logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(İbrahim Okur (2), B. No: 2018/12363, 26/5/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

İBRAHİM OKUR BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2018/12363)

 

Karar Tarihi: 26/5/2021

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Mustafa İlhan ÖZTÜRK

Başvurucu

:

İbrahim OKUR

Vekili

:

Av. Fatma Betül OKUR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ulusal bir gazetede yayımlanan röportajda sarf edilen sözler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının, karar düzeltme kanun yolunun reddi kararı ile birlikte para cezasına mahkûm edilme nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/5/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu; Cumhuriyet savcısı olarak mesleğe başlamış, sonrasında ise Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hâkimi, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür ve Bakanlık müsteşar yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Başvurucu 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi seçilmiş ve dört yıl -hâkim ve savcıların atanması ve yetkilerinin belirlenmesine ilişkin karar vermekle görevli olan- HSYK Birinci Dairesi başkanlığı yapmıştır. 2014 yılında yeniden HSYK üyesi seçilemeyen başvurucu, İstanbul Anadolu Adliyesi 3. İş Mahkemesine hâkim olarak atanmıştır. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) içinde yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. HSYK 16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016 tarihinde ise meslekten ihraç edilmesine karar vermiştir.

7. Başvurucunun HSYK Birinci Dairesi başkanlığı görevinde bulunduğu sırada anılan dairenin verdiği bazı kararlar kamuoyunda tartışmalara konu olmuş, ulusal basında geniş yer bulmuştur. Sabah gazetesinde (gazete) de başvurucuyu eleştiren birçok haber yapılmış, köşe yazılarına yer verilmiştir. HSYK'nın yapısı ve uygulamaları hakkında sert eleştirilerde bulunan ve o dönemde Sincan Cumhuriyet savcısı olan M.Ş.T. (davalı) ile yapılan röportaj gazetede yayımlanmıştır. Gazetenin 29/9/2014 tarihli nüshasının manşetinden verilen ve ayrıntıları 18. sayfasında yer alan "Cesur Savcı [M.Ş.T.] Uyarıyor: Yargıtay Yeniden Yapılandırılmalı" başlıklı röportajda şu ifadeler yer almıştır:

"17 ve 25 Aralık operasyonlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

'17 ve 25 Aralık hükümete darbe teşebbüsüdür. Dosyaların kapağı kaldırılmadan bir sürü insan hakkında arama ve gözaltı kararı alınmıştır. Hukuksuzca, rezilce insanların hayatlarına saldırılmıştır. Hiç alakası olmayan soruşturmalar biraraya getirilmiştir. Kamuoyunun gözü önündeki bir savcı olan [Z.Ö.], belediyede iş takibi yapıyor, istekleri yerine getirilmeyince Fatih Belediye Başkanı'nı gözaltına alıyor. Bunlar rezaletin daniskasıdır. Bir ülkenin Başbakanını dinleyip görüşme kayıtlarını tahrif ederek servis etmişlerdir. Bu rezaleti yapanlar Dubai'de tatil yapıp tatil parasını müteahhitlere ödettiler. HSYK hiçbir işlem yapmadı. Bu HSYK'nın başında da İbrahim Okur vardı.'

HSYK'daki bu yapının sorumlusu kim?

'Tamamen İbrahim Okur'dur. HSYK'ya seçilen 11 kişiyi İbrahim Okur seçmiştir. Hepsi de kibirli insanlardı. Mahkemelere, başsavcılığa, başsavcı vekilliğine hep kendi adamlarını doldurdular. Danıştay üyesinin odasına dinleme cihazı yerleştiren hakimi beraat ettirdiler.'

İbrahim Okur bir tartışma programında paralel yapı ile ilgisinin olmadığını söylemişti.

'İbrahim Okur, Türk yargısının kara kutusudur. Zamanında cemaat evlerinde kalmıştır. Cemaatin en üst düzeyde elemanlarından biridir. Cemaatin adliyedeki yapılanmasının başında o vardır. Kendi düşüncesine uygun kişilere yer vermiştir. [T.A.], İbrahim Okur'u sürekli televizyona çıkarıyor. Bunu yaparken Okur'un cemaat bağlantısını bilmediğine inanmıyorum.'

Peki neden paralel yapı ile ilişkisi yokmuş gibi davranıyor?

'Seçimlerden sonra büyük ihtimalle açığa alınıp yargılanacak. Birçok mazlum ve masum insanın yuvasının yıkılmasına neden olmuştur. Bu yüzden cemaatten değilmiş gibi bir görüntü veriyor. Okur'un 4 yılının faturası kokuşmuşluktur. Yargıda çöküşün sorumlusu Okur'dur. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi HSYK üyeliğine aday olmuş. 12 Ekim seçimleri İbrahim Okur'un karnesinin eline verileceği tarih olacaktır.'

HSYK seçimleri öncesi oy kullanacak meslektaşlarınıza ne söylemek istersiniz?

'Oyunuzu kime verirseniz verin şu an HSYK üyesi olan ve bu ülkede adaletsizliğin ve zulmün sorumlusu olan İbrahim Okur'a, [T.G.ye], [N.Ö.ye] ve paralel yapı ile ilişkisi olduğu bilinen üyelere oy vermeyin. Yargıda Birlik Platformu'na elbette yönelebilirler. Ama Yargıda Birlik Platformu'na oy vermek istemiyorlarsa bu güruha oy vermesinler de ne yaparlarsa yapsınlar. Bu cemaat, bu güruh mutlaka gidecek. İbrahim Okur ve ekibi mutlaka gidecek.'

Yargıtay'da paralel yapının büyük ölçüde etkili olduğu görülüyor. Nasıl ele geçirdiler bu önemli kurumu?

'O dönemdeki otoriter zihniyete karşı İbrahim Okur ve arkadaşlarına destek verdik. Yanıldığımızı da kabul ediyorum. Yargıtay üyelikleri seçimi ile birlikte hukukla alakası olmayan kişiler girdi. Öyle kişiler seçildi ki Yargıtay'a, çıldırırsınız. Kararları yazı işlerine yazdıran ve bu yüzden infazında zorlanan durumlar yaşandı. Yargıtay maalesef büyük ölçüde paralel yapının eline geçti. Bütün sıfır düzeyin altındaki kendi adamlarını, hem de kendilerine gözü kapalı itaat edecek insanları seçtiler. Bunların önemli bir kısmı emir eri. Onlar da istenen adaylara destek verdiler.' "

8. Başvurucu, röportajda geçen ifadeler nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla 19/12/2014 tarihinde Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) M.Ş.T. aleyhine manevi tazminat davası açmıştır.

9. Mahkeme 25/6/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Somut olayda davalının vermiş olduğu beyanlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kendisinin daha önce Kayseri'ye yapılan atamasını haksız bularak bu saik ile hareket ettiği, yayın tarihinde güncel olan yargı içerisindeki sorunların ve bunlara karşı sorumlu gördüğü kişileri eleştirdiği, yazının ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri mahiyetinde bulunduğu, davalı hakimin idari nitelikteki görevlerine ilişkin eylem ve işlemlerinin eleştirilere konu edildiği, eleştiride öz ile biçim arasındaki dengenin korunduğu, söz ve beyanların kabul edilebilir eleştiri sınırları içerisinde kaldığı, manevi tazminatın unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla, subut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir..."

10. Karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11/10/2017 tarihli ilamı ile onanmış; karar düzeltme talebi 12/3/2018 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 11/4/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu 10/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

12. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı kararlar için bkz. İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015 ve Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 26/5/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Şeref ve İtibarın Korunması Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

14. Başvurucu, gazetede yer alan röportajda kullanılan ifadelerin gerçek dışı bilgiler içerdiği ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu iddiasıyla açtığı manevi tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

15. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

16. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

17. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Basın hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…”

3. Genel İlkeler

a. Bireyin Şeref ve İtibar Hakkının Korunmasında Devletin Pozitif Yükümlülüğü

18. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan manevi varlık kapsamında yer almaktadır. Devletin bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibarına üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibara yönelik olarak basın ve yayın yolu ile yapılan saldırılara karşı bireyin korunmaması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 36; İlhan Cihaner (2), § 42).

b. Demokratik Toplum Düzeninin Bir Gereği Olarak İfade Özgürlüğü ve Basın Özgürlüğü

19. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Bekir Coşkun, §§ 34-36). Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü herkes için geçerlidir ve demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi, bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), § 63).

c. Çatışan Haklar Arasında Dengeleme

20. Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkı ile şikâyet konusu ifadelerin sahibi davalının Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmektedir (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, §§ 27, 41, 52; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 49; İlhan Cihaner (2), § 49; Kemal Kılıçdaroğlu, §§ 56-58). Bu, soyut bir değerlendirme değildir.

21. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şu şekilde sayılabilir:

i. Başvuru konusu ifadelerde kamu yararı bulunup bulunmadığı ve ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı

ii. Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı

iii. Başvuru konusu ifadelerin kim tarafından dile getirildiği

iv. Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ve ilgili kişinin önceki davranışları

v. Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı (Hasan Yeşildağ, B. No: 2015/2653, 12/12/2018, § 24)

22. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre bazıları yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Bunun için başvurucuya yönelik ifadelerin -bağlamından kopartılmaksızın- olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017 § 45). Başvurucunun kişisel itibarın korunmasını isteme hakkının gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile korunmaması Anayasa'nın 17. maddesini ihlal edecektir.

4. Somut Olayın Değerlendirilmesi

23. Somut olayda başvurucu; gazetede yer alan başvuruya konu röportajda kullanılan ifadelerin gerçek dışı olduğunu, şeref ve itibarını zedelediğini ileri sürmektedir. O hâlde ele alınması gereken ilk husus başvuruya konu ifadelerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi meselesidir. Maddi olgu olarak değerlendirilen ifadelerin kanıtlanması beklenirken değer yargısı sayılan ifadeler için ise belli bir olgusal temelin varlığı aranmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64).

24. Gazetede yer alan röportajda davalı; yüksek yargıya atanan kişilerin o tarihlerde cemaat veya paralel yapı olarak adlandırılan kişiler içinden seçildiğini, HSYK'nın hâkim ve savcıları soruşturmakla görevli dairesinin başkanlığını yapan başvurucunun paralel yapı ile irtibatlı olması nedeniyle 17-25 Aralık soruşturmaları olarak anılan operasyonlar sırasında görev alan Cumhuriyet savcıları ve hâkimler hakkında disiplin soruşturması başlatmayarak bu kişileri koruduğunu, yargıdaki paralel yapılanmanın baş sorumlusu olduğunu iddia etmiştir.

25. Söz konusu röportaj, ülke çapında görevde bulunan hâkim ve savcıların bir kısım HSYK üyelerini seçtiği HSYK seçimlerinden kısa bir süre önce yapılmıştır. Şimdiki adı Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) olan HSYK 1982 Anayasası'nın kabul edildiği tarihten itibaren tartışmaların odağında olmuştur. Başta hâkim ve savcıların tayin ve terfileri ile disiplin ve diğer özlük işleri olmak üzere Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi gibi son derece kritik bir görevi olan HSYK, önemli davalara atadığı hâkim ve savcı tercihleri, Yüksek Mahkemelere seçilen üyelerin profilleri nedeniyle kamuoyunda farklı toplum kesimlerince sert eleştirilerin hedefi olmuştur. 2010 yılında yapılan kapsamlı Anayasa değişikliğinin en önemli başlığı HSYK üyelerinin bir kısmı ilk derece hâkim ve savcıları arasından olmak üzere farklı kaynaklardan seçilerek daha çoğulcu bir yapıya kavuşturulması olmuştur. Anayasa değişikliğinden kısa bir süre sonra ilk derece hâkimleri kendi aralarından 10 HSYK üyesi seçmiş, seçilen üyelerin bir kısmının yargı içinde azınlıkta ancak iyi örgütlenmiş cemaat veya paralel yapı olarak isimlendirilen kişilerden olduğu yönündeki iddialar uzun süre dile getirilmiştir. HSYK seçimlerinin ikinci kez yapılacağı 2014 yılına kadar başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere devlet kurumları içinde yer alan çok sayıda kamu görevlisi açılan soruşturmalarla ya ihraç edilmiş veya tutuklanmıştır. Operasyonların HSYK tarafından görevlendirilen paralel yapıya mensup hâkim ve savcılarca gerçekleştirildiği, paralel yapıya mensup olmayan kişilerin tasfiyesinin amaçlandığı, yargı eliyle toplumun ve devletin dizayn edilmeye çalışıldığı ileri sürülmüştür. 2014 yılına kadar sürdürülen soruşturma ve kovuşturmalar toplumun her kesimini derinden etkilemiş, bu sebeple de HSYK seçimleri toplum tarafından takip edilmeye başlanmıştır. Toplum HSYK seçimleri bağlamında kutuplaşmış ve taraflar arasındaki gerilim tırmanmıştır. Tüm bu tartışmaların sürdüğü bir atmosferde seçim sath-ı mailine girilmiş, seçimi kazanmak taraflar için tek hedef hâline gelmiştir.

26. Başvurucunun anılan seçimlerde aday olduğu, röportajdan anlaşıldığı üzere davalının da seçimlerde aday gösterecek olan ve kuruluş amacını paralel yapının yargıdaki kadrolaşmasının önüne geçmek olarak tanımlayan bir platform lehine çalışma yürüttüğü görülmektedir. Bu bakımdan davalının başvurucu hakkında ileri sürdüğü görüşlerin seçim sürecinde diğer tarafa karşı avantaj elde etmek amacıyla dile getirildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun röportajın sonunda seçimde oy verecek yargı mensuplarına seslenerek başvurucuya oy verilmemesine ilişkin talebi de bu hususu desteklemektedir.

27. Bu hâliyle somut olayda gazetede yer alan ifadelerin değer yargısı olduğu açıktır. O hâlde bu aşamada tespiti gereken diğer hususlar ise kullanılan ifadelerin somut bir olgusal temele dayanıp dayanmadığı, davalının sebepsiz biçimde başvurucuyu hedef alıp almadığı, kullanılan söz ve ifadelerin kişisel saldırı oluşturup oluşturmadığıdır. Somut başvuruda olduğu gibi, değer yargısı içeren ifadelerin kullanıldığı durumlarda iddiaların doğruluğunun bütün yönleriyle ortaya konacak şekilde ispatlanması beklenmemeli; iddiaların somut olaylarla desteklemesi, bir başka deyişle değer yargılarının yeterli olgusal temellere dayandırılması yeterli görülmelidir. Somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut, B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).

28. HSYK'ya karşı eleştirilerde bulunan davalı, gazeteyle röportaj yaparak kamuoyu gündemini de meşgul eden iddialar (bkz. § 7) ile ilgili bilgi vermek istemiştir. Gazetede, başvurucunun başkanlığını yaptığı HSYK Birinci Dairesi tarafından yapılan atamalarla mağdur edildiğini iddia ettiği davalının açıklamalarına yer vermiştir. Davalı genel olarak yapılan atamalarla yargı için tehdit oluşturan paralel yapıya yakın kişilerin yüksek yargıda yer almasına ilişkin endişelerini dile getirmiştir. Bu bakımdan kamusal bir tartışmaya katkı sunduğu konusunda şüphe bulunmayan röportaj içeriğinde, başvurucunun paralel yapıya yakın kişileri koruduğundan bahsedilip söz konusu atamaların liyakat ilkesine uygun olmadığı iddia edilerek bir sistem eleştirisinde bulunulmuştur. Röportaj bir bütün olarak ele alındığında söz konusu ifadelerin olgusal bir temelinin bulunduğu, ölçüsüz olmadığı, hakaret ya da sebepsiz bir kişisel saldırı amacı taşımadığı ortadadır.

29. Kullanılan dil ve üslubun muhatabı açısından rahatsız edici olduğu açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında benimsediği gibi demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan, toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler ya da fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir (Emin Aydın (2), B. No: 2013/3178, 25/6/2015, § 35; Bekir Coşkun, § 52). Anayasa Mahkemesi yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047, 15/4/2015, § 66; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 102). Bu bağlamda başvuruya konu röportajda açıklanan düşüncelerin salt ağır olması, sert bir eleştiri içermesi, keskin bir dil kullanılarak ifade edilmesi hatta tek taraflı, çelişkili ve subjektif olması ifade özgürlüğünün koruma kapsamından yararlanmayacağı anlamına gelmez (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Suat Ertosun (7), B. No: 2014/1416, 15/10/2015, § 36; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, §§ 128, 129; Nilgün Halloran, § 45; İlhan Cihaner (2), § 82).

30. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, başvurucu gibi kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (Nilgün Halloran, § 45; İlhan Cihaner (2), § 82; Önder Balıkçı, § 42). Başvurucunun bulunduğu konum itibarıyla temsil ettiği kurumun eylem ve işlemleri ülkede yaşayan tüm insanları etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Bu itibarla başvurucunun eylem ve ihmallerinin sıkı bir denetime tabi tutulması demokratik bir toplumun olmazsa olmaz hoşgörüsünün gereklerindendir.

31. Yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları da dikkate alındığında somut olayda Mahkemenin davalının ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarın korunması hakkı arasında bir denge kurma işlemi yaptığı değerlendirilmiştir.

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda bir ihlal bulunmadığı açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

33. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmediği açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; açmış olduğu manevi tazminat davasının reddine ilişkin kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından onanması üzerine karar düzeltme yoluna gittiğini, talebin reddine ilişkin karar ile birlikte 310 TL para cezası ödemeye mahkûm edilmesinin mahkemeye erişim hakkı bağlamında Anayasa'nın 36. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

35. Başvurucunun ileri sürdüğü ihlal iddialarının niteliği nazara alınarak başvurunun anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriteri yönünden incelenmesi gerekir.

36. 6216 sayılı Kanun'un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

37. Anılan hükümle anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik kriteri getirilmiştir. Dolayısıyla diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek nitelikte olsa bile Kanun’da belirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez bulunabilecektir (K.V. [GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016, § 55).

38. Kanun’da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki koşul öngörülmüştür. Anayasal önem olarak adlandırılabilecek olan birinci koşul başvurunun Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımaması, kişisel önem olarak adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır (K.V., § 57).

39. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem taşıma unsurunun başta Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa’nın ilgili hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden yorumlama ihtiyacı duyabilir. Bu durumda da o meseleye ilişkin başvurunun anayasal öneminin bulunduğunu kabul etmek gerekir (K.V., § 63).

40. Anayasa’nın uygulanması açısından önem taşıma unsurunda ise Anayasa hükümlerinin uygulanması açısından başvurunun önem taşıdığının söylenebilmesi için kamu makamları ve derece mahkemelerinin belli bir meseleye ilişkin uygulamalarının Anayasa Mahkemesi yorumlarından farklı olması ve bu farklılığın da önemli olması gerekir (K.V., § 64).

41. Kişisel önemin bulunmaması koşulu ise -başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere- her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilir (K.V., §§ 66, 67).

42. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda mahkemeye erişim hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiş; mahkemeye erişim hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer aldığını ifade etmiştir (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç., B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

43. Anayasa Mahkemesi, mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlık ve uyuşmazlık kapsamında bir talebin mahkeme önüne taşınabilmesi ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini, bir kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (Özkan Şen, § 52) ya da kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini kararlarında vurgulamıştır (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 31).

44. Buna göre Anayasa Mahkemesinin sıklıkla uygulanmış açık içtihatlarının bulunduğu ve kapsamı yukarıda açıklanan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun genel bir soruna işaret etmediği gibi Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından da önem taşıdığının ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.

45. Somut olayda 310 TL tutarındaki para cezası miktarının mali durumuna ciddi anlamda zarar verdiği ve kendisi için ne denli önemli olduğu hususlarında başvurucunun herhangi bir açıklamasının olmadığı da gözetildiğinde başvuru konusu miktarın başvurucu açısından önemli bir zarar olduğu kanaatine ulaşılamamıştır.

46. Yukarıda açıklanan gerekçelerle başvurunun Anayasa'nın yorumlanması ve uygulanması açısından önem taşımadığı gibi başvurucunun da önemli bir zarara uğramadığı sonucuna varılmaktadır.

47. Açıklanan gerekçelerle anayasal ve kişisel önemden yoksun olduğu anlaşılan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

 2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 26/5/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(İbrahim Okur (2), B. No: 2018/12363, 26/5/2021, § …)
   
Başvuru Adı İBRAHİM OKUR (2)
Başvuru No 2018/12363
Başvuru Tarihi 10/5/2018
Karar Tarihi 26/5/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan röportajda sarf edilen sözler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının, karar düzeltme kanun yolunun reddi kararı ile birlikte para cezasına mahkûm edilme nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı Şeref ve itibar - İfade özgürlüğü dengesi Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Adil yargılanma hakkı (Hukuk) Mahkemeye erişim hakkı (hukuk) Anayasal ve Kişisel Önemin Olmaması

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6098 Türk Borçlar Kanunu 49
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi