logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Ali Sadet ve diğerleri, B. No: 2018/6838, 8/6/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ALİ SADET VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/6838)

 

Karar Tarihi: 8/6/2021

R.G. Tarih ve Sayı: 5/10/2021 - 31619

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Celal Mümtaz AKINCI

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Basri BAĞCI

Raportör

:

Murat İlter DEVECİ

Başvurucular

:

1. Ali SADET

 

 

2. Ceren ÇOBAN

 

 

3. Dilek KAYA

 

 

4. Mehmet ÖZKAN

 

 

5. Mehmet Şerif AKHAMUR

 

 

6. Nimet YURTGÜL

 

 

7. Özge SADET SEMİZ

 

 

8. Özgen SADET

 

 

9. Sultan YILDIZ

 

 

10. Sunay SADET

 

 

11. Ümran AKHAMUR

 

 

12. Yağmur ŞEKER ÖZER

 

 

13. Yasin CAN

Başvurucular Vekili

:

Av. Gülhan KAYA

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamu makamları tarafından önceden bilindiği iddia edilen canlı bomba saldırısının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmaması ve önleme araması kararına rağmen olayın meydana geldiği yerde önleme araması yaptırmadığı için görevini ihmal ettiği derece mahkemesi kararlarıyla sabit olan kamu görevlisi hakkında adli para cezasına hükmedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/3/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerine, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere ve Abdullah Akhamur ve diğerleri (2) (B. No: 2016/9605, 9/6/2020, §§ 8-21) kararına göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Bir terör örgütünün gençlik yapılanmasının üyeleri olduğu iddia edilen bazı kişiler Suriye Arap Cumhuriyeti (Suriye) sınırları içinde bulunan bir şehri yeniden inşa edecekleri savıyla 19/7/2015 tarihinden itibaren bulundukları şehirlerden Şanlıurfa'nın Suruç ilçesine doğru hareket etmiştir.

9. Suruç İlçe Jandarma Komutanlığının Suruç Kaymakamlığına gönderdiği 19/7/2015 tarihli bir yazıda, bahsi geçen kişilerin Suruç Cumhuriyet Meydanı'nda yapılacak basın açıklaması sonrasında Suriye sınırına doğru gösteri yürüyüşü yapacaklarına ilişkin ihbar alındığı belirtilmiştir.

10. Sözü edilen kişiler, basın açıklaması yapmak amacıyla 20/7/2015 günü saat 12.00 sıralarında Suruç Belediyesine ait Amara Kültür Merkezinin (Kültür Merkezi) bahçesinde toplanmıştır.

11. Basın açıklaması yapılırken üzerindeki patlayıcı maddeleri patlatan bir kişi kendi ölümü dışında pek çok kişinin ölümüne, birçok kişinin de yaralanmasına neden olmuştur.

A. Olayın Failleri Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

12. Olay hakkında Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) derhâl soruşturma başlatmıştır.

13. Birkaç soruşturma işlemi sonrasında Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmaya konu fiillerin ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan olduğu gerekçesiyle fezleke düzenleyip soruşturma evrakını 22/7/2015 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

14. 24/1/2017 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı; bombalı saldırıyı gerçekleştiren Ş.A.A.nın olay esnasında öldüğü, bu kişiye talimat veren Y.D. ve H.İ.D.nin de üzerilerine yerleştirdikleri patlayıcı maddeleri patlatmak suretiyle güvenlik güçlerine karşı gerçekleştirdikleri saldırılar sonucu farklı tarihlerde öldükleri; N.D., H.T., H.Ş., F.T., S.T., E.İ., A.Ö.A., A.B. ve H.A.D.nin ise faillerle ve/veya olayla bağlantılarının bulunduğuna dair delil elde edilemediği gerekçeleriyle anılan kişiler hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.

15. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı 25/1/2017 tarihinde saldırının DEAŞ terör örgütünün emir ve talimatları doğrultusunda Ş.A.A. tarafından gerçekleştirildiği, Ş.A.A.ya talimatın bizzat Y.D. ve H.İ.D. tarafından verildiği, bu şüphelilere ise talimatı örgütün haklarında yakalama kararı olan yönetici kadrosundaki D.B. ve İ.B.nin verdiği, olayın şüphelileri ile birlikte DEAŞ adına birtakım eylemlere karışan ve olay hakkında detaylı bilgiye sahip olan Y.Ş.nin de olaya dahlinin olduğuna dair şüphelerin bulunduğu iddiasıyla Y.Ş., D.B. ve İ.B. hakkında bir iddianame düzenlemiştir. Olay nedeniyle otuz dört kişinin öldüğü, yetmiş kişinin ise yaralandığı belirtilen iddianamede; şüphelilerin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu bir kez, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçunu bir kez, tasarlayarak ve yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürme suçunu otuz dört kez, teşebbüs aşamasında kalmış tasarlayarak ve yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürmeye teşebbüs etme suçunu yetmiş kez ve tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme suçunu bir kez işledikleri iddia edilmiştir.

16. İddianame, Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesince 7/2/2017 tarihinde kabul edilmiştir.

17. Yargılama, Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesince açık olarak yürütülmekte olup henüz sonuçlandırılmamıştır.

B. Suruç Kaymakamı ve Suruç İlçe Emniyet Müdürü Hakkında Yürütülen Ön İncelemeyle İlgili Süreç

18. İçişleri Bakanlığı, olay tarihinde Kültür Merkezi önünde ve çevresinde yeterli güvenlik tedbiri alınmadığı iddiası yönünden Suruç Kaymakamı A.Ç. ve Suruç İlçe Emniyet Müdürü M.Y. hakkında ön inceleme yapmak üzere iki mülkiye müfettişi ile iki polis müfettişi görevlendirmiştir.

1. Ön İncelemede Toplanan Bilgi ve Belgeler

19. Anılan müfettişler, yaptıkları ön incelemede başka işlemler yanında alınan güvenlik önlemleri konusunda Suruç Kaymakamlığından, Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğünden ve Suruç İlçe Jandarma Komutanlığından bilgi talep etmiştir. Bahsi geçen Kurumların verdikleri bilgiler ile gönderdikleri belgelere göre;

i. Suruç'a farklı illerden gelecek gruplar 20/7/2015 tarihinde Kültür Merkezinde toplanacak, gerekli izinlerin alınması hâlinde Suriye'ye geçecek ve orada 24/7/2015 tarihine kadar çeşitli etkinlikler yapacaktır. Gruplar Suruç ilçesinde basın açıklaması da dâhil herhangi bir etkinlik yapmayacaktır.

ii. 16/7/2015 tarihinde yapılan asayiş toplantısında Suruç'a gelecek gruplarla ilgili gerekli emniyet tedbirlerinin alınması kararlaştırılmış ve Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü ile Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığından takviye kuvvet istenmiştir.

iii. Olaydan bir gün önce saat 21.30 sıralarında iki siyasi partinin ilçe temsilcileri ile toplantı yapılmıştır. Bu toplantı sırasında bahsi geçen siyasiler özetle Suruç'a gelecek grubun Suriye'ye geçmek istediğini, gelecek gruptaki kişilerin olay çıkarmasına izin vermeyeceklerini, grubun Çaykara köyünde bir basın açıklaması yapacağını ve ilçe girişinde yapılacak kontrol dışında güvenlik tedbiri istemediklerini söylemiştir. Yetkililer ise gelecek grupta yer alan kişilerin tamamının Suriye'ye geçişine izin veremeyeceklerini ancak her ilden bir kişinin Suriye'ye geçişine izin verilebileceğini ifade etmiştir.

iv. 19/7/2015 tarihinde saat 08.30'dan itibaren ilçe girişinde şüpheli kişilerin üstleri ile araçlarının aranmasına başlanmıştır. 20/7/2015 tarihinde de Suruç'a gelen gruplardaki kişilerin üstleri ve araçları aranmıştır. Nitekim sözü edilen gruplara dâhil olan iki kişi, haklarında yakalama kararı bulunduğu gerekçesiyle adli makamlara sevk edilmiştir. Uygulama noktasına ilişkin kamera görüntülerini içeren CD'ler müfettişlere sunulmuştur.

v. Olay günü Kültür Merkezi önünde, Suruç'a gelen grupları takip edip gelişmelerden haber vermesi için bir güvenlik ekibi görevlendirilmiştir. Ayrıca Kültür Merkezine 500 m mesafede bulunan asayiş binasının önünde ve yine Kültür Merkezine yaklaşık 700 m mesafedeki Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde herhangi bir olayın vuku bulması durumunda sevk edilmeye hazır kuvvetler bulundurulmuştur.

vi. Suruç'a gelen gruplarda yer alan bazı kişiler olay sonrasında güvenlik güçlerine taşlar ve şişelerle saldırmıştır.

vii. Saldırıya dair genel veya özel hiçbir ihbar ve istihbarat bilgisi olay öncesinde güvenlik güçlerinin elinde bulunmamaktadır.

viii. Kültür Merkezi Onbirnisan Caddesi üzerindedir, etrafı 120 cm yüksekliğinde duvarlarla çevrilidir ve tek giriş kapısına sahiptir. Burası kamuya açık değildir ve yalnızca Suruç Belediyesince yapılan etkinlikler için kullanılmaktadır. Bu bakımdan talep olmadan Kültür Merkezinin girişinde ve içinde kolluğun arama yapması mümkün değildir. Nitekim anılan yerde yapılan hiçbir etkinlikte arama yapılmamıştır. Kültür Merkezinin güvenliğinin zabıta veya özel güvenlik görevlilerince sağlanması gerekir. Bir sabit MOBESE kamerası Kültür Merkezinin girişini göstermektedir.

20. Ön inceleme dosyasında yer alan ve Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünce bazı iç birimler ile ilçe emniyet müdürlüklerine gönderilen 13/6/2015 tarihli yazıda, Adıyaman Emniyet Müdürlüğünün 10/6/2015 tarihli yazısına göre Ş.A.A. ve kardeşi Y.E.A. hakkında babaları Z.A.A.nın 22/5/2015 tarihinde kayıp başvurusu yaptığı ve çatışma bölgelerinde faaliyet gösteren radikal gruplarla terör örgütü kamplarına katılmak için yasa dışı yollardan yurt dışına çıkabilecekleri değerlendirildiğinden Ş.A.A. ve Y.E.A.nın arama kayıtlarına “terör nitelikli kayıp şahıs olarak kaydedildiği belirtilerek bahsi geçen kişilere rastlanması durumunda Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne bilgi verilmesi istenmiştir.

21. Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğünün Suruç'un Suriye sınırında olması nedeniyle oluşabilecek güvenlik riskini gerekçe göstererek önleme kararı talep etmesi üzerine Suruç Sulh Ceza Hâkimliği 7/7/2015 tarihinde, aralarında Onbirnisan Caddesi'nin de bulunduğu pek çok cadde ve sokakta 8/7/2015-8/8/2015 tarihleri arasında 24 saat esasına göre kişilerin üstlerinde ve araçlarında önleme araması yapılmasına karar vermiştir. Önleme aramasına ilişkin talep yazısında olası bir terör saldırısına ilişkin herhangi bir istihbarat bilgisinden söz edilmemiştir.

22. Şanlıurfa Valisi tarafından imzalanan ve Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünce Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderilen “Takviye Kuvvet” konulu 17/7/2015 tarihli yazıda bir terör örgütünün yapısı içinde faaliyet gösteren grupların 19/7/2015 tarihinde Suruç'a giderek buradan sınır ihlali yapmak suretiyle Suriye'ye geçmeye çalışacakları yönünde istihbarat bilgisi olduğu ve sınır ihlaline izin verilmeyeceği belirtilerek Suruç'ta yaşanması muhtemel olayların önlenip müessif bir olayın yaşanmaması için alınan bazı emniyet tedbirleri açıklanmıştır. Anılan yazıda başka hususlar yanında;

- İki petrol istasyonu önünde uygulama noktaları oluşturularak ilçeye giren kişilerin ve araçların kontrol edileceği,

- Alınan emniyet tedbirlerinden M.Y.nin sorumlu olduğu,

- Görev alan tüm personelin tam teçhizatlı olarak görev yapacağı ve meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli, duyarlı ve müteyakkız olacağı,

- Görevli personelin görev yaptığı yer ve çevresinde gerekli güvenlik arama ve kontrollerini (yanıcı, yakıcı, patlayıcı, kesici, delici materyaller ile yasa dışı döviz, afiş vb.) yaparak tutanak tanzim edeceği ve şüpheli bir durumla karşılaşmaları durumunda çevre emniyetini alarak uzman ekip talebinde bulunmaları gerektiği belirtilmiştir.

23. Yukarıda bahsi geçen “Takviye Kuvvet” konulu yazıya uygun olarak M.Y. emniyet tedbirlerinin alınması noktasında görevlendirmeler yapmıştır.

2. Ön İncelemenin Sonucu ve Müteakip İşlemler

24. Ön incelemeyi yürüten müfettişlerce hazırlanan 12/10/2015 tarihli ön inceleme raporunda Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu yazısına ve Suruç Sulh Ceza Hâkimliğince verilen önleme kararına işaret edilerek Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırılmadığı, böylece yeterli güvenlik tedbirlerinin alınmadığı gerekçesiyle A.Ç. ve M.Y. hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

25. Şanlıurfa Valisi 20/11/2015 tarihli karar ile ön inceleme raporundaki tespit ve değerlendirmelere istinaden M.Y. hakkında soruşturma izni vermiş, A.Ç. hakkında ise soruşturma izni vermemiştir. Vali'ye göre A.Ç. her türlü güvenlik tedbirinin alınması için asayiş toplantısında gerekli talimatları vermiştir.

26. Anılan karar, ekleriyle birlikte 18/2/2016 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

27. A.Y. yönünden işlemden kaldırma kararı veren Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, yer yönünden görevli olmadığı gerekçesiyle verdiği yetkisizlik kararına istinaden M.Y. hakkındaki soruşturma evrakını Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

28. Cumhuriyet Başsavcılığı anılan soruşturma dosyasını, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı vererek gönderdiği M.Y. hakkındaki bir başka soruşturma dosyası ile birleştirmiştir. Sözü edilen soruşturmaya ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır (bkz. §§ 38-49).

C. Cumhurbaşkanı, Bazı Siyasiler ve Bir Kısım Kamu Görevlisi Hakkında Yapılan Suç Duyurusuyla İlgili Süreç

29. Ceren Çoban, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can dışında kalan başvurucuların da aralarında bulunduğu bazı kişiler, vekilleri aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdikleri 15/12/2015 tarihli dilekçelerinde; yaşanan olaydan Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, İçişleri Bakanı'nın, Millî Savunma Bakanı'nın, Genel Kurmay Başkanı'nın, Emniyet Genel Müdürü'nün, Şanlıurfa Valisi'nin, Suruç Kaymakamı'nın, Suruç İlçe Emniyet Müdürü'nün, Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünde görevli Çevik Kuvvet Şube Müdürü ile Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürü'nün, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı'nın, suç işlemiş MİT ve emniyet görevlilerinin de sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. Bahsi geçen dilekçeyi verenlere göre insanlığa karşı suç işleyen söz konusu kişiler; kasten öldürmenin ihmalî davranışla işlenmesi, kasten yaralamanın ihmalî davranışla işlenmesi, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme ve suçluyu kayırma suçları nedeniyle yargı önüne çıkarılmalıdır.

30. Anılan dilekçede başka hususlar yanında;

i. Güvenlik güçlerinin 19/7/2015-24/7/2015 tarihleri arasında yapılacak etkinliklerin içeriğinden haberdar olmasına rağmen Kültür Merkezinin içinde ve çevresinde gerekli güvenlik önlemlerini almadığı oysa etkinlikler için Suruç'a gelen ve ilçe girişinde durdurulan kişilerin üstleri ile eşyalarının arandığı, ayrıca söz konusu kişilerin kimliklerinin sorgulandığı,

ii. DEAŞ bağlantısı bilinen ve polis tarafından kayıp şahıs olarak aranan Ş.A.A.nın Kültür Merkezine girmesini güvenlik güçlerinin önleyemediği,

iii. MİT'in canlı bombalar konusunda istihbarata sahip olduğu, buna rağmen canlı bombalarla ilgili istihbaratın saldırının önlenmesini sağlayacak şekilde değerlendirilmediği ve güvenlik güçleri arasında istihbarat paylaşımı yapılmadığı,

iv. Ulusal düzeyde yayımlanan bir gazetenin genel ağ adresinde yer alan bir habere göre güvenlik güçlerinin saldırıdan önce Ankara Tren Garı önündeki saldırının faillerinden Y.E.A.nın iletişimlerini dinlediği, Suruç'ta ve 10/10/2015 Cumartesi günü Ankara Tren Garı önünde meydana gelen saldırıları gerçekleştiren canlı bombalar hakkında daha önce terör örgütü üyeliği nedeniyle haklarında soruşturma başlatılmasına rağmen söz konusu kişilerin serbest bırakıldığı oysa güvenlik güçlerinin canlı bombalar tarafından saldırılar yapılacağından haberdar olduğu (17/10/2015 tarihinde yayımlanan söz konusu haberde Ankara Tren Garı önündeki saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen Y.E.A.nın Suruç'taki saldırıdan iki ay kadar önce telefonda görüştüğü kardeşi Y.A.ya “...Belki seninle son görüşmem. ...Allah için sana vasiyetim, yani aileye sahip çık.”, “Vallahi burası kadar ... bir yer yok. Burası kadar güzel bir yer yok a daha iki tane kardeşi gömdük tez hemen gömdük, gittiler abilerine kavuştular yani daha bir saat olmadı kendim gömdüm yani kardeş Allah yolunda paramparça olmuşlardı.” dediği, Ankara Tren Garı önündeki saldırıyı gerçekleştirenlerden bir diğeri olduğu iddia edilen Ö.D.D.nin DEAŞ bağlantısı nedeniyle gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakıldığı ve Y.A.nın Suruç'taki saldırıdan beş gün sonra 25/7/2015 tarihinde şüpheli olarak ifade verdiği hususları yer almıştır.),

v. Ulusal düzeyde yayımlanan bir başka gazetenin genel ağ adresindeki bir habere göre Ankara Tren Garı önündeki saldırının faillerinden Y.E.A. hakkında 23/7/2015 tarihinde yakalama kararı çıkarılmasına rağmen yakalamaya yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı, ayrıca saldırı yapılacağının üç gün öncesinden bilindiği (15/10/2015 tarihinde yayımlanan söz konusu haberde Y.E.A. ve Ö.D.D.nin dört aydır arandıkları, anılan kişilerin olay günü taksiyle Ankara Garı'na geldikleri, DEAŞ'ın Gaziantep'te bulunan uyuyan hücrelerinde -Suruç'taki saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen Ş.A.A. gibi- saldırıya hazırlandıkları, Suruç'taki saldırıdan sonra emniyet istihbaratı tarafından hazırlanan on altı kişilik canlı bomba listesinde Y.E.A. ve Ö.D.D.nin isim ve resimlerinin de bulunduğu, söz konusu listenin bütün illerin güvenlik birimlerine gönderildiği, mitinge yönelik saldırı yapılabileceğine dair istihbaratın Ankara Tren Garı önündeki saldırıdan üç gün önce geldiği, bu istihbarata istinaden Ankara'nın birçok noktasında yapılan operasyonlara rağmen saldırganların bulunamadığı ve saldırının önlenememesi nedeniyle bazı kamu görevlilerinin görevden alındıkları hususları ifade edilmiştir.),

vi. Başbakan'ın beyanlarına ve basında yer alan haberlere göre canlı bombalara ait liste bilinmesine rağmen ele geçen bir kısım ses kaydına istinaden ifadeleri alınan bazı canlı bombaların serbest bırakıldığı, bu hususun devletin görev ve sorumluluklarını bilinçli olarak yerine getirmediğinin göstergesi olduğu (Suç duyurusunda bulunan başvurucuların dilekçelerinde belirttikleri genel ağ adresinde yer alan haberde DEAŞ hücresi lideri olduğu iddia edilen M.D. ve iki arkadaşı hakkında 2014 yılında silahlı terör örgütü üyeliği suçundan kamu davası açıldığı, aynı soruşturma kapsamında aralarında Ş.A.A., Ö.D.D. ve Ö.D.D.nin ikiz kardeşi M.G.D.nin de bulunduğu on dokuz şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği hususları belirtilmiştir.),

vii. DEAŞ mensupları hakkında soruşturma yapılmasında ve aranan örgüt mensuplarının yakalanmasında isteksiz davranılmasının Ankara Tren Garı önündeki saldırının gerçekleşmesini kolaylaştırdığı öne sürülmüştür.

31. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yetkisizlik kararı verip soruşturma evrakını Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

32. 24/2/2016 tarihinde görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle hakkında zaten yürütülmekte olan bir soruşturmanın bulunduğu (Bahsi geçen soruşturma paragraf 27'de belirtilen soruşturmadır.) gerekçesiyle Suruç İlçe Emniyet Müdürü M.Y. ile ilgili soruşturmayı mevcut soruşturmadan ayıran Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, yer bakımından soruşturma görevinin Cumhuriyet Başsavcılığına ait olduğu gerekçesiyle 25/2/2016 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir. M.Y. hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmaya ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır.

33. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı iddiaların soruşturma yapılmasını gerektirir nitelikte olmadığı ve suçlama yöneltilen kişilerin kusurlu olarak değerlendirilecek eylemlerinin bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

34. 15/12/2015 tarihli dilekçelerinde dile getirdikleri iddiaları yineleyerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz eden Ceren Çoban, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can dışında kalan başvurucular; -öz itibarıyla- Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının şikâyet edilen kamu görevlileri ve onların idari amirleri yönünden resen soruşturma yapabileceğini, soruşturmada müşteki, tanık ve şüpheli ifadelerinin alınmadığını, şikâyet dilekçelerinin gerekli ölçüde delil barındırdığını öne sürmüştür.

35. Yaptığı itiraz incelemesinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığıyla aynı sonuca ulaşan Şanlıurfa 1. Sulh Ceza Hâkimliği, terör eylemleri nedeniyle uğranılan zararların tazmini için idari yargıda dava açılabileceğine işaret ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı reddetmiştir.

36. Ceren Çoban, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can dışında kalan başvurucular, başka kişilerle birlikte kendilerinin ve/veya yakınlarının yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yukarıda bahsi geçen Abdullah Akhamur ve diğerleri (2) başvurusunu 18/5/2016 tarihinde yapmıştır.

37. Anılan başvuru hakkında verilen 9/6/2020 tarihli kabul edilemezlik kararının ilgili kısmı şöyledir:

“...

61. Başvurucular söz konusu şikâyetlerini desteklemek için somut herhangi bir kanıt ortaya koymadan ve şikâyet ettikleri kişilerin başvuruya konu saldırıyla bağlantılı herhangi bir eyleminden söz etmeden güvenlik güçlerinin DEAŞ üyelerine yönelik sistemli bir ihmalkârlık içinde olduğunu soyut bir biçimde ileri sürüp genel ağda yayımlanmış birkaç habere gönderme yapmıştır. Ne var ki bahis konusu haberlerde kamu makamlarının olay günü basın açıklamasına katılan kişilere saldırı yapılacağını önceden bildiklerine veya bilmeleri gerektiğine, buna rağmen söz konusu kişilerin Kültür Merkezi içinde ve çevresinde gerekli güvenlik önlemlerini almadıklarına ilişkin bir bilgi bulunmadığı gibi güvenlik güçlerince aranan ve başkalarının yaşamı için tehdit oluşturduğu bilinen veya bilinmesi gereken Ş.A.A.nın saldırı öncesinde nerede saklandığı kamu makamlarınca bilinmesine rağmen yakalanmadığına dair bir malumat da bulunmamaktadır... O hâlde başvurucuların Cumhuriyet Başsavcılığı önünde dile getirdikleri iddiaların koruma yükümlülüğü bağlamında savunulabilir nitelikte olduğu söylenemez. Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinden önleme araması kararı alınmasına rağmen Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışardan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırmadığı iddiasıyla İlçe Emniyet Müdürü M.Y. hakkında Suruç Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında sanığın neticeten 7.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmesinin de bu sonuca bir etkisi yoktur. Zira başvuruya konu edilen soruşturma M.Y. hakkındaki soruşturmayı kapsamadığı -Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmasızlık kararında M.Y. hakkında Suruç Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrı bir soruşturma yürütüldüğü açıkça belirtilmiştir- gibi başvurucuların M.Y. hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili herhangi bir şikâyetleri de bulunmamaktadır. Kaldı ki M.Y. hakkındaki yargılama başvurucuların ve/veya ölen yakınlarının yaşam hakkının korunmasıyla ilgili olmayıp ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan M.Y.nin sorumlu tutulup tutulamayacağının belirlenmesine ilişkindir (İhmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunun yaşam hakkının korunmasıyla ilgili olmadığına ilişkin bkz. Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 116).

62. Hiç şüphesiz devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü uyarınca doğal olmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulması, sorumlu kişilerin belirlenmesi ve gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütmesi gerekir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94). Ancak bu mecrubiyet, ölüm olayına karıştığı iddia edilen herkes hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmesini zorunlu kılmaz. Nitekim Anayasa Mahkemesi, ölüm olayının failleri ile birlikte hareket ettikleri iddia edilen kişiler hakkında kovuşturmasızlık kararı verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının incelendiği Beste Güler Aslan ve diğerleri (B. No: 2015/9669, 19/2/2019, § 95) başvurusunda ölüm olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasını bir bütün olarak ele alıp daha derin ve etkili bir soruşturma yürütülmesi konusunda haklı bir beklentiye girebilmeleri için başvurucuların iddiaları hakkında soruşturma makamlarına daha sağlam argüman veya emare sunmaları gerektiği sonucuna varmıştır.

63. Başvurunun hâlihazırda [Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesince] yürütülmekte olan ceza soruşturmasıyla ilgili olmadığını ve başvuruda koruma yükümlülüğü bağlamında savunulabilir bir iddianın bulunmadığını dikkate alan Anayasa Mahkemesi, somut olayın koşullarında etkili soruşturma yükümlülüğünün doğmadığı sonucuna varmıştır.

...”

D. M.Y. Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturmasıyla İlgili Süreç

38. Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği yetkisizlik kararları (bkz. §§ 27, 32) üzerine M.Y. hakkında soruşturma işlemlerine başlayan Cumhuriyet Başsavcılığı 4/4/2016 tarihinde istinabe yoluyla M.Y.nin ifadesini almıştır. M.Y.nin ifadesi şöyledir:

“...16/07/2015 günü İstanbul ağırlıklı olmak üzere çeşitli illerden Kobaniye geçmek üzere bazı vatandaşların Suruç ilçesine geleceği istihbaratını aldıktan sonra gerekli tedbirlerimizi aldık, hatta personel sayımız yetersiz olduğu için Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünden personel talebinde bulunduk ve bu talebimizde karşılandı. 19/07/2015 gününden itibaren ilçe giriş-çıkış ve genelinde gerekli tedbirlerimizi 24 saat esaslı olmak üzere aldık, ilçeye giren bütün araçların gerekli kontrollerini yaptık. Bunun öncesinde Suruç Sulh Ceza Hakimliğinden07/07/2015 tarihli önleme araması kararı almıştık, bu karar doğrultusunda gerekli kontrollerimizi yaptık, 20/07/2015 günü yaklaşık 150 kişilik bir grup peyderpey çeşitli araçlarla ilçemize geldi. Bu kişiler geldikçe gerekli aramaların henüz kendileri ilçeye girmeden ilçe girişinde yaptık. İlçeye gelen gruplar bir müddet ilçe içerisinde dolaştıktan sonra bu kişiler Suruç Belediyesine ait Amara Kültür Merkezi içerisine gittiler. Bu kişiler Kobaniye geçmek için Kaymakamlıktan ve Valilikten izin talebinde bulunacaklardı, hatta bu kişileri organize eden, yer temin eden HDP'nin İlçe Başkanı ile İlçe Kaymakamımız ile birlikte bizzat görüşerek bu kişilerin [tamamının] Kobaniye geçişine izin verilmeyeceğini, en fazla 10 kişilik bir grubun izin dahilinde geçme ihtimalinin bulunduğunu kendilerine söylemiştik. Bahsi geçen grubun Amara Kültür Merkezinde herhangi bir basın açıklaması yada gösteri yapacaklarına dair resmi olarak Suruç Kaymakamlığına herhangi bir müracaatları olmadı. Ayrıca buna dair herhangi bir istihbari bilgi almadık.Belediye ait olan Amara Kültür Merkezinde gelen grubun yaklaşık bir 150 kişi kadar toplandığı, alınan bilgiler dahilinde bu sayının 300 kişi olacağını ve diğer geri kalan grubun ise de ilçemize gelecekleri tarafımızca bilinmekteydi ve ayrıca Belediye ve HDP İlçe Başkanlığı ile yapılan görüşmelerde [Belediyeye] ait olan Kültür Merkezi içerisinde herhangi bir basın açıklaması etkinliği yapılmayacağı sadece burayı toplanma alanı olarak belirlediklerini ve herhangi bir şekilde Emniyet Birimlerinden arama talebinde bulunmadıklarını beyan [ettiler]. [B]una [rağmen] Emniyet Görevlileri olarak Amara Kültür Merkezinin önünde ve yanında iki sivil ekip tarafımdan görevlendirildi. Kültür Merkezine 100 Metre mesafede iki ayrı noktada takviye kuvvetlerimiz konuşlandırıldı. Kültür Merkezi civarında ve ana cadde üzerinde sivil ekiplerimiz şüpheli şahıslar üzerinde gerekli aramayı yapmışlardır. Patlamanın olduğu esnada Amara Kültür Merkezinin içerisinde bir grubun kimseye bilgi vermeden spontane bir şekilde basın açıklaması yaptığını olay esnasında Kültür Merkezinde bulunan sivil memurlar bana söylediler. Tam bu basın açıklamasının yapıldığı esnada da patlama meydana gelmiştir. İlçeye gelen gruplara yönelik saldırı gerçekleştirileceğine dair herhangi bir istihbari bilginin olmaması, bu organizasyonu gerçekleştiren kişilerden herhangi bir talep olmaması, basın açıklaması yapılacağına dair bir bilgi verilmemesi ve belediyeye ait olan özel mülk içerisinde önleme araması yapılamayacağı gerekçesiyle biz bu Kültür Merkezi içerisine giren kişileri bire bir arayarak içeriye sokma gibi bir eylemimiz olmadı. Benim yada o dönem ilçede görev yapan bir memurun herhangi bir ihmali yoktur.”

39. Cumhuriyet Başsavcılığı, daha önce Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinden önleme araması kararı alınmasına rağmen Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırmadığı, böylece yeterli güvenlik tedbirini almadığı gerekçesi ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla M.Y. hakkında Suruç Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu davası açmıştır. İddianamede aralarında Onbirnisan Caddesi'nin de bulunduğu pek çok cadde ve sokakta 8/7/2015-8/8/2015 tarihleri arası için 24 saat esasına göre önleme araması yapılmasına imkân veren Suruç Ceza Hâkimliği kararının bulunduğu, Vali tarafından imzalanan Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu 17/7/2015 tarihli yazısına göre emniyet tedbirlerinin alınmasından M.Y.nin sorumlu olduğu ve anılan yazıda tüm personelin meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli, duyarlı ve müteyakkız şekilde bulunacağına ilişkin talimat bulunduğu belirtilmiştir.

40. Ceza Mahkemesi sanığın sorgusunun yapılması için Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesinden istinabe talep etmiştir.

41. Başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz, vekilleri aracılığıyla Ceza Mahkemesine gönderdikleri 30/6/2016 tarihli dilekçelerinde sanığın sorgusunun istinabe yoluyla yapılmamasını ve sanığın duruşmada hazır edilmesini istemiştir. Adı geçen başvuruculara göre sanığın sorgusunun istinabe yoluyla yapılması, sanığa soru sorma imkânlarını elinden alacak ve maddi gerçeğin ortaya çıkması mümkün olmayacaktır. Böylece olaydan sorumlu başka kişiler de tespit edilemeyecektir.

42. Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesi sanığın sorgusunun 14/7/2016 tarihinde yapılmasına karar vermiş ancak sanığın sözü edilen tarihte şehir dışında olacağına ilişkin dilekçesine istinaden sanığın sorgusunu 13/7/2016 tarihinde yapmıştır. Sanık sorgusunda daha önce verdiği ifadesini tekrar edip savunmalarını içerir bir dilekçe sunmuştur. Bahsi geçen dilekçede sanığın önceki beyanlarıyla uyumlu hususlar yanında Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu yazısında belirtilen tedbirlerin güvenlik güçlerinin korunmasına ilişkin olduğu yoksa olay yerinde bulunan topluluğa yönelik canlı bomba saldırısı olacağına dair bir bilgi ve belgenin olmadığı savunulmuştur.

43. Başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz, vekilleri aracığıyla Ceza Mahkemesine verdikleri 19/7/2016 tarihli dilekçelerinde sanığın sorgusunun yapılacağı 14/7/2016 tarihinde Muğla 1. Asliye Ceza Mahkemesine gittiklerini ancak kendilerine haber verilmeden sanığın sorgusunun duruşmadan bir gün önce yapıldığını öğrendiklerini belirterek sanığın sorgu için duruşmada hazır edilmesini ya da kendilerinin de hazır bulunacağı bir duruşmada sanığın sorgusunun yapılması için yeniden istinabe talep edilmesini istemiştir.

44. Başvurucuların davaya katılma talepleri Ceza Mahkemesince kabul edilmiştir.

45. Başvuruya konu olay nedeniyle yaralanan başvurucular Ceren Çoban ve Yasin Can ile O.K., Ceza Mahkemesince alınan ifadelerinde özetle Suruç'a başka illerden geldiklerini ve yolda herhangi bir kontrolle karşılaşmadıklarını beyan etmiştir. Ek olarak O.K., Kültür Merkezine girilirken arama yapılmadığını söylemiş; başvurucu Yasin Can ise Suruç ilçesinde arkadaşları ile gezerlerken kendilerini polis olarak tanıtan bazı kişilerin genel bilgi toplama (GBT) sorgusu yaptıklarını hatta bir polis memurunun kendilerine “Burada Daeş var. Neden Geldiniz?” dediğini ifade etmiştir.

46. Ceza Mahkemesi bazı katılanlar vekillerinin talebine istinaden başvuruya konu olay nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasının bir örneğini istese de Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisine getirilen kısıtlamayı gerekçe göstererek soruşturma dosyasının örneğini göndermemiştir.

47. Yapılan yargılamada katılanlar ve/veya katılanlar vekillerince sanığa isnat edilen eylemin kasten öldürmenin ihmalî davranışla işlenmesi suçunu oluşturması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğine, sanığın sorgu için duruşmada hazır edilmesine ya da katılanlar vekillerinin de hazır bulunacağı bir duruşmada sanığın sorgusunun yapılması için yeniden istinabe talep edilmesine, iki siyasi partinin ilçe temsilcileri ile Suruç Kaymakamının tanık olarak dinlenmesine ve başvuruya konu olay nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyası ile Ankara Tren Garı önünde 10/10/2015 tarihinde meydana gelen canlı bomba saldırısına ilişkin dava dosyasının getirtilmesine ilişkin talepler dile getirilmiştir. Ceza Mahkemesi mevcut delil durumunu gerekçe göstererek görevsizlik kararı verilmesine ilişkin talepleri, sanığın sorgusunun yapılmış olması ve yeniden yapılacak sorgunun yargılamaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle sanığın mahkemede hazır edilmesine ilişkin talepleri ve yargılamaya yenilik getirmeyeceği gerekçesiyle diğer talepleri reddetmiştir.

48. Yaptığı yargılama sonunda sanığın neticeten 8 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar veren Ceza Mahkemesi, sanığın kabul etmemesi nedeniyle hükmün açıklanmasını geri bırakmamış ve hapis cezasını sonuç olarak 7.500 TL adli para cezasına çevirmiştir. Karara göre hükmedilen adli para cezası eşit taksitler hâlinde 12 ayda ödenecektir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir:

 “...

... Canlı bomba olarak Suruç İlinde Meydana gelen patlamada kendisini patlatan [Ş.A.A.] isimli şahsın terör nitelikli kayıp şahıs olduğunun Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğüne bildirildiği, sanığa Suruç İlçesinde meydana gelebilecek muhtemel olayların önlenmesi ve 'Görev alan tüm personel meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır' şeklinde talimat, görev ve sorumluluk verildiği, İlçe Emniyet Müdürlüğünün talebi doğrultusunda aralarında canlı bomba saldırısının da meydana geldiği Onbirnisan Caddesinin de bulunduğu pek çok cadde ve sokakta 08/07/2015-08/08/2015 tarihleri arası için 24 saat esasına göre, milli güvenlik ve kamu düzeninin, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, kişilerin-üstlerinde, aracında Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 19. maddesine göre önleme araması yapılmasına karar verildiği, arama kararının bulunduğu cadde üzerinde olan Amara Kültür Merkezinin tek girişinin olduğu, Kültür Merkezi çevresinin 1 metrenin üzerinde olan duvarlarla örülü olduğu, sanığın görev ve sorumluluğunda olmasına rağmen olay tarihinde patlamanın meydana geldiği Amara Kültür Merkezi önünde gerekli tedbirleri almayarak Kültür Merkezi içerisine giren şahısların kimlik kontrolü ve üst aramasını yaptırmayarak görevinin gereklerini yapmakta ihmal gösterdiği ve bu sebeple kişilerin mağduriyetine yol açtığı anlaşılmakla sanığın üzerine atılı suçu işlediği vicdani kanaati Mahkememizde hasıl olmuştur. Olayda meydana gelen zararın ağırlığı da nazara alınarak sanık hakkında hükmolunan cezada alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm tesis edilmiştir.

...”

49. Ceza Mahkemesince verilen karar aleyhine yapılan istinaf başvurusu, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesince (Ceza Dairesi) 4/1/2018 tarihinde esastan kesin olarak reddedilmiştir (Başvuruya ilişkin dilekçede istinaf isteminde bulunanların “Ali Sadet vd.” şeklinde ifade edilmesi, katılma talebine ilişkin bir dilekçede isimleri geçen bazı başvurucuların duruşmalarda yeniden katılma talebinde bulunup kendilerini farklı vekillerle temsil ettirmeleri, UYAP üzerinden yapılan incelemede dava dosyasında herhangi bir vekâletnameye rastlanmaması ve en önemlisi istinaf istemine ilişkin dilekçeyi kaleme alan vekil tarafından verilen ve yukarıda bahsi geçen 30/6/2016 ve 19/7/2016 tarihli dilekçelerde söz konusu vekilin başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz'i temsil ettiğinin belirtilmesi nedeniyle sözü edilen istinaf başvurusunun kimler adına yapıldığı saptanamamıştır. Öte yandan Ceza Dairesince verilen kararda istinaf isteminde bulunanlar Ali Sadet, Sunay Sadet, Özge Sadet, Özgen Sadet olarak belirtilmiştir.). İstinaf istemine ilişkin 16/1/2017 tarihli dilekçede kararın yeterli olmayıp kanuna ve hukuka aykırı olduğu belirtilerek istinaf isteminin gerekçelerinin gerekçeli kararın tebliğ alınmasından sonra detaylı olarak sunulacağı açıklanmıştır. Gerekçeli kararın istinaf isteminde bulunanların vekillerine tebliğe çıkarıldığı anlaşılmakla birlikte istinaf isteminin gerekçelerine ilişkin dilekçe verilip verilmediği tespit edilememiştir.

50. Başvurucu Mehmet Şerif Akhamur 6/7/2020 tarihinde vefat etmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

51. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun “Önleme araması” kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar.

Arama talep yazısında, arama için makul sebeplerin oluştuğunun gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir.

Arama kararında veya emrinde;

a) Aramanın sebebi,

b) Aramanın konusu ve kapsamı,

c) Aramanın yapılacağı yer,

ç) Aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre,

belirtilir.

Önleme araması aşağıdaki yerlerde yapılabilir:

a) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde.

...

c) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde.

...

d) Umumî veya umuma açık yerlerde.

e) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda.

Konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz.

Spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu hallerde gecikmesinde sakınca bulunan hal var sayılır.

...

Önleme aramasının sonucu, arama kararı veya emri veren merci veya makama bir tutanakla bildirilir.”

52. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun “Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 “Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

a) Adlî para cezasına,

...

Çevrilebilir.”

53. 5237 sayılı Kanun'un “Adli para cezası” kenar başlıklı 52. maddesi şöyledir:

“(1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden ibarettir.

(2) En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdir edilir.

(3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.

(4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.”

54. 5237 sayılı Kanun'un “Görevi kötüye kullanma” kenar başlıklı 257. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

55. 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin “Önleme araması kararı” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 “Yönetmeliğin 8 inci maddesi, 9 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 25 inci maddesi hükümleri saklı kalmak üzere, önleme aramalarında işlemin yapılacağı kanunda belirtilen umumî ve umuma açık yerlerde makul sebeplerin oluştuğunu ve millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacının ortaya çıktığını ve tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler, kolluk tarafından önceden tespit edilir ve aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülkî âmirine, gerekçeleri ile birlikte yazılı olarak iletilir....

B. Uluslararası Hukuk

56. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi, devlete sadece kasten ve hukuka aykırı olarak öldürmekten kaçınma yükümlülüğü değil aynı zamanda kendi egemenlik alanı içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için uygun tedbirler alma yükümlülüğü de getirmektedir (L.C.B/Birleşik Krallık, B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36; Osman/Birleşik Krallık, B. No: 23452/94, 28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 71).

57. Devletin bu konudaki yükümlülüğü, bir kimseye karşı suç işlenmesini caydırıcı etkili ceza kanunu hükümlerini yürürlüğe koymak ile bu hükümlerin ihlalini önlemek, suçu bastırmak ve cezalandırmak için adli bir mekanizma kurmak suretiyle yaşama hakkını koruma şeklindeki temel görevinin ötesine geçmektedir (Nachova ve diğerleri/Bulgaristan [BD], B. No: 43577/98 ve 43579/98, 6/7/2005, §160; Mariano ve diğerleri/İtalya, B. No: 28634/06, 15/12/2009, § 104). Bu bakımdan Sözleşme’nin 2. maddesi devlete, belirli bazı koşullarda yetkililere başka birinin suç niteliğindeki eylemleri nedeniyle yaşamı tehlike altında olan kişileri korumak için önleyici operasyonel tedbirler alma şeklinde pozitif bir yükümlülük de yükler (Mastromatteo/İtalya, B. No: 37703/97, 24/10/2002, § 67; Branko Tomašić ve diğerleri/Hırvatistan, B. No: 46598/06, 15/1/2009, § 50; Opuz/Türkiye, B. No: 33401/02, 9/6/2009, § 128).

58. Anılan yükümlülük, sadece ölümcül bir olayın potansiyel hedefi olarak önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin kişisel korunma gerekliliğine ilişkin durumlar açısından değil aynı zamanda topluma genel koruma sağlama yükümlülüğünü doğuran durumlar açısından da geçerli olabilir (Mastromatteo/İtalya, § 74). Bununla birlikte bahsi edilen durum, Sözleşme’nin 2. maddesinden her tür potansiyel şiddeti önleme şeklinde bir pozitif bir yükümlülük çıkarılabileceği anlamına gelmez. Esasen bu yükümlülük, modern toplumlarda güvenliği sağlamadaki güçlükler, insan davranışlarının önceden kestirilemezliği, operasyonel tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılmak zorunda oluşu akılda tutularak yetkililere imkânsız veya orantısız bir külfet yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Osman/Birleşik Krallık, § 116; Mariano ve diğerleri/İtalya, § 105).

59. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre devletin koruma yükümlülüğünün ihlalinden sorumlu tutulabilmesi, ölüm neticesinin yetkili ulusal makamların bildikleri ya da bilmeleri gereken yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin gerçekleşmesini önlemek için kendilerinden yetkileri dâhilinde makul olarak beklenebilecek her şeyi yapmamaları nedeniyle gerçekleştiğinin kanıtlanmasına bağlıdır (Osman/Birleşik Krallık, § 116; Mastromatteo/İtalya, § 74; Mariano ve diğerleri/İtalya, § 109).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

60. Mahkemenin 8/6/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

61. Başvurucular bazı haberlerden (bkz. § 30/iv, v, vi), başta Dink/Türkiye (B. No:2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010) olmak üzere bazı AİHM kararlarından, Anayasa Mahkemesinin Osman Erbil (B. No: 2013/2394, 25/3/2015) kararından ve yukarıda bahsi geçen 12/10/2015 tarihli ön inceleme raporundan hareketle canlı bomba saldırılarına ilişkin istihbarata rağmen kamu makamlarının saldırının gerçekleşmesini önlemek için asgari tedbirleri bile almadığını oysa devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımı için gerekli şartları hazırlamakla yükümlü olduğunu, olaydan sorumlu olduğunu iddia ettikleri siyasiler ve kamu görevlileri hakkında hiçbir araştırma yapılmadığını ve M.Y.nin yalnızca görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle adli para cezasına mahkûm edilmesinin eylemin cezasız kalması sonucunu doğurduğunu belirterek yaşam ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir. Başvuruculara göre -başvuruya konu olay öncesinde ve sonrasında meydana gelen benzer saldırılar dikkate alındığında- kamu görevlilerinin sistematik ihmalleri, insanlığa karşı işlenmiş suçlardır.

62. Sözü edilen ihlal iddiaları kapsamında başvurucular ayrıca özet olarak;

i. Güvenlik güçlerinin saldırıdan önce Ankara Tren Garı önündeki saldırının faillerinden Y.E.A.nın iletişimlerini dinlediğini, Suruç'ta ve 10/10/2015 Cumartesi günü Ankara Tren Garı önünde meydana gelen saldırıları gerçekleştiren canlı bombalar hakkında daha önce terör örgütü üyeliği nedeniyle soruşturma başlatılmasına rağmen söz konusu kişilerin serbest bırakıldığını hâlbuki güvenlik güçlerinin canlı bombalar tarafından saldırılar yapılacağından haberdar olduğunu,

ii. Canlı bombalara ait liste bilinmesine rağmen ele geçen bir kısım ses kaydına istinaden ifadeleri alınan bazı canlı bombaların serbest bırakıldığını ve bu hususun devletin görev ve sorumluluklarını bilinçli olarak yerine getirmediğinin göstergesi olduğunu,

iii. Canlı bombaların yakalanması için güvenlik güçlerinin isteksiz davrandığını ve teknik takip de dâhil olmak üzere canlı bombaların yakalanması için hiçbir tedbire başvurulmadığını, bu nedenle Başbakanlık, MİT ve İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere konuyla ilgili tüm kamu makamlarının olaydan sorumlu olduğunu,

iv. Saldırının faili Ş.A.A.nın 13/10/2014 tarihinde Suriye'ye gittiğine ilişkin bilginin ilgili istihbarat birimlerine ulaştırılmadığını,

v. 19/7/2015-24/7/2015 tarihinde gerçekleştirilecek etkinliklere katılmak maksadıyla yola çıkan kişilerin içinde bulundukları araçların Suruç girişinde polis ve jandarma tarafından durdurularak bu kişilerin üstleri ile eşyalarının didik didik aranmasına, sözü edilen kişilerin GBT kontrolüne tabi tutulmasına ve olay günü Suruç'un giriş çıkışların güvenlik güçlerince kontrol altına alınmasına rağmen saldırıyı gerçekleştiren canlı bombanın hiçbir güvenlik önlemine tabi tutulmadan olay yerine geldiğini,

vi. Olay öncesinde Kültür Merkezi önünde ve çevresinde hiçbir güvenlik önleminin alınmadığını,

vii. Hakkında “terör nitelikli kayıp şahıs” kaydı bulunan Ş.A.A.nın 5/6/2015 tarihinde Diyarbakır'da yapılan terör saldırısının failiyle bağlantılı olduğunu,

viii. Olay sonrasında bir polis aracının içinden havaya iki el ateş edildiğini,

ix. Kültür Merkezinin önündeki caddeyi trafiğe kapatan güvenlik güçlerinin cankurtaranın geçişine ve olay yerindeki yaralıların sağlık kuruluşlarına sevkine engel olduğunu, ayrıca güvenlik güçlerinin toplumsal olaylara müdahale araçları (TOMA) ile panzerlerden gaz attıklarını -gaz fişeğinin kastedildiği değerlendirilmiştir- ve Suruç Devlet Hastanesini uzun süre giriş çıkışa kapattıklarını ileri sürmüşlerdir.

63. Bakanlık görüşünde öncelikle dosyada başvurucuların hukuk veya idare mahkemelerinde tazminat davası açtığına dair bir bilgiye rastlanmadığı belirtilerek ihlal iddiaları yönünden olağan başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği konusunda değerlendirme yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Ardından Bakanlık görüşünde; devletin pozitif yükümlülüğü çerçevesinde olay günü gerekli tüm tedbirlerin alındığı, olayda ihmali bulunduğu tespit edilen kamu görevlisi hakkında makul sürat ve özenle yürütülen soruşturma ve kovuşturma sonunda gerekli cezanın verildiği, ihmalî nitelikteki eylemin cezasız kalmadığı iddia edilmiştir. Bakanlık görüşünde olay günü alınan tedbirlerle ilgili olarak;

- Tüm ilçede önleme araması yapılmasına ilişkin sulh ceza hâkimliği kararının temin edildiği,

- İlçenin giriş ve çıkışlarında arama ve kontrol noktaları oluşturulduğu, güvenlik güçlerinin titizlikle önleyici mahiyette faaliyette bulunduğu,

- Hâkim noktalara fazladan güvenlik görevlisi yerleştirildiği,

- TOMA'lar ile diğer zırhlı araçların takviye kuvvet olarak ilçeye gönderildiği,

- Önemli noktalarda sesli ve görüntülü kayıt yapıldığı,

- Çöp konteyneri ve menfez gibi gizli bölümlerde patlayıcı madde aramaları yapıldığı,

- İlçeye giriş ve çıkışlarda kimlik kontrolü yapıldığı, polis memurlarının ilçede düzenli olarak devriye gezdiği belirtilmiştir.

64. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında ihlal iddialarını yineleyip başvurunun ceza yargılamasına ilişkin olduğunu ve bu nedenle tüketmeleri gereken başvuru yollarını tükettiklerini öne sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. İddiaların Hukuki Açıdan Nitelendirilmesi ve Yaşam Hakkının Başvuruya Uygulanabilirliği Yönünden

65. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

66. Dile getiriliş biçimleri gözönünde tutulduğunda başvurucuların etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine dair şikâyetleri ile devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımı için gerekli şartları hazırlamakla yükümlü olduğuna ilişkin iddialarının özü de yaşam hakkının ihlal edildiğine yöneliktir. Bu nedenle başvuruda etkili başvuru hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden inceleme yapılmamıştır. Ayrıca başvuruya konu olay, basın açıklaması yapmak üzere toplanan kalabalığın bulunduğu bir yerde üzerindeki patlayıcı maddeleri patlatan bir kişinin saldırısı sonucu gerçekleştiği için öldürücü niteliğe sahip olduğunda tereddüt bulunmayan olayda yaralanan başvurucular yönünden de başvurunun yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

67. Öte yandan başvurucular olay sonrasında bir polis aracının içinden havaya iki el ateş edildiğini, Kültür Merkezinin önündeki caddeyi trafiğe kapatan güvenlik güçlerinin cankurtaranın geçişine ve olay yerindeki yaralıların sağlık kuruluşlarına sevkine engel olduğunu, ayrıca güvenlik güçlerinin TOMA ile panzerlerden gaz fişeği attığını ve Suruç Devlet Hastanesini uzun süre giriş çıkışa kapattıklarını ileri sürseler de ölen yakınlarının patlamadan sağ kurtulup kurtulmadığı, patlamanın ardından acil sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyup duymadığı ve güvenlik güçlerince yapılan gazlı müdahale ile Suruç Devlet Hastanesinin bir süreliğine giriş çıkışa kapatılmasının kendilerini veya ölen yakınlarını ne şekilde etkilediği yönünde herhangi bir açıklama yapmamışlardır. Ayrıca başvurucular, yakınlarının patlamalardan sağ olarak kurtulduğunu ancak güvenlik güçlerinin gazlı müdahalesi ve/veya Suruç Devlet Hastanesinin bir süreliğine giriş çıkışa kapatılması nedeniyle vefat ettiğini de iddia etmemişlerdir. Bu nedenle toplumun menfaatinin korunmasını amaçlayan ve halk davası (actio popularis) olarak isimlendirilen başvuruların bireysel başvuru hakkı kapsamında olmadığı (Tezcan Karakuş Candan ve diğerleri, B. No: 2013/1977, 9/1/2014 § 21; Mahmut Tanal, B. No: 2014/11368, 23/7/2014, § 20; Liberal Demokrat Parti, B. No: 2014/11268, 23/7/2014, § 18) da dikkate alındığında başvurucuların sözü edilen şikâyetlerinin yaşam hakkı veya Anayasa ile Sözleşme'nin ortak koruma alanındaki bir başka hak, ilke veya yasak kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

68. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

Herkes, yaşama... hakkına sahiptir.

69. Anayasa’nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, … kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

2. İncelemenin Kapsamı Yönünden

70. Başvurucular işbu başvuruyu, Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinden önleme araması kararı alınmasına rağmen Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırmadığı, böylece yeterli güvenlik tedbirini almadığı iddiasıyla M.Y. hakkında yapılan ceza yargılaması üzerine yapmışlardır. Ayrıca aralarında Ceren Çoban, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can dışında kalan başvurucuların da bulunduğu bazı kişilerin olaydan Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, İçişleri Bakanı'nın, Millî Savunma Bakanı'nın, Genel Kurmay Başkanı'nın, Emniyet Genel Müdürü'nün, Şanlıurfa Valisi'nin, Suruç Kaymakamı'nın, Suruç İlçe Emniyet Müdürü'nün, Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünde görevli Çevik Kuvvet Şube Müdürü ile Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürü'nün, MİT Müsteşarı'nın ve suç işlemiş MİT ve emniyet görevlilerinin de sorumlu olduğunu ileri sürerek yaptıkları suç duyurusu üzerine ayrı bir soruşturma süreci işlemiş (bkz. §§ 29-35) hatta anılan başvurucuların kendilerinin veya yakınlarının yaşam haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları Abdullah Akhamur ve diğerleri (2) başvurusunda (bkz. § 37) incelenmiştir. Bu nedenle başvurucuların olaydan sorumlu olduğunu iddia ettiği siyasiler ve kamu görevlileri hakkında hiçbir araştırma yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden işbu başvuru kapsamında ayrı bir inceleme yapılmamış, ihlal iddiaları M.Y. hakkında yürütülen ceza soruşturması çerçevesinde değerlendirilmiştir.

3. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucu Mehmet Şerif Akhamur Yönünden

71. Bireysel başvuru yolunu işletebilecekler esas itibarıyla ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı güncel bir kişisel hakkı doğrudan etkilenen kişiler olmakla birlikte somut olayın koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine göre doğrudan mağdur ile arasında kişisel ve özel bir bağ bulunan ve dolayısıyla da Anayasa ve Sözleşme'nin ihlalinden olumsuz olarak etkilenmiş veya ihlalin sona ermesinden meşru ve kişisel bir menfaati bulunan kimseler de dolaylı mağdur sıfatıyla bireysel başvuruda bulunabileceklerdir (Engin Gök ve diğerleri, B. No: 2013/3955, 14/4/2016, § 47). Nitekim mağdurun bizzat başvuru yapmasının mümkün olmadığı ve yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu kimi durumlarda -özellikle yaşam hakkının söz konusu olduğu- başvurucuların ihlalden doğrudan etkilenmemiş olmalarına rağmen ihlalden dolaylı olarak etkilenmeleri nedeniyle bu etkiye dayanarak kendi adlarına başvuru yapabilecekleri kabul edilmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014).

72. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) 80. maddesine göre başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı kanaatine varılması hâlinde başvurunun düşmesine karar verilebilir ancak Anayasa'nın uygulanması, yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurunun incelenmesine devam edilebilir.

73. Somut olayda, başvurucu Mehmet Şerif Akhamur 6/7/2020 tarihinde vefat etmiş ancak başvurucu Mehmet Şerif Akhamur'un yakınları söz konusu ölüm olayını Anayasa Mahkemesine bildirmemiş, Mehmet Şerif Akhamur'un başvuruyu hangi mağdur sıfatıyla (doğrudan mağdur, dolaylı mağdur) yaptığı konusunda bilgi vermemiş ve ölüm tarihinden itibaren makul bir süre içinde başvuruya devam etme isteklerini iletmemişlerdir. Başvurunun başvurucu Mehmet Şerif Akhamur yönünden incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan herhangi bir neden de tespit edilmemiştir (Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yolunda başvurucuların başvuru tarihinden sonra vefat etmesi hâlinde mirası reddetmeyen mirasçıların başvuruya devam etmelerini sağlama yükümlülüğünü üstlenmesinin Anayasa Mahkemesinin asli görevini yerine getirmesi önünde engel teşkil edecek ve böylelikle Anayasa Mahkemesini temel işlevinden uzaklaştırabilecek olması nedeniyle bireysel başvurunun niteliğine uygun düşmediği yönündeki karar için bkz. İskender Kaya ve diğerleri, B. No: 2014/7674, 23/3/2017, § 19).

74. Açıklanan gerekçelerle başvurucu Mehmet Şerif Akhamur yönünden başvurunun düşmesine karar verilmesi gerekir.

b. Başvurucular Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız,Ümran Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can Yönünden

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

76. Ceza Dairesince verilen karardan anlaşıldığına göre Ceza Mahkemesince verilen karara karşı istinaf başvurusunda bulunanlar yalnızca Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz'dir. Ayrıca başvurucular Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız, Ümran Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can; kendilerinin de istinaf isteminde bulunduğunu veya Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz ile yakınlıklarının bulunduğunu ve ortak yakınlarının ölümüne istinaden ceza yargılamasına katılmaları nedeniyle kendilerinin istinaf başvurusunda bulunmalarına gerek bulunmadığı yönünde bir iddiada da bulunmamışlardır. Bu nedenle başvurucular Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız, Ümran Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can'ın bireysel başvuru öncesinde olağan kanun yollarını tüketmedikleri sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucular Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız, Ümran Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can yönünden başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz Yönünden

78. Bireysel başvuru formunda anılan başvurucular olayda hayatını kaybeden kimin yakınları olduklarına ve yakınlığın derecesine ilişkin bilgilere yer vermemiştir. Bununla birlikte başvuru aşağıda açıklanan nedenlerle her hâlükârda kabul edilemez bulunduğundan başvurucuların mağdur sıfatı ve bu bağlamda kişi bakımından yetkiye ilişkin kabul edilebilirlik kriteri yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir (benzer değerlendirme için bkz. Abdullah Akhamur ve diğerleri, B. No: 2015/14355, 31/10/2018, § 56; Abdullah Akhamur ve diğerleri (2), § 54).

79. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17. maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

80. Devletin negatif yükümlülüğü kapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır. Pozitif yükümlülükler kapsamında ise devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).

81. Anılan pozitif yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi için devletin;

i. Yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturması (İpek Deniz ve diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149),

ii. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda, görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler alması (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53),

iii. Önceden belirlenebilir bir veya daha fazla bireyin yaşamına yönelik bir tehdit söz konusu olmasa bile kişilerin yaşamını korumak için genel güvenlik tedbirleri alması gerekir (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59). Bu ödev, bireylerin yaşam hakkının terörden kaynaklanan bir tehdit altında olduğu durumlar için de söz konusudur (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 62).

82. Bununla birlikte yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somut tedbirler alması beklenemeyeceği (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, § 60) gibi özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında koruma yükümlülüğünün kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanması da mümkün değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

83. Somut olayda başvurucuların yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu kapsamındaki şikâyetleri -tıpkı Abdullah Akhamur (2) başvurusunda olduğu gibi- iki hususa ilişkindir:

i. Saldırı öncesi istihbarata rağmen yaşamı koruyucu önlemler alınmamıştır.

ii. Saldırıyı gerçekleştiren canlı bomba, aranmasına rağmen yakalanamamıştır.

84. Başvurucuların anılan iddiaları hakkında bir sonuca varabilmek için başvurucuların savlarının dayanağını oluşturan belgeler ile M.Y. hakkında yürütülen ön inceleme de dâhil olmak üzere başvuruya konu edilen ceza yargılamasındaki bilgi ve belgeler sırayla değerlendirilmelidir.

85. Başvurucuların şikâyetlerini desteklemek için somut herhangi bir kanıt ortaya koymadan güvenlik güçlerinin DEAŞ üyelerine yönelik sistemli bir ihmalkârlık içinde olduğunu soyut bir biçimde ileri sürüp genel ağda yayımlanmış birkaç habere gönderme yaptıkları görülmektedir. Ne var ki bahis konusu haberlerde kamu makamlarının olay günü basın açıklamasına katılan kişilere saldırı yapılacağını önceden bildiklerine veya bilmeleri gerektiğine, buna rağmen Kültür Merkezi içinde ve çevresinde önleme aramasını da kapsayacak şekilde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığına ilişkin bir bilgi bulunmadığı gibi güvenlik güçlerince aranan ve başkalarının yaşamı için gerçek ve yakın bir tehdit oluşturduğu bilinen veya bilinmesi gereken Ş.A.A.nın saldırı öncesinde nerede saklandığının kamu makamlarınca bilindiğine, buna karşın Ş.A.A. hakkında hiçbir işlem yapılmadığına dair bir malumat da bulunmamaktadır.

86. Başvuruya konu edilen ceza soruşturmasına gelince M.Y. hakkında açılan kamu davası sonucunda adli para cezasına hükmedilmesinin gerekçesi M.Y. hakkında soruşturma izni verilmesinin gerekçesi ile aynıdır: Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu yazısına ve Suruç Sulh Ceza Hâkimliğince verilen önleme kararına rağmen Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik olarak dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırılmaması. Lakin olay tarihinde gerçekleşen saldırıya yönelik herhangi bir istihbarat bilgisine istinat etmeyen söz konusu yazıdaki tedbirlerin esbabı mucibesi, bir terör örgütünün yapısı içerisinde faaliyet gösteren grupların 19/7/2015 tarihinde Suruç'a giderek buradan sınır ihlali yapmak suretiyle Suriye'ye geçmeye çalışacak olmalarıdır (bkz. § 22). Ayrıca Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinin verdiği 7/7/2015 tarihli önleme araması kararı somut hiçbir yaşamsal tehdide dayanmamaktadır (bkz. § 21). Şüphesiz başvurucuların da iddia ettiği gibi Ş.A.A. “terör nitelikli kayıp şahıs” olarak güvenlik güçlerince aranmaktadır ancak bu aranmanın sebebi anılan kişinin herhangi bir zaman dilimi içinde olayın gerçekleştiği bölgede ve/veya olay günü toplanan kişilere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden veya bu yönde bir talimat vereceğinden şüphelenilmesi değil radikal gruplarla terör örgütü kamplarına katılmak için yasa dışı yollardan yurt dışına çıkabilecek olmasıdır (bkz. § 20). Bu durumda Ş.A.A.nın başvurucuların yakınlarının yaşamı için açık ve yakın bir tehdit teşkil ettiği ve bu hususunkamu makamlarınca bilindiği veya en azından bilinmesi gerektiği söylenemez. O hâlde başvuruya konu olayda yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddia açıkça dayanaktan yoksundur (genel koruma yükümlülüğünün söz konusu olduğu hâllerde de devletin bir ölüm olayından sorumlu tutulabilmesi için ölüm neticesinin yetkili ulusal makamların bildikleri ya da bilmeleri gereken yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin gerçekleşmesini önlemek için kendilerinden yetkileri dâhilinde makul olarak beklenebilecek her şeyi yapmamaları nedeniyle gerçekleştiğinin kanıtlanması gerektiği yönündeki AİHM kararları için bkz. § 59'ta belirtilen Mastromatteo/İtalya ve Mariano ve diğerleri/İtalya).

87. Başvurucuların M.Y. hakkında yürütülen ceza yargılamasıyla ilgili tek şikâyetleri M.Y.nin hapis cezası yerine adli para cezasına mahkûm edilmiş olmasıdır. Lakin yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın incelemesi sırasında yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında M.Y.ye isnat edilen ihmali nitelikteki eylem, etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturmasını gerektirdiği istisnai hâllerden değildir (yaşamı koruma yükümlülüğünün ceza soruşturmasını gerektirdiği istisnai hâller konusunda örnek kararlar için bkz. Kenan Sayın, B. No: 2013/5376, 14/10/2015, § 47; Bedrettin Yalçin ve diğerleri, B. No: 2014/16380, 9/1/2018, §§ 67-69; Dilek Genç ve diğerleri [GK], B. No: 2014/3944, 1/2/2018, § 58; Naziker Onbaşı ve diğerleri, B. No: 2014/18224, 9/5/2018, §§ 51, 53). Bunedenle Ceza Mahkemesinin görevini ihmal ettiği sonucuna varmasına rağmen M.Y.yi adli para cezasına mahkûm etmesi yaşam hakkının usul boyutunun ihlaline neden olmamıştır [Başvuruya konu yargılamalarda idareye ya da idarenin çalışanlarına atfedilen işlemlerin veya eylemlerin sabit görülmesi, Anayasa Mahkemesinin veya AİHM'in farklı değerlendirme yapmasına engel olmaz. Nitekim AİHM Şahinkuşu/Türkiye (B. No: 38287/06, 21/6/2016) başvurusunda Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin zorunlu askerlik hizmetini ifa eden başvurucuların yakınının ölümü nedeniyle açılan tam yargı davasında idareyi kusurlu bulup tazminata hükmetmesine rağmen intihar olasılığını öngörmemekle suçlamanın ilgililere gerçek dışı ve aşırı bir yük yükleyeceğini belirterek yaşam hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır.].

88. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Mehmet Şerif Akhamur tarafından ileri sürülen iddiaların incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir nedenin kalmamış olması nedeniyle başvurunun DÜŞMESİNE,

2. Başvurucular Ceren Çoban, Dilek Kaya, Mehmet Özkan, Nimet Yurtgül, Sultan Yıldız, Ümran Akhamur, Yağmur Şeker Özer ve Yasin Can yönünden başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

3. Başvurucular Ali Sadet, Sunay Sadet, Özgen Sadet ve Özge Sadet Semiz'in yaşam haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 8/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim İkinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Kabul Edilemezlik vd.
Künye
(Ali Sadet ve diğerleri, B. No: 2018/6838, 8/6/2021, § …)
   
Başvuru Adı ALİ SADET VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2018/6838
Başvuru Tarihi 6/3/2018
Karar Tarihi 8/6/2021
Resmi Gazete Tarihi 5/10/2021 - 31619
Basın Duyurusu Var

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, kamu makamları tarafından önceden bilindiği iddia edilen canlı bomba saldırısının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmaması ve önleme araması kararına rağmen olayın meydana geldiği yerde önleme araması yaptırmadığı için görevini ihmal ettiği derece mahkemesi kararlarıyla sabit olan kamu görevlisi hakkında adli para cezasına hükmedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Terör olaylarında ölüm, ağır yaralanma Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Düşme
Başvuru Yollarının Tüketilmemesi

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 2559 Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 9
5237 Türk Ceza Kanunu 50
52
257
Yönetmelik 1/6/2005 Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği 20

BASIN DUYURUSU

5.10.2021

BB 73/21

Canlı Bomba Saldırısı Önlenemediği İçin Görevi İhmal Eden Kamu Görevlisi Hakkında Adli Para Cezasına Hükmedilmesi Nedeniyle Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddianın Kabul Edilemez Olduğu

 

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 8/6/2021 tarihinde, Ali Sadet ve Diğerleri (B. No: 2018/6838) başvurusunda, yaşam haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

Olaylar  

Bir terör örgütünün gençlik yapılanmasının üyeleri olduğu iddia edilen bazı kişiler Suriye sınırları içinde bulunan bir şehri yeniden inşa edecekleri savıyla bulundukları şehirlerden Şanlıurfa'nın Suruç ilçesine doğru hareket etmiştir. Sözü edilen kişiler Suruç Belediyesine ait Kültür Merkezi’nin bahçesinde toplanmış ve basın açıklaması yapılırken üzerindeki patlayıcı maddeleri patlatan bir kişi pek çok kişinin ölümüne, birçok kişinin de yaralanmasına neden olmuştur.   

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı saldırının DEAŞ terör örgütünün emir ve talimatları doğrultusunda Ş.A.A. tarafından gerçekleştirildiği, olaya dahlinin olduğuna dair şüphelerin bulunduğu iddiasıyla Y.Ş., D.B. ve İ.B. hakkında bir iddianame düzenlemiştir. İddianame Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiş, yargılama henüz sonuçlandırılmamıştır. 

İçişleri Bakanlığınca görevlendirilen müfettişlerce hazırlanan ön inceleme raporunda, Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünün “Takviye Kuvvet” konulu yazısına ve Suruç Sulh Ceza Hâkimliğince verilen önleme kararına işaret edilerek Kültür Merkezi önünde ve çevresinde toplanan gruba yönelik dışarıdan gelmesi muhtemel saldırılara karşı her türlü patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla kişilerin üstlerinde ve eşyalarında önleme araması yaptırılmadığı, böylece yeterli güvenlik tedbirlerinin alınmadığı gerekçesiyle A.Ç. ve M.Y. hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Şanlıurfa Valisi ön inceleme raporundaki tespit ve değerlendirmelere istinaden M.Y. hakkında soruşturma izni vermiş, A.Ç. hakkında ise soruşturma izni vermemiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığı, yeterli güvenlik tedbirini almadığı gerekçesi ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla M.Y. hakkında Suruç Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) nezdinde kamu davası açmıştır. Yaptığı yargılama sonunda sanığın neticeten 8 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar veren Ceza Mahkemesi, sanığın kabul etmemesi nedeniyle hükmün açıklanmasını geri bırakmamış ve hapis cezasını sonuç olarak 7.500 TL adli para cezasına çevirmiştir. İstinaf başvurusu, Bölge Adliye Mahkemesince esastan kesin olarak reddedilmiştir.

İddialar

Başvurucular, kamu makamları tarafından önceden bilindiği iddia edilen canlı bomba saldırısının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmaması ve önleme araması kararına rağmen olayın meydana geldiği yerde önleme araması yaptırmadığı için görevini ihmal ettiği derece mahkemesi kararlarıyla sabit olan kamu görevlisi hakkında adli para cezasına hükmedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.   

Mahkemenin Değerlendirmesi

Başvurucuların şikâyetlerini desteklemek için somut herhangi bir kanıt ortaya koymadan güvenlik güçlerinin DEAŞ üyelerine yönelik sistemli bir ihmalkârlık içinde olduğunu soyut bir biçimde ileri sürüp genel ağda yayımlanmış birkaç habere gönderme yaptıkları görülmektedir.

Bahis konusu haberlerde kamu makamlarının olay günü basın açıklamasına katılan kişilere saldırı yapılacağını önceden bildiklerine, buna rağmen Kültür Merkezi içinde ve çevresinde önleme aramasını da kapsayacak şekilde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığına ilişkin bir bilgi yoktur. Bunun yanında güvenlik güçlerince aranan Ş.A.A.nın saldırı öncesinde nerede saklandığının kamu makamlarınca bilindiğine, buna karşın Ş.A.A. hakkında hiçbir işlem yapılmadığına dair bir malumat da bulunmamaktadır.

Olay tarihinde gerçekleşen saldırıya yönelik herhangi bir istihbarat bilgisine istinat etmeyen “Takviye Kuvvet” yazısındaki tedbirlerin gerekçesi, bir terör örgütünün yapısı içerisinde faaliyet gösteren grupların Suruç'a giderek buradan sınır ihlali yapmak suretiyle Suriye'ye geçmeye çalışacak olmalarıdır. Ayrıca Suruç Sulh Ceza Hâkimliğinin verdiği önleme araması kararı somut hiçbir yaşamsal tehdide dayanmamaktadır.

Başvurucuların da iddia ettiği gibi Ş.A.A. “terör nitelikli kayıp şahıs” olarak güvenlik güçlerince aranmaktadır. Bu aranmanın sebebi anılan kişinin herhangi bir zaman dilimi içinde olayın gerçekleştiği bölgede ve/veya olay günü toplanan kişilere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden veya bu yönde bir talimat vereceğinden şüphelenilmesi değil Ş.A.A.nın  radikal gruplarla terör örgütü kamplarına katılmak için yasa dışı yollardan yurt dışına çıkabilecek olmasıdır. Bu durumda Ş.A.A.nın başvurucuların yakınlarının yaşamı için açık ve yakın bir tehdit teşkil ettiği ve bu hususun  kamu makamlarınca bilindiği veya en azından bilinmesi gerektiği söylenemez.

Başvurucuların M.Y. hakkında yürütülen ceza yargılamasıyla ilgili tek şikâyetleri M.Y.nin hapis cezası yerine adli para cezasına mahkûm edilmiş olmasıdır. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın incelemesi sırasında yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında M.Y.ye isnat edilen eylem, etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza soruşturmasını gerektirdiği istisnai hâllerden değildir. Bu nedenle Ceza Mahkemesinin görevini ihmal ettiği sonucuna varmasına rağmen M.Y.yi adli para cezasına mahkûm etmesi yaşam hakkının usul boyutunun ihlaline neden olmamıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle yaşam haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.  

Bu basın duyurusu Genel Sekreterlik tarafından kamuoyunu bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup bağlayıcı değildir.

  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi