Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Sharo İbrahim Garip [2.B.], B. No: 2017/31679, 30/3/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SHARO İBRAHİM GARİP BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/31679)

 

Karar Tarihi: 30/3/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Denizhan HOROZGİL

Başvurucu

:

Sharo İbrahim GARİP

Vekili

:

Av. Meryem KAVAK ERTUĞRUL

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir grup akademisyen tarafından yayımlanan bir bildiriye imza veren başvurucunun yurt dışına çıkmasının yasaklanması nedeniyle yurt dışındaki akademik bazı olanaklardan yararlanamamasının özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/7/2017 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

A. Arka Plan Bilgisi

5. Anayasa Mahkemesi başvurucunun imza verdiği bildiriye ilişkin arka plan bilgisinin detaylarına, başvurucunun da başvuranlarından birisi olduğu Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri ([GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §§ 9-14) kararında yer vermiştir.

B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler

6. Başvurucu Sharo İbrahim Garip, lisans ve lisansüstü öğrenimini Köln Üniversitesi Ekonomi Bölümünde tamamlamış olan Alman vatandaşı bir akademisyendir. Avrupa'da çeşitli üniversitelerde akademik faaliyetlerde bulunduktan sonra 2014 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Sosyoloji ve Metodoloji Ana Bilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaya başlamıştır.

7. Başvurucu hakkında başvuruya konu bildiriye imza attığı gerekçesiyle Van Cumhuriyet Başsavcılığınca terör örgütü propagandası yapma suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştır. Van Cumhuriyet Başsavcılığı aynı zamanda adli kontrol tedbiri olarak başvurucunun yurt dışına çıkışının yasaklanmasına karar verilmesi amacıyla başvurucuyu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

8. Van 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/1/2016 tarihli kararı ile başvurucunun yurt dışına çıkmama şeklinde adli kontrol altına alınmasına karar verilmesi talebi reddedilmiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...[Ş]üphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut delillerin bulunmadığı, adli kontrol kararı verilebilmesi için CMK'nun ilgili maddelerine göre her şeyden önce 'tutuklama' şartlarının oluşmasının gerektiği, ancak somut olayda söz konusu şartların gerçekleşmediği sonuç ve vicdani kanaatine varıldığı, bununla beraber şüphelilere isnat olunan suçun vasıf ve mahiyetinin değişme ihtimalinin de bulunduğu anlaşıldığından Van Cumhuriyet Başsavcılığının adli kontrol kararı verilme talebinin reddine..."

9. Van Cumhuriyet Başsavcılığının Van 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/1/2016 tarihli ret kararına itiraz etmesi üzerine aynı hâkimlik 20/1/2016 tarihinde itirazın kabulüne ve başvurucunun yurt dışına çıkmamak şeklinde adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...[Ş]üphelinin suçu işlediğine dair suç şüphesinin varlığını gösterir somut delil bulunmadığı gerekçe gösterilmiş ise de, soruşturma dosyasında mevcut açıklama metninin bizatihi delil olduğu, ayrıca şüphelinin Almanya vatandaşı olup üniversite yönetimi tarafından sözleşmesinin yenilenmeyeceğinin kendisine bildirildiğini savcılık ifadesinde beyan ettiği, bu sebepler ile talep edilen adli kontrol tedbirinin soruşturmanın ve kamu davası açılması halinde kovuşturmanın sürüncemede kalmasını engelleyici nitelikte olduğu hususları dikkate alındığında Van Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir."

10. Başvurucu hakkında yürütülen soruşturma dosyası, Van Cumhuriyet Başsavcılığının 27/1/2016 tarihli yetkisizlik kararı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

11. Başvurucu, hakkında verilen adli kontrol kararına 23/2/2016 tarihinde itiraz etmiş ancak İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucu "hakkında verilen adli kontrol kararlarının usul ve yasaya uygun olduğu, kararların gerekçelerine göre yerinde olduğu" gerekçesiyle -itirazdan yaklaşık altı ay sonra- 25/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu 25/11/2016 tarihinde, hakkında verilen adli kontrol kararının kaldırılmasını talep etmiş, bu talebi İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından "atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu, bu suretle adı geçen şüphelinin adli kontrol kararının sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte bir delilin bulunmadığı, adli kontrol kararının nedenlerinin ortadan kalkmadığı" gerekçeleriyle 21/12/2016 tarihinde reddedilmiştir.

13. Başvurucu 3/6/2017 tarihinde, hakkında verilen adli kontrol kararının kaldırılmasını yeniden talep etmiş, bu talebi İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından "atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, davanın açılma aşamasında olması, atılı suçun kanunda tanımlı alt ve üst sınırlarının yüksek oluşu, şüphelinin Almanya vatandaşı olması, adli kontrol kararının kaldırılması durumunda ülkeden gideceği ve hakkında açılacak davaları atıl bırakabileceği şüpheleri" gerekçe gösterilerek 12/6/2017 tarihinde reddedilmiştir.

14. Başvurucu, İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin ret kararına karşı itiraz etmiştir. Başvurucu itirazında; davet üzerine geldiği Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğünce görev süresinin uzatılmamasına karar verildiğini, bu nedenle Türkiye'de çalışmasının ve geçimini sağlamasının imkânsız hâle geldiğini, kendisine Köln Üniversitesi tarafından yeni bir akademik pozisyon önerildiğini ve Şark İslam Enstitüsünde 2017 yılı yaz dönemi için öğretim üyesi olarak göreve başlaması için davet gönderildiğini ancak söz konusu yurt dışına çıkış yasağı yüzünden bu davete icabet edemediğini ileri sürmüştür. Başvurucu itirazında ayrıca Alman vatandaşı olması nedeniyle başta ailesi ve mülkleri olmak üzere tüm sosyal ve ekonomik ilişkilerinin Almanya'da olduğunu ancak dosyası hakkında henüz iddianame dahi düzenlenmediğini, söz konusu adli kontrol tedbirinin yaklaşık 1 yıl 5 aydır sürdüğünü, gelinen aşamada bu tedbirin artık bir cezalandırmaya dönüştüğünü ve bunun bir dizi temel hak ve özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtmiştir.

15. Başvurucunun itirazı, talebin reddine ilişkin İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/6/2017 tarihli kararındaki gerekçelerle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 7/7/2017 tarihinde reddedilmiştir.

16. Başvurucu bir önceki itirazında yer verdiği gerekçelerle bu kez 17/7/2017 tarihinde sunduğu itiraz dilekçesiyle adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını talep etmiştir. Ancak İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği "İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı" gerekçesiyle 19/7/2017 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

17. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin itirazın reddi kararı başvurucuya 31/7/2017 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu aynı tarihte bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bildiriye imza atan tüm akademisyenler hakkında tek bir dosya üzerinden soruşturma yapmakta iken daha sonra her bir akademisyen hakkında ayırma kararları vererek ayrı iddianameler düzenlemiştir. Başvurucu hakkında da terör örgütü propagandası yapma suçlamasıyla 22/11/2017 tarihinde iddianame düzenlenmiştir.

19. Yargılamayı yürüten İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/12/2017 tarihli ilk celsede başvurucu hakkında yurt dışına çıkma yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar vermiştir. Mahkeme 9/4/2018 tarihinde ise başvurucuyu 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm etmiş ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Bu karara yapılan itiraz İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince 3/5/2018 tarihinde reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

20. Anayasa Mahkemesi Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri kararında bir grup akademisyen tarafından yayımlanan bir bildiriye imza vermesi nedeniyle başvurucunun mahkûm edilmesini ifade özgürlüğünün ihlali saymıştır. Anayasa Mahkemesinin Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri kararından sonra yapılan yeniden yargılama sonucunda Mahkeme 8/10/2019 tarihinde başvurucunun atılı suçtan beraatine karar vermiş ve karar istinaf edilmeden kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

21. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Latife Akyüz, B. No: 2016/50822, 7/9/2021, § 18-27, Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, §§ 46-57; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 37-67.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Anayasa Mahkemesinin 30/3/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

23. Hem Alman hem de Türk vatandaşlığı bulunan başvurucu; ailesi ve nişanlısı başta olmak üzere tüm yakın kişisel ilişkilerinin Almanya'da olduğunu, Alman üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalışırken Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinin daveti üzerine geçici olarak Türkiye'ye geldiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğünce görev süresinin uzatılmamasına karar verildiğini, yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle ülkesine dönemediğini, başvuru tarihine yakın bir zamanda Köln Üniversitesiyle imzaladığı iş sözleşmesi gereği anılan üniversitedeki görevine başlayamadığını, yurt dışında gerçekleştirilen akademik etkinliklere katılamadığını, bilimsel araştırmalar yürütemediğini ve akademik yükselme imkânlarından yararlanmasının engellendiğini iddia etmiştir. Başvurucu, hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Bakanlık görüşünde; başvurucunun adli kontrol uygulanmasına ilişkin karara yaptığı ilk itirazın 25/8/2016 tarihinde reddedildiği dikkate alındığında başvurucunun bireysel başvurusunun süre yönünden değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca 19/12/2017 tarihinde başvurucu hakkındaki adli kontrol kararının kaldırıldığını, 8/10/2019 tarihinde başvurucunun beraatine karar verildiğini vurgulayarak başvurucunun mağdur sıfatının hâlen bulunup bulunmadığı yönünden de değerlendirme yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Son olarak Bakanlık, başvurucunun şikâyeti seyahat özgürlüğü kapsamında değerlendirildiği takdirde konu bakımından yetkisizlik hususunun, özel hayata saygı hakkı bağlamında değerlendirildiğinde ise Sulh Ceza Hâkimliği kararlarındaki gerekçelerin dikkate alınması gerektiğini belirterek çeşitli içtihatları Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunmuştur.

25. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarak başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

26. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."

1. Uygulanabilirlik Yönünden

27. Anayasa Mahkemesi Latife Akyüz kararında eldekine benzer bir başvuruda akademisyen olan başvurucunun uzun süre yurt dışına çıkmasının yasaklanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği şikâyetini incelemiştir. Bahsi geçen kararda başvurucunun gitmek istediği ülke ile güçlü mesleki bağlarının olduğu ve yurt dışına çıkışının yasaklanmasının mesleki hayatını doğrudan etkilediği, dolayısıyla daha sonra beraat etmiş olsa da başvurucunun mesleki hayatına yönelik müdahalenin onun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı sonucuna varılmış ve başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesine karar verilmiştir (bkz. Latife Akyüz, §§ 36-38). Eldeki başvuruda da anılan değerlendirmelerden ayrılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Gerçekten de alınan tedbirin başvurucunun kendisini geliştirebilme imkânının önemli ölçüde zayıflamasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı değerlendirilmiştir. Bu durumda sonuca dayalı nedenlerle başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

29. Akademisyen olan başvurucunun sulh ceza hâkimliğinin adli kontrol kararıyla yurt dışına çıkışının yasaklanması nedeniyle çeşitli mesleki faaliyetlerinden alıkonulması sonucu özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulmuştur. Söz konusu müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 20. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

30. Müdahaleye dayanak olan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 109. ve 110. maddelerinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı, müdahalenin suçluların cezalandırılması, yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi ve bu suretle kamu düzeninin sağlanması meşru amaçları kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmıştır (Latife Akyüz, §§ 43-45). Bundan sonra yapılması gereken müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığını değerlendirmektir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

31. Anayasa Mahkemesi bahsi geçen Latife Akyüz kararında koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan ağır veya aşırı sonuçlara yol açıp açmadığını, ağır sonuçlara yol açmış ise böyle bir zararın kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanıp sağlanmadığını incelemiştir (Latife Akyüz, §§ 46-62). Eldeki somut başvuruda da benzer yönler incelenecektir.

32. Başvuru dosyasında ilk olarak sulh ceza hâkimliklerinin tedbirin devamına ilişkin kararlarında başvurucunun ileri sürdüğü ve tedbire ihtiyaç bulunmadığı, tedbirin hayatı bakımından ağır sonuçlar doğurduğu yönündeki itirazlarını gerekçelerinde herhangi bir şekilde tartışmadığı tespit edilmiştir. Mahkemeler oluşan yeni durumlara, başvurucunun savunmasının alınmış olmasına ve aradan geçen süreye rağmen tekrar içeren genel ve soyut gerekçelerle başvurucunun taleplerini reddetmiş ve yurt dışına çıkış yasağı tedbirine alternatif diğer adli kontrol tedbirlerinin uygulanıp uygulanamayacağına dair hiçbir değerlendirme yapmamıştır. Anayasa Mahkemesinin kanaatine göre yetersiz ve çelişkili gerekçelerle konulan koruma tedbirinin yaklaşık iki yıl sürmesi oluşan mağduriyeti artırmış, müdahaleden önceki hâle dönülmesini imkânsız hâle getirmiştir. Sonuç olarak tedbirin herhangi bir kriter gözetilmeksizin ve süreklilik arz eder biçimde oldukça uzun bir süre uygulanması başvurucunun uğradığı zararın sonuçları itibarıyla kaçınılmaz olandan daha ağır olmasına neden olmuştur (benzer değerlendirmeler için bkz. Latife Akyüz, §§ 46-62). Bu nedenle başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği anlaşılmıştır.

33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

34. Başvurucu, imza attığı bildiri nedeniyle yurt dışına çıkışının yasaklanmasının gerekçeli karar hakkı ile ifade, bilim ve sanat özgürlüklerini de ihlal ettiğini ileri sürmüşse de özel hayata saygı hakkı yönünden ihlal kararı verilmiş olması ve Anayasa Mahkemesinin Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri kararı sonrası ilk derece mahkemesince anılan karar esas alınarak başvurucu hakkında beraat kararı verilmesi birlikte değerlendirilerek başvurucunun bu iddiaları yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

35. Başvurucu bireysel başvuruda bulunduktan sonra Mahkeme 19/12/2017 tarihinde başvurucu hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucunun şikâyet ettiği adli kontrol tedbiri sona ermiştir. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat dışında yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

36. Başvurucu 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Özel hayata saygı hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 13.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 13.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 257,50 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.757,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 30/3/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Sharo İbrahim Garip [2.B.], B. No: 2017/31679, 30/3/2022, § …)
   
Başvuru Adı SHARO İBRAHİM GARİP
Başvuru No 2017/31679
Başvuru Tarihi 31/7/2017
Karar Tarihi 30/3/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, bir grup akademisyen tarafından yayımlanan bir bildiriye imza veren başvurucunun yurt dışına çıkmasının yasaklanması nedeniyle yurt dışındaki akademik bazı olanaklardan yararlanamamasının özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı Yurtdışına çıkışın engellenmesi (pasaport, adli kontrol) İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 109
110
1136 Avukatlık Kanunu 1
2
3
5
8
57
5237 Türk Ceza Kanunu 6
KHK 670 Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 2
679 Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 1
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi