logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Yılmaz Taş, B. No: 2018/2617, 2/12/2020, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

YILMAZ TAŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/2617)

 

Karar Tarihi: 2/12/2020

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucu

:

Yılmaz TAŞ

Vekili

:

Av. Hayri HAKÖVER

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yargılamanın makul sürede tamamlanması ve eksik inceleme sonucunda hüküm verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, yargılama süresince tutukluluğun devamına ilişkin karar verilmesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/1/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen ek bilgilere göre olaylar özetle şöyledir:

A. Bireysel Başvurudan Önceki Olaylar

7. Başvurucunun eşi olan maktulenin 18/4/2011 tarihinde öldürülmesi nedeniyle başvurucu ve iki kişi hakkında soruşturma başlatılmıştır.

8. 3/9/1977 doğumlu başvurucu, (kapatılan) Mersin 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19/4/2011 tarihinde tutuklanmıştır.

9. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82. maddesinin (1) numaralı fıkrasının d) bendi kapsamında 7/2/2012 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. Bununla birlikte iddianamede, başvurucunun alınan raporlara göre 5237 sayılı Kanun'un 32. maddesi kapsamında akıl hastalığına sahip olduğu ve cezai sorumluluğunun olmadığı ayrıca belirtilmiştir. Bu kapsamda başvurucu hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi ve başvurucu hakkında 5237 sayılı Kanun'un 57. maddesi uyarınca koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmolunması talep edilmiştir. Diğer iki şüpheli hakkında ise 7/2/2012 tarihinde Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilmiştir.

10. Mersin 4. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 17/2/2012 tarihinde tensip zaptını düzenlemiştir. İlk duruşma 20/4/2012 tarihinde yapılmıştır.

11. İlk derece mahkemesindeki yargılama süreci 13/10/2015 tarihinde 25. celsede sona ermiştir. Mahkeme söz konusu suçun haksız tahrik altında ve suçun işlendiği sırada başvurucunun fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azaldığına kanaat getirerek başvurucuyu neticeten 16 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme, isnat olunan suçun vasıf ve mahiyeti ile verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın süresine binaen başvurucunun hükmen tutuklanmasına da karar vermiştir.

12. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 18/9/2017 tarihinde hükmü bozmuştur. Bozma gerekçesi; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma ve mağdur ile katılanlar için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilmesine dayanmaktadır. Aynı kararda başvurucunun ceza infaz kurumundan dilekçe göndererek cezanın onanmasını talep ettiği anlaşılmakla başvurucu müdafiinin temyiz isteminin reddine de karar verildiği görülmüştür.

13. Bozma kararına uyularak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının katılma isteminin kabulüne karar verilmiştir. 19/12/2017 tarihinde başvurucu hakkında yine aynı hüküm verilmiş, aynı gerekçelerle başvurucu hükmen tutuklanmıştır.

14. Başvurucu 18/1/2018 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

B. Bireysel Başvuru Sonrası Süreç

15. Temyiz incelemesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi; başvurucunun akıl hastası olup olmadığı hususu ile ilgili alınan raporlar arasında çelişki bulunduğunu, başvurucunun Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilerek muayenesinin yapılıp rapor alınması gerektiğini belirterek 16/4/2019 tarihinde ikinci kez bozma kararı vermiştir.

16. Bozma sonrası 29/5/2019 tarihli tensip zaptında başvurucunun tutukluluğunun devamına ilişkin karar verilmiştir. Ayrıca tensip zaptına göre Yargıtayın bozma kararı doğrultusunda dosyanın rapor için İstanbul Adli Tıp Kurumu Üst Kuruluna gönderilmesine dair karar verildiği anlaşılmaktadır.

17. 16/7/2019 tarihinde yapılan duruşmada bozmaya uyulmuştur. Duruşma sonunda dosyanın rapor için İstanbul Adli Tıp Kurumu Üst Kuruluna gönderilmesi hususunda yazılan müzekkere cevabının ve dava dosyasının dönüşünün beklenmesine ilişkin karar alınmıştır. Başvurucunun üzerine atılı suçlamayla ilgili mevcut delil durumu, suçlamanın katalog suçlardan oluşu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı gerekçesiyle başvurucunun tahliyesi yönündeki taleplerin reddi ile tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karar verilmiştir.

18. 22/10/2019 tarihli bir sonraki duruşmada dosyanın Adli Tıp Kurumundan dönmediği anlaşılmıştır. Bu celsede başvurucu müdafii, başvurucunun uzun süreden beri tutuklu olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda ilk kararın 13/10/2015 tarihinde verildiğini, ikinci karar tarihinin 19/10/2017 olduğunu, üçüncü tensip zaptının 2019 yılında düzenlendiğini ifade etmiştir. Dolayısıyla Yargıtaydaki inceleme süreleri çıktığında ilk derece mahkemesinde geçen sürenin beş yılı geçtiği belirtilerek tahliye talep edilmiştir. Yukarıda anılan gerekçelerle (bkz. § 17) başvurucunun tahliye edilmesi yönündeki istem yine reddedilmiş ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

19. 3/12/2019 tarihinde yapılan duruşmada da dosyanın Adli Tıp Kurumundan dönmediği anlaşılmıştır. Yine aynı gerekçelerle (bkz. § 17) başvurucunun tahliye edilmesi yönündeki istem reddedilmiş ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Duruşma, 27/2/2020 tarihine ertelenmiştir.

20. Başvurucu müdafii 4/12/2019 tarihinde tutukluluğun devamı yönündeki karara itiraz etmiştir. Mersin 4. Ağır Ceza Mahkemesi 5/12/2019 tarihinde talebi reddetmiş, talebin itirazen incelemesi için dosyanın itiraz mercii olan Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

21. Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi; başvurucunun üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, tutuklu kalınan süre, suçun 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan suçlardan olması dikkate alınarak 12/12/2019 tarihinde, tutuklamaya yapılan itirazın reddine karar vermiştir.

22. 16/12/2019 tarihinde Adli Tıp Birinci Üst Kurulu tarafından hazırlanan mütalaa dosyaya sunulmuştur. Raporda, başvurucunun cezai sorumluluğunun tam olduğu belirtilmiştir.

23. Mahkemenin 27/2/2020 tarihli kararıyla suçun haksız tahrik altında işlendiği belirtilerek başvurucu, neticeten 20 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvurucuya verilen hapis cezasının süresi dikkate alınarak tutukluluk hâlinin hükmen devamına karar verilmiştir. Başvurucu müdafii, kararı temyiz etmiştir. Temyiz incelemesi devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 5237 sayılı Kanun'un "Nitelikli haller" kenar başlıklı 82. maddesi şöyledir:

"(1) Kasten öldürme suçunun;

...

d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı,

...

İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."

25. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklulukta geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesi şöyledir:

"(1) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

 (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.

 (3) Bu maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.

 (4) (Ek:17/10/2019-7188/18 md.) Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

 (5) (Ek:17/10/2019-7188/18 md.) Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır."

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 2/12/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu; tutukluluk hâlinin Mersin 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 19/4/2011 tarihli kararıyla başladığını, 19/12/2017 tarihli hüküm kararına kadar yaklaşık 6 yıl 8 ay devam ettiğini, yargılama süresince ceza infaz kurumunda tutuklu kalması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca yargılama boyunca tutuklu kalması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan masumiyet karinesinin de ihlal edildiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasının Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte başvurucu, bireysel başvuru formu ve eklerinde Anayasa'nın 19. maddesinin hangi fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır. Bu itibarla başvuru formunda yer alan ifadeler ile başvurunun yapıldığı tarih dikkate alınarak başvurucunun şikâyetinin tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında incelenmesi gerekir.

30. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir."

31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

33. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

34. Tutukluluk hâli sona erdikten sonra tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığını iddia eden başvurucunun devam eden tutukluluk hâlinden farklı olarak iddia edilen ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise bu yolu tüketmesi gerekir (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 46).

35. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da -5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

36. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 27/2/2020 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil olma niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

37. Açıklanan gerekçelerle yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu; davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, başvuruya konu yargılamanın uzun süredir devam ettiğini, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılması gerektiğini belirterek Anayasa'nın 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

39. 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

40. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

41. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği yahut hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-35).

42. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı, tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

43. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Diğer İhlal İddiaları Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

45. Başvurucu, mahkûmiyete esas olacak yeterli delilin bulunmadığını, dosyadaki eksik inceleme nedeniyle maddi gerçeğin ortaya çıkmasının engellendiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda olay yerinde tespit edilen parmak izlerinin arşivden taramasının yapılmadığını, parmak ve kan izlerinin karşılaştırılmadığını, ilgili kurumlardan lehe verilen sağlık raporlarının karara esas alınmadığını belirtmiştir.

2. Değerlendirme

46. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

47. Başvurucu hakkındaki yargılama devam etmektedir. Somut olayda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Diğer ihlal iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 2/12/2020tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Yılmaz Taş, B. No: 2018/2617, 2/12/2020, § …)
   
Başvuru Adı YILMAZ TAŞ
Başvuru No 2018/2617
Başvuru Tarihi 18/1/2018
Karar Tarihi 2/12/2020

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, yargılamanın makul sürede tamamlanması ve eksik inceleme sonucunda hüküm verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, yargılama süresince tutukluluğun devamına ilişkin karar verilmesi nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Makul sürede yargılanma hakkı (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutukluluk süresi) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
Adil yargılanma hakkı (Ceza) Adil yargılanma hakkı (genel) (ceza) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5237 Türk Ceza Kanunu 82
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 102
141
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi