logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(Coşkun Gül ve diğerleri [1.B.], B. No: 2019/11609, 22/2/2022, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

COŞKUN GÜL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/11609)

 

Karar Tarihi: 22/2/2022

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Hasan SARAÇ

Başvurucular

:

1. Coşkun GÜL

 

 

2. Fadime GÜL

 

 

3. Selin GÜL

Başvurucular Vekili

:

Av. Seyit Ömer AKSOY

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, enerji nakil hatlarında yapılan bir çalışma sırasında elektrik akımına kapılmak suretiyle meydana gelen ölüme ilişkin açılan tazminat davasının uzun sürmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/4/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Fadime Gül 21/8/2008 tarihinde ölen C.G.nin eşi, diğer başvurucular ise ölen C.G.nin çocuklarıdır.

A. C.G.nin Ölümü, Ceza Soruşturması ve Kovuşturması Süreci

9. Başvurucuların murisi C.G., olay tarihinde bir özel şirkette ustabaşı olarak çalışmaktadır. Özel şirket, Eskişehir Karagözler köyü mevkiinde T.C. Devlet Demiryollarına ait hızlı tren hattının üzerinden geçen Osmangazi Elektrik Dağıtım A.Ş. (EDAŞ) sorumluluğundaki enerji nakil hattının deplase (enerji hattının yeniden yönlendirilmesi ya da yerinin değiştirilmesi) çalışmasını yürütmektedir.

10. Olay tarihinde elektrik kesme görevi EDAŞ'ın olup yapılan değerlendirmelerde 21/8/2008 tarihinde 08.30-13.00 saatleri arasında elektrik kesintisinin yapılacağı kararlaştırılmıştır.

11. Olay tarihinde aralarında C.G.nin de bulunduğu personel çalışma sahasına gitmiştir. EDAŞ personeli olan ve elektriğin kesilmesi görevi kendisine tevdi edilen arıza bakım servisi ekip şefi, sahadan geçen yüksek gerilim hattının enerjisini kesmiş; orta gerilim hattının enerjisini söz konusu zaman diliminde kesmemiştir. C.G., saat 08.30’dan sonra çalışma yapacağı elektrik direğine orta ve yüksek gerilim enerji akışının kesildiğini düşünerek, gerekli güvenlik tedbirlerinden olan kauçuk eldiven, kask ve emniyet kemerini almaksızın tırmanmış ve direğin alt bölgesinden geçen orta gerilim hattına temas ettiği sırada hattan geçen elektriğe kapılmış; bir süre direkte takılı kalıp akabinde yere düşmüş, elektrik çarpması ve yüksekten düşmeye bağlı olarak meydana gelen solunumun ve dolaşımın durması sonucu yaşamını yitirmiştir.

12. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) olayla ilgili olarak derhâl soruşturma başlatmıştır. Başsavcılık, soruşturma sürecinde birisi makine mühendisi, diğeri iş güvenliği uzmanı olan iki kişiden oluşan bilirkişi heyetine olaydaki sorumluların ve kusurlarının belirlenmesi için dosyayı tevdi etmiştir. Alınan raporda; olayın oluşumunda çalışmanın yapıldığı direk üzerindeki elektrik hatlarını kesmekle görevli ve sorumlu olan ekip şefinin elektriği tümüyle kesmediği için asli kusurlu olduğu, yine ölenin çalıştığı işyerinin yetkili temsilcisi ve ortağının işçilerin çalışmaları sırasında denetim ve gözetim yapmayıp gerekli güvenlik önlemlerini (kauçuk eldiven, emniyet kemeri ve kask kullanılmasını sağlamak) almadığı için tali kusurlu olduğu, ölenin ise gerekli özeni göstermeyerek iş yapacağı sırada gerekli kontrolü yapmayıp eldiven giymeksizin, kask takmaksızın ve emniyet kemeri kullanmaksızın direğe çıktığı için asli kusurlu olduğu belirtilmiştir.

13. Başsavcılık, raporda kusurlu olarak belirtilen kişilerin yanında tanık ifadelerine de başvurduktan sonra taksirle ölüme neden olma suçundan 16/12/2008 tarihli iddianame ile iki şüpheli hakkında Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinde (Ceza Mahkemesi) dava açmıştır.

14. Ceza Mahkemesi 9/1/2011 tarihinde sanıkların atılı suçtan 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezaların ise günlüğü 20 TL'den olmak üzere adli para cezasına çevrilerek neticeden 18.200 TL adli para ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

15. Hüküm, Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından 11/2/2014 tarihinde onanmıştır.

B. Tazminat Davası Süreci

16. Aralarında başvurucuların da bulunduğu C.G.nin bazı mirasçıları Eskişehir 1. İş Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat istemli olarak olayda sorumluluğu bulunduğu ileri sürülen özel şirketler ile T.C. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü (Genel Müdürlük) aleyhine Eskişehir 1. İş Mahkemesinde 25/12/2008 tarihinde dava açmıştır.

17. 2008/1468 sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılama sırasında yapılan keşif sonrasında alınan bilirkişi raporlarında; olayın meydana gelmesinde ölenin %30, davalı üç özel şirketin ise sırasıyla % 20, %40 ve %10 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.

18. İş Mahkemesi, davanın bazı davalılar yönünden kısmen kabul edilmesine, Genel Müdürlük yönünden ise davanın reddine 21/6/2011 tarihinde karar vermiştir.

19. Bu karar aleyhine yapılan temyiz başvurusu neticesinde hüküm, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin rücu edilebilecek kısmının hesaplanarak bilirkişi raporunda belirlenen zarar tutarından indirilmesi gerekirken yazılı şekilde fazla indirim yapılarak hüküm kurulması nedeniyle 15/11/2012 tarihli kararla bozulmuştur.

20. Bozma kararı üzerine başlayan yargısal süreçte alınan raporlar doğrultusunda başvurucular ıslah yoluna başvurmuş, ayrıca aynı davalılar aleyhine Eskişehir 2. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) nezdinde 1/11/2013 tarihinde ek bir dava daha açmışlardır.

21. Eskişehir 1. İş Mahkemesinin 12/11/2013 tarihinde davaların birleştirilmesine karar vermesi üzerine söz konusu davalar İş Mahkemesinin 2013/479 Esas sayılı dava dosyası üzerinden görülmeye devam edilmiştir.

22. İş Mahkemesi 27/2/2014 tarihinde asıl dava ile birleşen davayı ayrı ayrı değerlendirerek her iki dava yönünde davayı kısmen kabul, kısmen reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

''...Davacıların istemi iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminata yöneliktir. Mahkememizce yapılan yargılama toplanan deliller, hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamı, bozmadan önce hükme esas alınan ve bozmaya konu edilmemesi nedeniyle usuli kazanılmış hak teşkil eden 08/04/2011 tarihli kusur raporu doğrultusunda davacıların murisi [C.G.nin] 21/08/2008 tarihinde uğramış olduğu iş kazası sonucu öldüğü, olayın oluşumunda davalılar... %40, ... %10, ... %20 oranında kusurlu olduğu, davalı TCDD Genel Müdürlüğü'nün ise kusurunun olmadığı anlaşılmıştır. Bozmadan sonra hesap bilirkişisinden alınan ek rapor doğrultusunda; davacı Fadime Gül'ün kurumca karşılanmayan maddi zararının 228.541,50 TL, Selin Gül'ün 44.563,78 TL Coşkun Gül'ün 52.919,12 TL olduğu anlaşılmakla bu miktarlar üzerinden maddi tazminat taleplerinin asıl dosya ve birleşen dosya yönünden kabulüne karar vermek gerekmiştir. Asıl dosya yönünden TCDD Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın davalının kusurunun bulunmaması nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir...''

23. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine hüküm Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 9/3/2015 tarihli kararıyla ölenin emsali bir işçinin olay tarihindeki ücretine ilişkin ilgili meslek odaları yerine TEİ, Arçelik A.Ş, Tülomsaş Gen. Müd., Entum Ltd. Şt.i ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı İkmal Bakım Merkezi gibi ölenin yaptığı iş ile ilgisi bulunmayan yerlerden gelen cevaplar esas alınarak asgari ücretin yaklaşık 3,2 katı civarında bir ücretle çalıştığının kabulüyle neticeye varıldığı için bozulmuştur.

24. Bozma üzerine İş Mahkemesi 2015/116 Esas sayılı dosya üzerinden 26/5/2016 tarihinde başvurucuların ölene yakınlık derecesine göre asıl dava ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı olmak üzere başvuruculara toplamda 421.024,60 TL, diğer mirasçılara ise toplamda 6.000 TL maddi ve manevi tazminatın Genel Müdürlük haricindeki diğer davalılardan tahsiline, Genel Müdürlük aleyhine açılan kısım yönünden ise davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

''...Davacıların istemi iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminata yöneliktir. Bozma öncesi yapılan yargılama sonucunda verilen kararda davacıların murisinin 1.500,00 TL ücret aldığına ilişkin hesaplama yapılan bilirkişi raporu ile; birinci bozma kararında bozmaya konu edilmemesi nedeniyle usuli kazanılmış hak teşkil eden 08/04/2011 tarihli davacıların murisi [C.G.nin] 21/08/2008 tarihinde uğramış olduğu iş kazası sonucu öümü nedeniyle, olayın oluşumunda davalılar... %40,... %10, ... %20 oranında kusurlu olduğu, davalı TCDD Genel Müdürlüğü'nün ise kusurunun olmadığı yönündeki rapor hükme esas alınmıştır. Mahkememizin bu doğrultudaki 27/02/2014 tarih ve 2013/479 Esas ve 2014/135 Karar sayılı kararı sadece davalı... tarafından temyiz edilmiş ve davacıların murisinin gerçek ücretinin tespiti gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Bu durum karşısında; bozulan son kararın davalılar ... tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle davacılar lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu anlaşılmakla; bu davalılar önceki kararda hüküm altına alınan tazminat tutarından sorumlu tutulmuşlardır. Davalı... yönünden ise; bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda; davacılar vekili tarafından müteveffa [C.G.nin] ücretinin bu dosyada 1.500,00 Tl olduğu iddia olunmuş ise de; davacılar tarafından Eskişehir İş Mahkemesinin 2009/836ve 2009/781 Esas sayılı dosyasında açılan alacak ve hizmet tespiti davalarına ilişkin dava dilekçesinde [C.G.nin] son ücretinin 1.100,00 TL olarak belirtilmiş olması karşısında, bu tutarın yapılan ücret araştırması ile de doğrulanması nedeniyle, önceki kararda 1.500 TL ücret üzerinden hesaplama yapılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamadaki veriler üzerinden davacıların murisinin 1.100, TL ücret aldığı kabul edilerek bilirkişiden ek rapor aldırılmış ve davalı... sorumlu olduğu tutarın davacı Fadime Gül yönünden toplam 163.145,86 TL, Selin Gül yönünden toplam 31.376,46 TL, Coşkun Gül yönünden ise 37.359,51 TL olduğu anlaşılmakla, asıl dosya ve birleşen dosya yönünden davalı ... bu tutardan sorumlu tutulmuştur. Asıl dosya yönünden TCDD Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın davalının kusurunun bulunmaması nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir...''

25. Anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 5/3/2019 tarihinde kararı onamıştır.

26. Onama ilamının 15/3/2019 tarihinde elektronik olarak tebliğ edilmesi üzerine başvurucular 9/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Anayasa Mahkemesinin 22/2/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

28. Başvurucular, devletin kişilerin yaşamlarının etkin bir şekilde korunması adına bazı pozitif tedbirleri almak ve bu hakkın ihlal edilmesi hâlinde ise hukuki yaptırımlar tayin ederek etkili bir koruma sağlamakla yükümlü olduğunu, yakınlarının ölümü nedeniyle açmış oldukları tazminat davasına ilişkin sürecin 11 yıl sonra neticelenmesi nedeniyle devletin pozitif yükümlülüklerine aykırı hareket ettiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

29. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

 “Herkes, yaşama,..hakkına sahiptir.

30. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Devletin temel amaç ve görevleri, ... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

31. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda C.G., başvurucu Fadime Gül'ün eşi, diğerlerinin ise babasıdır. Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

33. Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini dikkate alarak maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı incelemektedir. Devletin negatif yükümlülüğü, kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin, kasıtlı ve hukuka aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevini (öldürmeme yükümlülüğü) içerirken pozitif yükümlülük hem her türlü tehlikeye karşı bireylerin yaşam hakkını korumayı (yaşamı koruma yükümlülüğü) hem de doğal olmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulmasına, sorumlu kişilerin belirlenmesine ve gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân tanıyan bir soruşturma yapmayı (etkili soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. Yaşam hakkının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile yaşamı koruma yükümlülüğünü kapsamakta iken yaşam hakkının usul boyutu, pozitif yükümlülüğün bir başka unsuru olan etkili soruşturma yükümlülüğünden ibarettir (benzer değerlendirme için bkz. Aziz Biter ve diğerleri, B. No: 2015/4603, 19/2/2019, § 58).

34. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu yükümlülük, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 51-52).

35. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin ayrıca usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Devletin bu hak kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, ölümle veya ölüm tehlikesiyle sonuçlanan olayın sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir. Yürütülecek bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle gerçekleşen ölümler nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

36. Yaşam hakkına ilişkin usule yönelik bu yükümlülük olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm olaylarında veya ölüm tehlikesi doğuran olaylarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktayken kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmemekte; mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 55-59).

37. Yaşam hakkının usul boyutu kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında da makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin olarak yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıkları ya da ne ölçüde yaptıkları da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmelidir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 33; Perihan Uçar, B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52).

38. Yaşam hakkını ilgilendiren yargısal süreçlerde gereken özen konusunda azami oranda hassasiyet gösterilmesinin benzer ihlallerin önlenmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve adalete olan güvenin sarsılmaması açısından çok kritik bir önemi vardır. Bunun yanında bu tür olaylarda yakınlarını kaybetmiş veya hayatı ciddi risk altında kalmış kişilerin olay nedeniyle duydukları ızdırabı bir nebze hafifletebilmek için başvurdukları, bu amaca hizmet etmesi gereken manevi zararların giderilmesi yolunda yaşanan böylesi durumların olay nedeniyle duydukları ızdırap ve sıkıntıları bir nebze hafifletmek bir yana aksine artırdığında ve başka üzüntülere yol açtığında şüphe bulunmamaktadır (Ömür Kınay, B. No: 2015/4686, 19/2/2019, §§ 51, 52).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

39. Somut olayda başvurucuların murislerinin ölümü nedeniyle Başsavcılık tarafından bir soruşturma başlatıldığı, açılan davada olayda ceza sorumluluğu olduğuna dair deliller bulunan sanıkların cezalandırılmalarına karar verildiği ve hükmün Yargıtay tarafından onandığı "Olay ve Olgular" kısmında (bkz. §§ 9-15) ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

40. İncelemeye konu olayda başvurucuların C.G.nin ölümünün kasten meydana geldiğine veya devletin yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında kendisine düşen ödevleri yerine getirmediğine dair bir iddialarının bulunmadığının vurgulanması gerekmektedir.

41. Başvurucuların tek iddialarını yakınlarının özel bir şirkete ait işyerinde ölümü nedeniyle açtıkları tazminat davalarının -yaşam hakkının usul boyutu kapsamındaki ilkelere aykırı olarak- uzun sürmesi nedeniyle hakkın ihlal edildiğine ilişkin olduğu değerlendirilmiştir. Gerçekten de başvurucuların devletin yaşamı korumak için tehlikeli faaliyetlere karşı yasal ve idari tedbirleri almadığına, bu kapsamda mevzuatın yetersiz olduğuna veya bu mevzuatın uygulanmasında süregelen ihmaller olduğuna ya da davada hakkında ret kararı verilen Genel Müdürlüğün de sorumlu tutularak tazminat ödemeye yükümlü olması gerektiğine dair iddiaları bireysel başvuru formunda ileri sürmedikleri görülmüştür.

42. Bu tespit sonrasında yukarıda (bkz. §§ 16-26) ayrıntılı olarak verilen sürece bakıldığında başvurucular; kendilerine tanınan hukuksal imkânlar çerçevesinde tazminat davasını, olayda sorumluluğu bulunan özel şirketler ile Genel Müdürlük aleyhine maddi ve manevi zararlarının giderimi için ilk olarak 25/12/2008 tarihinde açmıştır. Yargısal süreç içinde asıl davanın açılan diğer dava ile 2013 yılında birleştirildiği, alınan raporlar ve Yargıtayın bozma kararı sonrasında başvurucular lehine olmak üzere toplamda 421.024,60 TL maddi ve manevi tazminatın ödenmesine karar verildiği açıktır.

43. Bununla birlikte başvurucuların yakınlarının ölümü nedeniyle 25/12/2008 tarihinde başlayan, süreç içinde yeni bir davanın açılması ve her iki davanın birleştirilmesiyle devam eden yargılama yaklaşık 10 yıl 2 ay 8 gün sürmüştür. Taraf sayısının çokluğu, çözülmesi gereken hukuksal uyuşmazlığın tespitinde zorluklar yaşanması, davacı veya vekillerin mazeretleri gibi çok istisnai durumların somut olayda bulunmadığı anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle somut yargılamada davanın ilerlemesine engel olan herhangi bir unsur ya da güçlük bulunmadığı gibi davanın bu derece uzun sürmeye sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığı da bulunmamaktadır.

44. Elektrik üretimi ve dağıtımı gibi tehlikeli bir faaliyetin icrası sırasında meydana gelen ölüm olayının netice itibarıyla yaşam hakkını ilgilendirmesi nedeniyle bireysel başvuruya konu edilen tazminat davasında, devletin daha sonra ortaya çıkma ihtimali bulunan benzer hadiselerin önlenmesinde makul bir şekilde ivedilik ve özenle hareket etmediği sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

46. Başvurucuların etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialarının ise yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi nedeniyle ayrıca incelenmesine ve değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

 (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

48. Başvurucular, ihlalin tespiti ile her bir başvurucu için 50.000 TL manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

49. Somut olayda Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

50. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlaline sebebiyet verildiğinin anlaşılması nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara net 90.000 TL manevi tazminatın müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

51. 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 90.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 364,60 TL harç ve 4.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 4.864,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihlerinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/2/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal)
Künye
(Coşkun Gül ve diğerleri [1.B.], B. No: 2019/11609, 22/2/2022, § …)
   
Başvuru Adı COŞKUN GÜL VE DİĞERLERİ
Başvuru No 2019/11609
Başvuru Tarihi 9/4/2019
Karar Tarihi 22/2/2022

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, enerji nakil hatlarında yapılan bir çalışma sırasında elektrik akımına kapılmak suretiyle meydana gelen ölüme ilişkin açılan tazminat davasının uzun sürmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Yaşam hakkı Koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin diğer iddialar İhlal Manevi tazminat
  • pdf
  • udf
  • word
  • whatsapp
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi