TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
LEVENT TUNÇEL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/34185)
Karar Tarihi: 16/3/2022
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
Engin YILDIRIM
M. Emin KUZ
Basri BAĞCI
Kenan YAŞAR
Raportör
Ali Erdem ŞAHİN
Başvurucu
Levent TUNÇEL
Vekili
Av. Bilal DOĞAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hekim olan başvurucunun siyasi içerikli bir bildiriyi dağıtması nedeniyle devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/8/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, başvuruya konu olayların yaşandığı tarihte Antalya Atatürk Devlet Hastanesinde radyoloji uzmanı hekim olarak görev yapmaktadır.
9. Başvurucu hakkında, verilen şikâyet dilekçeleri üzerine hastane personeline ve ultrason çektirmek için başvuran hastalara siyasi içerikli bildiri dağıttığı gerekçesiyle disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturmaya konu bildiri Emperyalizme Karşı Yurtsever Cephe tarafından 24/2/2008 tarihinde düzenlenecek olan ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri'nin konuşmacı olarak katılacağı "AKP ile neden ve nasıl mücadele edilmeli?" konulu toplantı davetiyesinden ibaret olup bildiride tarih ve yer bilgisinin yanı sıra aşağıdaki ifadelere de yer verilmiştir:
"AKP'yi istemiyoruz. Yoksullaşmayı, işsizliği, açlığı, ekonomik başarı diye yutturanları, istemiyoruz. Halkın büyük çoğunluğunu açlığa mahkum edip, sonra onlara sadaka verenleri istemiyoruz. Bir yandan zengin arap şeyhleri ile diğer yandan yoksul arapları katleden İsrail'li siyonistlerle dostluk kuranları istemiyoruz. Ülkenin değerlerini, kamu işletmelerini, telekomu, petkimi, tüpraşı ve diğerlerini yerli ve yabancı sermayeye satanları, tekeli ve elde kalan diğer işletmeleri satmaya hazırlananları istemiyoruz. Sosyal güvenlik sistemini yok eden, eğitimi paralı hale getiren ve bununla övünen tüccar siyasetçileri istemiyoruz. Beceriksiz ve eğitimsiz kişilerin elinde demiryolları ve havayollarını güvenliksiz ulaşıma dönüştürüp pistin yanı başında deve kestirenleri istemiyoruz. Türkiye yi kara çarşafa sokup adaletsiz sömürü düzenini garanti altına almayı düşünenleri istemiyoruz."
A. Disiplin Soruşturması Süreci
10. Disiplin soruşturması sürecinde, başvurucu ile aynı hastanede görev yapan personel ile 13/2/2008-23/2/2008 tarihleri arasında başvurucunun bakmış olduğu hastaların ve başvurucunun ifadelerine başvurulmuştur. Hasta yakını A.K. ve hasta M.T. (şikâyetçiler) ifadelerinde; başvurucu tarafından söz konusu bildirinin taraflarına verildiğini, hasta yakını D.A. ise ultrason çekiminden sonra ismini bilmediği bir kişi tarafından ilgili bildirinin ultrason evrakıyla birlikte kendisine verildiğini belirtmiştir. Başvurucu ile aynı hastanede görev yapan Başhekim Yardımcıları A.B. ve E.D., Müdür Yardımcıları A.K., M.K. veE.B., Müdür Vekili T.A., mühendis E.Ö., hemşire İ.T. ifadelerinde, başvurucunun anılan bildiriyi dağıttığına şahit olduklarını belirtmiş; ifadelerine başvurulan diğer personelin büyük bir çoğunluğu ise bildiriden haberdar olduklarını beyan etmiştir.
11. Başvurucu ifadesinde; hekim olmayı hastaların teşhis ve tedavisi olarak algılamadığını, Hipokrat yemininin hastalıkları ortaya çıkaran koşulları ortadan kaldırma yükümlülüğünü de beraberinde getirdiğini, bunun da hekimlerin toplumsal sorunlarla ilgilenmesini gerektirdiğini, buna da siyaset deniliyorsa hekimlerin siyaset yaptıklarını savunmuştur. Başvurucu; Yurtsever Cephe isimli bir derneğin üyesi olduğunu, kendisinin faaliyetlerinin kimi siyasi oluşumların hoşuna gitmeyebileceğini, bu çerçevede sanki bir siyasi partinin aleyhine hareket ediyormuş gibi hava estirildiğini, anılan broşürleri insanlara bire bir dağıtmadığını, örnek olması amacıyla masasının üzerine bıraktığını iddia etmiştir. Başvuru ayrıca hastalara veya personele karşı bir baskısı veya yönlendirmesinin bulunmadığını, şikâyete konu broşürlerin hasta veya hasta yakınlarınca masasından ve hastane dışından alınmış olabileceğini, kendisinin bu broşürleri hastaneye getirmesindeki amacın bir partinin aleyhine çalışmak olmadığını, bütün bu sorunların memurlara yasal çerçevede siyaset yapma hakkının verilmesiyle ortadan kaldırılabileceğini ve zaten memurların fiilî olarak siyasetin içinde olduklarını beyan etmiştir.
12. Soruşturma sonucunda; başvurucunun hastalarına ve hastane personeline poliklinikte ve hastanenin muhtelif yerlerinde bildiri dağıttığının alınan ifadelerle sabit olduğu, bildirinin ise içerik olarak açıkça ismini vermek suretiyle bir partiyi hedef aldığı, negatif eleştiri ve çeşitli imalar yoluyla olumsuz bir etki yaratmayı amaçladığının anlaşıldığı gerekçeleriyle siyasi içerikli olduğu değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun kararı ile başvurucu hakkında 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezasının uygulanmasına oyçokluğu ile karar verilmiştir.
B. Başvurucunun Disiplin Cezasına İlişkin İşleme Karşı Açtığı İptal Davası Süreci
13. Başvurucu, hakkında tesis edilen disiplin cezasının iptali istemiyle Antalya 3. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile tanık ifadelerinden başvurucunun dava konusu işlemin dayanağı fiili işlediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle 3/11/2009 tarihinde davayı reddetmiştir.
14. Başvurucu ret kararına karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Danıştay Onikinci Dairesi (Daire), mahkeme kararının dayandığı gerekçenin usul ve hukuka uygun olduğunu belirterek 23/5/2013 tarihinde temyiz istemini reddetmiştir. Başvurucu, Daire kararına karşı düzeltme talebinde bulunmuş ise de Daire tarafından 29/6/2017 tarihinde karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.
15. Nihai karar başvurucu vekiline 26/7/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 25/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 657 sayılı Kanun'un "Tarafsızlık ve devlete bağlılık" kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:
"Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.
Devlet memurları her durumda Devletin menfaatlerini korumak mecburiyetindedirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına aykırı olan, memleketin bağımsızlığını ve bütünlüğünü bozan Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğini tehlikeye düşüren herhangi bir faaliyette bulunamazlar. Aynı nitelikte faaliyet gösteren herhangi bir harekete, gruplaşmaya, teşekküle veya derneğe katılamazlar, bunlara yardım edemezler."
18. 657 sayılı Kanun’un “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar başlıklı 125. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
…
E - Devlet memurluğundan çıkarma : Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere me-murluktan çıkarmaktır.
Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek."
B. Uluslararası Hukuk
19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) devletin kamu hizmetinde çalışan memurları yönünden sadakat yükümlülüğü öngörmesinin, ayrıca onlara ödev ve sorumluluklar yüklemesinin memurların statüleri gereği meşru bir durum olduğunu belirtmiştir. Fakat kamu görevlilerinin de birey olduğunu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlerinin bulunduğunu ve bu doğrultuda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 10. ve 11. maddelerinden yararlandıklarının şüpheden uzak olduğunu da ifade etmiştir. Bununla birlikte memurun bulunduğu konum ve görev yaptığı alanla ilgili olarak ödev ve sorumluluk derecesinin belirlenmesinde ulusal makamların bir takdir marjı olduğunu da eklemiştir (İsmail Sezer/Türkiye, B. No: 36807/07, 24/3/2015, §§ 52-54; Vogt/Almanya [BD], B. No: 17851/91, 26/9/1995, §§ 51-53; Ahmed ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22954/93, 2/9/1998, §§ 53, 54; Otto/Almanya (k.k.), B. No: 27574/02, 24/11/2005).
20. AİHM, kamu görevlilerine verilen disiplin cezalarıyla güdülen meşru amacın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği yönünden yalnızca cezanın bir kuralla öngörülmüş olmasını yeterli bulmamakta; somut bir değerlendirmenin varlığını aramaktadır. Bu bağlamda kamu görevlilerinin cezalandırılan eylemlerinin kamu hizmetlerinin sürekliliğini ya da gereği gibi yerine getirilmesini etkilemek veya görev yapılan devlet kurumunun itibarını zedelemek gibi cezayı gerekli kılan sonuçlara sebep olduğunun açıkça gösterilmesi gerektiğini belirtmektedir (Kula/Türkiye, B. No: 20233/06, 19/6/2018, §§ 48, 49).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Anayasa Mahkemesinin 16/3/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
22. Başvurucu, başvuru konusu bildiri nedeniyle uygulanan disiplin cezasının ulusal ve uluslararası hukuka aykırı olması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
23. Bakanlık görüşünde; başvurucunun kamu görevlisi olması sebebiyle tabi olduğu birtakım yükümlülükler olduğu, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapıldığını iddia ettiği müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu ve meşru amaç izlediği, başvurucunun mesleki pozisyonu ve dağıttığı bildirinin içeriği dikkate alındığında yapılan müdahalenin toplumsal bir ihtiyacı karşılayan orantılı ve gerekli bir müdahale olduğu, ayrıca mahkeme kararlarında başvurucunun iddialarının değerlendirildiği, gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu belirtilmiştir.
2. Değerlendirme
24. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar... .
...
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
26. Başvurucunun görev yaptığı kamu hastanesinde siyasi içerikli bildiri dağıtması nedeniyle devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasının başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olduğu değerlendirilmiştir.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
27. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
28. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
29. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının E bendinin (b) alt bendine göre kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
(2) Meşru Amaç
30. Somut olayda ceza uygulanmasının amacı kamu hizmetlerinin tarafsızlığı ve nesnelliğinin sağlanmasıdır. Bu amaç da geniş anlamda kamu düzeninin korunması meşru amacı kapsamında yer alır. Dolayısıyla başvurucunun devlet memurluğundan çıkarma cezası cezalandırılmasına ilişkin kararın Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
(3) Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(a) Genel İlkeler
(i) Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi
31. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu daha önce pek çok kararında açıklamıştır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
(ii) Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
32. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007). Derece mahkemeleri, bireylerin fikirlerini ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir denge sağlamalıdır (Bekir Coşkun, §§ 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 58, 61, 66). Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 57).
(iii) Kamu Görevlisi Statüsü
33. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlisi olmanın sağladığı birtakım ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı ve diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirdiğini belirtmiştir. Kişinin kamu görevine kendi isteği ile girmekle bu statünün gerektirdiği ayrıcalıklardan yararlanmayı ve külfetlere katlanmayı kabul etmiş sayıldığını, kamu hizmetinin kendine has özelliklerinin bu avantaj ve sınırlamaları zorunlu kıldığını ifade etmiştir (İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 38).
(iv) Kamu Görevlilerinin İfade Özgürlüğü
34. Devletin kamu hizmetinde çalışan memurlarına bir bağlılık görevi getirmesi, ödev ve sorumluluklar yüklemesi memurların statüleri gereği meşru kabul edilebilir bir durumdur. Fakat devlet memurlarının da birer birey olduğu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlere sahip olma haklarının bulunduğu şüpheden uzaktır (Hasan Güngör, B. No: 2013/6152, 24/2/2016, § 49).
35. Bununla birlikte devlet memurları söz konusu olduğunda görüşlerin dengeli ve siyaseten yansız olarak açıklanıp açıklanmadığı, kişisel tavırlar sergilenip sergilenmediği ve tarafsızlıklarının güvence altında olup olmadığı ifade özgürlüğü incelemesinde değerlendirmeye alınır. Bu bağlamda memurun bulunduğu konum, görev yaptığı alanla ilgili olarak ödev ve sorumluluk derecesini belirlemede ulusal makamların bir takdir marjı vardır (Hasan Güngör, § 48).
(b) İlkelerin Olaya Uygulanması
36. Somut olayda görev yaptığı kamu hastanesinde siyasi içerikli bildiri dağıtması nedeniyle hakkında disiplin soruşturması yürütülen başvurucu hakkında uygulanan disiplin cezasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme için ise öncelikle disiplin cezasının dayanağı ifadelerin vatandaş kamu görevlisi ikiliği bağlamında irdelenmesi gerekmektedir.
37. 657 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile devlet memurlarının hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamayacakları, aksi takdirde aynı Kanun'un 125. maddesi uyarınca disiplin cezasıyla tecziye edilecekleri belirtilmiştir. Buna göre anılan düzenlemeyle Anayasa'nın 26. maddesine uygun olarak kamu görevlileri açısından kanunla bir sınırlandırmaya gidildiği görülmektedir. Bu bağlamda somut olayda kadro statüsünün getirdiği ödev ve yükümlülüklerin öngörülebilir olduğu kabul edilmelidir.
38. Öte yandan öngörülebilirliğin varlığından hareketle bireyin bazı temel hak ve özgürlüklerini kamu görevlisi olma adına peşinen feda etme yükümlülüğü altında bulunduğu sonucuna da varılmamalıdır . Nitekim kamu görevlilerinin de siyasi ve sosyal meseleler başta olmak üzere toplumu ilgilendiren konularda serbestçe düşüncesini ifade etme özgürlüğüne sahip olduğu hususu gerek AİHM kararları (bkz. § 19) gerekse Anayasa Mahkemesi kararıyla (bkz. § 34) teyit edilmiştir. Ayrıca kamu görevlisi sıfatı olan kimseler tarafından yapılan ifade açıklamalarının -aynı zamanda birer vatandaş oldukları da gözetildiğinde siyasi ve sosyal meselelere temas etmesi koşuluyla- anayasal garanti altında olduğu tartışmasızdır.
39. Somut olayda başvuru konusu bildiri ile iktidarda bulunan siyasi partinin -ismi açıkça zikredilerek- çoğu oldukça sert ancak slogan niteliğinde olan cümlelerle ülkedeki ekonomik, siyasal ve sosyal sorunların kaynağı ve sebebi olduğu iddia edilmiştir(bkz. § 9). Bildiride ayrıca iktidar partisiyle nasıl mücadele edileceğinin ele alındığı bir toplantıya ilişkin tarih ve yer bilgisine de yer verilmiştir. Bu anlamda başvurucunun bildiri dağıtımı aracılığıyla yaptığı ifade açıklamasının bir siyasi parti hakkındaki görüşlerini yansıttığı açıktır.
40. Öte yandan devlet memurlarının herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedefleyerek bile olsa siyasi ve ideolojik amaçlı ifadelerinin aleniyetten uzak ve sırf özel ilişkiler alanında dile getirildiği durumlarda daha yüksek bir anayasal korumadan yararlanacağı kuşkusuzdur. Buna göre başvuru konusu düşünce açıklamasının yapıldığı mecranın özellikleri ile birlikte aleniyet koşullarının incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
41. Somut olayda her ne kadar başvurucu anılan bildirileri dağıtmadığını beyan etmişse de tanık ifadelerinden başvurucunun görevli olduğu hastanede, hastalara ve hastane personeline söz konusu bildirileri dağıttığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle bildiri dağıtımı aracılığıyla yapılan ifade açıklamasının aleniyet kazandırma niyetiyle gerçekleştirildiği ve sonucu itibarıyla bireyin kendini gerçekleştirme ihtiyacı kapsamında var olan siyasi görüş sahibi olma hakkının ötesinde alenileştiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
42. Kamu görevlilerinin gerek çalışma gerekse özel hayatlarındaki davranışlarının memuriyetlerini etkilemesi hâlinde fiilleriyle orantılı bir disiplin yaptırımına maruz bırakılabileceklerinin kabulü gerekir. Ancak bunun için kamu görevlisinin fiilinin memuriyetini etkilediğinin idari ve yargısal makamlarca ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulması gerekir (Yasin Agin ve diğerleri [GK], B. No: 2017/32534, 21/1/2021, § 63). Bu çerçevede başvuru konusu paylaşımın memuriyete etkilerinin başvurucunun hekim olduğu gözetilerek irdelenmesi gerekmektedir.
43. Hasta - hekim ilişkisi doğası gereği bilgi asimetrisine dayanmakta olup, bu bağlamda hekimin hasta üzerinde belirli düzeyde de olsa otorite geliştirdiği söylenebilir. Ayrıca, hastanın şikâyetine çare arayan taraf olarak hekime karşı ön koşulsuz güven ve teslimiyet duymasının anılan otoriteyi daha da kuvvetlendirdiği kabul edilmelidir. Bununla birlikte hekimin böylesine baskın olduğu bir ilişkide ve dinleyici taraf olan hastanın zorunlu olarak düşünce aşılama ya da fikir telkinine maruz kalması da kaçınılmazdır (Engin Kabadaş, B. No: 2014/18587, 6/7/2017, § 44). Buna göre, anılan ilişkinin doğru yönetilebilmesi ve hizmetin belirli bir standart üzerinden tanımlanabilmesi adına, hekimin başta siyasi faaliyetler olmak üzere hizmetin tarafsızlığının sorgulanmasına neden olacak nitelikteki davranışlardan kaçınması mutlak öneme sahiptir.
44. Kanun koyucu tarafından öngörülen siyasi konulardaki yükümlülükler ile kamu görevlisinin meslek hayatı ile sınırlı olacak şekilde apolitik görünmesinin amaçlandığı ve bu şekilde kamu gücünü kullanan görevlilerin siyasi kutuplaşmalarda yer almasının önüne geçilerek idareye tarafsız bir pozisyon kazandırılmak istendiği açıktır. Ancak somut olayda başvurucu, söz konusu bildirileri hastalara ve hastane personeline dağıtarak bir parti hakkındaki o partinin taraftarlarınca kabulü mümkün olmayan ve şiddetli tepkilere neden olma potansiyeli taşıyan siyasi görüşünü kamuoyu tarafından bilinir hâle getirmiş ve yürüttüğü kamu görevinin siyasi görüşü üzerinden tanımlanabilmesine neden olmuştur. Bu anlamda hasta ve hasta yakınlarının başvuru konusu bildiriden rahatsızlık duyarak şikâyetçi olmaları, hizmet sunumuna duyulan güvenin zedelendiğine karine teşkil etmektedir.
45. Nihayetinde başvuru konusu eylem, idarenin gerek kamusal hizmetlerin sunumunun tarafsızlığını sağlama gerekse demokrasinin kırılganlığına karşı teminat oluşturma misyonuna aykırı bir durum ortaya çıkarmıştır. Başvurucu, kamu görevlilerinin siyasi amaçlı bildirileri dağıtmasını yasaklayan bir kanun hükmünün varlığından haberdar olmadığını da iddia etmemektedir. Başvurucu, kendi isteği ile girdiği kamu görevi statüsünün gerektirdiği ayrıcalıklardan yararlanırken daha baştan uymayı kabul ettiği sınırlamalara ise bilerek uymamıştır. Bu bağlamda mevcut şartlar altında görüşlerini aleni bir biçimde ve açıkça bir siyasi partinin aleyhine, taraflı ve siyaseten yanlı olarak açıklayan, dolayısıyla kamu görevlisi statüsünün gereklerine uymayan başvurucuya verilen disiplin cezasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı sonucuna ulaşılmıştır.
46. Diğer taraftan sağlık hizmeti niteliği gereği yarı kamusal bir mal olduğundan anılan hizmet kamunun yanı sıra özel sektör tarafından da yaygın olarak sunulmaktadır. Dolayısıyla başvurucuya verilen devlet memurluğundan çıkarma cezasının başvurucunun hayatını idame ettirmesine engel olacağını söylemek mümkün değildir. Buna göre anılan disiplin cezasının orantılı olduğu kanaatine varılmıştır.
47. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
48. Başvurucu, açtığı iptal davasının makul sürede sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür.
49. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a eklenen geçici 2. maddeye göre Anayasa Mahkemesine yapılan ve münhasıran bu maddenin yürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla ilgili bireysel başvuruların Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenerek karara bağlanması öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 27-36) kararında Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönünden inceleyerek Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna varmış; başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar vermiştir.
50. Mevcut başvuruda da söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/3/2022 tarihinde karar verildi.
EK GEREKÇE VE KISMİ KARŞIOY GEREKÇESİ
A) Ek Gerekçe
1. Somut başvuruda Mahkememizce ulaşılan sonuca başvurucunun fiilinin ifade özgürlüğü kapsamında olmadığı kısmına katılmakla beraber ek gerekçe olarak aşağıdaki hususlarından da dikkate alınması gerekmektedir.
2. Bir kamu hastanesinde uzman doktor olarak görev yapan başvurucu siyasi içerikli bir bildiriyi işyerinde kendisine gelen hastalara ve hastane çalışanlarına dağıtmıştır.
3. Kişilerin kendi denetimleri dışındaki şartlardan dolayı belli bir yerde bulunmak zorunda olmaları onları bir çeşit tutulu izleyici (captive audience)1 konumuna getirmektedir. Bu durum onları istemedikleri şeyleri dinlemeye, izlemeye veya dağıtılan şeyleri almaya zorlanmaları anlamına gelebilir.
4. İnsanlar bir sağlık sorunu yaşadıklarında tedavi amacıyla hastanelere gitmektedirler. Bu bir tercihten ziyade bir gereklilikten kaynaklanmaktadır. Böyle olunca hastanede sağlık hizmeti almak amacıyla bulunan insanlar bir çeşit tutulu izleyici konumu içinde olmaktadırlar. Sağlık sorunlarından dolayı hastaneye gitmek durumunda kalan hasta kişiler zorunlu olarak bulundukları o mekânda, görevli bir doktorun veya başka görevlilerin siyasi bir ifadesine maruz kalmak istemeyebilirler.
5. Somut başvuruda uzman bir doktorun bulunduğu odaya sağlık hizmeti almak için giren kişilere doktor tarafından siyasi yönü son derece kuvvetli bir bildiri dağıtılmıştır. Bu bildirinin zorla dağıtılmasa da ki başvurucu bildirinin masada durduğunu ve isteyen hastaların aldığını iddia etmektedir, her hâlükârda, ağır ifadeler içeren siyasi bir bildirinin sağlık hizmetinin sunulduğu kapalı bir odada hastanın dikkatine çekecek şekilde bulundurulması hasta açısından istemediği bir siyasi mesaja maruz kalma riskini doğurmaktadır.
6. Burada kamu görevlisinin ifade özgürlüğü ile siyasi mesaja maruz kalan kişinin o mesaja maruz kalmama hakkı ve mahremiyet hakkı arasında bir çatışma söz konusudur. Somut olayı doktor-hasta ilişkisi bağlamında değerlendirdiğimizde, bu ikisi arasında hasta güç ilişkisi anlamında zayıf konumda bulunmaktadır. Hasta kendisine verilen veya masada duran bildiriyi almayı reddedebilir ancak kapalı bir odada doktor karşısında kendisini o bildiriye almak zorunda da hissedebilir. Doktor karşısında da zayıf konumda olduğundan alma olasılığının yüksek olduğunu söyleyebiliriz.
7. Sağlık hizmeti almak amacıyla kimse hastaneye gitmeye zorlanmasa da sağlık sorunları yaşayan kişiler için bu sorunları çözmek amacıyla hastaneye gitmek bir zorunluluktur. Bundan dolayı hastaneye giden bir kişi kapalı bir mekânda kamusal sağlık hizmeti alımı esnasında otorite sahibi bir kişiden kaynaklanan istemediği, arzulamadığı siyasi ifadelere ve mesajlara katlanmak zorunda değildir.
B) Kısmi Karşıoy Gerekçesi
8. Başvurucu siyasi içerikli bir bildiriyi işyerinde dağıtması nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125.maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi uyarınca Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu Kararı ile Devlet memurluğundan çıkarılmıştır.
9. Çoğunluk bu cezanın başvurucunun hayatını idame ettirmesine engel olmadığını zira özel sektörde çalışma imkânı bulabileceği görüşünden hareketle orantılı bulmuştur (§ 46).
10. Dosyasından anlaşıldığı kadarıyla başvurucu hakkında daha önce herhangi bir disiplin cezası almamıştır. Bu çerçevede başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
11. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
12. Devlet memurları, kamusal hizmetleri kamu yararı amacıyla sunmakla yükümlü kamu görevlileridir. Devlet memurlarının tarafsız olma yükümlülüğü aynı zamanda devletin tarafsızlığı anlamına gelmektedir çünkü devlet tarafsızlığını ancak devlet memurlarının görevlerini icrası vesilesiyle yerine getirebilir. Bu bağlamda devletin hizmetlerinin sunumunda devlet memurlarına ağır yükler yüklemesi ve bu hizmetlerde yaşanabilecek aksamaları önlemek adına katı tedbirler öngörmesi anlaşılabilir (Ali Kuş [GK], B. No: 2017/27822, 10/2/2022, § 43). Bu kararda Mahkememiz başvurucunun yalnızca bir siyasi partiye üye olması nedeniyle doğrudan memuriyetten çıkarılmasını, “son çare” prensibine uymayan en ağır müdahale” olarak nitelendirmiştir (§ 49).
13. Bir kamu görevlisi olan başvurucunun kanundaki en ağır disiplin cezası ile cezalandırılması ölçülü değildir. Başvurucunun eylemi kanunda açıkça tanımlanan durumlardan birini oluştursa bile, ilk defa yapıldığı dikkate alındığında ilgili kanunda yer alan daha hafif bir disiplin cezası ile cezalandırılabilirdi.
14. Kamu düzenini son derece olumsuz etkileyen ve ağır sonuçları olan bir durum ortaya çıkmadıkça kamu görevlilerinin en ağır disiplin cezasına tabi tutulmaları, bu görevlilerin anayasal haklarını kullanırken caydırıcı etki altında kalmalarına neden olabilir. Bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu kanaatine ulaştım.
Üye
1 ABD Yüksek Mahkemesince geliştirilen bu doktrin izinsiz ve zorla araya girilerek yapılan konuşmalardan isteksiz dinleyicileri kurtarmayı ifade etmektedir. Konuyla ilgili önemli Yüksek Mahkeme Kararları için bkz. Rowan v. Post Office Dept., 397 U. S. 728, 736–738 (1970), Cohen v. California, 403 U.S. 15, 26 (1971). Ayrıntılı bilgi için bkz. Corbin, Caroline Mala “The first amendment rights against compelled listening,” Boston University Law Review, Cilt 89, ss. 939-106.