logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Esma Aktar ve diğerleri, B. No: 2018/31145, 29/6/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ESMA AKTAR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/31145)

 

Karar Tarihi: 29/6/2021

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucular

:

Esma AKTAR

 

 

Meryem BARAN

 

 

Nazlı BARAN

 

 

Reşit BARAN

 

 

Vedat BARAN

Başvurucular Vekili

:

Av. Özgür ÇAĞLAR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçleri ile kimliği belirlenemeyen diğer kişi veya kişilerce bir kişinin öldürülmesi ve olayla ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/10/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık 1/4/2021 tarihinde görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular Mersin'de ikamet etmektedir. Kamu makamlarınca düzenlenen belgelere göre silahlı bir terör örgütü ile ilişkisi bulunduğu ileri sürülen yayın organlarında 15/12/2015 tarihinde yer alan "Direniş Türkiye Metropollerine Yayılmalıdır" başlıklı haberin içeriğinde terör örgütü tarafından metropollerde eylemler gerçekleştirilmesi ve bu bağlamda güvenlik güçlerinin mahallelere girişlerinin engellenmesi çağrısı yapılmıştır. Yapılan bu çağrı doğrultusunda hareket eden kişiler 27/12/2015 tarihinde Mersin'in bazı yerleşim bölgelerinde sokaklardaki mazgalları yerlerinden söküp çöp konteynerlerini de kullanarak bölgeye girişi sağlayan yolları trafiğe kapatmış, duruma müdahale etmek isteyen Mersin İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli güvenlik güçlerine ateşli silah, el yapımı patlayıcı, molotofkokteyli, havai fişek ve taş kullanarak saldırmışlardır.

9. Başvurucular Reşit Baran ile Meryem Baran'ın çocukları, diğer başvurucuların kardeşi 28/4/1994 doğumlu S.B. olay sırasında yaşamını yitirmiştir. Güvenlik güçlerinin olaya müdahalesinde silahlı güç de kullandığı anlaşılmıştır.

10. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) ölümle ilgili olarak derhâl resen soruşturma başlatmıştır. Başsavcılık, eylemlere katılan bazı kişiler hakkında da ayrı soruşturmalar başlatmıştır.

11. Ölüme ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında ölenin cesedi üzerinde otopsi işlemi yapılmıştır. Adli Tıp Kurumu Adana Adli Tıp Grup Başkanlığının 12/2/2016 tarihli ayrıntılı otopsi raporuna göre ölen, vücuduna isabet eden iki merminin meydana getirdiği ölümcül nitelikteki yaralanmalar sonucu yaşamını yitirmiştir. Söz konusu raporun sonuç kısmı şöyledir:

"27/12/2015 günü 20:00 sıralarında silahlı çatışmada öldüğü bildirilen Meryem ve Reşit oğlu 1994 doğumlu [S.B.nin] cesedine 28/12/2015 tarihinde, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nce yapılan otopsiden ve tetkiklerden elde edilerek yukarıya kaydedilen bilgi ve bulgular dikkate alındığında;

1- Kimya İhtisas Dairesi'nin raporuna göre; kanda 143 mg/dl (Göz içi sıvısında 93 mg/dl) Etanol bulunduğu, kan ve göz içi sıvısında Metanol bulunmadığı, kan ve idrarda uyutucu-uyuşturucu maddeler dahil sistematik olarak aranan maddelerin bulunmadığı,

2- Kişinin vücudunda 5 (beş) adet ateşli silah yarası tespit edilmiş olup, haricen 1 ve 3 numarada tanımlanan yerden giren mermi çekirdeklerinin oluşturdukları yaralanmaların ayrı ayrı ve tek başlarına ölüm meydana getirir nitelikte oldukları,

3- Ateşli silah yarası cilt, ciltaltı bulgularına göre atışların bitişik atış mesafesi dışından yapılmış olduğu anlaşılmakla birlikte; kıyafet ekspertiz raporu ile birlikte değerlendirildiğinde atışların uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu,

4- Kişinin vücudundan 1(bir) adet makroskobik görünümüne göre muhtemelen 9 mm çapında mermi çekirdeği elde edilerek, ceset torbasından çıkan yaklaşık 3 mm çapında deforme metalik cisim nöbetçi Cumhuriyet savcısına teslim edildiği,

5-Kanında alkol bulunan kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı, iç organ delinmelerinden gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği kanaatini bildirir rapordur."

12. Soruşturma kapsamında olay yerindeki incelemelerden elde edilen bir adet av tüfeği, beş adet boş av tüfeği kartuşu, bir adet molotofkokteyli, iki adet kar maskesi, yanmış fitiller ile ölenden elde edilen bir çift eldivene el konulmuştur.

13. Soruşturmada ölüme sebebiyet veren mermilerden birinin olay sırasında silahlı güç kullanan güvenlik güçlerinin silahından atıldığı sonucuna varılmıştır. Ölüme sebebiyet verdiği otopsi raporuyla belirlenip ölenin cesedinden elde edilen diğer merminin ise güvenlik gücü mensuplarının silahlarından atılmadığı yapılan ekspertiz incelemesinden anlaşılmıştır.

14. Başsavcılığın ilgililerin dosya içeriğini incelemeleri ile dosyadaki belgelerden örnek almalarının soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle soruşturmada kısıtlılık kararı verilmesi talebi Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 29/12/2015 tarihinde, olayın firari şüphelileri bulunup soruşturma dosyası içeriğinde bazı telefon görüşmelerinin kayıt ve çözümünün bulunması ile ilgililerin dosyayı incelemeleri durumunda bu şüphelilerin yakalanmasının tehlikeye düşebileceği gerekçesiyle kabul edilerek soruşturmada kısıtlama kararı verilmiştir.

15. Soruşturmada olay sırasında silahlı güç kullanan üç güvenlik gücü mensubunun şüpheli sıfatıyla ifadeleri 19/1/2016 ila 11/4/2016 tarihlerinde alınmıştır. Adı geçen görevliler ifadelerinde eylemlere yüzleri maske kullanılarak gizlenmiş aralarında ölenin de bulunduğu saldırganların katıldığını, kendilerine yönelik devam etmekte olan silahlı saldırısı nedeniyle ölene karşı silahlı güce başvurmak mecburiyetinde kaldıklarını ancak bu gücü orantılı olarak kullandıklarını söylemiştir.

16. Soruşturmada ayrıca olayın gerçekleştiği mahallede ikamet eden veya işyeri sahibi bazı kişiler, soruşturmada müşteki olarak yer alan başvurucular Reşit Baran ile Meryem Baran'ın talebi üzerine 21/1/2016 ila 8/2/2016 tarihlerinde Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenilmiştir. Bu tanıklardan bazıları olayı görmediklerini ifade etmiş, biri ise sadece ölenin vurulup düştüğü anı gördüğünü söylemiştir. Bu tanık, ölen yere düştüğü sırada yakınında kimseyi görmediğini de beyan etmiştir.

17. Olayda görev alan diğer güvenlik gücü mensupları soruşturmada tanık sıfatıyla Cumhuriyet savcısınca dinlenilmiştir. Bu tanıklar şüpheli memurlarla aynı doğrultuda anlatımlarda bulunarak yüzleri maske ile gizlenmiş kişilerin silahlı saldırılarına maruz kalındığını ölenin de bu saldırganlardan olduğunu söylemiştir.

18. Başsavcılık, güvenlik güçlerinin araçlarındaki kamera kayıtlarını da incelemiştir. İnceleme sonucu elde edilen görüntülere ilişkin tespitlerin ilgili kısmı şöyledir:

"Görüntünün 19:43:39 saniyesine; 5735 sokak içerisinde iken 5744 sokak üzerinde soldan sağa doğru kaçan 4-5 kişilik eylemci 1. grubun görüldüğü,

Görüntünün 19:43:41 saniyesine; 5735 sokak içerisinde iken 5744 sokak üzerinde soldan sağa doğru kaçan 4-5 kişilik 1. grubun arkasından 2 kişilik ve birinin elinde tüfek olan 2. bir eylemci grubun görüldüğü,

Görüntünün 19:43:47 saniyesine; kaçan 1. Grubun arkasından takip eden 2482 kod nolu ekibin görüldüğü, aracın fren sesinin arkasından 2480 kod nolu ekibe yönelik ateş edilme sesinin duyulduğu,

Görüntünün 19:43:44 saniyesine; 2. Grup içerisindeki maktul- şüpheli [S.B.nin] elinde pompalı silah ile 5744 sokaktan çıkarak 2480 kod nolu ekibin yanından 5735 sokaktan kaçarken 2480 kod nolu ekibin arka kamerasından görüldüğü,

Görüntünün 19:43:45 saniyesine; 2. Grup içerisindeki maktul [S.B.nin] elinde pompalı silah ile 5735 sokaktan kaçarken 2480 kod nolu ekibinde maktulü takip etmek amacıyla geri geri gittiğinin görüldüğü,

Görüntünün 19:43:58 saniyesine; maktul [S.B.nin] 5735 sokaktan 5748 sokağa girdiğinin 2480 kod nolu aracın ön kamerasından görüldüğü,

Görüntünün 19:44:00 saniyesine; maktul [S.B.nin] 5748 sokaktan 5726 sokağa elinde silah ile dönerken 2480 kod nolu ekibin görevlilerinin maktulün ayaklarına doğru ateş ettiğinin görüldüğü,

Görüntünün 19:44:07 saniyesine; maktul [S.B.nin] 5726 sokak üzerinden sağ elinde silah ile kaçarken görüldüğü,

Görüntünün 19:44:15 saniyesine; maktul [S.B.nin] 5726 ile 5744 sokağın kesiştiği noktadan itibaren silahsız olarak kaçmaya devam ettiğinin görüldüğü, emniyet ekibinin "Dur Kaçma" şeklinde seslendiğinin duyulduğu,

Görüntünün 19:44:28 saniyesinde; emniyet görevlilerinin "bomba "diye bağırdığının duyulduğu,

Görüntünün 19:44:29 saniyesinde; emniyet görevlilerine atılan EYP nin patlama sesi ile birlikte görüntünün kırmızıya döndüğünün görüldüğü..."

19. Güvenlik güçlerine ait kamera kayıtlarında görülen 2840 kod numaralı araç üzerindeki olay sonrası incelemede, araçta saçma isabetlerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

20. Ölen ile birlikte eylemlere karıştığı iddiasıyla hakkında başka dosya üzerinden Başsavcılık tarafından soruşturma yürütülen İ.K.nın 6/1/2016 tarihinde Cumhuriyet savcısınca ifadesi alınmıştır. İ.K. ifadesinde ölenle eylemlere katılıp ölenin bu sırada elindeki tüfekle güvenlik güçlerini hedef alarak ateş ettiğini söylemiştir. İ.K. öleni fotoğraflarından da teşhis etmiştir. Ancak sonraki aşamada soruşturmada aynı zamanda müştekilerin vekilliğini yürüten müdafiinin katılımıyla verdiği ifadesinde, önceki beyanında eylemlere katılmadığını söyleyip fotoğrafından teşhis ettiği ölenden de mahalleden arkadaşı olarak bahsettiğini ifade etmiştir.

21. Başsavcılık 17/5/2016 tarihinde şüpheli güvenlik gücü mensupları hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başsavcılık, bu kararının yanında ölenin cesedinden elde edilip başlı başına öldürücü nitelikte olduğu anlaşılan mermi çekirdeğinin güvenlik güçlerinin silahlarından atılmadığının tespit edildiği, olayda güvenlik güçleri dışında silah kullanan üçüncü kişilerin olduğunun açıklığa kavuşturulduğu ancak merminin kimin silahından atıldığının belirlenemediği gerekçeleriyle açık kimliği tespit edilemeyen kişilere ilişkin olarak aynı tarihte daimî arama kararı vermiş; ilgili kolluğa bu yönde bir yazı yazmıştır. Söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ilgili kısmı şöyledir:

 "...

SORUŞTURMA DOSYASININ GENEL OLARAK DERLENDİRİLMESİNDE;

Şüpheli ifadeleri, tanık ifadeleri, ekspertiz raporları, olay ve yakalama tutanakları, kamera çözüm tutanakları, otopsi raporu, maktul şüphelinin UYAP kayıtları, maktul şüphelinin ölümünden sonra P.../K... terör örgütünce sahiplenmesine yönelik davranışlar, emanet makbuzu ve soruşturma kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

Maktul şüpheli S... B...'ın olayın olduğu gün P.../K... terör örgütünün eylem ve talimatı üzerine haklarında Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2015/54000 sırasında soruşturma yürütülüp Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/21 Esas sırasında kamu davası yürütülen şüpheli A... U..., Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2016/12979 soruşturma sırasında soruşturma yürütülüp Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/134 Esas sırasında kamu davası yürütülen şüpheli G... D..., haklarında Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2015/53997 soruşturma sırasında soruşturma yürütülüp Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/113 Esas sırasında kamu davası yürütülen Suça Sürüklenen Çocuklar İ... S..., M... C... D..., F...Y..., İ... K..., F... A..., V... A... ve A... E... ile kimlikleri tespit edilemeyen diğer şüpheliler ile birlikte güvenlik kuvvetlerine karşı ateşli silah, molotof kokteyli, EYP ve taşlı saldırı eylemine karıştığı, olayın olduğu 27/12/2015 günü şüpheli ile diğer şüphelilerin güvenlik kuvvetlerine Kıbrıs İÖO'na molotof kokteyli ile saldırı olduğuna ilişkin yapılan asılsız ihbarla güvenlik kuvvetlerinin olay yerine gelmesini sağlandıkları, maktul şüpheli S... B...'ın olaya müdahale eden TEM Şube müdürlüğünde görevli 2... ve 2... kod nolu ekip araçlarını görür görmez molotof kokteyli ve ateşli silahla saldıran grup içerisinde yer aldığı, olaya müdahale eden 2... ve 2... kod nolu ekiplerin şüphelileri yakalamak amacıyla kendi aralarında şüphelileri çembere almak amacıyla konuşup ters yönden şüphelilere yaklaştıkları sırada maktul şüpheli S... B...ın elinde olduğu hem şüpheli polis memurları ifadeleri, hem tanık beyanları hem de SSÇ İ... K...'ın beyanlarından anlaşılan ve olay yerinde bulunan av tüfeği ile yaklaşık 5-6metrelik etkili mesafeden güvenlik kuvvetlerinin bulunduğu ekip aracının sol tarafına doğru ateş edip kaçmaya başladığı ve maktul şüphelinin ekip aracı ile takibe başlandığı, bu arada ekip aracı içerisinde bulunan şüpheli polis memurları ve tanıkların maktul şüpheliye" DUR" ihtarında bulundukları, ancak şüphelinin elinde av tüfeği ve yüzünde maske olduğu halde kaçmaya devam ettiği, görüntü izleme kayıtlarından da anlaşıldığı üzere bu sürece polis memurlarının maktul şüphelinin yakalanması amacıyla maktul şüpheli hedef alınmadan ayak bölgesindeki asfalta doğru ateş ettikleri, ancak maktul şüphelinin koşmaya devam ettiği, bu sırada maktul şüpheliye ters yönde yaklaşan diğer ekip aracının görülmesi üzerine maktul şüphelinin birden yön değiştirerek diğer ekip aracıyla karşı karşıya geldiği, bu sırada maktul şüphelinin elindeki av tüfeğini araçtan inmeye çalışan polis memuruna 3-4 metrelik bir mesafeden doğrultarak ateş etmek istediği, ancak av tüfeğinin ateş almaması üzerine bu kez maktul şüphelinin av tüfeğini yere atarak hızlıca diğer olaya karışan şüphelilerin bulunduğu tarafa doğru koşmaya başladığı, bu arada yine polis ekiplerince maktul şüphelinin yakalanması ve durdurulması için birden çok kez maktul şüphelinin ayak bölgesine doğru atışın yapıldığı, maktul şüpheli S... B....'ın bir müddet koştuktan sonra durduğu ve sırt bölgesi şüpheli polislere dönük olacak şekilde ön tarafından çıkartmış olduğu el yapımı patlayıcıyı polis ekiplerine doğru attığı ve el yapımı patlayıcının polis ekiplerinin bulunduğu bölgeye yakın bir yerde patladığı, daha sonra da şüphelinin bulunduğu yerde yere düştüğü olayda, olayın gelişimi yukarıda anlatıldığı şekilde olduğu,

Maktul şüphelinin ölümüne sebep olacak vücudunda 2 (iki) yaralamanın tespit edildiği, yaralamaların birinin ateşli silah mermisi ile olup vücuda giriş ve çıkış yaptığı, diğerinin ise maktulün vücudunda mermi çekirdeğini bıraktığı, maktulün üzerinde bulunan 9 mm çapında mermi çekirdeğinin olaya müdahale eden TEM Şube müdürlüğünde görevli 2... ve 2... nolu ekiplerde görevli polis memurlarına ait silahlardan atılmadığının tespit edildiği, şüpheli olarak ifadesi alınan polis memurları ve tanık sıfatıyla ifadesi alınan polis memurlarının beyanlarında maktul şüphelinin kovalandığı sırada kendilerine karşı kimlikleri tespit edilemeyen eylemci grup içerisinden de çok sayıda silahla ateş etme olayının olduğunu beyan etmeleri hususu göz önüne alındığında, maktul şüpheli S... B... üzerinden çıkan mermi çekirdeğinin olay sırasında polis ekipleri dışında silahla ateş etmiş olan kimliği tespit edilemeyen bir şüpheli tarafından ateşlendiğinin anlaşıldığı,

Yine şüphelini öldüğünde üzerinde başkası adına düzenlenmiş sürücü belgesinin bulunması, uyap kayıtlarından terör suçlarından hakkında soruşturma ve kovuşturmanın bulunması, P.../K... terör örgütünün eylem çağrısı üzerine olay günü terör propagandasına dönüşen yürüyüşe yüzünü gizleyerek silahı ile katılması ,incelenen ekspertiz raporlarında maktul şüphelinin alınan svaplarında atış artıklarının bulunması, polis memurlarına ait araçta silah atış izlerinin bulunması, maktul şüphelinin olay sırasında tanık beyanları ve kamera kayıtları ile desteklenen elinde olayda ele geçirilen av tüfeği, beyaz eldiven ve yüzündeki maske ile olaya müdahale eden polis memurlarına yakın ve etkili mesafeden ateş ettiği hususunun sabit olması ve olayda silah kullanan polis memurlarının yukarıda ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere, hem görevlerinin ifası kapsamında, hem de kendilerine karşı gerçekleştirilen bir saldırıyı def etmek amacıyla saldırıya karşı orantılı şekilde silah kullanma yetkisi kapsamında silah kullandıklarının tereddüte mahal vermeyecek şekilde anlaşıldığı, bu şekilde polis memuru şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın verilmesinin gerektiği,

Her ne kadar maktul şüphelinin polis memurlarına karşı silah kullanması, molotof atması eylemini gerçekleştirmiş ise de; maktul şüphelinin olayda ölmesi sebebiyle TCK 64. maddesi uyarınca hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında,

Yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda şüpheliler TEM Şube Müdürlüğünde görevli 1... ve 1... sicil sayılı polis memurları ile maktul şüpheli S... B... hakkında üzerlerine atılı suçlardan EK KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,

...

