logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Doğan Başak, B. No: 2017/32745, 3/11/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

DOĞAN BAŞAK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/32745)

 

Karar Tarihi: 3/11/2020

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Doğan BAŞAK

Vekili

:

Av. Mahmut KAÇAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama ve gözaltında hukuka aykırı güç kullanımı ve buna ilişkin yapılan soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/8/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, 1975 doğumlu olup olay tarihinde Van'ın Muradiye ilçesinde yaşamaktadır. 13/1/2017 tarihinde başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği şüphesiyle kolluk güçleri tarafından gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucunun anlatımına göre evinde bulunduğu sırada kapısı kırılmak suretiyle evine giren kolluk görevlileri eşinin önünde yumruk ve silah dipçikleriyle kendisini darbedip yakalamıştır. Aynı gün gözaltına alınan başvurucu 25/1/2017 tarihinde tutuklanarak ceza infaz kurumuna gönderilmiştir. İddiaya göre başvurucu, gözaltında kaldığı süre boyunca hakarete ve fiziksel şiddete maruz kalmıştır.

11. Başvurucu gözaltına alınırken hakkında sağlık raporu alınmıştır. Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Eğitim ve Araştırma Hastanesi) tarafından 13/1/2017 tarihinde düzenlenen raporda -okunabildiği kadarıyla- başvurucunun ağız çevresinde tespit edilen bir lezyon olduğu ve lezyonun basit tıbbi müdahaleyle giderilebileceği belirtilmiştir.

12. Gözaltında bulunduğu 13/1/2017 ile 25/1/2017 tarihleri arasında başvurucu hakkında her gün sağlık raporu alınmıştır. Sağlık raporlarının tamamında başvurucuda darp ve cebir izinin bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Başvurucunun anlatımına göre gözaltından çıkarıldığı gün yüzündeki morlukları fark eden müdafii tarafından fotoğrafları çekilmiş, bu fotoğraflar (iki adet) bireysel başvuru dosyasında sunulmuştur. Fotoğraflardan anlaşıldığı kadarıyla başvurucunun özellikle sağ göz çevresinde ekimoz (kızarıklık) olduğu gözlemlenmiştir. Fotoğraflarda tarih bulunmamaktadır.

14. Başvurucu, gözaltından çıkarıldığı 25/1/2017 tarihinde şüpheli olarak Van Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) verdiği ifadede kolluk güçleri tarafından darbedildiğini belirterek müdafii vasıtasıyla sağlık raporu alınmasını talep etmiştir. Savcılıkça herhangi bir işlem yapıldığı tespit edilememiştir. Başvurucu ile müdafiinin ifadesinin ilgili kısmı sırasıyla şöyledir:

"...ayrıca ben gözaltına alınırken (evimin arandığı gün) kolluk güçlerinin eylemleri sebebiyle yaralandım. Gözaltında bulunurken bu durumu Av. ... bildirdim, evime girer girmez bir polis bana yumruk ve tekme attı. Ancak emniyette ifade verirken kendimi baskı altında hissetmiyordum, bu konuya ilişkin avukatlarım ayrıca suç duyurusunda bulunacaklar."

"Müvekkilim gözaltına alınırken kolluk kuvvetlerinin orantısız ve keyfi şiddetine maruz kalmıştır. Nitekim gözle görülür şekilde müvekkilin sağ gözünde yaygın ekimoz bulunmaktadır. Buna ilişkin ayrıca suç duyurusunda bulunacağız. Fakat delillerin kararmaması amacıyla müvekkilimin en yakın sağlık kuruluşuna sevk edilerek İstanbul protokolü uyarınca fiziki ve psikiyatrik muayenesinin yapılmasını talep ediyoruz."

15. Başvurucu, Savcılık ifadesinin ardından tutuklamaya sevk edildiği Van 3. Sulh Ceza Hâkimliğinde (Hâkimlik) müdafii vasıtasıyla yaptığı savunmada kolluk güçleri tarafından darbedildiğini tekrar belirterek sağlık raporu alınmasını ikinci kez talep etmiştir. Başvurucunun talebiyle ilgili olarak Hâkimlik tarafından herhangi bir karar alınmamıştır.

16. Başvurucu 1/2/2017 tarihinde fotoğraflarını eklediği dilekçeyi tutuklandığı soruşturmanın dosyasına ibraz ederek kötü muamele iddiasını yinelemiş ve hakkında sağlık raporu alınmasını bir kez daha talep etmiştir. Başvurucunun bu talebiyle ilgili olarak Savcılıkça bir değerlendirme yapılmamıştır.

17. Başvurucu 14/2/2017 tarihinde kolluk görevlileri ve doktorlar hakkında Savcılığa şikâyetçi olmuştur. Başvurucu, şikâyetinde kolluk görevlileri tarafından hakarete uğradığını ve darbedildiğini belirtmiş, ayrıca ilk gözaltına alındığı tarihte kolluk aracından indirilmeden, doktor tarafından muayene edilmeksizin hakkında sağlık raporu düzenlediğini iddia ederek gerçeğe aykırı rapor düzenleyen doktorlardan da şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir.

18. Savcılık tarafından başvurucu hakkında yeniden sağlık raporu alınması amacıyla başvurucu 24/2/2017 tarihinde Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir. Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 20/3/2017 hasta çıkış tarihli sağlık raporunda başvurucunun fiziki ve psikolojik muayene bulgularının normal olduğu belirtilmiştir.

19. Başvurucu hakkında Adli Tıp Kurumu Van Şube Müdürlüğünce (Adli Tıp Kurumu) ön rapor düzenlenmiştir. 20/3/2017 tarihli ön raporun ilgili kısmı şöyledir:

"Doğan BAŞAK’ın 20.03.2017 tarihinde şube müdürlüğümüzde yapılan muayenesinde; 13.01.2017 tarihinde göz altına alındığında darp edildiğini, yüzü kapalı biri tarafından sağ gözüne yumrukla vurulduğunu, bu şekilde darp edildiğini, BEA. Hastanesine başvurduğunu, şu an aktif şikayetinin olmadığı, travmatik lezyonların iz ve fonksiyonel araz bırakmadan iyileşmiş olduğu görüldü. "

20. Savcılık, kolluk biriminden başvurucunun gözaltında tutulduğu nezarethaneyi gösteren kamera kayıtlarının gönderilmesini talep etmiş ise de 9/3/2017 tarihli yazı cevabında kamera kayıtlarının on beş ve otuz günlük süreyle tutulması nedeniyle istenen kayıtlara ulaşılamadığı bildirilmiştir.

21. Savcılık tarafından Eğitim ve Araştırma Hastanesinden istenen kamera kayıtlarının otuz günlük süreyle tutulması nedeniyle bulunamadığı hastanenin 13/3/2017 tarihli yazı cevabıyla Savcılığa bildirilmiştir.

22. Başvurucu hakkında sağlık raporu düzenleyen doktor A.A.nın kolluk tarafından 27/3/2017 tarihinde bilgi sahibi olarak beyanı alınmıştır. Doktor A.A. beyanında başvurucunun gözaltına girişi ve gözaltında bulunduğu süre içinde muayenelerini kendisinin yaptığını, ilk muayenesinde başvurucunun ağız kısmında şişlik tespit ettiğini, darbedilip edilmediğini sorduğunda başvurucunun dişinin apse yaptığı için şiştiğini ve darbedilmediğini beyan ettiğini ifade ederek genel muayenesinde darp izi tespit etmemesi nedeniyle bu yönde sağlık raporu düzenlendiğini belirtmiştir. A.A. ayrıca başvurucunun gözaltından çıkış raporunu kendisinin düzenlemediğini ifade etmiştir.

23. Savcılıkça 10/6/2017 tarihinde kimlikleri belirlenemeyen kolluk görevlileri hakkında zor kullanma yetkisinin aşılması, doktor ve sağlık görevlileri hakkında gerçeğe aykırı rapor düzenleme suçları nedeniyle yapılan soruşturma sonucunda kovuşturma yapılmamasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Tüm dosya kapsamından; müştekinin alınan ifadesinde yaralanmasının evinde gözaltına alınırken olduğunu, gözaltına bulunurken herhangi bir darp ve işkence olayına maruz kalmadığını, gözaltından çıktıktan sonra Bölge Hastanesi Acil Bölümünde doktorlara yaralanması ve gözündeki morluk bulunduğuna dair herhangi bir şey söylemediğini, arama el koyma ve yakalama tutanağında, müştekinin gözaltına direndiği, direncini kıracak kadar kademeli ve orantılı güç kullanıldığı, bu tutanakta müştekinin de imzasının bulunduğu, müştekinin alınan ifadesiyle tutanak içeriği birlikte değerlendirildiğinde müştekinin yaralanmasının, gözaltına alınırken göstermiş olduğu direnme neticesinde olduğu, gözaltında veya nezarethanede herhangi bir yaralanmaya maruz kalmadığı, alınan kurul raporunda herhangi bir yaralanmasının olmadığının belirtildiği, bu nedenle;

Şüphelilerin üzerilerine atılı suça konu olayda, suç ve suç unsuru oluşmaması ve delil yetersizliği nedeniyle kamu adına ayrı ayrı kovuşturmaya yer olmadığına,"

24. Başvurucunun Savcılık kararına itirazı, Hâkimlik tarafından 18/7/2017 tarihli kararla reddedilmiştir. Anılan karar, başvurucuya 28/7/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

25. Başvurucu 9/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

 (3) Kasten yaralama suçunun;

 ...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

 ...

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar."

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin Sözleşme'yle yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediğine ilişkin içtihatlarını da hatırlatmıştır (Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

30. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması beklenir ( Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35, 37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88, 90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 30).

31. AİHM, sağlıklı olarak gözaltına alınan bir kişinin serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olması hâlinde bu yaralanmanın nasıl oluştuğu konusunda geçerli bir açıklama getirmenin devletin yükümlülüğünde olduğunu belirtmiştir (Selmouni/Fransa, § 87). AİHM aynı prensibin özgürlerinden yoksun olan ve ceza infaz kurumu yönetiminin kontrol ve sorumluluğunda bulunan, ceza infaz kurumunda tutulan kişiler için de uygulanacağını belirtmektedir. AİHM'e göre ceza infaz kurumundaki bir kişi üzerinde fiziksel güce başvurulması -bu kişinin kendi eylemi kesinlikle gerekli kılmadığı sürece- insan onuruna zarar verir ve prensip olarak Sözleşme'nin 3. maddesini ihlal eder (Satık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 31866/96, 10/10/2000, § 54).

32. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar; soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını, yetkili makamların titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucu; kolluk görevlileri tarafından darbedilmesine rağmen buna ilişkin soruşturmanın etkili yürütülmediğini iddia etmiştir. Bu kapsamda gözaltından çıktığı gün Savcılık ve Hâkimlikte darp olayını söylemesine ve sağlık raporu alınmasını talep etmesine rağmen hiçbir işlem yapılmadığını, yüzünde morluklar olmasına rağmen görmezden gelindiğini, şikâyetçi olarak ifadesine başvurulmadığını, şüphelilerin kimliklerinin tespit edilmediğini, kendisine şiddet uygulayan kolluk görevlilerini teşhis edebileceğini belirtmesine rağmen teşhis işleminin yapılmadığını, işkence suçundan şikâyetçi olmasına rağmen zor kullanma yetkisinin aşılması suçundan soruşturma yapıldığını, kamera görüntülerinin zamanında toplanmadığını, eşinin ve gözaltında bulunan diğer kişilerin tanıklıklarına başvurulmadığını ifade ederek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Bakanlık görüşünde, başvurucunun gözaltına alındığı sırada direndiği, görevli polis memurlarının başvurucunun direncini kıracak kadar kademeli ve orantılı güç kullandığı ve gözaltında veya nezarethanede herhangi bir fiziksel şiddete maruz kalmadığı tespit edilerek Savcılıkça kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bu bağlamda öncelikle başvurucunun şiddete maruz kaldığına yönelik iddiasının sağlık raporuyla desteklenmediğinden savunulabilir olmadığını, diğer taraftan iddiası savunulabilir olarak kabul edilse bile başvurucuya uygulanan orantılı gücün asgari eşiği aşmadığını ve usul yükümlülüklerinin yerine getirildiğini belirtmiştir.

36. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru formunda dile getirdiği hususları yinelemiş, ayrıca defalarca talep edilmesi rağmen olayın hemen ardından sağlık raporlarının Savcılıkça aldırılmadığını beyan ederek kötü muamele yasağının esas ve usul boyutuyla ihlâl edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

37. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

38. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

40. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

41. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

42. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

43. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına soruşturma yapılmamış olması veya yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer, resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi, bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

44. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın vücut bütünlüğüne yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).

45. AİHM kararlarında bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında sorunların ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 94).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

46. Başvurucu, yakalanması esnasında ve gözaltı süresince sözlü ve fiilî şiddete maruz kalmasına rağmen bu durumun sağlık raporlarıyla ortaya konulmaması nedeniyle kolluk görevlileri ile kendisini muayene etmeden rapor tanzim eden doktorlar hakkında Savcılığa 25/1/2017 tarihinde şikâyette bulunmuş, hakkında yeniden sağlık raporu alınmasını talep etmiştir. Savcılıkça işlem yapılmaması nedeniyle başvurucu bu kez tutuklanmaya sevk edildiği Hâkimlikte şikâyetini ve talebini yinelemiştir. Hâkimlikçe de bu hususta herhangi bir karar verilmemiştir.

47. Başvurucu, tutuklanmasının ardından ceza infaz kurumuna gönderildikten sonra 1/2/2017 tarihinde Savcılığa şikâyetini ileterek talebini yinelenmesine rağmen Savcılık tarafından bu aşamada soruşturmaya başlanmadığı ve başvurucunun talebiyle ilgili işlem yapılmadığı anlaşılmıştır.

48. Başvurucunun 14/2/2017 tarihinde Savcılığa üçüncü kez başvurarak kolluk görevlileri ve doktorlar hakkında şikâyetçi olması üzerine Savcılıkça soruşturma başlatılmıştır.

49. Bireylerin kötü muameleye maruz kaldıklarına ilişkin savunulabilir iddialarının bulunması hâlinde etkili soruşturma yapılması hususunda meşru beklentilerinin varlığı kabul edilmektedir. Buna göre başvurucunun kolluk görevlilerince darbedildiği iddiası, gözaltı esnasında alınan sağlık raporlarıyla doğrulanmamış ise de söz konusu raporların usulüne uygun düzenlenmediğine yönelik iddiasıyla birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun şikâyetinin savunulabilir olduğundan bahsetmek mümkündür. Kaldı ki başvurucunun gözaltından çıkarıldıktan sonraki zaman diliminde çekildiği ileri sürülen ve soruşturma ile bireysel başvuru dosyasına sunulan fotoğraflardan anlaşıldığı kadarıyla başvurucunun yüzünde gözle görülür düzeyde birtakım yaralanmaların olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla sunulan bu kanıt, başvurucunun iddialarını savunulabilir kılacak düzeye taşımaktadır. Bu durumda başvurucunun etkili soruşturma beklentisi meşru kabul edilmelidir.

50. Kötü muamele yasağı çerçevesinde bireyi kamu görevlilerinin hukuka aykırı kuvvet kullanımına karşı korumak maksadıyla güvence altına alınan etkili bir soruşturmanın varlığından söz edilebilmesi için her şeyden önce soruşturma makamlarının derhâl ve resen harekete geçerek tarafsız bir biçimde maddi gerçeğe ulaşma çabası içinde olması gerekmektedir. Derhâl hareket etme yükümlülüğünün ihlal edilmesi, aynı zamanda delillerin kaybolmasına neden olup olayın aydınlatılmasını zorlaştırabilir.

51. Somut olayda gözaltından çıkarıldığı 25/1/2017 tarihinden itibaren başvurucunun kolluk ve sağlık görevlileri hakkındaki şikâyetiyle ilgili soruşturma ancak 14/2/2017 tarihinde başlatılmıştır. Suç ihbarı niteliğindeki yargı makamında dile getirilen iddiaları da dikkate alındığında başvurucunun dördüncü kez (üç kez Savcılık, bir kez sorgu Hâkimliği), olaydan yaklaşık bir ay sonraki başvurusu üzerine soruşturmaya başlandığı saptanmıştır. Bu durumda Savcılığın üzerine düşen özen yükümlülüğü çerçevesinde makul süre içinde soruşturmaya başladığını söylemek mümkün değildir.

52. Diğer taraftan soruşturmaya makul sürede başlanmaması bir kısım delilin kaybolmasıyla sonuçlanmıştır. Bu kapsamda olaydan iki ay sonra Savcılık tarafından incelenmek üzere istenen, başvurucunun gözaltında tutulduğu nezarethaneye ait görüntüler ile sağlık raporu alınması amacıyla götürüldüğü hastanenin kamera kayıtları, söz konusu kayıtların muhafazasına ilişkin sürelerin dolmuş olması nedeniyle temin edilememiştir.

53. Ayrıca başvurucu, gözaltı süresince alınan sağlık raporlarının gerçeğe aykırı düzenlendiğini iddia ederek doktorlar hakkında da şikâyette bulunmuştur. Savcılık tarafından başvurucu yeniden sağlık raporu alınmak üzere Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiş ise de olaydan yaklaşık iki ay sonra yapılan muayenelerde fiziki bulgulara rastlanmadığı tespit edilmiş, aradan geçen bu süre zarfında başvurucuda var olduğu iddia edilen bazı bulguların kaybolup kaybolmadığı değerlendirilememiştir. Dolayısıyla başvurucunun yüzünde yaralanma bulguları olduğunu iddia ettiği tarihte yeniden sağlık raporu alınması talebinin Savcılıkça kabul görmeyişi, gözaltı süresince başvurucu hakkındaki alınan raporların içeriği konusunda tereddüde yol açmıştır.

54. Yakalanan veya gözaltına alınan kişilerin kötü muameleye maruz kalıp kalmadığının tespiti amacıyla alınan sağlık raporları, bu hususta bir şikâyet bulunması hâlinde değerlendirmeye esas oluşturacak en önemli kanıtlardan biri olmakla birlikte devletin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki yükümlülüğüne aykırı davranmadığını ispatlayabileceği nitelikte bir belgedir. Üçüncü kişi konumunda bulunan doktorlar tarafından -iddia ve savunmadan bağımsız bir şekilde- gözleme dayalı bulguların tespit edilmesi suretiyle olaydan hemen sonra hazırlanan raporlar, maddi gerçeğe ulaşmayı sağlayan en önemli araçtır (Salih Şahin, B. No: 2016/13964, 28/1/2020, § 85).

55. Bu kapsamda başvurucunun gözaltında bulunduğu sürede hakkında sağlık raporları düzenleyen doktor A.A., başvurucunun ağız çevresinde şişlik tespit etmiş ancak başvurucunun darbedilmediğini beyan etmesi üzerine darp ve cebir izi bulunmadığına yönelik sağlık raporu hazırlamış, bu arada genel muayenesini de yaptığını belirtmiştir. Doktor A.A.nın ifadesi ile soruşturma dosyasında bulunan başvurucuya ait fotoğrafların çeliştiği gözlemlenmiş olup bu çelişkinin soruşturma makamlarınca giderilmemesi ayrıca dikkate değer görülmüştür.

56. Öte yandan etkili soruşturmanın bir diğer unsuru, şikâyetçinin soruşturmaya etkin katılımının sağlanmasıdır. Başvurucunun şikâyetinin tespiti, aynı zamanda sunacağı ve olayın aydınlatılmasını sağlayacağı değerlendirilen delillerin toplanmasına katkı sağlamak bakımından büyük öneme sahiptir. Somut olayda başvurucunun Savcılık tarafından dinlenmediği ve bu bağlamda delillerinin tespit edilmediği anlaşılmaktadır. Özellikle kendisini darbettiğini iddia ettiği kolluk görevlilerini teşhis edebileceğini belirten başvurucunun soruşturmaya etkin katılımın sağlanmamasının soruşturmayı doğrudan etkilediği değerlendirilmiştir.

57. Savcılık, şikâyet konusu olayla ilgili kolluk veya sağlık görevlilerinin kimliklerini tespit etmeden soruşturmayı tamamlamıştır. Bu doğrultuda hakkında şikâyetçi olunan doktor A.A.nın sadece kolluk vasıtasıyla bilgi sahibi olarak beyanı alınmakla yetinilmiş, hakkında şikâyetçi olunan kolluk görevlilerinin kimliklerinin tespiti amacıyla herhangi bir yazışma yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu darbedilme olayına, kendisiyle birlikte gözaltına alınan kişiler ile eşinin tanık olduğunu beyan etmesine ve bu kişilerin dinlenilmesini talep etmesine rağmen Savcılık tarafından bu kişiler dâhil olmak üzere hiçbir tanık dinlenmemiştir. Dolayısıyla soruşturma makamlarının maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla yeterli çaba göstermediği sonucuna ulaşılmıştır.

58. Delillerin eksik toplanıp toplanmama meselesi kadar toplanan delillerin analizlerinin nesnel olarak yapılıp yapılmaması hususu da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun teşkil edebilmektedir.

59. Kolluk tarafından başvurucunun gözaltına alınırken direnmesi sebebiyle güç kullanıldığı Savcılıkça kabul edilmiştir. Bu durumda kullanılan gücün orantılı olup olmadığı veya zor kullanma yetkisinin aşılarak başvurucunun darbedilip edilmediği soruşturma dosyasındaki eksiklikler nedeniyle değerlendirilememiştir. Her ne kadar kullanılan gücün orantılı olduğu kanaatine soruşturma makamlarınca ulaşılmış ise de mevcut eksiklikler nedeniyle söz konusu kanaate delillerin nesnel analizi sonucu ulaşıldığını söylemek güçtür.

60. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

61. Yukarıda belirtilen tespitler doğrultusunda soruşturmadaki eksiklikler nedeniyle başvurucunun şikâyetine konu ettiği hukuka aykırı güç kullanımı ve sözlü şiddetin gerçekleşme koşulları konusunda yeterli veri bulunmadığı -özellikle başvurucu hakkındaki darp izi olmadığını belirten sağlık raporları ile başvurucu tarafından gözaltından çıkarıldığında çekildiği iddia edilen fotoğraflar arasındaki çelişki nazara alındığında- bu aşamada olguların gerçekliği konusunda kanaat oluşmadığından kötü muamele yasağının maddi boyutu itibarıyla bir inceleme yapılmasına olanak bulunmadığı değerlendirilmiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

63. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden soruşturma yapılması ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

64. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

65. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

66. Başvuruda, kolluk güçleri tarafından orantısız güç kullanılmasına yönelik etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Kötü muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin Cumhuriyet Başsavcılığının işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

67. Bu durumda kötü muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere Van Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

68. Öte yandan somut olayda kötü muamele yasağının ihlal edildiğinin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usule ilişkin boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Van Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Doğan Başak, B. No: 2017/32745, 3/11/2020, § …)
   
Başvuru Adı DOĞAN BAŞAK
Başvuru No 2017/32745
Başvuru Tarihi 9/8/2017
Karar Tarihi 3/11/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, yakalama ve gözaltında hukuka aykırı güç kullanımı ve buna ilişkin yapılan soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kötü muamele yasağı Kötü muamele etkili soruşturma (delillerin toplanmasında özensizlik) İhlal Manevi tazminat, Yeniden soruşturma

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 86
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 160
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi