logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Seray Şahiner Özkan, B. No: 2016/6439, 9/6/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SERAY ŞAHİNER ÖZKAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/6439)

 

Karar Tarihi: 9/6/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Mustafa İlhan ÖZTÜRK

Başvurucu

:

Seray ŞAHİNER ÖZKAN

Vekili

:

Av. Ali Deniz CEYLAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan bir köşe yazısı nedeniyle başvurucu aleyhine adli para cezası verilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:

9. 4/8/2014 tarihinde çeşitli basın ve yayın organında içeriğinde bir ses kaydı olan bir haber yayımlanmıştır. Söz konusu ses kaydı, o tarihte başbakanlık görevinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu N.B.E. (müşteki) ile birlikte bazı bürokrat ve eğitim alanında faaliyet gösteren beş sivil toplum kuruluşunun (STK) temsilcisinin bulunduğu ve kamuoyuna açık bir toplantıdaki konuşmaların bir bölümüne aittir.

10. Müşteki, olayların yaşandığı tarihte, ülke çapında faaliyet gösteren bir vakfın yönetim kurulu üyesidir ve hâlen görevine devam etmektedir. Ses kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla katılımcılar Türk millî eğitim politikaları hakkında görüşlerini açıklamaktadır. Konuşmaların odak noktasını ise imam hatip okullarının yaygınlaştırılması, sivil toplumun bu okulların açılmasında ve yaygınlaştırılmasındaki rolü, yeni okul binaları için ihtiyaç duyulan imar değişiklikleri, imam hatip okullarının yöneticileri ile STK'ların iş birliği, kız ve erkek okullarının ayrı ayrı açılması başlıkları oluşturmaktadır.

11. Söz konusu ses kaydı yazılı ve görsel medya ile internet medyası tarafından haberleştirilmiştir. Gerek muhalif siyasi parti yetkilileri açıklamalarında, gerekse bir kısım medya, haber ve köşe yazılarında söz konusu ses kaydını 17-25 Aralık süreci ile bağlantılandırarak vermiştir. Başvuruya konu olan ve ulusal ölçekte yayın yapan Birgün gazetesinin (gazete) 7/8/2014 tarihli nüshasının ikinci sayfasında yayımlanan, başvurucuya ait "Buraları eskiden hep düz liseydi" başlıklı köşe yazısı da bu köşe yazılarından biridir. Başvurucu, köşe yazısında Millî Eğitim Bakanlığı bürokratları ile Türkiye'nin önde gelen bazı sivil toplum örgütlerinin yöneticilerinin yer aldığı toplantıda müştekinin yeni imam hatip liseleri açılması konusundaki görüşlerini eleştirmiştir. Başvurucu özellikle müştekinin imam hatip liselerinin kız ve erkek olarak ayrılması önerisini ağır bir şekilde eleştirmiş, bundan başka liselere giriş sınavında herhangi bir okula yerleştirilemeyenlerin devletçe imam hatip liselerine yerleştirilmesini de doğru bulmadığını ifade etmiştir.

12. Müşteki, anılan köşe yazısında geçen ifadeler nedeniyle başvurucu hakkında hakaret, iftira ve soruşturmanın gizliliğini ihlal suçlarından cezalandırılması istemiyle şikâyette bulunmuştur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26/11/2014 tarihli iddianame ile başvurucunun hakaret suçundan cezalandırılmasını talep etmiştir.

13. Yargılamayı yapan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 25/2/2016 tarihinde başvurucunun hakaret suçundan 2.610 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Yazının genel yapısı ve mantığı yukarıda açıklanmakla ve B.E.nin eğitim sistemine yönelik eleştirileri de yazar tarafından eleştiriye tabi tutulmakla oluşan genel yazı mantığı içinde şu bölüm ile yazının genel çerçevesinden ayrılınmaktadır: 'Nicedir tape çıkmıyordu. Son tapede üstün zekasına daha önceki tapelerden şahit olduğumuz B.E. eğitim sistemini kendi kafasına göre planlıyor. Sanıyorum ki bu ailede fikirlerde kalıtsal. Babasının bu yıl sıkça gündeme gelen kızlı erkekli beyanlarından da inciler var konuşmalarında. Bu kez babası ile konuşurken olduğu gibi teklemiyor da. Sümeyye'nin gelmesine ihtiyaç yok yani. Gayet seri şekilde imam hatiplerin doluluk oranı ve mezun sayıları üzerinden hesaplamalar yapıyor. Bu kez maksat sıfırlamak değil artırmak...'. Bu bölümde yer alan ibareler ile yazının genel yapısından ayrık seçkici bir tavır ile daha önce gündeme gelen 17-25 Aralık soruşturmaları kapsamında müdahil asile atfen olduğu bildirilen konuşma ve yorumları müştekinin zekasını ya da kişiliğini küçümser şekilde bir başka akrabasının yardımı olmadan zaten iş yapamadığından dem vurarak yada sıfırlamak deyimi ile yolsuzluk iddiasını anımsatarak üçüncü kişilerin gözünde müdahil asilin tahkir edilmesi sonucunu doğuracak ibarelere yer verilmesi suçun oluşması sonucunu doğuracaktır. Bu ibare yada anlatımlar olmasa da yazının genel çerçevesi bozulmadığı gibi bu ibare ya da anlatımların bu şekilde olması da yazıya bir katkı sunmamaktadır. Sonuçta yazı genelinde bütünlük oluşturmaksızın bazı atıflarda bulunmak suretiyle müdahil asilin aklı ve yeteneklerinin küçümsendiği bölümlerin eleştiri sınırının dışında kaldığı, bu bölümler ile sınırın aşıldığı kabul edilmiş sanığın sıfatı, bireysel özellikleri dikkate alınarak asgari sınırdan adli para cezası seçilmek suretiyle takdiren aşağıdaki karar verilmiştir..."

14. Nihai karar başvurucu ve vekiline 25/2/2016 tarihinde tefhim edilmiştir.

15. Başvurucu 28/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı 125. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır...

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur."

B. Uluslararası Hukuk

17. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. (2) [GK], B. No: 2016/12313, 26/12/2019, §§ 18-28; Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17-23; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 29-37.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 9/6/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

19. Başvurucu, köşe yazısının yayımlandığı tarihte kamuoyunda tartışma konusu olan ve birçok ulusal yayın organında haber konusu yapılan ses kaydı ile ilgili mizahi bir üslupla eleştirilerde bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucu; köşe yazısında mevcut eğitim sistemini ve müştekinin eğitim politikalarına ilişkin görüşleri hicvettiğini, kullandığı ifadeler nedeniyle cezalandırılmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.

20. Bakanlık görüşünde; iç hukukta ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkının aynı derecede ve eşit olarak saygıyı hak ettiği, bu iki hak arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmadığı belirtilmiştir. Bakanlık, başvurucunun şikâyetlerinin incelenmesinde yargı organlarınca verilen kararlarda ifade (basın) özgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkı arasında adil bir dengenin kurulduğu ve yapılan müdahalenin de orantılı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.

21. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında daha önceki iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

22. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

23. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Basın hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

25. Başvurucu hakkında gazetede yayımlanan köşe yazısı nedeniyle adli para cezası kararı verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahalede bulunulmuştur.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

26. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler,... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,... demokratik toplum düzeninin... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

27. Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

28. 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

29. Müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

30. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72).

 (1) Demokratik Toplum Düzeninin Bir Gereği Olarak İfade ve Basın Özgürlükleri

31. Anayasa Mahkemesi; Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Mehmet Ali Aydın, § 69; Bekir Coşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ile bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63).

 (2) Basının Ödev ve Sorumlulukları

32. Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri basına tamamen sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklarına da gönderme yapmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün kullanımına basın için de geçerli olan bazı görev ve sorumluluklar getirmektedir (Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 46; Önder Balıkçı, B. No: 2014/5552, 26/10/2017, § 43).

33. Bu görev ve sorumluluklar başkalarının şöhret ve haklarının zarar görme ihtimalinin bulunduğu ve özellikle adı verilen bir şahsın itibarının söz konusu olduğu durumlarda özel önem arz eder (Orhan Pala, § 47). Basın özgürlüğü; ilgililerin meslek ahlakına saygı göstermelerini, doğru ve güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etmelerini zorunlu kılmaktadır.

(3) Başkalarının Şöhret veya Haklarının Korunması

34. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, § 44).

 (4) Çatışan Haklar Arasında Dengeleme

35. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucunun ifadeleri nedeniyle müştekinin müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir. (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), § 49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Mevcut olayda çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, toplumsal ilginin varlığı, kullanılan ifadelerin türü, yazının içeriği, şekli ve sonuçları, hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışları, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 56; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73).

36. Anayasa Mahkemesi; somut olayın koşullarında başvurucunun köşe yazısı sebebiyle adli para cezası ödemeye mahkûm edilmesinin zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediğini, gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığını, bunu haklı göstermek için ortaya konan gerekçelerin ilgili ve yeterli görünüp görünmediğini davanın bütününe bakarak değerlendirecektir (benzer yönde bir değerlendirme için bkz: Sinan Baran, B. No: 2015/11494, 11/6/2018, § 38).

 (5) Somut Olayın Değerlendirilmesi

37. Anayasa Mahkemesi daha önce, ulusal bir gazetenin internet sitesinde başvuru konusu toplantıyı gösteren video haber hakkında içeriğe erişimin engellenmesi kararı verilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği sonucuna vardığı Aykut Küçükkaya (B. No: 2014/15916, 9/1/2020) başvurusunda, anılan toplantıyı, toplantı hakkında kamuoyuna yansıyan tartışmaları ve müştekinin konumunu değerlendirmiştir.

38. Anılan kararda söz konusu toplantının odağında imam hatip okullarının olduğu vurgulanmış, iktidarda bulunan Hükûmetin imam hatip okullarının yaygınlaşmasını politika olarak benimsediği ve bu okulların sayısı ile eğitim kalitesinin artırılması amacıyla ülke genelinde çok sayıda STK ile birlikte çalışma yaptığı belirtilmiştir. Diğer taraftan imam hatip okullarının açılmasına, sayılarının artırılmasına veya sunulan eğitime ilişkin endişeler taşıyan ve oldukça sert muhalefet eden geniş toplum kesimleri, STK'lar ve siyasi partilerin de bulunduğuna dikkat çekilmiştir (Aykut Küçükkaya, §§ 57, 58).

39. Söz konusu tartışmaların yaşandığı sırada kaleme alınan ve somut başvuruya esas olan başvurucuya ait köşe yazısı da Anayasa Mahkemesi tarafından bu arka plan çerçevesinde dikkatli bir şekilde değerlendirilmiştir.

40. Başvurucu, Hükûmetin eğitim politikalarına sert muhalefeti ile bilinen bir gazetede köşe yazarlığı yapmaktadır. Şikâyete konu köşe yazısında başvurucu önce genel olarak, geçmişteki eğitim politikası ile köşe yazısının yazıldığı tarihte mevcut olan eğitim politikasını karşılaştırmakta ve kişisel gözlemlerinden yola çıkarak sistemin öğrencilere dinî bir eğitim almayı zorunlu kıldığını, bu durumun ise toplumun bir kesiminde huzursuzluğa neden olduğunu iddia etmektedir. Daha sonra ise mevcut toplantıdan bahsederek toplantıya katılan müştekinin herhangi bir yetki ve sorumluluğu olmamasına karşın millî eğitim politikalarının belirlenmesinde söz sahibi olduğunu ima edip bu durumu eleştirmektedir.

41. Müşteki, başvurucunun köşe yazısında geçen "üstün zekalı" ifadesi ile 17-25 Aralık soruşturmalarına yönelik atıflarının kişisel saldırı amacıyla sarf edilen hakaret içerikli sözler olduğunu iddia etmiş; derece mahkemesi de müştekiyi haklı bularak mahkûmiyet kararı vermiştir. O hâlde çözümlenmesi gereken esas mesele, kullanıldıkları bağlam da dikkate alınarak sarf edilen sözlerin kişisel saldırı amacıyla söylenip söylenmediği ve hakaret içerip içermediğidir.

42. 17-25 Aralık soruşturmaları sonrasında kime ait olduğu belli olmayan ancak müştekiye ait olduğu iddia edilen birtakım ses kayıtlarında geçen konuşmalarda kullanılan söz ve temalar o tarihte birçok haber, yorum, köşe yazısı hatta karikatüre konu olmuş, özellikle muhalif kesim tarafından iktidar partisi aleyhine propaganda amacıyla kullanılmıştır. Nitekim başvurucu da gerek Mahkemedeki savunmasında gerekse başvuru formunda, halen İnternet mecralarında yer bulan ve mizah konusu yapılan iddialara atıfta bulunduğunu belirterek amacının müştekinin millî eğitim politikasına yön vermeye çalışmasını mizahi bir dille eleştirmek olduğunu ifade etmiştir. Bu hâliyle başvurucu, daha önce farklı mecralarda dile getirilmiş olan ve haber değeri taşıyan bir konuya ilişkin iddiaları köşe yazısında alaycı bir üslup kullanarak yeniden gündeme getirmiştir.

43. Başvuruya konu yazı, olayların geçtiği dönemde ve hâlen eğitim alanında faaliyet gösteren Türkiye'nin önde gelen ve tanınmış sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin, millî eğitim bürokratlarının ve inkâr edilemez bir tanınırlık derecesine sahip müştekinin fikir ve tutumlarının eğitim alanındaki faaliyetlerinin keşfedilmesi, bunlara ilişkin kanaat oluşturulması işlevini görmüştür (Aykut Küçükkaya, § 59). Bir haber veya yazının kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya makalenin yayımlanmasını o kadar çok kabullenmesi gerekir (İlhan Cihaner (2), § 74; Kadir Sağdıç, § 67).

44. Söz konusu makalede ülkedeki mevcut eğitim politikalarından duyulan rahatsızlığın dile getirildiği ve Hükûmetin yürüttüğü eğitim politikasında söz sahibi olan kişilerin bu konuda yetkin olmayan kişiler olduğu iddiasında bulunulduğu görülmektedir. İlgili köşe yazısında kullanılan ifadelerin alaycı, sert, abartılı hatta muhatabı açısından rahatsız edici olduğu kabul edilse bile kamu menfaatine ilişkin ve politik bulunduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla köşe yazısının kamuoyu gündeminin ilk sıralarında yer alan kamusal faydası yüksek bir tartışmaya katkı sunduğunda kuşku bulunmamaktadır.

45. İlk derece mahkemesi söz konusu ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadeler olmadan da eleştirilerde bulunmanın mümkün olduğu ve bu ifadelerin yazıya katkı sağlamadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Öncelikle belirtilmesi gerekir ki bu tür davalarda köşe yazısını kaleme alan yazarın yerine geçip ne şekilde eleştiride bulunulacağını, hangi yöntem ve üslubun kullanılacağını belirlemek yargı mercilerinin görevi değildir. İkinci olarak ise basın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakın ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve provoke etmeye izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir. Köşe yazısının yayımlanmasının müştekinin hayatında kayda değer bir etkisi olduğu da gösterilmemiştir. Haberin onun özel hayatı ile ilgisi olmadığı, kaba hakaret içermediği ve keyfî kişisel saldırı boyutuna da ulaşmadığı gözetildiğinde geriye başvurucunun köşe yazısını yazarken kullandığı mizahi üslup kalmaktadır. Bu noktada ifade özgürlüğünün sadece haber ve fikirlerin içeriğini korumadığı, haber ve fikirlerin iletilme usulünü de koruduğu gözetilmelidir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş., [GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 41, 42; Ergün Poyraz (2), § 77; İlhan Cihaner (2), §§ 59, 86; Kadir Sağdıç, §§ 52, 76).

46. Değerlendirilmesi gereken son husus ise müştekinin toplum içindeki konumudur. Müşteki, eğitim alanında faaliyet gösteren en büyük STK'lardan birinin yönetim kurulu üyesidir. Müştekinin görüşlerini ilgililere iletmek bakımından kimi avantajları olduğu anlaşılmaktadır. Başbakan'ın oğlu olması nedeniyle de basın ve kamuoyunun müştekiye olan ilgisi diğer kişilere göre daha fazladır. Üstelik müşteki, demokratik bir ortamda ve başvuruya konu köşe yazısının yayımlandığı koşullarda kendisine yönelik ağır eleştiriler yapılabileceğini bilerek tercihlerini belirlemiştir. Dolayısıyla müştekiye yönelik eleştirinin sınırlarının sıradan insanlara göre daha geniş olduğunu kabul etmek gerekir. Halkın tanınmış kişilere ilişkin bilgileri alma hakkı da gözetildiğinde müştekinin eylemlerinin ve sözlerinin basın tarafından izleneceğini, hakkında haberler yapılacağını, ağır eleştirilerde bulunulabileceğini öngörmesi ve demokratik çoğulculuk açısından bunlara daha fazla tahammül etmesi gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Aykut Küçükkaya, §§ 48, 61).

47. Yukarıdaki tespitlere karşın Mahkeme; köşe yazısında kullanılan ifadelerin bağlamını, başvurucunun daha önce dile getirilmiş olan iddialara atıfta bulunarak kamusal bir tartışmaya katkıda bulunduğuna dair hususu ve müştekinin toplumsal konumunu yeterince tartışmadan köşe yazısında kullanılan ifadeler nedeniyle başvurucuyu adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir.

48. Yapılan değerlendirmeler ışığında Mahkemenin müştekinin şeref ve itibar hakkını koruma amacının demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rol de gözetildiğinde başvurucunun Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri kapsamındaki ifade ve basın özgürlüklerine uygulanan sınırlamaların haklı çıkarılması için yeterli olmadığı ve daha ağır basan bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği kanaatine ulaşılmıştır. Mahkeme tarafından ifade ve basın özgürlüklerinin korunması ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurulamamıştır. Bu sebeple Mahkemenin başvurucunun adli para cezası ödemesine karar verilmesine ilişkin ileri sürdüğü gerekçeler, ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahale için ilgili ve yeterli olarak kabul edilemez.

49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

50. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

51. Başvurucu, ihlal tespiti ile yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir. Başvurucu tazminat talebinde bulunmamıştır.

52. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

53. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

54. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; , §§ 57-59, 66, 67).

55. İncelenen başvuruda yayımlanan köşe yazısı nedeniyle başvurucunun Mahkeme tarafından adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesine ilişkin kararın gerekçesinin ilgili ve yeterli olmadığı, bu nedenle başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

56. Bu durumda ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2014/358, K.2016/81) GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 9/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Seray Şahiner Özkan, B. No: 2016/6439, 9/6/2021, § …)
   
Başvuru Adı SERAY ŞAHİNER ÖZKAN
Başvuru No 2016/6439
Başvuru Tarihi 28/3/2016
Karar Tarihi 9/6/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan bir köşe yazısı nedeniyle başvurucu aleyhine adli para cezası verilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü İfade özgürlüğü - şeref ve itibar dengesi İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 125
6098 Türk Borçlar Kanunu 49
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi