logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanma Kılavuzu English

(Serhat Ölğen, B. No: 2016/3389, 20/11/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SERHAT ÖLĞEN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/3389)

 

Karar Tarihi: 20/11/2019

R.G. Tarih ve Sayı: 25/12/2019-30989

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucu

:

Serhat ÖLĞEN

Vekili

:

Av. Mehdi ÖZDEMİR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gerekmediği hâlde kolluğun silahlı güç kullanımı sonucu yaralanma meydana gelmesi ve olaya ilişkin etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1996 doğumludur ve Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde yaşamaktadır.

9. 13/9/2015 günü Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Emek Caddesi’nde üzerilerinde el yapımı patlayıcı, molotofkokteyli ve uzun namlulu silah taşıyan 50-60 kişilik bir grup çöp konteynırlarını yakıp trafiği kapatmak ve sloganlar atmak suretiyle eylem yapmıştır. Söz konusu eyleme kolluk güçleri müdahale etmiş ve bu sırada gaz fişeği de kullanmışlardır.

10. Eylemci grubun ara sokaklara dağılması üzerine bu alanlarda da polis müdahalesi devam etmiştir. Zırhlı araçla olaya müdahale eden kolluk güçleri başvurucuyu yerde başı yaralı şekilde bulmuştur. Bulunduğu yerden alınarak zırhlı araca getirilen başvurucu, adli işlemler için Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür.

A. Başvurucuya Göre Olayın Gelişimi

11. Başvurucu, PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde bulunma suçlarından şüpheli sıfatıyla 15/9/2015 tarihinde Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde (TEM) ifade vermiştir. Eyleme katıldığını reddeden başvurucu olay günü işyerinden evine geldiğini fakat bir yaşındaki kızına yiyecek almak amacıyla saat 20.00 sıralarında markete gittiğini, alışveriş yapıp evine döndüğü sırada yüzü kapalı, 8-10 yaşlarında bir çocuk gördüğünü ve olaylara karışmaması için kendisini uyardığını, uyarısı üzerine çocuğun oradan ayrıldığını beyan etmiştir. Başvurucu; evinin olduğu sokağa girdiği sırada zırhlı bir aracın biber gazıyla etrafa müdahale ettiğini, evinin önüne geldiği sırada polislerin iki üç defa attığı gaz fişeğinin sesini işittiğini, dördüncünün atış sesini duyduktan sonra sağ kulağının arka kısmında bir acı hissettiğini ve yere düştüğünü bildirmiştir. Yerde yatmakta iken kolluğun yanına geldiğini, üst araması yaptıktan sonra sürükleyip darbetmek suretiyle kendisini zırhlı aracın yanına getirdiklerini, daha sonra da araca bindirip Bağlar ilçesindeki eski Polis Okuluna götürdüklerini söylemiştir.

12. Devam eden kanamasına, yaklaşık bir buçuk saat sonra bulunduğu emniyet binasına gelen 112 Acil Servis görevlilerinin ilk defa müdahale ettiğini ve kanamasının durdurulduğunu söyleyen başvurucu; tıbbi müdahaleden sonra bir saat daha bekletildiğini ve yaralanmasına sebep olan polis ekipleri tarafından emniyet binasından çıkarılarak Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesine götürüldüğünü, bu Hastanenin de kendisini Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk ettiğini beyan etmiştir. Başvurucu; burada tedavisinin yapıldığını ve bir müddet gözlem odasına alındığını, daha sonra saat 03.00 sıralarında taburcu olduğunu ifade etmiştir.

13. Gösterilere katılmadığının olayın gerçekleştiği sokaktaki işyerlerinin kameralarından ve MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) görüntülerinden anlaşılacağını belirten başvurucu, alışveriş yaptığı marketin kamera görüntülerinin incelemesini talep etmiş; ayrıca yaralanmasına sebep olan ve yakalandığı sırada kendisini darbeden polislerden şikâyetçi olmuştur.

B. Kolluk Güçleri Tarafından Düzenlenen Tutanağa Göre Olayın Gelişimi

14. 13/9/2015 tarihinde başvurucunun imzasını taşıyan ve dört polis memuru tarafından düzenlenen tutanak, başvurucunun yakalanışını ve sonrasını ele almaktadır. Tutanakta; PKK/KCK terör örgütü lehine sloganlar atan, yüzleri maskeli, el yapımı patlayıcı, molotofkokteyli ve uzun namlulu silah taşıyan grubun gösteri yaptığı anonsu üzerine ekip hâlinde olay yerine gidildiği, gösterici gruba müdahale edildiği, müdahale sırasında gaz kullanıldığı, bu sırada grubun polis ekibine patlayıcılarla ve ateşli silahla karşılık verdiği, ara sokaklara dağılan grubun eylemlerine devam etmesi üzerine zırhlı araçla bu bölgelere de gidildiği, Emek Caddesi ile 430. Sokak’ın kesiştiği noktada yerde yatan bir şahıs görüldüğü belirtilmektedir.

15. Tutanağı düzenleyen polislere göre yerde yatan kişi gösterici grupta yer almaktadır. Yaralı şahsın bulunduğu bölgenin güvenlik açısından sorunlu olması sebebiyle bu kişi polisler tarafından kontrollü bir şekilde zırhlı araca alınmış ve TEM’e götürülmüştür. Buraya çağrılan 112 Acil Servis tarafından yarasına müdahale edilmiştir. Yaralı şahsın kimliği tespit edilmiş ve yasa dışı gösteriye katıldığının anlaşılması üzerine hakkında adli işlemlere başlanmış, bu kapsamda şüpheli olarak sahip olduğu haklar kendisine hatırlatılmış ve adli rapor aldırılmak üzere hastaneye götürülmüştür. Götürüldüğü hastaneden sağ kulağındaki bir problem nedeniyle Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir. Gerekli muayeneler yapılıp taburcu edilene kadar polisler bu kişiye refakat etmiştir.

C. Başvurucu Tarafından Sunulan Sağlık Raporları

16. Başvurucu, olayla ilgili olarak hakkında düzenlenen üç sağlık raporunu başvuru dosyasına sunmuştur. 13/9/2015 günü saat 22.30’da Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinde görevli doktor tarafından düzenlenen raporda “Sol kulak arkasında yaklaşık 3x2 cm cilt cilt altı kesisi mevcut hastada denge kaybı düz yürüyememe bulantı duymada kayıp şikayetleri mevcut çekilen BBT temporal BT sinde belirgin patolji gözlenmedi BTM ile giderilemez. Şu an hayati riski yoktur. Geçici durumu bildirir hekim raporudur. Kati raporun adli tabiplik ya da KBB uzmanı tarafından verilmesi uygundur. EAH sevk edildi.” Tespitlerine yer verilmiştir.

17. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi tarafından 14/9/2015 günü saat 21.50’de düzenlenen raporda ise aşağıdaki hususlar belirtilmiştir:

“Darp nedeniyle acil servisinde bulunan hasta mastoid kemik üzerinde 3x2 cm suture kesi mevcut. Hayati tehlike yok. BTM ile giderilebilir. Durumu bildirir geçici hekim raporudur.”

18. Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesinin 15/9/2015 tarihli (saat 17.47) raporunda ise başvurucuda yeni darp ve cebir izi bulunmadığı belirtilmiştir.

D. Başvurucunun Aleyhinde Yürütülen Adli Soruşturma Süreci

19. Başvurucunun yakalanması sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından adli soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında olaya müdahale eden 2…2 sicil numaralı polis memuru tanık olarak ifade vermiştir. Bu kişi ifadesinde; gösteri yapan grubun içinde mavi kot pantolon, mavi ayakkabı ve mavi tişört giyen yaklaşık 18-20 yaşlarında ve 1.70 cm boylarında bir şahsın bulunduğunu, kendilerine ısrarla taş attığını fakat elinde patlayıcı ve silah olduğunu görmediğini, bu kişinin Emek Caddesi ile 430. Sokak’ın kesiştiği yerde yatan kişi olduğunu, bu kişinin yanına gittiklerinde başının sağ yanından yaralandığını gördüklerini beyan etmiştir. Yaptıkları basit tıbbi müdahale sonrasında hayati tehlikesinin olmadığını anladıklarını belirten polis memuru, olay yerinin güvenli olmaması ve silahlı saldırıların devam etmesi nedeniyle şahsı araçlarına bindirerek Emniyet Müdürlüğüne götürdüklerini söylemiştir.

20. Başvurucunun alışveriş yapmak amacıyla gittiğini belirttiği marketin kamera kayıtları iki polis memuru tarafından 15/9/2015 tarihinde incelenmiştir. Düzenlenen tutanağa göre 13/9/2015 günü 20.00-22.00 saatleri arasında başvurucunun markete gittiği tespit edilememiştir.

21. 16/9/2015 tarihinde Savcılık, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan tutuklanması talebiyle başvurucuyu Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucu isnat edilen suçlamaları reddetmiş ise de 16/9/2015 tarihinde tutuklanmıştır.

22. Savcılık 2/10/2015 tarihli iddianamesiyle silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, kara ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkında kamu davası açmıştır.

23. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde 3/12/2015 tarihinde yapılan ilk duruşmada başvurucunun savunması alınmış ve tanık olarak 2…2 sicil numaralı polis memuru dinlenmiştir. Yargılama ilk celsede bitirilerek tüm suçlardan başvurucunun beraatine ve tahliyesine karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararının ilgili kısımları şu şekildedir:

‘’(…)

Savunması alınan sanık Serhat ÖLĞEN atılı suçlamaları inkar ederek evinin 709. Sokakta olduğu ve 709. Sokağa girerken kafasına gaz fişeği isabet ettiğini, fakat eyleme katılmadığını beyan etmiştir. İddianamede ismi geçen tanık [2…2] sicil numaralıpolis memurunu 03/12/2015 tarihli celsede alınan beyanında, eylemci grup içinde bulunan şahsın mavi olotof, mavi pantolon ve mavi tişört giydiği, dosyamız sanığınıneylemci ile benzer elbiseler ve ayakkabı nedeni ile aynı şahıs olduğu yönünde kanaat edindikleri, ancak eylemci grup içindeki şahsın yüzünü görmediğini, elbiseleri tamamen aynı olduğu için ve eylem yerinin yakınında yaralı olduğu için bu sonuca vardığı yönünde beyanda bulunmuştur.

Mahkememizce görüntüler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde ‘Tarafıma tevdii edilen Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/340 Esas sayılı dava dosyasında bulunan ‘4176 446-RE C 255 00’ seri numaralı, üzerinde ‘13.09.2015 – [A…1] Kamera Görüntüleri’ ibaresi bulunan bir adet DVD’nin içerisinde bulunan kamera görüntülerinin incelemesinde; Kamera görüntülerinin 13.09.2015 günü saat 20:00 ile 22:00 arasındaki zamana ait olduğu, dosya kapsamında teşhise yönelik fotoğrafları bulunan sanık Serhat ÖLGEN’in bahse konu kamera görüntülerinde bulunmadığı anlaşıldı.’ Şeklinde rapor tanzim edilmiştir. Dosya kapsamında sanığın olay yerinde olduğuna ilişkin her hangi bir görüntü kaydı yoktur. Sanık aleyhine sadece kollukta beyanı alınan ve yukarıda ifade edilen 273802 sicil nolu polis memurunun ifadesi bulunmaktadır. Her ne kadar [2…2] sicil numaralı polis memuru 13/09/2015 tarihinde kolluk ifadesinde sanık aleyhinde beyanda bulunmuşsa da mahkemede alınan beyanında sanığın yüzünü görmediğini beyan ederek şüphenin kuvvetinin azalmasına sebep olmuştur. Kaldı ki mahkememizce bilgisayar üzerinden şehir haritasına bakıldığında sanığın ikamet olarak belirttiği 709. Sokak ile 430 nolu sokağın yakın olduğu arada öğretmenler caddesinin olduğu görülmüştür. Sadece şüphe üzerine sanık aleyhine hüküm kurmak evrensel hukuk ilkelerine aykırı olduğu gibi Anayasa 38/4 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6/2 maddesi ile düzenlenenmasumiyet (suçsuzluk) karinesine de aykırılık teşkil eder.Bu karine uyarınca suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçsuz sayılması gerektiği, suçlu kabul edilebilmesi için kişinin kesin hükümle mahkum olması, mahkumiyet için de fiilin yasal delillerle ispatlanması, yani şüphenin yasal delillerlebertaraf edilmesi gerektiğinden, eğer mahkeme, sanığın eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediği konusunda vicdani kanaate varamıyorsa ve eylemi sanığın gerçekleştirmiş bulunduğunu yasal delillere dayanarak vicdani kanaati ile söyleyemiyorsa, sanığın o fiili gerçekleştirmediğinin kabulü şarttır. Bu ilkeye ceza yargılamasında şüpheden sanık yararlanır (Latince; in dubio pro reo ) ilkesi denilir.

 (…)

Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı müsnet suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, hukuka uygun, somut, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, sanığın CMK 223-2e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi vicdani kanaati ile aşağıdaki hüküm fıkrası kurulmuştur.’’

24. Başvurucu hakkında verilen beraat kararı temyiz edilmediğinden 11/12/2015 tarihinde kesinleşmiştir.

E. Başvurucunun Şikâyetine İlişkin Olarak Yürütülen Soruşturma Süreci

25. Başvurucunun yaralanmasına ilişkin şikâyeti aleyhindeki soruşturmayla birlikte yürütülmüştür. Savcılık başvurucunun şikâyeti konusunda herhangi bir soruşturma işlemi yapmaksızın 2/10/2015 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Verilen karar şu şekildedir:

“PKK/KCK terör örgütü güdümünde yayın yapan internet sitelerinde öz savunma yapılması, halkın ayaklanarak kendi sistemini örmesi, öz yönetim ilanının demokratikleşmede önemli bir adım olduğu, hiçbir tereddüt göstermeden direniş göstermesi, Diyarbakır’da hayatın duracağı, tüm kentlerin sokağa dökülmesi ve benzeri çağrılar doğrultusunda Diyarbakır il genelinde birçok yasadışı eylemlerin meydana geldiği, 13.09.2015 tarihinde 20:50 sıralarında Bağlar ilçesi Emek Cad. üzerinde 50-60 kişilik yüzleri maskeli ellerinde eyp, olotof kokteyli ve uzun namlulu silah olan grubun ateş yakarak çöp konteynırlarını yola çekerek yolu trafiğe kapattıklarının tespit edildiği ve gruba müdahale edildiği esnada söz konusu grup içerisinde yer alarak emniyet görevlilerine taşlı saldırıda bulunduğu anlaşılan müşteki Serhat ÖLĞEN’in atılan gaz fişeği sonucunda yaralandığının ve Serhat’ın görevli polis memurlarından şikayetçi olduğunun anlaşıldığı olayla ilgili yürütülün soruşturma sonucunda görevli polis memurlarının müdahalelerinin olaylarla orantılı olduğu, görevlerinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanmadıkları, böylece üzerlerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla;

Görevli polis memurları hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına…[karar verildi.]

26. Başvurucu vekili 21/10/2015 tarihli dilekçesiyle söz konusu karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde; yasa dışı gösteride başvurucunun yer almadığı, evinin önünde polisin attığı gaz fişeğiyle yaralandığı, sonrasında darbedilip yerde sürüklenerek zırhlı araca konulduğu, hastane yerine Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü, yarası kanar vaziyette bekletildiği, Acil Servisin bir saat sonra çağrıldığı, gelen sağlık ekibinin kanamayı durdurduğu fakat bulantı, duyma ve denge kaybı şikâyetlerine rağmen hastaneye sevkinin uzun süre yapılmadığı belirtilmiştir. Bu durumun sevk edildiği hastane raporlarından açıkça anlaşılacağını belirten başvurucu vekili, dilekçesinde ayrıca olayın gerçekleştiği yerdeki MOBESE kayıtları ve sokakta bulunan -isimleri belirttiği- işyerlerinin güvenlik kameraları izlendiği takdirde başvurucunun olaya karışmadığının ve yaralanmasının sebebi olan polis müdahalesinin görüleceğini iddia etmiştir. Başvurucu vekili; başvurucunun yerde sürüklenip darbedilmesi konusunda Adli Tıptan rapor alınması gerektiğini fakat zaten tutuklanıp ceza infaz kurumuna girdiği sırada doktor tarafından yapılan muayenede bu olguların tespit edildiğini, bu raporun gerektiğinde ceza infaz kurumu idaresinden istenebileceğini, ayrıca ambulansın geç çağrıldığının arama kayıtlarından anlaşılabileceğini ileri sürmüştür. Başvurucu vekili, yerde yatmaktayken başvurucunun polisler tarafından darbedilmesinin Savcılık kararında yer almadığını belirtmiş; ayrıca hedef gözetilmek suretiyle başvurucunun gaz fişeğiyle yaralanmasına sebep olan polis memurları hakkında verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

27. Başvurucu vekilinin yaptığı itiraz Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 24/12/2015 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Verilen karar başvurucu vekiline 12/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

28. Başvurucu 11/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi kenar başlıklı 160. Maddesi şöyledir:

(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

 (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. Maddesi şöyledir:

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.

31. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 7. Maddesi şöyledir:

Hiç kimse işkenceye ya da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da bilimsel deneylere tabi tutulamaz.

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin 3. Maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme’nin -mağdurların davranışlarından bağımsız olarak- işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme’nin 15. Maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

33. AİHM, bir kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha genel anlamda kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya kaldığında -örneğin tutuklandığı sırada- kişinin davranışları kesinlikle gerektirmediği hâlde kişiye karşı fiziksel güç kullanımının insan onurunu zedelediğini ve kural olarak Sözleşme’nin 3. Maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Bouyid/Belçika [BD], B. No: 23380/09,28/9/2015, § 88; Ribitsch/Avusturya, B. No: 18896/91, 4/12/1995, § 38; Mete ve diğerleri/Türkiye, B. No: 294/08, 4/10/2011, § 106).

34. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunun söylenebilmesi için eylemin asgari ağırlık eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de (Selmouni/Fransa, § 104) dikkate alınması gereken diğer faktördür.

35. AİHM, Sözleşme’nin 3. Maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturulması yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız ve kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

36. Devletin bireyleri koruma yükümlülüğü sadece esasa ilişkin olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin yükümlülükler, Sözleşme’de düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp etkili ve uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis veya diğer kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele yasağının ihlali iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve mutlak niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 102; Labita/İtalya, §§ 131-136).

37. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05, 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu; kendisinin katılmadığı bir eyleme polisin müdahale etmesi ve gaz fişeği atması sonucu başından yaralandığını, sonrasında kolluk tarafından darbedildiğini, buna rağmen yaralı hâlde emniyet binasında bekletilerek tedavisinin ve hastaneye sevkinin bilerek geciktirildiğini belirtmiştir. Başvurucu; gösteriye katılmadığı mahkeme kararıyla ortaya çıkmasına rağmen kolluğun hiçbir göstericinin bulunmadığı bir alanda yakın mesafeden hedef gözeterek attığı gaz fişeğiyle yaralanması olayına ilişkin olarak Savcılığın hiçbir araştırma yapmadan bir gün içinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiğini, yaptığı itirazın inceleme yapılmaksızın reddedildiğini, böylece sorumluların cezasız bırakıldığını ifade etmiştir. Başvurucu, belirttiği hususlar nedeniyle etkili soruşturma yapma yükümlülüğüne aykırı davranılarak kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Anayasa’nın 17. Maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında; kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir. Anılan fıkrayla özel olarak insan onurunun korunması amaçlanmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

42. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulma yasağı mutlak bir nitelik taşımakta olup bu kapsamda öncelikle kamusal yetkiyle güç kullanan görevlilerin kişilerin beden ve ruh bütünlüğüne hiçbir şekilde zarar vermemelerini gerektirir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

43. Öte yandan Anayasa’nın 17. Maddesi ayrıca devlete, söz konusu kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye -bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile- maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Dolayısıyla yetkililerce bilinen ya da bilinmesi gereken bir kötü muamelenin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirlerin alınmaması durumunda devletin sorumluluğu ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

44. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde yasağın maddi ve usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Bu bağlamda yasağın maddi boyutu sadece bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu (negatif yükümlülük) içermemektedir. Ayrıca bireylerin bu tür muameleye maruz kalmasını engelleyecek etkili önleyici mekanizmaların kurulması yönünde pozitif bir yükümlülük de içermektedir.

45. İşkence ve kötü muamele yasağının usul boyutu ise bu yasağın ihlal edildiğine yönelik tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran iddiaların sorumlularının tespitini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir soruşturma yapılması sorumluluğunu (pozitif yükümlülük) içermektedir.

46. Somut olayda başvurucu, gösteriye müdahale eden kolluğun atmış olduğu gaz fişeği nedeniyle başından yaralandığını ileri sürmüştür. Başvurucunun gaz fişeğiyle yaralandığı iddiası, soruşturmayı yürüten Savcılık tarafından da kabul edilmiş fakat müdahalenin orantılı olduğu söylenmiştir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, müdahalenin orantılılığı konusunda bir izah bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin orantılılık koşulunun söz konusu olay bağlamında gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmesi için dosyada yeterli veri bulunmamaktadır. Dolayısıyla gaz fişeğiyle yaralanma olgusuna ilişkin olarak yapılacak inceleme başvuru dosyasının muhteviyatı nedeniyle kötü muamele yasağının usul boyutuyla sınırlı kalacaktır.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

47. Bunun dışında başvurucu, kolluk tarafından yerde sürüklenip darbedildiğini ve sağlık sorunlarına bilerek geç müdahale edildiğini iddia etmiştir. Savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda başvurucunun iddialarına yönelik bir değerlendirme bulunmamaktadır. Başvurucu vekili bu eksikliği belirterek Hâkimliğe itiraz etmiş ise de itiraz reddedilmiştir.

48. 112 Acil Servis sağlık görevlileri tarafından müdahalede bulunulduktan sonrabaşvurucunun iki farklı hastaneye sevk edildiği görülmektedir. Başvurucu, bu hastanelerden aldığı üç sağlık raporunu başvuru dosyasına sunmuştur. Söz konusu raporlarda başın yan kısmındaki yaralanma dışında darp ve cebir izinden bahsedilmediği ve olay öyküsünde böyle bir iddiadan söz edilmediği görülmektedir. Başvurucu, tutuklandıktan sonra ceza infaz kurumunda yapılan doktor muayenesinde yara izlerinin olduğunu iddia etmiş ise de bu raporu Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı itiraz üzerine inceleyen Hâkimlik başvurucunun bu iddialarından haberdar ise de bireysel başvuru dosyasında başvurucunun iddialarını destekleyen bir belge bulunmamaktadır. Yine başvurucunun başındaki yaraya geç müdahale edildiği ve hastaneye sevkinin geciktirildiği iddiası konusunda negatif yükümlülükler bağlamında değerlendirme yapmaya yeter bir delil dosyada yer almamaktadır. Şu hâlde başvurucunun sürüklenip darbedildiği ve tedavisinin bilerek geç yapıldığı iddiaları kapsamında sınırlı bilgi ve belgelerle hakkın maddi boyutu açısından değerlendirme yapmak mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla bu şikâyetlerin de kötü muamele yasağının usul boyutu yönüyle ele alınması gerekir.

a. Genel İlkeler

49. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

50. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. Maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. Maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. Maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili bir resmî soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa anılan madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

51. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türü, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespit edilmelidir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. Maddesi gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

52. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

53. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalı, bu kapsamda diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

54. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, §§ 68, 69)

55. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların etkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilave olarak her olayda, mağdurların meşru menfaatlerini korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

56. Yetkililer resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, kamu denetimine tabi olarak özenli, süratli, bağımsız biçimde yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan, § 25).

57. Kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü muamele iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden bağımsız olmalıdır. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının olmamasını değil aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

58. Anayasa’nın 17. Maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

i. Başvurucunun Gaz Fişeğiyle Yaralanmasına İlişkin İddialar Yönünden

59. Somut olayda başvurucu, yakalanması sonrası getirildiği Emniyet Müdürlüğünde PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ifade vermiş ve bu ifade sırasında gaz fişeğiyle yaralanması dolayısıyla sorumlu polis memurlarından şikâyetçi olmuştur. Soruşturma dosyasının içeriğinden başvurucunun bu ifadesi dışında olay nedeniyle ayrıca bir şikâyette bulunmadığı anlaşılmaktadır. Savcılık, başvurucunun şikâyetini şüpheli sıfatıyla aleyhinde yürüttüğü soruşturmada ele alıp değerlendirmiş fakat müşteki olarak ayrıntılı şekilde beyanlarına başvurmamıştır.

60. Savcılık, yürütülen soruşturma kapsamında başvurucunun alışveriş yaptığını iddia ettiği marketin güvenlik kamerası görüntülerini incelemiş; başvurucunun sağlık raporlarını temin etmiş ve yine eyleme müdahale edip başvurucuyu yaralı hâlde yakalayan polis memurunun ifadesine başvurmuştur. Belirtilenler dışında soruşturma dosyasında başvurucunun şikâyeti hakkında değerlendirme yapmaya değer bir delilin varlığına rastlanmamıştır.

61. Başvurucu soruşturma kapsamında alınan ifadesinde eyleme karışmadığını, evine gitmekteyken gaz fişeğiyle yaralandığını söylemiştir. Soruşturma dosyasının içeriğine rağmen Savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında öncelikle başvurucunun eylemci grup içinde yer aldığını ve kolluğa taşlı saldırıda bulunduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca verdiği kararda, başvurucunun kafasında meydana gelen yaralanmanın kolluğun attığı gaz fişeğiyle oluştuğunu kabul etmiş fakat kollukça yapılan müdahalenin olayla orantılı olduğunu söylemiştir.

62. Savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı öz itibarıyla başvurucunun eylemci grup içinde yer aldığına ve müdahalenin olayın gelişimine göre orantılı olduğuna dayanmaktadır. Savcılık tarafından orantılılık değerlendirmesinin hangi ölçütlere göre yapıldığı anlaşılamamaktadır.

63. Belirtilenler ışığında öncelikle başvurucunun kolluğun attığı gaz fişeğiyle yaralandığının kamu makamları tarafından kabul edildiği ortaya konmalıdır. O hâlde Savcılığın bu kabul sonrasında yapacağı soruşturma, olayın gerçekleştiği koşulların belirlenmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu kapsamda soruşturma makamlarından olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışması, soruşturmayı sonlandırmak için temelden yoksun sonuçlara dayanmaması beklenir.

64. Yapılacak soruşturmada başvurucunun hangi şartlar altında ne şekilde yaralandığının açığa çıkarılması için birtakım delillerin toplanmasının zaruri olduğu açıktır. Bunun için öncelikle başvurucunun yaralanmasına neden olan gaz fişeğini atan kolluk görevlisinin tespit edilmesi, atışın hangi mesafeden hangi açıyla yapıldığının, başvurucunun özellikle hedef alınıp alınmadığının ve atış saikinin belirlenmesi gerekir. Bu nedenle başvurucuyu yaralı hâlde yakalayıp zırhlı araca götüren kolluk görevlilerinin gerektiği takdirde şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınması, ayrıca olay yerindeki işyerlerinin güvenlik kamerası görüntülerinin ve MOBESE kayıtlarının tespiti, zaruret hâlinde keşif yapılması, varsa olay yerinde bulunan kişilerin tanık olarak dinlenmesi olayın delillendirmesinde önem arz etmektedir. Savcılık tarafından yapılan soruşturmada, belirtilenler doğrultusunda herhangi bir işlem yapılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda soruşturmanın etkili olması için soruşturma makamlarının kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekliliğinin sağlandığı söylenemez.

65. Savcılık; fail veya faillerin tespitine ilişkin herhangi bir çalışma yürütmeden, olayın hangi şartlar altında ne şekilde gerçekleştiğini titizlikle araştırmadan, dosya üzerinden orantılılık incelemesi yaparak kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir. Soruşturmanın etkililiği konusunda bu bölümde yer verilen değerlendirmeler bir bütün hâlinde ele alındığında gerçekleşme koşulları tam olarak açıklığa kavuşturulamamış olan başvuru konusu olayda, kapsamlı bir inceleme ve araştırma gerçekleştirilmemesi nedeniyle etkili bir soruşturma yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

66. Somut olayda gaz fişeğiyle maruz kalınan eylemden dolayı Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

ii. Gaz Fişeğiyle Yaralanma Sonrasındaki İddialar Yönünden

67. Başvurucu; gaz fişeğiyle yaralanmasından sonra yerdeyken yanına gelen kolluğun kendisini sürüleyerek darbettiğini, yarası kanar hâlde götürüldüğü Emniyet Müdürlüğünde ambulansın bilerek geç çağrıldığını ve hastaneye sevkinin geciktirildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun söz konusu iddiaların, ilk defa şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde dile getirdiği görülmektedir. O hâlde bu ifadeyle birlikte soruşturma makamlarının ilk kez bu aşamada belirtilen iddialardan haberdar olduğunu kabul etmek gerekir. Savcılık 2/10/2015 tarihli kararında başvurucunun bu şikâyetleri konusunda herhangi bir değerlendirme yapmamış, bu eksiklik bildirilerek yapılan itiraz ise Hâkimlik tarafından reddedilmiştir.

68. Somut olayda yerde sürüklendiği ve darbedildiği iddiasında bulunan başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesinin alınmadığı görülmektedir. Başvurucunun Emniyet Müdürlüğünden alınarak götürüldüğü hastanelerde hakkında birden fazla sağlık raporu düzenlendiği görülmektedir (bkz. §§ 16-18). Bununla birlikte başka bir sağlık raporunun var olup olmadığı konusunda başvuru dosyasında bir bilgi yer almamaktadır. Sunulan raporlarda muayene nedeni darp ve cebir olarak belirtilmiş ise de gaz fişeğiyle yaralama dışında farklı bir bulgudan veya fiziksel olarak görülmeyen fakat dile getirilen bir şikâyetten bahsedilmemektedir. Buna rağmen başvurucu, tutuklanmasından sonra sevk edildiği ceza infaz kurumunda doktor tarafından muayene edildiğini ve düzenlenen raporda darbedildiğinin belirlendiğini iddia etmektedir. Dolayısıyla soruşturma sürecinde soruşturmanın seyrine etki edecek nitelikte delillerin varlığından bahsedilmesine rağmen soruşturma makamları tarafından hareketsiz kalınarak bunların toplanmadığı görülmektedir.

69. Yukarıda belirtildiği üzere olay yeri yakınındaki bazı işyerlerinde güvenlik kamerası olduğu, ayrıca sokak civarında MOBESE bulunduğu anlaşılmaktadır. Başvurucunun iddiaları kapsamında bu kameraların kayıtları getirilerek incelenmemiş, iddiaların doğruluğu araştırılmamıştır. Ayrıca başvurucuyu olay yerinde yakalayan kolluk görevlilerinden sadece biri başvurucunun aleyhinde yürütülen soruşturma özelinde tanık olarak dinlenmiş fakat diğerleri ne tanık ne sanık olarak ifade vermiştir. Bu durumda başvurucunun makul ve savunulabilir iddiaları bağlamında etkili ve yeterli bir soruşturma yapıldığından söz edilemez.

70. Öte yandan başvurucunun kanamakta olan yarasına bilerek geç müdahale edildiği ve tıbbi müdahale gerekmesine rağmen hastaneye sevkinin kasıtlı şekilde geciktirildiği yönündeki iddialarının ele alınıp değerlendirmesi gereklidir.

71. Hastane raporlarından başvurucunun sağ kulağının arkasında 3x2 cm büyüklüğünde kesi oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu nitelikteki yaraya ilk önce Acil Servis ekibi Emniyet Müdürlüğünde müdahale etmiş ve kanamanın durması sağlanmıştır. Başvurucunun iddiasına göre Acil Servis ambulansı kendisinin Emniyet Müdürlüğüne getirilmesinden bir saat sonra çağrılmış, bu süre zarfında nezarethanede yarası kanar vaziyette bekletilmiştir. Başvurucu, istendiği takdirde 112 Acil Servisin çağrılma zamanının arama kayıtlarıyla ortaya çıkarılabileceğini belirtmektedir.

72. Başvurucunun 112 Acil Servis ekibinin müdahalesinden sonra da bulantı, denge ve duyma kaybı gibi sağlık şikâyetleri devam etmiştir (bkz. § 55). Hatta rapora göre başvurucu, Eğitim Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir. Başvurucunun sağlık hizmetlerinin geciktirilmesine ilişkin şikâyetinde ortaya koyduğu iddiasının kamu görevlilerinin bilerek hareketsiz kaldığı ve bu vesilesiyle duyulan acının şiddetinin artması olduğu anlaşılmaktadır.

73. Anayasa’nın 17. Maddesine göre devlet pozitif yükümlülükler kapsamında ancak belirli bir ağırlığa ulaşan eylemler nedeniyle etkili soruşturma yapmalıdır. Her türlü menfi hareket ve eylemin kötü muamele oluşturduğu kabul edilemeyeceği gibi maruz kalınan her eylem hakkında soruşturma yapılması kamu makamlarından beklenemez. Ayrıca etkili bir soruşturmanın başlatılabilmesi için öncelikle kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerekir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü makul şüpheden uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde etkili bir soruşturma yükümlülüğün gerekliliğinden bahsedilebilir (Cuma Doygun, B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28). Somut olayda gaz fişeğiyle yaralandığı konusunda tereddüt bulunmayan başvurucunun yarası kanar vaziyette bekletildiği ve yine fiziksel şikâyetleri devam etmesine rağmen hastaneye sevkinin geciktirildiği şeklindeki iddialarının beklenen zaman süresi, yaranın ve fiziksel rahatsızlıkların mahiyeti nedeniyle soruşturma yapmayı gerektiren belli bir ağırlığa ulaştığını kabul etmek gerekir.

74. Başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporunun varlığı ve yarası kanar şekilde nezarette bekletildiği iddiasının Emniyet Müdürlüğü içindeki kamera görüntüleri ve 112 Acil Servisin ne zaman arandığının telefon kayıtlarıyla tespit edilebilmesi imkânı karşısında makul seviyede savunulabilir, sonuç itibarıyla soruşturma yapmaya değer nitelikte olduğu söylenebilecektir. Buna rağmen 112 Acil Servisin ne zaman arandığına ilişkin telefon kayıtları tespit edilmemiş, Emniyet Müdürlüğündeki kamera görüntüleri incelenmemiş, ayrıca tanık olabilecek kişiler dinlenmemiştir. Bunlar dışında ambulansta bulunan sağlık görevlilerinin müdahalesinden sonra devam eden rahatsızlıkları konusunda başvurucunun hastaneye sevk edilmesinin gerekliliği ortadayken neden sevkin gerçekleştirilmediği konusunda herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Hâlbuki ilk müdahaleyi yapan 112 Acil Servis ekibinin bu konuda tanık olarak dinlenmesi, yine hastanede başvurucuyu muayene eden doktorların beyanlarına başvurulması, ayrıca gecikmeye bilerek sebep olunduğu tespit edildiği takdirde bunun ne gibi tıbbi ve fiziki sonuçlar doğurduğu konusunda bilirkişi raporu alınması etkili soruşturma için önem arz etmektedir. Dolayısıyla Savcılığın soruşturmada gerekli delilleri toplayarak bunun sonucunda bir yargısal değerlendirme yoluna gitme hususunda özensiz davrandığı anlaşıldığından başvuru konusu olayda etkin soruşturma yapma yükümlülüğüne uygun hareket edildiği söylenemeyecektir.

75. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

76. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ile manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

78. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

79. Mehmet Doğan kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).

80. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

81. Başvuruda, Anayasa’nın 17. Maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin yargısal bir karara varmak için gerekli olan deliller toplanmadan Savcılıkça verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

82. Bu durumda kötü muamele yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden etkin bir adli soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden soruşturma ise 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun şekilde belirtilen deliller toplanıp incelemeler yapıldıktan sonra yeniden karar vermekten ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

83. Başvuruda, kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal edildiği sonucuna varılarak yeniden etkin bir adli soruşturma yürütülmesi amacıyla kararın bir örneğinin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesinin yeterli bir giderim oluşturduğu değerlendirildiğinden manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Başvurunun Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının sadece usul boyutu yönünden İNCELENMESİNE Engin YILDIRIM’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Verilen karar 2015/30938 numaralı soruşturma dosyasıyla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun manevi tazminat talebinin REDDİNE,

F. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/11/2019 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY GÖRÜŞÜ

1. Yasadışı bir gösteriye katıldığı belirtilen başvurucunun kafasında kolluğun attığı gaz fişeği nedeniyle yaralanma meydana gelmiş ve Mahkememiz oybirliğiyle gaz fişeğiyle maruz kalınan eylemden dolayı başvurucunun Anayasanın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul yönünden ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

2. Başvuru konusu somut olaylar bağlamında kollukça yapılan müdahalenin orantılı olmadığı düşüncesiyle yukarıda belirtilen Anayasa maddesinin maddi boyutu yönünden de ihlal kararı verilmesi kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmadım.

 

 

 

 

Üye

Engin YILDIRIM

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Serhat Ölğen, B. No: 2016/3389, 20/11/2019, § …)
   
Başvuru Adı SERHAT ÖLĞEN
Başvuru No 2016/3389
Başvuru Tarihi 11/2/2016
Karar Tarihi 20/11/2019
Resmi Gazete Tarihi 25/12/2019 - 30989

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, gerekmediği hâlde kolluğun silahlı güç kullanımı sonucu yaralanma meydana gelmesi ve olaya ilişkin etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Kötü muamele etkili soruşturma (delillerin toplanmasında özensizlik) İhlal Yeniden soruşturma
Kötü muamele etkili soruşturma (delillerin nesnel ve tarafsız değerlendirilmemesi) İhlal Yeniden soruşturma

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 3713 Terörle Mücadele Kanunu 7
5237 Türk Ceza Kanunu 314
220
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 217
202
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi