logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ahmet Aşık, B. No: 2017/27330, 26/5/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AHMET AŞIK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/27330)

 

Karar Tarihi: 26/5/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Ahmet AŞIK

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı sürecinde hukuka aykırı fiziksel müdahaleye maruz kalınması ve bu olaya ilişkin olarak etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Komisyonca adil yargılanma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ileeşitlik ilkesi yönünden başvurunun kabul edilemez olduğuna; kötü muamele yasağı yönünden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurucunun benzer mahiyetteki 2/8/2017 tarihli dilekçesi 2017/30639 başvuru numarasına kaydedilmiş ise de dilekçe mahiyetinin ek beyan dilekçesi olduğu anlaşıldığından 10/7/2020 tarihinde başvuruların birleştirilmesine karar verilmiştir.

7. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

8. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

9. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

11. 1981 doğumlu olan ve Afyonkarahisar'da yaşayan başvurucu, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne bağlı erkek yetiştirme yurdunda öğretmen olarak görev yapmaktayken 26/8/2016 tarihinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle evinde yapılan aramanın ardından kolluk görevlileri tarafından gözaltına alınmıştır.

12. Gözaltına alındığı tarihte başvurucu hakkında sağlık raporu düzenlenmiştir. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi (Devlet Hastanesi) tarafından düzenlenen genel adli muayene raporunda başvurucuda darp ve cebir izinin olmadığı tespiti yer almaktadır.

13. Başvurucu gözaltına alındığı tarihten yirmi gün sonra 15/9/2016 tarihinde avukatının huzurunda kolluk görevlilerine ifade vermiş, sonrasında hakkındaki adli işlemler tamamlanarak 19/9/2016 tarihinde Afyonkarahisar Cumhuriyet Savcılığına (Savcılık) sevk edilmiştir.

14. Savcılığa sevk edildiği tarihte başvurucu hakkında yeniden sağlık raporu düzenlenmiştir. Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen ikinci genel adli muayene raporunda da başvurucuda darp ve cebir izinin olmadığı belirtilmiştir.

15. Başvurucu, Savcılıkça alınan ifadesinin ardından FETÖ/PDY üyesi olma suçunu işlediği isnadıyla Afyonkarahisar Sulh Ceza Mahkemesinin 19/9/2016 tarihli kararıyla tutuklanarak Afyonkarahisar E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) gönderilmiştir.

16. İnfaz Kurumuna giriş işlemleri esnasında başvurucu hakkında üçüncü kez sağlık raporu düzenlenmiştir. Devlet Hastanesi tarafından İnfaz Kurumuna hitaben düzenlenen 20/9/2016 tarihli raporda başvurucunun kalçasında iki taraflı, geçmiş ekimoz (çürüme, morluk) ve sol üst azı dişinde hassasiyet tespit edildiği ifade edilmiştir.

17. Başvurucu, Savcılığa yazdığı 22/9/2016 tarihli dilekçeyle gözaltında kaldığı süre içinde kolluk görevlileri tarafından farklı zamanlarda dört beş kez darbedildiğini, kendisine şiddet uygulandığını, bu durumun sağlık raporuyla tespit edildiğini ifade etmiş ancak uygulanan şiddetten dolayı şikâyetçi olmadığını belirterek gereğinin yapılmasını talep etmiştir.

18. Savcılıkça başlatılan soruşturma kapsamında başvurucunun 17/3/2017 tarihinde ifadesi alınmıştır. Anlatımına göre başvurucu, gözaltına alınmak üzere Devlet Hastanesine götürülürken araç içinde kolluk görevlilerinin fiziksel ve sözlü şiddetine uğramış; bu bağlamda başına darbe almış; ayrıca "FETÖ'nün liboşusunuz." diyerek hakarete ve sinkaflı küfürlere maruz kalmıştır. Hakkında sağlık raporu düzenlendikten sonra kolluk merkezine getirilen başvurucunun bu aşamadan sonra yaşadığını iddia ettiği olaylar şöyledir:

"...koridorlar boştu benim geldiğimi söylemeleri üzerine [A.] Başkomiser olarak bildiğim kişi ile kendilerini tanımadığım 7-8 sivil kişi beni aralarına aldılar, yumruk ve tekme ile beni dövmeye başladılar ben 2014 yılında kulağımdan ameliyat olmuştum kulağıma vurmamalarını söyledim ancak beni dinlemediler.

Daha sonra odada bulunan ve asker olduğunu sonradan öğrendiğim genç bir çocuğu bana gösterdiler ve tanıyıp tanımadığımı sordular tanımadığımı söylemem üzerine 'bunu tanıyacaksın' diyerek tekrar dövmeye başladılar, daha sonra başıma keten bir çuval geçirdiler, sıcakta çuval içerisinde 10-15 dakika beklettiler sonra başka bir odaya aldılar burada alt kıyafetimi yani pantolonumu ve iç çamaşırımı çıkardılar bir koltuğun önünde kafamı öne doğru eğdiler, sonradan isminin [B.] olduğunu öğrendiğim uzun boylu kır saçlı iri yarı olan bir polis cinsel organını çıkararak benim makatıma sokmaya çalıştı diğer polis memurları bunu seyrettiler, görevlilerden bir tanesi bu durumu cep telefonu ile çekti. Bana gösterdikleri çocuğu kast ederek 'bu çocuğu tanıyacaksın' dediler ben tanımadığımı söyledim, 'tanımazsan 30 gün bizimlesin yarın da makatına jop sokacağız' dediler.

Buradan çıkarıp karanlık bir odaya götürdüler başıma çuval geçirip yarım saat kadar burada beklettiler. Daha sonra koridora alıp 15 dakika kadar yerde çömelterek beklettiler daha sonra bir memur gelerek işlemlerimin bittiğini belirtip Kapalı Spor Salonuna götürmek üzere beni getirdikleri araca bindirdiler, araç içerisinde [A.] Başkomiser ile beni evden alan iki kişi vardı. Araç içerisinde giderken [A.] Başkomiser ile aracın önünde sağ tarafta oturan beyaz saçlı ve top sakallı olan kişi bana '40 gündür sizin yüzünüzden eve gidemiyoruz' diyerek sinkaflı küfürler ettiler. Kapalı Spor Salonuna vardığımızda koridorda giderken beni ittirdiler ayrıca [A.] Başkomiser bana çelme takıp yere düşürdü, sırt üstü yatırdı karnımın üzerine oturdu 'senin hangi kulağın ağrıyor' diyerek yüzümün her iki tarafına 50-60 kez tokat attı. Ayrıca sinkaflı küfürlerine de devam etti. Son olarak da yüzük bulunan sağ eli ile bir kez alnıma bir kez de dişlerime vurdu dudaklarım patladı, yüzümde darp izleri meydana geldi. Daha sonra oradaki görevlilere 'bunu kapıya yakın oturtun biz hergün gelip bunu dövecegiz' dedi. İki - üç gün burada kaldım, gelen giden olmadı.

Pazar günü akşam beni tekrar alıp TEM Şubeye götürdüler, koridorda [T.] Müdür, [A.] Başkomiser, [M.A.] ve [B.] isimli polis memuru ile birlikte kim olduklarını bilmediğim toplamda 8-9 kişi vardı. [B.] isimli polisin elinde jop vardı, jop ile kaba etlerime vurmaya başladılar, ellerim ters kelepçeli idi, [T.] Müdür dışında diğerleri de yumruk ve tekme ile rastgele heryerime vurdular. [T.] Müdür bu sırada bizi seyrediyordu, sonra [T.] Müdür'ün odasına götürdüler, burada da 8-9 kişi jopla ve elleri ile beni tekrar dövmeye başladılar, pantolonum bu arada düştü jopla kaba etlerime vurdular ve çok acıdı, [T.] Müdür, daha önce gösterdikleri çocuğu kast ederek 'bunu tanıyacaksın 30 gün buradasın, ben karışmam hergün döverler seni' dedi. Daha sonra beni alt katta bulunan nezarethaneye götürdüler. Ertesi gün saat 13.30'da tekrar üst kata çıkardılar burada bazı fotoğraflar gösterdiler 'bunları tanıyacaksın eşini de alırız, eşin başkalarının altında yatar 25 yıl hapis yatarsın' dediler. Ben de korktum, bana gösterdikleri resimlerden bir kaç kişiyi tanıdığımı söyledim. Bir kaç gün sonra saat 01.30 sıralarında beni uyandırdılar yukarıya çıkardılar, [M.A.] nın elinde uzun, [B.] nin elinde kısa jop vardı bu joplarla beni dövdüler, kaba etlerime vurdular 'Bizim dediğimiz herşeyi kabul edeceksin ancak evine böyle gidersin' dediler, bu nedenle ben bana fotoğraflarını gösterdikleri kişileri tanıdığımı söyledim. Birkaç gün sonra eşim [S.A.] yı, TEM Şubeye getirdiler, onu da gözaltına alacaklarını söylediler bu nedenle ben korktum ve söyledikleri herşeyi kabul ettim.

Gözaltına alındıktan 14 gün sonra aile hekimlerini gözaltına almaya başlamışlar biz nezarethanede 2-3 kişi iken 30 kişi olduk nezarethane doldu. Aile Hekimlerinin ifadelerini almaya başladılar, saat 21.00 sıralarında beni yukarı çıkardılar, yukarıda [M.A.], ellerim kelepçeli olduğu halde karnıma yumruk atmaya başladı. 'Sen bu doktorları neden organize ediyorsun bunların ifadeleri neden kilitlendi' diyerek bir kaç kez yüzüme yumruk attı, dişim kırıldı, dişim şu an kırıktır, cezaevinde sürekli tedavi oldum. Gözaltında iken beni doktora da götürmediler.

25 gün sonra bana söyledikleri herşeyi kabul ettim ve ifadeleri imzaladım. 19/09/2016 günü TEM Şubede bulunan bir odaya iki polis nezaretinde götürdüler, içeride doktor olduğunu söylediler ayrıca doktorun yanında bir kaç polis memuru daha vardı, polislerin bulunduğu ortamda, doktor darp cebir olup olmadığını sordu, yanımda polis memurları olduğu için korktum ve darp cebir olduğunu söyleyemedim, doktor da beni soymadı ve muayene etmedi, benim bu beyanıma göre rapor düzenledi ayrıca beni ve gözaltında bulunan diğer kişileri Devlet Hastanesine götürmediler, bizi şube dışına çıkarmadılar şubeden doğrudan Adliyeye getirdiler. 20/09/2016 günü saat 04,00'a kadar mahkemede sorgum yapıldı ve tutuklama kararı verildi. Cezaevi mahkum kabul bölümünde darp cebir olduğunu söyledim bunun üzerine beni revire götürdüler burada doktor beni muayene etti, kaba etlerimde darp izi olduğuna dair ayrıca dişimde hassasiyet olduğuna dair rapor düzenledi."

19. Başvurucu uzun süre gözaltında kalması ve eşinin de dışarıda olması nedeniyle 22/9/2016 tarihli dilekçesinde kötü muameleden dolayı şikâyetçi olmadığını açıklayarak Savcılıkça alınan ifadesinde kendisine şiddet uyguladığını iddia ettiği kolluk görevlilerinden şikâyetçi olmuştur.

20. Gözaltından çıkarılırken ve İnfaz Kurumuna alınırken başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporlarında imzası bulunan doktorlar Savcılık tarafından tanık olarak dinlenmiştir.

21. Gözaltı çıkış raporunu düzenleyen tanık doktor O.S.B. genel olarak hastane veya polis merkezinde gözaltında bulunan kişileri muayene ederek sağlık raporu düzenlediğini, bu muayeneler sırasında kolluk görevlilerinin olmadığını belirtmiş; başvurucuyu hatırlamadığını, nerede ve ne şekilde başvurucuyu muayene ettiğini bilmediğini beyan etmiştir.

22. İnfaz Kurumuna giriş raporunu düzenleyen tanık doktor B.Ü. başvurucuyu hatırlamadığını, İnfaz Kurumunda geçici olarak görevlendirildiği tarihlerde başvurucuyu muayene ettiğini ve kalçasında geçmiş ekimoz olduğunu tespit etmesi nedeniyle bunu raporuna yazdığını, ekimozun oluşma tarihinin tam olarak tespit edilemeyeceğini ancak oluşmuş bir ekimozun genellikle 7-14 gün arasında kaybolacağını ifade etmiştir.

23. Savcılık 29/3/2017 tarihinde başvurucunun tutulduğu nezarethane ve diğer yerleri gösterir kamera görüntülerini il Emniyet Müdürlüğünden talep etmiştir. Emniyet Müdürlüğünce verilen cevapta başvurucunun tutulduğu Polis Okulunda kamera kayıt sisteminin olmadığı, nezarethane kamera kayıtlarının ise on gün kayıt yaptıktan sonra üstüne yeni görüntülerin kaydedilmesi nedeniyle başvurucunun burada kaldığı döneme ait görüntülerin bulunmadığı bildirilmiştir.

24. Başvurucunun bir kısım dernek, vakıf ve gazete temsilciliği ile bir siyasi parti liderine hitaben 2/8/2017 tarihinde yazdığı ancak İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu tarafından sakıncalı görülerek gönderilmeyen mektuplar delil olarak soruşturma makamınca incelenmiştir. Başvurucunun söz konusu mektuplardaki ifadelerinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Gözaltında tutulduğum 25 günün nasıl geçtiğini, ifadeleri hangi şartlarda verdiğimi belirtir bu hikayemi sizlere anlatıp sizlerden her türlü hukuki ve insani ve vicdani desteği bekliyorum. 25 gün Afyon emniyetinde TEM Şubede işkence gördüm, kafama çuval geçirilerek dakikalarca bekletildim, bu haldeyken TEM polislerinin cinsel saldırılarına(tecavüz) maruz kaldım. 7-8 polisin sürekli ellerinde tekme tokat ve joplarla dövüldüm. 112 acil servise kaldırıldım. Baskı altında ifadelere imza atmak zorunda bırakıldım. .... Bu dilekçemde hangi şartlarda FETÖ üyesi yapıldığım ve ifadeleri hangi şartlarda kabul ettiğimi ve neden şimdi kabul etmek istemediğimi anlatıyorum. Hukuki açıdan 11 aydır uğraşıyorum ama bütün insanlar sağır, dilsiz, hukuk ve yargı topal, ilerlemiyor. Sizlerden hukuki, vicdani ve insani her türlü desteği bekliyorum."

25. Savcılıkça FETÖ/PDY ile ilgili yürütülen bir başka soruşma kapsamında şüpheli olarak ifadesi alınan A.K.nın beyanında geçen bazı bilgilerin başvuruya konu soruşturmayla ilgili olduğunu değerlendirilerek anılan İfade Tutanağı delil olarak soruşturma dosyasına alınmıştır. A.K.nın ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"20. 09.2016 tarihinde yapılan duruşma sonrası tutuklanarak Afyonkarahisar Cezaevine teslim edildim. Orada aynı dosya kapsamında tutuklu bulunan [A.Y.] ve Ahmet AŞIK başta olmak üzere bir çok şüpheli ile aynı koğuşa yerleştirildik.

Tutuklu kaldığım yaklaşık 3 ay boyunca koğuşta soruşturmaya yönelik birçok konuşma yapılıyor. [A.Y.] tutuklu olan bir çok eski askeri personel ile koğuş içerisinde bizlerden ayrı olarak görüşüyor. [A.Y.]nin koğuş içerisinde diğer tutuklulara emniyette baskı altında ifade verdiklerini, emniyet müdürlüğünde kendilerine işkence yapıldığını, ilk mahkemede ifadelerini değiştirmelerini, avukatlarına bu konular ile ilgili şikayet dilekçesi vermelerini söylediğini duydum. Bu şahıs benim yanıma da birkaç kez geldi. Bana emniyette verdiğimi ifademi sorarak eğer ifademde her şeyi anlattıysam ilk duruşmada bunları inkâr etmemi, baskı ve işkence ile bu ifademi verdiğimi söylememi, güzel günlerin bizleri beklediğini hatta eğer ifademi değiştirmezsem bu davadan çok ağır cezalar alacağımı söylemişti."

26. Savcılık tarafından yapılan soruşturma sonucunda 25/12/2017 tarihinde başvurucunun şikâyetiyle ilgili olarak kolluk görevlileri hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili yürütülen soruşturmalar sonucunda Fettulahçı Terör Örgütü üyelerinin örgütsel özellikleri incelendiğinde,

Örgütte 'Yalan söylemek, tedbir olarak uygulanan önemli bir stratejidir. FETÖ/PDY silahlı Terör Örgütü, Devlet içine yerleştirdikleri özellikle askeriye, emniyet ve yargı birimlerindeki örgüt üyelerinin, kendilerini gizleme yöntemi olarak ima ile namaz kılma, susuz abdest alma, cuma namazlarına gitmeme, oruç tutmama gibi uydurulmuş bir din anlayışı ile İslam esasları ile bağdaşmayan bir düşünce yapısı içinde hareket etmesini sağlamıştır. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üyelerinin bu eylemleri takiyye mantığı ile yaptıkları, bunu ibadet olarak gördükleri,

Örgüt lideri [F.G.], soruşturma ve takibata uğramamak ve zarar görmemek için kendince bir görüş geliştirerek; yalan söylemeyi, inandığı ve olduğundan farklı görünmeyi, yaptığı bir işi başkasına yüklemeyi, dini emir ve yasaklarla kendini bağlı saymamayı, hukuku dolanmayı, ahlaki kural kabul etmemeyi çevresine öğreterek adına tedbir (takiyye) demiştir. Ona göre, örgüte zarar gelmemesi için yalan söylemek, iftira etmek, hırsızlık yapmak, suç işlemek, dinen haram sayılan içki, kumar, fuhuş gibi günahları işlemek mübahtır' anlayışı mevcut olduğu anlaşılmıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığımızca yapılan soruşturma sonunda; müşteki Ahmet AŞIK'ın gözaltına alındığı 26/08/2016 tarihinde iddia ettiği şekilde insanlık dışı hareketlere maruz kalması nedeniyle durumunu ifade aşamasında avukatına, rapor aldırılmak üzere götürüldüğü Afyonkarahisar Devlet Hastanesinde muayenesini yapan doktora, mevcutlu olarak getirildiği gün Cumhuriyet Başsavcılığımıza veya çıkartıldığı Sulh Ceza Hakimliğinde Hakime açıklamadığı, bu durumu yaklaşık 7 ay sonra 17/03/2017 tarihinde 22/09/2017 tarihinde vermiş olduğu dilekçesinde kendisine şiddet uygulandığı ancak şikayetçi olmadığı şeklindeki beyanı nedeni ile resen başlatılan soruşturma kapsamında 17/03/2017 tarihinde beyan etmediği,

Bu tarihe kadar bu durumu şikayet konusu yapmadığı, bu tarih sonrasında şikayet konusu yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, Ahmet AŞIK'ın adli işlemleri tamamlandıktan sonra Cumhuriyet Başsavcılığımıza çıkartılmak üzere gözaltından çıkış için 19/09/2016 günü Afyonkarahisar Devlet Hastanesine götürülerek saat 10:20'de 19/09/2016 tarih ve 83399 sayılı raporda darb-cebir izine rastlanılmamış olması, yapılan araştırma ve inceleme sonucunda müştekinin iddialarının ciddi bulgu ve belgelere dayanmadığı, soyut iddiada kaldığı, ayrıca işkence altında verdiğini iddia ettiği ifadesinin de diğer şüpheli ve tanıkların beyanı ile örtüştüğü,

Bu haliyle Ahmet AŞIK'ın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgüt üyelerince insan haklarının ihlal edildiği propagandası yapılarak Devletimizi Uluslararası kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak, Terör Örgütü soruşturmalarını sulandırmak ve Terörle Mücadele edilmesinin önüne geçmek için örgütsel faaliyetler çerçevesinde şikayetçi olduğu kanaatine varılmış olup, Ahmet AŞIK'ın iddiaları hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına,"

27. Başvurucunun Savcılık kararına itirazı Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/1/2018 tarihli kararıyla Savcılık kararının hukuka uygun olduğu gerekçesine dayanılarak reddedilmiştir. Anılan karar başvurucuya 23/1/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

28. Başvurucu, soruşturma süreci devam ederken 12/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

29. Başvurucunun soruşturma süreci bittikten sonra, 2/8/2017 tarihinde kötü muamele iddialarına ilişkin ayrıntılı dilekçe ibraz etmesi üzerine beyanları yeni başvuru olarak değerlendirilerek 2017/30639 başvuru numarasına kaydedilmiş ise de dilekçe mahiyetinin ek beyan dilekçesi olduğu anlaşıldığından 10/7/2020 tarihinde başvuruların birleştirilmesine karar verilmiştir.

30. Savcılıkça ayrıca başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra "suç işlemediğini bildiği halde şikayetçi olarak kolluk görevlileri haklarında soruşturma yapılmasına neden olması ve sonraki beyanında da iddialarında ısrarcı olması nedeniyle" başvurucu hakkında iftira suçunu işlediği isnadıyla 26/3/2018 tarihinde ceza davası açılmasına karar verilmiştir.

31. Başvurunun inceleme tarihi itibarıyla başvurucu hakkında açılan davanın devam etmekte olduğu anlaşılmıştır. Afyonkarahisar 1. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sürecinde kolluk görevlilerinden bir kısmı şikayetçi olarak, başvurucu ile birlikte aynı nezarethanede kalan iki kişi ise tanık olarak dinlenmiştir.

32. Kolluk görevlilerinden M.A. başvurucuya kötü muamele uygulandığı iddialarını reddetmiş, başvurucudan şikâyetçi olmuştur. Polis Okulu spor salonunun o dönemde nezarethane olarak kullanıldığını belirten M.A. başvurucunun muayenesinin kolluk merkezi veya hastanede yapılıp yapılmadığını hatırlamadığını, genel olarak muayenelerin kolluk merkezinde yapıldığını beyan etmiştir. M.A. başvurucunun eşinin kolluk merkezine getirilmediğini hatırladığını, benzer olaylarda şüphelilerin ailelerini gördükleri zaman yumuşayacakları ve vatan sevgilerinin ortaya çıkacağı, dolayısıyla susmaktan vazgeçecekleri düşünülerek aileleri ile görüşmelerine izin verildiğini ancak bunun herhangi bir vaat ya da tehdit olarak kullanılmadığını ifade etmiştir. M.A. bu dönemde yapılan sorgularda duruşma salonlarında kolluk görevlilerinin de bulunduğunu, başvurucunun ilk ifadesini avukat huzurunda kendisinin aldığını, daha sonra örgütten gelen talimat doğrultusunda başvurucunun kendileri aleyhine suç isnadında bulunduğunu ifadesine eklemiştir.

33. Bir diğer kolluk görevlisi B.A. da başvurucudan şikâyetçi olmuş, başvurucunun iddialarını kabul etmemiştir. Başvurucunun gözaltı süresinin uzatılması ile Polis Okulu spor salonunun nezarethane olarak kullanılmasının Savcılık talimatı olduğunu, başvurucunun eşinin kolluk merkezine geldiğini ancak kolluk görevlilerince zorla getirme durumunun söz konusu olmadığını ifade etmiştir.

34. 29/8/2016 ile 5/9/2016 tarihleri arasında başvurucu ile birlikte aynı nezarethanede kaldığını belirten tanık M.K. başvurucunun günde iki üç kere yukarıya çıkarıldığını, döndüğünde halsiz olduğunu gördüğünü, sebebini sorduklarında başvurucunun kendisine işkence edildiğini söylediğini ifade etmiştir. Tanık ayrıca başvurucunun pijamasını indirdiğinde kasıklarında ve sırtından diz kapağına kadar morluklar olduğunu, morlukların geçmesi için kolluk görevlilerinin başvurucuya merhem verdiklerini beyan etmiştir.

35. Diğer tanık A.O. 9/8/2016 tarihinden itibaren yaklaşık yedi gün nezarethanede başvurucu ile kaldıklarını, bu dönemde başvurucunun yaralarına kremi kendisinin sürdüğünü, başvurucunun görünmeyen yerlerinde morluklar olduğunu, göğüs bölgesinde, sırtında ve bacaklarında çok sayıda morluk bulunduğunu ifade etmiş; kolluk görevlilerinin gece saatlerinde "Ahmet geliyoruz, uyan." şeklinde bağırarak başvurucuyu taciz ettiklerini de ifadesine eklemiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

36. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

 (3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

37. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar."

B. Uluslararası Hukuk

38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

39. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğine dair içtihatlarını da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

40. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35, 37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88, 90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

41. AİHM, sağlıklı olarak gözaltına alınan bir kişinin serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olması hâlinde bu yaralanmanın nasıl oluştuğu konusunda geçerli bir açıklama getirmenin devletin yükümlülüğünde olduğunu belirtmiştir (Selmouni/Fransa, § 87).

42. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

43. Mahkemenin 26/5/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

44. Başvurucu; isnat edilen suçla ilgili bilgi vermesi amacıyla kolluk görevlileri tarafından gözaltında tutulduğu yirmi altı gün boyunca işkence gördüğünü, darbedildiğini, hakarete uğradığını ve cinsel saldırıya maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca bu süre içinde hakkında sadece iki kez sağlık raporu alındığını, gözaltındayken darbedilmenin etkisiyle rahatsızlandığı için Acil Servis ekiplerinin çağrıldığını, gözaltından çıkarılırken doktorun kendisini muayene etmediğini, kolluk görevlilerinden çekindiği için kendisinin de doktora darp olayıyla ilgili bilgi vermediğini, buna karşın İnfaz Kurumuna giriş işlemleri esnasında yapılan kötü muamelenin tespit edildiğini iddia etmiştir. İnfaz Kurumundaki kötü muamelenin tespitinden sonra gereğinin yapılması için Savcılığa dilekçe verdiğini ancak korktuğu için şikâyetçi olamadığını, daha sonra Savcılıkta olayları detaylı anlatarak şikâyetini dile getirdiğini ifade etmiştir.

45. Bakanlık görüşünde; başvurucunun kötü muamele iddialarına ilişkin olarak başlangıçta şikâyeti olmamasına rağmen Savcılıkça resen soruşturma başlatıldığı, soruşturma işlemleri kapsamında başvurucunun doktor raporlarının incelendiği, muayenesini yapan doktorların tanık sıfatıyla ifadelerinin alındığı, ayrıca başvurucunun soruşturma işlemlerine etkin katılımının sağlandığı, buna karşın başvurucunun kötü muameleye maruz kaldığına dair iddialarını destekleyecek herhangi bir delil elde edilemediğinden ceza davası açılmadığı belirtilerek usul yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü olmadığı ifade edilmiştir.

46. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda dile getirdiği hususları yinelemiş; Savcılıkça etkili soruşturma yapılmadığını, delillerin zamanında toplanmaması nedeniyle kaybolduğunu, gözaltına alındıktan yaklaşık yirmi gün sonra avukatıyla görüşebildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

47. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

48. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının kötü muamele -insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele- yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele -insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele- yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

51. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

52. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

53. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

54. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

55. Diğer taraftan kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak tanımlanabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

56. Bir muamelenin anılan kavramlardan hangisinin kapsamında olduğunun belirlenebilmesi için her somut olayın kendi özel koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Aleni olarak yapılması veya kamuoyunun bilgi sahibi olması, muamelenin aşağılayıcı niteliğinin belirlenmesinde rol oynasa da muamelenin aleni olmadığı durumlarda kişinin kendini değersiz hissetmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınmakla birlikte böyle bir amacın belirlenememesi muamelenin kötü muamele olmadığı anlamına gelmeyecektir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

57. Bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında açık sorunların ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 94).

58. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

59. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

60. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

61. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116). Soruşturmanın olabildiğince süratle ve özenle yürütülmesi gerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından büyük öneme sahiptir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 119; Adem Erden, B. No: 2015/4032, 23/1/2019, § 33).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

62. Terör örgütü üyesi olduğu isnadıyla başvurucu yaklaşık bir ay gözaltında tutulduktan sonra tutuklanmıştır. Ceza İnfaz Kurumuna alınırken başvurucunun vücudunda -kalçasında- morluk izi tespit edilmesi üzerine başvurucu şikâyetçi olmadığını ancak gereğinin yapılmasını talep ettiğini ifade ettiği bir dilekçeyi Savcılığa göndermiştir. Savcılıkça başvurucunun dilekçesine istinaden soruşturma başlatılmıştır.

63. Başvurucunun gözaltına giriş ve çıkış sağlık raporlarında darp ve cebir izi tespit edilmediği ifade edilmiştir. Başvurucu gözaltından çıkarılırken muayene edilmediğini, kendisinin de korktuğu için doktora iddia ettiği olaylar ile ilgili açıklama yapmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun gözaltı çıkış raporunu düzenleyen doktor; Savcılık ifadesinde başvurucuyu hatırlamadığını, nerede ve ne şekilde muayene ettiğini bilmediğini beyan etmiştir. Gözaltından çıkışının ertesi günü İnfaz Kurumunda düzenlenen sağlık raporunda başvurucunun vücudunda yeni olmayan darp izi bulgularına rastlanmıştır.

64. Bu durumda İnfaz Kurumu Hekimliğince gözlemlenen bulguların bir önceki gün başka doktor tarafından gözlemlenmemesi başvurucunun detaylı muayene yapılmadığına ilişkin iddiasının temelsiz olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla başvurucunun gözaltına alınırken sağlıklı olduğunu gösterir rapor da dikkate alındığında gözaltı süresi içinde yaralandığı hususunda güçlü bir karine ortaya çıkmaktadır. Kamu makamlarınca söz konusu karinenin aksi ortaya konulmadığı sürece sağlıklı olarak gözaltına alındığı varsayılan başvurucunun burada ne şekilde yaralandığının tereddüde yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekmektedir.

65. Somut olayda başvurucunun yaralanmasına açıklık getiren tutanak, belge, tanık beyanı veya başkaca delil soruşturma dosyasında bulunmamaktadır. Soruşturma makamınca da başvurucunun iddialarının aksine yaralanma biçimi ve nedenine yönelik makul bir açıklama getirilmediği anlaşılmıştır.

66. Bununla birlikte sürenin uzunluğuna rağmen başvurucunun gözaltında tutulduğu süre boyunca hakkında sağlık raporu alınmaması dikkate değer bir başka durumdur. Yakalanan veya gözaltına alınan kişilerin kötü muameleye maruz kalıp kalmadığının tespiti amacıyla alınan sağlık raporları, bu hususta bir şikâyet bulunması hâlinde değerlendirmeye esas oluşturacak en önemli kanıtlardan biri olmakla birlikte devletin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki yükümlülüğüne aykırı davranmadığını ispatlayabileceği nitelikte bir belgedir. Başvurucunun devletin denetimi altında bulunduğu yaklaşık bir ay boyunca doktor tarafından muayene edilmemesi başvurucu iddialarının aksinin ortaya konulmasını zorlaştırmaktadır.

67. Ayrıca başvurucunun gözaltında ifadesini avukat yardımından yararlanarak verdiği anlaşılmakta ise de anılan ifadenin başvurucunun gözaltına alındıktan yaklaşık yirmi gün sonra alındığı gözlemlenmiştir. Oldukça uzun olduğu değerlendirilen bu süre sonunda başvurucunun ifadesini avukatıyla vermesinin başvurunun iddialarını tek başına savunulabilir olmaktan çıkarmayacağı şüphesizdir. Aksine başvurucunun yirmi gün boyunca avukatıyla görüşemediği beyanını doğrular nitelikteki bu olgu başvurucunun bu sürede fiziksel veya sözlü şiddete maruz kaldığı şüphesini artırmaktadır.

68. Öte yandan Savcılık soruşturmaya başladıktan yaklaşık altı ay sonra başvurucunun gözaltında tutulduğu kamera görüntülerine ulaşmak istemişse de on günlük kayıt yapılması nedeniyle söz konusu görüntülerin bulunmadığı görülmüştür. Başvurucunun yirmi beş gün gözaltında tutulduğu gözönüne alındığında bir kişinin daha gözaltı süresi dolmadan kamera görüntülerinin teknik nedenlerle de olsa silinmesi kamu makamlarının kötü muamele iddialarının aksini ispat etme olasılığını azaltacak nitelikte olup soruşturma makamlarınca da görüntülerin elde edilmesi için hızlı hareket edilmesi gereğini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır.

69. Deliller toplanırken hızlı hareket edilmesinin yanı sıra titizlikle araştırma yapılması, bu bağlamda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla soruşturma makamlarınca çaba gösterildiğinin objektif olarak ortaya konulması gerekmektedir. Somut olayda Savcılığın soruşturma kapsamında başvurucunun şikâyetini tespit ettiği ve başvurucu hakkında alınan sağlık raporları ile bu raporları düzenleyen doktorların beyanlarını değerlendirerek bir sonuca ulaştığı anlaşılmaktadır. Ancak kimlikleri başvurucu tarafından tespit edilen şüpheli kolluk memurlarının soruşturmaya dâhil edilerek savunmalarının alınmadığı görülmüştür.

70. Diğer taraftan başvurucu hakkında iftira suçuna yönelik açılan ceza davasında tanık olarak ifadelerine başvurulan ve başvurucuyla aynı dönemde nezarethanede tutulan kişilerin iddia edilen olaylarla ilgili bilgisi olduğu anlaşılmaktadır. Bu kişilerin Savcılıkça beyanlarının alınmadığı, dolayısıyla beyanlarında geçen bir kısım olayın araştırılmadığı gözlemlenmiştir. Bu durumda iddia edilen olaylarla ilgili olarak soruşturma makamlarınca bir kısım delilin toplanmadığı değerlendirilmiştir.

71. Belirtmek gerekir ki Savcılıkça başvurucunun iddialarının gerçeği yansıtmadığı yönünde değerlendirme yapılırken olaydan yedi ay sonra şikâyetçi olunması hususu dikkate alınmışsa da İnfaz Kurumuna girerken başvurucunun vücudunda tespit edilen fiziki bulgular nedeniyle düzenlenen rapordan iki gün sonra başvurucunun Savcılığa yazdığı dilekçede işkence gördüğünü dile getirerek gereğinin yapılmasını talep ettiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucu korktuğu için daha önce şikâyetçi olamadığını açıklayarak İnfaz Kurumunda bulunduğu dönemde bir kısım kişiye yazdığı mektuplarda bu durumu anlattığını ifade etmesi ve soruşturma dosyasında bulunan mektuplarda da başvurucuyu doğrulayan ifadelerin olması karşısında başvurucunun kolluk görevlilerinden şikâyetçi olduğunu sonradan açıklaması, iddialarındaki tutarlılığı ortadan kaldırmamaktadır.

72. Yapılan tüm tespitler doğrultusunda soruşturmadaki usul eksiklikleri nedeniyle başvurucunun gözaltında yaralanmasına ilişkin olarak kamu makamlarınca makul bir açıklamanın yapılmadığı dikkate alındığında kötü muamele yasağının maddi ve usul ayrımı yapılmaksızın ihlal edildiği değerlendirilmiştir.

73. Bu aşamadan sonra kötü muamelenin nitelendirilmesi gündeme gelmektedir. Her ne kadar başvurucunun iddia ettiği olaylar vahim nitelikte olsa da bu olayların gerçekliği veya kolluk görevlilerinin bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla kötü muamelede bulundukları yönünde yeterli bilgi olmaması nedeniyle başvurucu hakkında İnfaz Kurumunca düzenlenen sağlık raporundaki tespit edilen yaralanmanın niteliği de dikkate alınarak şikâyet konusu olayın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmesi uygun görülmüştür.

74. Açıklanan gereklerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

75. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

76. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve 2.000.000 TL maddi, 5.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

77. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

78. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

79. İhlalin kovuşturmaya yer olmadığı ya da daimî arama kararı gibi bazı nedenlerle soruşturmanın sonlandırılmasından kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılması için kararın bir örneğinin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden soruşturma yapılması sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden soruşturma yapılması kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının yeniden soruşturma yapılması sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı Cumhuriyet Başsavcılığının yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden soruşturma yapma kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

80. İncelenen başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin Savcılık kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

81. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda yapılması gereken iş; yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

82. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

83. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle

A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 26/5/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Ahmet Aşık, B. No: 2017/27330, 26/5/2021, § …)
   
Başvuru Adı AHMET AŞIK
Başvuru No 2017/27330
Başvuru Tarihi 12/6/2017
Karar Tarihi 26/5/2021
Birleşen Başvurular 2017/30639

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, gözaltı sürecinde hukuka aykırı fiziksel müdahaleye maruz kalınması ve bu olaya ilişkin olarak etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Adil yargılanma hakkı (genel) (ceza) İhlal Yeniden soruşturma

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 86
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 160
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi