TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ÖZDERİCİ İNŞAAT SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/10330)
Karar Tarihi: 28/5/2019
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör
Fatma Burcu NACAR YÜCE
Başvurucu
Özderici İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili
Av. Yıldırım KESER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, uyuşmazlığın bedeli temyiz sınırının üzerinde olmasına karşın kesin nitelikte karar verilerek temyiz hakkının elinden alınması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının; davacı ile benzer durumda iş akdi feshedilen kişilerin yargılamada tanık olarak dinlenmesi suretiyle hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/4/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, inşaat işleriyle iştigal eden bir limited şirkettir.
7. Başvurucunun yüklenicisi olduğu bir konut projesinde O.D. isimli şahıs 4/5/2011 ile 2015 yılı Ekim ayı arasında inşaat ustası olarak çalışmıştır.
8. Bu kişi, başvurucuya karşı İstanbul Anadolu 9. İş Mahkemesinde (Mahkeme) işçilik alacağından kaynaklanan alacak davası açmıştır. Dava ile 11.183,90 TL kıdem tazminatı, 6.678,40 TL ihbar tazminatı, 25.133,71 TL fazla çalışma ücreti, 2.092,20 TL ulusal bayram ve genel tatil ücreti, 7.787,66 TL hafta tatili ücreti, 250 TL ücret alacağı talep edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince dava değeri toplam 53.325,87 TL olarak belirtilmiştir.
9. Mahkeme 17/7/2017 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Mahkeme 11.183,90 TL kıdem tazminatı, 6.678,40 TL ihbar tazminatı, 158,96 TL ücret alacağı, 25.133,71 TL fazla çalışma ücreti, 2.092,20 TL ulusal bayram ve genel tatil ücreti, 7.787,66 TL hafta tatili ücreti alacağının başvurucudan alınarak davacıya ödenmesine karar vermiştir.
10. Buna göre ilk olarak davacı işçinin iş akdine davalı işverence haklı sebep olmaksızın son verildiği, davacının ihbar tazminatına hak kazandığı tespit edilmiştir. Mahkeme ayrıca fazla çalışmalarını, ulusal bayram ve genel tatiller ile hafta tatillerinde çalışmalarını ispatladığını ve hesaplanan miktardan %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini kabul etmiştir. Bunun yanında işverence davacıya ücretlerinin tam ve eksiksiz olarak ödendiği belgelenmediği ve ispatlanmadığından davalı tarafça ödendiği ispat edilemeyen ücret alacaklarının hüküm altına alınması gerektiği vurgulanmıştır. Mahkeme son olarak davalı işverenin davacı işçiye yıllık ücretli izinlerini tam ve eksiksiz kullandırdığını ispatlayamadığı gibi kullandırmadığı yıllık izinlerin ücretlerini tam ve eksiksiz olarak ödediğini ispatlayamadığını belirtmiştir.
11. Taraflarca karara karşı istinaf talebinde bulunulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi 8/3/2018 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararının bozularak ortadan kaldırılmasına karar vermiştir. Daire 11.183,90 TL kıdem tazminatı, 6.678,40 TL ihbar tazminatı, 158,96 TL ücret, 25.133,71 TL fazla çalışma ücreti, 797,05 TL genel tatil ücreti, 7.787,66 TL hafta tatili ücreti alacağına hükmetmiştir. Buna göre başvurucu aleyhine hükmedilen alacak miktarı toplam 51.739,68 TL'dir.
12. Daire; tanıkların yılbaşı tatili ve dinî bayram günlerinde çalışılmadığını, bu günler dışındaki genel tatil günlerinde mesai yapıldığını beyan ettiklerine işaret etmiştir. Ayrıca hükme esas alınan bilirkişi raporunda yılbaşı tatili dikkate alınmadan hesaplama yapılmakla birlikte dava dilekçesinde ücret kesintisi iddiası bulunmadığı gibi maktu ücret karşılığı çalışıldığının iddia edildiği gözetilerek hesaplamada 1 Ocak tarihi ile birlikte dinî bayram ve arife günleri de dışlanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne kesin olarak karar verilmiştir.
13. Nihai karar 22/3/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 2/4/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Kanun Hükümleri
14. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ''Temyiz edilebilen kararlar'' kenar başlıklı 361. maddesi olay tarihindeki şekliyle şöyledir:
''(1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz yoluna başvurulabilir.
(2) Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir."
15. 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun'un 31. maddesiyle, anılan maddenin birinci fıkrasında yer alan “bir ay” ibaresi “iki hafta” şeklinde değiştirilmiştir.
16. 6100 sayılı Kanun’un ''Temyiz edilemeyen kararlar'' kenar başlıklı 362. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
''(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:
a) Miktar veya değeri yirmi beş bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.
...
(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, yirmi beş bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü yirmibeşbin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir.''
17. 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile ikinci fıkrasında yer alan “yirmibeşbin” ibareleri “kırk bin” şeklinde değiştirilmiştir.
18. 18/6/2009 tarihli ve 5910 sayılı Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 346. maddesinin ''İstinaf dilekçesinin reddi'' kenar başlıklı 346. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
''(1) İstinaf dilekçesi, kanuni süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344 üncü maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder.
(2) Bu ret kararına karşı tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar.''
19. 6100 sayılı Kanun’un 366. maddesinin ''Kıyas yoluyla uygulanacak hükümler '' kenar başlıklı 346. maddesi şöyledir:
''(1) Bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ 349 ve 352 nci maddeleri hükümleri, temyizde de kıyas yoluyla uygulanır.''
20. 11/11/2017 tarihli ve 30237 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin (Sıra No: 484) ilgili kısımları şöyledir:
"Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrasında “Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dâhil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Türkiye İstatistik Kurumunun Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile ilan edilir.” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm uyarınca yeniden değerleme oranı 2017 yılı için % 14,47 (ondört virgül kırkyedi) olarak tespit edilmiştir.
Tebliğ olunur."
B. Yargıtay Kararları
21. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 19/1/2017 tarihli ve E.2016/32610, K.2017/557 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"
DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Mahkemece, davalının temyiz istemi hakkında, 17.10.2016 tarihli ek karar ile temyiz isteminin kesinlik sınırının altında kaldığından temyizin reddi kararı verilmiş, davalı bu kararı süresinde temyiz etmiştir. Dosya içeriğinden, mahkemenin bozma aşamasından sonra yaptığı yargılama ile davacı tarafın menfi tespit davasının kabulüne karar verdiği, iptal konusu olan senet miktarının 31.775,04 TL olmakla davalının temyiz konusu yaptığı alacak miktarının kesinlik sınırının üzerinde olduğu anlaşıldığından davalının temyizinin reddi doğru değildir. Mahkemenin 17.10.2016 tarihli temyiz isteğinin reddine ilişkin kararının bozularak ortadan kaldırılmasına karar verildi.
...''
22. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 28/11/2018 tarihli ve E.2016/6245, K.2018/8364 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
'' Mahkemece, davanın davalı Hazine ve davalı Fazlıca Köyü Tüzel Kişiliği yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı Balıkesir Valiliği İl Mera Komisyonu yönünden dava şartı oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, 14.11.2014 tarihinde davacı asile tebliğ edilmiş, davacı vekili hükmü 02.12.2014 tarihinde temyiz edilmiştir. Mahkemece, 05.06.2015 tarihinde temyizin süresinden sonra yapıldığı gerekçesi ile "temyiz talebinin süre yönünden reddine" karar verilmiş, bu ek kararın 04.08.2015 tarihinde davacı vekiline tebliği üzerine, davacı vekili tarafından 10.08.2015 tarihinde temyiz edilmiştir.
Dava, mera komisyonu kararının iptali isteğine ilişkindir.
1- Hukuki nitelikleri itibariyle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olan meralar özel mülkiyete konu olamazlar. Bu nedenle de mülkiyeti devlete ait olan yerlere ilişkin davayı Hazine açabileceği gibi meraların sınırları içinde bulunduğu ve yararlanma hakkı olan köy tüzel kişilikleri ve belediyelerin de dava açma hakları vardır. Somut olayda, gerçek kişi davacının bu davayı açma ehliyeti bulunmadığından sonucu itibariyle doğru olan mahkeme kararının gerekçesinin bu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 28/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu; dava değerinin temyiz sınırının üzerinde olmasına karşın kesin nitelikte karar verilerek temyiz hakkının elinden alındığını belirterek etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
25. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun istinaf kararının temyiz edilmemesi nedeniyle Anayasa'nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyette bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak başvurucunun şikâyetinin özü Bölge Adliye Mahkemesi kararının miktar itibarıyla temyize tabi bir karar ile ilgili verilen kararın kesin olması nedeniyle temyiz isteğinin esastan incelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddiası ilgili olduğu mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
27. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).
28. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir başvuru yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
29. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi için öncelikle hukuk sisteminde, hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici bir vasıf taşımayan veya ölçülü olmayan birtakım şekli koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39).
30. Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesi kararına konu olan uyuşmazlık miktarının (51.739,68 TL) temyiz incelemesi için öngörülen yasal sınırın (2018 yılı için 47.530 TL) üzerinde olmasına rağmen kararın kesin olarak verildiğini belirtmiştir.
31. Bununla birlikte kararın temyize tabi olduğunu düşünen başvurucunun 6100 sayılı Kanun'un 366. maddesi yollamasıyla 346. maddesine göre Bölge Adliye Mahkemesince kesin olarak verilen kararla ilgili temyiz dilekçesi verme hakkı mevcut olup bu dilekçesinin reddi hâlinde ret kararına karşı temyiz yoluna başvurabilmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay da kararın temyize tabi olduğunu tespit ettiğinde dilekçenin reddi kararını kaldırarak esas yönünden inceleme yapabilmektedir (bkz. §§ 14, 15).
32. Somut olayda başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesince kesin olarak verilen karara karşı aksi iddiayla temyiz yoluna başvurma imkânı olmasına rağmen ihlal iddialarını doğrudan bireysel başvuruda dile getirmiştir. Dolayısıyla başvuruya konu ihlal iddiasını giderebilecek yukarıda değinilen hukuk yolları tüketilmeden bireysel başvuruya konu yapılabilmesi mümkün bulunmamaktadır.
33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
34. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
35. Bireysel başvuru sonrasında, 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
36. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Komisyon) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
37. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.
38. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
39. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
41. Başvurucu, yargılama aşamasında davacı ile benzer durumda iş akdi feshedilen kişilerin yargılamada tanık olarak dinlenmesi suretiyle aleyhine hukuka aykırı karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
42. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
43. Somut olayda başvurucunun bu yöndeki itirazlarını temyiz aşamasında ileri sürmediği saptanmıştır. Bu durumda başvurucunun başvuru yollarını usulüne uygun olarak tüketerek bireysel başvuruda bulunduğunu söylemek mümkün değildir.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Diğer ihlal iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi, nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 28/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.