logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ekrem Sevim, B. No: 2018/10489, 10/5/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

EKREM SEVİM BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/10489)

 

Karar Tarihi: 10/5/2022

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Kamber Ozan TUTAL

Başvurucu

:

Ekrem SEVİM

Vekili

:

Av. Ekrem TAŞKİN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, icra dairesince gerçekleştirilen açık artırma ile satın alınan aracın kaydı üzerine ihale öncesi işlenen bir suçla bağlantılı olarak müsadere şerhi işlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Kâtip olarak görev yapan başvurucu, 1981 doğumlu olup Batman'da ikamet etmektedir.

A. Aracın Müsaderesine, Haciz Yoluyla Satışına ve Tesciline İlişkin Süreç

6. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı 23/1/2007 tarihli iddianamesinde; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediklerinden şüphelilerin cezalandırılmasını, şüphelilerin suçta kullandıkları ve hâlen Batman İl Emniyet Müdürlüğü (Emniyet Müdürlüğü) otoparkında muhafaza altında bulunan şüpheli C.Y.ye ait 2007 model, Fiat Doblo marka, 72 DF 051 plakalı aracın (başvuruya konu araç) müsaderesine karar verilmesini talep etmiştir.

7. Bu arada sanık C.Y. aleyhine bir banka tarafından rehnin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan icra takibinin kesinleşmesi üzerine Batman 1. İcra Dairesince (İcra Dairesi) 27/3/2007 araç üzerine haciz konulmuş ve 15/10/2007 tarihinde araç fiilen haczedilmiştir.

8. Ceza davasına bakan Batman 1. Asliye Ceza Mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi) 30/7/2008 tarihinde ihtiyati tedbir kararı vererek aracın trafik sicil kaydına satılamaz ve devredilemez şerhi konulmasına karar vermiştir. Emniyet Müdürlüğü 4/8/2008 tarihinde araca tedbir şerhi koymuştur. Asliye Ceza Mahkemesi 7/10/2008 tarihinde, bir kısım sanıkların atılı suçu işledikleri sabit olduğundan hapis cezası ile cezalandırılmalarına hükmetmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi ayrıca, cezalandırılan sanık C.Y.ye ait aracın suçta kullanıldığını belirterek 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca müsaderesine karar vermiştir. Sanıklar kararı temyiz etmiştir.

9. İcra Dairesi 30/1/2009 tarihinde haczedilen aracın satışına karar vermiştir. Aracın satışına ilişkin açık artırma şartnamesi ve tutanağından araç hakkındaki şerh ve müsadere kararına ilişkin herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir. Araç 13/3/2009 tarihinde gerçekleştirilen açık arttırma sonucu 8.500 TL karşılığında başvurucuya satılmıştır. İcra Dairesi 23/3/2009 tarihinde ihalenin kesinleştiğini belirterek ihale konusu aracın trafik kaydında bulunan tüm rehin ve haciz takyidatlarının kaldırılarak başvurucu adına tescil edilmesini Emniyet Müdürlüğünden istemiştir. Başvurucu aynı tarihte aracın kendisine teslim edildiğini belirtmiştir.

10. Emniyet Müdürlüğü 2/4/2009 tarihli yazısında başvurucu adına tescil yapılması için satışa konu araç üzerinde bulunan tüm haciz ve rehinlerin kaldırıldığını açıklamıştır. Bununla birlikte Emniyet Müdürlüğü, Asliye Ceza Mahkemesinin 30/7/2008 tarihli kararı gereğince araç üzerinde bulunan ihtiyati tedbir şerhinin kaldırılarak başvurucu adına tescilin gerçekleştirilmesinin sakıncalı olup olmadığının bildirilmesini İcra Dairesinden talep etmiştir.

11. Başvurucu 3/4/2009 tarihinde tedbirin kaldırılmamasını şikâyet etmiştir. Batman İcra Hukuk Mahkemesi 6/4/2009 tarihinde ihtiyati tedbirin satışa engel olamayacağı gerekçesiyle şikâyeti kabul etmiş ve aracın başvurucu adına tescili için İcra Dairesince yeniden Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar vermiştir. İcra Dairesi 8/4/2009 tarihinde aracın başvurucu adına tescili için yeniden müzekkere yazmıştır. Emniyet Müdürlüğü 13/4/2009 tarihinde, Asliye Ceza Mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılması mümkün olmadığından tescilin yapılamadığını açıklamıştır.

12. Başvurucu 31/7/2009 tarihinde ihale şartnamesinde şerhin gösterilmediğini ve şerhin cebri icra yoluyla satışı engelleyecek nitelikte olmadığını belirterek aracın kendi adına tescil edilmesinde sakınca bulunmadığının Emniyet Müdürlüğüne bildirilmesini Asliye Ceza Mahkemesinden talep etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi 3/8/2009 tarihinde Emniyet Müdürlüğüne hitaben yazdığı müzekkerede araç kaydına konulan ihtiyati tedbir şerhi sonrasında müsadere kararı verildiğini, bununla birlikte müsadere kararı henüz kesinleşmediğinden aracın başvurucu adına tescilinde herhangi bir sakınca bulunmadığını açıklamıştır. Bunun üzerine araç 4/8/2009 tarihinde başvurucu adına tescil edilmiştir.

13. Yargıtay 14. Ceza Dairesi 25/3/2013 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi kararını onamıştır. Asliye Ceza Mahkemesi 18/1/2014 tarihinde, kesinleşen karar gereğince aracın müsaderesine karar verildiğini muhabere bürosuna ilamın infazı amacıyla bildirmiştir. Araç kayıt bilgilerine göre Emniyet Müdürlüğünce 22/1/2014 tarihinde aracın trafik sicil kaydına müsadere şerhinin işlendiği anlaşılmaktadır.

B. Başvuruya Konu Tazminat Davası Süreci

14. Başvurucu 29/1/2016 tarihinde Bakanlık aleyhine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000 TL talepli bir dava açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; icra yoluyla satış yapılması nedeniyle üzerindeki tüm takdiyatlar kaldırılarak aracın tescil edilmesi gerektiğini, buna karşı davalının satış sözleşmesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini belirtmiştir. Aracı aldığından itibaren hukuki sorunlarla uğraşmak zorunda kaldığını ifade eden başvurucu, müsadere şerhi nedeniyle aracından faydalanamadığını ve aracını satamadığını iddia etmiştir. Başvurucu 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun zapttan ve ayıptan sorumluluk hükümleri kapsamında zararlarının karşılanmasını istemiştir. Başvurucu ayrıca araç üzerindeki yakalama kararının kaldırılmasını, aracın yediemin sıfatıyla kendisine bırakılmasını ve ihale ile diğer resmî masraflarının iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

15. Batman 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Hukuk Mahkemesi) 19/4/2017 tarihinde davayı reddetmiştir. Hukuk Mahkemesi kararın gerekçesinde; aracın lehe tescilinin hiç gerçekleşmemiş olması karşısında ayıptan sorumluluk hükümlerinin değil tam zapt hükümlerinin gündeme gelebileceğini ifade etmiştir. Hukuk Mahkemesi, cebri icra yoluyla gerçekleştirilen satışlarda zapt hükümlerinin de doğrudan doğruya uygulama alanı bulamayacağını ve ayrıca tescilin gerçekleşmemesinde davalının herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirtmiştir. Son olarak Hukuk Mahkemesi, sözleşmeden dönme koşulları oluşmadığından menfi zararın tazmininin de istenemeyeceğini açıklamıştır.

16. Emniyet Müdürlüğü 20/12/2017 tarihinde başvurucuya ait aracı yakalamış ve otoparkta muhafaza altına almıştır.

17. Başvurucu 13/4/2018 tarihinde istinaf başvurusunda bulunmuştur. Başvurucu istinaf dilekçesinde; ihale yoluyla edindiği aracın uzun bir süre tescilinin gerçekleştirilmediğini, kaldırılmış olan müsadereye ilişkin tedbir şerhinin Asliye Ceza Mahkemesinin kararının kesinleşmesi üzerine trafik sicile yeniden işlendiğini ifade etmiştir. Araç hakkında bir müsadere kararı olduğunu bilmediğini, ihale şartnamesinde bu hususun belirtilmediğini ve satış sözleşmesi gereğince üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini açıklayan başvurucu, buna karşılık satıcının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini iddia etmiştir.

18. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 31/1/2018 tarihinde istinaf başvurusunu esastan kesin olarak reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında; her ne kadar ayıba ve zapta karşı sorumluluk hükümleri kapsamında açılmışsa da davayı icra memurunun kusuru kapsamında inceleyeceğini açıklamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 5. maddesi gereğince icra memurunun kusurlu bulunması hâlinde Bakanlığın zarardan sorumlu tutulabileceğini ifade etmiştir. Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesi, İcra Dairesi işlemlerinin görünüşteki şekli gerçeğe uygun olduğunu ve icra takibinde icra memurlarına atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını belirtmiştir.

19. Nihai karar, başvurucuya 6/3/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 2004 sayılı Kanun’un "Sorumluluk" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır."

21. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Resmî belgelerle ispat" kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

 “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.

Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle bağlı değildir.”

22. 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Tescil belgesi alma zorunluluğu" kenar başlıklı 19. maddesinin ilk fıkrası şöyledir:

"Araç sahipleri araçlarını yönetmelikte belirtilen esaslara göre yetkili kuruluşa tescil ettirmek ve tescil belgesi almak zorundadırlar."

B. Uluslararası Hukuk

23. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Vedat Oğuz, B. No: 2018/35120, 15/9/2021, §§ 24-29.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Anayasa Mahkemesinin 10/5/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

25. Başvurucu; ihale yoluyla satın aldığı araç üzerindeki tüm takyidatlar kaldırılarak aracın tescili gerekirken müsadere kararına ilişkin şerhin trafik siciline işlenmiş olmasından yakınmaktadır. Başvurucu; açtığı davada derece mahkemelerinin hatalı hukuki nitelendirmede bulunduklarını, satıcı İcra Dairesinin sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve ayıplı mal sattığını iddia etmiştir. Başvurucu, ihale şartnamesinde araç hakkındaki şerh ve müsadere kararının belirtilmediğini ve kendisinin de bu konuda bir bilgisi olmadığını açıklamıştır. Uzun süredir ihalenin neden olduğu zorluklarla uğraştığını ve Bakanlık personelinden kaynaklanan hukuki sorunların bir türlü çözülemediğini belirten başvurucu, müsadere kararı nedeniyle aracın elinden alınma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve zararının giderilmediğini ifade etmiştir. Başvurucu bu gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde araç hakkındaki müsadere kararının ihale tarihinden önce verildiğinden ve ihale tarihinde müsadere kararının temyiz incelemesi aşamasında olduğundan başvurucunun bu ihtimaller dâhilinde aracı satın aldığının düşünülmesi gerektiğini açıklamıştır. Bakanlık, aracın mülkiyetini yitirme tehdidinin tek başına bir müdahale teşkil etmeyeceğini ve başvurucunun elindeki aracı hâlen kullandığından mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık, müsadere kararının kanuni dayanağının bulunduğu, meşru bir amaç taşıdığı ve ölçülü olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

27. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanında iddialarını yinelemiş; Bakanlık görüşüne katılmadığını açıklamıştır. İyi niyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu ifade eden başvurucu, başvuru formunda aracın elinden alınması tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladığını, bununla birlikte gelinen aşamada artık aracın yakalanarak muhafaza altına alındığını belirtmiştir.

B. Değerlendirme

28. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

29. Öncelikle ihale yoluyla yapılan satışa ilişkin idari işlem dolayısıyla idari yargıda tam yargı davası açılıp açılamayacağı değerlendirilmelidir. Vedat Oğuz kararında; suçla bağlantılı bir aracın icra yoluyla satışı nedeniyle meydana geldiği iddia edilen zararın tazmini istemiyle idare aleyhine tam yargı davasının başarılı olacağını gösteren somut bir veri tespit edilemediği ve bu dava yolunun tüketilmesi zorunluluğu bulunmadığı açıklanmıştır (Vedat Oğuz, §§ 37-39). Somut olayda da söz konusu karardan ayrılmayı gerektirir bir husus bulunmadığı değerlendirilmiştir.

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

31. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Somut olayda başvuruya konu aracın başvurucu adına trafik sicilinde kayıtlı olduğu anlaşıldığına göre Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün varlığında tereddüt bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 43, 44; Eyyüp Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 59-61; Vedat Oğuz, §§ 46-49).

32. Başvuruya konu olayda başvurucu icra makamınca gerçekleştirilen ihaleyi kazanmış ancak araç üzerindeki tedbir kararı sebebiyle tescil işlemleri uzamış ve sonunda şerh ile birlikte araç, başvurucu adına tescil edilebilmiştir. Başvurucunun açtığı sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilmediği iddiasına dayalı alacak davası reddedilmiştir. Sonraki süreçte ise kesinleşen ceza mahkemesi kararı üzerine başvurucuya ait araç yakalanarak muhafaza altına alınmıştır. Bu hâliyle başvurucuya müsadere riski bulunan bir aracın kamu makamlarınca satılması, aracın yakalanarak muhafaza altına alınması ve ortaya çıkan zararın giderilmemiş olmasına yönelik şikâyetlerin, devletin mülkiyet hakkının korunmasına yönelik pozitif yükümlülükleri kapsamında incelenmesini gerektiği değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Vedat Oğuz, § 42).

33. Somut olayda mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükler kapsamında değerlendirme yapılacağından başvurunun Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve mülkten barışçıl yararlanma hakkını düzenleyen genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

a. Genel İlkeler

34. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 44).

35. Ancak hemen belirtmek gerekir ki bazı durumlarda devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerinin birbirinden ayrılması da mümkün olamamaktadır. Üstelik devletin ister pozitif isterse de negatif yükümlülükleri söz konusu olsun, uygulanacak ilkeler de çoğunlukla önemli ölçüde benzeşmektedir (Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 70).

36. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulması durumunda bu müdahalenin malik üzerinde doğurduğu olumsuz sonuçların mümkünse eski hâle döndürülmesini, mümkün değilse malikin zarar ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Bu bağlamda hak ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki mekanizmaların öngörüleceği hususu devletin takdirindedir. Bu husus kural olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin tercih edilen idari veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde doğurduğu olumsuz etkilerin düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup olmadığı hususundaki denetim yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden önceki durumu tesis edici veya oluşan kayıpları giderici bir nitelik arz etmemesi durumunda mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler ihlal edilmiş olur (Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi, § 46).

37. İdarenin ölçülülük bağlamında iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekir (Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100).

38. Resmî ihale ile satılan aracın satışı sırasında araçta hukuki ve maddi ayıbın varlığı ile icra ve ihale sürecinin öncesine yönelik ve idareye izafe edilebilecek işlem, eylem ve eylemsizliklerin devletin pozitif yükümlülükleri ile ilişkili olduğu açıktır. Bir aracın trafik tescil kaydının doğru tutulması ve bu kayda güvenerek hareket eden iyi niyetli kişilerin mülkiyet hakkının korunması devletin pozitif yükümlülüğünün gereğidir (Vedat Oğuz, § 58). Anayasa'nın 35. maddesinde güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, kanuni dayanağı bulunan ve hukuka uygun olan müdahalelerde dahi mülk sahibinin menfaatini dengeleyici birtakım imkânların getirilmesini zorunlu kılmaktadır. Tazminat ödenmesi de bu imkânlar arasındadır (Vedat Oğuz, § 62).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

39. Başvuruya konu olayda başvurucu, İcra Dairesinin gerçekleştirdiği açık artırma şartnamesinde koşulları gösterilen araç satışına ilişkin ihaleyi kazanmış ve ihale bedelini ödemiştir. Trafik siciline tescil işlemi araç hakkında satılamaz ve devredilemez şerhi bulunduğundan bahisle yaklaşık beş ay yapılmamış, yapılan yazışmalar sonunda şerh ile birlikte araç başvurucu adına tescil edilmiştir. Müsadere tedbirini içeren Asliye Ceza Mahkemesi kararının kesinleşmesi üzerine başvurucuya ait araç yakalanarak kamu makamlarınca muhafaza altına alınmıştır. Başvurucunun üzerinde tedbir şerhi bulunan ve sonrasında da müsadere kararı verilen bir aracın satılmış olması nedeniyle uğramış olduğu zararın tazmini istemiyle Bakanlık aleyhine açtığı dava, olayda icra memuruna yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

40. Anayasa Mahkemesi, Vedat Oğuz başvurusunda icra müdürlüğü tarafından yapılan açık ihaleyle satın alınan aracın ihale öncesi işlenen bir suçla bağlantılı olarak herhangi bir bedel ödenmeden geri alınmasına ilişkin bir şikâyeti incelemiştir. Anılan başvuruda; kamu gücü yetkileriyle donatılan cebri icra organlarının bu görevini yerine getirirken alacaklı, borçlu ve hacizli malı satın alan tüm tarafların menfaatlerinin ve icra işlemine konu mülkün korunmasına yönelik birtakım tedbirler alması gerektiği açıklanmıştır (Vedat Oğuz, § 56).

41. Vedat Oğuz başvurusunda; aracın trafiğe tescili, muayenesi ve ihale aşamalarında yer alan kamu görevlilerinin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etmelerinin bekleneceği belirtilmiş ve başvurucunun kamu görevlilerinin yükümlülüklerine uygun hareket ettiklerine güvenerek ihaleye katıldığı ifade edilmiştir (Vedat Oğuz, § 60). Son olarak icra müdürlüğü görevlilerinin kusurunun bulunup bulunmadığı ile sınırlı bir değerlendirme sonucunda tazminat davasının reddedilmiş olmasının da zararın giderilmesi imkânından başvurucuyu yoksun bıraktığı açıklanmış, bu hâliyle başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği kabul edilerek mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Vedat Oğuz, §§ 63, 64).

42. Somut olayda İcra Dairesinin gerçekleştirdiği açık artırma şartnamesi ve tutanağı incelendiğinde araç üzerinde Asliye Ceza Mahkemesince verilen şerh ve müsadere kararının mevcudiyetine dair bir bilgiye rastlanmamıştır. Öte yandan başvurucunun ihalesine girdiği araç hakkında söz konusu satılamaz ve devredilemez şerhi ile müsadere kararını bildiği veya bilmesi gerektiği de kamu makamlarınca ortaya konulamamıştır. Açık artırma şartnamesinde gösterilen koşullar çerçevesinde katıldığı ihaleyi en yüksek pey sürerek başvurucu kazanmış, satış bedelini zamanında ve eksiksiz olarak icra dosyasına ödemiştir. İcra Dairesi de ihalenin kesinleştiğini belirtmiş ve tüm takyidatlar kaldırılarak aracın başvurucu adına tescilini Emniyet Müdürlüğünden istemiştir. Dolayısıyla ihale süreci ele alındığında başvurucunun özensiz bir tutum veya davranışının ya da başvurucuya atfedilebilir bir kusurun söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

43. Başvurucu ihaleyi kazanmış olmasına karşın aracın tescil işlemleri yaklaşık beş ay sürmüştür. Emniyet Müdürlüğü ilk başta araç hakkındaki ihtiyati tedbir kararı nedeniyle aracın başvurucu adına tescilden imtina ettiği görülmektedir. İcra Dairesinin aracın başvurucu adına tescil edilmesi gerektiğine yönelik yazıları, İcra Hukuk Mahkemesinin kararı ve sonrasında Asliye Ceza Mahkemesinin müzekkeresi üzerine araç başvurucu adına tescil edilebilmiştir. Bu hâliyle aracın ihalesinden tesciline kadar sürecin başvurucunun mülkiyet hakkının sağladığı yetkileri kullanmaktan yoksun bıraktığı açıktır. Kaldı ki müsadere kararının kesinleşmesi ile başvurucuya ait aracın yakalanarak kamu makamlarınca muhafaza altına alınması neticesinde başvurucu mülkü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

44. Kamu makamlarının üçüncü kişiye ait ve üzerinde şerh ve müsadere kararı bulunan bir aracı satmasının, müsadere tedbirinin sonuçları gözetildiğinde ihale alıcısının mülkiyet hakkı yönünden ciddi bir risk teşkil edeceği tartışmasızdır. Kamu makamlarının elinin altındaki imkânlar gözönüne alındığında ihaleye konu araç hakkındaki idarenin şerh ve müsadere kararını bilmesi gerektiği beklenmektedir. Başvurucunun benzer imkânlardan önemli derecede yoksun olduğu ve kamu makamlarına güvenerek ihaleye katıldığı vurgulanmalıdır.

45. İdarenin sadece icra satış memuruyla sınırlı olarak anlaşılmaması ve idarenin bir bütün olarak düşünülmesi gerektiği açıktır. Bu bağlamda kamu makamları arasındaki iletişimsizlikten veya ihmalden kaynaklandığı anlaşılan üzerinde şerh bulunan bir aracın İcra Dairesince takyitleri gösterilmeden satılmış olmasının doğurduğu hukuki sonuçların idare lehine yorumlanmamalıdır. Dolayısıyla tutum ve davranışları bir bütün olarak ele alındığında kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etmedikleri değerlendirilmiştir.

46. Müsadereye konu bir aracın ihale edilmiş olmasının yüklediği külfetin dengelemesi amacıyla pozitif yükümlülükler gereğince alınması zorunlu tedbirler kapsamında başvurucuya tazminat imkânın tanınıp tanınmadığı da incelenmelidir. Somut olayda başvurucunun açtığı tazminat davası icra dairesi ve icra memurlarına atfedilebilir bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Derece mahkemeleri başvurucunun davasını icra memurlarının kusurları kapsamında değerlendirmek suretiyle daraltıcı bir şekilde inceledikleri görülmektedir. Derece mahkemelerinin icra memurunun sorumluluğuyla sınırlı tutmaları sebebiyle başvurucunun varsa zararını ispatlama ve bunu tazmin ettirme imkânını ortadan kaldırılmıştır. Öte yandan trafik tescil kaydındaki takyidatın araştırılmamasının görevliler yönünden kusur olup olmayacağına ilişkin ilgili ve yeterli gerekçe gösterilmemiş ve İcra Dairesindeki görevlilerin bireysel kusuru bulunmasa dahi açık arttırma şartnamesi ve tutanağında şerh ve müsadere kararı belirtilmeden ihalenin gerçekleştirilmiş olmasının da idari işleyiş yönüyle kusur olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği bu davada tartışılmamıştır.

47. Sonuç olarak başvurucunun kamu makamlarınca gerçekleştirilen bir ihaleye katılarak ihaleyi kazanmış, buna karşın ihale şartnamesinde gösterilmeyen şerh ve müsadere kararı nedeniyle araç üzerindeki mülkiyet hakkının kullanımı kısıtlanmıştır. Bu hâliyle araç üzerindeki tasarruf yetkisinin önemli ölçüde kısıtlandığı gibi başvurucu uzun bir süre her an aracın müsadere edilmesi tehlikesi ile de karşı karşıya bırakılmış ve sonunda müsadere kararının kesinleşmesiyle araç yakalanarak muhafaza altına alınmıştır. Başvurucunun zararının tazmini istemiyle açılan dava ise bir bütün olarak idari işleyiş yönüyle kusur durumuna ilişkin bir inceleme yapılmaksızın yalnızca icra memurlarının kusurlu olup olmadığı çerçevesinde yapılan sınırlı bir değerlendirme sonucunda reddedilmiş ve başvurucu zararının giderilmesi imkânından yoksun kalmıştır. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatine varılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

49. Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesi ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

50. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

51. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2016/51, K.2017/182) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.794,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/5/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Ekrem Sevim, B. No: 2018/10489, 10/5/2022, § …)
   
Başvuru Adı EKREM SEVİM
Başvuru No 2018/10489
Başvuru Tarihi 3/4/2018
Karar Tarihi 10/5/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, icra dairesince gerçekleştirilen açık artırma ile satın alınan aracın kaydı üzerine ihale öncesi işlenen bir suçla bağlantılı olarak müsadere şerhi işlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı Mülkiyetin Korunması İhlal Yeniden yargılama

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2004 İcra ve İflas Kanunu 5
4721 Türk Medeni Kanunu 7
2918 Karayolları Trafik Kanunu 19
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi