logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ayhan Seviktek ve Mehmet Oran, B. No: 2016/43, 12/4/2023, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AYHAN SEVİKTEK VE MEHMET ORAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/43)

 

Karar Tarihi: 12/4/2023

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Mahmut ATEŞ

Başvurucular

:

1. Ayhan SEVİKTEK

 

 

2. Mehmet ORAN

Başvurucular Vekili

:

Av. Yunus MURATAKAN

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; sokağa çıkma yasağı uygulaması nedeniyle seyahat hürriyeti ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, bu dönemde düzenlenen güvenlik operasyonu sırasında yakınların ölümü nedeniyle yaşam hakkının, güvenlik operasyonu sırasında ölen kişilerin cenazelerine uzun süre ulaşılamaması ve cenazeler için defin töreni düzenlenememesi nedeniyle de kötü muamele yasağı ile özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Başvuru konusu olayların gerçekleştiği tarihlerde PKK terör örgütünün kamuoyunda hendek olayları olarak tabir edilen silahlı ayaklanma girişimine karşı Sur ilçesinin de içinde bulunduğu bazı yerleşim merkezlerinde sokağa çıkma yasağı ilan edilerek terörle mücadele operasyonları yürütülmeye başlanmıştır (hendek olayları ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ve ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28, 342). Hendek olayları sırasında Sur ilçesinde gerçekleşen silahlı saldırılarda 66 güvenlik görevlisi şehit olurken 428 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Yalnızca 11/12/2015-23/12/2015 tarihleri arasında Sur ilçesinde güvenlik güçleri ile terörist unsurlar arasında 320 silahlı çatışma yaşanmıştır. Bunlardan 72'sinde terörist unsurlar tarafından roketatar kullanılarak saldırı düzenlenirken, 86 saldırıda da patlayıcı kullanıldığı rapor edilmiştir. Aynı dönemde Sur ilçesinde PKK terör örgütü üyeleri tarafından sivillere ait ikamet ve işyerleri ile kamu kurumlarına ait binalarda 56 ayrı kundaklama yapıldığı belirlenmiştir.

3. Başvurucular 4/1/2016 ve 5/1/2016 tarihli başvurularında yakınlarının Sur ilçesinde yaşanan silahlı çatışmalarda öldüğüne ve cesetlerinin bir caminin avlusunda bulunduğuna dair bilgi aldıklarını belirterek Sur'da uygulanan sokağa çıkma yasağının kaldırılması ve yakınlarının cenazelerini teslim almalarının sağlanması için Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 73. maddesi uyarınca geçici tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

4. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 8/1/2016 tarihli ara kararında, benzer nitelikteki başvuruların birleştirilerek 2016/43 numaralı bireysel başvuru üzerinden birlikte ele alınmasına ve başvurucuların geçici tedbir taleplerinin reddine karar vermiştir. Belirtilen kararın ilgili kısmı şöyledir:

"23. Somut olayda başvurucular, Anayasa Mahkemesine sundukları ilk dilekçelerinde yakınlarının cenazelerinin kurşunlu Camii avlusunda açıkta bekletildiğini ileri sürmüş, daha sonra gönderdikleri dilekçelerinde ise cenazelerin Yavuz Selim Ortaokulu bahçesinde olduğuna dair belgeler sunmuşlardır. Resmi makamlar, Sur ilçesinde yaşanan çatışmalar neticesinde ölü olarak ele geçen örgüt mensupları ile yine çatışma bölgesinde yaşamını yitiren vatandaşların nakledilmiş oldukları hastanelerde öldüğü iddia edilen kişilere dair bir bilgi bulunmadığını belirtmişlerdir. Bu nedenle, başvurucuların yakınlarının silahlı çatışmalar sırasında hayatlarını kaybettiğine dair iddiaların bu aşamada henüz doğrulanamadığı görülmektedir. Nitekim başvurucular da yakınlarını henüz teşhis edemediklerini, ölüm olayını basında ve sosyal medyada yer alan haberlere dayandırdıklarını belirtmektedirler (bkz. §§ 11-14).

24. Öte yandan başvurucular ilk dilekçelerinde somut olarak bir cami avlusunda cenazeler olduğunu ancak yetkililer tarafından cenazelerin bulunduğu yerden alınmadığını ileri sürmüşlerdir. Diyarbakır Valiliğinin 5/1/2016 tarihli yazısında Kurşunlu Camii avlusunda cenaze olmadığı belirtilmiş; 8/1/2016 tarihli yazısında aynı bilgi tekrar edilerek cami avlusunda cenaze olmadığını gösteren üç adet fotoğraf sunulmuştur. Bu durumda, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden Kurşunlu Camii avlusunda bir cenaze bulunduğuna ya da bulunan bir cenazenin yetkililer tarafından tespit edilmesine rağmen bulunduğu yerden alınmadığına dair bir sonuca ulaşılamamıştır.

25. Başvurucular, ek dilekçelerinde cenazelerin bir okulun bahçesinde olduğuna dair yeni bilgileri Mahkemeyle paylaşmışlardır. Diyarbakır Valiliğinden başvurucuların iddialarına ilişkin okul bahçesinde araştırma yapılması talep edilmiştir. Valilik; anılan bölgenin terör örgütü mensuplarıyla yoğun çatışmaların yaşandığı yerlerden biri olduğunu, terör örgütü mensuplarının uzun namlulu silahlarla saldırmaları, yollara barikat kurmaları ve bomba düzenekleri yerleştirmenin ilerlemeyi zorlaştırdığını, güvenlik güçlerinin ilerledikleri yerlerde tespit ettikleri cenazeleri adli işlemlerin yapılması için adli makamlara teslim ettiklerini, okulun bulunduğu yere ve diğer yerlere ulaşıldığında gerekli araştırmalar yapılarak varsa cenazelerin ilgili makamlara teslim edileceğini, bu aşamada fiilen okul bahçesinde tespit yapılmasının mümkün olmadığını belirtmektedir ( bkz. § 16).

26. Açıklanan bilgi ve belgelerden, başvurucuların yakınlarının hayatlarını kaybedip kaybetmediği, eğer kaybetmiş iseler cenazelerinin açıkta bekletilip bekletilmediği konularında resmi makamlarca bir araştırma yapılmadığına ya da cenazelerin tespit edilmesine rağmen bulunduğu yerden alınamadığına dair bir sonuca ulaşılamamıştır. Nitekim Valilik de cenazelere ulaşılması halinde ilgili makamlara teslim edileceğini Mahkememize sunmuş olduğu yazılarda belirtmektedir. Açıklanan nedenlerle, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler dikkate alındığında başvurucuların tedbir taleplerinin bu aşamada koşulları oluşmadığından reddine karar verilmesi gerekir."

5. Geçici tedbir talebinin reddine dair yukarıda belirtilen kararın ardından başvurucular, Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi ve belge sunmamış, gelişmeler konusunda bilgi vermemiştir. Adalet Bakanlığının (Bakanlık) 21/8/2019 tarihinde sunduğu görüşlerde yer verdiği bilgilere göre 8/1/2016 tarihinden sonra başvuru konusu olaylara dair gelişmeler özetle şöyledir:

i. Okul bahçesinde olduğu iddia edilen cenazelerin teslim alınabilmesi için Yavuz Selim İlköğretim Okulunun olduğu bölgede 12/1/2016 günü, 14.30-16.30 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı kaldırılarak güvenlik operasyonlarına ara verilmiştir. Cenazeleri almak isteyen vatandaşlar belirtilen tarihte polis merkezi önünde toplanmış ancak terör örgütü mensuplarının güvenlik güçlerine karşı uzun namlulu silahlar ve bombalar kullanarak saldırı düzenlemesi üzerine cenazelerin bulunduğu iddia edilen bölgeye gitme kararından vazgeçmiştir.

ii. Güvenlik güçleri 19/1/2016 tarihinde bölgeyi kontrol altına almayı başarmış ve başvurucu yakınlarının cesetlerine ulaşmıştır. 21/1/2016 tarihinde parmak izi veri sisteminde yapılan karşılaştırmayla cesetlerin başvurucu Ayhan Seviktek'in kardeşi M.S. ve başvurucu Mehmet Oran'ın oğlu İ.O.ya ait olduğu kesin olarak tespit edilmiş, cesetler aynı tarihte düzenlenen nakil ve defin ruhsatıyla yakınlarına teslim edilmiştir.

6. Bakanlık görüşlerinde yer verilen bilgilere göre Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) 19/1/2016 tarihinde derhâl başlatılan soruşturmada olay yeri ve kiriminal inceleme raporları temin edilmiş, cesetler üzerinde otopsi yapılmış, tanık beyanları alınmış ve diğer deliller de toplanarak 6/7/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Belirtilen delilere göre;

1-  M.S. ve İ.O.nun ölümleri ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak gerçekleşmiştir.

2-  M.S. hakkında Rızgar Delil kod adıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, İ.O hakkında ise Mazlum kod adıyla silahlı terör örgütüne üye olma ile silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçlarından arama kararı bulunmaktadır.

3-  M.S.nin üzerinden şarjörü takılı hâlde uzun namlulu bir tüfek ve içinde bir miktar fitil bulunan koli bandı yumağı ele geçirilmiştir. İ.O.nun üzerinden ise tabanca kılıfı içinde bir tabanca ve bir bıçak ile iki uzun namlulu tüfek fişeği ele geçirilmiştir.

4-  M.S.nin üzerinden elde edilen fitilin patlayıcı madde yapımında da kullanılabilen potasyum perklorat maddesi içerdiği tespit edilmiştir. Cesetlerden alınan svaplarda atış artıkları bulunmuştur.

5-  Olay yerinden boş kovanlar elde edilmiş ve bunlardan birinin 18/1/2016 tarihinde Hasırlı Mahallesi'nde yapılan terör saldırısında kullanılan aynı silahtan ateşlendiği tespit edilmiştir.

6-  Çok sayıda tanık; başvurucu yakınlarının PKK içinde sorumlu düzeyde silahlı eylemde bulunduklarını, Sur'da yaşanan olaylarda güvenlik güçlerine silahlı saldırılarda bulunduklarını, el bombası ve uzun namlulu silah taşıdıklarını, duvar kırma ve tünel açma amacıyla gittikleri bir okulda güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmada öldüklerini beyan etmiştir. Tanıklardan biri ise İ.O. ile birlikte Kurşunlu Camisi'nde düzenledikleri mayınlı saldırıda çok sayıda güvenlik görevlisini şehit ettiklerini ifade etmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

7. Başvurucu Ayhan Seviktek sokağa çıkma yasağı uygulamasının yasal bir temeli bulunmadığı gibi bu uygulamanın meşru bir amaç da taşımadığını, bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucular ayrıca yakınlarının güvenlik güçlerinin orantısız ölümcül güç kullanması sonucu vefat ettiğini, bu nedenle yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarıyla ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucular son olarak yakınlarının cenazelerini teslim almak için yaptıkları başvurulara karşılık cenazelerin uzun süre sokakta kalıp teslim edilmemesi, istedikleri şekilde defin töreni düzenleyememeleri nedeniyle kötü muamele yasağı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

8. Başvurucu Mehmet Oran, yakınının öldüğünü haber almasının ardından İstanbul'dan Sur'a geldiğini ancak sokağa çıkma yasağı nedeniyle yakının cenazesinin bulunduğu bölgeye gidemediğini, bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik sınırlamalar ile Anayasa'nın 23. maddesinde düzenlenen seyahat özgürlüğüne yönelik sınırlamalar arasındaki fark, sınırlamanın niteliği ve esası ile ilgili değildir. Bu iki hak arasındaki ayrım derece ve yoğunluk farkıdır. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında hareket serbestîsine yönelik kısıtlama, seyahat hürriyetine yönelik bir müdahaleye göre çok daha ileri derecede ve yoğun olmalıdır. Başvurucunun ülke içinde sokağa çıkma yasağı uygulanmakta olan yerler dışında herhangi bir yere veya ülke dışına seyahat etmesine engel bir durum bulunmadığı açıktır. Dolayısıyla başvurucunun hareket serbestîsine getirilen kısıtlamanın kapsam ve yoğunluğu dikkate alındığında seyahat hürriyetine yapılan bir müdahale olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucu Mehmet Oran'ın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası seyahat hürriyeti kapsamında incelenmiştir.

9. Bakanlık görüşlerinde özetle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için olağan başvuru yollarının tüketilmesi gerektiği oysa başvurucuların hak ihlali iddialarıyla ilgili telafi sağlamaya elverişli idari ve adli yollara müracaat etmeksizin doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundukları, bu nedenle başvurunun kabul edilemez bulunması gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucuların avukatının 27/9/2017 tarihinde soruşturma dosyasının bir örneğini aldığını, bu tarihte kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan haberdar olunmasına karşılık itiraz hakkı kullanılmadan bireysel başvuruda bulunulduğunu belirtmiştir.

10. Başvurucular Bakanlık görüşüne verdikleri beyanlarında ihlal iddialarını tekrar ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın başvurucu yakınlarının şüpheli sıfatıyla yer aldıkları bir soruşturmaya ilişkin olduğunu, M.S. ve İ.O.nun ölümleriyle ilgili ise yürütülen bir soruşturma veya kendilerine tebliğ edilen bir karar bulunmadığını ifade etmiştir. Başvurucular 30/7/2018 tarihinde soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcılığına soruşturmanın genişletilmesi taleplerini içeren bir dilekçe verdiklerini ancak bu dilekçeye yanıt verilmediğini de ifade etmiştir. Ayrıca sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması için idare mahkemelerinde başka kişilerce açılan bazı davaların reddedildiğini, bu nedenle idare mahkemesine yapılacak bir başvurunun etkili bir hukuki yol olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmiştir.

11. Başvuru; kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, seyahat hürriyeti, kötü muamele yasağı, özel ve aile hayatına saygı hakkı ile yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

A. Kötü Muamele Yasağı, Yaşam Hakkı, Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkı ile Başvurucu Ayhan Seviktek'in Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

12. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

13. Somut başvuruda dile getirilen temel taleplerin sokağa çıkma yasaklarının geçici tedbir yoluyla kaldırılması olduğu anlaşılmıştır. Bu taleplerin reddedildiği 8/1/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesinin önünde başvurucu yakınlarının iddia edildiği şekilde Sur ilçesinde düzenlenen güvenlik operasyonu sırasında hayatlarını kaybettiklerine dair bir delil bulunmamaktadır. Tedbir taleplerinin reddi kararından kısa bir süre sonra başvurucu yakınlarının cenazelerine ulaşıldığı, kimlik tespitleri yapılarak gerekli diğer adli işlemlerin de tamamlanmasının ardından 21/1/2016 tarihinde cenazelerin ailelerine teslim edildiği görülmüştür. Oysa başvurucular hak ihlali iddialarına temel oluşturan bu olay ve gelişmeler hakkında Anayasa Mahkemesine bir bilgi vermemiştir. Başvurucular Bakanlık görüşlerine verdikleri 10/9/2019 tarihli beyanlarında da ne bu hususlarda ne de iddia ettikleri kötü muamele yasağı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ihlalleri nedeniyle oluşan zararın tazmini için hangi hukuki yollara başvurdukları konusunda bir açıklamada bulunmuştur.

14. Başvurucuların, yakınlarının cenazelerinin teslimi ve defin işlemleri nedeniyle oluştuğunu ileri sürdükleri kötü muamele yasağı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarıyla ilgili uğradıkları zararların tazmini için adli ve idari makamlara başvuruda bulunma imkânı vardır. İkincillik ilkesi gereği, iddia edilen hak ihlalleri sonucu oluşan zararın idari veya adli makamlarca giderilmesi imkânı bulunmakta iken Anayasa Mahkemesinin ilk kez bireysel başvuru yoluyla dile getirilen bu iddiaları incelemesi mümkün görülmemiştir.

15. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında kamusal güç kullanımı nedeniyle yaşam hakkının ihlali iddialarında bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmesi gereken başvuru yolunun ceza soruşturması yolu olduğu belirtilmiştir (Edip Cömert ve diğerleri, B. No: 2020/10681, 16/6/2022, § 88). Buna karşılık başvurucular, yakınlarının ölümü ile ilgili soruşturmalar ve verilen kararlar bir yana yukarıda açıklandığı üzere yakınlarının cenazelerine ulaşıldığı konusunda dahi Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi vermemiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşlerine cevaben kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen soruşturmanın yakınlarının ölümü ile ilgili olmadığını belirtmelerine rağmen bu kararın ya da diğer ilgili belgelerin bir örneğini Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. 30/7/2018 tarihinde soruşturmanın genişletilmesi için Başsavcılığa dilekçe verdiklerini ifade eden başvurucular bu tarihten sonra da soruşturmada yaşanan gelişmeler konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Neticede başvurucuların yakınlarının ölümü ile ilgili şikâyetlerini yetkili makamlar önünde dile getirmedikleri, verilen kararlara itiraz haklarını kullanmadıkları ve başvurularını takip etmek için gerekli özeni göstermedikleri kanaatine varılmıştır.

16. Başvurucu Ayhan Seviktek'in kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaline neden olduğunu ileri sürdüğü sokağa çıkma yasağı kararına ve uygulamasına karşı iptal ve tazminat davaları açma hakkı bulunmaktadır. Sokağa çıkma yasağı kararlarının kapsam ve koşulları ile yasağın uygulandığı yerlerdeki kişilerin şahsi durumları her olayda farklılık göstermektedir. Bu nedenle başvurucunun iddialarında dile getirdiği şekilde bazı mahkeme kararlarını tüm idare mahkemelerine teşmil ederek yürütmeyi durdurma ve iptal müessesesinin bütünüyle etkisiz olacağı varsayımında bulunmak mümkün görülmemiştir. Buna ilaveten Anayasa'nın 40. maddesi kamu görevlilerinin haksız işlemleri sebebiyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas edilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim idare mahkemelerinde açılacak tam yargı davaları bu tür durumlarda tazminat elde edilmesi imkânı sağlamaktadır. Başvurucunun ise sokağa çıkma yasağının sona ermesinin ardından kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla tazminat talep etme yoluna gitmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

17. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların yaşam hakkı, kötü muamele yasağı ve özel ve aile hayatına saygı hakkı ile başvurucu Ayhan Seviktek'in kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine dair iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

18. Öte yandan başvurucuların bu hak ihlali iddialarıyla ilgili potansiyel olarak yeterli giderim sağlama kabiliyeti olan idari ve adli yollara başvurduktan sonra somut başvuruda dile getirdikleri aynı iddialarını Anayasa Mahkemesi önünde yeni bir bireysel başvuru konusu yapmalarına engel bir durum bulunmadığı da vurgulanmalıdır.

B. Başvurucu Mehmet Oran'ın Seyahat Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

19. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Sözleşme'ye Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18). Anayasa’nın 23. ve Sözleşme’ye ek (4) numaralı Protokol’ün 2. maddesinde, ülke içinde seyahat özgürlüğü olmakla birlikte kişilerin bulunduğu ülkeden ayrılma özgürlüğü de yer almaktadır. Ancak anılan protokole Türkiye taraf olmadığından Anayasa’nın 23. maddesinde belirtilen seyahat özgürlüğüne yönelik başvurular bireysel başvuru kapsamında değildir (Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, §§ 41-54).

20. Açıklanan gerekçelerle seyahat hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, kötü muamele yasağı ile özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Seyahat hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 12/4/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ayhan Seviktek ve Mehmet Oran, B. No: 2016/43, 12/4/2023, § …)
   
Başvuru Adı AYHAN SEVİKTEK VE MEHMET ORAN
Başvuru No 2016/43
Başvuru Tarihi 4/1/2016
Karar Tarihi 12/4/2023
Birleşen Başvurular 2016/180

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru; sokağa çıkma yasağı uygulaması nedeniyle seyahat hürriyeti ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, bu dönemde düzenlenen güvenlik operasyonu sırasında yakınların ölümü nedeniyle yaşam hakkının, güvenlik operasyonu sırasında ölen kişilerin cenazelerine uzun süre ulaşılamaması ve cenazeler için defin töreni düzenlenememesi nedeniyle de kötü muamele yasağı ile özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Kazalarda ölüm (maden, iş yeri. trafik kazası gibi), ağır yaralanma Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı Tutukluluk (suç süphesi ve tutuklama nedeni) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Kapsam dışı haklar Kapsam dışı (hak) Konu Bakımından Yetkisizlik
Kötü muamele yasağı Kötü muamelelere karşı koruma (aile içi şiddete, cinsel saldırı ya da diğer şiddet eylemlerine karşı gibi) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi