logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ali Çakan, B. No: 2018/4994, 28/6/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ALİ ÇAKAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/4994)

 

Karar Tarihi: 28/6/2022

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

Ali ÇAKAN

Vekili

:

Av. Özgür ÖZBEY GORIUS

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, haksız gözaltı ve tutuklama dolayısıyla ödenen tazminatın yetersiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; haksız elkoyma tedbirinden kaynaklı tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/2/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu bir soruşturma kapsamında 7/6/2004 tarihinde gözaltına alınmış, 9/6/2004 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve bu örgüte üye olmak suçundan kamu davası açılmıştır. Dava kapsamında 6/8/2004 tarihinde başvurucunun mal varlığına el konulmasına da karar verilmiştir. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada 5/10/2004 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Mahkeme 21/12/2006 tarihinde başvurucunun üzerine atılı suçlardan beraatine karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Başvurucu hakkındaki elkoyma kararı kaldırılmıştır.

6. Beraat kararının kesinleşmesi üzerine başvurucu; tutuklu kaldığı süre içinde maddi ve manevi zarara uğraması, çalışamamaktan kaynaklanan gelir kaybı, tutuklu kalması sebebiyle şirketine ait otelin satılması, balık çiftliğinin zarar görmesi, ceza davası nedeniyle vekil tayin ederek avukatlara ödemek zorunda kaldığı ücretler ve mal varlığına el konulması sebebiyle uğradığı maddi zararlar toplamı olarak 16.969.550 TL maddi ve 2.000.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ederek tazminat davası açmıştır.

7. Mahkeme haksız tutuklamaya ilişkin tazminat talebi yönünden davanın kabulüne ve başvurucuya1.759 TL maddi ve 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme elkoyma kararının 6/8/2004 tarihinde verildiğini, haksız elkoyma nedeniyle tazminat talebine ilişkin düzenlemenin 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile getirildiğini, bu tarihten önce haksız elkoyma nedeni ile tazminat talebine ilişkin düzenleme bulunmadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir.

8. Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 16/10/2017 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını maddi tazminat miktarını 1.219,86 TL şeklinde düzelterek onamıştır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 7/5/1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun'un yürürlükten kaldırıldığını, 5271 sayılı Kanun'un 141. ila 144. maddelerinde tazminat isteme koşulları ve sonuçlarının yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlendiğini ve 5320 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, 5271 sayılı Kanun'un 141. ila 144. madde hükümlerinin 1/6/2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanacağının, bu tarihten önceki işlemler hakkında ise 466 sayılı mülga Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağının belirtildiğini, elkoymaya dayalı tazminat istemi 466 sayılı mülga Kanun'da düzenlenmediğinden mal varlığına el konulması nedeniyle açılan tazminat davasının genel hükümlere göre hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği gözetilerek davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığını belirtmiştir.

9. Başvurucu 5/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

10. 466 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;

2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmiyen;

3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hâkim önüne çıkarılmıyan;

4. Hâkim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;

5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmiyen;

6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;

7. Mahkûm olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkûm edilen kimselerin uğrıyacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir."

11. 5320 sayılı Kanun'un 6. maddesi şöyledir:

"(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.

 (2) Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur."

12. 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" (1) 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla;

...

c) 7. 5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun,

...

Bütün ek ve değişiklikleriyle birlikte yürürlüktenkaldırılmıştır.

(2) Bu Kanunun 6, 8 ve 12 nci maddelerinde öngörülen yürürlük ve uygulamaya ilişkin hükümler saklıdır."

13. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

...

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

14. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 28/12/2015 tarihli ve E.2015/833, K.2015/869 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Açıklanan yasal düzenlemelere bakıldığında; eşyaya haksız el konulması durumunda 466 sayılı Kanun’da açık bir düzenleme yer almadığı gibi eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda da açık bir yasal düzenlemeye yer verilmediğinden söz konusu davalar dava değerine göre genel mahkemelerde ve tazminat hukuku ilkelerine göre görülmesi gerekir. 5271 ve 5320 sayılı Kanunlar ile 1/6/2005 tarihinden sonra ise; suç soruşturması ve kovuşturması sırasında eşya veya malvarlığı değerlerine koşulları oluşmadığı halde haksız olarak el konulan kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebileceği ve bu davalara ağır ceza mahkemesinde bakılacağı açık bir şekilde düzenlenmiştir.

Olayda, 22/9/2004 tarihinde, 1/6/2005 tarihinden önce davacıya ait araca haksız olarak el konulduğu gerekçesiyle davanın açıldığı, açılan bu davanın 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 'Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat' başlıklı 6. maddesindeki açık hüküm karşısında ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmemekle birlikte 1/6/2005 tarihinden önceki işlemlere uygulanacağı belirtilen 466 sayılı Kanun’da da düzenlenmediği için yine adli yargı içinde genel hükümlere ve dava değerine göre genel hukuk mahkemelerince bakılacağı açıktır.

Ayrıca her ne kadar Yargıtay 12. Ceza Dairesi bozma ilamında; haksız el koyma işleminin gerçekleştiği tarihte 466 sayılı Kanun kapsamında bu konuya ilişkin bir düzenleme olmadığından idari yargıda dava açılması gerektiği yönünde gerekçe belirtmiş ise de; yukarıda açıklanan nedenlerle bozma ilamındaki gerekçeye itibar edilmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Mardin İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Mardin 2.Ağır Ceza Mahkemesinin ... kararının kaldırılması gerekmiştir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Anayasa Mahkemesinin 28/6/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu, gözaltına alma ve tutuklama nedeniyle hükmedilen tazminatların yetersiz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve dokuzuncu fıkraları kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden incelenmesi gerekir.

18. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

19. Somut olayda başvurucu 7/6/2004 tarihinde gözaltına alınmış, 9/6/2004 tarihinde tutuklanmış, 5/10/2004 tarihinde tahliye edilmiştir. Bu itibarla başvurucunun gözaltına alınma ve tutuklanma suretiyle hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukuki olmadığına ilişkin iddiası Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında değildir.

20. Bu durumda Anayasa Mahkemesi başvurucunun hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukuka uygun olup olmadığını zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle inceleyememektedir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin dışında olması nedeniyle hukukiliğini inceleyemediği bir hürriyetten yoksun bırakılma hâli dolayısıyla başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edildiği iddiasını incelemesi de mümkün değildir. Sonuç olarak anılan şikâyet bakımından da zaman bakımından yetkisizlik söz konusudur (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aziz Yıldırım (4), B. No: 2014/4476, 16/4/2015, § 34; Safkan Aydoğdu, B. No: 2014/7498, § 46).

21. Zira bireysel başvuruya konu müdahaleyi telafi etmeyi amaçlayan hukuk yollarının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra olumsuz biçimde sonuçlanması, müdahaleyi her zaman Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi içine sokmaz. Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularda zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra tüketilmiş olmasının bir önemi bulunmamaktadır (Safkan Aydoğdu, § 46).

22. Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu mal varlığına el konulması sebebiyle iflasa sürüklendiğini, hiçbir bankanın kredi vermediğini, asgari ücretle çalışan biriymiş gibi değerlendirme yapılmasının ve mal varlığına el konulmasından dolayı tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

24. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

25. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala uyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun başvuru yollarının tüketilmesi noktasında kendisinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

26. Başvuru yollarının etkisiz olduğunun saptanması durumunda söz konusu edilen başvuru yolunun etkili ve erişilebilir olma koşullarını karşılamadığı gerekçesiyle tüketilme zorunluluğu aranmamaktadır. Ancak başvuru yollarının tüketilmesi koşuluna yönelik istisnaların her başvurunun somut özellikleri dikkate alınarak değerlendirileceği de açıktır (Sedat Vural, B. No: 2014/5559, 25/4/2014, § 22).

27. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında yargı organlarınca şüphelilerin eşyasına ya da mal varlığı değerlerine elkoyma tedbirinin uygulandığı durumlarda bunun hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016, §§ 60-69; Sinan Aydın Aygün (2), B. No: 2014/922, 16/6/2016, §§ 61-69). Bunun doğal bir sonucu olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında öngörülen hukuk yolu, giderim bakımından sadece tazminat içerdiğinden devam eden elkoymaya ilişkin müdahaleler bakımından etkili değildir (Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 77).

28. Somut olayda başvurucu hakkında verilen elkoyma tedbiri kaldırılmıştır. Bu nedenle iddia edilen ihlalin tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayabileceketkili bir hukuk yolunun bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Bu açıdan 5271 sayılı Kanun’un 141. ve 142. maddelerinde öngörülen tazminat yolunun veya başka bir hukuki yolun başvurucunun şikâyetleri açısından tüketilmesi gereken bir yol olup olmadığının incelenmesi gerekir.

29. Başvurucu, haksız elkoyma tedbiri nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında ağır ceza mahkemesi nezdinde tazminat davası açmıştır. Başvurucunun açtığı dava elkoyma tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 466 sayılı mülga Kanun'da böyle bir tazminatimkânının bulunmaması nedeniyle reddedilmiştir.

30. 5320 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile 1/6/2005 tarihi itibarıyla 466 sayılı mülga Kanun bütün ek ve değişiklikleriyle birlikte yürürlükten kaldırılmış, ikinci fıkrasında 5320 sayılı Kanun'un 6., 8. ve 12. maddelerinde öngörülen yürürlük ve uygulamaya ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiş, 6. maddede ise5271 sayılı Kanun'un 141. ila 144. maddeleri hükümlerinin 1/6/2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanacağı, bu tarihten önceki işlemler hakkında 466 sayılı mülga Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı kurala bağlanmıştır.

31. Somut olayda 6/8/2004 tarihinde elkoyma kararı verildiğinden 466 sayılı mülga Kanun hükümleri gündeme gelmektedir. Ancak anılan Kanun'da haksız elkoyma ile ilgili açık bir düzenleme yer almadığı gibi 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda da açık bir yasal düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu nedenle somut olayda 466 sayılı mülga Kanun ve 5271 sayılı Kanun'da öngörülen tazminat yolunun etkili olmadığı görülmektedir. Nitekim Yargıtay somut olayda elkoyma tedbirine ilişkin tazminat davasının genel hükümlere göre hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiğine karar vermiştir (bkz. § 8). Uyuşmazlık Mahkemesi de elkoymadan kaynaklanan tazminat davalarının 5320 sayılı Kanun'un 6. maddesindeki açık hüküm karşısında ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmemekle birlikte 1/6/2005 tarihinden önceki işlemlere uygulanacağı belirtilen 466 sayılı mülga Kanun’da da düzenlenmediği için yine adli yargı içinde genel hükümlere ve dava değerine göre genel hukuk mahkemelerinde inceleneceğini belirtmiştir (bkz. § 14). Dolayısıyla somut olayda elkoymadan kaynaklanan hak ihlalinin tespitini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hukuk yolunun mevcut olduğu görülmektedir.

32. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde başvurucunun elkoyma tedbiri nedeniyle uğradığı zarara ilişkin hukuk davası açma yoluna gitmediği anlaşıldığından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 28/6/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ali Çakan, B. No: 2018/4994, 28/6/2022, § …)
   
Başvuru Adı ALİ ÇAKAN
Başvuru No 2018/4994
Başvuru Tarihi 5/2/2018
Karar Tarihi 28/6/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, haksız gözaltı ve tutuklama dolayısıyla ödenen tazminatın yetersiz olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; haksız elkoyma tedbirinden kaynaklı tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Tutukluluk tazminatı Zaman Bakımından Yetkisizlik
Mülkiyet hakkı Müsadere Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 466 Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun 1
5320 Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 6
18
5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 141
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi