TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AZİZ MAHMUT İSTEGÜN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/32195)
Karar Tarihi: 6/2/2019
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
Recep KÖMÜRCÜ
M.Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
Fatih HATİPOĞLU
Başvurucu
Aziz Mahmut İSTEGÜN
Vekili
Av. Mehmet KAÇMAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan hâkimlik/mahkeme tarafından verilmesi, tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve basın hürriyeti kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin; arama ve el koyma işlemlerinin hukuki olmaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının; gözaltına alınılan ilk andan itibaren avukat yardımından yararlandırılmama, gözaltında iken fiziki ve psikolojik cebir uygulanması, gözaltı ve ceza infaz kurumu koşullarının insani olmaması nedenleriyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 9/8/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar yürütülmüş, çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
8. Başvurucu, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma kapsamında 27/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve dokuz gün gözaltında kaldıktan sonra 4/8/2016 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde kolluk görevlisi tarafından başvurucunun ifadesi alınmıştır.
9. İfade tutanağında belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen FETÖ/PDY'ye üye olma suçuna yönelik olay ve olgular açıklanmıştır. Başvurucu da sorulan birçok soruya cevap vererek savunmasını yapmıştır. Ayrıca başvurucunun emniyetteki ifade alma işlemi sırasında Diyarbakır Barosunca görevlendirilen müdafii de hazır bulunmuştur.
10. Başvurucu, emniyette alınan ifadesinde özetle Zaman gazetesinde (gazete) 1995 yılında çalışmaya başladığını ve 2009 yılına kadar İstanbul muhabirliği yaptığını, 2009 yılında ise gazete yönetimi tarafından Diyarbakır bölge yayın temsilcisi olarak görevlendirildiğini, 2015 yılında gazeteye kayyum atanmasından yaklaşık üç ay sonra kayyum heyetinin İstanbul dışındaki tüm büroları kapatması nedeniyle 8/3/2016 tarihinde iş akdinin feshedildiğini, sonrasında Yeni Hayat isimli gazetede bir buçuk ay çalıştığını ancak 19/7/2016 tarihinde ayrıldığını belirtmiştir. Başvurucu Yapı Kredi, Vakıfbank ve Bank Asyada hesabının bulunduğunu, Bank Asyadaki hesabının maaş hesabı olduğunu ve bu hesabında para bulunmadığını, ayrıca uzun süre Zaman gazetesinde çalışmasına rağmen kendisinin ne ailesinin de Zaman gazetesi, Aksiyon ve Sızıntı dergilerine abone olmadığını, gazeteci olması nedeniyle gazetecilik faaliyetleri çerçevesinde Irak, Suudi Arabistan, ABD, İtalya, Yunanistan, Makedonya ve Kosova'nın da aralarında bulunduğu birçok ülkeye gittiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca, Fetullah Gülen'i sadece medyada çıkan haberlerden tanıdığını, kendisiyle kişisel bir tanışıklığının olmadığını, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün hemen ardından sosyal medya hesabından darbe girişimini lanetlediğini ve herkesin demokrasinin yanında olması gerektiği yönünde mesajlar yazdığını savunarak kendisine ayrıntılı olarak sorulan kişi, haber, yazı ve telefon görüşme içerikleri konusunda, sorulan kişilerin birçoğunu gazeteci olması nedeniyle tanıdığını, sorulan hususların gazetecilik faaliyeti olduğunu, dolayısıyla terör örgütü üyesi veya yöneticisi olduğu yönündeki suçlamayı kabul etmediğini ifade etmiştir.
11. Başvurucu 16/8/2016 tarihinde Başsavcılığa sevk edilmiştir. Başvurucunun savcılıktaki ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Yukarıda yazılı açık kimlik bilgileri doğru ve bana aittir. İ.U isimli şahsı tanımam , S:k. isimli şahsı iş adamı olması sebebiyle tanırım. Bu kişilerin benim aleyhimde vermiş olduğu ifadeleri ilk defa burada duyuyorum. Örgüt üyesi olduğuma dair ifadeleri kesinlikle kabul etmiyorum. Ben Zaman gazetesinde İstanbul bölgesine bağlı çalışıyordum. Diyarbakır ili ilgili bir bağlantım bulunmamaktadır. Bu nedenle örgüt içerisinde Diyarbakır'da bulunduğuma dair iddiaları kabul etmiyorum. Soruşturma dosyasında tespit edilen Zaman gazetesinde yayınlanmış Diyarbakır'la ilgili haberlerin hiçbirini ben yapmadım. Bunların tamamını muhabir İ.A. yapmıştır. Her ne kadar ben Gazetenin istanbul bölgesiyle genelde bağlantısını sağlayan Diyarbakır ilindeki tek kişi olsamda İ.nin yaptığı haberlerden benim doğrudan bilgim olmaz. Haberleri yaptıktan sonra ben bunları öğrenirim. Bu nedenle yapılan haberlerde benim bir sorumluluğum bulunmamaktadır. Örgüt üyesi değilim, örgütle hiçbir alakam yok. Daha önce Dicle Kolejinde ve DİGİAD iftar yemeğinde gördüğüm ve kendisine itibar edilen İ. isimli bir kişi vardı. Bu kişiyi sorduğumda kendisinin Diyarbakır'daki cemaat abisi olduğunu söylemişlerdi. Soy ismini K. olarak hatırlıyorum. Eskiden dini bir yapısı olduğu için Zaman gazetesinde çalıştım, böyle bir yapı olduğunu bilseydim bu gazetede çalışmazdım. Darbe teşebbüsünü ve FETÖ örgütünü lanetliyorum."
12. Savcılık aynı tarihte başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.
13. Hâkimlik aynı tarihte başvurucunun savunmasını almıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucuya isnat edilen suçlar anlatılmış ve sorgu esnasında başvurucunun Diyarbakır Barosunca görevlendirilen müdafii de hazır bulunmuştur.
14. Başvurucu, Hâkimlikteki savunmasında özetle gazetenin Diyarbakır bürosunda görevli olması nedeniyle sadece haberleri hazırlayıp merkeze gönderdiğini ancak merkezin haberin içeriğiyle oynayıp başlıkları değiştirdikten sonra haberi yayımladığını, kendilerinin bile buna şaşırdığını, ulusal, bölgesel ve yerel haber yayımlama yetkilerinin olmadığını, dolayısıyla propaganda yapma imkânlarının bulunmadığını, yaptığı bir haber nedeniyle vali yardımcısının şikâyeti üzerine Bitlis 2. Asliye Ceza Mahkemesinde hakkında dava açıldığını, daha sonra bu kişinin FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle açığa alındığını, kendisi de FETÖ/PDY üyesi olmuş olsaydı bu haberi yapmayacağını, E.D.nin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanını ziyareti konusunda ilgili kamu kurumlarına dilekçeyle bilgi verdiklerini, çalıştığı kurumun temsilcisinin ziyaretine eşlik etmesi nedeniyle kendisine suçlama yöneltildiğini, bu olayda sadece görevini yaptığını, herhangi bir terör örgütüyle ilişkisinin olmadığını ifade ederek suçlamaları kabul etmemiştir.
15. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği 16/8/2016 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... Şüpheli ... Aziz Mahmut İstegün için tüm dosya kapsamında ... 5271 sayılı CMK'nın 100/1. maddesinde belirtilen 'kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin', Anayasa'nın 19/3. maddesinde belirtilen 'kuvvetli belirti'nin (şüphe) ve AİHS'in 5/3. maddesinde belirtilen 'makul şüphenin' bulunduğuna dair hâkimliğimizi ikna edebilecek bir kısım belge ve beyanlarının olup olmadığı soruşturma dosyasının muhteviyatından anlaşılacaktır. Nitekim; makul şüphenin ne olduğu AİHS'de düzenlenmemiş, AİHM bunu içtihatları ile belirleıııe yoluna gitmektedir: AİHM'ne göre, şüphenin 'makul' sayılabilmesi için mevcut olgu ve bulguların tarafsız bir gözlemciyi, kişinin suçu işlemiş olabileceği hususunda ikna etmeye yetecek ölçü ve nitelikte bulunması zorunlu olup, inandırıcı dayanak olması gerektiği, kesin delilin gerekli olmadığı, şüphenin kamu davası açmayı gerektirecek bir yoğunluğa ulaşmış olması gerekmemektediı: (Fax, Campbell ve Hartley/lngiltere, /2244/86,'12245/86,' /2383/86. 30 Ağustos 1990- Ferrari-Bravo/İtalya (kurar), 9627/8/. 14 Mart /984, DR 37, /5) Anayasa Mahkemes'inin 4/12/2013 tarih 20/2/1272 sayılı kararında suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkumiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiği belirtilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin 27/10/2011 Tarih 2010/71 Esas, 2011/143 Karar ve 27/12/2012 Tarih 2012/35 Esas 2012/203 Karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere ölçülülük ilkesi; 'elverişlilik', 'gereklilik' ve 'orantılılık' ilkelerini içerip; şüpheliye isnat edilen suçlamanın niteliği, suçlamanın kanunda yazılı hapis cezasının alt ve üst sınırı, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri göz önüne alındığında tutuklama kararının ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olduğu verilen tutuklama kararı ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçünün (orantı) bulunduğu, tutuklama zorunluluğu gerektiren nedenlerin var olduğu. 15/7/2016 tarihli darbe girişimi gecesi ve sonrası meydana gelen asayiş olayları ile yakın tehlike durumu da dosya muhteviyatı ile birlikte değerlendirilerek; tutuklama tedbirine başvurularak elde edilmesi beklenen yarar ile şüpheli açısından ortaya çıkacak zarar karşılaştırılarak, tutuklama tedbirinin uygulanmasının gerekli olduğu sonucuna varıldığı, adli kontrol hükümlerinin uygulanması ile bu amaca ulaşılamayacağı, adli kontrole ilişkin hükümler değerlendirildiğinde bunların yeterli olmayacağının düşünüldüğü, bu nedenlerle Anayasa'nın 13. ve 5271 sayılı CMK'nın 100/1. maddesinde bilirtilen ölçülülük ilkesine göre tutuklama kararının ölçülü olacağı, açıklanan tüm bu hususlar dikkate alındığında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, şüpheliler hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin var olduğu, dosya muhteviyatı ile şüphelilerin beyanı ve isnat edilen suçun katalog suçlardan olması hasebiyle bir tutuklama nedeninin bulunduğu ve ölçülülük ilkesinin gerçekleştiği anlaşıldığından; Anayasa'nın 19. maddesi. AİHS'nin 5. maddesi ve 5271 sayılı CMK'nın 100. maddesinde belirtilen tutuklama nedenlerinin var olduğu, ayrıca AİHS'in 5/1. maddesi uyarınca özgürlükten yoksun bırakmanın yasalara uygun olup, 5271 sayılı CMK'nın 100. maddesinin de AİHS'in tüm maddelerinin özünde var olan hukukun üstünlüğü ilkesi ile uyumlu olduğu anlaşılmakla;
Şüphelilerin üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine yönelik kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin olması, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Anayasal Düzenine karşı FETÖ/PDY terör örgütü tarafından silahlı darbe girişimi bu darbe girişiminde çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybetmiş olması devletin Anayasal düzenine karşı yapılmış bir darbe girişimi olması, delillerin henüz toplanmamış olması dolayısıyla delillerin karartılma şüphesinin bulunması, suçun vasıf ve mahiyetinin vahim düzeyde olması bu nedenle bu aşamada tutuklama tedbirinin gerekli olduğu yönünde kanaat oluşması göz önünde bulundurularak ve yargılama sonucunda suçlu bulunmaları halinde alacakları ceza miktarı göz önünde bulundurularak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinde öngörülen geçerli şüphe sebeplerinin. 1982 Anayasa'sınn 19. maddesinde belirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK'nın 100/1. maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin mevcut olduğu müsnet suçun CMK'nın 100/3-a. maddesinde sayılan katolog suçlardan olması, müsnet suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırı, verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olması bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşıldığııldan şüphelilerin CMK'nın 100. maddesi gereğince ayrı ayrı tutuklanmasına ... [karar verildi]"
16. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliği 31/8/2016 tarihinde tutuklama kararındaki gerekçelere atfen itirazın reddine karar vermiştir.
17. Başsavcılık 21/2/2017 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açmıştır.
18. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere, daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.
19. Bu bağlamda iddianamede yer verilen olay ve olgular özetle şöyledir:
i. FETÖ/PDY Diyarbakır yapılanmasına ve şemasına yer verilerek başvurucunun örgütün Diyarbakır "basın kanadı sorumlusu" olduğu belirtilmiştir.
ii. Başvurucunun kullanımında olan telefonlarla ilgili olarak usulüne uygun şekilde alındığı belirtilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kaydedilmesi kararına istinaden yapılan tespitlere göre;
- Başvurucuya 23/4/2016 tarihinde ... tarafından gönderilen mesaj içeriğine göre örgüte mensup olan ve işten çıkarılan şahıslardan örgüt tarafından kullanılabilecek olanların belirlenerek kendilerine bildirilmesi talimatı verildiği iddia edilmiştir.
- Başvurucunun 30/4/2016 tarihinde -İ.A.nın kullandığı telefonla- R.T. ile yaptığı görüşme içeriğine göre başvurucu ile hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan dolayı soruşturma başlatılan R.T.nin örgütle bağlantılı "Kimse Yok mu" Derneğiyle ilgili olarak başlatılan soruşturma ve Dernek binasında yapılan aramayı konuştukları, olayı çarpıtarak kamuoyu nezdinde soruşturmayı etkisizleştirmek amacıyla haber yapma hususunda görüş alışverişinde bulundukları, böylece başvurucunun gazetecilik mesleği dışında örgütün amaç ve çıkarları doğrultusunda hareket ettiği iddia edilmiştir.
- Başvurucunun 27/6/2016 tarihinde A.D. ve İ.A. ile (üç kez), 28/6/2016 tarihinde N.K. (dört kez) ve R.T. ile (iki kez), 29/6/2016 tarihinde de E.İ. isimli kişi ile yaptığı görüşme içeriklerine göre başvurucuyu arayan A.D.nin başvurucudan -örgüt yöneticilerinin aldığı karar doğrultusunda- "hendek olayları" nedeniyle devlet tarafından PKK'ya yönelik yapılan operasyonlarla (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-27) ilgili haber yapılmasını istediği, böylece yapılan operasyonlar üzerinden devlet aleyhinde propaganda yapmayı amaçladıkları, başvurucunun da İ.A.dan bu yönde çalışma yapmasını ve kendisine yardımcı olmasını istediği ve başvurucu ile İ.A.nın bu amaçla Cizre'ye gitmek için anlaştıkları, ayrıca Yüksekova'ya gitmelerinin zaman kaybı olacağını, bu nedenle oraya gitmeden haber yapabileceklerini değerlendirdikleri, Cizre'ye varınca PKK içinde irtibatları olan kişilerden yardım alacakları, bunun için de Kimse Yok mu isimli derneğin Cizre yöneticisi ile irtibata geçmeyi kararlaştırdıkları, başvurucunun örgüt yöneticisi olan N.K.yi aradığı ve Cizre'de kendilerine yardımcı olacak örgüt mensubu olup olmadığını sorduğu, N.K.nin de kendilerine yardımcı olacak örgüt üyelerinin olduğunu ve irtibatlarını sağlayacağını söylediği, başvurucunun mağdur aile ziyareti bahanesi ile birkaç aileyi ziyaret edeceği, bu şekilde bölgede yapılan operasyonları haksız göstermeye çalışacakları ve bu yönde haberler yayımlamayı düşündükleri belirtilerek FETÖ/PDY ile PKK'nın işbirliği yaparak ortak hareket ettikleri iddia edilmiş; Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni E.D.nin Diyarbakır'a giderek PKK mensupları ile ilgili gizlice görüşme yapmasının da bu işbirliğinin bir göstergesi olduğu belirtilerek bu iddiayı destekleyen -olaya ilişkin- bazı haber ve fotoğraflara yer verilmiştir.
- Başvurucunun 20/6/2016 tarihinde FETÖ/PDY yöneticisi ve örgütün Diyarbakır mütevelli heyetinde yer aldığı belirtilen A.K. ile yaptığı görüşme içeriğine göre FETÖ/PDY ile bağlantılı basın kuruluşlarında -Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY'ye finansman sağladıkları iddiasıyla- haklarında soruşturma başlatılan beş kişiyle ilgili olarak öncelikle "hayırseverlerin tutuklandığı" yönünde haberler yapıldığı, bu kişilerin FETÖ/PDY ile bağlantıları tespit edildiğinde ise aynı basın kuruluşlarının haberi değiştirerek soruşturma konusu yakalanan kişilerin "kendileri ile ilgisinin olmadığı ve dolandırıcı oldukları" yönünde haber yaparak kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalıştıkları iddia edilmiş ve bu olaya ilişkin bazı haber ve fotoğraflara yer verilmiştir.
- Başvurucunun 27/5/2016 ve 28/5/2016 tarihlerinde -örgüte müzahir Meydan gazetesinde çalışan- G.B. ile yaptığı görüşme içeriğine (altı kez) göre başvurucu ve G.B.nin örgüt üyesi beş kişi hakkında yapılan soruşturma ve örgütün aleyhinde yapılan haberlerle ilgili konuştukları, örgüt aleyhine yapılan haberlere karşılık kendilerinin de haber yapmaları gerektiği konusunda anlaştıkları, bu kişilerin örgütle alakası yokmuş gibi haber yaparak kamuoyu oluşturmaya çalıştıkları iddia edilmiş ve yakalanan kişilerden de "abla" diye bahsettikleri tespitine ve bu olaya ilişkin bazı haber ve fotoğraflara yer verilmiştir. Bu konuşma ve haberlere atfen Savcılıkça başvurucunun FETÖ/PDY içinde basın kanadında sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğü, örgütle ilgili basında yer alması gereken haberleri hazırladığı, yine örgütün aleyhine olan durum ve olaylarda kamuoyunu yönlendirmek amacıyla içerik itibarıyla yanıltıcı haberler yaptığı ve örgüt yöneticilerinden gelen talimatlar doğrultusunda örgütün diğer medya organları ile birlikte hareket ettiği de iddia edilmiştir.
- Başvurucunun 24/4/2016 tarihinde İ.A. ile yaptığı görüşme içeriğine (iki kez) göre başvurucu ve İ.A.nın Diyarbakır İl Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesinde çalışan örgüt üyelerine yönelik bir soruşturma ile ilgili konuştukları ve bu soruşturmayı kendi örgütleri açısından propaganda aracı olarak kullanmak istedikleri, sendika müdürleri ile irtibat kurdukları ve konuyu araştırdıkları, bu konularda birbirleri ile bilgi paylaşımı yaptıkları iddia edilmiş ve başvurucu ile İ.A.nın birlikte hareket ettiği belirtilmiştir.
- Başvurucunun 9/5/2016 tarihinde ... ile yaptığı görüşme içeriğine göre başvurucu ile kimlik bilgileri tespit edilemeyen bir kişinin Feza Gazeteciliğe atanan kayyımlar ile ilgili görüştükleri, ayrıca Cumhurbaşkanına ve Beşiktaş Spor Kulübü Başkanına hakaret ettikleri, yine gazetenin örgüte ait olduğu konusunda "Paralel yapı halleder" şeklinde konuşma yaptıkları belirtilmiştir.
iii. Başvurucunun ikametinde ve üzerinde yapılan aramada yazarı Fetullah Gülen olan "Dua Mecmuası" isimli kitabın ele geçirildiği belirtilmiştir.
iv. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının (MASAK) 13/10/2016 tarihli raporuna göre başvurucu ile örgüte ait Feza Gazetecilik ve Kültür Özel Eğitim A.Ş. arasında 2011-2015 yılları içinde yaklaşık 192.000 TL para transferi gerçekleştiği belirtilmiştir.
v. İddianamenin sonuç kısmı ise şöyledir:
"... şüphelilerin örgüt bünyesindeki basın kuruluşu olan Zaman gazetesinde örgüt yapısı içerisinde çalışmaları, örgüte ait Asya Katılım Bankasında mevduat hesaplarının bulunması, örgütün ve örgüt yöneticilerinin Diyarbakır ilinde gerçekleştirdiği faaliyetlerle ilgili kamu oyu oluşturmak ve örgüt aleyhine yürütülen soruşturmaların haksız olduğunu göstermek için basın organında örgüt talimatları uyarınca haber yapmaları, örgüt içerisinde faaliyet gösteren kişi ve kurumlar ile aralarında gerçekleşmiş para transferleri, yine FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile PKK/KCK silahlı terör örgütü arasında 17/25 Aralık sürecinden sonra devlet aleyhine tesis edilen organik yardımlaşma saiki kapsamında PKK terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonların bile haksız olduğuna dair haber yapmaya çalıştıklarına ilişkin yapılan tespitler, örgütün Diyarbakır il genelinde yöneticisi konumunda bulunan kişiler ile irtibatlı olmaları ve gazetecilik faaliyetlerinde bu kişilerden talimat almaları birlikte değerlendirildiğinde yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere şüphelilerin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün bünyesinde kurulan ve faaliyetlerini sürdüren Zaman gazetesi Diyarbakır temsilciliğinde örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde kendilerine verilen talimatlar doğrultusunda gazetecilik faaliyetlerinde bulunmak suretiyle örgütsel faaliyetlerindeki süreklilik ve yoğunluk dikkate alındığında üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri anlaşılmakla ... Cezalandırılmalarına ... karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur."
20. İddianame Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) 6/3/2017 tarihinde kabul edilerek E.2017/219 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte yaptığı tensiple birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
21. Mahkeme 9/6/2017 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısımları şöyledir:
"Ben gazeteciyim. Zaman gazetesi Diyarbakır yayın temsilcisiyim. 2009 yılından beri aynı görevi yapmaktayım. 2009'dan önce ise İstanbul'da Zaman gazetesi bünyesinde gazeteci olarak çalışıyordum. Yayın temsilcisi dememin nedeni, bir de abone ve dağıtım işleri ile uğraşılır, bizim ilgi alanımız o değildir. Ben 21 yıldır gazetecilik yapan, başbakanlık tarafından verilen sarı basın kartı sahibi bir gazeteciyim. Basın emekçisi olarak Zaman gazetesinde maaşlı, sigortalı olarak çalışan bir personelim. İstanbul ya da Ankara'da çalışan Zaman gazetesinin yayınlarına etki edebilecek biri değilim. Görevi sadece haber toplayıp İstanbul'a göndermek olan biriyim. Yayın temsilcisi, örneğin Diyarbakır'da gün içerisinde olacak etkinlikleri İstanbul'a bildirir. Benim temsilci olarak yetkim budur. Gazetecilik olarak da haber yazarım. Temsilci denmesinin nedeni, o gün Diyarbakır'da yaşanacak hadiselerin, bizim gündem dediğimiz şeyleri İstanbul'a göndermektir. Gazeteci olarak Diyarbakır'da günde ortalama 2-3 haber yaparım ve bunları İstanbul'a gönderirim. Bunların değerlendirilmesi İstanbul'a kalmıştır. Bazen kullanıyorlar, bazen kullanmıyorlar, tamamen inisiyatif İstanbul'dadır. Ben 1995 yılından beridir Zaman gazetesinde çalışırım ... numaralı telefon bana aittir, dedi.
Sanığa görüşme 1 soruldu: Bu bana gelen bir mesajdır, ancak kim tarafından neden gönderildiğini bilmiyorum. Soyadı Boğazkesen diye birisini tanımıyorum ...
Sanığa görüşme 3 soruldu: Ben tam olarak hatırlamıyorum. Derneğe muhtemelen bir baskı yapılmıştır, Kimse Yok mu derneği de, bu baskının haksız olduğunu, yardım dağıttığını ileri sürüyor herhalde. Konuşma buna ilişkindir diye düşünüyorum. R.Y.yi Kimse Yok mu derneğinin yetkilisi olarak bilirim. Sık görüştüğüm birisi değildir. Sadece haberle ilgili konularda görüşürdük. Kendisini Kimse Yok mu derneğinin Diyarbakır yetkilisi olarak tanırım dedi ...
Sanığa görüşme 5 soruldu: Bizim İstanbul'daki bağlı olduğum gazetenin haber müdürü A.D. beni arıyor, diyor ki biz yayın toplantısında bir konu konuştuk, hendek operasyonları yapılmış, ramazan ayı yaşanıyor, acaba Cizre'deki insanlar bayrama nasıl hazırlanıyor bununla ilgili dosya haberi istiyor benden; ben de İ. ile bunu konuştum. Muhtemelen arefe günü yayınlamak üzere istiyorlar diyorum, konuşma bu yöndedir. Cizre'de yaşanan çatışmalar sırasında terör örgütü mensuplarınca açılan ateş sırasında öldürülen küçük bir çocuk vardı, yanılmıyorsam adı M. idi. Tüm televizyonlarda haberleri çıkmıştı. Gitmişken o olayı da hatırlatırız, insanları dinleriz demiştik. İddianamede bazı zanlar var, dezenformasyon diyebileceğim şeyler var. N.K. için terör örgütü yöneticisi iddiaları var, ben ise muhabir olarak biliyorum. Cizre'de sokağa çıkma yasağı gittikten sonra kendisi oradan ayrılmıştı. Biz haber yapacağımız zaman Cizre'de değildi. Biz de bize rehberlik edecek birisi var mı diye N.yi aramıştık, o da bize yanlış hatırlamıyorsam A. isminde birisini öneriyor ve kendisiyle buluşuyoruz. Sanki N.K. terör örgütü üyesiymiş de biz sanki PKK'dan bize yardımcı olmasını istemişiz gibi bir izlenim oluşturulmuş, bu tamamen gerçek dışıdır. Ben ... emniyet sorgusunda bütün soruları içtenlikle cevapladım. Bana orada dediler ki, bir terör örgütü üst düzey yöneticisinin hastalandığı, benim bununla ilgilendiğim yönünde iddiada bulundular ve bana bir tape gösterdiler. A.K.nın beni arayıp bu ameliyatın nasıl olduğunu sorduğunu, benim de bitmediğini dua edin dediğimi ve kapattığımı görüyoruz. Olayın aslı şudur, benim oğlum lise ikinici sınıfta, caddeden karşıya geçerken sivil polis aracı benim oğluma çarptı. Polislerin çağırdığı ambulansla çocuğumu hastaneye götürdük. Polisler bunu bildikleri halde bu trafik kazasını sanki teröristin ameliyatı varmış gibi önüme koydular. İddianamede Cizre'ye gidip devlet aleyhine haber yaptığımı iddia ediyorlar. Biz haber yaptık, ancak haberler anladığım kadarıyla dosyayı hazırlayanların dosyaya koymak işlerine gelmemiş. Biz tamamen devlet lehine haber yapmıştık. Yanlış hatırlamıyorsam 1 Temmuz günü gazetede yayımlandı. Ancak iddianamedeki şekliyle görünce gerçekten büyük hayal kırıklığı yaşadım. Zaman gazetesinin İstanbul'daki yöneticileri abone kampanyaları düzenliyorlardı. E.D. bahsedilen tarihte Diyarbakır'da bir abone toplantısı yapacağız, ben de gelip katılacağım dedi. Bu vesile ile E.D.nin bizim bilgimiz dışında G.K. ile görüşmek üzere belediyeden randevu aldığını öğrendim. Daha sonra sanık İ. ile birlikte biz bunu devletin ilgili birimlerine bildirmeliyiz diyerek valilik ve emniyet müdürlüğüne E.D. falanca gün Diyarbakır'a gelecek, şu abone toplantılarını yapacak diye bilgilendirme dilekçesi verdim. Benim gizli amacım olsa devleti neden bilgilendireyim. E.D. her hafta hemen hemen bir ile gidiyordu. Ben o kurumda maaşlı çalışan bir elemanım, o da kurumun genel yayın yönetmeni. Belediyeye gidiyoruz deyince otomatik olarak onunla gidiyorum. Planlamış değilim. Sadece maaşlı çalışan olduğum için eşlik ediyorum, durum tamamen bunlardan ibarettir. A.K.yı Diyarbakır Girişimci İş Adamları Derneği Başkanı olarak tanıyorum. Ayrıca Bingöllüdür Şeyh ailesi olarak bilinirler. Amcası Refah Partisinde milletvekilliği yaptı, o nedenle Güneydoğu bölgesinde K. ailesi çok bilinen bir ailedir. G.B. İstanbul'dan tanıdığım gazeteci bir arkadaştır. İddianameden anladığım kadarıyla ben 4 ay boyunca fiziki ve teknik takip altına alınmışım ve bu süre içerisinde illegal hiçbir faaliyetime rastlanılmamıştır. Terör örgütünün hiçbir yöneticisi ile bağlantım olmamıştır. Ben sadece gazetecilik yapmaya çalışan birisiyim. Benim FETÖ ile herhangi bir ilgim yoktur. Eskiden cemaatin gazetesi olarak bilinirdi. Benim bu gazetede çalışmak dışında hiçbir ilgim yoktur. Ben kalleş darbe girişimini lanetliyorum. FETÖ'nün tüm yasadışı faaliyetlerini lanetliyorum. Hiçbir bağlantım yoktur. Bugüne kadar kimseye burs veya himmet vermedim. Kimseden talimat alıp kimseye talimat vermedim. Savcılık niyet okuması yapıyor. Görüşme 20'ye kadar olan görüşmelerde G. ile görüştüm. Ben G.nin tam niyetini bilemem. B[enden] söz konusu haberle ilgili bilgi almak istedi. Meslek dayanışma[sı] çerçevesinde ben de bildiğimi söyledim. İstanbul'daki müdürüm beni aradı, haber ajanslarında geçen bir haber varmış, Diyarbakır'da A. denilen bir öğretmen varmış ve bu öğretmen BBC'ye konuşmuş. Ve bu A. ismindeki öğretmen ... aranıyormuş. Biz olaydan başkalarının uyarması üzerine haberdar oluyoruz. Ben de bunu İ.ye söyledim, bunu kime sorup öğrenebiliriz, bu işin aslı astarı nedir, bu geçen haberler doğru mudur, bir haber araştırması derdindeydik. M.Y. isimli şahsı tanımıyorum ...
Sanığa görüşme 23 soruldu: Söz konusu görüşme yaptığım kişi M.D. isimli eski bir gazetecidir. Zaman gazetesine kayyum atandı, ben yaklaşık 3 ay kayyumla çalıştım. Daha sonra kayyum heyeti Ankara ve İstanbul dışındaki bütün büroları kapatma kararı aldı, dolayısıyla ben de işsiz kaldım ve iş aramaya başladım. O sırada Yeni Hayat diye bir gazete yayınlanıyordu. Bir kısım çalışanlarını eskiden Zaman gazetesinde çalıştıkları için tanıyor idim. Onlara haber göndermeye başlamıştım. Konuşma buna ilişkindir. Yeni Hayat gazetesinin sahibinin kim olduğunu bilmiyorum. Ben ve İ. arkadaşım, biz Zaman gazetesi yöneticilerinin aslında mağdur ettiği kişileriz. Zaman gazetesi yöneticileri kayyum atanmadan önce 25-30 kişilik yönetici olarak gördükleri kişilerin listesini yapmışlar ve bunlara 250'şer bin, 300'er bin tazminat ödemesi yapmışlar. Biz tabi o listede yokuz, kimse bize bir kuruş para vermedi. Ben bunu öğrenince dava açtım ve dava halen devam etmektedir. Bizi bu konuda mağdur ettiler. Evimde arama yapıldığında ben evimde değildim, hakkımda gözaltı kararı olduğunu duyunca, evlilik yıldönümüm olan 27 Temmuz'da kendim gelerek teslim oldum. Bir suç işlemediğimi düşündüğüm için, yüce adalete olan güven sebebiyle. Aslında gazeteci olarak bir çok ülkeye gidebilecek durumdaydım. Darbeden sonra bir sürü insan kaçtı, gitti, ben de gidebilirdim. Ancak ben teslim oldum. Bank Asya'da benim maaş hesabım vardı. Maaşlarımız o hesaba yatıyordu. Bazen kişisel olarak da kullanmışlığım olmuştu, ancak daha çok kişisel olarak Vakıfbank ve Yapı Kredi'yi kullanırdım ..."
22. Mahkeme 9/6/2017 tarihinde yaptığı ilk duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
23. Mahkeme 6/7/2017 tarihinde dosya üzerinden resen yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamın karar vermiştir.
24. Karar başvurucuya 14/7/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
25. Başvurucu 9/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur
26. Mahkeme 20/12/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve -hakkında adli kontrol tedbiri uygulanması koşuluyla- tahliyesine karar vermiştir. Mahkeme kararında öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve gerçekleştirdiği eylemlere ayrıntılı şekilde yer verdikten sonra somut olaya ilişkin değerlendirme yaparak mahkûmiyet gerekçesini açıklamıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... Sanığın dahil olduğu örgütün silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu, zira 15 Temmuz darbe girişiminde ... bu hususun alenileştiği, ancak daha önce de örgütün kendisine ait unsurları silah kullanma konusunda yönlendirdiğinin bilinen bir gerçek olduğu, kamu oyunda bilindiği üzere MİT tırlarının durdurulması olayında örgütün silahlı güçlerini kullandığı, bu yapının içerisinde yer alan sanığın yapılan toplantılarda sıkça dile getirildiği üzere örgütün sahip olduğu asker ve polis gücünü bildiği, bu gücün gerektiğinde silah kullanabileceğini de öngördüğü, özellikle MİT tırlarının durdurulması olayından sonra bu hususun yani örgütün silah kullanma konusundaki tavrının iyice açığa çıktığı, sanığın buna rağmen bu örgütün içerisinde yer aldığı, dolayısıyla dahil olduğu örgütün silahlı terör örgütü olduğunun anlaşılması verilecek olan cezalarda3713 Sayılı Yasanın 5.maddesi uyarınca yapılacak olan 1/2 oranındaki arttırımın hukuki gerekçesi olmuştur.
Sanık; her ne kadar yukarıda bahsedildiği şekilde savunma yapıp, FETÖ ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığını belirterek suçlamayı kabul etmemişse de; İletişim tespit tutanakları, HTS kayıtları, tanık beyanları, açık kaynak araştırma tutanakları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yayın kuruluşu olan Zaman gazetesinin Diyarbakır bölge temsilciliğini yaptığı ve bu görevine 17-25 Aralık 2013'ten sonra da devam ettiği, sanığın FETÖ/PDY Diyarbakır il yapılanması içerisinde örgüt mütevelli heyetinde bulunan üst düzey yöneticilerle irtibatının bulunduğu, bu durumun iletişim tespitlerinden açıkça anlaşıldığı ve yapılacak haberlere ilişkin bu kişilerden talimat alarak yanlı haber yaptığının dosyadaki mevcut tapelerden tespit edildiği, bunun gazetecilik faaliyeti kapsamında kabul edilmesinin mümkün olmadığı,
17-25 Aralık 2013'ten sonra FETÖ/PDY terör örgütü ile PKK/KCK'nın birlikte hareket ederek devlet aleyhine işbirliği içerisinde oldukları, sanığın bu doğrultuda Güneydoğuda yapılan operasyonları haksız göstermek amacıyla devlet aleyhine propaganda niteliği taşıyan haber yapma girişiminde bulunduğu bu durumun 17-25 Aralık 2013'ten sonra 13/4/2015 tarihinde halen firarda olan Zaman gazetesi genel yayın müdürü E.D. isimli şahsın FETÖ/PDY elebaşı Fethullah Gülen'in talimatıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ni ziyaret ettiği, ziyaret esnasında yanında sanık Aziz Mahmut İstegün'ün de hazır bulunduğun anlaşıldığı, Asya Katılım Bankası'nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca yönetildiği, bankanın siyasi gelişmeler üzerine likidite sorunu yaşaması sebebiyle bizzat başta Fethullah Gülen ve diğer FETÖ/PDY terör örgütü yöneticileri tarafından mensuplarına verilen taimatlarla FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarından malvarlıklarını satıp Asya Katılım Bankası'na yatırmalarını istemesi üzerine, bu talimatı alan örgüt mensuplarının 6/1/2014 - 29/5/2015 tarihleri arasında hayatın olağan akışına aykırı olarak Asya Katılım Bankası'nın mali olarak durumunun raporlarla teyit edildiği üzere kötü olduğu bir dönemde bu bankaya mevduat girişi yaptıkları, sanığın bu talimatlara binaen Bank Asya hesabına2014 yılının Nisan ayında 33.000, 2015 yılının Haziran ayında 50000 $ para yatırdığının tespit edildiği, bu şekilde örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu, değerlendirildiğinde sanığın savunmasına itibar edilmemiş ve suçtan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilmiştir.
Sanığın yaptığı görev nedeniyle edindiği bilgi, tecrübe ve örgütteki konumu itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu, sanığın örgüte bilinçli olarak katıldığı ve katılma sürecinden sonra eylemlerini sürdürdüğü, özellikle örgütün silahlı unsurlarının olduğunu bildiği, buna rağmen bu örgüte katılım gösterdiği, silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlenmesi için şahsın illaki silah kullanmasının gerekmediği, örgütün silahlı örgüt olduğunu bilmesinin yeterli olduğu, sanığın da irtibat içerisinde kalarak bu hususları bildiği halde örgüte katılım gösterdiği, böylelikle üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği ... [sabit olduğundan mahkumiyetine karar verilmiştir.]"
27. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf aşamasında derdestttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
28. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
29. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."
30. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."
31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
32. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."
33. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.
…
(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:
a) Yurt dışına çıkamamak.
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.
j) Konutunu terk etmemek.
k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.
l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek."
34. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
35. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 6/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde yakalanarak gözaltına alınması ve hakkında herhangi bir adli işlem yapılmadan yirmi bir gün gün boyunca gözaltında tutulması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
38. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
39. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan (2), §§ 84-93).
40. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
42. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular ortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağı tartışılmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca kanunda suç olarak düzenlenmeyen, ifade ve basın özgürlükleri kapsamında kalan eylemleri nedeniyle tutuklandığını belirterek kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
43. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
44. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğu anlaşılmakla başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Uygulanabilirlik Yönünden
46. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
47. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
48. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
ii. Genel İlkeler
49. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
50. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
51. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
52. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
53. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
54. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım (2), § 123). Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).
iii. İlkelerin Olaya Uygulanması
55. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
56. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir.
57. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY üyesi olduğuna dair somut delillerin olduğu ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü nedeniyle yaşanan olağanüstü durum nedeniyle devam eden bir tehdit bulunduğu olgularına dayanıldığı görülmektedir.
58. İddianamede ise Savcılık; Başvurucunun FETÖ/PDY'nin basın kuruluşu olan Zaman gazetesinin Diyarbakır bürosu temsilcisi ve örgütün Diyarbakır basın kanadı sorumlusu olduğunu belirterek buna ilişkin şemaya yer vermiş, ayrıca başvurucunun -iletişimin tespiti kararı kapsamında tespit edilen- telefon görüşme içeriklerine yer vererek -örgüt talimatları uyarınca- başvurucu ve bir kısım örgüt mensuplarının FETÖ/PDY aleyhine yürütülen soruşturmaları ve -FETÖ/PDY ile PKK arasında 17/25 Aralık sürecinden sonra devlet aleyhine ortaya çıkan organik yardımlaşma kapsamında- PKK terör örgütüne yönelik operasyonları haksız göstermek, bu yönde kamuoyu oluşturmak amacıyla gerçeği çarpıtmak suretiyle haber yapmaya çalıştıklarına dair olgular ortaya koymuştur. Savcılık ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY'nin üst düzey yöneticileri ile irtibat hâlinde olduğunu belirterek başvurucunun örgütün hiyerarşik yapısı içinde kendisine verilen talimat doğrultusunda hareket ettiğini iddia etmiş ve buna ilişkin konuşma içeriklerine ve tanık beyanlarına yer vermiştir.
59. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının gerekçesinde ise tutuklama kararı ve iddianameden farklı olarak Bank Asyanın FETÖ/PDY mensuplarınca yönetildiği, Bankanın likidite sorunu yaşaması sebebiyle örgüt lideri Fethullah Gülen ve diğer FETÖ/PDY yöneticilerinin "Bank Asyaya para yatırılması talimatı" üzerine örgüt mensuplarının 6/1/2014-29/5/2015 tarihleri arasında adı geçen Bankaya hayatın olağan akışına aykırı olarak mevduat girişi yaptıkları, başvurucunun da örgütün bu talimatı doğrultusunda Bank Asya hesabına 2014 yılı Nisan ayında 33.000 TL, 2015 yılı Haziran ayında ise 50.000 Amerikan Doları para yatırdığının tespit edildiği, dolayısıyla başvurucunun örgüt yöneticilerinin talimatı doğrultusunda hareket ettiği ve örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır.
60. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında FETÖ/PDY mali kaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir sağladığı tespit edilen Bank Asyaya örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırılmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olmayacağı sonucuna varmıştır (Metin Evecen, B.No: 2017/744, 4/4/2018, § 59; Ali Biray Erdoğan, B. No: 2016/16189, 18/4/2018, § 40). Buna göre soruşturma makamlarınca ve/veya tutuklama tedbirine karar veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun Bank Asya hesabında 2014 yılı Nisan ayından sonra para artışı yaşanmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan Bankanın durumu itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez.
61. Ayrıca soruşturma makamlarınca başvurucunun -17/25 Aralık sürecinden sonra elde edilen telefon görüşme içeriklerine göre- örgütle bağlantılı kişilerle sürekli olarak irtibat hâlinde olduğu belirtilerek örgütyöneticilerinin talimatıyla -bulunduğu bölgede- FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle yürütülen soruşturmaları etkisizleştirmek ve "hendek olayları" sırasında devletin PKK'ya karşı gerçekleştirdiği operasyonları haksız göstermek amacıyla bir kısım olayları çarpıtarak gündeme taşımak ve kamuoyu oluşturmak amacıyla haber yapmaya çalıştığı belirtilmiştir. Bu bağlamda anılan olguların da FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabulü mümkündür.
62. Sonuç olarak soruşturma makamlarınca; yargılama aşamasında örgüt liderinin talimatından sonra Bank Asyaya normal olmayan miktarda para yatırdığı da anlaşılan başvurucunun örgüt yöneticilerinin talimatıyla devlet aleyhine kamuoyu oluşturmak amacıyla gerçekleri çarpıtarak haberler yapmaya çalışması ve bu amaçla örgüt mensuplarıyla görüşmeler gerçekleştirmesi hususlarının suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.
63. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).
64. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır.
65. Somut olayda Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken delilleri etkileme ihtimali bulunmasına ve üzerine atılı suçun tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar listesinde olmasına dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.
66. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
67. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
69. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
70. Başvurucu, soruşturma dosyasında bulunan kısıtlama kararı nedeniyle hakkında toplanan delillerin neler olduğunu bilemediği için etkin bir savunma geliştiremediğini, bu nedenle tutuklama kararına etkili şekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.
71. Bireysel başvuruların 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.
72. Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 6/3/2017 tarihi itibarıyla kısıtlılık Kanun gereği kendiliğinden sona ermiş ve dosyaya erişim imkânı sağlanmıştır. İddianame ve tensip zaptının başvurucuya tebliğ edildiği tarih dosya kapsamından tespit edilememekle birlikte başvurucunun en geç ilk duruşmanın yapıldığı 9/6/2017 tarihinde iddianame ve tensip zaptından haberdar olduğunun kabulü gerekecektir. Dolayısıyla başvurucunun dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik başvurusunu 9/6/2017 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapması gerekirken bu süre geçtikten sonra 9/8/2017 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunduğu anlaşılmıştır.
73. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Sulh Ceza Hâkimliğinin ve Ağır Ceza Mahkemelerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığı İddiası
74. Başvurucu; tutuklama kararını veren sulh ceza hâkimliği ile kavuşturma aşamasında tutukluluğun devamına karar veren ve tutukluluk itirazlarını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulduklarını, bağımsız ve tarafsız olmadıklarını, bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
75. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da belirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına, başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engel oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
76. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü müteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine aykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).
77. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. maddesinde ise mahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." Bağımsızlık, mahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye, davanın tarafları ile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsız olmasını, onların etkisi altında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
78. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görev süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsız olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 28).
79. Anayasa'nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımni bir unsurudur. Nitekim 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'nın 9. maddesine "bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş, böylelikle madde metni "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi gereği- Anayasa'nın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).
80. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar karşısında bizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli hâkimin tutumu üzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve yapılanmasıyla ilgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı izlenimini vermemesi gerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin bağımsızlığı ile bağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık ön koşulu gerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek bir yapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
81. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur, hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davaya bakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısız olması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesinde vicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar ise hukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabi kılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
82. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin -soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmak üzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız ve tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet savcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine de kararlar verdikleri bilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket edilerek ilgili hâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri, § 114; Hidayet Karaca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78).
83. Nitekim Anayasa Mahkemesi; sulh ceza hâkimlerinin de diğer tüm hâkimler gibi HSK tarafından atandıkları ve Anayasa'nın 139. maddesinde öngörülen hâkimlik teminatına sahip oldukları, diğer tüm mahkemelerde olduğu gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırıldıkları, bunların yapılanması ve işleyişinde tarafsız davranamayacakları sonucuna ulaşılmasını gerektiren herhangi bir unsur bulunmadığı, ayrıca somut, nesnel ve inandırıcı delillerle tarafsızlığını yitirdiğinin ortaya konulması durumunda hâkimin davaya bakmasını engelleyen usul hükümlerinin de bulunduğu gerekçesiyle sulh ceza hâkimliklerini ihdas eden kanun hükmünün iptali istemini reddetmiştir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
84. Somut olayda başvurucu hakkında tutuklama kararı veren Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin ve tutukluluğun devamına karar veren Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan ilkeler uyarınca genel hükümlere göre kurulduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucunun bu mahkemelerde görev yapan hâkimlerin kendisiyle ilgili subjektif değerlendirmeler yaptığı yönünde bir iddiası da yoktur. Sonuç olarak tüm dosya kapsamı nazara alındığında tutuklama veya tutukluğun devamı karalarını veren hâkimin ya da mahkemelerin anılan dosya nedeniyle subjektif değerlendirme yaptıkları ve tarafsız davranmadıkları sonucuna varılamamaktadır.
85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
5. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası
86. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve yeterli gerekçe olmadan reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
87. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
88. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
89. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013,§§ 16, 17).
90. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş veya başvurucu tahliye edilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).
91. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 20/12/2017 tarihinde mahkûmiyetine ve tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
92. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
93. Başvurucu, yasal şartları bulunmayan ve hukuka aykırı şekilde yapılan arama ve el koyma işlemleri nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
94. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
95. Arama ve el koyma tedbirinin hukuka aykırılığını tespit edip gerektiğinde yeterli giderim sağlama potansiyeli olduğu kabul edilen 5271 sayılı Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen yola başvurulduğunda derece mahkemelerinin hukuka aykırılığı tespit etme ve yeterli giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil edip etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak durumunda olduğu açıktır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde öngörülen yol, arama tedbirinin özel hayata saygı hakkına müdahale ettiği durumlarda da etkili bir başvuru yolu niteliğindedir (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2014/18247, 20/12/2017, § 30; el koyma tedbiri yönünden bkz. Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016, § 68).
96. Somut olayda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut yargısal başvuru yolunu tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
97. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
98. Başvurucu; gözaltında iken kamu görevlilerinin tehdit ve hakaretlerine maruz kaldığını, kendisine yeterli yiyecek ve içecek verilmediğini belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca gözaltına alındığı ilk andan itibaren avukat yardımından yararlandırılmaması nedeniyle suçlamalar hakkında yeterli bilgi sahibi olamadığını da ileri sürmüştür.
99. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özünün kötü muamele yasağına yönelik olduğu anlaşıldığından başvurucunun bu bölümdeki tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
100. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, § 17).
101. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanın yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).
102. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25).
103. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bir bilgi veya belge sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
104. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. İfade ve Basın Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
105. Başvurucu, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanmasının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini iddia etmiştir.
106. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını değerlendirmekte, daha sonra tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), §§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).
107. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu ve ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 55-68). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.
108. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gözaltının hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Sulh ceza hâkimliğinin ve mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 6/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.