logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Özden Tong ve diğerleri, B. No: 2018/24411, 10/5/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ÖZDEN TONG VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/24411)

 

Karar Tarihi: 10/5/2022

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucular

:

1. Özden TONG

 

 

2. Pelin ÇATIKKAŞ

Başvurucular Vekili

:

Av. Aykut TONG

 

 

3. Aykut TONG

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; Hazine aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davasında özenli inceleme yapılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/8/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucular Özden Tong, Pelin Çatıkkaş ve Aykut Tong sırasıyla 1955, 1978 ve 1974 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

A. Olayın Arka Planı

6. İstanbul ili Beykoz ilçesi Dereseki köyünde bulunan 97 parsel numaralı taşınmaz 1341 (1925) tarihli Osmanlı sened-i hakanisinde (Osmanlı senedi) Feyzullah kızı Tevhide Hanım adına kayıtlıdır. Anılan Osmanlı senedine göre taşınmaz, Tevhide'nin (1912 yılında) ölümüyle çocukları Mustafa Ağa ve Ayşe Hanım'a intikal etmiştir. Bilahare Mustafa'nın ölümüyle (1918 yılından önce) hisseleri çocukları Alişan, İbrahim, Mehmet ve Salih'e devrolunmuştur. Hazine tarafından 2007 yılında açılan (Aşağıda açıklanacaktır.) tapu iptali ve tescili davasıyla iptal edilmeden önce taşınmazın 63/576 hissesi tapuda Mehmet adına tescillidir.

7. İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen 29/3/1946 tarihli veraset belgesinden, Mustafa'nın oğlu Mehmet'in 24/4/1933 tarihinde öldüğü ve Ahmet Rasim, Kemalettin ve Fatma Mehdiye (Tong) isimli çocuklarının bulunduğu anlaşılmaktadır.

8. İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 27/2/1956 tarihli mirasçılık belgesinde, Tevhide'nin oğlu Mustafa Bayraktar'ın 50 yıl önce öldüğü, dört oğlundan biri olan Mehmet'in 24/4/1933 yılında öldüğü ve geriye kızı Fatma Mehdiye'yi bıraktığı belirtilmiştir.

9. İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesinin 14/9/1983 tarihli veraset belgesine göre Fatma Mehdiye Tong 9/7/1983 tarihinde dul olarak ölmüş ve mirasçı olarak geriye çocukları Şahin Tong ve Akdoğan Tong kalmıştır.

10. A.B. tarafından 2/4/2004 tarihinde hasımsız olarak yapılan istem üzerine İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2/12/2004 tarihli kararıyla Tevhide'nin alt soylarıyla ilgili olarak mirasçılık belgesi düzenlenmiştir. Söz konusu mirasçılık belgesine göre Tevhide'nin oğlu Mustafa öldüğünde geride çocukları Alişan Yıldırım, İbrahim Yıldırım, Mehmet Yıldırım ve Salih Yıldırım kalmıştır. Belgede, sadece Alişan'ın çocukları mirasçı olarak tespit edilmiş, diğer üç kardeşin kayıtlarına ulaşılamadığı için onların hisseleri de Alişan'ın çocuklarının uhdesine bırakılmıştır.

11. Hazine tarafından 2007 yılında Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) açılan davada ihtilaf konusu taşınmazın maliki olarak gözüken kişilerin (Ölü Kamil, Ölü Saniye, Ölü Havva, Ölü Alişan, Ölü İbrahim, Ölü Mehmet ve Ölü Salih) gaipliklerinin tespiti ile bu kişilerin hisselerinin iptal edilerek Hazine adına tesciline karar verilmesi talep edilmiştir. Anılan davada verilen 28/11/2007 tarihli kararla, belirtilen kişilerin gaipliğine ve bunlar adına tapuda kayıtlı olan hisselerin iptali ile Hazine adına tesciline hükmedilmiştir.

B. Mirasçılık Belgesinin İptali Davası

12. Üçüncü başvurucu, İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesince düzenlenen 2/12/2004 tarihli mirasçılık belgesinin iptali istemiyle 14/3/2014 tarihinde İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde veraset belgesine göre mirasçı olarak gözüken kişilere karşı dava açmıştır. Dava dilekçesinde 2/12/2004 tarihli mirasçılık belgesinin kendisinin haberi olmadan düzenlendiği ve hatalı olduğu ileri sürülmüştür.

13. Anılan Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 17/12/2015 tarihli raporda, başvurucular ile Tevhide arasında soy bağının mevcudiyetini gösteren nüfus kayıtlarının bulunmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte raporda, Osmanlı senedi ile 27/2/1956 ve 29/3/1946 tarihli mirasçılık belgelerinin incelenmesinden Tevhide oğlu Mustafa'nın oğlu Mehmet'in üç çocuğundan birinin Fatma Mehdiye Tong olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Raporda, nüfus kayıtlarına göre birinci başvurucunun eşi, ikinci ve üçüncü başvurucuların babası olan Akdoğan Tong'un Fatma Mehdiye'nin oğlu olduğu vurgulanmıştır. Raporda sonuç olarak başvurucuların Osmanlı senedinde belirtilen Tevhide'nin oğlu Mustafa'nın oğlu Mehmet'in alt soyları olduğu kanaati açıklanmıştır.

14. İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 11/10/2016 tarihinde davayı kabul ederek İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesince düzenlenen 2/12/2004 tarihli mirasçılık belgesinin iptali ile başvurucuların verasetinin tespitine karar vermiştir. Karar, kanun yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir.

C. Bireysel Başvuruya Konu Dava

15. Başvurucular 28/11/2007 tarihli gaiplik kararının iptali ile Hazine adına kayıtlı olun hisselerin iptal edilerek hisseleri oranında başvurucular adına tesciline karar verilmesi istemiyle 29/8/2012 tarihinde Mahkemede Hazine aleyhine dava açmıştır.

16. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi tarafından düzenlenen 3/6/2013 tarihli raporda, mirasçılık belgelerinin bir bütün olarak incelenmesinden gaipliğine karar verilerek adına olan tapu kaydı iptal edilen ölü Mehmet'in Mustafa Bayraktar'ın 24/4/1933 tarihinde ölen oğlu Mehmet olduğu, başvurucuların ise Mehmet'in 9/7/1983 yılında ölen kızı Fatma Methiye Tong'un oğlu Akdoğan Tong'un eşi ve çocukları olduğu kanaatine varıldığı açıklanmıştır.

17. Mahkeme 23/10/2013 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucuların gaiplik kararının iptalini talep etmekte hukuki yararının bulunduğu ancak hakkında gaiplik kararı alınan Mehmet'in mirasçıları olduklarını inandırıcı delillerle ispat edemedikleri belirtilmiştir. Kararda, veraset ilamlarında geçen isim benzerliklerinden öteye bir bağ kuramaması sebebiyle bilirkişi raporlarının hükme esas alınmasının mümkün olmadığı vurgulanmıştır.

18. Başvurucular bu karara kaşı temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, 3/6/2013 tarihli bilirkişi raporunda gaibin öldüğünün sabit olduğu belirtildiği hâlde buna itibar edilmemesinden yakınılmıştır. Temyiz dilekçesinde; dosyaya sunulan mirasçılık belgelerini incelendiğinde taşınmazın maliki olarak gözüken Mehmet'in kendi murisleri olduğunun açıkça anlaşıldığı, Mahkemenin bunları incelemeden davayı reddettiği belirtilmiştir.

19. Başvurucular, Yargıtay 1. Hukuk Dairesine (Daire) sundukları 26/6/2016 dilekçeyle, İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/10/2016 tarihli kararıyla İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesince düzenlenen 2/12/2004 tarihli mirasçılık belgesinin iptali ile başvurucuların verasetinin tespitine karar verildiği hususunu Daireye bildirmiştir.

20. Daire 1/11/2017 tarihinde Mahkeme kararını onamıştır. Onama kararında, pay maliki Mehmed ile davacıların miras bırakanı Mehmet arasında irtibat kuracak şekilde Hazine'nin de taraf olduğu hasımlı veraset ilamı sunulmadığından yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilmiştir.

21. Başvurucular bu karara karşı karar düzeltme yoluna başvurmuştur. Karar düzeltme dilekçesinde, mirasçılık belgesinin iptali davasının hasımlı olarak açıldığı belirtilmiş ve onama gerekçesinin hukuka aykırı olduğu savunulmuştur. Daire 21/6/2018 tarihinde karar düzeltme istemini reddetmiştir. Nihai karar 23/7/2018 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

22. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 588. maddesi şöyledir:

"Sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin malvarlığı veya ona düşen miras payı on yıl resmen yönetilirse ya da malvarlığı böyle yönetilenin yüz yaşını dolduracağı süre geçerse, Hazinenin istemi üzerine o kimsenin gaipliğine karar verilir.

Gaiplik kararı verilebilmesi için gerekli ilân süresinde hiçbir hak sahibi ortaya çıkmazsa, aksine hüküm bulunmadıkça, gaibin mirası Devlete geçer.

Devlet, gaibe veya üstün hak sahiplerine karşı, aynen gaibin mirasını teslim alanlar gibi geri vermekle yükümlüdür."

23. 4721 sayılı Kanun'un 598. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.

Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Anayasa Mahkemesinin 10/5/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

1. Başvurucuların İddiaları

25. Başvurucular, Mahkemeye sunulan 3/6/2013 tarihli bilirkişi raporunda Mehmet'in mirasçıları olduklarının tespit edildiği hâlde Mahkemenin bunu yeterli bulmamasından şikâyet etmiştir. Başvurucular ayrıca İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/10/2016 tarihli kararıyla İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesince düzenlenen 2/12/2004 tarihli mirasçılık belgesinin iptali ile başvurucuların verasetinin sübutuna karar verildiğini belirtmiş, Dairenin bunu dikkate almadığından yakınmıştır. Mirasçılık belgesinin iptaline ilişkin kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiğini vurgulayan başvurucular; davanın hasımlı olarak açıldığını, buna rağmen Dairenin hasımlı veraset ilamının sunulmadığını kabul ederek gerekçesiz bir biçimde Mahkeme kararını onamasının gerekçeli karar hakkı ile hukuki dinlenilme hakkını ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

26. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların ileri sürdüğü iddiaların mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

29. Somut olayda başvurucuların mülkiyet hakkına yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıp miras hukukuyla ilgili bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda, devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme yapılması gerekmektedir.

i. Mülkün Varlığı

30. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaati olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31). Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

31. Somut olayda ihtilaf konusu taşınmazın tapu kayıtlarına göre Mehmed isimli şahıs adına tescilli olan hisse 28/11/2007 tarihli mahkeme kararıyla Hazine adına tescil edilmiş olup hâlihazırda başvurucular adına tescilli değildir. Mahkemenin 28/11/2007 tarihli kararıyla, diğer bazı hissedarlarla birlikte Mehmed'in de gaip olduğuna hükmedilmiş ve Mehmed'in hisseleri iptal edilerek bunların Hazine adına tesciline karar verilmiştir. Başvurucular, 28/11/2007 tarihli mahkeme kararıyla Hazine adına tescil edilen ihtilaf konusu taşınmazın hissedarı gözüken Mehmed'in kendi üst soyları olan ve 24/4/1933 yılında ölen Mehmet (Yıldırım) olduğunu ve gaiplik kararına istinaden Hazine adına yapılan tescilin hukuka aykırılık taşıdığın ileri sürmüştür.

32. Üçüncü başvurucu tarafından İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 2/12/2004 tarihli mirasçılık belgesinin iptali istemiyle açılan davada, İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesince 11/10/2016 tarihinde söz konusu mirasçılık belgesinin iptali ile başvurucuların verasetinin tespitine karar verilmiştir. Söz konusu kararda, başvurucuların 24/4/1933 yılında ölen Mehmet Yıldırım alt soyu olduğu tespit edilmiştir. Eldeki bireysel başvuruya konu davada, başvurucuların murisi olan Mehmet Yıldırım ile ihtilaf konusu taşınmazın hissedarı Mehmed'in aynı kişi olduğunun başvurucular tarafından ispatlanamadığı sonucuna ulaşılmış ise de taşınmazın tapu malikleri hanesinde belirtilen isimlerin başvurucuların üst soylarıyla aynı olduğu hususu gözetildiğinde mülkün varlığı meselesinin işin esasıyla birlikte değerlendirilmesinin daha uygun olacağı değerlendirilmiştir.

ii. Genel İlkeler

33. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitif yükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık bir biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen müdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda koruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek anlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği, B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 43).

34. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma, oluşturulan bu hukuksal çerçeve kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etmek sorumluluklarını da içermektedir (Selahattin Turan, B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).

35. Başvuruculara mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı incelenmelidir. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

36. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/12563, 24/5/2018, § 52).

iii. İlkelerin Olaya Uygulanması

37. Somut olayda başvurucular; ihtilaf konusu taşınmazın tapuda hissedarı gözüken Mehmed'in gaip olmayıp 24/4/1933 yılında ölen Mehmet (Yıldırım) olduğunu ileri sürmüş ve Hazine adına yapılan tescilin iptal edilerek Mehmed'in hisselerinin kendi adlarına tescil edilmesi talebinde bulunmuştur. İlk derece aşamasındaki yargılama sırasında Mahkemeye sunulan 3/6/2013 tarihli bilirkişi raporunda gaibin öldüğünün sabit olduğu belirtilmiş ancak Mahkeme, bilirkişi raporunda salt isim benzerliğinden hareket edildiğini belirterek bilirkişi raporuna itibar etmemiş ve davayı reddetmiştir.

38. Bu arada üçüncü başvurucu, İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen 2/12/2004 tarihli mirasçılık belgesinin iptali istemiyle 14/3/2014 tarihinde İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Anılan yargılamada 11/10/2016 tarihinde verilen kararla başvurucuların Mehmet Yıldırım'ın mirasçısı olduklarının tespitine karar verilmiştir. Başvurucular, bu kararı eldeki başvuruya konu yargılamada Dairenin bilgisine sunmuştur. Ne var ki Daire, pay maliki Mehmed ile davacıların miras bırakanı Mehmet arasında irtibat kuracak şekilde Hazine'nin de taraf olduğu hasımlı veraset ilamının sunulmadığını vurgulayarak temyiz istemini reddetmiştir.

39. Somut olayın koşulları dikkate alındığında pozitif yükümlülükler yönünden ilkin incelenmesi gereken mesele mülkiyet hakkına yapılan müdahaleye ilişkin olarak başvuruculara etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığıdır. Başvurucuların bireysel başvuruda ileri sürdükleri tüm iddiaları derece mahkemelerindeki yargılamalar sırasında ileri sürebildikleri görülmektedir.

40. Dairenin, İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesince başvurucuların vâris olduklarının tespit edildiği yargılama sürecine Hazinenin taraf olmaması sebebiyle sözü edilen yargılama sonucunda verilen mirasçılık belgesinin eldeki başvuruya konu yargılama yönünden bağlayıcı olmayacağını kabul ettiği anlaşılmaktadır. Hazinenin taraf olmadığı bir yargısal sürecin sonucunda verilen mirasçılık belgesinin Hazine aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davasında kesin delil teşkil edip etmeyeceğinin değerlendirilmesi derece mahkemelerinin takdirindedir. Bu bağlamda, İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/10/2016 tarihli kararının eldeki başvuruya konu davada kesin delil olarak kabul edilmemesi Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının usul güvencelerine aykırılık oluşturmamaktadır.

41. Ayrıca Dairenin kararında açıklanan gerekçe gözetildiğinde bireysel başvuruya konu davanın reddedilmesi başvurucuların dava hakkını bütünüyle ortadan kaldırmamaktadır. Dairenin kararından, başvurucuların -mülkün varlığının da tespit edilebileceği- Hazinenin taraf olduğu bir yargılamada verilen mirasçılık belgesine dayanarak yeni bir dava açmalarının önünde bir engelin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda yargılama süreci bir bütün olarak dikkate alındığında devletin Anayasa'nın 35. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülüklerine herhangi bir aykırılığın söz konusu olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

43. Başvurucular, yargılamanın makul süre içinde tamamlanmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

45. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

46. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41, 45).

47. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında yaklaşık 5 yıl 9 ay 22 gün devam eden yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. Giderim Yönünden

49. Başvurucular; ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesine, 40.000 TL maddi ve 40.000.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

50. Makul sürede yargılanma hakkı yönünden ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında net 22.500 TL manevi tazminatın başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 22.500 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 294,70 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.794,70 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/524, K.2013/582) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/5/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Özden Tong ve diğerleri, B. No: 2018/24411, 10/5/2022, § …)
   
Başvuru Adı ÖZDEN TONG VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2018/24411
Başvuru Tarihi 3/8/2018
Karar Tarihi 10/5/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, Hazine aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davasında özenli inceleme yapılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Mülkiyet hakkı Özel hukuk ilişkileri İhlal Olmadığı
Adil yargılanma hakkı (Hukuk) Makul sürede yargılanma hakkı (hukuk) İhlal Manevi tazminat

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 4721 Türk Medeni Kanunu 588
598
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi