Bireysel Başvuru Kararları

(İbrahim Bayat, B. No: 2017/39270, 10/3/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

İBRAHİM BAYAT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/39270)

 

Karar Tarihi: 10/3/2020

R.G. Tarih ve Sayı: 14/5/2020-31127

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

 

 

Burhan ÜSTÜN

 

 

Kadir ÖZKAYA

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Fatma Burcu NACAR YÜCE

Başvurucu

:

İbrahim BAYAT

Vekili

:

Av. Selim TUFANOĞLU

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/11/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Beyanına göre başvurucu 1/6/1990-20/6/2003 tarihleri arasında B.D. isimli şahsa ait işyerinde sigortasız olarak çalıştırılmıştır.

7. Başvurucu, anılan tarihler arasındaki çalışmasının kesintisiz olduğunu ve Sosyal Güvenlik Kurumuna işverence bildirimde bulunulmadığını belirterek hizmet tespit davası açmıştır.

8. İstanbul 7. İş Mahkemesi 20/2/2013 tarihli kararıyla komşu işyerinin tanıkları ve bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar vermiştir.

9. Hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (Daire) 27/12/2013 tarihli kararında eksik araştırma yapıldığı gerekçesiyle mahkeme kararını bozmuştur.

10. Sosyal güvenlik mahkemelerinin kurulmasıyla dava dosyası, İstanbul 22. İş Mahkemesine (Mahkeme) tevzi edilmiştir. Mahkeme, bozma ilamına uyarak yeniden yaptığı yargılama sonucu 20/10/2015 tarihli kararı ile 1/4/1992-20/6/2003 tarihleri arasında davalı işyerinde hizmet ilişkisi ile başvurucunun asgari ücretle çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar vererek davayı kısmen kabul etmiştir.

11. Hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir. Daire 12/4/2016 tarihli kararı ile bozma ilamına uyulmasına karşın bozma gereği yerine getirilmediğinden incelemenin hüküm kurmaya elverişli bulunmadığı gerekçesiyle mahkeme kararını bozmuştur.

12. Mahkeme, bozma üzerine dosyayı yeni bir esasa kaydetmiş ve 27/6/2016 tarihli Tensip Tutanağı ile taraflara duruşma gününü belirtir tebligat yapılmasına karar vermiştir. Yargıtay bozma ilamı ve duruşma gününü belirtir tebligat evrakı başvurucu vekiline 25/7/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu vekili ve davalı vekillerinin hazır olduğu ilk duruşma 17/11/2016 tarihinde yapılmıştır. Mahkemece bozma ilamına uyulup eksik belgelerin toplanmasına ilişkin ara kararı kurularak yeni duruşmanın 19/1/2017 günü saat 10.30'da yapılmasına karar verilmiştir.

14. Mahkeme 19/1/2017 tarihinde Duruşma Tutanağı'nda ''Davacı vekilinin önceki celse duruşmada hazır olduğu, duruşma saatinin 10.30 olduğu, şu anda saatin 11.30 olduğu mübaşir vasıtasıyla birçok kere çağrılmakla davacı ya da vekilinin gelmediği anlaşıldı.'' şeklinde tespit yaparak başvurucu vekilinin hazır olmadığını ve bu konuda mazeret de sunulmadığını belirtmiş, davalı tarafça takip edilmeyen dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir.

15. Davanın işlemden kaldırılması tarihi üzerinden üç ay geçtiğinden 20/4/2017 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Gerekçeli karar, başvurucu vekiline 3/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu vekili, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden gönderdiği 11/5/2017 tarihli dilekçe ile hükmü temyiz etmiştir. Başvurucu vekili, temyiz dilekçesinde özetle 19/1/2017 tarihli duruşma gününü aşırı yoğunluk nedeniyle sehven atladıklarını, UYAP üzerinden yapılan sorgulamada dosyanın işlemden kaldırıldığına ilişkin hiçbir kaydın sisteme işlenmediğinin görüldüğünü, davanın akıbetini zamanında öğrenemediğini ve yenileme işlemini yapamadıklarını, on yıldır takip ettikleri davayı kaybettiklerini, başvurucunun haklarının gasbedildiğini ileri sürmüştür.

17. Daire 12/10/2017 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararını yerinde görerek onamıştır.

18. Nihai karar, başvurucu vekiline 1/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu 23/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ''Tarafların duruşmaya gelmemesi, sonuçları ve davanın açılmamış sayılması'' kenar başlıklı 150. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

''(1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.

 (2) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez.

 (4) Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.

 (5) İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.

...

 (7) Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış

sayılır."

B. Uluslararası Hukuk

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36). Mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

22. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen (çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).

23. Ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 10/3/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; hizmet tespiti talebiyle açtığı davada masraf avansı olmasına rağmen son duruşma tutanağının kendisine tebliğ edilmediğini, bu durum nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, bunun sonucunda da hak kaybına neden olunduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine yönelik olup iddialar Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiştir.

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık ya da zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular, açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

28. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

29. Somut olayda hizmet tespit davasının takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle işlemden kaldırılıp üç aylık süresi içinde yenilenmediğinden açılmamış sayılmasına karar verilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu görülmektedir.

30. Mahkemeye erişim hakkına yapılan bu müdahalenin Anayasa'ya uygunluğundan söz edilebilmesi için Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanuna dayanma, meşru bir amaç taşıma ve ölçülü olma koşullarını sağlaması gerekmektedir.

31. Mahkemenin davanın açılmamış sayılması kararı 6100 sayılı Kanun'un 150. maddesine dayandığından müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu açıktır.

32. Davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hususu, tarafların üzerinde tasarruf yetkisine sahip olduğu davaların taraflarca takibinin sağlanarak uyuşmazlıkların az bir masrafla ve mümkün olan en kısa sürede çözümü amacıyla yapılmış bir düzenlemedir. Yargılamaların makul süre içinde tamamlanmasını hedeflemesi itibarıyla da anayasal açıdan meşru bir amaca dayalıdır (Halil Güler, B. No: 2015/11002, 3/7/2018, § 37).

33. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi uyarınca anılan sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen hukuki veya fiilî sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

34. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

35. Ölçülülük ilkesi öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38). Müdahalenin ölçülülüğü değerlendirilirken ilgili yasal düzenlemelerle birlikte somut olayın koşulları ve başvurucunun tutumu da gözönünde bulundurulmalıdır (Ahmet Ersoy ve diğerleri, B. No: 2014/4212, 5/4/2017, § 50).

36. Somut olayda başvurucu tarafından hizmet tespit istemiyle açılan davada Dairenin 12/4/2016 tarihli bozma ilamı sonrası başvurucu vekilinin de hazır bulunduğu 17/11/2016 tarihli ilk duruşmada, yeni duruşmanın 19/1/2017 günü saat 10.30'da yapılmasına karar verilmiştir.

37. Mahkemece 19/1/2017 tarihinde yapılan duruşmada, taraflarca takip edilmeyen davanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Bu aşamadan sonra kanunda öngörülen üç aylık sürenin geçmesi beklenmiş, yenileme talebi olmaması nedeniyle 20/4/2017 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

38. Yargıtay da başvurucunun temyizi üzerine ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı usul ve yasaya uygun bularak onamıştır.

39. Başvurucu; dosyada avans olmasına rağmen dosyanın işlemden kaldırılmasına dair kararın verildiği Duruşma Tutanağı'nın kendisine tebliğ edilmediğini, bu şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin anayasal haklarını zedelediğini ileri sürmektedir. Başvuru konusu olayda değerlendirilmesi gereken mesele, Mahkemenin uygulaması doğrultusunda duruşma günün kendisine tebliğ edilmemesinin sonuçlarına katlanmasının başvurucu üzerinde ağır bir yüke neden olup olmadığının tespitinden ibarettir.

40. Somut olayda başvurucunun 17/11/2016 tarihli duruşmaya vekili aracılığıyla iştirak ettiği, dolayısıyla dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilen 19/1/2017 tarihli duruşmadan haberdar olduğu, başvurucunun duruşmaya katılmaması ya da usulüne uygun mazeret bildirilmemesi hâlinde usul hukuku hükümlerine göre ne gibi sonuçlar ortaya çıkabileceğini öngörebilecek durumda bulunduğu, ayrıca Mahkemenin taraflarca takip edilmeyen dosyanın işlemden kaldırılmasına ilişkin duruşma tutanağını davacıya tebliğ etmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir yükümlülüğünün bulunmadığının açık olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun ilk derece mahkemesinin dosyayı işlemden kaldırmasından sonra üç aylık yenileme süresi içinde dosyanın tekrar işleme alınmasını sağlaması mümkün olduğu hâlde bu yöndeki sorumluluğunu yerine getirmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla Mahkemece bu şekilde karar verilmesinin başvurucunun mahkemeye erişimini aşırı derecede zorlaştırmadığı, yapılan müdahalenin ölçülü olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre şikâyete konu yargılama işlemlerinde mahkemeye erişim hakkı yönünden bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucu, bireysel başvuru konusu yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

44. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

45. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

46. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

47. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 10/3/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(İbrahim Bayat, B. No: 2017/39270, 10/3/2020, § …)
   
Başvuru Adı İBRAHİM BAYAT
Başvuru No 2017/39270
Başvuru Tarihi 23/11/2017
Karar Tarihi 10/3/2020
Resmi Gazete Tarihi 14/5/2020 - 31127

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mahkemeye erişim hakkı Mahkemeye erişim hakkına ilişkin özelleştirilmemiş müdahale iddiaları Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Makul sürede yargılanma hakkı Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin özelleştirilmemiş müdahale iddiaları Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu 150
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi Grafik - Web Tasarım | 2020