logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Arifhan Mehmet Kızılyalın, B. No: 2016/9398, 14/9/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ARİFHAN MEHMET KIZILYALIN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/9398)

 

Karar Tarihi: 14/9/2021

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Gülsüm Gizem GÜRSOY

Başvurucu

:

Arifhan Mehmet KIZILYALIN

Vekili

:

Av. Semih ECER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tanınmış bir siyasetçi ve eşi hakkında ulusal bir gazetede yaptığı haber nedeniyle başvurucunun cezalandırılmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/5/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Cumhuriyet gazetesinde (gazete) muhabir olarak çalışmaktadır. Müştekilerden İ.G uzun yıllardan beri aktif olarak siyaset hayatı olan bir kişidir. İ.G 2011 yılından beri ve hâlen Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) milletvekili olup olayların meydana geldiği dönemde çevre ve şehircilik bakanı olarak görev yapmaktadır. Diğer müşteki ise İ.G.nin eşidir.

9. Başvurucu, gazetenin internet sitesinde 22/3/2015 tarihinde müştekilerin fotoğraflarına da yer vererek bir haber yapmıştır. Başvurucunun "Bakan'dan Eşine VIP Havuz" başlığı ile yaptığı haber şöyledir:

" Sinema, restorantı, plaj, sahil derken AKP iktidarı, olimpik yüzme havuzunu da kişiye özel kullanım amacıyla kapattı.

Türkiye’ye olimpik sporcu yetiştirmek için oluşturulan 12 TOHM (Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi) tesisinden biri olan Ankara Eryaman’daki olimpik yüzme havuzu Çevre-Şehircilik Bakanı [İ.G.nin] tesettürlü eşinin yüzme öğrenmesi için özel kullanıma tahsis edildi.

Spor Bakanı [A.Ç.K.nın] adını kullanıp, 'Spor Genel Müdürlüğü’nün bilgisi dahilinde' denilerek Bakan'ın eşi [F.G.nin] kullanımına açılan havuzdan, bu olay yaşanana kadar sadece gelecek vaat eden ve yetişme çağındaki sporcular yararlanabiliyordu. Ayrıca Ankara’da kamp yapan senkronize yüzme ve yüzme milli takım sporcularının antrenmanlarını gerçekleştirdiği olimpiyat standardındaki havuzun, ‘sivil kullanıma’ açılması, AKP iktidarının, VIP uygulamalarından bir yenisi olarak gösterildi.

 [F.G.nin] tesise girdikten sonra özellikle erkek personelin ortalarda gözükmemesi istendiği öğrenilirken, Bakan’ın eşinin, tahsis edilen saatlerde kadın eğitmen eşliğinde özel yüzme dersleri aldığı belirtildi.

Sporcuların çalışması aksıyor

Şahsa özel bu uygulamanın, hem tesis işletme giderleri konusunda ek masrafa neden olduğu, hem de olimpiyat adayı sporcuların antrenman programın aksattığı sızan bilgiler arasında. Olay, kamuoyundan ve spor teşkilatından saklanmak istendiyse de, Spor Bakanlığı koridorları, bu skandalla çalkalandı. Teşkilat ve THOM organizasyonunu rahatsız eden bu gelişmenin güvenlik kamera görüntülerince doğrulandığı da öğrenildi."

10. Anılan haber üzerine müştekiler gerçek olmayan isnatlarla zan altında bırakıldıklarını belirterek iftira suçunu işlediği gerekçesiyle başvurucudan şikâyetçi olmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun iftira suçundan cezalandırılması talebiyle 7/12/2015 tarihli iddianame düzenlemiştir.

11. Yargılamayı yapan Ankara 33. Asliye Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 9/3/2016 tarihli celsesinde başvurucunun beyanı özetle şöyledir:

"... ben kesinlikle hakaret yada iftira kastıyla bu haberi yapmadım, bence müşteki [F.G.nin] sözü edilen havuzu kullanması her iki müşteki açısından da herhangi bir şekilde suç yada kabahat teşkil edecek bir durum değildir, ben biraz da hicvetmek maksatıyla bu şekilde haber yapmıştım, haber kaynağım bir dönem Gençlik ve Spor Bakanlığında çalışan ancak ismini açıklamak istemediğim bir kişidir, elimde başka bir delil yoktur,...yaptığım haberin ve savunmamın arkasındayım, iftira kastım yoktur, Katılan [F.G.nin] iletişim kayıtlarından ya da o tarihlerde havuzun yanına gidip gitmediğini emniyet kayıtlarından sorgulanabilir..."

12. Mahkeme 9/3/2016 tarihinde başvurucunun iftira suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

" .... Kamu davasına konu edilen olayın doğru olup olmadığının ve Katılan [F.G.nin] sözü edilen tesisten yararlanıp yararlanmadığının tespiti için Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü'ne yazılan müzekkeremize verilen ... yazı cevabından, Eryaman Olimpiyat Hazırlık Merkezi Kapalı Yüzme Havuzu'nun Spor Genel Müdürlüğü'nün 2016 yılında gerçekleştirilecek olan RİO Yaz Olimpiyat Oyunlarına hazırlık kapsamında ... sayılı oluru ile hizmete açıldığı, açıldığı günden itibaren ülkemizi olimpiyatlarda temsil edecek olan olimpik ve paralimpik sporcuların çalışma yaptığı, kapalı yüzme havuzunda kamera sistemi bulunmadığı, milli takımlar ve yüzme federasyonu proje çalışması kapsamında antrenman programı dahilinde çalışma yaptıklarından giriş/çıkış defterinin tutulmadığı, Eryaman Olimpiyat Hazırlık Merkezi bünyesinde yer alan kapalı yüzme havuzundan Katılan [F.G.nin] yararlanmasının söz konusu olmadığı hususlarının anlaşıldığı ;

Katılan [İ.G.nin] haber tarihi itibarıyla Çevre ve Şehircilik Bakanı olması nedeniyle nüfuzunu kullanarak eşi olan Katılan [F.G.yi] halkın kullanımına açık olmayan ve üstelik antrenman yapan sporcuların antrenmanlarını engelleyecek biçimde bu havuzdan yararlandırması halinde hakkında TCK'nın 257/1. maddesinde tanımlanan Görevi Kötüye Kullanma suçundan dolayı hakkında adli soruşturma ve yine görevi nedeniyle idari soruşturma yapılması ve bu şekilde bir haber yapılmakla adli ve idari makamların re'sen harekete geçmesi mümkün olduğundan kamu davasına konu edilen eylemin Katılan [İ.G] açısından iftira suçunu oluşturduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü'nün bir üst paragrafta belirtilen yazı cevabı doğrultusunda gerçek olmadığı anlaşılan ve Sanık tarafından ismini açıklamak istemediği haber kaynağı dışında başkaca bir delilinin bulunmadığı ifade olunan bu olayla ilgili olarak Emniyet Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmak suretiyle araştırma yapılmasının ve bu şekilde olayın doğrudan doğruya gerçekleştiği iddia olunan tesisten sorumlu devlete ait kurumun böyle bir olayın vuku bulmadığına ilişkin açık cevabi yazısına rağmen yine devlete ait başka (ve olayla doğrudan ilgisi bulunmayan) bir kuruma bunu teyit ettirmenin dosyaya yenilik katmayacağı, yine bu hususta 5271 Sayılı CMK'nın 135/1. maddesi uyarınca Katılanın iletişim kayıtlarının ve sinyal bilgilerinin tespitinin de yasal olarak mümkün olmadığı, kovuşturmanın genişletilmesine ilişkin taleplerin bu gerekçelerle yerinde olmadığı;

... açıklanan haliyle gerçek olmadığı anlaşılan ve TCK'nın 267/1. maddesinde tanımlanan suç tipine uyan bu eylemin ve haberde kullanılan ifadelerin haber yapma, eleştiri ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilemeyeceği, ... Anayasamızın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, yine eleştiri/haber yapma hak ve görevinin kötüye kullanılmaması, yazıda/haberde küçültücü, incitici ve gerçek olmayan sözlerden kaçınılması gerektiği, aksi halde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyeceği ve eylemin hukuka aykırı olacağı... kanaatine ulaşılmıştır"

13. Başvurucunun bu karara itirazı Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesince 8/4/2016 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı 20/4/2016tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 18/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "İftira" kenar başlıklı 267. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

 “(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

2. Yargıtay İçtihadı

16. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7/2/2017 tarihli ve E.2014/9-205, K.2017/61 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"iftira suçunun oluşabilmesi için, iftira suçu failinin, hukuka aykırı fiil isnat ettiği kişinin bu fiili işlemediğini bilmesi gerekmektedir. Bu açıdan, iftira suçu ancak doğrudan kastla işlenebilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, doğrudan kast tek başına yeterli olmayıp; ayrıca failin hukuka aykırı fiil isnat ettiği kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir müeyyideye maruz kalmasını sağlamak amacıyla hareket etmesi gerekir. Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı, bir başka deyişle özel kastın bulunması gerekmektedir."

17. Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2/11/2020 tarihli ve E.2019/29863, K.2020/13554 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

...Basın yoluyla işlenen suçlar nedeniyle görülen davalarda göz önünde bulundurulması gereken "basın özgürlüğü" kavramının içeriği ve hukuka uygunluk nedenlerine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/2/2007 tarihli, E. 2007/7-28- K. 2007/34 sayılı kararında;

'Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır.

Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme ,yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır.

Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187sayılıBasın Yasasının3.maddesindedüzenlenenbuhaklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekir."

B. Uluslararası Hukuk

18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Cihan Öztürk/Türkiye (B. No: 17095/03, 9/6/2009, §§ 28-30) kararında gazetecinin yayımladığı makalede şeref ve itibar hakkının ihlal edilip edilmediğini değerlendirmiştir. Somut olayda gazeteci, yerel bir postane binasında gerçekleştirilen restorasyon projesini eleştirmiş ve proje için ödenen paranın bazı insanların daha da zenginleşmesini sağladığını iddia etmiş, bu iddialarda katılan kamu görevlisini sorumlu tutmuştur. AİHM, yaptığı değerlendirmede ifade özgürlüğü hakkının başkalarının itibar ve haklarının korunması için sınırlamalara tabi tutulabileceğini belirtmekle birlikte kamu görevlilerine yönelik haklı eleştirileri veya kamu görevlilerinin görevi suistimallerinin veya yolsuzluklarının açığa çıkmasını önlemeyi amaçladıkları takdirde hakaret davalarının haklı görülemeyeceğini belirtmiştir. AİHM, kamu görevlilerine yapılan hakaretlere karşı dava açma hakkının kolaylıkla suiistimal edilebileceğini ve kamu yararı ile kamuya ait paranın harcanmasıyla ilgili konuların açık ve özgür bir biçimde görüşülmesini engelleyebileceğini vurgulamıştır. AİHM'e göre somut olayda başvurucunun kamu menfaatini korumak amacıyla iyi niyetle hareket ettiği yönündeki iddiasını makamlar hiçbir şekilde dikkate almamış, bunun yerine masum sayılma hakkının tehlikede olduğu gerekçesiyle emekli bir kamu görevlisinin itibarının korunmasına gereksiz bir önem atfetmişlerdir. AİHM devamla yerel mahkemelerin başvurucuyu tazminat ödemeye mahkûm etmek yerine özür sunma veya ifadelerin iftira niteliği olduğu yönündeki kararın yayımlanması gibi başka yaptırımlar düşünebileceğini ve müşteki tarafından gönderilen düzeltme mektubunun yayımlanması yönündeki kararın söz konusu dava koşullarında yeterli bir çözüm olabileceğini değerlendirerek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 14/9/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu; bir siyasetçi ve eşi hakkında yaptığı haber nedeniyle haksız bir şekilde cezalandırıldığını, haber içeriğinde küçük düşürücü ve incitici bir ibarenin olmadığını, haber kaynağının Gençlik ve Spor Bakanlığında çalışan bir kişi olduğunu ancak bu kişinin ismini paylaşmak istemediğini, Mahkemece haberin doğruluğunun yeterince araştırılmadığını, haberin toplumun bilgi alma hakkı kapsamında müşteki İ.G. ve eşinin katlanması gereken eleştiri sınırında kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde esas alınacak “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

22. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

24. Başvurucunun müştekiler hakkında yaptığı haber nedeniyle 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerineyönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

25. Anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

26. Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

27. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 5237 sayılı Kanun’un 267. maddesinin (1)numaralı fıkrasının kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

28. Başvurucunun cezalandırılmasına karar verilmesinin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

 (1) Genel İlkeler

 (a) Demokratik Toplumda Basın Özgürlüğünün Önemi

29. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerli ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ile bunlara ilişkin bir kanaat oluşturulması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63; Haci Boğatekin (2), B. No: 2014/12162, 21/11/2017, § 38).

 (b) Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

30. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007).

31. Anılan denetim sırasında Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin gerekçesine odaklanır. Kamu makamlarının temel hak ve özgürlüklere -zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiğini ve orantılı olduğunu- ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koymadan yaptıkları müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edecektir (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

32. Cumhuriyet gazetesinde gazeteci olarak çalışan başvurucu, Türkiye’ye olimpik sporcu yetiştirmek için oluşturulan on iki olimpik yüzme havuzundan birinin haberin yapıldığı tarihteki Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın eşinin yüzme öğrenmesi için özel kullanıma tahsis edildiği de dâhil bir dizi iddia içeren bir haber yapmıştır. Başvurucu; haber kaynağının Gençlik ve Spor Bakanlığında çalışan bir kamu görevlisi olduğunu, zarar görmemesi için kimliğini açıklayamayacağını ancak habere konu olayın Bakanlık çevrelerinde çokça konuşulduğunu ve birçok kimsenin bilgisi dâhilinde olduğunu, Mahkemece kolluk marifetiyle araştırıldığı takdirde haberinin iftira olmadığının ortaya çıkacağını iddia etmiştir.

33. Buna karşın ilk derece mahkemesi; ilgili kurumlarla yapılan yazışmalar neticesinde sözü edilen yüzme havuzu çevresinde kamera sistemi bulunmadığı, giriş çıkış kayıtlarının tutulmadığı, Kurumun iddiaların doğru olmadığını bildirdiği, bu hâliyle başvurucunun F.G.nin usule aykırı olarak havuzdan yararlandığı iddiasının doğru olduğunun ispatlanamadığı sonucuna ulaşmış ve başvurucunun iftira suçundan hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme, başvurucunun olayların kolluk marifetiyle araştırılması talebini ise tesisten sorumlu devlete ait kurumun böyle bir olayın vuku bulmadığına ilişkin açık cevap yazısına rağmen yine devlete ait başka (ve olayla doğrudan ilgisi bulunmayan) bir kuruma bunu teyit ettirmenin dosyaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Mahkeme, haberde yer alan ifadelerin haber yapma, eleştiri ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.

34. Somut başvuruda başvurucunun cezalandırılmasına neden olan ifadelerin ilk derece mahkemesi tarafından olgusal isnat olarak nitelendirildiği görülmektedir. Değer yargısı ifade eden görüş ve yorumlar kanıtlanmaya elverişli değilken kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgulara dayanan iddiaların desteklenmesi için güvenilir delil sunulması gerekir (benzer değerlendirmeler için bkz. Nihat Durmuş ve Durmuş Ofset Gaz. Bas. Yay. Mat. Kül. ve Spor Etk. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/5761, 10/5/2018, § 54).

35. Derece mahkemesinin kabulüne göre öncelikle başvurucunun ileri sürdüğü olgusal isnatlar konusunda bir gazeteci olarak üzerine düşen ödev ve sorumlulukları yerine getirip getirmediği meselesinin aydınlığa kavuşturulması gerekir. Dolayısıyla somut olayda basının gazetecilik etik ve ilkelerine uygun olarak iyi niyetle topluma doğru ve güvenilir bilgi sağlama ödev ve sorumluluğunu yerine getirip getirmediği değerlendirilmelidir. Bu bağlamda anılan değerlendirme için gazetenin ileri sürdüğü olgusal iddiaların doğruluğu konusunda yeterli araştırmayı yapıp yapmadığı denetlenecektir (benzer değerlendirmeler için bkz. Çetin Doğan (2) [GK], B. No: 2014/3494, 27/2/2019, § 63; Mehmet Doğan Uğurlu ve diğerleri, B. No: 2015/954, 12/9/2018, § 54; Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. (2) [GK], B. No: 2016/12313, 26/12/2019, § 51).

36. Başvurucunun ispat yükümlülüğünü yerine getirirken bir beyanın doğruluğunu kanıtlayan savcı gibi hareket etmesi kendisinden beklenmemektedir. Burada sözü edilen araştırma yükümlülüğü somut gerçeklik anlamında değil yayının yapıldığı andaki olayın ortaya çıkma biçimine uygunluk olarak anlaşılmalıdır. Başvurucunun haber kaynaklarının söz konusu iddialar bakımından makul olarak güvenilir olup olmadığı ile doğru ve güvenilir bilgiler sunmak için iyi niyet çerçevesinde çaba gösterip göstermediğini ortaya koyması yeterlidir (benzer değerlendirmeler için bkz. Orhan Pala, B. No: 2014/2983,15/2/2017, § 51; Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. (2), § 52).

37. İncelenen olayda başvurucu, haber kaynağının sadece Gençlik ve Spor Bakanlığında çalışan bir kişi olduğunu söylemekte ve bu kişinin kim olduğunu açıklamamaktadır. Haber kaynaklarının gizliliği ilkesi uyarınca somut olayda gazetecinin ele geçirdiği belgelere ne dereceye kadar güvenebileceği hususunun değerlendirilmesinde gazeteciyi bilgileri kendisine veren şahsın kimliğini açıklamaya zorlayacak bir şekilde denetleme yapmak mümkün değildir. Fakat haberinin kaynağını açıklayıp açıklamama konusunda serbestî sahibi olan gazetecinin tercihini açıklamamaktan yana kullanması hâlinde ileri sürdüğü olgusal isnatların doğruluğunu araştırma konusundaki sorumluluğu ağırlaşır (benzer değerlendirmeler için bkz. Çetin Doğan (2), § 66). Somut olayda ise başvurucunun kaynağı konusunda, ulusal mahkemeler tarafından haber kaynağına ne dereceye kadar güvenilebileceği değerlendirmesinde dikkate alınabilecek bir açıklama yapmadığı anlaşılmaktadır.

38. Eldeki başvuruda başvurucu, haber kaynağını açıklamamış ve iddialarına dayanak oluşturan olguların gerçekliği hususunda derece mahkemesinin ilgili kurumlarla yazışma yapmasını ve gerçeğin kolluk marifetiyle araştırılmasını talep etmiştir. Derece mahkemesi ise bir kısım kurumlardan istenen bilgi ve belgelerin yeterli olduğuna kanaat getirerek başvurucunun talebini reddetmiştir. Bu durumda somut olayda cezalandırma konusu ifadelerin olgusal temelinin bulunup bulunmadığının değerlendirilebilmesi adına salt başvurucunun üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediğinin değerlendirilmesi ile yetinilemeyecektir. Aynı şekilde derece mahkemesince de tüm delillerin toplanarak tartışılması ve maddi gerçeğe ulaşıldığının ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması gerekmektedir.

39. Derece mahkemesinin değerlendirilmesine gelindiğinde ise tesisten sorumlu Kurumla yapılan yazışmalar neticesinde haberde ileri sürülen olayların gerçekleşmediği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak kurumlarca başvuruya konu yüzme havuzunda kamera bulunmadığının ve giriş çıkış kayıtlarının tutulmadığının belirtildiği, olayın vuku bulup bulmadığı hususunun mahkemenin takdirine bırakıldığı gözlemlenmiştir. Kamusal hizmetlerden yararlananların sıkı bir şekilde kayda alındığı yürütme pratiğimizde yalnızca özel statüde bazı sporcuların kullanımı için oluşturulmuş tesislerden faydalananlara ilişkin kayıtların tutulmamış olması son derece istisnai bir durumdur. Ne kamera kayıtlarının olduğu ne de geleneksel olarak tutulması âdetten olan kayıtların idarece tutulduğu bir hizmetten müştekinin usulüne aykırı olarak yararlandığı iddiasını iyice tartışmalı hâle getirenin bizzat kurumun kendisi olduğu açıktır. O hâlde derece mahkemesinin bütün sorumluluğu başvurucuya yüklemek yerine başvurucunun demokratik bir toplumda basının konumuyla bağdaşmayan bir şekilde iyi niyet çerçevesinde hareket etmediğini detaylı bir biçimde ortaya koyması zorunludur.

40. Tüm bunlara ilave olarak başvurucunun anılan haber nedeniyle bir ceza yargılaması sonucunda hapis cezası ile cezalandırıldığının not edilmesi gerekir. Zira hukuk yargılamasından farklı olarak ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, gerçekleştiği ileri sürülen olayın delillerle ortaya konulmasıdır. Bu yönüyle maddi gerçeği araştırma ilkesi ceza hakimine tarafların beyanı ve/veya dosyada mevcut delillerle yetinmeyip resen araştırma yapma yükümlülüğü yükler. Ceza hâkimi, maddi gerçeği ortaya çıkarabilmek için her türlü delili mahkeme önünde çelişmeli hâle getirmeli ve değerlendirmelidir. 5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan basın yoluyla iftira suçunun oluştuğunun kabul edilmesi için "işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat" edilmesi gerekmektedir. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere öncelikli olarak iftira suçunun oluşabilmesi için kendisine hukuka aykırı fiili isnat edilen kişinin bu eylemi işlemediğinin bilinmesi ve kendisine hukuka aykırı fiil isnat edilen kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla hareket edilmesi gerekir. Bu itibarla suçun basın ve yayın yolu ile gerçekleştirilmesi bakımından failin hakkında asılsız suç isnadında bulunulan mağdurun masum olduğunu ya da isnat edilen fiilin asılsızlığını kesin olarak bilmesi arandığından bu suç özel kastla işlenebilir. Zanna ve tahmine dayalı isnatlarda dahi iftira suçu oluşmamaktadır. Zira şüphe üzerine şikayet etmek vatandaşın hakkı olduğundan iftira suçunun oluşması için mağdurun suçsuz olduğunu bile bile isnatta bulunduğunu sübuta vardıran kesin delillerin mevcudiyeti gerekir (bkz. §§16, 17).

41. Başvuruya konu yazı bir bütün olarak ele alındığında başvurucunun dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı hakkında idari veya adli bir soruşturma açılmasını hedeflediği sonucuna varmak aşırı bir yorum olacaktır. Açıktır ki bir gazeteci olarak başvurucu, Bakan hakkında bir soruşturma açılmasını değil onun ve yakınlarının davranışlarının toplum nezdinde kabul edilemezliğini topluma duyurmayı amaçlamaktadır. Dahası Mahkeme başvurucunun Bakan ve eşinin hukuka aykırı fiili "işlemediğini bildiği halde" isnat ettiğini de kesin delillere dayalı olarak ve her türlü şüpheden uzak bir biçimde gösterememiştir. Kamera kayıtlarının bulunmaması ve giriş çıkış kayıtlarının tutulmaması başvurucunun cezalandırılması için zorunlu olan "kesin delillerden" sayılmış; iddia edilen olayların Bakanlıkta çoğu kimse tarafından bilindiği iddiasının varlığına rağmen başvurucunun suçluluğunun kolluk marifetiyle araştırılması ve cezalandırma yoluna gidilecekse kovuşturmanın derinleştirilmesi talepleri bazı retorik argümanlarla reddedilmiştir.

42. Başvurucu, derece mahkemesi önünde haber yapma hakkı çerçevesinde iyi niyetle hareket ettiğini savunmuştur. Haber yapma hakkı aynı zamanda halkın haber alma hakkını da garanti altına alır. Bu hak özellikle ortak menfaatler arasında bulunan siyasiler ile ilgili konularda önem taşır. Nitekim halk ile yönetici konumunda bulunan siyasiler arasında köprü görevi gören bu hak siyasal meşruiyeti sağlayan en önemli hususlardan biridir. Bu şekilde vatandaşlara siyasiler üzerinde denetim mekanizması kurarak eleştiri ve teveccüh yöneltme imkanı sağlanmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 61; Nihat Zeybekçi, B. No: 2015/5633, 8/5/2019,§ 38; Temel Coşkun, B. No: 2017/1632, 29/1/2020,§ 32). Bu itibarla eldeki başvuruya bakıldığında başvurucunun iddiasına göre İ.G, bakan olması nedeniyle nüfuzunu kullanarak millî takım oyuncularına tahsis edilen bir havuzu, eşinin özel kullanımına sunmaktadır. Dolayısıyla kamuoyunun bu bilgiye olan ilgisi ve dikkati, gazetecinin ciddi bir görev üstlenmiş olması ve siyasi alaka düzeyi hususları gözönüne alındığında basın özgürlüğünün yüksek korumadan yararlanması gerektiği açıktır.

43. Bütün bu değerlendirmeler ışığında başvurucunun yaptığı haber nedeniyle hapis cezası ile cezalandırılmasının demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı değerlendirilmelidir. Somut olayda hakkında haber yapılan müştekinin ona nasıl cevap verileceğini bilen bir siyasetçiye yöneltildiğinin altı çizilmelidir. Müştekinin kendisine ve ailesine yöneltilen sözlere karşı cevap verme konusunda oldukça geniş imkânları vardır. Başka bir deyişle İ.G.nin siyasi konumu gereği yazılı ve görsel basına ulaşması bu konumda bulunmayan insanlara nazaran çok daha kolaydır ve itibarını zedelediğini düşündüğü ifadelere karşı kendisini savunma imkânı bulunmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Nihat Zeybekçi, § 39).

44. Derece mahkemesince müştekilerin şeref ve itibar haklarının ihlal edildiği kanaatine ulaşılması karşısında bu hakları korumak adına tekzip metni yayımlanması, tazminat yolunun gösterilmesi gibi telafi edici yöntemleri değerlendirmeden doğrudan hürriyeti bağlayıcı ceza yolunu tercih ettiği görülmektedir. Gazetecilerin üst düzey kamu görevinde bulunanların sözlerini ve davranışlarını takip etmeleri, onlar hakkında fikir oluşturarak kamuoyunu bilgilendirmeye hatta yönlendirmeye çalışmaları demokratik bir toplumda kaçınılmazdır. Rahatsız edici de olsa bu kişilere ilişkin yapılan bilgilendirme ve eleştirilerin cezalandırılması caydırıcı etki doğurarak toplumdaki ve kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. Cezalandırılma korkusu, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine engel olabilir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ergün Poyraz (2), § 79). Bu hâliyle başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi, bilgilendirme ve eleştiri ortamına zarar verebilir.

45. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerin anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava konusu olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz (Önder Balıkçı, § 47; Haci Boğatekin (2), B. No: 2014/12162, 21/11/2017, § 49). Derece mahkemesinin gerekçeli kararına bakıldığında ise başvurucunun toplanmasını talep ettiği delillerin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bağlamında neden değerlendirilmediğini ve bu itibarla başvurucunun iyinetli olduğuna dair beyanına neden itibar edilmediğini ilgili ve yeterli bir gerekçe ile açıkladığı söylenemeyecektir. O hâlde derece mahkemesinin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması hususunda üzerine düşen yükümlülüklerin tamamını yerine getirip getirmediği meselesi Anayasa Mahkemesi önündeki bilgi ve belgeler çerçevesinde netleştirilememiştir.

46. Sonuç olarak somut olayda ilk derece mahkemesinin gerekçesi, başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahale için ilgili ve yeterli kabul edilemez. Bu nedenle başvurucunun basın özgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile müştekilerin şeref ve itibarına saygı hakları arasında adil bir denge kurulduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

47. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

49. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.

50. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

51. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

52. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

53. İncelenen başvuruda yapılan haber nedeniyle derece mahkemesi tarafından başvurucunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesine ilişkin kararın gerekçesinin ilgili ve yeterli olmadığı, bu nedenle başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

54. Bu durumda ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılması amacıyla Ankara 33. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Ankara 33. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2015/1656, K.2016/408) GÖNDERİLMESİNE,

D. 239,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/9/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Arifhan Mehmet Kızılyalın, B. No: 2016/9398, 14/9/2021, § …)
   
Başvuru Adı ARİFHAN MEHMET KIZILYALIN
Başvuru No 2016/9398
Başvuru Tarihi 18/5/2016
Karar Tarihi 14/9/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tanınmış bir siyasetçi ve eşi hakkında ulusal bir gazetede yaptığı haber nedeniyle başvurucunun cezalandırılmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
İfade özgürlüğü Basın İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 267
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi