logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(İbrahim Usta, B. No: 2017/28850, 4/7/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

İBRAHİM USTA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/28850)

 

Karar Tarihi: 4/7/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Melek ŞAHAN

Başvurucu

:

İbrahim USTA

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluk hâlinin makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; ihraç listesinin basında ve Resmî Gazete'de yayımlanması, kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalar ve bu açıklamaların yayımlanması ve arama kararında örgüte mensup olarak nitelendirilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin; gözaltında avukatı ile görüşmesinin sınırlanması ve gizlilik içinde yapılmasının engellenmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Mersin Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu hakkında 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek FETÖ/PDY'nin hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

11. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesi 16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, HSYK Genel Kurulu ise 24/8/2016 tarihinde başvurucunun meslekten çıkarılmasına karar vermiştir.

12. HSYK Genel Kurulunun 24/8/2016 tarihli kararı 25/8/2016 tarihli ve 29812 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Ekli listede yer alan hakim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (KHK) 3'üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına ...oy birliği ile karar verildi."

13. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı üzerine başvurucu, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

14. Mersin 1. Sulh Ceza Hâkimliği 16/7/2016 tarihinde belirtilen yerlerde arama yapılmasına ve ele geçirilecek suç eşyasına el konulmasına karar vermiştir. Kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...İleri sürülen husus ciddi ve yukarıda açıklanan duruma uygun görüldüğünden:

1- Fethullahçı terör örgütlenmesine mensup aşağıda kayıtlı listede isimleri yazılı bulunan hakim ve Cumhuriyet savcılarının tespit edilecek ikametlerinde, çalışma odalarında ve araçlarında... arama yapılmasına,

...

3- Şüphelilerin ... yakalanıp gözaltına alınmasına,

... [karar verildi.]"

15. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Mersin 2. Sulh Ceza Hâkimliği 21/7/2016 tarihli kararıyla başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir.

16. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliği 26/7/2016 tarihinde itirazı kesin olarak reddetmiştir.

17. Öte yandan HSYK Başkanvekili M.Y. 24/7/2016 tarihli hürriyet.com.tr isimli internet sitesine "Bu örgüte mensup oldukları anlaşılan kişileri hâkim-savcı olarak tutamayacağımızdan hemen aynı gece toplanarak 2847 kişiyi açığa aldık." şeklinde açıklama yapmış, 13/8/2016 tarihinde ise Twitter isimli sosyal medya hesabından "Hain darbe teşebbüsü sonrası, silahlı terör örgütü üyesi oldukları hususu kesin kanıtlanan yargı mensupları hızla görevden uzaklaştırıldı." şeklinde açıklamada bulunmuştur.

18. Twitter isimli sosyal medya platformu aracılığı ile M.Y. tarafından 13/8/2016 tarihinde paylaşılan açıklamalar şöyledir:

"1/Anayasanın 159. maddesinde düzenlemeye göre; Başkanlığını Adalet bakanının yaptığı HSYK 3 daire olarak çalışır ve her dairede 7 üye bulunur.

2/ Üyeler daire Başkan'larından birini başkanvekili olarak seçer. Her dairenin görevi yasalarda açıkça belirlenmiştir.

3/ Genel olarak; 1.daire atama ve yetkilendirme 2. Daire disiplin ve terfi 3. Daire mesleğe kabul ve hakim ve savcı şikayetlerini tetkikle görevli

(...)

7/ Dava açılırsa karar Anayasa da açıkça bağımsız oldukları vurgulanan mahkemelere aittir.

8/ Anayasamıza göre HSYK da dahil hiç bir makam ve merci yargı yetkisinin kullanılmasında yargı organlarına bırak talimat vermeyi

9/ Tavsiye ve telkinde dahi bulunamaz. Bu nedenle suç işlediği iddia olunan kişilerle ilgili şikayetlerin suçun işlendiği yer savcılarına

10/ Yapılması en doğru olandır. HSYK nın idari bir kurul olup yargılama ve adli soruşturma yetkisinin bulunmadığı unutulmasın.

11/ Hain darbe teşebbüsü sonrası, silahlı terör örgütü üyesi oldukları hususu kesin kanıtlanan yargı mensupları hızla görevden uzaklaştırıldı

12/ büyük fedakarlıkla görev yapan hakim ve savcılarımızın darbe gecesi kahramanlıkları unutulmasın onlara güvenin onlar gerçek hukukçular

13/ Her kim suç işlemiş, yasaya aykırı bir iş yapmışsa bağımsız Türk hakim ve savcıları önünde muhakkak hesap verecektir.

14/ Değil HSYK ya yakın olmak, HSYK üyesi veya Başkan ve Vekili olmak bile kimseye ayrıcalık ve üstünlük kazandırmayacaktır."

19. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi gerektiğini belirterek yetkisizlik kararı vermiştir.

20. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 6/1/2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (680 sayılı KHK) 7. maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93.maddesinin birinci fıkrasında hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle yetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

21. Başvurucu hakkında farklı sulh ceza hâkimliklerince müteaddit defa tutukluluk hâlinin uzatılmasına karar verilmiştir. Başvurucu hakkında son olarak Antalya 3. Sulh Ceza Hâkimliği 6/5/2017 tarihinde tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

22. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Antalya 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 25/5/2017 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

23. Başvurucu anılan kararı 30/5/2017 tarihinde öğrenmiştir.

24. Başvurucu 19/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

25. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 29/5/2017 tarihli iddianame ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır. Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 22/6/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiştir. Mahkeme 8/9/2017 tarihinde ise yetkisizlik kararı vererek dosyanın yetkili ve görevli Adana Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

26. Yetkisizlik kararı üzerine dosyanın tevzi edildiği Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi 31/1/2018 tarihinde karşı yetkisizlik kararı vermiş ve olumsuz yetki uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Yargıtaya gönderilmesine karar vermiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesinin yetkisizlik kararını kaldırmasından sonra yargılamaya bu Mahkemenin E.2018/126 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir.

27. Yapılan yargılama sonunda Mahkeme 11/7/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükümle birlikte tahliyesine ve adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara karşı istinaf talebi 20/6/2019 tarihinde reddedilmiştir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulmuştur. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 3/2/2021 tarihinde kararın bozulmasına hükmetmiştir.

28. Bozma sonrası yargılamaya Mahkemenin E.2021/104 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir. Yapılan yargılama sonunda Mahkeme 29/6/2021 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulmuş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla yargılama dosyası Yargıtayda derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

29. İlgili hukuk için bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Anayasa Mahkemesinin 4/7/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

31. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılayacak geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.

32. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltına Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, şartları oluşmadığı hâlde hakkında gözaltı tedbiri uygulanması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

34. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

35. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

36. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu; tutukluluk hâlinin hukuka aykırı bir şekilde uzatıldığını, tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını, kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz kalma nedenlerinin gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir neden gösterilmeden matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

39. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

40. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

41. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 11/7/2018 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

43. Başvurucu; soruşturma ve kovuşturma süresince tüm tutukluluk incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşma yapılmadığını ve dinlenilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Bakanlık görüşünde; başvurunun tahliye taleplerine ilişkin dilekçelerinde ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlara yapılan itirazda hâkim/mahkeme önüne çıkarılmayı açıkça talep etmediği, hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılan tutukluluk incelemelerinin süresinin ise başvurucunun tutuklandığı 20/7/2016 tarihinden bireysel başvuruya konu itiraz incelemesinin yapıldığı 25/5/2017 tarihine kadar geçen süreçle sınırlı olarak hesaplanması gerektiği, başvurucunun bireysel başvuruya konu tutukluluğa itirazın reddi kararına kadar 10 ay 5 gün tutuklu kaldığı, tutukluluğun gözden geçirilmesi ve itiraz incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığı, başvurucunun tutukluluk hâlinin dosya üzerinden yapılan incelemeler sonrasında verilen kararlarla sürdürülmesinin durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

45. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakine benzer beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

46. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

47. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih Sönmez, §§ 162-177).

48. Somut olayda başvurucu 21/7/2016 tarihinde tutuklandıktan 1 yıl 10 ay sonra 17/5/2018 tarihinde mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur. Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddialar

a. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

51. Başvurucu, bu şikâyeti nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine muhtelif tarihlerde bireysel başvurularda (B. No: 2016/64035, 2017/21157, 2018/11892) bulunmuştur.

52. Başvuru konusu somut olayda ileri sürülen bahse konu ihlal iddialarıyla ilgili olarak başvurucunun daha önce bireysel başvuruda bulunduğu ve anılan şikâyetlerine ilişkin bu dosyalar üzerinden Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm Komisyonlarınca yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı verildiği tespit edildiğinden başvurunun bu şikâyetler yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

55. Başvurucu, bu şikâyeti nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine muhtelif tarihlerde bireysel başvurularda (B. No: 2016/64035, 2017/21157, 2018/11892) bulunmuştur.

56. Başvuru konusu somut olayda ileri sürülen bahse konu ihlal iddialarıyla ilgili olarak başvurucunun daha önce bireysel başvuruda bulunduğu ve anılan şikâyetlerine ilişkin bu dosyalar üzerinden Birinci Bölüm ve İkinci Bölüm Komisyonlarınca yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı verildiği tespit edildiğinden başvurunun bu şikâyetler yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

C. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

58. Başvurucu; sorgu öncesinde avukatıyla görüştürülmediğini, gözaltında kaldığı dört günlük sürede avukatıyla sadece bir defa görüşebildiğini, bu görüşmenin ise üçüncü bir kişinin huzurunda gerçekleştiğini, varsa aleyhindeki delilleri öğrenmesinin ve lehe deliller toplanmasının engellediğini, etkili bir savunma yapamadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

59. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

60. Somut olayda UYAP üzerinden yapılan inceleme sonucunda ihlal iddialarına konu olan davanın -bireysel başvuruyu inceleme tarihi itibarıyla- temyiz aşamasında derdest olduğu, bu anlamda işlemleri devam eden yargılama açısından hukuk sisteminde mevcut yargısal yollar tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Meslekten Çıkarılma İşlemlerine İlişkin İddialar

a. Başvurucunun İddiaları

62. Başvurucu, meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın kesinleşmesi beklenilmeden kamuoyu ile paylaşılması ve Resmî Gazete'de yayımlanması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

63. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

64. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

65. 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de (685 sayılı KHK) 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri ve bu kişilerden daha önce dava açmış olanların idare mahkemelerinde derdest olan veya karar verilen dosyalarının Danıştaya gönderileceği hükme bağlanmıştır. Böylelikle 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi kapsamında meslekten çıkarılan yargı mensuplarının bu karara karşı Danıştayda dava açabilecekleri açıkça belirtilmiş ve anılan uyuşmazlıkların çözümünde idari yargıda hangi yargı yerinin görevli olduğuna yönelik uygulamada yaşanan tereddütler giderilmiştir. Daha önce açılan davalar yönünden de geçiş hükümleri ihdas edilmiştir (Murat Hikmet Çakmakcı, B. No: 2016/35094, 15/2/2017, § 27; Hacı Osman Kaya, B. No: 2016/41934, 16/2/2017, § 28).

66. Buna göre 685 sayılı KHK ile belirginleştirilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir yargı yolu olduğu ve bu başvuru yolu tüketilmeden başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Murat Hikmet Çakmakcı, § 28; Hacı Osman Kaya, § 29).

67. Başvurucu tarafından masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülmüş ise de söz konusu ihlal iddialarının meslekten çıkarmaya ilişkin karardan kaynaklanan iddialar olması ve bu işlemlere karşı idari dava yolunun öngörülmüş olması nedeniyle anılan iddiaların bireysel başvuruya konu edilebilmesi için hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yolların tüketilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Masumiyet Karinesine İlişkin Diğer İddialar

a. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu; FETÖ/PDY ile ilgili olarak kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalar ve bu açıklamaların yayımlanması nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan herkesin suçlu olduğu yönünde algı oluştuğunu, gözaltındaki görüntülerinin medyaya sunulduğunu ve hakkında yürütülen soruşturmada verilen arama kararında "...Fetullahçı terör örgütlenmesine mensup..." ifadesinin kullanıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

70. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz. Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).

71. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı koruma sağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin kamuoyuna bilgi vermesini engellemez (Erdal Tercan, B. No: 2016/15637, § 79). Ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası, bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar (Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).

72. Yargısal kararlarda ve kamu otoritesi kullanan kişilerin ifadelerinde, bir kişinin bir suçun şüphelisi olduğunu beyan etmeleriyle, bu kimsenin suçlu olduğunu yansıtmış olmaları arasında bir ayrım yapılmalıdır. Yetkili kişiler, ifadelerinde kullanacakları kelimeleri seçerken bu ayrıma dikkat etmek zorundadır. Masumiyet karinesi, kamu otoritesi kullananların bir mahkeme tarafından mahkûm edilmeden bir kişinin suçlu olduğunu ifade etmemelerini gerektirir. Masumiyet karinesi sadece bir hâkim ya da bir mahkeme tarafından değil başka resmî makamlar tarafından da ihlal edilebilir (Kıvanç Ersoy ve diğerleri, B. No: 2016/7095, 12/1/2021, § 65).

73. Kamu makamlarının beyanlarında masumiyet karinesine aykırı bir yön olup olmadığı incelenirken kullanılan ifadelerin bağlamı da nazara alınmalı ve kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada bulunulup bulunulmadığı açıklamanın bütününe bakılarak değerlendirilmelidir. Bundan başka açıklamada bulunan kamu yetkilisinin görevi itibarıyla konumu, açıklamanın yargılamanın hangi aşamasında yapıldığı ve açıklamada kullanılan ifadelerden suç isnadı altındaki kişinin teşhisinin mümkün olup olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır (E.A. (2), B. No: 2017/34336, 15/9/2021, § 59).

74. Somut olayda başvurucu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediği şüphesiyle 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış, 21/7/2016 tarihinde ise tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında anılan suçlardan ceza soruşturması devam etmekte iken 24/7/2016 ve 13/8/2016 tarihlerinde HSYK Başkanvekili M.Y. tarafından internet aracılığıyla yapılan açıklamalarda, başvurucunun da aralarında bulunduğu meslekten ihraç edilen bazı hâkim ve savcılara ilişkin listeler işaret edilerek söz konusu hâkim ve savcıların örgüte mensup oldukları ve FETÖ terör örgütü üyesi olduklarının kesinleştiği belirtilmiştir. Başvurucu ise bu açıklamalar nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

75. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği kararlarında şikâyet konusu açıklamanın tamamını bir bütün olarak inceleyerek M.Y.nin hiçbir makam tarafından yargı yetkisinin kullanılmasında yargı organlarına talimat, tavsiye ve telkinde bulunulamayacağına vurgu yaptığına; suç işlediği iddia edilen kişilerle ilgili şikâyetlerin ilgili savcılıklarca tetkik edileceğinin ve HSYK'nın adli soruşturma yetkisinin bulunmadığının da altının çizildiğine ve idari yönden açığa alınan hâkim ve savcılardan bahsedilen açıklamada özel olarak başvurucu hakkında yürütülmekte olan adli sürece atıf yapıldığına dair bir işaret de bulunmadığına karar vermiştir (E.A. (2), § 64).

76. Başvuruya konu olayda başvurucu hakkındaki yargılama sırasında hâkim ve savcıların tarafsız ve bağımsız hareket etmediklerine dair somut bir veri veya bu hususta herhangi bir şikâyet bulunmadığı görülmektedir. Buna göre başvuru konusu açıklamaların hâkim ve savcıların görev aldığı yargılama sürecinde yargı merciinin yaptığı değerlendirmede ön yargılı hareket etmesine veya bu yönde bir izlenim oluşmasına zemin hazırlamadığının da altı çizilmelidir. HSYK Başkanvekili M.Y. tarafından ihraç edilen hâkim ve savcılarla ilgili olarak terör örgütü üyesi olduklarının kesinleştiği yönünde yapılan açıklamaların özensiz bir dille yapıldığı söylenebilirse de yukarıda yer verilen ilke ve tespitlere göre açıklamanın bağlamı ve niteliği gözönüne alındığında ve açıklama bir bütün olarak değerlendirildiğinde -somut olayın özel koşullarında- masumiyet karinesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. E.A. (2), §§ 65, 66).

77. Başvurucu ayrıca gözaltındaki görüntülerinin medyaya verildiğini de iddia etmiştir. Buna karşın başvurucu, hakkında yayınlar yapılması nedeniyle herhangi bir kamu gücünü kullanan organ veya yetkili hakkında şikâyetçi olmamış veya kendisiyle ilgili olarak yayımlandığını iddia ettiği haberlerin zaman ve içeriğine dair bir bilgi vermemiştir. Bu çerçevede suçluluğu ilgili mahkeme kararlarıyla sabit olmayan başvurucunun başvuruya konu görüntü ve resimler yoluyla suçlu olduğu inancı yansıtılmış olsa bile söz konusu görüntü ve resimlerin devlet yetkililerince çekilip basına verildiği yönünde somut bir delil bulunmamaktadır. Başvurucunun doğrudan kendisiyle ilgili bir haberden şikâyeti de söz konusu değildir. Buna göre FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturmalarla ilgili genel olarak yapılan açıklamaların, anılan hususa ilişkin haber yapılmasının veya soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasının tek başına masumiyet karinesine aykırılık teşkil ettiği söylenemez (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Metin Güneş, B. No: 2017/23083, 28/5/2019, § 101, Erdal Tercan, § 81; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181).

78. Başvurucu son olarak arama kararında kullanılan ifade nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anılan kararda suç şüphesi altında olan başvurucu hakkında örgüt mensubu sıfatının kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanımın özensiz olduğu kabul edilmekle birlikte kararı veren hâkimin bir şüphe durumuna işaret ettiği görülmüş, suçluluk değerlendirmesi yapmadığı anlaşılmıştır. Arama kararının devamında ve soruşturma aşamasında yapılan diğer işlemlerde şüpheli sıfatının kullanıldığı, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda da gerekli özenin gösterildiği, aynı ifadeye yer verilmediği tespit edilmiştir. Bu nedenle şikâyet konusu yapılan karardaki mensup ifadesinin örgüt üyeliğini vurgulayan ve şüphelinin/sanığın suçu işlediği yönünde tespit yapan bir ifade olarak değil genel anlamda terör örgütü üyeliği şüphesi altında olup suçu işlediğine dair kuşku taşındığını belirten bir ifade olarak kullanıldığı kabul edilmiştir.

79. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

 

 

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasına ilişkin iddianın mükerrer başvuru olması nedeniyle REDDİNE,

2. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin iddianın mükerrer başvuru olması nedeniyle REDDİNE,

C. 1. Gözaltı tedbirinin hukuki olmamasına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşmasına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın meslekten çıkarılma işlemleri yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin diğer iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 4/7/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(İbrahim Usta, B. No: 2017/28850, 4/7/2022, § …)
   
Başvuru Adı İBRAHİM USTA
Başvuru No 2017/28850
Başvuru Tarihi 19/6/2017
Karar Tarihi 4/7/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluk hâlinin makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; ihraç listesinin basında ve Resmî Gazete'de yayımlanması, kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalar ve bu açıklamaların yayımlanması ve arama kararında örgüte mensup olarak nitelendirilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin; gözaltında avukatı ile görüşmesinin sınırlanması ve gizlilik içinde yapılmasının engellenmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) Başvurunun Reddi
Suç isnadı (tutuklunun soruşturma dosyasına erişimi) Başvurunun Reddi
Suç isnadı (gözaltı) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Suç isnadı (tutukluluk süresi) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Tutukluluğa itiraz (duruşma yapılmaması, bağımsız tarafsız mahkeme olmama) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Müdafi yardımından yararlanma hakkı (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Silahların eşitliği ilkesi / çelişmeli yargılama ilkesi (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Masumiyet karinesi (Ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
İhlal Olmadığı
Açıkça Dayanaktan Yoksunluk

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 100
271
5235 Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 10
2797 Yargıtay Kanunu 46
3713 Terörle Mücadele Kanunu 5
3
2
1
5237 Türk Ceza Kanunu 314
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 268
101
161
153
141
109
108
105
104
5235 Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun 12
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi