinliyorum. Artık onu da
yapamıyorum. Görmek bile zul geliyor.",
-2/11/2014 tarihinde "Sigara içmeye bile anında
ceza yazılmasını isteyenlerin, tarihin en büyük yolsuzluk iddiasına karşı
takipsizlik verdirmeleri de yarı güzel." ,
- 3/11/2014 tarihinde "Yarın sokakta şöyle
gezsek, darbe girişiminden tutuklanırız yeminle!",
- 4/11/2014 tarihinde "Halkımıza duyrulur! Sonra
vay ben duymadım işitmedim demeyeceksiniz! Padişahımız sultan Recep han
geliyoor!" ,
- 11/11/2014 tarihinde "Devletin tüm imkanları
kullanılarak yapılan yolsuzluğun üstüne örtme operasyonları, yolsuzluk var!
Diye bağırıyor adeta." ,
- 11/11/2014 tarihinde "Ak saray'ın aylık
elektrik parası 700 bin tl'ymiş. Reza için bir kol saati parası, o
ödesin.",
- 14/11/2014 tarihinde "@ortasayfa'daki yeni
yazım, Erdoğan'ı sevmemek için sadece 10 sebep! ortasayla
net/erdoğani-sevme",
- 18/11/2014 tarihinde "-Alo savcı! Canım dava
çekti elinizde nelere var? - Yolsuzluk! -onu geç!",
- 12/12/2014 tarihinde "Yanlışın var. Türkiye'de
moda, yalakalık yap Erdoğan'a hayatın kurtulsun. Yapan sanatçılara bakarsan
görürsün.",
- 25/12/2014 tarihinde "İnsanların sana hırsız
demesine istemiyorsan, kendini o pozisyona sokmayacaksın. Girersen de, beni
yargılayın! diye bağıracaksın! Saygılarımla!",
-14/1/2015 tarihinde "Yolsuzluk ihbarında
bulunanlara ödül mü? E hırsız var diyen hapse gidiyor nerdeyse, kim cesaret
edecek böyle ödüle?",
- 16/1/2015 tarihinde "Yeni ve ilk pop protest
şarkım 'HIRSIZ VAR' çok yakında tam da buradan yayında!",
- 16/1/2015 tarihinde "Türkiye'nin ilk pop
protest şarkısı 'HIRSIZ' birazdan, burda olacak, Yasaklanmadan dinleyin derim,
başka yerde yok!:))",
- 7/2/2015tarihinde "Neden Samanyolu'na demeç
vermişim? Ulan kanal mı kaldı? Hepsi tayyip tv!",
- 5/2/2015 tarihinde "Bunların iç güvenlik yasası
dediği ülkeyi değil, sadece kendilerini korumaya yönelik. Torba torba yasalarla
darbe yaptılar, uyu Türkiyem uyu!",
- 25/2/2015 tarihinde "RTE'nin baskılarından
bunalan Ali Babacan istifa etmiş ama Davutoğlu tarafından vazgeçirilmiş Onlar
bile bıktı artık",
- 23/3/2015 tarihinde "Ben asıl yarın sabah havuz
gazetelerini merak ediyorum! Onlar kimi gömerlerse, bilin ki RTE diğerinin
tarafındadır! :))",
- 23/3/2015 tarihinde "Bir sabah kalkıcaz, tv de
radyolarda mehter marşı, saltanat ilan edilmiş, Yedikule zindanlarında tiz
kellemiz vurla! Sultan 1.Recep haan!" ,
- 23/3/2015 tarihinde "Ulan arkadaş ülkeye bak
be! Ülkede yolsuzluk var ama 8 Haziran'daki seçimden önce öğrenemiyoruz! AKP'yi
seçerek açıkliicaklar!"
- 20/5/2015tarihinde "Terör bitecekse, bir daha
hiç dokunulmazlık olmasın ama amaç, Erdoğan'a ve tek adamlığa yol açmak, bun
görmek için müneccim olmaya gerek yok!"
- 20/8/2015 tarihinde "Ben zaten Tayyip beyi hep
sevmişimdir. Yanlış anlaşıldı bence, o aslında çok demokrat biri :)",
- 21/9/2015 tarihinde "Hakkında soruşturma
açılanlar kervanına bugün ben de katıldım. Birgün böyle bir şeyle gurur
duyacağım aklıma gelmezdi. :)" ,
- 4/4/2016 tarihinde "Yarın Tayyip ağayla
mahkememiz var. Dua edinde Tayyiban bir hakim'e çatmayalım.:)" ,
- 20/5/2016 tarihinde "Beter olalım, iyice dibe
vuralım. Evlerimizden alsınlar bizi, sorgu sualsiz işkence edip cezaevlerine
tıksınlar. Faşizm'e doyalım, düzelir belki",
- 24/5/2016 tarihinde "Kutlu olsun bugün 17
Aralık! Neşe doluyor tüm hırsız kalabalık! Ayakkabı kutuları parayla dolsun!
Polis gelirse, Reza’nın önüne yatarık!",
- 26/5/2016 tarihinde "Abilerim ablalalarım kupa
kaybeden, suçüstü yakalanan, başarısız olan, bahane mi lazım, paralelmatik tam
size göre, iki tane alana bi bedava!" ,
-27/5/2016tarihinde "Ramazan yaklaştı, eğer
gerçekten inanıp haramdan korkuyorsanız, bunların kurduğu iftar sofralarında
bile uzak durun, yetim hakkıyla doludur!",
- 27/5/2016 tarihinde (İstanbul'un Fethi Kutlamaları ile
ilgili Sayın Cumhurbaşkanı'nın fotoğrafının da bulunduğu afişi de ekleyerek) "Gören
de İstanbul'u o fethetti zanneder! :( :(" ,
- 27/5/2016 tarihinde "L.K (Meydan Gazetesi Genel
Yayın Yönetmeni) Tanıdığım en ahlaklı, beyefendi, dürüst, kibar ve insan evladı
adamlardandır, dostturcandır, Nokta," ,
-28/5/2016 tarihinde "Gezi parkı damarlarımıza
basılıp kızdığımızda ne kadar güzelleşebildiğimiz! Bize göstermişti!" şeklindeki
paylaşımlara yer verilmiştir.
v. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin basın kuruluşu olduğu iddia
edilen Meydan gazetesindeki (27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile
Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname (KHK) ile kapatılmıştır.) yazıları ile FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda
kamuoyu oluşturduğu, FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturmalar ile alakalı olarak da
kamuoyunda algı oluşturduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucunun
aşağıdaki yazılarına değinilmiştir (Bu yazıların soruşturma makamlarınca ilgili
görülen kısımlarına yer verilmiştir.):
- 27/5/2015
tarihli "Yolun Sonu Görünüyor" başlıklı yazı
"LAMBAYA PÜF DE! Seçim süreci malum
çok sıkıcı ve insanlarımız bunaldılar. Bir nebze olsun neşelenin diye
şarkıcılık günlerime geri dönüp, sizlere küçük ve eğlenceli bir sürpriz yaptım.
Barış Manço ’nun yıllar önce söylediği bir şarkıyı okuyup, bir de evde kendi
imkânlarını ve çok akıllı telefonumla bir klip hazırladım. Eğer biraz gidip
oynamak sıkıcı gündemden uzaklaşmak isterseniz, YouTube'a girip, ‘LAMBAYA PÜF
DE, KORMA TİTRE' yazarsanız izleyebilirsiniz. Umarım eğlenirsiniz."
-1/7/2015 tarihli"Millet Seni Başkan
Yaptırmadı" başlıklı yazı
"... son umudun savaş kaldı ama
unutma, kendi evladını askere göndermeye kıyamayanların, başkalarının
evlatlarının ölüm fermanın hem de hiç yoktan sebeplerle imzalamaya da hakları
yoktur. ......! Umarım bunlar son oyunlarınız ve son gayretlerinizdir. Ha çok
da savaş istiyorsanız, yanınıza oğlunuzu, damadınızı, makarnalarınızı, jöleli
fedailerinizi, kefenlilerinizi, 4 bakanınızı, hayırsever Reza'nızı ve
biatçılarınızı da alır gidersiniz!"
- 20/7/2015 tarihli "Hayırsever Reza
Eniştemiz" başlıklı yazı
"Gerçeklerin er geç ortaya çıkmak
gibi kötü bir huyları vardır. 17-25 Aralık soruşturması kapsamında gözaltına
alındıktan sonra serbest bırakılan R.Z.nin kuryesi A.K. Cumhuriyet gazetesine
yaptığı bomba açıklamalarla gündeme geldi. Karahan. 2012-2013 yıllan arasında
yurtdışına 200 ton altın çıkardık. ‘Bir yılda eski para ile 18 katrilyonluk
attını yurtdışma çıkardık. Bu 18 katrilyonun yüzde 4’ü siyasilere yüzde 4’ü ise
Zarraba kalıyordu. Ama işin asıl arkasında kimler var bilmiyoruz.' dedi.
Basında haklarında çıkan nerdeyse her habere yasak getirip, haberi yapanlara
dava açanlardan çıt bile çıkmadı. Birileri ağzını açtı, ağzını açmak isteyen
birçok kişi de sırada bekliyor. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir açıklama,
adalet mekanizmasını harekete geçirirdi, kıyametler kopardı ama kimseden çıt
yok!. Sadece bu bile insanın midesinin bulanmasına yeterken, hasıraltı yapılan
onca şeye bakılırsa hiçbir şey olacağı da yok gibi. İran'da hakkında binlerce
dosyalık dava açılan, vergi konusunda cimri, bahşiş konusunda bonkör R.Z.,
ülkemizde bakanlar tarafından ödül verilip, C.Başkanı tarafından hayırsever
olarak nitelendirilen birisi üstelik de en ünlü sanatçılarımızdan biriyle evli,
yani kendisi eniştemiz de olur. Enişteyi koruyan koruyana da. peki bir gün
onları kim koruyacak Malumunuz bizde enişteler çok kıymetlidir ve sevilirler
ama yine de kimse bu yüzden eniştesinin önüne yatmaz. Ha bahşişi peşin
ödenenler hariç tabii ki. Onlar enişteyi değil ama bahşışi çok sev erler......
Bazı insanlar vardır dava adamıdırlar, bazılarıysa para adamı Bazı adamlar
vardır, bir sözleriyle vezir, bir sözleriyle rezil olurlar. Bazıları davalarını
satar zengin, meşhur hatta ihya olurlar. Bazı adamlar da vardır, davaları
uğruna her türlü hakaret ve eziyete katlanır, adam gibi adam diye anılırlar!
Her raman söylüyorum, cemaatti hükümetti bilmem, tanımam ben! Doğrular
konusunda ise asla mütevazı olmam, çünkü doğrucuyumdur! Son zamanlarda sevabı
ve günahıyla ama her türlü zulmün yapıldığı bir adam tamdan, adı E.D. Haksız
bir şekilde sürekli üzerine gelinip durulduğu halde, hâlâ terbiyesini bozmadan
gururla direnen bir adam ..."
- 31/7/2015 tarihli "Gasp Edilmiş İktidar?"
başlıklı yazı
"Farkında mısınız bilmiyorum ama şu
anda iktidarda olmaması gerekenler ülkeyi tek partiymiş gibi yönetmeye devam
ediyor, çok ciddi kararlar alıyor, atamalar yapıyor, ihale dağıtıyor, savaşa
hükmediyor ve kafalarına göre takılıyorlar..."
- 7/8/2015 tarihli "Böl ve Yönet"
başlıklı yazı
"Bir kesim, cemaate yönelik
baskılara, tutuklamalara, basın özgürlüğü ihlallerine 'Aman bırakın oh olmuş,
iyi olmuş, beter olsunlar' diyor! Bilmiyorlar ki baskıya yüz veriyorlar.
Nasılsa başıma gelmedi, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyorlar! Bilmezler
ki o yılan onlara da uğrayacak bir gün! ..."
- 19/8/2015 tarihli "Sahiden İnandınız mı?" başlıklı
yazı
"...Yandaşların önüne yatıp,
gençleri bir bir ölüme atacaklarına, o ölümler üzerinden de oy hesabı ve prim
yapacaklarına cidden inandım! Şimdi, ne yaparlarsa yapsınlar, bu gün gelip bu
millete hesap vereceklerine de işte öyle inanıyorum! Geçen günkü şehit
cenazesinde gördüğüm bir fotoğraf beynime ve yüreğime adeta kazındı! Bir eli
Türk Bayrağına sarılı bir şehit tabutunun üzerinde, önünde çökmüş ağlayan bu
şehit babası, üzgün konuklar, askerler ve diğer elinde mikrofon, her zamanki
mağrur ve kendinden emin tavırlarıyla konuşan Tayyip Erdoğan, ....... Öfkemi,
üzüntümü, içime atıyorum. Ve şu cümle dökülüveriyor dilimden. 'HİÇ AÇILIŞIMIZ
KALMADI, AMA CENAZEMİZ VAR!' Buyrun konuşabilirsiniz sayın Cumhurbaşkanı!"
- 21/8/2015 tarihli "Terörist Bunlar"
başlıklı yazı
"... Bu tv patronu terörle ilgili
dizi oynattı, al işte terörist bu! Bak şu gazete MIT TIR'larını haber yaptı. Ne
kadar da vatan haini ve terörist bu gazete! Şu medya kurumunu gördünüz mü?
Terör haberi yaparak teröre destek veriyor, çünkü terörist bunlar! Bakın şu
kadınlar basılan gazete ya da okulların önünde oturmuş cevşen okuyorlar, kesin
beddua da ediyorlardır bize, alayı terörist bunların! Aha bak Cemaat dedi! Hem
paralel hem de terörist bu! Artık ne kadar kolay terörist veya vatan haini ilan
edilmek. Lügatlerimizden birçok kelimeyi çıkarmak gerek ... Yıllar önce bir
vesileyle Boydak ailesini tamına fırsatı bulmuştum. Kayseri'de ve Türkiye'de
sevilip sayılan, binlerce insana ıstihdam sağlayan, hayır işleriyle de bilinen
gayet mütevazı bir ailedir. Koza İpek ailesi de öyle. M.B.yi gözaltına aldıklarında
gerçekten çok şaşırdım. Ülkesini seven, işinde gücünde, inançlı, gerçekten
düzgün, başarılı bir işadamı kendisi, iyi bir insan.
Yine o iyi insanlardan H.K, aylardır
sudan bir sebeple cezaevinde yatıyor. Akın İpek bir sürü mesnetsiz iddiayla suçlanıyor.
Onlara ve ailelerine çok geçmiş olsun, iyi insanlara yapılan bu zulümler de
lütfen artık bir son bulsun!"
- 2/9/2015 tarihli"Özgür Basını
Susturamayacaksınız!" başlıklı yazı
"Bugün gazetesi ve İpek Grubu'na
yapılan baskınları kınayarak başlıyorum söze. Lafı uzatmayacağım. İstiyor ki
herkes sussun! İstiyor ki muhalifler olmasın! İstiyor ki babasının çiftliği
gibi yönetsin ülkeyi! Ama bak ne diyeceğim, o işler öyle olmuyor işte! Sen
bastırdıkça bağırası geliyor insanların! Sen vurdukça sesleri daha gür çıkıyor!
Ve ne olursa olsun, canımıza da kastedilse susmayacağız!"
- 30/10/2015 tarihli"Tutuklandık, Vurulduk!"
başlıklı yazı
"1 Kasım sonrası bunlar daha iyi
günlerimiz diyerek, önümüzde daha kara günlerin olduğunu ifade etmiştim. Günler
birer birer kararmaya devam ederken, her geçen gün faşizan uygulamalar ve
baskılar daha da artarak sürüyor. MİT tırları haberi yüzünden adeta hukuk ve
adalet katledilerek C.D. ve E.G. yeni bir dalgayla tutuklanırken, üzerinden iki
gün geçmeden Diyarbakır Baro Başkam Tahir Elçi’mn vurulması ve iki polisimizin
de şehit edilmesi bunun en çarpıcı örneği oldu. ... Geçen gün Can Dündar ve
Erdem Gül'e destek için Cumhuriyet gazetesine gittiğimde konuştuğum bir çok
insan, artık ülkeden, demokrasiden ve özgürlüklerden umudunu kesmiş durumdalar.
Bu yazdığımı bir yere not etsin bilileri; '%49.5 oy belki sizi tek başına
iktidar yapar ama eğer herkesi kucaklayamaz ve bu despotlukta devam ederseniz,
top ve tüfekle bile yönetemezsiniz bu ülkeyi!' Bu arada insanlar artık mevzunun
cemaat ya da paralel olmadığını geç de olsa anlamaya başlamış durumdalar, bunun
bir hedef saptırma olduğunu biliyorlar artık, bunun genel bir nabız yoklama,
birşahsi intikam meselesi olduğu sır değil artık..."
- 30/10/2015 tarihli "Diktatör Olsam..."
başlıklı yazı
"... Suçları ne kadar büyükse,
artık neden bu kadar korkuyorlarsa, ülkenin yanması bile umurlarında değil!
Gözleri kin ve nefretten kararmış, zaten suratlan çok kötü görünüyor ekranda,
kalpleri gibi kapkara! Başaramayacaklar! Göstere göstere faşizme bizler de
göstere göstere direneceğiz! Türkiye esaret ve baskı altında yaşayabilecek
insanlardan oluşmuyor, hatırlatayım dedim! Destek için gittiğim Bugün TV'de
macera filmlerindeki ne benzer olaylar yaşadım. Değerli dostum E. A.yı’ aradım
o anda reji odasından program yapıyorlardı. Beni alması için birini gönderdi,
arkadaşı polis görmüş ve kapının önünde girmemize engel oluyordu! Giremezsiniz
dedi sertçe, o zaman beni tutuklaması gerektiğini söyledim, biraz itekleştik
ama tutuklamadı, yalnız içerden beni almaya çıkan arkadaş artık içeri
giremiyordu. Tam o an da da ekranlar karartıldı zaten, işte size Türkiye'den
bir ileri demokrasi manzarası, kanunsuzca kanallara bir sürü şirkete el
koyuluyor hem de seçim öncesi ve bunlar kim bilir hangi iktidar yalakalarına
peşkeş çekilecek! İnsanların binbir emek ve zorlukla kurdukları işler kim bilir
hangi iktidar yalakasına ve havuz bekçilerine verilecek! Kul hakkı mı dediniz?
Evet dik alasını yiyorlar!"
- 20/11/2015tarihli "Basın Özgürmüş, Peh!.."
başlıklı yazı
"Basın özgürmüş peh! Gazeteciler
saldırıya uğrarken, muhalif basın susturulurken, bir bir iftirayla üzerlerine
gidilirken, Tivibu'dan sonra şimdi de, dijital platformlarda yasaklara
yenilerini eklemek için, savcılık tarafından Süper Online'na ait Turkcell TV
plus: Samanyolu Haber, Samanyolu TV, Bugün TV ve Kanaltürk"iin yayından
kaldırılması istenmiş. Samimi söylüyorüm diktatörlükleri ya da faşist
yönetimleri de geçtik..."
- 20/11/2015 tarihli "Kayyum Cumhuriyeti"
başlıklı yazı
"Bizi şaşırtmamaya devam ediyorlar.
Şimdi de Kaynak Holding"e kayyum atadılar. kayyum deyip de geçmeyin. 105
bin TL maaş alıyorlar. Çok cazip iş bu zamanlarda. Demokratik hukuk devleti
olması gereken bir ülkede insanların malını canım korumakla yükümlü hükümetimiz,
istediği yere istediği gibi hukuksuzca çökebilen bir umacıya döndü, Konuşuyor,
anlatıyor, bağırıyoruz ama milleti öyle sindirip yordular ki. cılız da olsa ses
ve tepki duyamıyoruz artık! Böyle nereye kadar. nasıl gider bilmiyorum ama
adalet tecelli ettiğinde Türkiye çok büyük tazminatlara maruz kalacak
gibi..."
- 15/2/2016 tarihli "Sıfır Sorundan, Binbir
Soruna!" başlıklı yazı
"...MELEK ANNE VE ŞEYTANLAR Cemaate
vapılan operasyonlar sonucunda adeta günah keçisi ilan edilerek haksızca
varlıklarına el koyulan kayyımlar atanan Akın Ipek'in annesi olarak tanıdım
kendisini. Herkesin "Melek Anne dediği yardımsever olduğu şüphe götürmez
şekilde anlatılan, çok mantıklı sözler eden, çevresindeki herkesin de dediği
gibi, zeki ve inançlı tam bir hanımefendi kendisi, adı gibi bir Melek. Bu
kadına paralel iddiaları üzerinden yapmadık zulüm bırakmadılar.En son doktor
dönüşü bu hasta hanımefendiyi kendi evine dahi sokmadılar Bir yanda bir Melek,
öte yanda onunla uğraşan şeytanlar gibilerdi adeta ..."
- 7/3/2016 tarihli "Bunun Adı Gasptır" başlıklı
yazı
"Cumhurbaşkanı Erdoğan yurtdışına
çıkarken yaptığı açıklamada, 'Ortalık karışabilir!' diyerek 'ZAMAN' ayarlı
bombayı ortaya bırakıp gitti. Çok sever böyle dikkat çekmeleri, iyi biliriz!
İster ki hep o belirlesin gündemi, hep onun dediği olsun, oldu da! 'Ne
istediniz de vermedik?' ten, 'Ne istedik de almadık?' a giden süreç işte böyle
başladı, istedikleri yapılmayınca. Her şeyden önce şunun adını net bir şekilde
koymalıyız, bu açıkça devlet eliyle gasptır! Daha önce İpek Medya’ya yapıldığı
gibi sudan bahanelerle işin başına kayyımlar getirilir. Sonra gazete, hükümet
bültenine çevrilir, ardından da batırılarak yok edilir! ..."
- 9/3/2016 tarihli"Kayyum Ülkesinin Sessiz
Sakinleri" başlıklı yazı
"Falanca şirkete kayyum atamışlar,
bir sürü insan işinden aşından olmuş. Ses etmeyin canım boş verin: bize bir şey
diyen mı var. Olan onlara oluyor! Hem için için de seviniyoruz işte, sevmezdik
zaten bunları biz paraleldi zaten hepsi, vatan hainiymişler, (havuzun) gazetede
okudum! Hem paralelden kurtuluyoruz. Her gün şehit haberleri geliyor, çok
üzülüyoruz ama ne yapalım, terör var. bak onlar sayesinde bizim çocuklarımız ve
bizler sağız zaten. Hem şehit olup en yüksek mertebeye ulaşıyor cennete
gidiyorlar. Askerlik ve polislik yan gelip yatma yeri değilmiş zaten, öyle dedi
reis bize! Falanca işadamlarını hapse tıkmışlar, aman bize ne kardeşim, biz
fakiriz ama onlar lüks içinde yaşıyorlarken iyiydi.... Gazetecileri cezaevine
atmışlar, e onlar da casusluk yapmışlar ama (havuzun) gazetede okudum, (havuz)
haberlerde izledim, kahvede söylediler!..... Adalet, hukuk yokmuş: yalan
kardeşim, varmış aslında. (havuzun) gazetede yazıyordu! ...... Gazete önünde,
gazetesine destek veren başörtülü kadınları dövmüşler, çoluk çocuk demeden
biber gazı atmış yerlerde sürüklemişler, ha bir de poliste gerçeği yokmuş gibi
plastik mermi sıkmışlar bunlara? ...
Sevgili okurlarım, bu yazdıklarım
sizlere hayal ürünü gibi gelebilir ama bugünkü kayyumlar ülkesi sakinlerinin
kafalarında küçük bir gezintiye çıkarmak istedim sizi. Hiçbirini uydurmadım ve
bu söylemlerin çoğunu yandaş ve trollerin yazdıklarından günlük konuşmalarından
bire bir aldım. Abartı değil, aşağı yukarı değil, kafadaki ses aynen budur.
Şimdi biraz olsun anlıyor musunuz, biz mahalle cayır cayır yanarken neden böyle
rahat, sessiz ve tepkisiziz?"
- 14/3/2016 tarihli "Hazret Diyorki"
başlıklı yazı
"Hazret diyor ki: 'Bunlar o
gazetenin (Zaman'ın) önüne getirdikleri başörtülü kadınları Güneydoğu'da da
PKK'lılarla sırt sırta getirdi. Ve yine diyor ki hazret: 'Ne dedik, inlerine
gireceğiz dedik ... Gelin vicdanlarımızı iki dakikalığına gözden geçirelim ve
düşünelim: Cemaati seversin, sevmezsin... Düşmansın, değilsin, belki de nefret
edersin, bu başka bir şey: ama göz göre göre zulmü alkışlamak çok başka bir
şey. Hatta bu kadarı gerçekten açık ara haksızlık! 'İnlerine gireceğiz dedik,
girdik!' demek, ne demektir? Açıkça diyor ki, (itiraf ediyor ki) 'Zaman'a
kayyum kararı hukuki değil, siyasidir, ben yaptırdım!' Ayrıca Zaman Gazetesi
önünde tartaklanan, dövülen kadınlar için söyledikleri de inanılmaz! 'Bu
kadınların, bu insanların PKK ile nasıl, ne işi olur, el insaf Düne kadar bu
insanlar sizin seçmeniniz, beraber iş yaptığınız, can ciğer olduğunuz, ne
isterlerse verdiğiniz, sizi gönülden destekleyen insanlar değil miydi? Ne ara
Pkk’lı oldular?' Bu sözler kendine çok güvenen birinden ziyade, kimseyi
takmamasından, kimseye hesap verecek olmamasından da kaynaklanıyor..."
- 18/3/2016
tarihli "Alışmayacağız, Alıştıramazsınız!" başlıklı yazı
"...Sîzler son derece sıkı
korunurken. bir yerden başka bu yere, hatta tuvalete dahi koruma ordusuyla
giderken, sokağa bile çıkmaya korkan insanları, teröre alıştıramazsınız!..
MİT'iniz, polisiniz işi gücü, istihbaratı bırakıp, bütün gücüyle ve vaktiyle
muhalif avlarken, okul ve gazete basarken, içi boş bahanelerle şirketlere
kayyumlar atarken, bu arada ülkenin başkentinde bomba dolu arabalar cirit
atarken hiç kimseyi terörle yaşamaya alıştıramazsınız!"
- 20/4/2016 tarihli "Demokrat Avrupa, Amerika ve
Canım Merkel Ablam!" başlıklı yazı
"...Gazetem diye söylemiyorum ama
Meydan Gazetesi de onca sıkıntıya onca baskıya rağmen grafiği sürekli
yükselişte olan bir gazete oldu. Başta genel yayın yönetmenimiz sevgili dost
L.K. olmak üzere, tüm ekip harika işler çıkarıyor. Hepsi takdiri hak ediyorlar
ama övgü ya da takdir için değil gerçekleri halka duyurmak için çalışıp
didiniyorlar, hepsine buradan bir selam çakıyorum"
- 27/5/2016 tarihli "Halk Çıldırınca"
başlıklı yazı
".....BASINI SUSTURUNCA Bir iddiaya
göre Ankara'da anayasal düzene karşı işlenen suçlar bürosu savcısı S.C.
Ulaştırma Bakanlığı'na bir talimat göndererek muhalif radyo televizyon ve
internet sitelerinin iletişimlerinin uydu üzerinden kapatılmasını istiyor.
Tabii bu yasadışı ve saçma sapan talimata herkes çok şaşırıyor. Nedense ben hiç
şaşırmadım. Gerekçesi de toplumda kutuplaşmaya yol açtıkları iddiası. Bak savcı
bey sana bir çift sözüm var. Birincisi sen git Kuzey Kore ya da İran'da
savcılık yap. Tam sana göre! İkincisi basını susturmana gerek yok. Çünkü
toplumda kutuplaşma ve ayrılık yaratan bir tane isim var. Onu da zaten
kapatamazsın. Kim olduğunu da gayet iyi biliyorsun, kim sana talimat verdiyse
ta kendisi!"
- 10/6/2016 tarihli "Ulan Hepiniz
Oradaydınız" başlıklı yazı
"Kimi paralel yaftası yiyip
cezaevine girmekten, kimi sürülmekten, soruşturmalardan, kimi de işsiz
kalmaktan korkan bir toplum, başındaki demir yumruğa teslim olmuş durumda. Sesi
çıkanın sesini anında keserler yoksa. Birkaç cesur yürek kaldı ortalıkta, onlar
da kelleyi koltuğun altına alıp haykırıyor gerçekleri. Ne kadar ya da nereye
kadar sürer bilinmez ama fizik kurallarına ve eşyanın tabiatına da aykırı tüm
bu yapılanlar ve olanlar. Adalet yeniden dönüp de hesap verme günü gelip
çattığındaysa çil yavrusu gibi dağılacak ve inkar edecekler yaptıklarını, tıpkı
Nazi'ler gibi 'Hiçbir şeyden haberimiz yoktu!' diyecekler ama biliyoruz kimin
ne yaptığını ve günü geldiğinde haykıracağız tüm gücümüzle. 'Ulan hepiniz
ordaydınız be!' diyerek hem de!"
- 15/6/2016 tarihli "Ölürsem Cenazeme Gelme
İstemem!" başlıklı yazı
"Ülkeye döner dönmez de kıt
imkanlarla yayın yapan CanErzincan TV ye sardılar... kapatmak için küçücük bir
TV den bile korkuyorlar, bütün basın ellerinde olduğu halde hem de. Hayadan
korku dolu, o yüzden bu kadar tahamülsüzce saldırıyorlar zaten. Onlara karşı
olan herkesi ve her şeyi yok etmek istiyorlar. Onca güçlerine, paraya ve
desteğe rağmen korku içinde yaşıyorlar..."
vi. Başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğunu açıklayan
basketbolcu E.K. ile fotoğraf çektirdiği, E.K.nin yayınladığı videoda
"Atilla abi bu maç senin için" şeklinde ifadelerin bulunduğu
ileri sürülmüştür.
19. Başvurucu anılan bu suçlamalara ilişkin olarak
kolluktaki ifadesinde;
i. FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasında yer alıp almadığına
ilişkin soruya karşılık: "Benim FETÖ/PDY örgütü ile ilgili herhangi bir
bağlantım yoktur. Söz konusu terör örgütünde kamuoyunda isimleri geçen
şahıslarla bir alakam yoktur. Yapılanma hakkında bilgi sahibi değilim."
ii. Medya organlarındaki ve sosyal medyadaki yazı ve
paylaşımlarına ilişkin soruya karşılık: "Ben hayatımı şarkıcılık
yaparak idame ettiririm. Son dört yıldır piyasa durumundan dolayı ben
şarkıcılık mesleğinden para kazanamadım. Maddi durumum kötüydü. Kiramı
ödeyemiyordum. Benim kullanmış olduğum twitter adresim oldukça popülerdir.
Sosyal ağda binlerce takipçim vardır. Güncel olaylara ilişkin paylaşımlarda
bulunuyorum. Bu paylaşımlarımın beğenilmesi üzerine yaklaşık bir yıl önce
Meydan gazetesinden beni telefonla arayarak haftada üç kez gazetelerinde yazı
yazmamı istediler. Ben de teklifi kabul ettim ve yaklaşık bir yıldır da kendi
irademle yazmış olduğum yazıları köşemde yazdım. Ben kesinlikle FETÖ/PDY terör
örgütünü destekler nitelikte hiçbir platformda paylaşımda bulunmadım. Fakat
benim geçmişte Ergenekon, KPSS gibi usulsüzlük olduğunu düşündüğüm davalar ile
ilgili paylaşımlar vardır. Hatta bir tanesi 'Ergenekon değil, engizisyondur'
şeklindedir.Ben sosyal demokrat bir insanım, dolayısı ile ben aynı hesapta
siyasi iktidara muhalif paylaşımlarım da olmuştur, bunları ifade özgürlüğü
kapsamında dile getirdim. Paylaşımlarımda devletya da hükümet yetkililerine
hakaret içeren söylemlerde bulunmadım. 15 Temmuz darbe girişimi akşamından
itibaren darbe karşıtı olduğumu gösteren paylaşımlar hala mevcuttur. Bu
tarihten önceki paylaşımlarımda da her türlü darbeye karşı olduğumu
belirtmiştim..."
iii. 15/2/2011 tarihli "O kadar isterdimki bir
darbe olsun"; 14/2/2011 tarihli "Darbe zamanlarında
bile daha fazla demokrasi vardı sanki"; 28/6/2011 tarihli "Ordu
Göreve" şeklindeki paylaşımlarına ilişkin olarak: "Bu
paylaşımlar Twitter hesabımın yeni açtığım zamanlarda yaklaşık 500 kadar
takipçim olduğu dönemlerde yapılmış paylaşımlardır. Bu paylaşımları attığımı
hatırlamıyorum. Söz konusu hesap bana ait fakat ne için paylaştığımı
hatırlamıyorum. Zaten 2011 yılında yapılmış paylaşımlardır. Şimdi kendim bile
bunları okurken ne kadar saçma olduğunu düşündüm. Ama saçma bile olsa ifade
vermiş olduğum soruşturma kapsamındaki isnatlar herhangi bir bağı yoktur."
iv. E.K. ile çektirdiği fotoğrafa ilişkin olarak "Yaklaşık
bir sene kadar önce E.K. benim köşe yazıları yazdığım Meydan gazetesine
ziyarete gelmiş, arkadaşlarıma Atilla Taş'ın twitterdan hayranıyım, kendisi ile
tanışma istiyorum demesi üzerine ben gazeteye gittim. Kendisi ile tanıştım.
Kendisi ile bu fotoğraf çekildi. Kendisi de bana bir forma hediye ederek jest
yaptı. Benim tanışmam ve görüşmem bundan ibarettir. O günden sonra kendisi ile
Twitter üzerinden yazışırım. Paylaşımlara yorum yapar, onun dışında sosyal
hiçbir bağım alakam yoktur. Ben ünlü bir insanım kendisi de ünlü bir insan,
benim bir çok kişiyle fotoğrafım vardır."
v. FETÖ/PDY terör örgütüne himmet ya da herhangi bir
yardım yapıp yapmadığını destekleyip desteklemediği ile ilişkili olarak "...kimseye
de herhangi bir para yardımında bulunmadım. Zaten maddi durumum kötü." şeklinde
beyanda bulunmuştur.
20. Başvurucu 2/9/2016 tarihinde İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığında hazır edilmiş ve burada Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi
alınmıştır. Başvurucunun avukatının da hazır bulunduğu ifade alma işlemi
sırasında -ifade tutanağına göre- başvurucu, kendisine isnat edilen suçlarını
anladığını belirtmiştir. İfadesinde, "...yazmış olduğum twitler ve
yazılar herhangi bir örgüte veya gruba faydalı olsun. Amaçta olan yazılar
değildir. Sadece zaman zaman vatandaşlardan mağduriyet olduğu konusunda
tarafıma bilgi geldiğinde bende bildiğim kadarıyla bu mağduriyetleri dile
getirmeye çalıştım. Benim çalıştığım dönemde Meydan Gazetesine gitmişliğim veya
yönetimle yüz yüze gelmişliğim. Yoktur veya 1-2 defadır. Yazılarımı İnternet
üzerinden yazıp gönderiliyorum. Her hangi bir örgütün amacı doğrultusunda
faaliyet göstermem mümkün değildir..." şeklinde beyanda bulunmuştur.
21. Başvurucu 2/9/2016 tarihinde tutuklanması talebiyle
İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında
kolluk tespiti, arama tutanakları ve açık kaynak araştırmaları dikkate
alındığında suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin
bulunduğu belirtmiştir.
22. Başvurucu sorgusunda "...Benim Twitter, İnsatagram ve
Facebook hesaplarım vardır, bu hesaplarda çeşitli paylaşımlarda bulundum. Benim
Twitter hesabımda 1 Milyon 600bin takipcim vardır. Sosyal medyada popüler olunca
beniMeydan Gazetesindene genel yayın yönetmeni L.K. arayarak köşe yazarlığı
teklifi etti, L.K. daha önce magazin müdürüydü, bende magazin dünyasında
bulunduğum için kendisini daha önceden tanıyordum, o da beni tanıyordu.uzun
zamadır işsiz olduğum için teklifinikabul ettim, haftada üç gün yazı yazdım.
Ben yazılarımı telefondan e-mail olarak gönderiyordum, gazeteye çalışma
süresinde bir kaç sefer dışında gitmedim. Gazetede odam dahi yoktu. Ben Levet
Kenez bana ilk iş teklifi ettiğinde Atatürçü, sosyal, demokrat bir insan
olduğumu, ifade etimştim, kendisi bana gazetenin magazin ağırlıklı bir gazete
olacağını, söylemişti. Bende bu sebeple kabul etmitim.FETÖ/PDY silahlı terör
örgütünün hedefi ve amacı doğrultusunda hal ve sıfatını bilerek herhangi bir
eylem de bulunmadım. Örgüt üyelerinin birbirleri ile irtibat kurdukları
belirtilen BYLOCK, EAGLE ve COCO programlarını telefonumda kullanmadım. Bank
Asya Finans Kuruluşunda herhangi bir hesabım yoktur. Bu Fetö silahlı terör
örgütünü evined yurdunda kalmadım, bu örgütne himmet, bağış adı altında
herhangi bir maddi yardımda bulunmadım. 15 Temmuz 2016 tarihinde evimdeydim,
darbe fiilini Twitter üzerinde öğrendim. İlk tepki veren insanlardın biriyim.
Süreci evimden takip ettim, ben bu örgütün silahli terör örgütü olduğu
kanaatine 15 Temmuz 2016 tarihden sonra sahip oldum, genel komuoyu ve
insanların büyük kısmıda ancak bu tarihten sonra bu örgütün silahlı terör
örgütü olduğu sonucuna vardılar. Eğer bu gazetede çalıştığım için suçlu isem,
benim devletim silahlı terör örgütünü gazete çıkarmasına neden izin vermiştir.
Ben böyle bir yapılanma içinde olduklarını bilseydim değil çalışma, selam dahi
vermezdim..." şeklinde açıklamada
bulunmuştur.
23. Başvurucu İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3/9/2016
tarihli kararıyla "örgüte bilerek isteyerek yardım etme" suçundan
tutuklanmıştır. Tutuklama gerekçesi şöyledir:
"... ATİLLA TAŞ'ın üzerlerine atılı
Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme suçundan şüphelilerin savunması ve
soruşturma evrakı kapsamına göre şüphelilere yüklenenÖrgüte Bilerek İsteyerek
Yardım Etme suçunun işlendiği hususunda kuvvetli suç şüphesininvarlığını
gösteren somut delillerin bulunması, suçun niteliği, delil durumu, delillerin
tamolarak toplanmamış olması ve suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst
sınırlarına göre tutuklama tedbirinin verilmesi beklenen ceza ile ölçülü
olması, bu aşamada adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı dikkate
alınarak, şüphelilerin üzerlerine atılı suçtan CMK'nun 100. ve devamı maddeleri
gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"
24. Başvurucu tutuklandıktan sonra bir televizyon
programındaki katılımcılar başvurucunun örgüt ile bağlantılarını kendilerine
anlattığını, hatta FETÖ/PDY'nin propaganda faaliyetlerinin yürütüldüğü sosyal
medya hesaplarının başında gelen fuatavni isimli hesabın
kullanıcısı/kullanıcıları ile doğrudan mesajlaştığını söylediğini beyan
etmişlerdir. Bunun üzerine 6/9/2016 tarihinde başvurucunun yeniden ifadesi
alınmıştır.
25. 6/9/2016 tarihli ifadesinde başvurucu "...Ayrıca
Beyaz TV'de yayınlanan ve N.D.nin konuk olduğu E.K.nin de canlı yayına
bağlandığı programda benim "fuatavni" ile doğrudan mesajlaşmalarımın
olduğu yönündeki beyanlar ve benim Meydan Gazetesinin FETÖ örgütünün gazetesi
olduğunu bilerek ve gelecekte buradan fayda sağlayacağımı düşünerek yazı
yazdığım yönündeki beyanları yalandır. Her ikisiyle de şahsi husumetim vardır.
Ben "fuatavni" ile doğrudan mesajlaşmadım. "fuatavni"
hesabı benim takipçim oldu ancak kim tarafından yönetildiği konusunda hiçbir
bilgim yoktur. Şahsi husumetim den dolayı canlı yayında bu tür söylemlerde
bulunduklarını düşünüyorum..." şeklinde beyanda bulunmuştur.
26. Başvurucu 7/9/2017 tarihinde tutuklama kararına
itiraz etmiştir. İtiraz, İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/9/2016 tarihli
kararıyla reddedilmiştir. İtirazın reddi kararının ilgili bölümü söyledir:
"...Şüphelilerin çalışma yaşamına
ilişkin geçmişleri, sosyal medya paylaşımları ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü
ile iltisakı bulunan kurum ve kuruluşlarla ilişkileri birlikte
değerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir delillerin
bulunduğu, atılı suç ve öngörülen ceza miktarına göre de tutuklama tedbirinin
orantılı olduğu anlaşıldığından itirazların ayrı ayrı reddine ... [karar verildi.]"
27. Başvurucu 28/10/2016 tarihinde tahliyesine karar
verilmesi istemiyle İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuştur. Hâkimlik,
31/10/2016 tarihinde başvurucunun tahliye talebini kabul etmeyerek tutukluluğun
devamına karar vermiştir.
28. Başvurucu 9/11/2016 tarihinde bu karara itiraz
etmiştir. İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 14/11/2016 tarihinde itirazı
reddetmiştir.
29. Başvurucu 29/11/2016 tarihinde 2016/30220 sayılı
bireysel başvuruyu yapmıştır.
30. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
hazırlanan 16/1/2017 tarihli iddianameyle başvurucu ve diğer sanıklar hakkında
silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması
istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
31. İddianamede başvurucuyla ilgili olarak -yukarıda da
yer verilen- Meydan gazetesinde yazdığı yazılara ve Twitter hesabından yaptığı
paylaşımlara atıf yapılmıştır. İddianamede başvurucunun örgütle mücadele
kapsamında kayyum atanan Bugün TV'ye giderek TV ekranlarında görünür şekilde
destek olması, sosyal medya hesabından FETÖ mensuplarını övücü ve örgütle
mücadele kapsamında yapılan soruşturmaları itibarsızlaştırıcı paylaşımları ve
örgütün genel tavrına uygun olarak Cumhurbaşkanı'na çeşitli ithamlarda
bulunması gibi tespitler dikkate alındığında, her ne kadar örgüte bilerek ve
isteyerek yardım etmek suçundan tutuklanmış ise de terör örgütü üyesi olduğu
belirtilmiştir. İddianamede son olarak Beyaz TV de yayınlanan bir programda
katılımcıların başvurucuyu kastederek örgüt ile bağlantılarını kendilerine
anlattıklarını, hatta 'fuatavni' isimli sosyal medya hesabının
kullanıcısı/kullanıcıları ile doğrudan mesajlaştığını söylediğini beyan
ettikleri şeklinde bir tespitte bulunulmuştur.
32. İddianame İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından
kabul edilmiş ve dava Mahkemenin E.2017/67 sayılı dosyası üzerinden yürütülmeye
başlanmıştır. Başvurucunun savunması 27/3/2017 tarihinde yapılan ilk duruşmada
alınmıştır. Başvurucu savunmasında özetle;
i. Hükûmeti eleştirmenin, başbakanı eleştirmenin terör
suçu olmaması gerektiğini, FETÖ/PDY ile ilişkilendirildiği tek delilin Meydan
gazetesinde bir yıllık zaman diliminde yazdığı yazılar olduğunu, ancak beş
yıllık dönemdeki paylaşımlarına bakıldığında muhalif olarak hep aynı çizgide
olduğunu ifade etmiştir.
ii. Bugün gazetesine kayyum atanmasını protesto etmesiyle
ile ilgili olarak o gün birçok milletvekilinin ve değişik kesimden insanın
orada bulunduğunu, bu eyleme basın özgürlüğü adına katıldığını, başka bir
gazete için de bunu yapacağını ileri sürmüştür.
iii. Meydan gazetesinde çalışmasına ilişkin olarak "Nerede
yazdığın değil ne yazdığın önemlidir." düsturuyla bu gazetede yazmaya
ikna olduğunu, o dönem muhalif olduğu için başka bir platformda yer
alamadığını, hatta bir televizyonda başlayacak olan programının engellendiğini,
bu çaresizlikle yazmayı kabul ettiğini, sonuçta bu gazetenin yasal bir gazete
olduğunu, terör örgütü gazetesiyse bu gazeteye neden izin verildiğini
belirtmiştir.
iv. 17-25 Aralık süreciyle ilgili tweetlerinin suç
oluşturmadığını, o dönemde birçok kişinin bu konuda açıklama yaptığını, o
dönemde Meydan gazetesinde de çalışmadığını savunmuştur.
v. Fuatavni ile görüştüğü iddiasının dedikodu
niteliğinde bir iftira olduğunu, bu iftirayı atan kişilerle husumeti olduğunu
dile getirmiştir.
vi. Örgüt üyelerinin, paylaşımlarını retweet ettikleri,
yurt içi ve yurt dışında Twitter'da gündem oluşturdukları iddiasına ilişkin
olarak 1 milyon 700 bin takipçisinin olduğunu, böyle bir platformda kendi
tweetlerini paylaşanları kontrol etmesinin mümkün olmadığını, kendi iradesi
dışında gelişen bir durumla suçlanmasının absürd olduğunu söylemiştir.
vii. 15/2/2011 tarihli "O kadar isterdimki bir
darbe olsun." şeklinde; 14/2/2011 tarihli "Darbe zamanlarında
bile daha fazla demokrasi vardı sanki" şeklinde; 15/2/2011 tarihli
"Mısır'da ordu geldi göreve bi tane tutuklama var mı orası burdan daha
özgür bi de örnek olacakmışlar pehh peh" şeklinde ve 28/2/2011 tarihli
"Ordu Göreve" şeklinde, 20/2/2015 tarihli "Erdoğan 28
Şubat sunumunu izlerken gözyaşlarını tutamamış. Gün gelip onun devrini
sunduklarında, göz yaşlarını tutamayacak milyonlar var!" şeklinde;
9/2/2015 tarihli "Erdoğan bir gün, o ya da bu şekilde gidecek. Tabi ki
ardında kutuplaşmış, parçalanmış itibarsızlaşmış, ekonomisi çökmüş bir ülke
bırakarak" şeklindeki tweetleriyle ilgili olarak bu tweetlerden
15/2/2011 tarihli olanının Mısır ile ilgili olduğunun çok açık olduğunu,
Cumhurbaşkanı ile ilgili tweetinde Cumhurbaşkanı'nın da bir gün öleceğini ima
ettiğini, bunun altında başka birşey aranmaması gerektiğini, 2011 yılındaki tweetlerinin
espri amacıyla atıldığını beş yıl önce atılan bu tweetlerin 15 Temmuz darbe
girişimiyle bir alâkasının olmadığını ifade etmiştir.
33. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan
yargılamada 27/3/2017 tarihinde başlayan ilk duruşma 31/3/2017 tarihine kadar
devam etmiştir.
34. 31/3/2017 tarihinde Cumhuriyet savcısı başvurucunun
da aralarında olduğu on üç sanığın tahliyesine karar verilmesini talep
etmiştir. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucu dâhil yirmi bir sanığın
tahliyesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Sanıklar ... ATİLLA TAŞ'ın
üzerilerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suç vasfının
ileride sanıklar lehine değişme ihtimali, sabit ikametgah sahibi olmaları ve
tüm dosya kapsamı dikkate alınarak sanıklar ve müdafilerinin tahliye
taleplerinin kabulü ile başka suçtan tutuklu ve hükümlü değiller ise bu suçtan BİHAKKIN
TAHLİYELERİNE, bu hususun temin için Cezaevi Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,
tahliyelerine karar verilen sanıklar hakkında CMK.nun 109-3-a maddesi
kapsamında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına [karar verildi.]"
35. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca tahliye
kararından birkaç saat sonra yeni bir soruşturma başlatılmıştır.
36. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 31/3/2017 tarihinde
668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca bu soruşturma
dosyası hakkında kısıtlama kararı vermiştir.
37. Bu soruşturma çerçevesinde İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığınca 31/3/2017 tarihinde başvurucu hakkında yakalama ve gözaltı
kararı verilmiştir. Yakalama ve gözaltı kararları Silivri Ceza İnfaz Kurumuna
1/4/2017 tarihinde 00.41 ve 00.44 saatlerinde gönderilmiştir. Yargılama
dosyasında yer alan bilgilere göre başvurucu saat 03.00'de Silivri Ceza İnfaz
Kurumunda yakalanarak gözaltına alınan diğer kişilerle birlikte İstanbul İl
Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür.
38. Başvurucu on dört gün süreyle gözaltında tutulduktan
sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğünde 13/4/2017 tarihinde ifade vermiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu aynı gün -ifadesi alınmaksızın-
anayasal düzeni ve Hükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarından
tutuklanması talebiyle İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.
39. Tutuklamaya sevk yazısında başvurucunun 668 sayılı
KHK ile kapatılan Meydan gazetesinde ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu
(BTK) tarafından idari tedbir kararı uygulanan Haberdar adlı internet haber
sitesinde köşe yazarlığı yaptığı, 25/2/2016-1/3/2016 tarihlerinde yurtdışına
çıkış yaptığı, FETÖ/PDY örgütüyle bağlantılı olan ve ByLock kullanan kişilerle
irtibatı olduğu, Bugün gazetesine kayyum atanması sonrasında protesto
gösterilerinin yapıldığı Bugün Televizyon Kanalının binası çevresindeki baz
istasyonlarından başvurucunun telefonundan sinyal alındığı belirtilmiştir.
40. Sorgu tutanağında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca
tanzim edilen evrak ve eklerinin başvurucuya okunduğu, isnat edilen suçlamanın
anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucu haklarını anladığını, müdafileriyle
birlikte savunmasını yapacağını beyan etmiştir. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği
aynı tarihte başvurucunun anayasal düzeni ve Hükûmeti cebren değiştirme ve
yıkmaya teşebbüs suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklama
kararının gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"...şüpheli Atilla TAŞ'ın pop müzik
sanatçısı olduğu, örgüte ait ve kapatılan meydan gazetesi ve haberdar isimli
internet sitesinde köşe yazarlığı yaptığı, özellikle haberdar isimli internet
istesinin örgütün faaliyetleri çerçevesinde toplumda algı oluşturmak için
fuatavni isimli twitter hesabından yayınlanan paylaşımları haber yaptığı,
şüphelinin örgütsel faaliyet kapsamında sosyal medya hesabından twitler
paylaştığı, aynı şekilde bu şüphelinin örgütün üst düzey mensupları olan E.D.,
E.Ş., S.S. isimli kişilerle telefon görüşme kayıtlarının bulunduğu, bu
şüphelinin bylock kullanan örgüt mensupları olan R.B.T., C.K., E.G.A. ve K.G.
ile telefon görüşme kayıtlarının bulunduğu, bu şüphelinin de örgüt tarafından
kendisine yüklenen misyon gereğince sosyal medyada ve kamu oyunda algı
operasyonları yaptığı, anlaşılmakla tüm şüphelilerin FETÖ/PDY silahlı terör
örgütünün basın-yayın ve medya yapılanmasında faaliyette bulundukları bu
kapsamda eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ettiği, darbe girişimi
eylemlerinin etki ajanlığı görevini ifa ettikleri dikkate alınarak üzerlerine
isnat edilen TCK 309 fıkra 1 ve 312 fıkra 1 maddesindeki suçlar ilişkin
kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, suçların katolog suçlar arasında yer aldığı,
suçların alt sınırları dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz
kalacağı, anlaşılmakla isimleri belirtilen şüpheliler ... Atilla TAŞ'ın ...
CMK.100 ve devamı maddeleri uyarıncaayrı ayrı tutuklanmalarına [karar verildi.]"
41. Başvurucu bu karara 20/4/2017 tarihinde itiraz
etmiştir. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 28/4/2017 tarihinde tutuklama
kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından itirazın reddine karar
vermiştir. Başvurucu bu kararı 9/5/2017 tarihinde öğrenmiştir.
42. Başvurucu 23/5/2017 tarihinde 2017/24546 sayılı
bireysel başvuruyu yapmıştır.
43. 5/6/2017 tarihinde başvurucu hakkında ikinci
soruşturma kapsamında iddianame düzenlenmiştir. İstanbul 25. Ağır Ceza
Mahkemesine hitaben düzenlenen iddianamede FETÖ/PDY'nin elinde bulundurduğu
medya organları ile algı operasyonları yaptığı, başvurucunun da örgütün amacı
doğrultusunda gerek yazılı gerek görsel medyada gerekse internet ortamında
algıya yönelik eylemler yaptığı, örgütün algı faaliyetlerine katılarak anayasal
düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan
kaldırmaya veya görevini yapmaya engellemeye teşebbüs etme suçunu işlediği
iddia edilmiştir.
44. İddianamede başvurucuyla ilgili olarak Meydan
gazetesinde ve BTK tarafından idari tedbir kararı uygulanan Haberdar adlı
internet haber sitesinde köşe yazarlığı yaptığı, 25/2/2016-1/3/2016
tarihlerinde yurtdışına çıkış yaptığı, FETÖ/PDY örgütüyle bağlantılı olan ve
Bylock kullanan kişilerle irtibatı olduğu, Bugün gazetesine kayyum atanması
sonrasında protesto gösterilerinin yapıldığı Bugün Televizyon Kanalının binası
çevresindeki baz istasyonlarından başvurucunun telefonundan da sinyal alındığı
şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
45. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi 16/6/2017 tarihinde
iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/223 sayılı dosya üzerinden
kovuşturma aşaması başlamıştır.
46. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi 18/8/2017 tarihli
duruşmada E.2017/67 sayılı dava dosyası ile iş bu dava dosyasının
aralarında şahsi, hukuki ve fiilî bağlantı bulunduğu gerekçesiyle
birleştirilmesine, yargılamanın aynı Mahkemenin E.2017/67 sayılı dava dosyası
üzerinden yürütülmesine vebaşvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar
vermiştir.
47. Başvurucu 18/8/2017 tarihinde Ses ve Görüntü Bilişim
Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla yaptığı savunmasında ikinci iddianamede
belirtilen suçlamalarla ilgili olarak özetle;
i. S.S. (Haberdar adlı internet haber sitesinin sahibi ve
genel yayın yönetmeni) isimli kişinin internet sitesinde bir yazısını
yayınladığını, iki tane yazıyı daha yayınlayabilmek için kendisini aradığını ve
bu teklifi kabul ettiğini, bu kişinin daveti üzerine yemek yediklerini, bunun
sıradan bir sosyal münasebet olduğunu, gazeteci çevresinden birileriyle tanışmak
istediğini bu kişinin fuatavni olduğunu bilmediğini, E.A., A.M. ile de bu
vesileyle tanıştığını söylemiştir.
ii. E.D.nin, kızının doğum yapması üzerine kendisini
tebrik etmek için aradığını, bu kişiyi daha önce tanımadığını, bu kişinin
çalıştığı yayın grubunun başındaki adam olduğunu ifade etmiştir.
iii. Diğer irtibatı olduğu kişilerin de medya
çalışanları, çalıştığı gazetenin doktoru ve avukatı olduğunu, görüşmelerinin
olağan görüşmeler olduğunu belirtmiştir.
iv. 27-29 Ekim tarihleri arasında Bugün Televizyonuna
gittiğini ancak o tarihlerde muhalefet partilerinin, milletvekillerinin, her
kesimden insanın da orada bulunduğunu, bunun suç olmadığını ifade etmiştir.
v. Yurtdışına çıkışlarıyla ilgili olarak ise konser,
televizyon programı yapmak ve klip çekmek amacıyla yurtdışına çıktığını beyan
etmiştir.
48. 24/10/2017 tarihli duruşmada başvurucunun
tutuklulukta geçirdiği süre, suç vasfının değişme ihtimali nazara alınarak yurt
dışına çıkış yasağı konulmak ve her ay iki defa kolluk biriminde imza atmak
suretiyle adli kontrol altına alınarak tahliyesine karar verilmiştir.
49. Savcılık 6/2/2018 tarihli duruşmada esas hakkındaki
mütalaasını sunmuştur. Mütalaada başvurucunun cep telefonu üzerinde yapılan
inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda belirtildiği üzere android
işletim sistemi kurulu bir cihazın standart uygulamaları ve uygulama marketi
üzerinden indirilip yüklenen uygulamaların mobil cihaz ekranında görüntülenme
şekli tasarımları sunan Launcher isimli uygulamanın alt klasöründe silinmiş ya
da aynı market kimliği ile bir başka cihaza yüklenmesi nedeniyle bu cihazda
görünmeyen FETÖ/PDY mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan, münhasıran
bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılan, örgüt talimatı ile bu ağa
dâhil olunan ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanılan bir ağ
olanByLock uygulamasının indirildiğinintespit edildiği belirtilmiştir.
50. Başvurucu 20/2/2017 tarihinde dosyadaki bilirkişi
raporuna karşı uzman mütalaası sunmuştur. T.B. tarafından hazırlanan uzman
raporuna göre Bylock uygulamasına ait kalıntının telefona 27/11/2014 tarihinde
indirilen APUS adındaki ve yaklaşık bir milyon kişi tarafından indirilen hâlen
Google Play'den indirilebilen farklı bir uygulamaya ait cloudcashi.db isimli
veri tabanında tespit edildiği, APUS uygulamasının telefonun arayüzünü
değiştirerek daha kullanışla hâle getiren, uygulamaları türlerine göre
listeleyebilen, Türkçe dil desteği sağlayan bir uygulama olduğu, uygulama
içinde kategoriler hâlinde reklam olarak da iki yüz seksen sekiz adet farklı
programın önerildiği, Bylock uygulamasının da reklam olarak önerilen bu
uygulamalardan biri olduğu, başvurucunun telefonunda APUS uygulaması tarafından
reklam amaçlı Bylock uygulamasının adı, indirilme linki ve Bylock logosunun
bağlantısı gibi bilgilerin otomatik ve gayri iradi olarak indirildiği ve bir
veri tabanı dosyasına iki yüz seksen sekiz farklı uygulama ile kaydedildiği
belirtilmiştir. Sonuç olarak uzman raporunda başvurucunun Bylock uygulamasını
indirmediği, çalıştırmadığı ve kullanmadığı, Bylock kalıntısının APUS adlı
uygulama üzerinden reklam amaçlı olarak indirildiği değerlendirilmesinde
bulunulmuştur.
51. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi 8/3/2018 tarihli
kararıyla başvurucunun terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme
suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Gerekçeli kararın ilgili bölümü şöyledir:
"Sanık Atilla TAŞ, esasen Türk Pop
Müziği şarkıcısı olup, sunuculuk ve oyunculuğun yanı sıra FETÖ-PDY soruşturması
kapsamında kapatılan Meydan Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmıştır. Meydan
gazetesi, FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti nedeniyle 668 sayılı KHK ile
kapatılmıştır.
...
HTS analiz raporlarından sanığın diğer
sanıklardan S.S. A.M. ile ve dava dışı başta E.D. olmak üzere FETÖ/PDY irtibatı
nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılan çok sayıda kişi ile
irtibat halinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sanığın, örgüte aidiyeti nedeniyle
kayyum atanan ve kapatılan kurumlar çevresinde düzenlenen protesto eylemlerinde
yer alarak destek verdiği görülmektedir.
Sanığın iddianamede belirtilen ve
kendisine aidiyeti sanık tarafından inkar edilmeyen bir kısmı gayriciddi
mahiyette çok sayıda yazı ve twit şeklindeki paylaşımlarında FETÖ/PDY silahlı
terör örgütünü övücü, hükümeti ve Cumhurbaşkanını çok sert bir dille eleştirir
içerikler bulunduğu, sanığın anılan örgütün fikir ve ideolojisine paralel
olarak örgüte destek verdiği,
...
Sanıktan elde edilen SAMSUNG marka cep
telefonu üzerinde mahkememizce yaptırılan ve inceleme sonucu dosyaya ibraz
edilen bilirkişi raporuna göre, android işletim sistemi kurulu bir cihazın
standart uygulamaları ve uygulama marketi üzerinden indirilip yüklenen
uygulamaların mobil cihaz ekranında görüntülenme şekli tasarımları sunan
Launcher isimli uygulamanın alt klasöründe silinmiş ya da aynı market kimliği
ile bir başka cihaza yüklenmesi nedeniyle bu cihazda görünmeyen, FETÖ/PDY
silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan,
münhasıran bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılan, örgüt talimatı
ile bu ağa dahil olunan ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla
kullanılan bir ağ olan ByLock uygulamasının indirildiği tespit edilmiş ise de
sanığın bu programı kullandığı tespit edilememiştir.
Sanığın FETÖ/PDY’nin finansman kaynağı
olan Bank Asya’da hesabının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar sanık Atilla TAŞ, FETÖ/PDY
silahlı terör örgütüne aidiyeti nedeniyle 668 sayılı KHK ile kapatılan Meydan
gazetesi bünyesinde bir süre çalışmış, yazı ve twitleriyle örgütün amacı ve
ideolojisi doğrultusunda örgütün propagandasını yaparak hedef kitle üzerinde
hükümeti ve Cumhurbaşkanını itibarsızlaştırmaya yönelik faaliyetlerde bulunmuş,
her aşamada örgütün yanında saf tutmuş, örgüt mensuplarıyla irtibat içinde
bulunup görüntü vermiş ise de;
Silahlı örgüte üyelik suçunun
oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik,
çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması gereklidir.
Ancak sanığın, örgüt amacını benimsediği, örgütün hiyerarşik yapısına dahil
olduğu ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere
kendi iradesini örgüt iradesine terk edip, örgütle organik bağ kurduğuna dair
kanıtların bu yönde kesin kanaat oluşturmak için yeterli olmadığı, örgüt üyeliği
için aranan süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk unsurlarının bir arada
gerçekleşmediği, sanığın adı geçen örgütle geçmişe dayalı bir iltisakının ve
örgütsel geçmişinin bulunmadığı, sabit olan eylemlerinin devleti ve anayasal
düzeni ortadan kaldırmaya yönelen bir terör örgütü olduğu o tarihler itibariyle
artık tüm halk tarafından anlaşılmış olan örgütün amacını ve faaliyetlerinde
kullanılacağını bilerek, örgütün halk nezdinde yok olan dini cemaat algısının
yeniden oluşturulması ve örgüte yönelik tasfiye operasyonlarının durdurulmasını
sağlamaya yönelik, örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet edecek yardım
niteliğindeki bulunduğu, örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla
birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçunu oluşturduğunun kabulü
gerektiği kanaatiyle sanığın TCK. nın 220/7 maddesi göndermesiyle 314/2 maddesi
uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.
52. İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna
başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 22/10/2018
tarihli ilamıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Karar bu
suretle kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ
HUKUK
53. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz.
Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 41-64.
V. İNCELEME VE
GEREKÇE
54. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu
toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi
Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin
İddia
a. Başvurucunun İddiası ve Bakanlık Görüşü
55. Başvurucu 2016/30220 sayılı ve 2016/54368 sayılı
başvurularında kısıtlamanın dayanağını oluşturan 5271 sayılı Kanun'un 153.
maddesinin yeterli kesinlikte ve netlikte olmadığını, kanun kalitesini
taşımadığını, dosyada kısıtlanma kararı verilmesini gerektirecek bir zorunluluk
bulunmadığını, kısıtlama tedbirinin orantılı olmadığını, kısıtlama kararının ve
bu karara yaptığı itirazın reddi kararının gerekçesiz olduğunu, soruşturma
dosyasında verilen kısıtlama kararı nedeniyle tutuklamanın yasallığının
tartışılmasına olanak sağlayacak delil ve belgelere ulaşma imkanının ortadan
kaldırıldığını, bu nedenle etkili bir şekilde tutukluluğa itiraz edemediğini,
bu durumun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı olduğunu,
belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
56. Başvurucu 2017/24546 sayılı başvurusunda soruşturma
dosyasında verilen kısıtlama kararı nedeniyle tutuklamanın yasallığının
tartışılmasına olanak sağlayacak delil ve belgelere ulaşma imkânının ortadan
kaldırıldığını, bu nedenle etkili bir şekilde tutukluluğa itiraz edemediğini,
bu durumun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı
olduğunu, tutuklamaya sevk yazısını göremediğini, tutuklamanın yasallığının
tartışılmasına olanak sağlayacak delil ve belgelere ulaşma imkânının ortadan
kaldırıldığını belirterek adil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
57. Bakanlık görüşünde; bu bölümdeki iddialara ilişkin
olarak bir açıklamaya yer verilmemiştir.
b. Değerlendirme
58. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası
şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun,
hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu
kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak
amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
59. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,
§ 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin
sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında
incelenmesi gerekir.
i. Uygulanabilirlik
Yönünden
60. Anayasa Mahkemesi Aydın Yavuz ve diğerleri
kararında, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan
tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde
ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate
alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun
ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere
müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde
inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 187-191).
61. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden
sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde
olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da olağanüstü hâl
birçok kez uzatılmıştır. Olağanüstü hâl ilanı nedenlerinin başında darbe
teşebbüsü gelmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 224, 226).
Olağanüstü hâl ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra
bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit
ve tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (Aydın Yavuz
ve diğerleri, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki
yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin kamu makamlarınca ve soruşturma
mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temellere dayanmaktadır (Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 216).
62. Başvurucunun tutuklandığı tarihte Türkiye'de
olağanüstü hâl yönetim usulü yürürlüktedir. Tutuklama kararında, başvurucunun
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi
olduğu ileri sürülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun tutuklanmasına dayanak olan
suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu
görülmektedir. Bu nedenle kısıtlamanın hukuki olup olmadığının, bir başka
ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin
incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme
sırasında öncelikle kısıtlamanın Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan
güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecektir.
ii. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
(1) Genel
İlkeler
63. Genel ilkeler için bkz. Turhan Günay [GK], B.
No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 58-72.
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
64. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararlarının
daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge
bulunmamakla birlikte İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamelerin kabul
edildiği 1/2/2017 ve 16/6/2017 tarihleri itibarıyla kısıtlılık 5271 sayılı
Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş
bulunmaktadır.
65. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen
suçlamaların içeriğinin İl Emniyet Müdürlüğünde yapılan ifade alma işlemi
sırasında başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucunun ifadesinde
anılan suçlamalarla ilgili beyanda bulunduğu görülmektedir.
66. Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca
düzenlenen tutuklama talep yazısında kolluk tespiti, arama tutanakları ve açık
kaynak araştırmaları dikkate alındığında, suç şüphesinin varlığını gösteren
olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu belirtmiştir. Savcılıkça tanzim
edilen evrak ve ekleri sorgu işlemi öncesinde İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği
tarafından başvurucuya okunmuştur. Ayrıca sorgu tutanağında, başvurucuya isnat
edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu
sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, sorulan sorulara
cevap verdiği; sorgu sırasında hazır bulunan başvurucu müdafinin ise
suçlamaların esasıyla ilgili savunma yaptığı görülmektedir. Ayrıca
başvurucunun tutukluluğuna itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin
ayrıntılı bir biçimde savunmada bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve
müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere
gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında vâkıf olduğu anlaşılmaktadır.
67. İkinci soruşturma kapsamında Savcılıkça tanzim edilen
evrak ve ekleri sorgu işlemi öncesinde İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği
tarafından başvurucuya okunmuştur. Başvurucunun sorgu sırasında suçlama konusu
olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, sorulan sorulara cevap verdiği; sorgu
sırasında hazır bulunan başvurucu müdafiinin ise suçlamaların esasıyla ilgili
savunma yaptığı görülmektedir. Ayrıca başvurucunun tutukluluğuna itiraz
dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde savunmada
bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafinin isnat edilen suçlamalara
ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu
sonrasında vâkıf olduğu anlaşılmaktadır.
68. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların
ve tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin
başvurucuya veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma
ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında birkaç
ay devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık nedeniyle
başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının
kabulü mümkün görülmemiştir.
69. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı
nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına
ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
70. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkına yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi
suretiyle yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin
sekizinci fıkrasında) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı
görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir
inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
2. Tutuklamanın
Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
71. Başvurucu; 2016/30220 sayılı başvurusunda isnat
edilen suçların katalog suçlardan olmadığını, tutuklama nedenlerinin
varsayılamayacağını, kuvvetli suç şüphesine ve tutuklama nedenlerine dayanak
olabilecek somut bir olgu gösterilmediğini, suç işlediğine dair kuvvetli suç
şüphesinden bahsedilemeyeceğini, tutuklamaya dayanak olarak gösterilen
delillerin yazmış olduğu gazete yazılardan ve sosyal medya paylaşımlarından ibaret
olduğunu, tutuklandığı suç olan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçu
kapsamında isnat edilen eylemlerin terör örgütüne yardım niteliğinde
olmadığını, bu suçun oluşması için yapılan yardımın maddi nitelikte olması
gerektiğini, tutuklamanın istisnai nitelikte bir tedbir olduğu hususunun
dikkate alınmadığını, tutuklanmasını gerektiren bir durum olmadığını,
tutuklamaya alternatif tedbirlerin neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını
belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
72. Başvurucu 2017/24546 sayılı başvurusunda silahlı
terör örgütü üyeliğiyle yargılandığı davada tahliye edilmişken Silivri Ceza
İnfaz Kurumundan salıverildiği aynı günün akşamında sosyal medyada Hükûmete
yakın kişilerin çağrısı sonucunda daha önceden hiç kimsenin varlığından
haberdar olmadığı ve muhtemelen o akşam oluşturulmuş bir soruşturma sonucunda
tutuklandığını, tahliye kararı veren heyet ve duruşma savcısı hakkında
soruşturma başlatıldığını ve açığa alındıklarını, tekrardan tutuklanmasını
hukuki gerekçelerle açıklanmasının mümkün olmadığını, bu tutuklamanın
Anayasa'da öngörülen bir amaca yönelik olmadığını, ilk tutuklama kararı
kaldırıldığı için tutuklandığını, bu durumun kötü niyet yasağına aykırı
olduğunu ve ağır ve açık bir usulsüzlük teşkil ettiğini, tutuklama kararı veren
Hâkimliğin kararından neden tutuklandığının anlaşılamadığını, kendisine isnat
edilen Haberdar adlı internet haber sitesinde yazarlık yaptığı iddiasının doğru
olmadığını, isnat edilen suçlar yönünden kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren olguların bulunmadığını, tutuklama nedenlerinin de oluşmadığını,
tutuklama nedenlerinin açık ve somut olgulara dayalı olarak ortaya
konulmadığını, isnat edilen eylemlerin yeni eylemler olmadığını, ilk
soruşturmadaki eylemlerin başka bir suça dayanak olarak kullanıldığını,
tutuklama tedbirinin ölçüsüz olduğunu, tutuklamaya alternatif tedbirlerin neden
yetersiz kalacağının açıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
73. Bakanlık görüşünde; soruşturma makamlarınca atıf
yapılan başvurucunun yazılarının ve paylaşımlarının ve diğer delillerin
başvurucunun objektif bir gözlemcide terör örgütüne üye olduğu yönünde şüphe
oluşturacak nitelikte olduğunu belirtmiştir. Darbe teşebbüsü sonrasındaki
olağanüstü durum gözönünde bulundurulduğunda başvurucunun yakalanıp gözaltına
alınmasına ilişkin sürecin temelsiz ve keyfî olmadığı ifade edilmiştir.
74. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında;
tutuklanması ile darbe girişimi arasında bir illiyet bağının kurulmasının
mümkün olmadığını, Bakanlık görüşünde de yazıları ve sosyal medya paylaşımları
dışında başka bir delilin ortaya konulamadığını, tutuklama kararında hangi yazı
ve paylaşımlarının isnat edilen suçlarla bağlantısı olduğunun gösterilmediğini,
bütün sanıklar yönünden ortak değerlendirme yapıldığını, somut olayda kuvvetli
suç şüphesinin varlığından bahsedilemeyeceğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
75. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin
sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
76. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin
kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim
veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda
da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin
yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,
vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı
suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile
saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
77. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve
güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü
fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve
güvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti
bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya
değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan
ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
78. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Bu itibarla
başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü
fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi
gerekir. Anayasa Mahkemesinin bu bağlamdaki incelemesi, başvurucu hakkında
soruşturma ve kovuşturma yapılması ile yargılamanın muhtemel sonuçlarından
bağımsız olarak tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesiyle sınırlı
olacaktır. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilip
edilmediği incelenirken her bir başvuru kendi koşullarında değerlendirilir.
i. Uygulanabilirlik
Yönünden
79. Başvurucunun tutuklanmasına dayanak olan suçlamanın
olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu görülmektedir.
80. Bu itibarla olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren
olaylar kapsamında bir suçlamayla tutuklanan başvurucu hakkında uygulanan
tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15.
maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun
tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer
maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,
aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu
aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
81. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı
anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi
gerekir.
iii. Esas
Yönünden
(1) Genel
İlkeler
82. Anayasa Mahkemesi gazetecinin tutuklanmasının
Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkı bağlamında tutuklamanın hukukiliğine ilişkin başvuruları incelerken
gözönünde bulunduracağı genel ilkeleri Şahin Alpay (§§ 77-91) kararında
etraflı bir biçimde şu şekilde ortaya koymuştur:
"77. Anayasa'nın
19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında,
şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum
bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi
kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu
olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
78.
Ayrıca kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkına yönelik bir müdahale, temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerin belirlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde
belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin
ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde
öngörülen ve tutuklama tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından
öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir
veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına
uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994,
16/2/2017, §§ 53, 54).
79.
Anayasa'nın 13.
maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği hükme
bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi
gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca
kişi hürriyetine ilişkin müdahale olarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının
bulunması zorunludur (Murat Narman, § 43; Halas Aslan, § 55).
80.
Anayasa'nın 19.
maddesinin üçüncü fıkrasında; suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini
önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda
gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri belirtilmiştir
(Halas Aslan, § 57).
81.
Buna göre tutuklama
ancak 'suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler' bakımından
mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu
hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli
sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil
sayılabilecek olguların niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü
şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/2/2013, § 72).
82.
Başlangıçtaki bir
tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte
ortaya konması her zaman mümkün olmayabilir. Zira tutmanın bir amacı da kişi
hakkındaki şüpheleri teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını
ve/veya kovuşturmasını ilerletmektir (Dursun Çiçek, B. No: 2012/1108,
16/7/2014, § 87; Halas Aslan, § 76). Bu nedenle yakalama veya tutuklama anında
delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Bu
bakımdan suç isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek şüphelere
dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında
tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde
değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, § 73).
83.
Bununla birlikte şüpheli
veya sanığa isnat edilen eylemlerin ifade, basın ve sendika özgürlükleri ile
siyasi faaliyette bulunma hakkı gibi demokratik toplum düzeni bakımından
vazgeçilmez temel hak ve özgürlükler kapsamında olduğu hususunda ciddi
iddiaların bulunduğu veya bu durumun somut olayın koşullarından anlaşılabildiği
hâllerde tutuklamaya karar veren yargı mercilerinin kuvvetli suç şüphesini
belirlerken daha özenli davranmaları gerekir. Buradaki özen yükümlülüğüne
riayet edilip edilmediği Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir (Gülser
Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 116; bu yöndeki denetim
sonucunda verilen ihlal kararı için bkz. Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:
2015/18567, 25/2/2016, §§ 71-82; kabul edilemezlik kararları için bkz. Mustafa
Ali Balbay, § 75; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, § 93;
İzzettin Alpergin [GK], B. No: 2013/385, 14/7/2015, § 46; Mehmet Baransu (2),
B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 124, 133, 142).
84.
Öte yandan Anayasa'nın
19. maddesinin üçüncü fıkrasında, tutuklama kararının 'kaçma' ya da 'delillerin
yok edilmesini veya değiştirilmesini' önlemek amacıyla verilebileceği
belirtilmiştir. Bununla birlikte anayasa koyucu, tutuklama nedenlerine ilişkin
olarak 'bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer
hâllerde' ibaresine yer vermek suretiyle hem tutuklama nedenlerinin Anayasa'da
ifade edilenlerle sınırlı olmadığını belirtmiş hem de bunların dışında bir
tutuklama nedeninin ancak kanunla düzenlenmesini mümkün kılmıştır (Halas Aslan,
§ 58).
85.
Tutuklama nedenlerinin
düzenlendiği 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde tutuklama nedenleri
sayılmıştır. Buna göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı
şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın
davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya
başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli
şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca
işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin
varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Ramazan Aras, B.
No: 2012/239, 2/7/2013, § 46; Halas Aslan, § 59). Bununla birlikte
başlangıçtaki bir tutuklama için Anayasa ve Kanun'da öngörülen tutuklama
nedenlerinin dayandığı tüm olguların somut olarak belirtilmesi -işin doğası
gereği- her zaman mümkün olmayabilir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,
26/7/2017, § 68).
86.
Diğer taraftan
Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların
'ölçülülük' ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 19.
maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan 'tutuklamayı zorunlu kılan' ibaresiyle de
tutuklamanın ölçülü olması gerektiğine işaret edilmektedir (Halas Aslan, § 72).
87.
Ölçülülük ilkesi,
'elverişlilik', 'gereklilik' ve 'orantılılık' olmak üzere üç alt ilkeden
oluşmaktadır. Elverişlilik, öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı
gerçekleştirmeye elverişli olmasını; gereklilik, ulaşılmak istenen amaç
bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale
ile ulaşılmasının mümkün olmamasını; orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale
ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi
gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18;
Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
88.
Bu bağlamda dikkate
alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve
uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır. Nitekim 5271
sayılı Kanun'un 100. maddesinde; işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya
güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması hâlinde tutuklama kararı verilemeyeceği
ifade edilmiştir (Halas Aslan, § 72).
89.
Ayrıca tutuklama
tedbirinin ölçülü olduğunun söylenebilmesi için tutuklamaya alternatif diğer
koruma tedbirlerinin yeterli olmaması gerekir. Bu çerçevede -tutuklamaya göre
temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan- adli kontrol
yükümlülüklerinin ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından yeterli olması
hâlinde tutuklama tedbirine başvurulmamalıdır. Nitekim bu hususa 5271 sayılı
Kanun'un 101. maddesinin (1) numaralı fıkrasında işaret edilmiştir (Halas
Aslan, § 79).
90.
Her somut olayda
tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup
olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığının ve tutuklama
tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı
mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve delillerle doğrudan temas
hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine kıyasla daha iyi konumdadır
(Gülser Yıldırım (2), § 123).
91.
Bununla birlikte yargı
mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa
Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi,
somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve
tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can
Dündar, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124). Nitekim
5271 sayılı Kanun'un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; tutuklamaya
ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve
tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somut olgularla
gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği belirtilmiştir (Halas Aslan, § 75;
Selçuk Özdemir, § 67)."
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
(a) İlk Tutuklama Kararı Yönünden
83. Başvurucu 3/9/2016 tarihinde terör örgütüne yardım
etme suçundan İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmıştır.
84. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının
kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, FETÖ/PDY
terör örgütüyle bağlantısının bulunduğu iddiasıyla-terör örgütü üyesi olmamakla
birlikte- örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 5271 sayılı Kanun'un
100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
85. Anılan suç 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu'nda suç olarak düzenlenmiş vebir yaptırıma (hapis cezasına)
bağlanmıştır. Bu yönüyle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin
kanuni dayanağı bulunmaktadır.
86. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce
tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup
bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
87. Somut olayda tutuklama kararında tüm şüpheliler
hakkında kuvvetli suç şüphesi de dâhil olmak üzere tutuklama koşulları yönünden
ortak değerlendirme yapılmıştır. Tutuklama kararında başvurucu yönünden hangi
yazı veya sosyal medya paylaşımının ya da hangi delilin terör örgütüne yardım
kapsamında olduğuna ilişkin bir değerlendirmede bulunulmamıştır. İddianamede
ise başvurucunun hangi yazılarının ve paylaşımlarının suçlamaya konu edildiği
belirtilmiştir. İddianamede ayrıca başvurucunun Bugün gazetesine kayyum
atanması sürecinde gerçekleştirilen protesto gösterilerine katıldığı, Fuatavni
ile irtibatlı olduğu iddia edilmiştir. Mahkûmiyet kararında bilirkişi raporuna
dayanılarak başvurucunun ByLock uygulamasını indirdiği ancak bu programı
kullanmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun sunduğu uzman mütalaasında ise
başvurucunun Bylock uygulamasını indirmediği, çalıştırmadığı ve kullanmadığı
değerlendirmesinde bulunulmuştur. Başvurucunun Bylock uygulamasını kullanmadığı
hususunun sabit olması, bu uygulamayı indirdiğinin ise tartışmalı olması
dikkate alınarak kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının tespitinde diğer
deliller yönündenbir değerlendirme yapılacaktır.
88. Esasında tutuklamaya dayanak olan deliller
başvurucunun gazete yazılarından ve sosyal medya paylaşımlarından oluşan
ifadeleridir. Kamu makamlarının FETÖ/PDY’ye yönelik olarak bu yapılanmanın hem
kamudaki hem de sivil alandaki etkinliğini önlemeye yönelik tedbirler aldıkları
dönemde başvurucunun sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımların ve daha
sonra FETÖ/PDY ile bağlantılı olması dolayısıyla kapatılan Meydan gazetesindeki
yazılarının bir kısmının bu yapılanmayı övücü, bu yapılanmanın faaliyetlerini
meşru göstermeyi ve yapılanmaya yönelik yürütülen soruşturmaları sonuçsuz
bırakmayı hedefleyici nitelikte görülmesinin ve bu hususların başvurucu ile
FETÖ/PDY arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir olgu olarak değerlendirilmesinin
keyfî olduğu söylenemeyecektir. Öte yandan başvurucunun yazıları ve
paylaşımlarıyla ortaya koyduğu bu tutumunu darbe teşebbüsüne kadar devam
ettirmesi de dikkate alındığında soruşturma mercilerinin bu yazı ve
paylaşımları suçun işlendiğine dair kuvvetli bir belirti olarak
değerlendirmeleri temelsiz ve keyfî bir yaklaşım olarak görülmemiştir.
89. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede,
tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.
Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara
ilişkin soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve
soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma
tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile
bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan
yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi
ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz
ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,
26/7/2017, §§ 78-79).
90. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı
terör örgütüne yardım etme suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai
yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin
olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden
durumlardan biridir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin
Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No:
2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni
varsayılabilen suçlar arasındadır.
91. Somut olayda İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince
başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak
başvurucunun üzerine atılı suçun tutuklama nedeni varsayılabilen
suçlardan olmasına ve delillerin henüz toplanmamış olmasına, suçun niteliğine
dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki
genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul
1. Sulh Ceza Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte
değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin
olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
92. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup
olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.
ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu
makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin
-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir
şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır
(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64).
Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların
kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında bu
soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık
olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
93. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate
alındığında İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için
öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde
tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli
kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz
olduğu söylenemez.
94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın
hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü
fıkrası ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edilmediğine karar verilmesi gerekir.
95. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve
19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe
katılmamışlardır.
(b) İkinci Tutuklama Kararı Yönünden
96. Başvurucu tahliye edildikten sonra ikinci soruşturma
kapsamında bu kez anayasal düzeni ve Hükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya
teşebbüs suçundan 14/4/2017 tarihinde tutuklanmıştır.
97. Somut olayda öncelikle başvurucunun ikinci kez
tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
98. 5271 sayılı Kanun'un 90. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında bir suç işlediği şüphesiyle kişinin yakalanabilmesi için tutuklama
şartlarının varlığı aranmıştır. Diğer bir deyişle yakalama emri düzenlenmesini
gerektiren diğer nedenlerden (örneğin 5271 sayılı Kanun'un 98. maddesi) farklı
olarak tutuklama amacıyla yakalama yapılabilmesi için kuvvetli suç şüphesinin
varlığını gösteren somut deliller bulunmalıdır. Diğer taraftan kanun koyucu suç
şüphesiyle yakalanan kimselerin gerek gözaltı süresinin dolması gerekse hakim
kararıyla serbest kalması üzerine özgürlüğüne yönelebilecek keyfi müdahaleleri
önlemek amacıyla yakalama yasağı öngörmüştür. Bu yasak itiraz mercii tarafından
verilen yakalama kararını kapsamamaktadır. Şöyle ki; 5271 sayılı Kanun'un 91.
maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre gözaltı süresinin dolması veya sulh ceza
hâkiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya neden olan
fiille ilgili yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının
kararı olmadıkça bir daha aynı nedenle yakalama işlemi uygulanamayacaktır. Bu
hüküm uyarınca aynı fiilden dolayı ikinci kez yakalama yapılabilmesi için yeni
ve yeterli delil elde edilmesi zorunludur. Sözü edilen yeterli delilin 5271
sayılı Kanun'un 100. maddesinde belirtilen nitelikte olması gerektiği açıktır.
Bu nedenlerle aynı yasağın tutuklama tedbiri açısından da geçerli olması
gerekir. Zira yeni ve yeterli delil elde edilmeden verilen yakalama kararı
kanuna aykırı olduğunda, yakalama kararı sonrasında aynı verilere dayanan
tutuklama kararı da evleviyetle kanuna aykırı olacaktır.
99. Somut olayda ilk tutuklama kararının dayanağı
başvurucunun sosyal medyadaki paylaşımları ve gazete yazılarıyla FETÖ/PDY'nin
amaçları doğrultusunda hareket ederek bu örgüte yardım ettiği iddiasıdır.
İkinci tutuklama kararı da aynı olgulardan hareketle başvurucunun anayasal
düzeni değiştirmeye çalıştığı iddiasına ilişkindir. İkincisinde farklı bir suç
nitelemesi yapılmış ise de her iki tutuklama kararında temelde aynı olgulara
dayanılmıştır. Başka bir deyişle ikinci tutuklamaya dayanak gösterilen olgusal
temelin yukarıda açıklanan kanunilik şartını gerçekleştirmekten uzak olduğu
anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ikinci tutuklama kararında ilk tutuklama
tedbirine dayanak suçun dışında başka suçlara vücut verebilecek yeni ve yeterli
delillerin de bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda isnat konusu eylemlerden
yargılama aşamasında tahliyesine karar verilen başvurucunun aynı gün temelde
aynı eylemlerden hareketle başlatılan yeni bir soruşturma kapsamında
yakalanması ve tutuklanmasının kanuni bir dayanağı bulunmamaktadır.
100. Varılan bu sonuç karşısında başvurucunun
tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik diğer iddialarının ayrıca incelenmesine
gerek görülmemiştir.
101. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin
üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
karar verilmesi gerekir.
102. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü
dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve
sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup
olmadığının incelenmesi gerekir.
(c) Anayasa'nın
15. Maddesi Yönünden
103. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,
sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının
kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer
maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.
Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki
tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı
tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve
özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı
bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince
Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı
olacaktır. Anayasa Mahkemesi bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur
(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 192-211, 344).
104. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş,
seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin
benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak
yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması
mümkündür (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 196, 345).
105. Ayrıca anılan hakkın, milletlerarası hukuktan
kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu
uluslararası sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin
Uluslararası Sözleşme'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu
Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında
olmadığı gibi somut olayda başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
yapılan söz konusu müdahalenin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi
bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye)
aykırı olduğu da saptanmamıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 199, 200,
346).
106. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
devletin bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına
alan temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar, B. No: 2015/18567,
25/2/2016, § 62). Kişilerin keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakılmaması,
hukukun üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan
en önemli güvenceler arasındadır. Bireylerin özgürlüklerine yönelik müdahalenin
keyfî olmaması, olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de
uygulanması gereken temel bir güvencedir(Aydın Yavuz ve diğerleri,
§347).
107. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle
bireylerin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale
edilmemesini sağlayacak güvencelerin başında kanunilik unsuru gelmektedir.
Kanuni dayanak bulunmadan tutuklama tedbirine başvurulabileceğinin kabulü, kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi
sonucunu doğurur. Dolayısıyla -hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun-
olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde de kanuni dayanağı
bulunmayan bir tutuklama durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olarak
kabul edilemez. Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve
özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen
Anayasa'nın 15. maddesinin, başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
yönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere
aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.
108. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle
birlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin
üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
karar verilmesi gerekir.
3. Tutukluluğun
Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
109. Başvurucu 2016/30220 sayılı başvurusunda somut
olayda tutuklama sebeplerinin mevcut olmadığını, delillerin yazılarından ve
sosyal medya paylaşımlarından ibaret olduğunu, bu delillerin karartılmasının
mümkün olmadığını zira bunların herkese açık olduğunu, kısıtlama kararı
nedeniyle diğer delilleri bilmediğini, bilmediği bir delili karartmasının
mümkün olmadığını, kaçma şüphesinin de olmadığını, soruşturmadan haberdar
olması üzerine kendiliğinden teslim olmak için geldiği sırada yakalandığını, tutuklama
ve tutukluluğun devamı kararlarında kanunda sayılmayan tutuklama nedenlerine
dayanıldığını, formül gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verildiğini,
tutuklama sebeplerinin diğer şüphelilerle birlikte bireyselleştirme yapılmadan
değerlendirildiğini, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların
gerekçesiz olduğunu, tutuklamanın istisnai nitelikte bir tedbir olduğu
hususunun dikkate alınmadığını, tutukluluğun devamı kararlarında alternatif
tedbirlerin neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını belirterek adil
yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
110. Başvurucu 2017/24546 sayılı başvurusunda
tutukluluğun makul süreyi aştığını, formül gerekçelerle tutukluluğun devamına
karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
111. Bakanlık görüşünde, bu bölümdeki iddialara ilişkin
olarak bir açıklamaya yer verilmemiştir.
b. Değerlendirme
112. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun bu
başlık altındaki şikâyetlerinin tutukluluğun makul süreyi aşmasına ilişkin
olduğu değerlendirilmiş ve bu şikâyetler Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci
fıkrası kapsamında incelenmiştir.
113. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine
başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak
ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri
önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme
kavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia
edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde
başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun
ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek
için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman
ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
114. Tutukluluk hâli sona erdikten sonra tutuklamanın
hukuki olmadığını veya tutuklama süresinin makul olmadığını iddia eden
başvurucunun, devam eden tutukluluk hâlinden farklı olarak iddia edilen ihlalin
tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise bu yolu
tüketmesi gerekir (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 46).
115. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği
141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunlarda belirtilen koşullar
dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile
kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna
çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin, maddi ve
manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin
bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte
aynı Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine
tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme
tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği
belirtilmektedir.
116. Bu yol bir yandan başvurucunun maruz kaldığı
tutukluluk süresinin makul olup olmadığının tespiti, diğer yandan da uğradığı
zararın tazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un 141.
maddesi ile öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından
erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı
sunmaktadır (Hamit Kaya, § 48).
117. Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün
kesinleştiği 22/10/2018 tarihten itibaren 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine
dayanarak süresi içinde tazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir.
Mahkûmiyet kararının kesinleşmesiyle birlikte tutukluluk sürecine ilişkin
olarak sadece tazminat talebinde bulunabileceği dikkate alındığında bu talep
yönünden etkin ve erişilebilir bir çözüm imkânı sunan hukuk yolu
tüketilmeksizin bireysel başvuruların incelenmesi, bireysel başvuru yolunun
ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir (Hamit Kaya, § 49). Öte yandan
bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla başvurucunun anılan
tazminat yolunu tüketmesi için 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinde öngörülen
dava açma süresi de geçmemiştir.
118. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi
aştığı iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru
yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının
tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
B. İfade ve
Basın Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
119. Başvurucu, tutuklanmasına dayanak oluşturan
delillerin sosyal medyada yaptığı paylaşımlar Meydan gazetesindeki yazılar
olduğunu, sosyal medyada yaptığı paylaşımların ve Meydan gazetesindeki köşe
yazılarının ifade özgürlüğünün kullanımı niteliğinde olduğunu, bu hususlara
dayanılarak tutuklanmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu 2017/24546 sayılı başvuruda da benzer iddialarda bulunmuştur.
120. Bakanlık görüşünde; ifade ve basın özgürlüğü ile
ilgili olarak başvuruya konu davaların derdest olduğu gerekçesiyle başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğunu ileri sürmüştür.
Bakanlık ayrıca başvurucunun bu başlık altındaki iddialarının tutuklamanın
hukuki olmadığına yönelik olduğunu, bu nedenle ayrı bir değerlendirme
yapılmasına gerek olmadığını belirterek bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun
olduğunu belirtmiştir. Bakanlık; esas bakımından yaptığı değerlendirmede ise
ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanuni olduğunu, meşru amaca hizmet
ettiğini, ölçülü ve demokratik toplumda gerekli olduğunu ifade etmiştir.
Bakanlık ayrıca demokratik toplumda gerekli olma açısından başvurucunun eylemlerinin
gazetecilik faaliyeti kapsamında olmadığını, FETÖ/PDY’nin karmaşık yapıda
olması nedeniyle her türlü meslek mensubunun bu örgüt lehine çalışma
yürütebileceğini, örgüt lehine çalıştığı tespitine rağmen bazı meslek
mensuplarına sahip oldukları kimlikleri nedeniyle dokunulmamasının suçla
mücadeleyi aksatacağını, bu soruşturmanın da bu çerçevede düşünülmesi
gerektiğini dile getirmiştir.
121. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında;
yargılamanın devam ediyor olmasından bahisle bu şikâyetin kabul edilemez
olduğuna ilişkin değerlendirmenin doğru olmadığını, Anayasa Mahkemesinin Erdem
Gül ve Can Dündar kararında dava derdest olduğu hâlde ifade ve basın
özgürlüğü şikâyetini incelediğinin belirtmiştir. Başvurucu ayrıca bireysel
başvuru dilekçesinde dile getirdiklerine ek olarak ifade ve basın
özgürlüklerine yapılan müdahalenin kanuni dayanağının olmadığını, yazılarında
ve paylaşımlarında şiddeti teşvik edici nitelikte bir ifadenin bulunmadığını,
yazılarının ve paylaşımlarının çok daha güçlü bir biçimde koruma altına alınan
siyasi nitelikte ifadeler olduğunu ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
122. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve
basın özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette
bulunma hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini
incelerken öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun
makul süreyi aşıp aşmadığını değerlendirmekte; daha sonra tutuklamanın
hukukiliğine ya da tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da
dikkate alarak diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini
belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca [GK],
B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 111-117; Günay Dağ ve diğerleri [GK],
B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 191-203; Mehmet Haberal, B. No:
2012/849, 4/12/2013, §§ 105-116; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No:
2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014,
§§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser
Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).
123. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının (ilk
tutuklama yönünden)hukuki olmadığı iddiası incelendiğinde başvurucunun suç
işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu
ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü
olduğunun söylenebileceği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 83-94). Bu
kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızca
ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı
ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan
bir durum bulunmamaktadır.
124. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28.
maddeleri bağlamında ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar
verilmesi gerekir.
125. Buna göre başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine
tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (26. ve 28.
maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe
katılmamışlardır.
126. Öte yandan ikinci tutuklama yönünden tartışma konusu
olan asıl mesele, ilk tutuklama kararına dayanak gösterilenlerden farklı
olguların bulunup bulunmadığı hususu olduğundan bu tutuklama yönünden ifade ve
basın özgürlüklerini ihlal edildiği iddiasının ayrıca incelenmesine gerek
görülmemiştir.
C. 6216 Sayılı
Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
127. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ilk iki cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,
başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal
kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme
kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden
yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama
yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata
hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.
Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal
kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse
dosya üzerinden karar verir."
128. Başvurucu, 100.000 TL manevi tazminat talebinde
bulunmuştur.
129. Başvuruda, ikinci tutuklamanın hukuki olmaması
nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar
verilmiştir. Başvurucu yargılandığı dava kapsamında tahliye edilmiştir (bkz. §
48). Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
130. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan
manevi zararları karşılığında başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
131. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 736,50 TL harç
ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan 3.211,50 TL yargılama giderinin
başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
A. 1. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması
nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti
ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilk tutuklama yönünden
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti
ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ikinci tutuklama yönünden
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
4. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru
yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
OYBİRLİĞİYLE,
5. Tutuklanma dolayısıyla ifade ve basın özgürlüklerinin
ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilk tutuklama yönünden KABUL EDİLEBİLİR
OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ilk tutuklama yönünden İHLAL EDİLMEDİĞİNE
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ikinci tutuklama yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE
OYBİRLİĞİYLE,
3. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına
alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ilk tutuklama yönünden İHLAL EDİLMEDİĞİNE
Hasan Tahsin GÖKCAN ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 736,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan
3.211,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde
yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten
ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 25. Ağır
Ceza Mahkemesine (E.2017/67) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuranın ilk tutukluluğu hakkında Birinci Bölüm
çoğunluğunca, özgürlük ve güvenlik ile ifade özgürlüğü haklarının ihlal
edilmediğine oy çokluğuyla karar verilmiştir. Bu karar yönünden çoğunluk
görüşünden ayrı oy kullanmama neden olan gerekçelerim aşağıda açıklanmaktadır.
2. İlk olarak, terör örgütüne yardım (TCK m. 220/7, 314)
suçlamasını içeren tutuklama kararında başvurucuya ilişkin bir bireyselleştirme
yapılmaksızın aynı dosyada tutuklanmaya sevk edilen tüm şüpheliler yönünden
toptan bir değerlendirme yapılmış, başvurucunun hangi eylemi, söz veya
yazısının kuvvetli suç şüphesine neden olduğu belirtilmemiştir.
3. İkinci olarak başvurana yönelik suçlamanın tümüyle
gazete yazıları ve sosyal medya paylaşımlarından ibaret ve bu paylaşımların
tamamının da 15 Temmuz 2016 tarihinden öncesine ait olduğuna işaret etmek
gerekir. Başvuran, suçlamaya konu FETÖ terör örgütünün bu yasa dışı amaç ve
yapısını önceden bilmediğini, kendisinin sol siyasi görüşe mensup olması
nedeniyle yazılarında iktidara muhalif fikirleri paylaştığını ancak darbe
girişimini onaylamadığını ve anılan tarihten sonraki paylaşımlarında da bunu
yansıttığını savunmaktadır.
4. Gerek AYM ve Yargıtay gerekse AİHM kararlarında sıkça
tekrarlandığı üzere şiddete çağrı, ayrımcılık veya bireylerin onur ve şerefine
saldırı içermediği takdirde kişilerin düşünce açıklamaları anayasal ifade
özgürlüğü kapsamındadır. Kişiler bu açıklamaları nedeniyle suçlanamaz.
Açıklanan ifadelerin medya mensubuna ait olması durumunda ayrıca basın
özgürlüğü devreye girmektedir. Suç oluşturan başka faaliyetlere iştirak
bulunmadığı ve yukarıda belirtilen sınırları ihlal etmediği takdirde salt
düşünce açıklamalarının ve gazete yazılarının bir suç isnadına konu teşkil
etmemesi beklenir. Başka bir anlatımla bir kimsenin ve gazetecinin olaylara
bakışı ve yorumlarının birtakım terör örgütlerinin bakış açısıyla örtüşüyor
olmasının terör örgütüne yardım suçunun kanıtı olarak sunulması çoğulcu
demokratik hukuk düzenlerinde kabul edilebilir ve öngörülebilir değildir. Ancak
elbette bir gazetecinin bir örgüt üyesi olarak talimatla ya da ilgili yapının
terör örgütü olduğu bilinç ve iradesiyle terör örgütünün bazı faaliyetlerine
iştirak edip yardımda bulunması mümkün olabilir. Bu takdirde suçlamanın
dayanağı olan delillerin de gösterilmesi gerekir. Dolayısıyla örgütsel
bağlantıyla ilgili kanıtlar gösterilmeden veya bir terör örgütünün amacı olan
anayasal düzeni yıkmaya yönelik cebir ve şiddet içeren araç fiillerin
işlenmesini teşvik içermediği ya da bizatihi suç teşkil etmediği takdirde bir
düşünce açıklamasının örgüte yardım olarak itham edilmesi hukuka uygun
değildir.
5. Nitekim AİHM daha önce yargı kararlarıyla terör örgütü
olduğu yıllar önce tespit edilmiş bir örgütün bildiri ve açıklamalarını
yayımladığı için suçlanıp mahkûm edilen dergi editörü, yazı işleri müdürü ve
sahiplerinin başvurularıyla ilgili kararlarında; yazılarda şiddet kullanımının,
silahlı direniş veya ayaklanmanın teşvik edilmediğinin ve kin güden bir söylem
içermediğini belirten gerekçelerle Türkiye aleyhine ihlal kararları vermiştir
(diğerleri arasında bkz. Çapan/Türkiye, B. No: 7197801, 25.7.2006; Gözel
ve Özer/Türkiye, B. No: 43453/04, 31098/05, 6.7.2010; Kanat ve Bozan/Türkiye,
13799/04, 21.10.2008).
6. Son olarak Türkiye hakkındaki bir başvuruda AİHM,
terör örgütü lehine sloganların atıldığı, pankart ve flamaların açıldığı
gösteri yürüyüşüne katılanların terör örgütüne yardım suçundan mahkûm
edilmeleri nedeniyle ihlal kararı vermiştir. Kararda; başvuranlara yapılan
uygulama karşısında TCK’nın 220/7. maddede yer alan ‘örgüte bilerek ve
isteyerek yardım’ ögesinin, anayasal gösteri yürüyüşü hakkının ihlal
edilmemesini sağlayacak bir güvence oluşturmadığı, anılan kanun hükmünün bu
şekliyle keyfî uygulamalara açık ve bu nedenle de öngörülebilir olmaması
nedeniyle toplanma özgürlüğüne yapılan müdahalenin ‘yasallık’ niteliğinden
yoksun olduğunu ifade etmiştir (AİHM Bakır vd./Türkiye, B. No: 46713/10,
10/7/2018; aynı yönde İmret/Türkiye, (No 2) B. No: 57316/10, 10.7.2018). Bu
kararlardan da görüleceği üzere bizatihi bir suç oluşturmadığı veya bir terör
örgütünün talimatıyla hareket edildiğini gösterir deliller sunulamadığı
takdirde anayasal bir hakkı kapsayan etkinliğin terör örgütüne yardım olarak
nitelendirilmesinin ve bir suçlamaya dayanak olarak gösterilmesinin hukuki bir
temeli bulunmamaktadır.
7. Diğer taraftan AYM tarafından daha önce belirtildiği
üzere, bireylerin özgürlüğüne yapılan müdahalenin keyfi olmamasını güvence
altına alan özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin anayasal koruma, olağanüstü
yönetim usullerinin yürürlükte olduğu dönemlerde de geçerlidir (Aydın Yavuz ve
diğ. par. 47). Başka deyişle olağanüstü yönetim usulü uygulanan dönemde de suç
işlendiğine ilişkin olarak bir delil bulunmadan kişilerin tutuklanmaları,
Anayasa'nın 15. maddesi anlamında ‘durumun gerektirdiği ölçüde’ bir tedbir
olarak değerlendirilemez. Bu bağlamda başvuran hakkındaki tutuklama kararı ile
itirazın reddine ilişkin kararda, yükletilen suça yönelik kuvvetli belirti
bulunduğuna ilişkin ilgili ve yeterli gerekçe yer almaması karşısında
tutuklamanın hukuki olmadığı değerlendirilmektedir.
8. Açıklanan nedenlerle ilk tutuklama kararı yönünden
başvuranın özgürlük ve güvenlik hakkının ve ayrıca hukuki olmayan tutuklama
dolayısıyla ifade özgürlüğünün ihlal edildiği düşüncesindeyim.
|
|
|
|
|
Başkan
Hasan Tahsin GÖKCAN
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, diğer ihlal iddiaları yanında, kendisine
uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuruda bulunmuştur. Çoğunluk kararında ilk tutuklamanın hukuki olmadığı
iddiasına ilişkin olarak başvuru kabul edilebilir bulunduktan sonra, başvurucunun
Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Bu karara
katılmamaktayım. İkinci tutuklama kararında ise Mahkememiz çoğunluğu aynı
eylemlerden hareketle başlatılan yeni bir soruşturma kapsamında
gerçekleştirilen tutuklamanın kanuni dayanağı bulunmadığına hükmetmiştir.
İkinci tutuklama kararındaki ihlal sonucuna ise katılmaktayım.
2. Meydan Gazetesi yazarlığı yapmış olan başvurucunun da
aralarında bulunduğu otuzbeş kişi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla bağlantılı olarak 15 Temmuz 2016
darbe girişimi sonrasında soruşturma başlatılmıştır ve bu kapsamda başvurucu
İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3.9.2016 tarihli kararıyla "örgüte
bilerek isteyerek yardım etme" suçundan tutuklanmıştır.
3. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama gerekçesi
şöyledir: “... ATİLLA TAŞ'ın üzerlerine atılı Örgüte Bilerek İsteyerek
Yardım Etme suçundan şüphelilerin savunması ve soruşturma evrakı kapsamına göre
şüphelilere yüklenen Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme suçunun işlendiği
hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin
bulunması, suçun niteliği, delil durumu, delillerin tam olarak toplanmamış
olması ve suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırlarına göre
tutuklama tedbirinin verilmesi beklenen ceza ile ölçülü olması, bu aşamada adli
kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı dikkate alınarak, şüphelilerin
üzerlerine atılı suçtan CMK'nun 100. ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı
tutuklanmalarına … [ karar verildi.]" (§ 23).
4. Aradan belli süre geçtikten sonra Cumhuriyet savcısı
31/3/2017 tarihinde başvurucunun da aralarında olduğu bazı sanıkların
tahliyesine karar verilmesini talep etmiş ve bunun üzerine İstanbul 25. Ağır
Ceza Mahkemesi başvurucu ve bazı sanıkların tahliyesine karar vermiştir. Ancak
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca tahliye kararından birkaç saat sonra
başvurucu hakkında yeni bir soruşturma başlatılmış ve bu soruşturma kapsamında
13.04.2017 tarihinde başvurucunun İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğince Anayasal
düzeni ve Hükûmeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçlarından
tutuklanmasına karar verilmiştir. Bu tutuklamada da ağırlıklı biçimde önceki
soruşturmaya konu olan olay ve olgulara dayanılmıştır (bkz.: § 40).
5. Çoğunluk kararında ilk tutuklama kararı ile ilgili
“tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddia” başlığı altında yapılan
değerlendirmede dosyadaki her bir delil ayrı ayrı ele alınıp değerlendirilmemiş,
bunlar hep birlikte ele alınarak şu şekilde bir değerlendirmeyle bunların suçun
işlendiğine dair kuvvetli bir belirti olarak değerlendirilmelerinin temelsiz ve
keyfi olmadığına hükmedilmiştir:
“Esasında tutuklamaya dayanak olan deliller başvurucunun
gazete yazılarından ve sosyal medya paylaşımlarından oluşan ifadeleridir. Kamu
makamlarının FETÖ/PDY’ye yönelik olarak bu yapılanmanın hem kamudaki hem de
sivil alandaki etkinliğini önlemeye yönelik tedbirler aldıkları dönemde
başvurucunun sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımların ve daha sonra
FETÖ/PDY ile bağlantılı olması dolayısıyla kapatılan Meydan gazetesindeki
yazılarının bir kısmının bu yapılanmayı övücü, bu yapılanmanın faaliyetlerini meşru
göstermeyi ve yapılanmaya yönelik yürütülen soruşturmaları sonuçsuz bırakmayı
hedefleyici nitelikte görülmesinin ve bu hususların başvurucu ile FETÖ/PDY
arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir olgu olarak değerlendirilmesinin keyfi
olduğu söylenemeyecektir. Öte yandan başvurucunun yazıları ve paylaşımlarıyla
ortaya koyduğu bu tutumunu darbe teşebbüsüne kadar devam ettirmesi de dikkate
alındığında soruşturma mercilerinin bu yazı ve paylaşımları suçun işlendiğine
dair kuvvetli bir belirti olarak değerlendirmeleri temelsiz ve keyfi bir
yaklaşım olarak görülmemiştir” (§ 88).
6. Çoğunluk kararındaki yönteme yani dosyadaki tüm
delillerin bir bütün olarak değerlendirilerek buradan hareketle bu yazı ve
paylaşımların soruşturma mercileri tarafından suçun işlendiğine dair kuvvetli
bir belirti olarak kabul edilmesine katılmamaktayım. Anayasa Mahkemesi
tutuklamanın hukukiliği başlığı altında başvurucunun durumunu değerlendirirken
tutuklamaya esas alınan tüm olay ve olguları ayrı ayrı değerlendirerek sonuca
ulaşmalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı da bu yöndedir
(Bkz.: Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11.01.2018, §§ 94-100; Mehmet Hasan
Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11.01.2018, §§ 132-147; Selahattin Demirtaş
[GK], B. No: 2016/25189, 21.12.2017, §§ 145-156; Gülser Yıldırım (2) [GK], B.
No: 2016/40170, 16.11.2017, §§ 134-141).
7. Bunun yanında esasa ilişkin boyutuyla çoğunluk
kararına başvurucu hakkında dosyada sunulan yazı ve paylaşımların suçun
işlendiğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulünün mümkün olmadığı
kanaatinde olduğum için katılamamaktayım. Bu bağlamda tutuklamanın hukukiliği
konusu hükme bağlanırken dosyada yer verilen ve başvurucunun 14.02.2011
tarihinden 28.05.2016 tarihine kadar olan farklı zamanlardaki sosyal medya
paylaşımları ile 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken
Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname ile kapatılan Meydan gazetesinde 27.05.2015 tarihinden
15.06.2016 tarihine kadar farklı zamanlarda yayınlanan 21 köşe yazısının her
birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
8. Dosyada yer verilen bahse konu sosyal medya
paylaşımları ile köşe yazılarının muhalif nitelikte oldukları, çok sert ve ağır
eleştiri niteliği taşıdıkları kolaylıkla fark edilmektedir. Ancak iki adet
sosyal medya paylaşımı hariç dosyada yer verilen delillerin hiçbirisinin ceza
hukuk bağlamında suç olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Başvurucunun bahse
konu sosyal medya paylaşımları ve köşe yazıları FETÖ / PDY’nin amaçları ile
örtüşen eleştirileri içermektedir. Ancak bunlardan dolayı başvurucunun sorumlu
tutulabilmesi için bunlarda bir suç unsurunun ya da terör örgütü ile birlikte
bu suçu işleme konusundaki bir iştirak iradesinin veya şiddet ve terörü teşvik
edici bir yönünün açıkça ortaya konulması gerekmektedir. Oysa bu husus Sulh
Ceza Hakimliğinin tutuklama kararında ortaya konulamamıştır. Bunun gibi
Mahkememiz çoğunluk kararında da başvurucunun dosyadaki sosyal medya
paylaşımları ve yazdığı köşe yazılarının suç unsuru niteliğinde olduğu ve
dolayısıyla suç işlenmesi konusunda kuvvetli bir belirti olduğu ortaya
konulamadığı için çoğunluk kararına bu yönü ile katılamamaktayım. Dosyada
sunulan delillerden hareketle suçun işlendiğine dair kuvvetli bir belirti
ortaya konulamadığı için meşru amaç ve ölçülülük gibi tutuklamanın hukukiliği
konusunda daha sonraki aşamalara ilişkin bir değerlendirme yapılmasına gerek
olmadığı kanaatindeyim.
9. Bununla birlikte kanaatimce başvurucunun iki sosyal
medya paylaşımı ile ilgili daha farklı bir değerlendirme yapılması gerekir.
Başvurucu kendi twitter hesabından 15.2.2011 tarihinde "O kadar
isterdimki bir darbe olsun" ve 28.2.2011 tarihinde "Ordu
Göreve" şeklinde iki tweet paylaşmıştır. Bu iki tweet paylaşımının
içeriği itibariyle suç işlendiği noktasında dikkate alınmamasının mümkün
olmadığının söylenemeyeceğini ifade etmek gerekir. Zira meşru bir hükümeti
hukuk dışı yollarla ve zor kullanarak devirmeyi amaçlayan bir sosyal medya
paylaşımı hiçbir zaman ifade hürriyetinin korumasından faydalanamaz. Bu nedenle
bu iki tweet paylaşımının ceza kovuşturmasına tabi tutulması durumunda bu
mesajların bunları paylaşan kişiye uygulanacak olan tutuklama tedbirindeki suç
işlendiğine dair kuvvetli bir belirtiye dayanak olarak gösterilmesi mümkündür.
10. Ancak başvurucu bu mesajları Kasım 2011 yılında
paylaştıktan sonra Savcılık tarafından bu mesajlar başvurucunun diğer sosyal
medya paylaşımları ve gazetede yazdığı köşe yazıları ile birlikte Eylül 2016’da
soruşturmaya konu edilmiştir. Oysa bu kadar açık biçimdeki bu tür suç
iddialarının savcılıklar tarafından soruşturmaya hemen konu edilmeleri
gerekirdi. Nitekim bu mesajlar birer tweet paylaşımı olarak o tarihten beri
aleniydi ve pekala savcılıklarca bu kişi hakkında ceza soruşturması başlatılabilirdi.
Kaldı ki dosyada Şubat 2011 – Eylül 2016 tarihleri arasında başvurucuya
ulaşılamadığına veya başvurucunun yurt dışında bulunduğuna dair bir bilgiye de
yer verilmemiştir. Ancak bu yapılmayıp başvurucu bu paylaşımlarının üzerinden
beş yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra tutuklanmıştır. Yukarıda da ifade
edildiği üzere, başvurucu hakkında dosyada yer verilen diğer delillerin tamamı
ifade hürriyeti kapsamında kabul edildiğine göre 2011 yılında yaptığı ve suç
unsuru taşıdığı noktasında dikkate alınabilecek olan iki paylaşım nedeniyle
başvurucunun 2016 yılında tutuklanmış olması bu nedenle ölçülü bir tedbir
olarak kabul edilemez.
11. Yukarıda sıralanan nedenlerle başvurucu hakkında
uygulanan ilk tutuklama tedbirinin Anayasanın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında
öngörülen kişi hürriyeti ve güvenliği güvenceleri ile bağdaşmadığı kanaatiyle
Mahkememiz çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.
12. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin
olağanüstü halin uygulanmakta olduğu bir dönemde devreye sokulduğu dikkate
alındığında, bu tedbirin aynı zamanda Anayasa’nın 15. maddesi ile uyumlu olup
olmadığını da değerlendirmek gerekir. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının
kısmen veya tamamen durdurulması ya da bunlar için Anayasa’da öngörülen
güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesine imkan sağlayan Anayasa’nın bu hükmü
yönüyle değerlendirildiğinde, bu hükmün olağanüstü dönemlerde dahi Anayasa’nın
19. maddesinin üçüncü fıkrasındaki güvencelere daha fazla müdahaleyi mümkün
hale getirmediğini ve bu yönüyle de Anayasa’nın 15. maddesinin başvurucu
hakkında bahse konu tedbiri meşru kılmadığını belirtmek gerekir (Benzer yönde
bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11.1.2018, §§ 152-158; (Şahin
Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11.1.2018, §§ 105-110).
13. Benzer şekilde uygulanan tutuklama tedbiri ile
başvurucunun ifade ve basın hürriyeti ihlal edildiği için bu özgürlüklere
yapılan müdahale de Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. Kanaatimizce
Anayasa’nın 15. maddesi somut dosyada başvurucunun ifade ve basın hürriyetine
de bu nedenle daha fazla müdahaleyi meşru kılmamaktadır (Benzer yönde bkz. Mehmet
Hasan Altan (2) §§ 238-242; Şahin Alpay, §§ 143-147).
14. Sonuç olarak ilk tutuklama kararı yönünden
başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği başlıklı Anayasa’nın 19. maddesinin
üçüncü fıkrasındaki güvenceler ile birlikte 26. ve 28. maddelerdeki ifade ve
basın hürriyetinin ihlal edildiği kanaatindeyim.