logo
Bireysel Başvuru Kararları Kullanıcı Kılavuzu English

(İhsan Yaşar ve Mehmet Ali Çelebi, B. No: 2019/19137, 28/1/2021, § …)
Kararlar Bilgi Bankasında yayınlanan karar metni
editöryal düzeltmelere tabi tutulmuş olabilir.
   


 

 

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

İHSAN YAŞAR VE MEHMET ALİ ÇELEBİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/19137)

 

Karar Tarihi: 28/1/2021

R.G. Tarih ve Sayı: 18/3/2021-31427

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

Recai AKYEL

 

 

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Abdullah UÇAR

Başvurucular

:

1. İhsan YAŞAR

 

 

2. Mehmet Ali ÇELEBİ

Vekilleri

:

Av. Benan MOLU

 

 

Av. Ramazan DEMİR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutuklamaya konu suçlamaların ifade ve basın özgürlükleri kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/5/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18).

9. Bununla birlikte kamuoyunda "demokratik açılım süreci", "çözüm süreci" ve "Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi" gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya başlamıştır. Kamuoyunda "6-7 Ekim olayları" ve "hendek olayları" olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (anılan olaylara dair ayrıntılı bilgiler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 19-27).

10. Diğer taraftan 2011 yılından itibaren Suriye'de yaşanan iç çatışmalar ülkemiz güvenliği üzerinde risk oluşturan bir boyuta ulaşmıştır. Çatışmaların yaygınlaştığı ve yoğunlaştığı süreçte milyonlarca Suriyeli ülkelerinden ayrılarak Türkiye'ye sığınmıştır. Suriye'nin kuzeyinde DAEŞ terör örgütü ile PKK'nın Suriye kolu olan YPG terör örgütü arasında yaşanan silahlı çatışmalar dolayısıyla bölgede oluşan kaotik durum Suriye Rejim Hükûmetinin unsurlarının çekilmesiyle daha da ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Bu itibarla bölgede oluşan ve Türkiye'nin güvenliğini önemli ölçüde etkileyen bu ortamda Suriye'nin kuzeyinden Türkiye'ye yönelen terör saldırılarının bertaraf edilmesi ve mevcut risklerin önlenmesi amacıyla Türkiye sınır dışı harekât başlatmıştır.

11. Bu bağlamda ilk olarak 2016 yılının Ağustos ayında özellikle DAEŞ terör örgütüne yönelik olarak düzenlenen Fırat Kalkanı Harekâtı icra edilmiştir. Öte yandan YPG terör örgütünün bilhassa Suriye'nin kuzeybatısında bulunan Afrin bölgesinde konuşlanması sonrasında buradan Türkiye'ye çok sayıda terör saldırısında bulunulması (Bu süreçte Kilis ve Hatay'daki bazı yerleşim yerlerine yönelik yüzlerce kez roketli saldırı veya taciz ateşi şeklinde saldırı gerçekleştirilmiştir.) ve ayrıca bu bölgede bulunan DAEŞ terör örgütü mensupları tarafından da Türkiye'ye yönelik saldırı girişimlerinin olması üzerine 2018 yılı Ocak ayında Zeytin Dalı Harekâtı başlatılmıştır. Yaklaşık iki ay devam eden harekât sırasında çok sayıda güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır. Yine Türkiye'nin güvenliği üzerinde tehdit oluşturacak şekilde Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan YPG terör örgütüne yönelik olarak da 2019 yılında Barış Pınarı Harekâtı gerçekleştirilmiştir.

B. Başvurucuların Tutuklanmasına İlişkin Süreç

12. Özgürlükçü Demokrasi (gazete) ulusal ölçekte yayın yapan günlük bir gazetedir. Başvurucu İhsan Yaşar'ın imtiyaz sahibi ve yayıncı firmanın tek ortağı olduğu bu gazetede başvurucu Mehmet Ali Çelebi de editör olarak görev yapmaktadır.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucuların da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi hakkında PKK/KCK medya yapılanmasıyla bağlantılı olarak -gazetenin PKK'nın yayın organı gibi hareket ettiği şüphesiyle- resen bir ceza soruşturması başlatılmıştır.

14. Anılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının talimatıyla 28/3/2018 tarihinde gözaltına alınan başvurucu İhsan Yaşar'ın savunması kolluk görevlileri tarafından alınmıştır. Başvurucu, savunmasında suçlamaları kabul etmemiştir.

15. Cumhuriyet savcısı başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olma ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından tutuklanması istemiyle 6/4/2018 tarihinde İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

16. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 6/4/2018 tarihinde başvurucunun anılan suçlardan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... şüphelilerden İhsan Yaşar'ın 'Özgürlükçü Demokrasi' isimli gazetenin sahibi ve gazetenin dağıtıcı firmasının tek ortağı olması ... göz önünde bulundurularak;

a) Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Afrin bölgesinde başlatmış olduğu 'Zeytindalı Harekatı' isimli askeri harekatına karşı bölgede bu harekata karşı silahlı mukavemet bulunan kişilerin eylemlerini 'direniş' olarak nitelendirildiğine dair haberler,

b) Bu operasyonda devletin güvenlik güçlerince yürütülen meşru ve haklı eylemlerinin 'katliam' olarak nitelendirildiğine dair haberler,

c) Yine bu tür haberlerde 'Kürdistan' söylemlerine yer verilmesi, karşı koymaların 'muhteşem direniş', ölen kadın terörist için 'şehit', terör örgütünün kadın kolu YPJ'nin sözde komutanı olarak belirtilen bir teröristin eylemini 'fedai eylem', yine Afrin harekatının 'barbarca saldırı' şeklinde tanımlandığına dair haberler,

d) Yapılan aramalarda haklarında çeşitli Hâkimliklerce toplatılmasına dair karar verilen örgüt propagandası yapılan bir çok yazılı eserin ele geçirilmiş olması, bu eserlerde terör örgütünün sözde üniformalı, flamalı, bayraklı ve silahlı görüntüleri çoğunlukta olması,

e) Şüphelilerden İhsan Yaşar'ın ikametinde yapılan aramada 1 adet 8 mm çapında ruhsatsız tabanca ve 5 a[d]et fişe[ğ]in ele geçirilmiş olması somut delil olmakla, şüphelilerin delilleri karartma şüphesinin bulunması, kaçma ihtimalleri olması, şüphelilerin üzerine atılı suçun CMK 100 maddesinde sayılan tutuklama sebebi var kabul edilen suçlardan olması ve bu suç için ceza kanununda öngörülen ceza miktarı ile soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu aşamada gerçekleştirmekte olan operasyonlarını haksız ve katliama yol açacak şekilde gerçekleştirildiğinin sitemli, sürekli ve yazılı bir şekilde işlenmesinin ve bunda yaratması muhtemel iç karışıklıklar dikkate alındığında şüpheliler hakkında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağından CMK' nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca... [tutuklanmasına karar verildi.]"

17. Başvurucu 9/4/2018 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 16/4/2018 tarihinde tutuklama kararındakilere benzer gerekçelerle itirazı reddetmiştir.

18. Başvurucu Mehmet Ali Çelebi söz konusu soruşturma kapsamında Başsavcılık tarafından 4/4/2018 tarihinde gözaltına alınmış, kolluk görevlileri tarafından alınan savunmasında söz konusu haber, yazı ve manşetleri hazırlamakla görevli olduğunu belirterek suçlamaları kabul etmemiştir.

19. Cumhuriyet savcısı, anılan suçlardan tutuklanması istemiyle başvurucuyu 10/4/2018 tarihinde İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

20. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 10/4/2018 tarihinde, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"... şüphelilerin terör örgütü PKK/KCK'nın yayın organı olduğu değerlendirilen Özgürlükçü Demokrasi isimli günlük gazete bünyesinde çeşitli kademelerde çalıştıklarının sabit olduğu, söz konusu gazetenin PKK/KCK terör örgütünün propaganda aracı olarak süreklilik arz edecek şekilde çıkarıldığı, özellikle 2018 yılının Ocak ayından itibaren çıkarılan nüshalarında ülkemizin uluslararası hukuktan doğan hakları çerçevesinde Afrin'de yapmak zorunda kaldığı 'Zeytin Dalı Operasyonu' hakkında olumsuz bir algı oluşturma amacı güden gerçeğe aykırı haberler yapıldığı, Afrin'de Türk ordusunun soykırım yaptığı, ibadethaneleri bombaladığı, sivilleri ve çocukları katlettiği aslında TSK'nın Afrin'de hezimete uğradığı yönünde bir dizi gerçek dışı haberler yapıldığı, bu haberlerde PKK/KCK terör örgütünün Suriye yapılanması olan YPG terör örgütünün simge ve amblemlerinin yer aldığı görsellerin kullanıldığı, terör örgütünün kadın kolu olan YPJ bünyesinde terör faaliyetlerinde bulunan kadın teröristlerin faaliyetlerini övücü nitelikte haberler ve görsellere yer verildiği, YPG terör örgütünün faaliyetlerini meşru savunma ve direniş olarak nitelendiren açıklamalara yer verildiği, yalan haberlerle ülkemiz aleyhine olumsuz bir algı oluşturulmaya çalışıldığı, terör örgütünün etnik bölücülük hedefine uygun olarak 'Kurdistan' söylemine yer verildiği, Suriye'deki terör örgütünün faaliyetleri için 'muhteşem direniş' intihar saldırısında ölen terörist için 'şehit' YPJ'nin komutanı olarak belirtilen bir teröristin eylemi için 'fedai eylem' ibarelerine yer verildiği, zeytindalı harekatının 'barbarca saldırı, işgal' olarak nitelendirildiği, bu ve benzeri tamamen propaganda amaçlı olarak faaliyet yürüttüğü değerlendirilen söz konusu gazetede ... şüpheli Mehmet Ali Çelebi'nin editör olarak çalıştığı özellikle Zeytindalı harekatı boyunca örgüt lehine uluslararası kamuoyu ve destek oluşturulması amacına yönelik haber ve açıklamaları hazırladığı, şüphelinin Zeytindalı harekatının devam ettiği hassas günlerde bu şekilde gerçekleştiği sistemli propagandaki kastının yoğunluğu ve eylemin sürekliliği ve ikametgahında ele geçirilen örgütsel dökümanlar birlikte değerlendirildiğinde basın faaliyeti adı altında silahlı terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda faaliyet göstererek atılı suçu işlediği yönünde ... kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliler bulunduğu, bu şüphelilere yüklenen suçun kanun gereği tutuklama nedeni varsayılan CMK'nın 100/3-a maddesinde sayılı katalog suçlardan olduğu, atılı suç için öngörülen ceza miktarına göre tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı, bu şüpheliler yönünden tutuklama engeli bulunmadığı, atılı suç için ceza kanunda öngörülen ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı gözetilerek şüpheliler ... Mehmet Ali Çelebi ...CMK 100 ve devamı maddeleri uyarınca ... [tutuklanmasına karar verildi.]"

21. Başvurucu 11/4/2018 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 30/4/2018 tarihinde tutuklama kararındakine benzer gerekçelerle itirazı reddetmiştir.

22. Başsavcılığın 22/5/2018 tarihli iddianamesi ile başvuruculardan her biri hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapma, terör örgütlerinin yayınlarını basma veya yayınlama suçlarından; başvurucu İhsan Yaşar'ın anılan suçlara ek olarak bir adet ateşli silah ve mutat sayıdaki mermileri bulundurma suçundan cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

23. İddianamede öncelikle PKK/KCK terör örgütüyle ilgili genel bilgilere değinilmiştir. Daha sonra gazetenin yayın politikası ile PKK/KCK arasındaki ilişki açıklanmıştır. Son olarak başvurucuların da aralarında olduğu şüphelilere yönelik suçlamalara konu olgulara yer verilmiştir.

24. İddianamede söz konusu gazetenin 3/10/2016 tarihli ve 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Özgür Gündem isimli gazetenin kapatıldıktan sonra aynı adreste faaliyet göstermesi ve çalışanlarından bir kısmını istihdam etmesi nedeniyle devamı niteliğinde olduğu; kamuoyunda "Zeytin Dalı Harekâtı" olarak bilinen, Türkiye Cumhuriyeti devletinin PKK/KCK terör örgütüne ve örgütün Suriye uzantılarına yönelik Afrin'de yürütmekte olduğu operasyonların başladığı tarihten yayıncı firmaya kayyım atanıp ortaklık payına el konduğu tarihe kadar olan süreçte 20/1/2018 ile 27/3/2018 tarihleri arasında yayımlanan tüm nüshalarında yer alan ve yazarları ile eser sahipleri belirsiz olan haber, yazı ve manşetlerinde ajitasyon ve örgüt propagandasının yapıldığı, söz konusu nüshaların PKK/KCK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'a yayıncı firma tarafından posta yolu ile gönderilmek istendiği ileri sürülmüştür. Bu bağlamda iddianamede gazetenin yayın politikası ile terör örgütleri arasındaki bağlantıyı gösteren ve suçlama konusu yapılan 20/1/2018 ile 27/3/2018 tarihleri arasında yayımlanan tüm nüshalarındaki haber, yazı ve manşetlere ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir. Bu haber ve yazılardan bazılarına ilişkin değerlendirmeler şöyledir:

- 21/1/2018 tarihli nüshanın ilk sayfasında "Kobane Ruhu Canlanıyor" manşeti altında terörist kamuflajı giymiş bir kadının fotoğrafı eşliğinde PKK/KCK terör örgütünün Suriye uzantıları YPG ve YPJ terör örgütlerinin üyelerinin "savaşçı" olarak nitelendirildiğinden ve ''Türk ordusunun Afrin'deki ilerlemesini dört Türk askerini öldürerek püskürttükleri'' şeklindeki haber ile birlikte PKK Yürütme Komitesi üyesi sıfatıyla nitelendirilen Murat Karayılan'ın "Efrin Yiğitleri Kutsal Topraklarını Savunacaklar" başlıklı örgütsel açıklamalarına yer verildiğinden, altıncı ve yedinci sayfalarında terör örgütünün sembolü ve silahlı kadın terörist figürleriyle oluşturulmuş resim eşliğinde "Kobane Ruhuyla Uluslararası Seferberlik" başlığı altında Afrin'deki terör unsurlarına tüm dünyadan destek kampanyalarının geldiği yönünde örgütsel moral ve motivasyonu yüksek tutma amaçlı açıklamaların bulunduğundan ve örgüt lideri Murat Karayılan'ın terör örgütünün Suriye uzantılarının tüm insanlık için savaştığını belirten açıklamalarının yer aldığından, yedinci sayfasının sağ tarafında "İşgalciler Pişman Olur" başlıklı yazıda YPG terör örgütünün komutanlık üyesi olarak nitelendirilen bir teröristin YPG ve YPJ terör örgütlerinin üyelerini kahramanlaştıran ve Türkleri tehdit eden örgütsel açıklamalarına yer verildiğinden bahsedilmiştir.

- 22/1/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "Efrin Direnişi" manşeti altında örgüt mensuplarının YPG amblemi ile birlikte çekilmiş fotoğrafı eşliğinde PYD/YPG'ye karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin Afrin'de gerçekleştirdiği askerî harekâtta sivillerin katledildiği iddiası karşısında anılan terör örgütünün sivillerin savunucusu olduğu, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu harekâtın "sonuçlarına katlanacağı" belirtilerek terör örgütünün tehditlerine, bu yazının yanında "Efrin Tarihi Final Olacak" başlıklı yazıda YPG'nin "genel komutanı" sıfatıyla nitelendirilen bir teröristin "Direnişimiz ve savaşımız büyük olacak." şeklinde örgütün faaliyetlerini öven açıklamalarına, bu yazının altında ise PYD'nin amblemine ve "Efrin tüm düşmanlarını yenilgiye uğratacak." şeklinde örgütsel tehdit içeren açıklamalarına yer verildiği belirtilmiştir. Ayrıca ikinci sayfasında -terör örgütünün Suriye'deki kadın teröristlerinin oluşturduğu yapılanması olan- YPJ'nin amblemi ile birlikte fotoğrafı çekilmiş silahlı kadın teröristlerin görseli eşliğinde "Efrin'e Saldırı Kadın İradesinedir" başlığı altında "Kongra Star Koordinasyonu" ve "KJK (Komalen Jinen Kurdistan) Koordinasyonu" olarak belirtilen örgütün kadın yapılanmalarının "Efrin Direnişi" şeklinde nitelendirilerek örgütsel direnişi sahiplenme ve bu direnişe katılma çağrısı içeren açıklamalarının; aynı sayfada silahlı kadın teröristlerin fotoğrafının altında "YPJ'li Uzun'un Annesinden Efrin Çağrısı" başlığıyla paylaşılan yazıda "YPJ savaşçısı" olarak nitelendirilen bir kadın teröristin annesinin, terör eylemlerini öven ve özgürlük için bütün kadınları terör örgütünün kadın yapılanmasına katılmaya teşvik eden sözlerinin; beşinci sayfasında YPG'nin amblemi ve silahlı teröristlerin görselleri eşliğinde YPG'nin "genel komutanı" sıfatıyla nitelendirilen bir teröristin örgütün Suriye uzantıları YPG ve YPJ'nin "halkı teröristlerden kurtardığı" şeklinde örgüt lehine algı oluşturan açıklamalarının; altıncı sayfasında "TSK'ye Ağır Darbe" başlığı altında "YPG/YPJ'nin sert direnişi, ...YPG ve YPJ savaşçıları Cinderes ilçesinin Hemam köyüne işgal girişiminde bulunan Türk ordusunu püskürttü, TSK'nin onlarca cenazesinin YPG/YPJ denetiminde kaldığı..." şeklinde terör örgütüne destek içerikli yazıların yer aldığı ve aynı sayfada "Seferberlik İlan Edildi" başlığı altında silahlı örgüt mensuplarının fotoğrafları ile örgüt amblemleri eşliğinde "kongreya star, tev-dem, kanton, özerk yönetim" gibi isimlerle ifade edilen terör örgütünün Suriye'deki bir kısım uzantısının Türk ordusuna karşı seferberlik ilan ettiği belirtilerek terör örgütünün seferberlik ilan edebilen, meşru ve egemen bir yönetim olduğu algısının oluşmasının amaçlandığından ve aynı sayfanın alt kısmında örgüt yapılanmasının çatısında yer alan KCK'nın (Kürdistan Toplulukları Birliği) bir kısım ülke toprağını "kürdistan parçaları" olarak ifade etmek suretiyle buralarda yaşayan örgüt destekçilerine ve mensuplarına yönelik olarak terör eylemlerine katılma ve Afrin'deki terör unsurlarını sahiplenme çağrısı içeren örgüt açıklamalarına yer verildiğinden bahsedilmiştir.

- 23/1/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "Topraklarımızı Terk Etmeyeceğiz" manşeti altında Afrin'de PYD/YPG'ye karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekleştirdiği askerî harekâtın "işgal" olarak nitelendirildiği belirtilmiş; YPG amblemli kumaşlara sarılmış terörist cenazelerinin görseli eşliğinde söz konusu harekâtta Türk ordusunun sivilleri hedef aldığına ve terör örgütü karşısında ağır darbe aldığına yönelik manipülatif haberlere, altıncı ve yedinci sayfaların üst kısmında PKK/KCK bölücü terör örgütü ve uzantılarının direniş adı altında örgütün Suriye yapılanmalarına katılım, destek ve örgütsel eylem çağrıları içeren açıklamalarına, altıncı sayfanın alt kısmında omzunda terör örgütü amblemi olan silahlı bir teröristin fotoğrafı eşliğinde yayımlanan "Başkaldırıyoruz" başlıklı yazıda harekâtta etkisiz hâle getirilen silahlı YPG mensubu teröristlerin "savaşçı" olarak ifade edilip bu teröristlere düzenlenen cenaze törenine de "binlerin" katıldığı belirtilerek "QSD: Kazanacağız" ve "YPG Komutanı Siphan Hemo: Zafer Efrin'in Olacak" başlıklı yazılarla örgüte moral ve motivasyon sağlanmaya yönelik açıklamalara yer verildiğinden bahsedilmiştir.

- 25/1/2018 tarihli nüshasının altıncı sayfasının üst kısmında verilen "BÖG: Eylem Zamanıdır" başlıklı yazıda "Birleşik Özgürlük Güçleri Rojava (batı kürdistan) Komutanlığı" olarak belirtilen terör örgütü uzantısının "Türkiye devrimci hareketini Efrin işgaline karşı ortak duruş ve eyleme, örgütlenmeye ve sokağa, mücadeleye ve ayaklanmaya çağırıyoruz." şeklinde isyana davet niteliğinde örgütsel eylem çağrısı içeren açıklamalarına; aynı sayfanın sol tarafında Zeytin Dalı Harekâtı'nda terör örgütünün Türk ordusunu bozguna uğrattığı şeklindeki yalan haberlerle terör unsurlarının övüldüğü, YPG'nin basın merkezi olarak adlandırılan biriminin harekâtta şehit olan Türk askerlerinin kimliklerini paylaştığı haberine, aynı sayfada "TSK Sivilleri Vuruyor" başlığı altında Türk ordusunun harekâtta sivilleri hedef aldığı belirtilerek manipülatif ve algısal amaçlar taşıyan açıklamalara yer verildiğinden bahsedilmiştir. Ayrıca bu yazının hemen altında silahlı bir kadın teröristin fotoğrafıyla birlikte yayımlanan "Efrin Halkı: İrademiz Kırılamaz" başlıklı yazıda "YPG ve YPJ halkını korumak için kahramanca bir direniş sergiliyor, bizler de hepimiz YPG ve YPJ'nin direnişine destek vereceğiz." sözleriyle terör örgütü uzantılarının "halkın koruyucusu", "sivillerin koruyucusu" olduğu şeklinde algı oluşturularak terör eylemlerine halkın teşvik edildiği ifade edilmiştir.

- 26/1/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "İşte Bunun İçin" manşeti altında bir kısım yaralı çocuk ve yetişkinin bulunduğu fotoğraf eşliğinde Afrin'de PYD/YPG'ye karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekleştirdiği askerî harekâtın "işgal" olarak nitelendirildiği belirtilmiştir. Ayrıca "Siviller Hedef Tahtasında" ve "Her Adımda Kayıplar Artıyor" başlıklı yazılarda Afrin'de Türk ordusunun sivilleri, çocukları, ambulansları hedef aldığı şeklinde ajitasyon amaçlı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Afrin'de çıkmaza girdiği, Türk askerlerinin teröristlerce esir alındığı yönünde örgüte moral kazandırma amaçlı haberlere, bu yazıların hemen altında YPG/YPJ'nin amblemleri ve PKK lideri Abdullah Öcalan'ın fotoğrafı eşliğinde bir araya gelmiş roketli, tüfekli, yüzleri maskeli teröristlerin görseliyle "enternasyonal savaşçı" olarak anılan yabancı teröristlerin Afrin'e doğru yola çıktığı şeklinde terör örgütüne katılımı ve silahlı terör eylemlerine başvuruyu teşvik eden açıklamalara, ikinci sayfasında bir kadın teröristin fotoğrafı altında PYD'nin "eş sözcüsü" sıfatıyla nitelendirilen bir teröristin Afrin'deki terör unsurlarını "büyük bir direniş sergiledikleri" söylemiyle öven ve öldürülen teröristleri ise yücelten açıklamalarına, altıncı ve yedinci sayfalarında PKK/KCK bölücü terör örgütünün ve örgütün Suriye uzantısı YPG'nin simge ve sembollerini, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın fotoğraflarını taşıyan terör destekçisi bir grubun ve silahlı teröristlerin fotoğraflarıyla terör örgütünün Afrin'deki unsurlarının protesto eylemlerine katılmış on binlerce kişi tarafından desteklendiği yönünde örgüte moral oluşturma amacına yönelik algısal haberlere, yedinci sayfasında "Efrin Müjdesini de Vereceğiz" başlıklı yazıda terör örgütünün içinde bulunan kadın teröristlerin oluşturduğu yapılanmayı temsil eden YPJ sözcüsünün terör örgütünün hedefleri doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı başkaldırma çağrısı içeren ve örgütsel eylemleri öven, meşru gösteren açıklamalarına yer verildiğinden bahsedilmiştir.

- 29/1/2018 tarihli nüshasının ikinci sayfasında, silahlı kadın teröristlerin kırsalda çekilmiş bir fotoğrafı eşliğinde "Efrinde Daha Fazlasını Yapacağız" başlığı altında YPJ sözcüsünün "çağın direnişi", "fedaice savaşmanın destanı" ve "yeni bir kahramanlık aşaması" söylemleriyle örgüt mensuplarını ve eylemlerini öven, "fedaice savaşma" adı altında intihar saldırısı şeklinde gerçekleşen terör eylemlerine başvurmayı teşvik eden açıklamalarına yer verildiğinden, üçüncü sayfasının orta kısmında bir grup silahlı teröristin fotoğrafı altında Afrin'deki terör unsurlarına çeşitli ülkelerden çok sayıda katılımın olduğu belirtilerek "savaşçı" şeklinde nitelendirilen bu örgüt mensuplarına özendirmek suretiyle örgüte katılmanın teşvik edildiğinden, altıncı sayfada intihar saldırısı gerçekleştirmek üzere tertibat almış bir kadın teröristin fotoğrafı eşliğinde verilen "Efrin'in Arin'i Avesta" başlıklı yazıda harekâtta intihar saldırısı gerçekleştiren bir YPJ teröristinin "şehit" ve "savaşçı", bu intihar saldırısının da "fedai eylem" olarak nitelendirilerek övüldüğünden bahsedilmiştir.

- 30/1/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "Efrin Onurumuzdur" ve "ÖSO'dan Kaçtılar TSK'ye Tutuldular" başlıklı yazılarda Afrin'de Türk ordusunun soykırım yaptığı, ibadethaneleri bombaladığı ve sivilleri katlettiği, aslında TSK'nın Afrin'de hezimete uğradığı yönünde Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekleştirdiği "Zeytin Dalı Harekâtı" ile ilgili olumsuz bir algı oluşturma amacını güden ve gerçeğe aykırı haberlere, altıncı ve yedinci sayfalarında "Yine Sivil Katliam İşte Halk Direnişi" başlıklı terör örgütünün simge ve sembollerinin kullanıldığı görsellerle birlikte verilen Türk güvenlik güçlerince yürütülen operasyonların "katliam" olarak nitelendirildiği yazıya, "Muhteşem Direnişe Selam" başlıklı yazıda terör örgütlerinin çatı yapılanmasında bulunan KCK'nın Afrin'de örgütün Suriye uzantısının gerçekleştirdiği terör eylemlerini tüm insanlık için "muhteşem direniş" olarak nitelendiren açıklamalarına, "Avesta Kuşanacağız" başlıklı yazıda fotoğrafı verilen silahlı bir kadın teröristin intihar saldırısında ölmesi nedeniyle "şehit" olarak nitelendirilerek bu konuyla ilgili YPJ'nin komutanı olarak belirtilen bir teröristin "fedai eylem" şeklinde tabir edilen intihar saldırılarını teşvik eden örgütsel açıklamalarına, "Zeytin Dalı'nı Zakkum Zehrine Çevireceğiz" başlıklı yazıda terör örgütünün Suriye uzantılarının "Erdoğan'ın zeytin dalı saldırılarını zakkum zehrine çevireceğiz." şeklindeki açıklamalarına, harekâtın "barbarca saldırı" olduğu, TSK'nın hiçbir ilerleme kaydedemediği ve işgalin başarısız olduğu gibi örgüt lehine algı oluşturma amacını taşıyan açıklamalara yer verildiğinden bahsedilmiştir.

- 31/1/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "Qamişlo 7'den 70'e Ayakta", "Gençler Direnişe Yürüyor" başlıklı yazılarda Afrin'de PYD/YPG'ye yönelik olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin icra ettiği "Zeytin Dalı Harekâtı" olarak bilinen askerî operasyona karşı gerçekleştirilen terörist eylemlerin milyonlar tarafından sahiplenilen direniş olarak nitelendirildiği, terör eylemlerine katılma çağrısı yapıldığı ve bu haberlerin küçük bir kalabalığın ellerinde terör örgütünü simgeleyen flamalarla toplandıklarına dair görsellerle desteklendiğinden, altıncı ve yedinci sayfalarda YPG terör örgütü amblemi taşıyan silahlı bir teröristin fotoğrafı ile yer verilen "Avesta Direnişin Adı Oldu" başlıklı yazıda "YPG Genel Komutanlığı" olarak nitelendirilen terör örgütü yapılanmasının, Afrin'de Türk ordusuna karşı intihar saldırısı gerçekleştiren YPJ içindeki bir kadın teröristin söz konusu eylemiyle ilgili olarak "Osmanlı Saltanatı nasıl düştüyse, Erdoğan da efrin direnişiyle düşecek, Sonuna dek Erdoğan'ın ordusu ve çetelerinin yenilgisi için fedai ruhla hareket edeceğiz." şeklindeki sözleriyle intihar saldırısı içeren şiddet eylemlerinin övüldüğünden bahsedilmiştir.

- 7/2/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "Direniş Buluşması" manşeti altında PKK/KCK terör örgütü ve örgütün Suriye uzantısı YPG'nin simge ile sembollerine ve örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın fotoğraflarını taşıyan bir grup şahsın fotoğraflarıyla verilen yazıda Afrin'deki terör unsurların gerçekleştirdiği şiddet eylemlerinin "direniş", Türk ordusunun gerçekleştirdiği harekâtın ise "işgal" olarak nitelendirildiği, örgüte moral oluşturmaya yönelik olarak Afrin'deki terör eylemlerini desteklemek amacıyla gerçekleştirilen yürüyüşe on binlerin katıldığının ifade edildiği, YPJ sözcüsünün ve örgütünün Suriye uzantılarından TEV-DEM Yürütme Meclisi Eş Başkanı'nın "Kobani'de Türk ordusunun iyi bir ders aldığını, şimdi de Afrin'de ders almaya devam edeceğini" belirten açıklamalarına yer verildiği, bu örgütsel açıklamaların yanında "Çatışmalar Yoğunlaşıyor" başlığı altında Türk ordusunun Afrin'de gerçekleştirdiği harekâtta sivilleri ve çocukları katlettiği yönünde asılsız haberlerin yer aldığı, ilk sayfanın alt kısmında yedi silahlı kadının bulunduğu görselle birlikte yayımlanan "Kadınlar Burada, Her Şeye Hazır" başlıklı yazıda Afrin'deki terör eylemlerinin "halk savunması" olarak nitelendirilerek örgüt destekçisi yüzlerce kadının bizzat silahlanarak mahallelerini Türk ordusuna karşı korudukları yönünde haberlere yer verildiği belirtilmiştir. İkinci sayfanın alt kısmında bir kadın teröristin havan topu yanında çekilmiş fotoğrafı altında "Kimse Bu Topraklara El Atamaz" başlıklı yazıda YPJ'nin ağır silah tabur komutanı olarak nitelendirilen teröristin "Türkiye şunu iyi bilsin: nasıl ki kobane topraklarına el uzatmaya çalıştı, biz o eli indirdik, Efrin toprağını da ona bırakmayacağız. Bir tek YPG ve YPJ savaşçısı kalana kadar; Türkiye Efrin'e el atamayacak." şeklindeki örgütsel tehdit içeren açıklamalarının yer aldığından, altıncı ve yedinci sayfalarında PKK/KCK ve YPG'nin simge ve sembollerini taşıyan bir grup şahsın fotoğrafları ile verilen "Şengal'den Efrin'e Halklar Köprüsü" başlıklı yazıda Afrin'deki terör unsurlarının şiddet eylemlerinin "öz yönetim" ve "direniş" olarak nitelendirildiği ve söz konusu eylemelerin on binlerin katıldığı protestoyla desteklendiğinin belirtildiğinden; altıncı sayfanın sol üst kısmında "MLSBP Savaşçısı Yaşamını Yitirdi" başlıklı yazıda Afrin'de terör örgütü saflarında yer alan bir THKP-C terör örgütü üyesinin "savaşçı" şeklinde nitelendirilip "direniş" olarak belirtilen eylem sırasında başka bir örgüt üyesini kurtarmaya çalışırken öldüğüne dair açıklamalara yer verildiğinden; aynı yazının altında "Nesrin Abdullah: Biz Milyonlarız" başlıklı yazıda YPJ sözcüsünün Kobani'de "Türk ordusunun iyi bir ders aldığını, şimdi de Afrin'de ders almaya devam edeceğini" belirten örgütsel açıklamalarına yer verildiğinden, aynı sayfanın alt kısmındaki terörist kıyafetli beş kadının fotoğrafının sağ tarafındaki "Efrin Direniş Kalesidir" başlıklı yazıda "Efrin savunma bakanı" olarak nitelendirilen örgüt yöneticilerinden birinin Türk ordusunun Afrin'de sivilleri katlettiği yönünde yalan açıklamalarının yer aldığından, yedinci sayfada bulunan "Füzeler Ne ABD Ne De Rusya'nın" başlıklı yazıda YPG terör örgütünün komutanı sıfatıyla açıklama yapan bir teröristin Türk ordusunun Afrin'de hezimete uğradığı, terör örgütü karşısında hiçbir ilerleme kaydedemediği şeklinde gerçeğe aykırı terör eylemlerini övücü nitelikteki açıklamalarına yer verildiğinden bahsedilmiştir.

- 2/3/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "922 Savaş Suçu" manşeti altında Afrin'de PYD/YPG'ye karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekleştirdiği askerî harekâtın "Efrin Direnişine Çarparak Çaresiz Kalan İşgal Güçleri" şeklinde nitelendirildiği, Afrin'de Türk ordusunun sivilleri, çocukları, hastaneleri ve okulları hedef aldığı şeklindeki yalan haberlerle örgüt lehine kamuoyu oluşturmanın amaçlandığı, ikinci sayfasında "Yunanistan'da Efrin Ruhu" başlıklı yazıda Afrin'de gerçekleştirdiği intihar saldırısında ölen "avesta xabur" kod adlı kadın terörist üzerinden tüm kadınların "avesta xabur" ruhuyla Afrin'deki terör unsurlarını desteklemeye çağrıldığı, aynı sayfanın alt kısmındaki "Binevş, Berivan ve Asyaların Ruhu ile 8 Mart'a" başlıklı yazıda daha önce örgütsel faaliyetleri sırasında ölmüş bir kısım kadın teröristten övgüyle bahsedildiği, yedinci sayfada silahlı bir kadın teröristin fotoğrafı eşliğinde verilen "42. Gün: Her Cephe Direniş" başlıklı yazıda Zeytin Dalı Harekâtı karşısında Türk ordusunun fiyasko yaşadığının anlatıldığı, YPG ve YPJ teröristlerinin "savaşçı", gerçekleştirdikleri terör eylemlerinin ise "öz savunma" ve "Cizir Fırtınası Hamlesi" olarak nitelendirildiği, aynı sayfanın alt tarafındaki "Onurumuz için Can Verdiler" başlıklı yazıda harekâtta öldürülen teröristlerden "savaşçı" olarak bahsedildiği ve bu kişilerin "Özgürlük şehitlerinin büyüklüğü karşısında eğiliyoruz." sözleriyle anıldıkları, bu haberin yanında "Tüm Kürtlere ve İnsanlığa Çağrı" başlıklı yazıda KCK'nın Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı sıfatıyla belirtilen biriminin Afrin'de soykırım yapıldığından bahisle tüm dünyayı terör unsurlarını desteklemeye çağıran açıklamasına ve aynı sayfanın sağ tarafındaki "Göğsümden Bir Yıldız Söktüler" başlıklı köşe yazısında Afrin'de silahlı faaliyet gösteren bir teröristle yapılan mesajlaşma içeriğiyle birlikte "Savaşıyoruz aralıksız bir direniş var sözleri hayatın amentüsüymüş meğer, savaşıyoruz, aralıksız direniş, yasımı katlayıp yüreğimin cebine koyuyorum, şimdi yas tutma zamanı değil, şimdi aralıksız direniş zamanı esmer ve kavgacı çocuğum, şimdi savaş zamanı ciğerim..." şeklindeki terör ideolojisine duygusal bir anlam yükleme çabası içinde terör eylemlerini öven sözlere yer verildiği, dokuzuncu sayfasında gazete çalışanlarından E.Ç.nin hazırladığı "Türk Devleti'nin Soykırım Stratejisi" başlıklı yazıda Afrin'de Türkiye Cumhuriyeti devletinin soykırım yaptığının iddia edildiği, bu iddiayı desteklemek amacıyla bir kısım akademisyen ve gazetecinin "Kürt katliamı", "Kürtsüzleşme politikası" söylemlerinin delil olarak paylaşıldığı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin topraklarının "kuzey kürdistan" olarak nitelendirildiği belirtilmiş; bu yazının yanında "Efrin Direnişi Öcalan'ın Eseridir" başlığı altında "Çağın Direnişi" söylemiyle övülen Afrin'deki terör unsurlarının örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın ideolojisi sayesinde "kahraman", "direnişçi" ve "irade sahibi" oldukları belirtilerek örgüt ideolojisinin meşru gösterilmeye çalışıldığından bahsedilmiştir.

- 7/3/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "Efrin'e Gidiyoruz" manşeti ve "Soykırıma Karşı Büyük Seferberlik" başlığı altında Afrin'de PYD/YPG'ye karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekleştirdiği askerî harekâtta sivillerin bombalandığı ve soykırım yapıldığını belirten yalan haberlerin yer aldığı, ayrıca önlerindeki masada piyade tüfeği bulunan bir grup örgüt üyesinin açıklama yaparken çekilmiş fotoğrafı eşliğinde "QSD bileşeni bütün devrimci güçler" olarak nitelendirilen örgüt gruplarının Afrin'e gittiklerinden bahisle örgüte katılımın teşvik edildiği; ikinci sayfasında "Kelebek Ömrü Biçilen Direniş Kartal Gibi Yükseliyor" başlıklı yazıda Afrin'de intihar saldırısı gerçekleştiren "avesta xabur" kod adlı YPJ örgüt üyesinin "Avesta xabur'un direnişinde sembolleşen Efrin kadın iradesini 8 mart vesilesiyle bir kez daha selamlıyoruz." şeklinde yüceltildiği; aynı sayfada "Efrin Direnişi Etrafında Kenetlenelim" başlığı altında KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı olarak belirtilen örgüt yapılanmasının örgüt ideolojisini ve Afrin'deki terör unsurlarını överek Dünya Kadınlar Günü'nde örgütsel eylemleri sahiplenme ve destekleme çağrısı yapan açıklamalarına yer verildiği; altıncı sayfasında YPG amblemi taşıyan silahlı terörist fotoğrafları eşliğinde verilen "HBDH: Efrin direniyor biz de ona eşlik edelim" başlıklı ve HBDH simgesi kullanılmış yazıda PKK/KCK terör örgütüyle DHKP-C, MLKP, MKP ve diğer bir kısım terör örgütünün 12/3/2016 tarihinde birleşmek suretiyle oluşturdukları "Halkların Birleşik Devrim Hareketi" isimli yapılanmanın Afrin'de Türk ordusuna karşı seferberlik adı altında terör eylemlerine katılmayı teşvik eden örgütsel açıklamalarının paylaşıldığı; yedinci sayfasında "Direniş Terk Edilecek Bir Şey Değil" başlıklı ve yazarı belli olmayan köşe yazısında Afrin'deki terör unsurlarının "Efrin'in tarihi direnişi" söylemiyle övüldüğü, "Çocukken anamızı coplayan polisleri vuracak kadar büyümeyi beklerken hep direniriz aslında." sözleriyle şiddet eylemlerine başvurmanın teşvik edildiği, dokuzuncu sayfasında "İdir'de 8 Asker Yaşamını Yitirdi" başlıklı yazıda, HPG (halk savunma birlikleri) isimli terör örgütü yapılanmasının Iğdır'da gerçekleştirdiği terör eylemini "devrimci zafer hamlesi" olarak öven açıklamalarına yer verildiği ve bu haberde Iğdır'a Kürtçe isim verildiği belirtilmiştir.

- 10/3/2018 tarihli nüshasının ikinci sayfasında Dünya Kadınlar Günü'nde dünya genelinde örgütün Afrin'deki kadın yapılanması olan YPJ'nin desteklendiği ve örgüt üyelerinin "direniş" olarak nitelendirilen eylemlerinin tüm dünyada sahiplenildiği yönünde açıklamaların bulunduğu, altıncı ve yedinci sayfalarında silahlı bir kadın teröristin fotoğrafıyla birlikte yayımlanan Zeytin Dalı Harekâtı'nda örgüt tarafından Türk ordusuna ağır darbeler vurulduğu şeklindeki yalan haberlerle terör unsurlarının övüldüğü, YPG ve YPJ teröristlerinin "savaşçı" olarak nitelendirildiği, bu haberin yanında "MLKP/Rojava 3 Savaşçının İsmini Açıkladı" başlıklı yazıda MLKP (Marksist Leninist Komünist Parti) terör örgütü mensuplarından Afrin'deki terör unsurlarına katılan ve ölenlerden bahsedildiği, yazıda "Başından itibaren efrin direnişi içinde yer alan parti savaşçılarımızdan R.A., E.D. ve S.A. farklı tarihlerde ölümsüzlük bayrağını dalgalandırdılar." şeklindeki açıklamayla Afrin'de ölen MLKP terör örgütü üyelerinin yüceltildiği, bu yazının hemen altında Afrin'de Türk ordusuna karşı gerçekleştirdiği "fedai eylem" denilen intihar saldırısında ölen YPG'li bir erkek teröristin gülümserken çekilmiş bir fotoğrafının eşliğinde bu teröristin daha önce intihar saldırı gerçekleştiren "avesta xabur" kod adlı kadın teröristin "çağın direnişindeki fedai çizgisinin" takipçisi olduğu belirtilerek bu gibi terör eylemlerine başvurmanın özendirildiği ifade edilmiştir.

- 13/3/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "Kesintisiz Eylem" manşeti altında PKK/KCK ve YPG'nin simge ve sembolleri ile örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın fotoğraflarını taşıyan bir grup şahsın fotoğraflarıyla birlikte yayımlanan yazıda Afrin'deki terör unsurlarının şiddet eylemlerinin "halk direnişi", PYD/YPG'ye karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekleştirdiği harekâtın ise "sivil katliamı" olarak nitelendirildiği, terör örgütünün protesto için sokağa çıkan binlerce kişi tarafından desteklendiğine yönelik haberler gerçek dışı fotoğraflarla verilerek örgüte moral kazandırılmaya çalışıldığı; beşinci sayfanın alt kısmındaki "Sur Direnişçileri Anıldı" başlıklı yazıda PKK/KCK terör örgütünün Diyarbakır'ın Sur ilçesinde "öz yönetim" ve "özerklik" adı altında gerçekleştirdiği çukur kazma ve güvenlik güçlerine yönelik bombalı, roketli eylemlerinden övgüyle bahseden, bu eylemlerde ölen teröristleri yücelten, kahramanlaştıran, Afrin'de de aynı terör eylemlerinin devam edeceği tehdidinde bulunan örgütsel açıklamalara yer verildiği; altıncı sayfasında silahlı bir kadın teröristin fotoğrafıyla birlikte yayımlanan "53. Gün: Direniş Durmaz" başlığı altında Afrin'de Türk ordusuna ağır kayıplar verdirildiği şeklindeki yalan haberlerle terör unsurların övüldüğü, YPG ve YPJ örgüt üyelerinin "savaşçı", eylemlerinin ise "büyük direniş" söylemiyle yüceltildiği, yedinci sayfasında yazarı belli olmayan "Evren Doğuran Kadınlar" başlıklı köşe yazısında Afrin'deki terör unsurlarının masum halk olarak gösterilmeye çalışıldığı, yazıdaki "...bu kez açtığım kapının arkasında üç gencecik kız duruyor. İçeri buyur ediyorum ama gelmek istemiyorlar. 'Sen YPJ mevzilerinin nerede olduğunu biliyorsun bizi onların yanına götür, biz de savaşmak istiyoruz' diyorlar. Çok gençler 'olmaz küçüksünüz' diyorum. 'Olur küçükleri de vuruyorlar, bari biz de onları vurma şansına sahip olalım kirletemesinler bizi' diyorlar. Bu şehirde her kadın kendisince ve kendi usulünce bir evrene gebe diyorum." şeklindeki ifadelerle örgüte katılımın teşvik edildiği belirtilmiştir.

- 23/3/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "Newroz Ateşi Efrin'i Temizleyecek" manşeti altında milyonların nevruz kutlaması adı altında Afrin'de faaliyet gösteren terör unsurlarını desteklediğinden söz edildiği, manşet altındaki yazılarda Afrin'de PYD/YPG'ye karşı Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerçekleştirdiği askerî harekâtın "işgal", terör unsurlarının şiddet eylemlerinin ise "halk direnişi" olarak nitelendirildiği, örgütün Suriye uzantılarından TEV-DEM (Demokratik Halk Hareketi) Yürütme Kurulunun örgütsel açıklamasının aynen paylaşıldığı, bu örgütsel açıklamada Afrin'deki terör unsurlarının şiddet eylemlerinden "Halk direnişi düşmanlara ve karanlık güçlere ders vermiştir, bu direniş halen de devam etmektedir." şeklinde bahsedildiği, "Zaferi kesinleştirinceye kadar direnişimiz mutlak olarak sürecektir, direnişimiz Efrin topraklarının kurtuluşuna dek devam edecektir... şehitlerimizin intikamını alacağımızı, düşmanın topraklarımızda rahat nefes almasına izin vermeyeceğimizi ve topraklarımızı düşman işgalinden kurtararak büyük zaferi elde edeceğimize dair sözümüzü bir kez daha yineliyoruz... Bunun için de tarihte eşi görülmemiş efsanevi bir direniş yürütülecektir." şeklinde örgütsel tehdit içeren açıklamalarda öldürülen örgüt üyelerinin "şehit", eylemlerinin ise "efsanevi direniş" olarak nitelendirildiği, aynı sayfada "Tarihi Köy Bombalandı" başlığı altında Türk ordusunun terör unsurlarına yönelik gerçekleştirdiği harekâtta bir köydeki Roma döneminden kalma kilise ve bir kısım tarihî eserin bombalandığı yönünde Türkiye aleyhine olumsuz algı oluşturmaya ilişkin gerçeğe aykırı haberlere yer verildiği, yedinci sayfanın alt kısmındaki "Savaşçılar Uğurlandı" başlıklı haberde harekâtta etkisiz hâle getirilen YPG ve YPJ'ye mensup silahlı teröristlerden "savaşçı" olarak söz edildiği, cenazeleri kaldırılan bu teröristlerin "kahramanca direndikleri" söylemiyle övüldükleri, aynı sayfanın sağ alt köşesindeki "Maçta YPG Bayrağı Açıldı" başlıklı ve YPG terör örgütünün amblemini içeren fotoğrafla yayımlanan yazıda, İtalya'da bir futbol müsabakasında YPG terör örgütünü simgeleyen bayrak açıldığından bahsedilmiştir.

- 24/3/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "YPG'den Gerilla Eylemleri" başlığı altında YPG ve YPJ terör örgütlerinin halkı korumak adına gerilla taktiği ile eylem yapmaya başladıklarından bahsedilerek anılan örgütlerin meşru gösterilmeye çalışıldığı; altıncı sayfasında "3 bin DAEŞ'li ile Girdiler" başlığı altında örgütün Suriye uzantılarından TEV-DEM'in (Demokratik Halk Hareketi) dış ilişkiler sorumlusu ve eski PYD eş başkanı sıfatlarıyla nitelendirilen Salih Muslim'in Afrin'de terör örgütünün "gerilla savaşı" olarak belirttiği eylemleri öven ve destek çağrısı içeren örgütsel açıklamalarına yer verildiği, aynı sayfada PKK/KCK ve YPG'nin simge ve sembollerini, örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın fotoğraflarını taşıyan şahısların fotoğrafı eşliğinde verilen "Qamişlo'da Büyük Uğurlama" başlıklı haberde harekâtta etkisiz hâle getirilen YPG'li teröristlerin "savaşçı" olarak nitelendirilerek şehit olduklarının belirtildiği, anılan yazıda "YPG Efrin Komutanlığı" olarak ifade edilen örgüt yapılanmasının cenazeleri kaldırılan teröristlerle ilgili "Şahadete ulaşan savaşçılarımızdan birisi çağın direnişinde komutanlık yapan destansı tarih yazan... ve 5 direnişçi savaşçılarımızı saygı ve minnetle anıyoruz." şeklindeki etkisiz hâle getirilen örgüt üyelerini ve eylemlerini öven örgütsel açıklamalarına yer verildiği, bu yazının hemen altında YPG amblemi eşliğinde iki silahlı teröristin kırsal alanda çekilmiş fotoğrafıyla verilen "YPG'den Gerilla Eylemleri" başlıklı yazıda "YPG ve YPJ savaşçıları" olarak nitelendirilen teröristlerce gerçekleştirilen terör eylemlerinde Türk askerlerinin öldürüldüğünün açıklandığı, yedinci sayfasında "Bugün Efrin'le Dayanışma Günü" başlıklı yazıda PKK/KCK ve YPG'nin simge ve sembolleri ile örgüt lideri Abdullah Öcalan'ın fotoğraflarını taşıyan şahısların görseli eşliğinde Afrin'deki terör unsurlarının Avrupa'da sokak eylemlerine çıkılarak desteklenmesi çağrısının yapıldığı, dokuzuncu sayfasında "KCK'den Önemli Şengal Adımı" başlıklı yazıda silahlı bir kadın teröristin fotoğrafıyla birlikte KCK'nın Şengal'den çekilmesi kararıyla ilgili bilgi verildikten sonra nevruz etkinliği adı altında eylem çağrısı içeren örgüt talimatlarına yer verildiği ifade edilmiştir.

- 27/3/2018 tarihli nüshasının ilk sayfasında "67. Gün: Efrin'de Patlama" manşeti altında YPG ve YPJ tarafından Türk ordusunun ağır kayıplar vermesine neden olan ve gerilla adı verilen eylemlerin gerçekleştirildiğinin belirtildiğinden, altıncı sayfanın alt kısmında silahlı kadın teröristlerin kırsalda çekilmiş fotoğrafı eşliğinde "İşgalcilere Rahat Yok" başlığı altında örgütün Suriye'de faaliyet gösteren bir diğer uzantısı olan "Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Kurucu Meclisi eş başkanı" sıfatıyla ifade edilen bir kadın teröristin örgüt adına yaptığı "Efrin'de gerilla tarzı bir direniş başlatıldı..., YPG/YPJ güçleri, işgalci Türk devleti ve çetelerinin barbarca saldırılarına karşı büyük bir irade ile direndi ve bu direniş devam edecektir..., Efrin bu eylemlerle işgalci Türk devleti ve çetelerine mezar olacak, hiçbir şekilde rahata eremeyecekler, buradaki direniş Efrin işgalcilerinden temizlenene kadar sürecek, Türk devleti işgal sistemini Efrin'e oturtamayacak." şeklindeki terör örgütlerini ve eylemlerini öven ve örgütsel tehdit içeren açıklamalarına yer verildiğinden; yedinci sayfada "Mısır: Ermeni Soykırımı Gibi" ve "Bosnalı Sisic: Bu Etnik Temizliktir" başlıklı yazılarda Türk ordusunun Afrin'de "soykırım" ve "etnik temizlik" yaptığı yalanlarına yer verildiğinden bahsedilmiştir.

25. Gazetenin PKK'nın yayın organı şeklinde hareket ettiğini iddia eden Başsavcılığın söz konusu nüshaların geneline ilişkin olarak iddianamedeki değerlendirmeleri şöyledir:

"Bu kapsamda gazetenin belirtilen nüshalarındaki tüm yazı içerikleriyle genel yayın politikası bir arada değerlendirildiğinde; terör örgütünün Afrin'deki silahlı mensupları sözde masum halk olarak gösterilmek suretiyle bu masum halkın sözde imkansızlıklar içerisinde çocuğu, yaşlısı demeden mevzilerde topraklarını koruduğu, sivillerin, ibadethanelerin, okulların, hastanelerin bombalandığı ancak buna rağmen çocukların dahi anneleriyle birlikte nöbet tuttukları, kadın teröristlere işkence yapıldığı senaryolarıyla aslen bölge halkının huzur ve güvenliğini bozan terör örgütü lehine ajitasyon politikasının takip edildiği, ayrıca gazetedeki yazıların genelinde bölücü terör örgütünün özellikle Afrin'deki şiddet içeren faaliyetleri 'meşru savunma', 'öz savunma', 'büyük mücadele', 'çağın direnişi', 'efsanevi direniş' gibi ifadelerle dile getirilmek suretiyle hem terör eylemlerinin meşru gösterilmeye çalışıldığı hem de terör faaliyetleri sözde efsanevi ve çağın sembolü haline gelmiş eylemler gibi gösterilerek övüldüğü ve bu şiddet eylemlerine başvurmanın teşvik edildiği, terör örgütünün silahlı yapılanmalarının başlarında bulunan bir kısım sorumlu düzeydeki silahlı teröristler gazetedeki yazıların genelinde 'sözcü', 'komutan', 'genel komutan', 'konsey üyesi', 'koordinasyon sorumlusu', 'komutanlık üyesi', 'temsilci' sıfatlarıyla ve silahlı teröristlerin oluşturduğu gruplar ise 'tabur', 'birlik', 'savunma güçleri', 'silahlı güç', 'demokratik suriye güçleri (QSD)' şeklinde dile getirilmek suretiyle terör örgütünün sözde düzenli bir orduya ve buna bağlı kurumlara sahip olduğu izlenimi sağlanıp örgütün ve örgüt mensuplarının meşru gösterilmeye çalışıldığı, ayrıca yine bir kısım örgüt uzantılarından 'kanton', 'özerk yönetim', 'kurucu meclis', 'komite', 'konsey' gibi ifadelerle söz edilerek terör örgütünün meşru bir yönetim birimi olduğu algısının oluşturulmaya çalışıldığı, özellikle Afrin'de dost ve kardeş bölge halkını terör örgütünün zulmünden ve şiddetinden kurtarmak amacıyla yürütülen 'Zeytin Dalı Harekatı' ile ilgili sistemli şekilde her nüshada gerçek dışı olaylara ve farklı tarihlerde yayınlanmış aynı fotoğraflara dayandırılan yazılarda 'işgal', 'sivil katliamı', 'soykırım', 'işkence', 'zulüm', 'yağma' söylemleriyle Afrin'de Türk Ordusu aleyhine olumsuz bir algı oluşturup hem terör örgütünü sözde soykırım ve işgale karşı masum halkı koruyan sözde 'savaşçılar' algısıyla haklı göstermenin amaçlandığı hem de uluslararası kamuoyunda, sözde sivillerin katledildiği yalanı bahane gösterilerek terör örgütüne destek arayışlarıyla, harekat karşısında terör örgütüne zaman kazandırmaya çalışıldığı, yukarıda detaylarıyla açıklandığı üzere özellikle gazetenin dokuzuncu sayfalarında ayrılan bölümlerde ülkemizdeki PKK teröristlerinden HPG (halk savunma güçleri) adı altında bahsedildiği, bu teröristlerin ülkemizde gerçekleştirdikleri terör eylemlerine ilişkin örgütün sözde 'basın irtibat merkezi' tarafından derlenen bilgilerin rutin olarak övgüyle verildiği, bu terör eylemlerine ilişkin bilgilerin Afrin Harekatı'nın önemli gelişmelerinin yaşandığı günlere denk getirilmesinin de dikkat çekici olduğu, bu sayede sanki terör örgütünün harekata karşı misilleme olarak ülkemizde eylemler gerçekleştirdiği ve bu harekata cevap verebilecek güçte olduğu algısının oluşturulmaya çalışıldığı, gazetede Afrin Harekatı'ndan önceleri sözde 'hezimet', 'hüsran', 'fiyasko' şeklinde bahsedilerek terör örgütü övülmesine ve güçlü gösterilmesine rağmen sonraları terör örgütünün Afrin'deki son durumuyla ilgili gerçekler daha fazla gizlenemeyince sanki Afrin halkını terör örgütünün sırf zarar görmemeleri için şehir dışında güvenli bir yere çıkardıkları ve kendilerinin de bu yüzden geri çekildikleri algısıyla terör örgütünün yeni bir kılıfla yine haklı ve meşru gösterilme çabasına devam edildiği, yine benzer şekilde önceleri sözde 'milyonlar', 'yüzbinler', 'tüm dünya', 'tüm avrupa' şeklinde abartı söylemlerle dile getirilen terör destekçisi kalabalıklardan daha sonraları 'onbinler', 'binler' şeklinde daha makul çarpıtmalarla bahsedilmeye devam edildiği, terör destekçisi gruplarla ilgili haberlerde de yine daha önce yayınlanmış fotoğraflar tekrar tekrar kullanılarak örgütün sözde kesintisiz şekilde büyük kitlelerce desteklendiği algısının ve kamuoyunun oluşturulmaya çalışıldığı..."

26. İddianamede, başvurucuların tutuklamaya konu olan söz konusu suçları işlediğine dair aşağıdaki olgulara dayanılmıştır:

i. Başvurucu İhsan Yaşar yönünden;

- Başvurucunun gazetenin imtiyaz sahibi ve yayıncı firmanın tek ortağı olduğu belirtilerek yayın politikasından sorumlu olduğu ileri sürülmüştür.

- Başvurucunun savunmasında şirket faaliyetlerinden kazanç sağlamadığını belirtmesi şirketi kazanç sağlama amacı dışında PKK'nın yayın organı olarak kurduğunun bir işareti olarak değerlendirilmiştir.

- Başvurucunun cep telefonu üzerinde yapılan adli bilişim incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak, öldürülen terör örgütü üyelerinin ve kırsalda faaliyet gösteren bir kısım silahlı terör örgütü üyesinin PKK/KCK terör örgütünü simgeleyen işaret ve amblemlerin eşliğindeki fotoğraflarının tespit edildiği ileri sürülmüştür.

ii. Başvurucu Mehmet Ali Çelebi yönünden;

- Başvurucunun gazetenin editörü olduğu, savunmasına göre söz konusu nüshalarda yer alan haber, yazı ve manşetleri hazırlamakla görevli olduğu belirtilerek yayın politikasından sorumlu olduğu ileri sürülmüştür.

- Başvurucunun ikametgâhında yapılan aramada örgütsel içerikli gazete ve dergilerin ele geçirildiği, ayrıca cep telefonunda yapılan adli bilişim incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak PKK/KCK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD'nin liderlerinden Salih Muslim ve PYD dış ilişkiler sorumlusu Zuhad Kobani'nin cep telefonu numaralarının başvurucunun rehberinde kayıtlı olduğunun tespit edilmesinin anılan kişilerle irtibatlı olduğunu gösterdiği ileri sürülmüştür.

27. İddianame, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) 21/6/2018 tarihinde kabul edilmiş ve E.2018/181 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

28. Yargılama süresi içinde değişik tarihlerde farklı mahkemelerce tutukluluk durumu değerlendirilen başvurucuların son olarak Mahkemenin 10/4/2019 tarihli kararıyla tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Bu karara karşı başvurucular tarafından yapılan itiraz ise İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesince 3/5/2019 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

29. Başvurucular 29/5/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

30. Mahkeme 28/6/2019 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucu Mehmet Ali Çelebi'nin silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, silahlı terör örgütü propagandası yapma veterör örgütlerinin yayınlarını basma ve yayınlama suçlarından beraatine; başvurucu İhsan Yaşar'ın silahlı terör örgütüne üye olma ve silahlı terör örgütü propagandası yapma suçlarından mahkeme başkanının muhalefeti nedeniyle oyçokluğuyla delil yetersizliği gerekçesiyle beraatine, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçundan 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, yayıncı firmadaki ortaklık payının müsaderesine ve başvurucuların tahliyesine karar vermiştir.

31. Başvurucuların mahkûmiyet, Cumhuriyet savcısının ise beraat hükümlerine karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine talebi inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesi 12/11/2020 tarihinde dosyanın incelenmeksizin mahkemesine tevdiine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

1)-Hükmün 28/06/2019 tarihinde tefhim edilmiş olmasına rağmen dosya içerisinde bulunan O Yer Cumhuriyet Savcısının istinaf dilekçesinin hükümden önceki bir tarih olan 03/06/2019 olduğu görülmekle, kayıtların titizlikle kontrolünün yapılmak suretiyle O Yer Cumhuriyet Savcısının istinafının süresinde olup olmadığının tespiti edilmesi,

2-a)-CMK' nın 276. maddesi gereğince hükmü veren ilk derece mahkemesince red edilmeyen istinaf başvuru dilekçelerinin CMK' nın 277/1-2 madde hükümlerince karşı tarafa tebliğ edilmesinin gerektiği gözetilerek, O Yer Cumhuriyet Savcısının istinaf talebinin sanık P.T. müdafiine tebliğ edilmesinin gerektiği,

b)-Hakkında müsadere kararı verilmiş olan ve kararda sanık olarak gösterilen Engin Basın Yayın Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ni temsile yetkili kişiye gerekçeli kararın tebliğ edilmesinin gerektiği,

Savunma hakkının kısıtlanmaması bakımından gerekçeli kararın bahsi geçen şirketi temsile yetkili kişiye ve O yer Cumhuriyet Savcısının istinaf talebinin sanık P.T. müdafiine usulüne uygun tebliğ edilip, sunulması halinde ek istinaf dilekçesi eklenip CMK’nın 277/1. maddesinde belirtilen usuli işlemler de tamamlandıktan sonra iadesi için dosyanın incelenmeksizin ilk derece mahkemesine tevdiine...[karar verildi.]"

IV. İLGİLİ HUKUK

32. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, §§ 41-64.

33. Ayrıca Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 27/11/2018 tarihli ve E.2016/3686, K.2018/5436 sayılı kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...

Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. 'Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak' cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; 'örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.' şeklinde açıklanmıştır.

Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.

Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Suç tarihi itibariyle sanık A.A.nın satış temsilciliğini yaptığını, sanık R.Y.nin reklam temsilciliğini yaptığını, sanık M.E.nin imtiyaz sahibi olduğunu, sanık Y.S.nin kar amacıyla sattığını ikrar ettiği 'Sütun Haber' adlı derginin El Kaide silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğuna dair yapılan bir tespit bulunup bulunmadığı ve bu itibarla anılan dergi hakkında verilen el koyma ve toplatma kararı bulunup bulunmadığı...değerlendirilip sonucuna göre, dosya kapsamına göre El Kaide silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil oldukları yönünde yeterli delil bulunmayan sanıkların eylemlerinin TCK'nın 220/7. maddesi delaletiyle aynı Kanunun 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi gerekir iken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 28/1/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucular; somut olay bakımından kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, suçlamaya konu haber ve yazıların suç unsuru içermediğini, isnat edilen eylemlerin ifade ve basın özgürlükleri kapsamında kaldığını, tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu, tutuklama kararında ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığını ve adli kontrol hükümlerinin neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde öncelikle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esas bakımından Bakanlık başvurucular hakkındaki suçlamaların somut delillere dayandığını, başvurucuların tutuklanmalarının temelsiz ve keyfî olmadığını, orantılı olduğunu belirtmiştir. Bakanlık ayrıca terör suçlarının soruşturulmasının kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bıraktığı, bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmaması gerektiği kanaatindedir.

37. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundakine benzer açıklamalarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

38. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

39. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

40. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

41. Başvurucuların bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin bu bağlamdaki incelemesi, başvurucular hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması ile yargılamanın muhtemel sonuçlarından bağımsız olarak tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesiyle sınırlı olacaktır. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilip edilmediği incelenirken her bir başvuru kendi koşullarında değerlendirilir.

i. Uygulanabilirlik Yönünden

42. Anayasa Mahkemesi Aydın Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır.

43. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da olağanüstü hâl birçok kez uzatılmıştır. Olağanüstü hâl ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü gelmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 224, 226). Olağanüstü hâl ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasından (FETÖ/PDY) ve diğer terör örgütlerinden kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 48, 229).

44. Başvurucuların tutuklandığı tarihte Türkiye'de olağanüstü hâl yönetim usulü yürürlüktedir. Tutuklama kararlarında; başvurucu İhsan Yaşar'ın imtiyaz sahibi ve yayıncı firmanın tek ortağı olduğu gazetede editör olan başvurucu Mehmet Ali Çelebi'nin diğer şüphelilerle birlikte 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrasında terör örgütleri lehine algı yaratmaya yönelik basın faaliyetleri gerçekleştirdiği, bu şekilde silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri ileri sürülmüştür (bkz. §§ 16, 20). Dolayısıyla başvurucuların tutuklanmasına konu olan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu görülmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Figen Yüksekdağ Şenoğlu (2), B. No: 2017/3366, 9/7/2020, § 51; Bekir Kaya, B. No: 2017/7315, 16/9/2020, § 49).

45. Bu itibarla başvurucular hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığına dair inceleme Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucuların tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

iii. Esas Yönünden

 (1) Genel İlkeler

47. Genel ilkeler için bkz. Şahin Alpay, §§ 77-91.

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

48. Başvurucular, PKK/KCK terör örgütünün üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucular hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

49. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

50. Başvurucular hakkındaki tutuklama kararlarında; başvurucu İhsan Yaşar'ın gazetenin, imtiyaz sahibi ve yayıncı firmanın tek ortağı olduğu, diğer başvurucu Mehmet Ali Çelebi'nin ise gazetedeki haber, yazı ve manşetleri hazırlamakla görevli editör olarak görev yaptığı, dolayısıyla da gazetenin yayınlarından her iki başvurucunun sorumlu olduğu ifade edilmiştir. Anılan kararlarda ayrıca kamuoyunda "Zeytin Dalı Harekâtı" olarak bilinen, Türkiye Cumhuriyeti devletinin PKK/KCK terör örgütüne ve örgütün Suriye uzantılarına yönelik olarak Afrin'de yürütmekte olduğu operasyonlarının başladığı tarihten itibaren yayıncı firmaya kayyım atanıp ortaklık payına el konulduğu tarihe kadarki süreçte gazetede yer alan haber, yazı ve manşetlerde terör örgütlerini destekleyici tarzda ajitasyon ve örgüt propagandası ile güvenlik güçlerini suçlayıcı yayınlar yapıldığı ve bu suretle kamuoyunda terör örgütleri lehine algı oluşturulduğu vurgulanmış; buna göre de başvurucular yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.

51. İddianamede ise tutuklama kararlarında değinilen gazete yayınlarına ilişkin tespit ve değerlendirmelere yer verilmiş; bunun yanı sıra ayrıca öldürülen terör örgütü üyelerinin ve kırsalda faaliyet gösteren silahlı bir kısım terör örgütü üyesinin PKK/KCK terör örgütünü simgeleyen işaret ve amblemler eşliğindeki fotoğraflarının başvurucu İhsan Yaşar'ın cep telefonunda tespit edildiği, başvurucu Mehmet Ali Çelebi'nin ikametgâhında yapılan aramada örgütsel içerikli gazete ve dergilerin ele geçirildiği, ayrıca cep telefonunun rehberinde PKK/KCK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD'nin liderlerinden S.M. ve PYD dış ilişkiler sorumlusu Z.K.nın cep telefonu numaralarının kayıtlı olduğunun tespit edilmesinin anılan kişilerle irtibatlı olduğunu gösterdiği ileri sürülmüştür.

52. Soruşturma makamları; gazetenin yayınlarının genelinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin PKK/KCK terör örgütüne ve örgütün Suriye uzantılarına yönelik Afrin'de yürütmekte olduğu operasyonların "işgal, sivil katliamı, soykırım, işkence, zulüm, yağma" şeklinde nitelendirildiğini, güvenlik güçleri tarafından kadın teröristlere işkence yapılıp ibadethanelerin, okulların, hastanelerin ve sivillerin bombalandığını gösteren gerçek dışı fotoğraflarla desteklenen haberlerin paylaşıldığını, Türk güvenlik güçlerini suçlayıcı ve terör örgütünü destekleyici tarzda ajitasyon içeren haberler yapıldığını belirtmiştir. Soruşturma makamlarına göre bu yayınlarda, terör örgütü ve uzantılarının Afrin'de güvenlik güçlerine karşı gerçekleştirdiği saldırılar "meşru savunma, öz savunma, büyük mücadele, çağın direnişi, efsanevi direniş", örgütün üst düzey sorumluları "sözcü, komutan, genel komutan, konsey üyesi, koordinasyon sorumlusu, komutanlık üyesi, temsilci"; güvenlik güçlerine saldıran grupları "tabur, birlik, savunma güçleri, silahlı güç, demokratik suriye güçleri", örgütün bölgedeki siyasi yapılanması "kanton, özerk yönetim, kurucu meclis, komite, konsey" şeklinde nitelendirilmiştir. Ayrıca bu yayınlarda PKK terör örgütünün Türkiye'de faaliyet gösteren üyelerinden ise "HPG (halk savunma güçleri)" olarak bahsedildiği ve Türkiye'de gerçekleştirilen terör eylemlerinin övüldüğü iddia edilmiştir.

53. Ayrıca iddianamede; gazetenin söz konusu nüshalarında "Zeytin Dalı Harekâtı" ile ilgili olumsuz algı oluşturma maksadının yanında örgütün ideolojisi ile korkutucu gücünün yayılması, cebir ve şiddet içeren, manipülatif ve algısal amaçlar taşıyan söylemlerinin kamuoyuna ulaştırılması amacını taşıyan ve örgüte destek içerikli örgütsel eylem çağrıları içeren haberlere yer verildiği ileri sürülmüştür. Bu bağlamda gazetenin;

- 22/1/2018 tarihli nüshasında "TSK'ye Ağır Darbe" başlığı altında "YPG/YPJ'nin sert direnişi, ...YPG ve YPJ savaşçıları Cinderes ilçesinin Hemam köyüne işgal girişiminde bulunan Türk ordusunu püskürttü, TSK'nin onlarca cenazesinin YPG/YPJ denetiminde kaldığı..." şeklinde terör örgütüne destek içerikli yazılara yer verilmiştir.

- 25/1/2018 tarihli nüshasında "BÖG: Eylem Zamanıdır" başlıklı yazıda "Birleşik Özgürlük Güçleri Rojava (batı kürdistan) Komutanlığı" olarak belirtilen terör örgütü uzantısının "Türkiye devrimci hareketini Efrin işgaline karşı ortak duruş ve eyleme, örgütlenmeye ve sokağa, mücadeleye ve ayaklanmaya çağırıyoruz." şeklinde isyana davet niteliğinde örgütsel eylem çağrısı içeren açıklamalarına yer verilen, ayrıca silahlı bir kadın teröristin fotoğrafıyla birlikte yayımlanan "Efrin Halkı: İrademiz Kırılamaz" başlıklı yazıda "YPG ve YPJ halkını korumak için kahramanca bir direniş sergiliyor, bizler de hepimiz YPG ve YPJ'nin direnişine destek vereceğiz." sözleriyle terör örgütü uzantılarının "halkın koruyucusu","sivillerin koruyucusu" olduğuna yönelik algı oluşturulup halkın terör eylemlerine katılımı teşvik edilmiştir.

- 31/1/2018 tarihli nüshasında YPG terör örgütü amblemi taşıyan silahlı bir teröristin fotoğrafı ile birlikte yer verilen "Avesta Direnişin Adı Oldu" başlıklı yazıda "YPG Genel Komutanlığı" olarak nitelendirilen terör örgütü yapılanmasının Afrin'de Türk ordusuna karşı intihar saldırısı gerçekleştiren YPJ içindeki bir kadın teröristin söz konusu eylemiyle ilgili olarak "Osmanlı Saltanatı nasıl düştüyse, Erdoğan da efrin direnişiyle düşecek, Sonuna dek Erdoğan'ın ordusu ve çetelerinin yenilgisi için fedai ruhla hareket edeceğiz." şeklindeki açıklamayla intihar saldırısı içeren şiddet eylemleri övülmüştür.

- 7/2/2018 tarihli nüshasında bir kadın teröristin havan topu yanında çekilmiş fotoğrafı altında yer verilen "Kimse Bu Topraklara El Atamaz" başlıklı yazıda YPJ'nin "ağır silah tabur komutanı" olarak belirtilen teröristin "Türkiye şunu iyi bilsin: nasıl ki kobane topraklarına el uzatmaya çalıştı, biz o eli indirdik, Efrin toprağını da ona bırakmayacağız. Bir tek YPG ve YPJ savaşçısı kalana kadar; Türkiye Efrin'e el atamayacak" şeklindeki örgütsel tehdit içeren açıklamalarda bulunulmuştur.

- 2/3/2018 tarihli nüshasında "Göğümden Bir Yıldız Söktüler" başlıklı köşe yazısında, Afrin'de silahlı faaliyet gösteren bir teröristle yapılan mesajlaşma içeriğiyle birlikte "Savaşıyoruz aralıksız bir direniş var sözleri hayatın amentüsüymüş meğer, savaşıyoruz, aralıksız direniş, yasımı katlayıp yüreğimin cebine koyuyorum, şimdi yas tutma zamanı değil, şimdi aralıksız direniş zamanı esmer ve kavgacı çocuğum, şimdi savaş zamanı ciğerim..." şeklindeki terör ideolojisine duygusal bir anlam yükleme çabası içinde terör eylemlerini öven sözlere yer verilmiştir.

- 13/3/2018 tarihli nüshasında yazarı belli olmayan "Evren Doğuran Kadınlar" başlıklı köşe yazısında "...bu kez açtığım kapının arkasında üç gencecik kız duruyor. İçeri buyur ediyorum ama gelmek istemiyorlar. 'Sen YPJ mevzilerinin nerede olduğunu biliyorsun bizi onların yanına götür, biz de savaşmak istiyoruz' diyorlar. Çok gençler 'olmaz küçüksünüz' diyorum. 'Olur küçükleri de vuruyorlar, bari biz de onları vurma şansına sahip olalım kirletemesinler bizi' diyorlar. Bu şehirde her kadın kendisince ve kendi usulünce bir evrene gebe diyorum." şeklindeki sözlerle örgüte katılım teşvik edilmiştir.

- 23/3/2018 tarihli nüshasında örgütün Suriye uzantılarından TEV-DEM (Demokratik Halk Hareketi) Yürütme Kurulunun örgütsel açıklaması aynen paylaşılmış; bu örgütsel açıklamada, Afrin'deki terör unsurların şiddet eylemlerinden "Halk direnişi düşmanlara ve karanlık güçlere ders vermiştir, bu direniş halen de devam etmektedir." şeklinde bahsedilmiş; "Zaferi kesinleştirinceye kadar direnişimiz mutlak olarak sürecektir, direnişimiz Efrin topraklarının kurtuluşuna dek devam edecektir... şehitlerimizin intikamını alacağımızı, düşmanın topraklarımızda rahat nefes almasına izin vermeyeceğimizi ve topraklarımızı düşman işgalinden kurtararak büyük zaferi elde edeceğimize dair sözümüzü bir kez daha yineliyoruz... Bunun için de tarihte eşi görülmemiş efsanevi bir direniş yürütülecektir." şeklindeki örgütsel söylemlere yer verilmiştir.

- 24/3/2018 tarihli nüshasında "Qamişlo'da Büyük Uğurlama" başlıklı haberde "YPG Efrin Komutanlığı" olarak nitelendirilen örgüt yapılanmasının cenazeleri kaldırılan teröristlerle ilgili olarak "şahadete ulaşan savaşçılarımızdan birisi çağın direnişinde komutanlık yapan destansı tarih yazan ... ve 5 direnişçi savaşçılarımızı saygı ve minnetle anıyoruz." şeklindeki etkisiz hâle getirilen örgüt üyelerini ve eylemlerini öven örgütsel açıklamalarına yer verilmiştir.

- 27/3/2018 tarihli nüshasında örgütün Suriye'de faaliyet gösteren uzantısı olan Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu Kurucu Meclisi eş başkanı sıfatıyla belirtilen bir kadın teröristin örgüt adına yaptığı "Efrin'de gerilla tarzı bir direniş başlatıldı..., YPG/YPJ güçleri, işgalci Türk devleti ve çetelerinin barbarca saldırılarına karşı büyük bir irade ile direndi ve bu direniş devam edecektir..., Efrin bu eylemlerle işgalci Türk devleti ve çetelerine mezar olacak, hiçbir şekilde rahata eremeyecekler, buradaki direniş Efrin işgalcilerinden temizlenene kadar sürecek, Türk devleti işgal sistemini Efrin'e oturtamayacak." şeklindeki terör örgütünü ve eylemlerini öven ve örgütsel tehdit içeren açıklamalarına yer verilmiştir.

54. Soruşturma makamları; süreklilik arz edecek şekilde terör örgütlerini destekleyici tarzda yayınlar yaptığını belirttiği gazetenin imtiyaz sahibi ve yayıncı firmasının tek ortağı olan başvuru İhsan Yaşar ile haber, yazı ve manşetleri hazırlamakla görevli olan başvurucu Mehmet Ali Çelebi'nin gazetenin yayın politikasının belirlenmesinde etkili oldukları ve buna bağlı olarak yayımlanan haber ve yazılardan sorumlu tutulabilecekleri sonucuna varmıştır.

55. Böylece gazetenin haber yapma amacının ötesinde PKK/KCK terör örgütünün yayın organı gibi hareket ettiği, örgütün gündeme ilişkin cebir ve şiddet içeren, devlet aleyhine manipülatif ve algısal amaçlar taşıyan söylemlerinin süreklilik arz edecek şekilde kamuoyuna taşınmasını sağladığı, başvurucu İhsan Yaşar'ın gazetenin imtiyaz sahibi ve yayıncı firmasının tek ortağı olması nedeniyle yönetimi şekillendirme hakkını haiz konumu ile başvurucu Mehmet Ali Çelebi'nin haber, yazı ve manşetleri hazırlamakla görevli olması nazara alınarak bundan sorumlu oldukları ileri sürülmüştür.

56. Kişilerin savunduğu bazı görüşlerin terör örgütünün söylem ve görüşleriyle benzerlik göstermesi hatta kimi noktalarda örtüşmüş olması bu görüşlerin terörle bağlantılı suçlar bakımından her durumda kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmesini gerekli kılmaz. Nitekim Anayasa Mahkemesi Murat Aksoy ([GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019, § 70) kararında başvurucunun 17-25 Aralık soruşturmalarına ilişkin değerlendirmelerinin yer aldığı yazılarının o dönemde FETÖ/PDY'nin yayın organlarında dile getirilen açıklama ve görüşlerle benzer olmasını kuvvetli suç belirtisi olarak görmemiştir.

57. Ayrıca Türkiye'nin başka bir ülkede bulunan ve ülke güvenliği açısından tehdit oluşturduğu değerlendirilen terörist gruplara yönelik sınır dışı bir harekât yapmasının veya bu harekâtın yapılış şeklinin de eleştirilmesi her zaman tek başına bu terör gruplarıyla ilgili bir suçlama yönünden kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmemelidir. Bu çerçevede sınır dışı harekâtın kendisine veya icra ediliş şekline dair haber, yazı, yorum ve açıklamaların içeriği ve bağlamına göre bir değerlendirme yapılmalıdır. Öte yandan bir gazetede yayımlanan haber ve yazılar dolayısıyla terörle bağlantılı suçlamalarda bulunulması söz konusu olduğunda gazetenin sahibi bakımından sadece gazetedeki bazı haberlerin içeriğine değil bir bütün olarak gazetenin yayınlarına ve böylelikle gazetenin örgütsel bir amaca hasredilip hasredilmediğine de bakılmalıdır.

58. Gazetedeki haber ve yayınların -yukarıda bir kısmı ifade edilen- içeriği dikkate alındığında bunların Türkiye tarafından gerçekleştirilen sınır ötesi harekâta veya bunun icra ediliş şekline dair eleştirilerin dile getirilmesinin çok ötesinde ifade ve açıklamaların bulunduğu görülmektedir. Bu kapsamda gazetede, Suriye'de bulunan ve Türkiye'nin güvenliği açısından tehdit oluşturduğu değerlendirilen YPG (PKK'nın Suriye kolu) terör örgütüne yönelik sınır ötesi harekât kapsamında güvenlik güçleriyle terör örgütü mensupları arasında silahlı çatışmaların yoğun bir şekilde devam ettiği süreçte doğrudan terör örgütü mensuplarını sahiplenen hatta Türk güvenlik güçlerini bir anlamda düşman olarak niteleyen yayın ve haberler bulunmaktadır. Ayrıca bu yöndeki haber, yazı ve yorumlar süreklilik arz edecek şekilde yayımlanmış ve bu tür yayınlar yayıncı firmaya kayyım atanıp ortaklık payına el konulduğu tarihe kadar devam etmiştir. Bu durumda gazetenin yayınlarının doğrudan Türk güvenlik güçleriyle silahlı çatışma hâlinde olan terör örgütünü destekleme amacına özgülendiği söylenebilir.

59. Bu itibarla anılan yayınlar dolayısıyla gazetenin editörü olan başvurucu Mehmet Ali Çelebi yönünden terörle bağlantılı bir suçlama bakımından kuvvetli suç belirtisinin mevcut olduğu kabul edilmelidir. Yine Türkiye tarafından yapılan sınır dışı harekâtın devamı süresince -özellikle güvenlik güçlerinin terör örgütü mensuplarıyla giriştiği silahlı çatışmaların yoğun olduğu bir dönemde- gazetenin bu terör örgütünün propagandasına özgülendiğine işaret eder şekilde söz konusu yayınların sürdürülmesi dolayısıyla gazetenin sahibi olan diğer başvurucu İhsan Yaşar bakımından da kuvvetli suç belirtisinin mevcut olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim Yargıtay da El Kaide terör örgütünün propagandasını içeren yayınları yaptığı iddia edilen bir derginin imtiyaz sahibi hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükmünün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine söz konusu dergi ile terör örgütü arasında iltisak ve irtibatın bulunması hâlinde silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun oluşabileceğini belirtmiştir (bkz. § 33).

60. Başvurucular hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

61. Başvurucuların tutuklanmasına karar verilen terör örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sisteminde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 24; Gülser Yıldırım (2), § 148).

62. Somut olayda sulh ceza hâkimliklerince başvurucuların tutuklanmasına karar verilirken suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı itibarıyla kaçma şüphesinin bulunmasına, delillerin karartılması ihtimaline, isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesindeki katalog suçlar arasında yer almasına, suçun konusunun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacak olmasına ve suça ilişkin yaptırımın niteliğine göre tutuklamanın ölçülü olmasına dayanıldığı görülmektedir.

63. Buna göre somut olayın koşullarında hâkimlikler tarafından verilen kararların içeriği değerlendirildiğinde başvurucular yönünden özellikle delilleri etkileme ihtimaline ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

64. Başvurucular hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

65. Öncelikle örgüt suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64).

66. Somut olayda başvurucuların terörle bağlantılı bir suç nedeniyle tutuklandıkları dikkate alındığında Hâkimliğin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucular hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

67. Açıklanan gerekçelerle tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

68. Buna göre başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da (13. ve 19. maddelerde) bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamıştır.

2. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

69. Başvurucular; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon gerekçelerle tutukluluğun devam ettirildiğini, bu kararlara yaptıkları itirazların da gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini ve tutukluluğun devam ettirilmesini gerektirecek makul bir sebep kalmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

70. Bakanlık görüşünde öncelikle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esas bakımından yapılacak inceleme için Bakanlık özetle Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin benzer kararlarını hatırlatarak somut olayda tutukluluğun devamı için gerekli olan kuvvetli suç şüphesinin devam ettiğini, tutukluluğun devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterli gerekçe içerdiğini ifade etmiş ve bu anlamda anılan şikâyet yönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.

71. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında genel hatlarıyla başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

b. Değerlendirme

72. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

73. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

74. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 28/6/2019 tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucuların tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucuların tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucular lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucuların durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade ve Basın Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

76. Başvurucular; gazetede yayımlanan haber, yazı ve manşetlerin soruşturmaya konu edildiğini, bunların gazetecilik faaliyeti olduğunu ve bu nedenle tutuklanmalarının ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

77. Bakanlık görüşünde, başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ifade edilmiştir.

78. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundakine benzer açıklamalarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

a. Uygulanabilirlik Yönünden

79. Başvurucuların tutuklanmasına neden olan suçlama olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu itibarla tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri üzerindeki etkisinin incelenmesi, Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında müdahalenin başta Anayasa'nın 13., 26. ve 28. maddeleri olmak üzere diğer maddelerde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

b. Kabul Edilebilirlik Yönünden

80. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

c. Esas Yönünden

81. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 111-117; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015 §§ 191-203; Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, §§ 120-134;Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75;İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74;Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).

82. Somut olayda başvurucuların tutuklanmasının hukuki olmadığına ilişkin iddiası incelendiğinde başvurucuların suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 48-68). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucuların yalnızca ifade ve basın özgürlükleri kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

83. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri bağlamındaki ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

84. Buna göre başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerine tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da (26. ve 28. maddelerde) bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

 2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 28/1/2021 tarihinde karar verildi.

 

 

 

KARŞIOY

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka söyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü itibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma kapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan oluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).

Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiği konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketme girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorum yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargı organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makul bir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunu kullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununla birlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz konusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal davaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde mahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri ihtimali her zaman vardır.

Somut olayda 06.04.2018 tarihinde tutuklanan ve 29.05.2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma durumu, 28.06.2019 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle) birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesince başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlal kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) bir sonuç ortaya çıkmayacaktır.

Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireysel başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireysel başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek ve giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak arama yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanın kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesinin mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunup bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1

Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlu bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı Kanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ... kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıf yapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni, ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen bir kişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.

Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireysel başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sona ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir arada gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğu iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucu tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olması veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olması hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK 141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımını sonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata konu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenen tazminat nedenine ilişkin durumdur.

Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki bir çok kararına göre; başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu hakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK 141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK 141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusu hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası yönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm başvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esası incelenmektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmiş olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına karar verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenen tazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme, tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul sürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarının tüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5

Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle, gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetle sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmektedir.6

Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıf yapıldığı için gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141. maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddia edilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine oluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının var olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda atıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiği iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibar edilmesi mümkün değildir.8

Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuka aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, Anayasa Mahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yoluna başvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucunun tutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesi çelişkili bir durum oluşturmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolunun bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma yaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme merkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı başvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele oluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi bir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu edilebileceğini belirterek incelememiştir.

İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türk hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dair kararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan ve kanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddüt uyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasının söz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi bakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu güne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren herhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin etkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade etmiştir.9

Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabul edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında, tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya da tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işlemine karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davada incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme, buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10

Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişinin CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin ve tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitin devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürüten mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkında mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veya kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiği veya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolunun etkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu bağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya mahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını söylemek yerinde olacaktır.

Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygun olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanması hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucuna varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğun hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız bir inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz, Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğinin incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemi olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veya davanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyor olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle bir inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlik kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceği gibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygun olduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucunun tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilen başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliği bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısal sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığı anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısal sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminat nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu bulunmaktadır.

Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağına ilişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasını inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtina edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmek gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağır ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığını inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülen şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundan kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayı yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliye kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından, tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bu konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır ceza mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukuka aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde de herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındaki tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminat yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d) bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındaki kamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yolu aşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadı doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağı tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkin kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetli suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birlikte devam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) Nitekim Anayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olup esastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklama nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca, bu konuya ilişkin olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan mahkemenin de kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını değerlendireceği varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür başvurularda kişilerin tazminat davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi. Sonuç olarak, eğer tazminat davasına bakacak mahkeme, uzun tutukluluk şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden kaynaklanan davalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.

Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması nedeniyle CMK 141’de düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak ise Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağı tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak durumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesinde öngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahale sonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunu ifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun, tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK 141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucunun tutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığını tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespit edebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veya takipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141. maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunu belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal, B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-a bendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkili davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır. Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı 141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK 141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte etkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat istenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup olmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir. Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini tespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM de Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesi gerektiği itirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e bendinin değil, 141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine de atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı olmadığı için tahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanın ilgili/ilişkili olduğu dava mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinin tahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıkladığım gerekçelerle başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğu görüşüyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.

 

 

 

 

Üye

Selahaddin MENTEŞ

 

 

 

1     Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16.2.2017.

2     Reşat Ertan, 2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29; Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§ 39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34

3    Kamil Erdoğan, B. No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49; Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42

4    Fatma Maden, §47, Ertuğrul Raşit Benal, §40

5    Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,§37

6    Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624, 9/5/2018, § 24-26.

7    Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı

8    Benzer durumlar bakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu değildir.

9    B.T. [GK], B. No: 2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.

10  Cafer Yıldız, B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40.

11 Bkz. Besime Konca, B. No: 2017/5867, 3/7/2018.

12   Mehmet Özdemir, B. No: 2017/37283, 29/11/2018

13   Ali Bulaç [GK], B. No: 2017/6592, 3/5/2019

14  bkz. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı, 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.

15  İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37

16  Bkz. Örneğin, Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, § 87.

17  Mustafa Avci, B. No: 2014/1545, 22/3/2018

18  Mustafa Avci, §27

19  Mustafa Avci, §35-38

20  Mergen ve diğerleri/Türkiye kararı, §36

I. KARAR KİMLİK BİLGİLERİ

Kararı Veren Birim Birinci Bölüm
Karar Türü (Başvuru Sonucu) Esas (İhlal Olmadığı)
Künye
(İhsan Yaşar ve Mehmet Ali Çelebi, B. No: 2019/19137, 28/1/2021, § …)
   
Başvuru Adı İHSAN YAŞAR VE MEHMET ALİ ÇELEBİ
Başvuru No 2019/19137
Başvuru Tarihi 29/5/2019
Karar Tarihi 28/1/2021
Resmi Gazete Tarihi 18/3/2021 - 31427

II. BAŞVURU KONUSU


Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması ve tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutuklamaya konu suçlamaların ifade ve basın özgürlükleri kapsamındaki eylemlere ilişkin olması nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

III. İNCELEME SONUÇLARI


Hak Müdahale İddiası Sonuç Giderim
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Suç isnadı (tutma) İhlal Olmadığı
Suç isnadı (tutukluluğun hukuki olmadığı) Başvuru Yollarının Tüketilmemesi
İfade özgürlüğü Terör bağlantılı ifade (örgüt adına suç işleme, örgüte yardım dahil) İhlal Olmadığı

IV. İLGİLİ HUKUK



Mevzuat Türü Mevzuat Tarihi/Numarası - İsmi Madde Numarası
Kanun 5271 Ceza Muhakemesi Kanunu 100
101
109
5237 Türk Ceza Kanunu 220
311
312
314
3713 Terörle Mücadele Kanunu 1
2
  • pdf
  • udf
  • word
  • yazdir
T.C. Anayasa Mahkemesi