Olayda ele geçirilen maktul şüpheli S... B...'a ait adli emanet memurluğumuzun 2016/974 sırsında kayıtlı emanet eşyalardan 12 numara 3 adet av fişeği, 12 numara 12 adet kartuş ve 1 adet MAGNUM ibareli 12 numara plastik kabzalı tüp şarjörlü yivsiz tek namlulu yarı otomatik av tüfeği, 1 adet kar maskesi hakkında yetkili mahkemeden müsadere talep edilmesine,

...[karar verildi.]"

22. Başvurucular kovuşturmaya yer olmadığına kararına itiraz etmiştir. Başvurucular; vekilleri aracılığıyla yetkili makamlara sundukları itiraz dilekçelerinde soruşturmaya etkili katılımlarının engellendiğini, soruşturmanın maddi gerçeğin açığa çıkarılmasında yetersiz kaldığını ve olayda güvenlik güçlerince silahlı güç kullanılmasının gerekli olmadığı gibi gücün orantılı olmadığını ileri sürmüştür. Mersin Sulh Ceza Hâkimliği 22/7/2016 tarihinde bu itirazı kesin olarak reddetmiştir. Hâkimlik, kararının başvurucular vekiline Başsavcılık tarafından tebliğ edilmesine de karar vermiştir. Başvuru dosyasında bu kararın başvuruculara ya da vekillerine tebliğ edilip edil(e)mediğine ilişkin bir bilgi veya belgeye rastlanmamıştır. Başvurucu vekili başvuru formunda anılan kararı haricen öğrendiklerini belirtmiş, ancak kararı ne şekilde öğrendikleri ile öğrenme tarihi konusunda bir açıklamada bulunmamıştır.

23. Başsavcılığın yukarıda ana hatlarıyla değinilen ve Mersin İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne hitaben yazdığı 9/6/2016 tarihli daimî arama kararı yazısında faillerin bulunması için gerekli titizliğin gösterilmesi, delil elde edildiğinde gerekli soruşturma işlemlerinin yapılarak ardından Başsavcılıklarına bilgi verilmesi ve tekide mahal bırakılmadan aramayla ilgili yılda bir kez bilgi verilmesi, bunun yanında verilecek cevaplarda sadece failin bulunamadığıyla yetinilmeyerek tespiti için yapılan işlemlerin de açıklanması istenmiştir.

24. UYAP üzerinden yapılan incelemede soruşturmanın kimliği belirlenemeyen fail ya da faillerin aranması çalışmaları kapsamında yürütülmeye devam ettiği ancak bu konuda karar verildiği günden itibaren herhangi bir ilerleme kaydedilmediği anlaşılmıştır. Bunun yanında, aranan kişi veya kişilere ilişkin olarak ne gibi faaliyetler gösterildiği konusunda da bir bilgi veya belgeye rastlanmamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1) ve 1/2/2018 tarihli ve 7072 sayılı Kanunun 9. maddesi ile değişiklik yapıldıktan sonraki (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.

Kovuşturmaya yer olmadığına karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.”

26. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.”

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Kabul edilebilirlik koşulları" kenar başlıklı 35. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme'ye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde başvurulabilir."

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süre sınırının birkaç amaca hizmet ettiği belirtilmekte; bu sınırlamanın esas amacının Sözleşme kapsamında mesele oluşturan davaların makul bir süre içinde incelenmesini sağlayarak hukuki güvenliği (belirliliği) temin etmek ve yetkili makamlar ile diğer ilgili kişilerin uzun süre belirsiz bir durumda tutulmasını önlemek olduğu ifade edilmektedir (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], B. No: 10865/09, 45886/07, 32431/08, 17/9/2014, § 258; Sabri Güneş/Türkiye [BD], B. No: 27396/06, 29/6/2012, § 39; El Masri/ Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 39630/09, 13/12/2012, § 135; Jeronovičs/Letonya [BD], B. No: 44898/10, 5/7/2016, § 74; Bulut ve Yavuz/Türkiye (k.k.), B. No: 73065/01, 28/5/2002; Fındık/Türkiye ve Kartal/Türkiye (k.k.), B. No: 33898/11, 35798/11, 9/10/2012, § 10).

29. AİHM; bu nedenle hiçbir soruşturma başlatılmamış olduğunun, soruşturmada hareketsiz kalındığının veya soruşturmanın başka şekilde etkisiz hâle geldiğinin başvurucunun farkında olduğunda ya da olması gerektiğinde, ayrıca bu olasılıkların her birinde gelecekte etkili bir soruşturma yürütülmesine dair yakın ve gerçekçi bir beklenti bulunmadığında aşırı veya nedensiz yere geciken bireysel başvuruları altı aylık bireysel başvuru süresinin geçmiş olması sebebiyle reddetmiştir (Narin/Türkiye, B. No: 18907/02, 15/12/2009§ 51; Aydınlar ve diğerleri/Türkiye (k.k), B. No: 3575/05, 9/3/2010).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 29/6/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucular; güvenlik güçlerinin yakınlarının yaşam hakkına saygı gösterip yaşamını korumak için hareket etmeleri gerekirken ölümüne sebebiyet vererek bu konuda sorumlu bir davranış sergilemediklerini, soruşturmada kısıtlılık kararı verilmesi ile şüpheli memurlar ve görgü tanıklarının ifadelerine başvurulmasında katılımlarının sağlanmaması sonucu soruşturmaya etkili katılımlarının engellendiğini, bu yöndeki itirazlarının gerekçeden yoksun reddedildiğini, şüpheli memurların ifadelerinin noktasından virgülüne kadar aynı olduğunu, bu durumun ifadelerin olaya ilişkin kamera kayıtları da izlenerek kurgulandığını gösterdiğini, olaya karışan diğer memurların ifadelerinin ise şüpheli olarak alınmadığını, kimliği meçhul kişi ya da kişiler hakkında daimî arama kararı verilerek dosyanın âdeta adliye arşivinin tozlu raflarına kaldırıldığını, ölümün şüpheli bir ölüm olduğu ile soruşturmanın bir bütün olarak maddi gerçeğin açığa çıkarılması bakımından yetersiz olduğunu, dolayısıyla faillerin bulunarak cezalandırılmasını isteme haklarının ihlal edildiğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Bakanlık görüşünde; olay hakkında yürütülen soruşturmada Başsavcılığın ölüm olayı hakkında kendisinden beklenen oranda bir titizlikle ve süratle hareket ettiği, atılması gereken her türlü adımı attığı, iddiaların gerçekliğini ortaya çıkarmak amacıyla delilleri elde ettiği, ayrıca söz konusu soruşturmada başvurucuların soruşturmaya katılımının sağlandığı ve elde edilen delil ve bilgilerin kapsamlı ve nesnel bir analizi ile neticeye ulaşıldığı, nihayetinde usul yükümlüğünün gereğinin özenle yerine getirildiğinin düşünüldüğü açıklanmıştır.

B. Değerlendirme

33. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, yaşama, ... hakkına sahiptir.

...

Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”

34. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özü, yakınlarının hukuka aykırı olarak öldürüldüğü, olaya ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğidir. Bu nedenle iddiaların yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

36. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan olay sonucunda ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular, olayda yaşamını yitiren kişinin ebeveyni ve kardeşidir. Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır. Öte yandan başvuru ehliyeti ile ilgili bir eksiklik bulunmamakla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları bakımından da incelenmesi gerekir.

37. Başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları bakımından incelenmesinde ise ilk olarak başvuruda ileri sürülen iddiaya ilişkin etkili başvuru yolunun tespit edilmesi, ardından da Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun bu etkili başvuru yolu ile bağlantılı olarak süresi içinde yapılıp yapılmadığının belirlenmesi gerekir.

38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

 “...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 “İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

40. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

41. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20). Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

42. Diğer taraftan tüketilmesi gereken başvuru yolları, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte olmalıdır. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala uygunluğun denetlenmesinde somut başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).

43. Bu noktada devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin ayrıca usule ilişkin yönü bulunmakla birlikte bu usul yükümlülüğünün olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebileceği ancak kasıtlı eylemler sonucunda meydana gelen ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütme yükümlülüğünün bulunduğu belirtilmelidir. Bu tür olaylarda, idari soruşturmalar ve tazminat davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi ihlali gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 55). Ayrıca bu tür iddiaların ileri sürüldüğü olaylarda soruşturmaların temel amacının yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve gerçekleşen ölüm nedeniyle varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamak olduğunu belirtmek gerekir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

44. Somut olayda da başvurucular; yakınlarının yaşam hakkının kamu görevlileri ile üçüncü kişilerin kasıtlı eylemleri sonucunda ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu durumda somut olayda ileri sürülen iddialar dikkate alındığında başvurucuların şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek, başka bir ifade ile olayın gerçekleşme koşullarını aydınlatıp bu şekilde maddi gerçeği açığa çıkarabilecek ve gerektiğinde varsa olayın sorumlularının cezai yaptırımlar ile hesap vermesini sağlayabilecek başvuru yolunun ceza soruşturması olduğunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

45. Diğer taraftan olaya ilişkin yürütülen soruşturmada, ölümün kamu görevlilerinin gerekli ve orantılı silahlı güç kullanmaları şeklinde gerçekleşen eylemleri ile bu görevlilerin eylemlerinden bağımsız üçüncü kişi veya kişilerin eylemlerinden kaynaklandığı sonucuna varıldığı ve yapılan bu değerlendirme kapsamında kamu görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, ayrıca bu kararla birlikte kimliği belirlenemeyen diğer kişi ya da kişilerin aranmasına ve bu doğrultuda mahiyeti açıklanmayan araştırmalar yürütülmesine karar verildiği görülmüştür.

46. Kamu görevlileri hakkında verilen söz konusu karara başvurucuların yaptığı itirazın reddedildiği, soruşturmanın kamu görevlileri bakımından böylece bir sonuca varılarak sonlandırıldıktan sonra soruşturmaya sadece olayda kullanılan diğer silaha dolayısıyla bu silahı kullanan kişiye yönelik olarak ve bu kişiye ölenin vücudundan elde edilen mermi çekirdeği vasıtasıyla ulaşılabileceği umuduyla devam edildiği görülmüştür.

47. Başvurucuların soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararından sonraki aşamasında yetkili makamlara başvurup bu karara itirazları ve daimî arama kararı ya da bu kararın akıbeti ile ilgili olarak bir bilgi veya belge talep etmedikleri, ayrıca bu makamlara başkaca bir taleple de müracaatta bulunmadıkları anlaşılmıştır. Bireysel başvuru formunun incelenmesi neticesinde başvurucuların kovuşturmaya yer olmadığına kararına itirazın reddedildiğini ne şekilde ve hangi tarihte öğrendikleri konusunda bir açıklama yapmadıkları görülmüştür. Bunun yanında başvurucuların bireysel başvuru formunda şikâyetlerini dile getirirken söz konusu itiraz sürecinden haberdar olduklarını ifade ettikleri, bununla birlikte şüpheli güvenlik gücü mensupları hakkında gerçekleştirilen bazı soruşturma işlemlerine soruşturmanın maddi gerçeğin açığa çıkarılmasındaki etkisizliği bağlamında yer verdikleri anlaşılmıştır.

48. Bu şekilde başvurucuların akıbeti konusunda haberdar olmak veya takip etmek için yetkili makamlar ile bir temas kurmak adına herhangi bir çaba ve girişimde bulunmadığı söz konusu ceza soruşturması, Cumhuriyet Başsavcılığının 17/5/2016tarihinde verdiği kovuşturmasızlık ve daimî arama kararları sonrası dava zamanaşımı süresi olarak belirlenen tarihe kadar anılan daimî arama kararı kapsamında ilgili kolluk ile Cumhuriyet Başsavcılığı arasında belirli aralıklarla (1 yıl) gerçekleştirilen ve bir süre sonra sıradanlaşan yazışmalar yapılması nedeniyle olumlu bir sonuç almaya elverişli olmayacak nitelikte görünmektedir.

49. Öncelikle Anayasa Mahkemesinin içtihadına göre yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünden inceleme yapılabilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

50. Ancak başvurucuların yetkili makamlara müracaat etmelerine rağmen doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa, başlatılmakla birlikte soruşturmada bir ilerleme yoksa veya soruşturma bir süre ilerleme kaydettikten sonra herhangi bir neden ile etkisiz bir hâl almışsa başvuruculardan soruşturmanın sonucunu mutlaka beklemelerini istemek makul olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren bireysel başvuruda bulunabilirler (Rahil Dink ve diğerleri, § 77).

51. Bireysel başvurulardaki meselelerin çözüme kavuşturulması bakımından zaman (süre) çok önemli ise başvurucuların iddialarını -usulünce ve adil bir şekilde çözüme bağlanabilmesini sağlayabilmek için- gerekli süratle Anayasa Mahkemesi huzurunda dile getirilmesini sağlama ödevi bulunduğunu da belirtmek gerekir. Bu durum bilhassa temel haklar kapsamında belirli olayların soruşturulmasına yönelik herhangi bir yükümlülükle ilgili şikâyetler bakımından söz konusu olmaktadır. Çünkü zaman ilerledikçe maddi deliller kaybolduğundan, görgü tanıklarının olayı hatırlamaları güçleştiğinden ya da mümkün olmadığından aradan geçen zamanın sadece devletin soruşturma yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmesi üzerinde değil aynı zamanda Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin kendi incelemesinin anlamı ve sonuçları üzerinde de olumsuz bir etkisi olmaktadır. Bu nedenle bir olayda etkili soruşturma yürütülmeyeceği açık hâle gelince, başka bir deyişle devletin söz konusu yükümlülüğünü yerine getirmediği bariz bir görünüm kazanınca başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak için derhâl harekete geçmeleri gerekmektedir (Özeyir Kocakaya, B. No: 2014/1457, 14/11/2018, § 67).

52. Öte yandan doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her davanın şartlarına bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, B. No: 2014/15732, 24/1/2018, § 87). Burada ilk olarak olayın ardından uzun bir süre geçip soruşturmada önemli gecikmeler ve fasılalar yaşandığında etkili bir soruşturma yürütülmediğinin veya yürütülmeyeceğinin mağdurlar tarafından anlaşılması gerektiği belirtilmelidir (Özeyir Kocakaya, § 68).

53. Ancak bu noktada ifade edilmelidir ki ölen kişinin yakınları ile yetkili makamlar arasında soruşturmanın etkililiği adına anlamlı birtakım temaslar kurulduğu veya soruşturma tedbirlerinde ilerleme sağlanacağına dair bazı emareler veya gerçekçi ihtimaller bulunduğu sürece mağdurlarda etkili soruşturma yürütülmediği düşüncesi uyanmayabilir. Buna karşılık bu durumlarda dahi aradan makul olmayan bir süre geçer ve araştırma faaliyetleri önemli derecede ağır işlerse veya bir sebeple kesintiye uğrarsa mağdurların etkili bir soruşturma yürütülmediğinin ve aynı zamanda yürütülmeyeceğinin farkında olduğunun kabulü gerekir (Özeyir Kocakaya, § 69).

54. Başvuruya konu olaya bu yönüyle bakıldığında öncelikle şüpheli kamu görevlilerin eylemleri ile ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu karara başvurucular tarafından yapılan itirazın 22/7/2016 tarihinde kesin olarak reddedildiği, başvurucuların aradan geçen yaklaşık 2 yıl 3 aylık sürede kararı hangi tarihte öğrendikleri ve bu zaman zarfında hangi gerekçeyle -bireysel başvuru süresi olan otuz günlük süre içinde-başvuru yapmadıklarına ilişkin olarak herhangi bir açıklama yapmadıkları görülmüştür. Soruşturmanın devam ettirilen boyutunun bu görevliler hakkında yürütülmediği, devam ettirilmesiyle elde edilebilecek muhtemel sonucun kovuşturmaya yer olmadığına kararı üzerinde bir etkisi olabileceğinin başvurucularca da ileri sürülmediği anlaşılmıştır.

55. Soruşturmanın devam ettirilen boyutuyla gelinen aşamasında, kamu görevlileri hakkındaki kararla aynı tarihte verilen arama kararı kapsamında herhangi bir umut verici gelişme kaydedilmediği, aslında arama kararının verildiği ilk günden itibaren bu yönde bir çaba gösterilmediğinin başvurucular tarafından ileri sürüldüğü hatta yetkililerce dosyanın en baştan kapatılması amacıyla hareket edildiğinin açıklanması hususunda dosyanın daimî arama kararı verilmesiyle birlikte âdeta adliye arşivinin tozlu raflarına kaldırıldığının ifade edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda soruşturmanın kimliği belirlenemeyen kişiler yönünden kolluk görevlileri ile Cumhuriyet Başsavcılığı arasında sıradan yazışmalar yapılmasından öteye geçmeyen soruşturmanın sorumluların tespit edilebilmesi bakımından bireysel başvuru yapılmasından uzun süre öncesinde etkisiz bir hâl aldığı, başvurucular ile soruşturmayı yürüten yetkili makamlar arasında soruşturmanın etkililiği adına hiçbir temas kurulmadığı, bu şekilde soruşturmanın 15/10/2018 tarihinde bireysel başvuru yapılmasından uzun zaman öncesinde etkililik adına ilerleme sağlanacağına dair hiçbir emare, umut verici gelişme veya olasılık barındırmadığı açıkça anlaşılmıştır. Başvurucuların da söz konusu zaman zarfında herhangi bir gerekçe ileri sürerek aksi yönde haklı bir beklentiye girdiklerine, dolayısıyla bireysel başvuruda bulunmak için makul bir süre beklediklerine ilişkin bir açıklamada bulunmadığı da görülmüştür. Dolayısıyla somut olayın koşullarının Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda vardığı sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir unsura sahip olmadığı kanaatine varılmıştır.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 29/6/2021tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Esma Aktar ve diğerleri, B. No: 2018/31145, 29/6/2021, § …)
   
Başvuru Adı ESMA AKTAR VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2018/31145
Başvuru Tarihi 15/10/2018
Karar Tarihi 29/6/2021

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, güvenlik güçleri ile kimliği belirlenemeyen diğer kişi veya kişilerce bir kişinin öldürülmesi ve olayla ilgili olarak etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Kamu görevlisinin ihmali sonucu öldürülme, ağır yaralanma (genel) Süre Aşımı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 172
173
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi