Bireysel Başvuru Kararları

(Salih Kurul, B. No: 2016/6167, 9/5/2019, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SALİH KURUL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/6167)

 

Karar Tarihi: 9/5/2019

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

Raportör

:

Mahmut ALTIN

Başvurucu

:

Salih KURUL

Vekili

:

Av. Mehmet Ali YILDIRIM

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; sosyal güvenlik ödemesinin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalılığı, BAĞ-KUR sigortalılığı ile isteğe bağlı sigortalılığa bağlı olarak hizmet birleştirme ve emeklilik talebinde bulunmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) başvurucunun talebini reddetmiştir.

8. Başvurucunun 31/1/2006 tarihinde talebinin reddine ilişkin idari işlemin iptali ve hizmetlerinin SGK sigortalılığı ile birleştirilmesine karar verilmesi istemiyle Antalya 1. İş Mahkemesinde açtığı davanın kabulüne dair karar, Yargıtay 21. Hukuk Dairesince13/12/2012 tarihinde onanmıştır.

9. Bunun üzerine başvurucu 11/2/2013 tarihli dilekçeyle, Mayıs 2005 tarihi itibarıyla yaşlılık aylığının bağlanması ve birikmiş aylıklarının yasal faizleriyle birlikte ödenmesi talebinde bulunmuştur.

10. Başvurucu, Mayıs 2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere emekli edilmiş ve birikmiş maaşları faizsiz olarak PTT havalesi ile 22/6/2013 tarihinde kendisine ödenmiştir.

11. Başvuru formundaki beyanında göre başvurucu, SGK'ya verdiği dilekçeyle açıkça talep etmiş olmasına rağmen faizlerin ödenmemesi nedeniyle SGK'ya 27/6/2013 tarihli başvuruyla, yapılan ödeme dökümünün faize ilişkin olarak açılacak davada hesaplamaya esas olmak üzere gönderilmesini talep etmiş; 4/2/2014 tarihine kadar cevap verilmemesi üzerine başvuru konusu davayı açmıştır.

12. Başvurucu, birikmiş emekli maaşlarının geç ödenmesi nedeniyle faiz alacağının toplu ödeme tarihi olan 27/6/2013 tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemiyle 4/2/2014 tarihinde Antalya 2. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

13. Mahkeme 16/12/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 113. maddesine istinaden ödeme dekontunda başvurucunun ihtirazi kaydının olmadığı, SGK tarafından yapılan ödeme sırasında faize ilişkin bir talepte bulunulmaması nedeniyle asıl borcun sona erdiği belirtilmiştir. Temyiz edilen karar, Yargıtay 21. Hukuk Dairesince 4/2/2016 tarihinde onanmıştır.

14. Nihai karar, başvurucu vekiline 1/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 15/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Ferda Yeşiltepe ([GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, §§ 17-31) kararı.

17. 818 sayılı mülga Kanun'un 113. maddesi şöyledir:

"Asıl borç tediye ile veya sair bir suretle sakıt olduğu takdirde kefalet ve rehin ve sair fer'i haklar dahi sakıt olur.

Evvelce işleyen faizleri talep hakkının mahfuz bulunduğu beyan edilmiş veya hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizler talep olunamaz.

Gayrimenkul rehine ve kıymetli evraka ve konkordatoya müteallik hususi hükümler mahfuzdur. "

18. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 131. maddesi şöyledir:

 “Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur.

İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir.

...”

19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/12/1989 tarihli ve E.1989/616, K.1989/676 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...Kural olarak ana alacakla birlikte ek haklar da sona erer. Ek haklar anlam bakımından bir ana hakkın varlığına ihtiyaç gösteren ve ancak ona bağlı olarak doğabilen haklardır. Faizlerde bu haklar arasındadır.

BK'nın "Borçların fcr'ilerinin sukuıu (eklentilerinin sona ermesi)" başlığını taşıyan 113. maddesinin birinci fıkrasında, ana borcun ödeme veya sair bir surette sakıt olduğu takdirde kefalet, rehin vesair fer'i hakların dahi sakıt olacağı ilke olarak hükme bağlanmış: ikinci fıkrasında ise bu ilkenin iki istisnasına yer verilmiştir.

Bunlar, daha önce işlenmiş olan faizleri isteme hakkının saklı tutulduğunun bildirilmiş olması veya durumun özelliğinden bunun anlaşılmış olmasıdır.

Somut olayda, davacı taşınmazına ait kamulaştırma bedel farkını henüz almadan lehine kamulaştırma yapılan idareye 16.1.1987 ve 26.1.1987 günlü dilekçelerle yaptığı başvurusunda artan bedel farkını talep ederken geç ödenmesi halinde faiz de istediğini açıkça belirtmiştir.

Belgelenmiş olan bu olgu karşısında artık davacının faiz isteğini saklı tuttuğunun kabulü halin icabına tamamen uygun düşmektedir. Bu itibarla mahkemece yazılı olduğu üzere mevcut kanıtlar değerlendirilerek davanın kabulüne ilişkin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan direnme kararı onanmalıdır."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 9/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

22. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

23. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

24. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda 4/2/2014-4/2/2016 tarihleri arasındaki iki yıllık yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varmak gerekir. Bu durumda makul sürede yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açıktır.

25. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, birikmiş emekli maaşlarının geç ödenmesi sebebiyle oluşan faiz alacağının ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuya göre emekli maaşlarının faizsiz ödenmesi alacağın değer kaybetmesine yol açmaktadır.

2. Değerlendirme

27. Başvuruya konu olayda uygulanacak ilkeler Anayasa Mahkemesinin Ferda Yeşiltepe (aynı kararda bkz. §§ 45-76) ile Vildan Utku Atalay (B. No: 2015/4812, 7/2/2019, §§ 34-42) başvurularında belirtilmiştir.

28. Başvurucunun emekli maaşı alacağının mevcut olduğu derece mahkemelerince kabul edilmiştir. Başvurucunun bu alacağının Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında mülk teşkil ettiği kuşkusuzdur (benzer yöndeki karar için bkz. Ferda Yeşiltepe, §§ 45-47). Anayasa Mahkemesi daha önce değer kaybına ilişkin şikâyetleri mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiştir (Ferda Yeşiltepe, § 51; ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21/12/2017, § 57). Somut olayda da farklı bir durum söz konusu olmadığından müdahale, belirtilen genel ilke çerçevesinde incelenmiştir.

29. Anayasa Mahkemesi, kamu kurum ve kuruluşlarından olan çeşitli para alacaklarının değer kaybına uğratılarak ödenmesine ilişkin şikâyetleri daha önce incelemiştir. Buna göre kamu makamlarının para borçlarını makul olmayan bir gecikme ile ödedikleri durumlarda para alacağında meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde şahsi olarak aşırı bir yük oluşturması hâlinde müdahale ölçülü olmadığından mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir (kamulaştırma bedeli yönünden bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013; Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073, 6/7/2017; bir sosyal güvenlik ödemesi yönünden bkz. Ferda Yeşiltepe; ihale alacağı yönünden bkz. ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti.; vergi iadesi alacağı yönünden bkz. Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015; deprem nedeniyle tazminat yönünden bkz. Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016; açığa alınan memurun maaş farklarının iadesi yönünden bkz. Vildan Utku Atalay).

30. Somut olayda başvurucu, derece mahkemeleri kararına uygun olarak 2005 yılı Mayıs ayından itibaren geçerli olmak üzere emekli edilmiş ve birikmiş maaşları 22/6/2013 tarihinde ödenmiştir (bkz. §§ 8-10). Ancak başvurucu, yaşlılık aylığının bağlanması ve birikmiş aylıklarının yasal faizleriyle birlikte ödenmesi talebinde bulunmuş olmasına rağmen faiz alacağı ödenmemiştir (bkz. § 9). Bunun üzerine faiz alacağının ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesi istemiyle başvuru konusu davayı açmıştır. Mahkemece, ödeme dekontunda başvurucunun ihtirazi kaydının olmadığı, SGK tarafından yapılan ödeme sırasında faize ilişkin bir talepte bulunulmaması nedeniyle asıl borcun sona erdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. §§ 12, 13).

31. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında -kural olarak- faiz işletilip işletilmemesi, faiz oranları veya faizin işletilme tarihleri ya da dönemleriyle ilgili hukuk kurallarını yorumlama görevi bulunmamaktadır. Bu görev esas itibarıyla derece mahkemelerine düşmektedir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin söz konusu hukuk kurallarının yorumunun mülkiyet hakkı bağlamında sonuçlarını incelemek durumundadır.

32. Ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi yani emekli maaşına hak kazanılan Mayıs 2005 tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması, emekli maaşının enflasyon karşısında değer kaybetmesini önleyebilecek bir araçtır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 42).

33. Bilindiği gibi faiz ekonomik açıdan paranın fiyatıdır. Herhangi bir kimse kendisine ait olmayan bir parayı -hangi isim altında olursa olsun- belli bir süre kullandığında paranın asıl sahibine faiz ödemek zorundadır. Çünkü paranın likidite özelliği onun her an, her türlü üretim faktörünü, mal ve hizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakit olarak elinde bulunduran kimse bugünkü ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi piyasanın yarına dönük olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına veren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu hâlde bu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayı kullanan kimsenin parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesi gerekir. İşte faizi doğuran temel neden budur (AYM, E.1988/7, K.1988/27, 27/9/1988).

34. Bu temel neden, paranın değerini sürekli olarak kaybettiği enflasyon dönemlerinde ayrı bir önem kazanır. Dönem başında kullanmaktan vazgeçilen ya da hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın satınalma gücü, dönem sonunda enflasyon oranında azalmış olacaktır. Bu durumda dönem sonunda paranın asıl sahibine ödenmesi gereken faiz, sadece belli bir dönem için yapılan fedakârlığın karşılığından ibaret olmayacak; aynı zamanda söz konusu dönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılayacak miktarda olacaktır. Teknik deyişle hem para sahibinin tasarrufta bulunmasının bedeli ödenecek hem de paranın satın alma gücü korunacaktır (AYM, E.1988/7, K.1988/27, 27/9/1988).

35. Somut olayda derece mahkemeleri 6098 sayılı Kanun' un 131. maddesinde saklı tutulma kavramı altında yer verilen ihtirazi kayıt kurumu çerçevesinde davayı reddetmiştir. Bu maddeye göre ihtirazi kaydın alacaklının bazı hakları ileride kullanmakta serbest bulunduğuna dair irade açıklaması olduğu, bu iradenin ise açık bir irade beyanıyla kullanılabileceği gibi örtülü irade beyanı ile de kullanılabileceği anlaşılmaktadır. Somut olayda faiz alacağı talebinin reddine karar verilmiş ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/12/1989 tarihli ve E.1989/616, K.1989/676 sayılı kararıyla asıl alacağın ifasından önce dilekçeyle asıl alacakla birlikte faiz alacağının da istenmesi durumunda faiz isteğinin saklı tutulduğunun hâlin icabına uygun düşeceği yönünde bir yorum yapıldığı görülmektedir.

36. Üstelik tüketici fiyat endeksi verileri uyarınca alacağa hak kazanılan 2005 yılı Mayıs ayındaki 100 TL'nin asıl alacağın ödendiği 2013 yılı Haziran ayı itibarıyla enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 190,03 TL'dir. Bu durumda alacağın hak kazanıldığı tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar enflasyonun yaklaşık toplam %90,03 oranında olduğu ve başvurucunun alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğradığı görülmektedir. Dolayısıyla derece mahkemelerinin söz konusu yorumları sonucu faiz ödenmemesiyle başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının değer kaybettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucunun muhakkak ihtirazi kayıt koyması gerektiği yönündeki yorumun -daha önce Hukuk Genel Kurulu tarafından anılan kanun hükümlerine dayalı söz konusu içtihadı da dikkate alındığında- öngörülebilir olmadığı da gözönünde bulundurulmalıdır.

37. Sonuç olarak başvurucunun alacağına hak kazandığı tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süredeki enflasyon oranları dikkate alındığında mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen söz konusu alacağın önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşılmaktadır. Belirtilen değer kaybının miktarı gözetildiğinde müdahaleyle başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu sebeple söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

40. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

41. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulmalı, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılmalı, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmeli, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirler alınmalıdır (Mehmet Doğan, § 55).

42. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, § 56).

43. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

44. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

45. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir, derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

46. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi, kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır (Mehmet Doğan, § 60).

47. Somut olayda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun emekli maaşı alacağına hak kazandığı tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süredeki enflasyon oranlarının dikkate alınarak faiz ödenmemesi nedeniyle söz konusu alacağın önemli ölçüde değer kaybına uğratılıp ödendiğini tespit etmek suretiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucu bu değer kaybını önleyebilecek faizin ödenmesi istemiyle önce SGK'ya başvurmuştur. Başvurunun reddi üzerine açtığı dava da reddedilmiştir. Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaline idari bir işlemin yol açtığı anlaşılmaktadır. Ancak somut olayda ihlale yol açan idari eylem ve işleme karşı başvurulabilecek kanun yolu tüketildikten sonra bireysel başvurunun yapıldığı anlaşıldığına göre ilgili mahkemenin yeniden yargılama yoluyla tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânı bulunmaktadır.

48. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, ihlal sonucuna uygun olarak tazminata hükmedilmesinden ibarettir. Tazminat miktarının belirlenmesi hususu ise bu konuda uzmanlaşmış derece mahkemelerinin takdirindedir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

49. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli bir giderim sağladığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya 2. İş Mahkemesine (E.2014/89, K.2014/18) GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Salih Kurul, B. No: 2016/6167, 9/5/2019, § …)
   
Başvuru Adı SALİH KURUL
Başvuru No 2016/6167
Başvuru Tarihi 15/3/2016
Karar Tarihi 9/5/2019

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, sosyal güvenlik ödemesinin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı Sosyal güvenlik ödemelerine ilişkin müdahale iddiaları İhlal Yeniden yargılama
Makul sürede yargılanma hakkı Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin özelleştirilmemiş müdahale iddiaları Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2829 Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun 12
5434 Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu 89
5997 Bazı Kanunlarda ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 19
5510 Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 106
818 Borçlar Kanunu 113
6098 Türk Borçlar Kanunu 131
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi Grafik - Web Tasarım | 2020