logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Nergiz Şen ve diğerleri (2), B. No: 2017/17702, 4/7/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

NERGİZ ŞEN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2017/17702)

 

Karar Tarihi: 4/7/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucular

:

1. Nergiz ŞEN

 

 

2. Rıfat GÜVEN

 

 

3. Zeynelabidin ÇUHADAR

Başvurucular Vekili

:

Av. Davut ERKAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenecek etkinliklere katılma çağrısı içeren bildiri mahiyetindeki gazetenin dağıtılması amacıyla yapılan toplantıda kolluk güçlerince güç kullanımı neticesinde yaralanma meydana gelmesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının, barışçıl nitelikteki toplantının dağıtılması nedeniyle de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/3/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular olay tarihinde İstanbul'da yaşamaktadır. Muhasebeci olarak çalıştığını beyan eden 1985 doğumlu ikinci başvurucu Rıfat Güven ile öğrenci olduğunu beyan eden 1995 doğumlu üçüncü başvurucu Zeynelabidin Çuhadar 21/4/2016 tarihinde Gazete Meydan isimli süreli yerel yayının dağıtımı amacıyla İstanbul Kadıköy'de araç trafiğine kapalı bir cadde üzerinde stant açmıştır.

9. Başvurucularla birlikte söz konusu gazetenin çalışanlarından olduğu öngörülen yaklaşık yirmi beş kişilik bir grubun standın çevresinde toplandığı kolluk belgelerine ve kamera görüntülerine yansımıştır. Kamu makamlarınca söz konusu gazetenin ön kapağının 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenecek etkinliklere katılma çağrısı içeren bildiri niteliğinde olduğu değerlendirilmiş ve bu nedenle yayının dağıtımının engellenmesi amacıyla kolluk güçlerince gruba fiziki müdahalede bulunularak toplantı dağıtılmıştır.

10. Toplantıya müdahale eden kolluk görevlilerince 21/4/2016 tarihli Olay ve Yakalama Tutanağı (Olay Yeri Tutanağı) düzenlenmiştir. Tutanakta başvurucuların imzadan imtina ettikleri belirtilmiştir. Olay Yeri Tutanağı'na göre bir terör örgütünün alt yapılanması tarafından 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında yapılacak etkinliklere çağrı niteliğinde saat 18.00 ile 20.00 arası bildiri dağıtımı yapılacağı ihbarı alınmış, olay yerine ulaşılarak gerekli güvenlik önlemleri alınarak beklenildiğinde bir kısım siyasi parti ve topluluğun üyelerinden oluşan yirmi beş kişilik bir grubun halkın olağan hayat akışına engel olacak şekilde saat 17.30'da stant açarak kendi yayınları olan yerel gazete satışı yaptıkları görülmüştür. Tutanakta kolluk görevlilerinin toplantıya katılanlarla görüştüğü, stantların kanuna aykırı olduğunun ifade edildiği ve stantları kaldırmaları için kendilerine süre verileceğinin kolluk tarafından bildirildiği açıklanmıştır. Ayrıca görüşme esnasında bir gruptaki bazı kişilerin "Katil Devlet hesap verecek", " Faşizme karşı omuz omuza", Baskılar bizi yıldıramaz", "Katil polis hesap verecek", " Katil polis Kadıköy'den defol" şeklinde slogan atması üzerine saat 18.00'de megafonla dağılmamaları durumunda müdahalede bulunulacağı hususunda topluluğun kolluk görevlileri tarafından uyarıldığı tutanakta belirtilmiştir. Tutanağa göre dağılmayan gruba kademeli olarak saat 18.30'da müdahalede bulunulmuş, topluluğun uzaklaştıktan sonra tekrar bir araya gelerek slogan atmaya başlaması üzerine toplanan kalabalığa yeniden müdahale edilmiştir. Topluluk saat 18.50'de tamamen dağıtılmıştır.

11. Olayın oluş şekli -birinci başvurucu Nergiz Şen'e güç kullanılması yönünden- kolluk belgelerine yansıyan bilgiler ile başvurucunun anlatımına göre farklılaşmaktadır. Söz konusu gazetenin muhabiri olduğunu beyan eden 1994 doğumlu başvurucu Nergiz Şen'in anlatımına göre başvurucu gazete dağıtımına katılmamış, haber yapma amacıyla kolluk müdahalesini cep telefonuyla görüntülerken kolluğun fiziksel müdahalesiyle engellenmiştir.

12. Olay Yeri Tutanağı'nda; başvurucular Rıfat Güven ve Zeynelabidin Çuhadar'ın yakalama sırasında direnmeleri nedeniyle dirençlerini kıracak şekilde zor kullanıldığı, başvurucuların yakalanması sırasında diğer başvurucu Nergiz Şen'in yakalamaya engel olmaya çalışması nedeniyle de kendisine fiziksel güç kullanıldığı ve sonrasında yakalandığı ifade edilmiştir.

13. Kolluk görevlilerince toplantıyla ilgili kamera görüntülerin çözümü yapılarak 21/4/2016 tarihli tutanak (Görüntü Tutanağı) düzenlenmiştir. Görüntü Tutanağı'nda göre başvurucuların müdahale edilen kalabalık içinde oldukları ve açılan stantla caddenin yaya trafiğine kapatıldığı tespiti yapılmış; görüntüler fotoğraf hâline dönüştürülerek tutanağa eklenmiştir.

A. Sağlık Raporları

14. Başvurucular yakalandıktan sonra gözaltına alınırken haklarında sağlık raporları düzenlenmiştir. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Araştırma Hastanesi) tarafından düzenlenen 21/4/2016 tarihli sağlık raporlarına göre (okunduğu kadarıyla);

- Başvurucu Nergiz Şen'in "her iki diz bölgesinde dermabrazyon, kızarıklık, sağ gluteal bölge lateral bölgede kızarıklık, sol frontal bölgede 1x1 cm çapında dermabrazyon, sağ önkol medial bölgede 0,5x0,5 cm çapında dermabrazyon, sağ önkol lateral bölgede dermabrazyon, sağ avuç içinde (palmar bölgede) dermabrazyon, sol göz kenarında dermabrazyon",

- Başvurucu Rıfat Güven'in "sol el bileği medialinde multiple dermabrazyon, her iki el bileği ekstensör yüzde hiperemik alan, sol biceps medialinde ekimoz, dermabrazyon, sağ frontal bölgesinde dermabrazyon, hiperemi, sağ dorsal bölgede hiperemik alan",

- Başvurucu Zeyneabidin Çuhadar'ın "her iki el bileği ekstensör yüzde hiperemi, sağ spina iliaca düzeyinde 2x4 cm'lik üzerinde krut olan zamanı belli olmayan abrazyon, sağ frontalde ve kaş üstünde dermabrazyon" tespit edilmiştir.

15. Başvurucular bir gün gözaltında kalmıştır. Başvurucular gözaltından çıkarılırken haklarında yeniden sağlık raporu düzenlenmiştir. Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 22/4/2016 tarihli sağlık raporlarına göre (okunduğu kadarıyla);

-Başvurucu Nergiz Şen'in "sol ön kol yüzeysel abrazyon, sol kolda iki adet para şeklinde 1 cm'lik ekimoz, sol el bilekte yüzeysel abrazyon, sol el bilek iç yüzeyde lineer yüzeysel eskiye ait kesi, sağ h...[okunamadı] iç yüzde yüzeysel abrazyon, sağ ön kolda lineer eskiye ait skar izi, sağ el bilekte yüzeysel abrazyon, , sol frontal bölgede yüzeysel abrazyon",

-Başvurucu Rıfat Güven'in " B...[okunamadı] el bileğinde hiperemi, sol humerus [kol kemiği] medialinde dermabrazyon, sol frontal bölede ekimoz",

- Başvurucu Zeyneabidin Çuhadar'ın "bileklerde hiperemi, sağ s..s [okunamadı] üstünde kabuklaşmış yara ve sağ kaş ... [okunamadı]kabuklaşmış (eski) yara" tespit edilmiştir.

16. Başvurucular hakkındaki kesin sağlık raporları Adli Tıp Kurumu İstanbul Anadolu Adli Tıp Şube Müdürlüğü (Adli Tıp Kurumu) tarafından 4/10/2016 tarihinde hazırlanmıştır. Kesin raporlara göre başvurucuların yaralanmaları basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif niteliktedir.

B. Başvurucular Hakkında Açılan Soruşturma ile İlgili Süreç

17. Başvurucular olay tarihinde gözaltına alınmış, olaydan bir gün sonra22/4/2016 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) savunmalarını verdikten sonra serbest bırakılmıştır. Başvurucular savunmalarında genel olarak suçlamaları kabul etmemiş, gazete dağıtımı sırasında kolluğun hukuka aykırı şekilde müdahale ederek dağıtımı engellediğini iddia etmiştir.

18. Başvurucu Nergiz Şen dağıtım için görevli olmadığını, muhabir olması nedeniyle fotoğraf çekerken gözaltına alındığını, slogan atmadığını, yakalama sırasında üzerinde etek olmasına rağmen kolluk görevlilerinin kendisini bacaklarından tutarak polis aracına bindirmek suretiyle taciz ettiklerini ileri sürmüştür. Başvurucu Rıfat Güven savunmasında, üzerinde dağıtımını yaptıkları gazetenin önlüğü olduğunu, yasa dışı eyleminin olmadığını ve slogan atmadığını beyan etmiştir. Başvurucu Zeynelabidin Çuhadar ise kolluk görevlilerinin müdahalesine kadar sessizce gazete dağıtımı yaptıklarını belirtmiş, müdahaleden sonra tepki amaçlı slogan attıklarını kabul etmiştir.

19. Başvurucuların Başsavcılıkta alınan ifadelerinde kendilerine güç uygulayan kolluk görevlilerinden şikâyetçi olduklarını belirtmeleri üzerine kolluk görevlileri hakkında ayrı bir soruşturma başlatılmıştır.

20. Başvurucular hakkında kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçu yönünden yapılan soruşturma sonunda Başsavcılıkça 9/5/2016 tarihinde iddianame düzenlenerek ceza davası açılmıştır. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:

"Bir kısım parti, dernek ve gazete ve dernek mensuplarınca 1 Mayıs İşçi Bayramı için çağrı ve bildiri dağıtma amacıyla 21/04/2016 tarihinde Kadıköy Caferağa Mahallesi General Asım Gündüz (Bahariye) Caddesi ile Serasker Caddesi kesişiminde suç unsuru içermeyen sloganlar atarak caddenin yaya geçiş trafiğini kapatacak şekilde izinsiz ve kanunsuz olarak yapılan gösteriye 'yapılan gösterinin izinsiz olduğu, yaya trafiğini kapattığı/engellediği' yönünde uyarılara rağmen sonlandırmayarak gösteriye devam edip katıldıkları"

21. İstanbul Anadolu 6. Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) tarafından olaya ilişkin kamera görüntülerinin incelenmesi amacıyla bilirkişi atanmıştır. 31/10/2016 tarihli bilirkişi raporuna göre ilk aşamada kolluk görevlileri ile göstericiler arasında görüşme gerçekleşmiş, ardından kolluk görevlileri megafonla topluluğun dağılması için süre verileceğini, aksi hâlde müdahale edileceğini belirterek grubu uyarmış, grubun dağılmaması nedeniyle gruba fiziksel müdahalede bulunulmuştur. Kolluk güçlerinin müdahalesinin öncelikle kalkanla grubu itme şeklinde olduğu, grubun sloganla direndikten sonra grup üyelerinin kaçarak uzaklaştığı bilirkişi tarafından tespit edilmiştir. Raporda ayrıca kolluk görevlileri ile grup temsilcisi arasındaki görüşmeye yer verilmiş; grup temsilcisinin yasa dışı eylem yapmadıklarını, bu nedenle yarım saat daha devam edip daha sonra dağılacaklarını açıklamasına karşın kolluk görevlisinin bir buçuk saat müsamaha gösterdiklerini, dolayısıyla iki dakika sonra dağılmazlarsa müdahale edileceğini ifade ettiği belirtilmiştir.

22. Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda 12/9/2017 tarihinde başvurucuların mahkûmiyetlerine karar verilerek başvurucular ayrı ayrı 3.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmıştır. Kararın gerekçesi şöyledir:

"21/04/2016 tarihinde Kadıköy Caferağa Mahallesi Bahariye Caddesi ile Serasker Caddesi kesişiminde bir kısım dernek ve gazete mensuplarının 1 Mayıs İşçi Bayramı nedeniyle toplanarak bildiri dağıttıkları ve sloganlar atarak gösteri yaptıkları sırada görevli polis memurlarınca gösterinin izinsiz olduğu, yaya trafiğinin engellendiği konusunda dağılmaları için ihtar yapılmasına rağmen sanıkların dağılmayarak gösteriye devam ettikleri böylece 2911 sayılı kanunun 32. Maddesine muhalefet ettikleri sabit olmuştur.

Sanıklar ve sanıklar müdafii savunmalarında suçun unsurlarının oluşmadığını beyan etmişler ise de, 2911 sayılı kanunun 2/a maddesinde "toplantı, belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzel kişiler tarafından bu kanun çerçevesinde düzenlenen açık veya kapalı yer toplantıları" olarak tanımlanmıştır. Aynı kanunun 9 ve 10. Maddelerinde toplantı şekil şartları düzenlenmiş, toplantı yapılabilmesi için düzenleme kurulu üyelerinin bildirimde bulunması ve ne şekilde bildirimde bulunulacağı belirtilmiştir. Kanunun 23/a maddesinde 9 ve 10. madde hükümlerine uygun şekilde bildirim verilmeden yapılan toplantıların kanuna aykırı sayılacağı düzenlenmiştir. Bu nedenle 1 Mayıs İşçi Bayramı nedeniyle sanıklar tarafından yapılan toplantının yukarıda açıklandığı üzere kanuna aykırı olduğu ve görevlilerce ihtara rağmen sanıkların eylemlerini sürdürdükleri görüntü kayıtları ve bilirkişi raporu ile sabit olduğundan sanıkların cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiş..."

23. Başvurucular Ceza Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 8/2/2018 tarihli kararıyla başvurucuların istinaf talepleri kesin olarak reddedilmiştir. Anılan karar başvuruculara tebliğ edilmemiştir.

24. Başvurucular 18/4/2018 tarihinde istinaf kararı sonucunu öğrendiklerini belirterek 16/5/2018 tarihinde bu sürece ilişkin 2018/16254 bireysel başvuru numarasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

25. Anılan bireysel başvurudan sonra başvurucular 17/12/2019 tarihinde istinaf incelemesi sonucunda verilen kararı temyiz etmiştir. İnceleme tarihi itibarıyla yargılamanın temyiz incelemesi henüz sonuçlanmadığı dikkate alınarak Anayasa Mahkemesince 25/5/2022 tarihinde başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuru kabul edilemez bulunmuştur.

C. Kolluk Görevlileri Hakkında Açılan Soruşturma ile İlgili Süreç

26. Kolluk görevlilerinden şikâyetçi olmaları nedeniyle Başsavcılıkça başlatılan soruşturma kapsamında başvurucuların ayrıca ifadelerine başvurulmamış; diğer soruşturma dosyasında alınan savunma tutanakları, şikâyet beyanı mahiyetinde dosyaya kaydedilmiştir.

27. Başsavcılıkça başvurucular hakkında Adli Tıp Kurumundan kesin sağlık raporları temin edildikten sonra 4/11/2016 tarihinde "Kadıköy Güvenlik Büroda görevli polisler" hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"Müştekilerin hakkında 2911 sayılı kanuna muhalefet suçundan işlem yapılırken meydana gelen arbede sırasında TCK'nın 86/2 maddesi kapsamında yaralandıkları, şüphelilerin eyleminin TCK'nın 256. Maddesinde düzenlenen zor kullanma yetkisi kapsamında kaldığı anlaşılmakla, şüpheli polis memurları hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına... "

28. Başvurucuların Başsavcılık kararına yaptığı itiraz, İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 23/1/2017 tarihli kararıyla Başsavcılık değerlendirmesinin "yasal ve yerinde olduğu" gerekçesiyle reddedilmiştir. Anılan karar başvuruculara 10/2/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

29. Başvurucular 13/3/2017 tarihinde tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

30. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218, 19/4/2018, §§ 22-38; Ali Ulvi Altunelli, B. No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 23-27, 29-45.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Anayasa Mahkemesinin 4/7/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

32. Başvurucular, toplantıya müdahalede bulunan kolluk güçlerince gerekmediği hâlde güç kullanıldığı için yaraladıklarını, buna rağmen görevliler hakkında yapılan soruşturmanın etkili yürütülmediğini iddia ederek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

33. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

34. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

35. Kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğü bireyleri işkenceye, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu (soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. Kötü muamele yasağının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 64; Mustafa Rollas, B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu doğrultuda kural olarak başvurucuların kolluk görevlilerince darbedildiği yönündeki iddiaları devletin negatif yükümlülüğü kapsamında kaldığından insan haysiyetiyle bağdaşmayan yasağının maddi boyutu altında incelenmelidir. Başvurucunun söz konusu eylem nedeniyle Savcılıkça yapılan ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlanan soruşturmanın etkisiz olduğu yönündeki şikâyeti ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan yasağının usul boyutu çerçevesinde incelenmelidir.

37. Başvurucuların adil yargılanma ve etkili başvuru hakkına yönelik şikâyetleri, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul yükümlülüğü kapsamında kaldığından bu haklar bakımından ayrıca inceleme yapılmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü (insan haysiyetiyle bağdaşmayan) muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

39. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 80).

40. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal olarak zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

41. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda bir muamele; işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile tanımlanabilmektedir (bu kavramların kapsamlarının belirlenmesi için bkz. Tahir Canan, §§ 22-24; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 76-80; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 84-91).

42. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak tanımlanabilir. Uygulanan bu muamele eziyetten farklı olarak kişide bedensel ya da ruhsal bir acı oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki yaratmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

43. Bir muamelenin anılan kavramlardan hangisinin kapsamında olduğunun belirlenebilmesi için her somut olayın kendi özel koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Aleni olarak yapılması veya kamuoyunun bilgi sahibi olması, muamelenin aşağılayıcı niteliğinin belirlenmesinde rol oynasa da muamelenin aleni olmadığı durumlarda kişinin kendini değersiz hissetmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınmakla birlikte böyle bir amacın belirlenememesi muamelenin kötü muamele olmadığı anlamına gelmeyecektir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

44. Belirtilmelidir ki sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 82).

45. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün bir usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini, gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110). Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

46. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır.(Cezmi Demir ve diğerleri, § 114). Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

47. Başvurucuların katıldığı toplantı kolluk görevlilerince fiziksel kuvvet uygulanarak dağıtılmıştır. Yapılan müdahale neticesinde her üç başvurucu da bedenlerinin farklı bölgelerinde hafif nitelikte morluk, çizik ve sıyrık oluşacak şekilde yaralanmıştır. Savcılıkça yapılan soruşturma sonunda kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisi kapsamında başvurucuların yaraladıkları değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların kolluk görevlilerinin eylemleri neticesinde yaralandıkları hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

48. Bu aşamadan sonra incelenmesi gereken mesele, kolluk görevlilerinin bedensel güç kullanmalarının gerekliliği olacaktır. Elbette toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde gösteriye katılanların kendi davranışları nedeniyle veya toplantıya müdahale edilmesi gereken hâllerde kolluk tarafından fiziksel güce başvurulması kötü muamele oluşturmamaktadır. Ancak bu durumda bile güç kullanımının kaçınılmaz olduğu ve orantılı uygulandığı kamu makamlarınca ortaya konulmalıdır.

49. Kolluk görevlilerinin fiziksel güce başvurmasına başvurucuların kendi davranışlarının neden olup olmadığı değerlendirilmelidir. Başvurucuların veya diğer katılımcıların şiddet içeren eylemleri olduğuna ilişkin bilgi bulunmamaktadır. Başvurucular Rıfat Güven ve Zeynelabidin Çuhadar'ın yakalanırken direnmeleri nedeniyle güç kullanılarak gözaltına alındığı Olay Yeri Tutanağı'nda belirtilmiştir. Her iki başvurucu da yakalanmaları sırasında yaralanmıştır. Yine başvurucu Nergiz Şen'in diğer iki başvurucunun yakalanmasına engel olmaya çalışması sırasında güç kullanıldığı ve bu nedenle yaralandığı tutanağa yansımıştır.

50. Yakalama gerektiren durumlarda, özellikle yakalamaya karşı direnmenin olduğu hâllerde şüphesiz ki kolluk makamlarının bedensel güç uygulaması anayasal yönden sorun oluşturmamaktadır. Aynı şekilde gerekli olmadığı sonradan anlaşılan hâllerde yapılan yakalamalarda dahi yakalanmasına çalışılan kişinin direnmesi kolluk makamlarının zor kullanma yetkisini kullanmasını gerektirebilir.

51. Somut olayda başvurucuların yakalanma esnasında direnmeleri veya diğerlerinin yakalanmasına engel olmaya çalışmaları nedeniyle bedensel kuvvet uygulandığı kamu makamlarınca açıklanmıştır. Olay Tutanağı'nda yer verilen bu bilgi başvurucularca kabul edilmemiş, imtina etmeleri nedeniyle imzalarıyla doğrulanmamıştır. Diğer taraftan kamera kayıtlarında başvurucuların yakalanma anına ilişkin herhangi bir görüntü bulunmadığından bilirkişilerce bu hususu açıklığa kavuşturacak yönde bir tespit yapılmamıştır. Soruşturma makamlarınca da başvurucuların davranışlarını irdeleyen veya müdahalenin kaçınılmaz olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Ceza mahkemesi başvurucuların mahkumiyetine karar verirken herhangi bir direnme olgusundan bahsetmemiş sadece bildirim usulüne uymayan toplantıya devam edilmesi nedeniyle eylemlerinin suç oluşturduğunu değerlendirmiştir. Kaldı ki anılan karar henüz kesinleşmediğinden başvurucuların eyleminin suç olduğu hususu dahi kesinlik kazanmamıştır. Dolayısıyla başvurucuların direnip direnmedikleri konusunda ciddi tereddüt hasıl olup bu durumda olayda bedensel güç uygulanmasının gerekliliği tam olarak anlaşılamamıştır. Sonuç olarak kullanılan gücün kaçınılmaz olduğunun kamu makamlarınca ortaya konulamadığı değerlendirilmiştir.

52. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Somut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde -özellikle başvurucuların yaralanma biçimleri nazara alındığında- eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmesi mümkün görülmüştür.

53. Devletin negatif yükümlülüğünün yanı sıra pozitif yükümlülüğü kapsamında her türlü kötü muamele olayının sorumlularını belirlemesi ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek yeterlilikte etkili bir soruşturma yürütmesi gerekmektedir. Olayda başvurucuların kolluk görevlilerin eylemleri sonucu yaralandıkları ve bu nedenle görevlilerden şikâyetçi oldukları açıktır.

54. Soruşturma makamlarının kamu görevlileri tarafından gerçekleştiği iddia edilen eylemlerle ilgili olarak ileri sürülen kötü muamele şikâyetlerini incelerken özenli davranması, bu olaylara müsamaha gösterilmediği yönündeki algının oluşmasında büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda yapılan soruşturmada her türlü delilin toplandıktan sonra elde edilen delillerin değerlendirilmesiyle bir sonuca ulaşılması gerekmektedir.

55. Açıklanan ilke çerçevesinde başvuru konusu soruşturma incelendiğinde başvurucuların şikâyetleri nedeniyle kolluk görevlileri hakkında Savcılıkça derhâl soruşturma başlatılmışsa da başvurucuların şikâyet ve delillerinin tespitine yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı görülmüştür. Bu doğrultuda olayın detaylarına ilişkin olarak başvurucuların ifadelerinin alınmadığı, başvuruculara kolluk görevlilerinin kimliklerinin tespit edilmesini sağlayacak teşhis işleminin yaptırılmadığı, dolayısıyla soruşturmaya etkin katılımlarının sağlanmadığı anlaşılmaktadır.

56. Soruşturma makamınca yapılan tek işlem başvurucuların yaralanmalarının niteliğini belirlemek amacıyla Adli Tıp Kurumundan görüş sorulması olmuştur. Başvurucuların şikâyeti üzerine yaralanmalarının basit tıbbi müdahaleyle giderilebileceği tespit edildikten sonra kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkilerini aşmadıkları değerlendirilmiş ve kolluk görevlileri haklarında ceza davası açılmamasına karar verilmiştir. Dolayısıyla kimlikleri belirlenmeyen ve eylemleri somutlaştırılmayan kolluk görevlilerinin müdahalesinin gerekli ve orantılı olduğunu sonucuna ulaşılırken Başsavcılıkça hangi verilerin kullandığı karar gerekçesinden anlaşılmamaktadır. Bu nedenle soruşturma makamının maddi gerçeği öğrenme çabası içinde özenle soruşturma yürüttüğü sonucuna ulaşılması mümkün görünmemektedir.

57. Sonuç olarak soruşturmada yapılan eksikliklerle birlikte toplantıya müdahale edilirken kolluk görevlilerince fiziksel güç uygulanmasının kaçınılmaz olduğunun kamu makamlarınca ortaya konulamadığı değerlendirilmiştir.

58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul ayrımı yapılmaksızın ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

59. Başvurucular, yasal sınırlar içinde yerel süreli bir yayını dağıtmaya çalışırlarken gerekmediği hâlde kolluğun müdahalesiyle karşılaştıklarını, şiddet içeren eylemleri veya söz konusu yayının toplatılmasına ilişkin mahkeme kararı olmamasına rağmen zor kullanma yoluyla topluluğun kolluk güçleri tarafından dağıtıldığını iddia etmiştir. Bununla birlikte yaya trafik akışını engellemediklerini, engelledikleri varsayılsa bile bunun ifade özgürlüğüne müdahale edilmesi için yeterli olmadığını belirterek ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

60. Başvurucu Nergiz Şen ayrıca muhabir olarak müdahalenin görüntülerini kaydetmek isterken engellenmesi nedeniyle basın özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

61. Anayasa'nın "Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi şöyledir:

"Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir."

62. Başvurucuların ifade özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri, ifade özgürlüğünün özel biçimi olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çerçevesinde incelenmiştir.

63. Ayrıca başvurucu Nergiz Şen'in basın özgürlüğüne ilişkin şikâyetinin özü, kolluk güçlerinin toplantıya müdahalesi esnasında fotoğraf çekiminin engellenmesine ilişkin olmakla birlikte başvurucu aleyhine izinsiz toplantıya katılma ve ihtara rağmen dağılmama suçlarını işlediği gerekçesiyle hakkındaki yargısal sürecin devam ettiği anlaşılmıştır. Diğer yandan her ne kadar toplantıya katılmadığını belirtse de başvurucunun aynı zamanda toplantı düzenleme hakkının ihlal edildiğinden de şikâyetçi olduğu görülmektedir. Dahası başvurucunun olay yerinde katılımcı olarak değil sadece basın mensubu olarak bulunduğu iddiasını destekleyen olguların başvuruya yansımadığı, ayrıca toplantıya katılan grubun çoğunlukla gazete çalışanlarından oluştuğu hususu da dikkate alındığında başvurucunun basın özgürlüğü şikâyeti yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasının bu aşamada mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

Engin YILDIRIM bu sonuca başvurunun başvurucu Nergiz Şen yönünden basın özgürlüğü bakımından da incelenmesi gerektiği ek gerekçesiyle katılmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

64. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

65. Başvurucuların gazete dağıtımı amacıyla katıldıkları toplantının kamu görevlileri tarafından dağıtılması toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil etmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

66. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun düşmediği müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik toplum düzeninin ...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

67. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

 (1) Kanunilik

68. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 2. ve 16. maddelerinde yer alan düzenlemelerin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki karar için bkz. Özge Özgürengin § 100; Ali Ulvi Altunelli §§ 91, 92).

 (2) Meşru Amaç

69. Başvuruculara toplantı sırasında müdahale edilmesinin Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki karar için bkz. Özge Özgürengin, §§ 101, 102; Ali Ulvi Altunelli, §§ 93, 94).

 (3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

 (a) Genel İlkeler

 (i) Demokratik Toplumda Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının Önemi

70. Anayasa Mahkemesi demokratik toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır (Dilan Ögüz Canan, B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; Ali Rıza Özer ve diğerleri § 115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 45; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, B. No: 2015/10676, 26/12/2018, § 31; Yasin Agin ve diğerleri [GK], B. No: 2017/32534, 21/1/2021, § 42).

71. Bu hak, ifade özgürlüğünün özel bir biçimidir. Anayasal haklar içinde kendine has özerk rolünün ve özel uygulama alanının varlığına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı aynı zamanda ifade özgürlüğü ışığında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerlidir (Dilan Ögüz Canan, § 34; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115; Osman Erbil, §§ 31, 45; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 72; Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 66; Ömer Faruk Akyüz, B. No: 2015/9247, 4/4/2018, § 52). Sonuç olarak toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır (Dilan Ögüz Canan, § 35; Ömer Faruk Akyüz, § 55; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, § 32; Yasin Agin ve diğerleri, § 43).

72. Toplumsal çoğulculuğa ancak her türlü fikrin serbestçe ifade edilebildiği özgür bir tartışma ortamında ulaşılabilir. Demokrasinin temel özelliklerinden biri de toplumsal meselelerin diyalog yoluyla ve şiddeti dışlayan yöntemlerle çözülmesine imkân vermektir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanarak toplanan insanların ileri sürdükleri fikirler bu fikirlere katılmayan diğer insanları rahatsız edebilir ve onların tepkilerini çekebilir. Ancak burada önemli olan söz konusu hakkın -tüm bu rahatsızlığa rağmen- barışçıl bir şekilde kullanılmasıdır (Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, § 34; Yasin Agin ve diğerleri, § 45).

73. İfade özgürlüğünde olduğu gibi- siyasal ve kamusal meseleler söz konusu olduğunda toplantı hakkına yapılan müdahaleler daha dar yorumlanmalıdır (Dilan Ögüz Canan, § 36; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 79; Osman Erbil, § 45; Ömer Faruk Akyüz, § 53; Yılmaz Güneş ve Yusuf Karadaş, § 35; Yasin Agin ve diğerleri, § 46).

 (ii) Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

74. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 3/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18; Yasin Agin ve diğerleri, § 52).

75. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu otoritelerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında belirli bir takdir alanına sahip olduğu açıktır. Ancak bu takdir alanının Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olarak kullanılmaması gerekir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi ilgili kamu otoritelerinin takdir payını makul, dikkatli ve iyi niyet çerçevesinde kullanıp kullanmadıklarını değerlendirmektir ( Özge Özgürengin, § 104; Ali Ulvi Altunelli, §101).

76. Toplantı hakkı üzerindeki sınırlamanın kamu düzeninin korunması gibi demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Dilan Ögüz Canan, § 32).

77. Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir (Dilan Ögüz Canan, § 36; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 54). Anayasa Mahkemesi, kanunlarda öngörülen usullere tam olarak uyulmamış olmasının toplantı veya gösteri yürüyüşünün barışçıl niteliğini tek başına ortadan kaldırmadığını değerlendirmiş ve bu durumun varlığını toplanma hakkına müdahale için yeterli görmemiştir (Dilan Ögüz Canan, § 41; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 119).

78. Aynı şekilde halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belirli derecede bir karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca tepkilere yol açabileceği gözönünde bulundurulmalıdır. Bu durumların varlığı toplanma hakkının ihlal edilmesini haklı gösteremez (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 119; Gülşah Öztürk ve diğerleri, § 69). Trafik akışını kısa süreli durdurmak ya da aksatmak veya trafiği tehlikeye düşürmek gibi fiiller toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasının belli bir düzeye kadar doğal sonucu olabilir. Bu fiillerin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasının gerektirdiği düzeyi aştığı ve bunun başkalarının haklarına etkisi ile kamu düzeni açısından olumsuz sonuçları kamu gücünü kullanan yetkili mercilerin kararlarında (örneğin ceza tutanağını düzenleyen polis raporlarında veya derece mahkemelerinin gerekçelerinde) gösterilmelidir (Rıza Gökçen Erus ve diğerleri, B. No: 2014/17391, 19/4/2018, § 73).

 (b)İlkelerin Olaya Uygulanması

79. Başvurucular Rıfat Güven ve Zeynelabidin Çuhadar'ın olay tarihinde yaklaşık yirmi beş kişiyle beraber araç trafiğine kapalı caddede stant açarak süreli yayımlanan yerel bir yayının (gazete) dağıtımını veya satışını gerçekleştirmeye çalıştığı hususunda başvurucuların anlatımı ile kamu makamlarının tespitleri arasında farklılık bulunmamaktadır.

80. Öte yandan başvurucu Nergiz Şen'in olay yerinde gazetenin muhabiri sıfatıyla bulunduğu ve gazete dağıtımına katılmadığı iddiası kamu makamlarınca doğrulanmamış, ayrıca toplantının dağıtılması sırasında göstericilerin yakalanmasına engel olması nedeniyle gözaltına alınarak hakkında işlem yapıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla olayın oluşuna dair iki olasılık bulunmakta ise de yukarıda açıklandığı üzere (bkz. § 63) başvurucunun iddiaları sadece toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çerçevesinde incelendiğinden başvurucunun toplantıda bulunduğu, bu nedenle müdahaleye maruz kaldığı ve kanuna aykırı yapılan toplantıda ihtara rağmen dağılmama suçunu işlediği isnadıyla hakkında ceza davası açıldığı olguları dikkate alınarak değerlendirme yapılmıştır.

81. Diğer bir ifadeyle her üç başvurucunun da siyasi ve toplumsal görüşlerini ifade etmeyi hedefleyen yaklaşık yirmi beş kişiden oluşan, çok kalabalık sayılmayacak bir grubun içinde toplantıya (gösteriye) katıldığı açıktır. Yapılan toplantıda bir yandan bireylerin fikirlerini ifade etme aracı olarak görülen gazetenin dağıtımı gerçekleştirilirken diğer yandan 1 Mayıs etkinliklerine çağrıda bulunulduğu anlaşılmaktadır.

82. Öncelikle ele alınması gereken husus, toplantının kolluk güçlerinin müdahalesiyle sonlandırılmasında zorlayıcı toplumsal bir gereksinim olup olmadığıdır. Somut olayda gazetenin dağıtılmasının sakıncalı olduğuna yönelik yargı makamlarınca alınmış bir karar başvuru dosyasına yansımamıştır. Yine dağıtım yapılırken topluluktan birkaç kişinin suç unsuru sayılmayacak şekilde slogan attığı Savcılıkça tespit edilmiştir. Kamu makamları yapılan toplantının bildirimsiz olması ve yaya trafiğini engellemesi nedeniyle dağıtıldığını açıklamışlardır.

83. Başvurucular, yapılacak toplantıya ilişkin olarak kamu makamlarına bildirimde bulundukları konusunda bilgi sunmamış ise de bu hususun tek başına toplantıyı hukuka aykırı hâle getirmeyeceği Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında vurgulanmıştır (birçok karar arasından bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 121, 122). Bu durumda başvuruya konu toplantı ile ilgili bildirim usulüne uyulmadığı kabul edilse dahi bu hususun toplantının dağıtılmasındaki gereklilik unsurunu tek başına karşılamayacağı ortadadır.

84. Aynı şekilde halka açık yerde yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin günlük yaşamda belirli derecede bir karışıklığa sebep olabileceği kuşkusuzdur. Bireylerin geniş anlamda ifade özgürlüğünü dar anlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma haklarını kullanırlarken bir seviyeye kadar hayatın olağan akışında bir takım aksaklıklara sebep olmalarına toplumun diğer bireyleri ve kamu makamları tarafından hoşgörüyle yaklaşılması beklenir. Somut olayda kolluk güçlerinin yaya trafiğinin engellendiğini ileri sürerek toplantıya müdahale ettiği anlaşılmaktadır.

85. Bu noktada toplantının araç trafiğine kapalı bir caddenin bir başka caddeyle birleşme noktasında gerçekleştiğinin altı çizilmelidir. Sadece yayalara açık olan bu caddenin bir süreliğine -tutanaklardan anlaşıldığı kadarıyla saat 17.30'da başlayan toplantıya müdahale edileceği saat 18.00'de bildirilerek saat 18.30'da müdahale edilmiştir- yaya geçişini zorlaştıracak ölçüde kısıtlanmasının -bahsedilen hoşgörü çerçevesinde değerlendirildiğinde- katlanılamayacak seviyeye ulaştığı söylenemez. Sonuç olarak sadece bildirimde bulunulmaması veya yaya trafiğinin belirli bir süre -somut olayda yaklaşık bir saat- engellenmesi başvuru konusu toplantıya müdahale edilmesini zorunlu kılan makul sebep sayılamayacağı değerlendirilmektedir.

86. Toplantıya müdahalenin gerekliliği açısından incelenmesi gereken diğer bir husus yapılan toplantının barışçıl olup olmadığına ilişkindir. Somut olayda toplantının barışçıl olmadığına veya barışçıl niteliğini kaybettiğine yönelik bir tespit bulunmadığı görülmektedir.

87. Elbette toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı kapsamında kalan etkinliklerin anayasal olarak korunmasının temel şartlarından biri barışçıl nitelikleridir. Yapılan toplantıların bu nitelikte olmamaları veya bu niteliği kaybetmeleri hâlinde kamu düzenin sağlanması amacıyla yetkili makamlarca bu tür toplantıların sonlandırılmasında zorlayıcı bir neden bulunduğu kuşkusuzdur.

88. Buna karşın başvuru konusu olaydaki gibi barışçıl olmadığı hususunda emare bulunmayan toplantı veya gösterilerin sonlandırılmasındaki gereksinimin istisnai olması ve tereddüt yaratmayacak şekilde somut olarak kamu makamlarınca ortaya konulması beklenmektedir. Diğer bir ifadeyle barışçıl toplantılara müdahale etme zorunluluğu ancak bireylerin toplantı düzenleme haklarını dolaylı da olsa ortadan kaldırmayacak şekilde oldukça dar yorumlanmak suretiyle kabul edilebilir.

89. Belirtmek gerekir ki bir toplantının yasalarda belirtilen usullere uygun yapılmaması toplantının barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla sadece bildirimde bulunma yükümlülüğüne aykırı hareket edilmesi ve/ya günlük hayatta belirli bir süre aksaklığa yol açılması kolluk makamları tarafından barışçıl bir toplantıya müdahale etme gereksinimini karşılamakta yetersiz kalmaktadır.

90. Öte yandan bir veya bir buçuk saat (Olay Yeri Tutanağı'na göre bir saat, bilirkişi raporunda yer aldığı kadarıyla kolluk görevlilerinin beyanlarına göre yaklaşık bir saat otuz dakika) devam eden toplantının sonlandırılması istendiğinde kolluk görevlileriyle görüşen grup temsilcisinin yarım saat daha devam ettikten sonra dağılacaklarını belirtmesi karşısında istenen yarım saatin verilmeyerek toplantının dağıtıldığı görülmüştür. Dolayısıyla kolluk güçlerinin barışçıl devam eden toplantının yarım saat sonra dağılacağı yönünde elde ettiği bilgiye karşın toplantıya ivedi müdahale etmesindeki zorunlu toplumsal ihtiyaç başvuru dosyasına yansıyan belgelerden anlaşılamamaktadır.

91. Kaldı ki yukarıda yapılan tespitler altında yerel bir yayının dağıtılması sebebiyle başvuruculara karşı kullanılan gücün kamu düzenini sağlamak amacıyla gerçekleştiğinin kamu makamlarınca izah edilemediği, ayrıca gerekliliği ortaya konulamayan bedensel gücün bireyler üzerinde toplantıya katılma hususunda caydırıcı etki yarattığı da dikkate alınarak yapılan müdahalenin Anayasa'nın 34. maddesiyle korunan hak yönünden demokratik toplumda gerekli olmadığı değerlendirilmiştir.

92. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

93. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

94. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması ve ayrı ayrı 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

95. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

96. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

97. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

98. Başvuruda, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının maddi boyutuna yönelik ihlalin kolluk görevlilerinin eyleminden, kötü muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin ise Cumhuriyet Başsavcılığının işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

99. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

100. Öte yandan somut olayda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuların talepleri doğrultusunda başvuruculara ayrı ayrı 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

101. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ile 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.757,50 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

 

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruculara ayrı ayrı 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 257,50 TL harç ile 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.757,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 4/7/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 

 

 

 

EK GEREKÇE

Somut olayda başvurucuların ifade ve basın hürriyetlerinin de ihlal edildiği sonucuna ulaşılmalıydı. Burada demokratik toplum düzeni ile bağdaşmayan ve ölçülü olmayan bir müdahale ile hakkında yasaklama kararı bulunmayan bir gazetenin satılması veya dağıtılması kolluk güçlerince engellenmiştir.

 

 

 

 

Üye

 Engin YILDIRIM

 

 

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Nergiz Şen ve diğerleri (2), B. No: 2017/17702, 4/7/2022, § …)
   
Başvuru Adı NERGİZ ŞEN VE DİĞERLERİ (2)
Başvuru No 2017/17702
Başvuru Tarihi 13/3/2017
Karar Tarihi 4/7/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenecek etkinliklere katılma çağrısı içeren bildiri mahiyetindeki gazetenin dağıtılması amacıyla yapılan toplantıda kolluk güçlerince güç kullanımı neticesinde yaralanma meydana gelmesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının, barışçıl nitelikteki toplantının dağıtılması nedeniyle de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Kamu görevlisinin güç kullanımı (toplantı gösteri yürüyüşünde) (fiziksel güç kullanma, kelepçeleme, biber gazı vd.) İhlal Yeniden soruşturma
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı Toplantı ve gösteri yürüyüşü İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2911 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu 22
23
24
2559 Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 16
Yönetmelik 30/12/1982 Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği 25
Genelge 15/2/2008 Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları 19
Yönerge 25/8/2011 Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge 10
12
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi